Futbolda/Sporda Altyapı Eğitimi demek, futbola ilişkin nelerin, nasıl ve asıl olarak "ne zaman" öğretileceği ve öğrenileceği ile ilgili süreç demektir. "Futbol/Spor altyapı eğitim pedagojisi" demek; Çocukların gelişim sürecindeki "kritik dönemleri" ve durumları dikkate alarak öğretimi sürdürebilmek demektir. Not: Burada yer alan yazılardan isim ve kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi hırsızlığa girer. Alıntılar hukuken de kaynakça gösterilerek yapılır. (İsmail Topkaya)
3 Haz 2019
BU FOTOĞRAF, BU EĞİTİM SAYFASI İÇİN ÇOK DAHA BAŞKA ŞEYLER İFADE EDER
Her şeyden bu fotoğraf, orta yaş ve üzerinde olan tüm erkekler için geçmişin taze veya bulanıklaşmış anıları ve yaşanmışlıklarını ifade eder...
Ama bu fotoğraf futbol adına ve daha çok da günümüzde çok sözü edilen ama işin pratiği açısından içi bir türlü doldurulamayan "futbolda altyapı" açısından daha çok şey ifade eder...
1. Çocuklar eskiden okullarda teneffüslerde ve öğle aralarında bolca top oynarlar, "üç korner bir penaltı" ve "5'de devre 10 biter" maçlar yaparlardı.
2. Kara önlüklü, beyaz yakalı okul kıyafetleri bir zamanlar futbolun en güzel formalarıydı.
3. Beyaz yakanın bir iliği açılır ve o beyaz yaka top sürenin ardından uçuşurdu.
4. Kimin siyah önlüğünde sökük veya yırtık varsa top oynadığını, kimin daha fazla söküğü ve yırtığı varsa, top ile en çok oynayanın o olduğunu anlardınız. Kimin dizinde yara çok ise, anlardınız ki en çok çelme takılıp düşürülen o'dur.
5. Bütün köylerde, bucaklarda, yani kırsaldaki bütün okullarda ve yerleşim yerlerinde çocuklar futbol oynarlardı. Futbol, çocukluğun geleneksel oyunlarından birisiydi.
6. Zamanın kasabaları ve daha büyümüş görece kentlerinde ise futbol tüm sevecenliği ve eğlence aracı olarak okulların bahçelerinde, sokaklarda, semt sahalarında ve arsalarda devam etti.
7. Çarpık kentleşme, yağma ve talan düzeni, çarpık kentleşme, göç, kırsalın yaşam alanı olmaktan çıkarılması, sözde modernleşme adına yaşam algısının ve amaçlarının değiştirilmesi, üretim ve tüketim ilişkilerinin çocukları doğrudan etkilemesi, yarışmacı ve elemeci eğitim sistemi ve daha bir çok neden, çocukları sokaktan eve kapatan, oyunu gereksiz zaman harcama olarak gören, futbolu her an her yerde oynanabilir oyun olmaktan çıkaran, çocukları yaşından önce olgunlaştıran, yeni yaşam biçimi sonucu her şey değişmeye başlamıştır.
8. Avrupa bunu sanayi toplumu aşamasında yaşadı ve aklı çabuk başına gelerek, çözümü çocukları yaşamın içine, sokaklara, oyun alanlarına ve kurumsallaşmış etkinlik merkezleri, kulüpleri ve rekreasyon alanları onların çok yönlü gelişimlerini yeniden sağlayarak çözdü.
9. Biz ciddi bir sanayi toplumu ve sanayi sonrası toplumu olmayı bilgi, bilinç ve kültürel düzeyde başaramadık. Çocukların eğitimini çok okul, çok ders, çok bilgiye bağladık. Oyunu unuttuk. Futbolu ise popüler kültürün ticari bir metası olarak tüketmeyi seçtik.
10. Siyah önlüklü, beyaz yakalı çocukların zamanına dönem çözüm değil elbette. Ama çözümün anahtarı orada.
11. Çocukları spora ve futbola önce sayısal oran olarak ulaştırabilmekte. Futbolu eğlence unsuru bir oyun olarak herkesin her zaman ulaşabileceği bir etkinlik haline getirebilmekte.
12. Buradan çıkacak ve yürüyecek olanları ise eşitçe ve adilce gelişmeye devam edebilecekleri yerlere yönlendirebilmekte.
Not: Küçük bir yaşam notu; Yıl 1960'lı yılların ikinci yarısı...
Bugün Messi neyse ve nasıl top oynuyorsa, o yıllarda bizim köy okulunun bahçesinde, topu aldığı zaman herkesi çalımlamadan gol atmayan Zaza Mehmet de oydu ve aynı topu oynuyordu. Babasının zaza marka motorsikletinden dolayı atfedilen lakabı ile "Zaza Memed", top ayağına aldığında, biz karşı takımda oynayan herkes, çalım yemekten korkar, üstüne gidemez, o çocuk halimizle ona hayran hayran bakardık. Sonra Zaza Memed'e ne mi oldu? Hiç bir şey... Birçok Mehmet gibi o da hayata başka bir yerden devam etti... Mutlu mesut... Ama futbolcu olarak değil...
EĞİTİM KALİTESİ
"EĞİTİM KALİTESİ"NE İLİŞKİN BİR KAÇ ÖLÇÜT VE ALTYAPI EĞİTİMLERİNE İLİŞKİN ÇOK KISA BİR DEĞERLENDİRME
Eğitimin kalitesi, insanların ego savaşlarından sıyrılması ve birbirlerini rakip olarak görmek yerine birlikte daha da yükselebilme duygusunun geliştirilmesi ile çok ilgilidir.
Buna ilave olarak sürekli öğrenme ve gelişme eğilimi ve alışkanlığının çocukluktan beri kazandırılması, eğitimin en önemli kişilik geliştirme niteliği olarak sayılabilir.
Eğitim kalitesinde üretimden çok kaliteli üretim ve tatmin duygusunun genişletilmesi, toplumsal olarak son derece önemli ölçütlerden birisidir.
Şimdi bu eğitim ve eğitimde kalite yaklaşımını spor ve futbol eğitiminden ayrı düşünmek mümkün müdür?
Elbette değildir.
Sporda ve özellikle de takım sporları eğitim süreçlerinde ego savaşlarını, birbirini rakip olarak görmeyi yeniden ele alarak, birlikte daha iyi yapabilmeye yönelmek paradigmasını hayata geçirmek zorundayız.
Spor ve özellikle takım oyunlarında çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirmek adına yeni şeyler öğrenme, deneme ve üretmelerine yönelik alışkanlık edinmelerini sağlamak da spor eğitimindeki kalite göstergelerinden birisidir.
Çok koşmak, topla çok buluşmak, top ile çok oynamak elbette önemli ve ama çok daha önemlisi giderek değişecek biçimde işlevsel koşmak, topla gereken yerde ve zamanda buluşmak, top ile gerektiği kadar oynamayı öğrenmiş olmak, futbol eğitiminin kalite göstergelerden birisidir.
Eğitimin kalitesi, insanların ego savaşlarından sıyrılması ve birbirlerini rakip olarak görmek yerine birlikte daha da yükselebilme duygusunun geliştirilmesi ile çok ilgilidir.
Buna ilave olarak sürekli öğrenme ve gelişme eğilimi ve alışkanlığının çocukluktan beri kazandırılması, eğitimin en önemli kişilik geliştirme niteliği olarak sayılabilir.
Eğitim kalitesinde üretimden çok kaliteli üretim ve tatmin duygusunun genişletilmesi, toplumsal olarak son derece önemli ölçütlerden birisidir.
Şimdi bu eğitim ve eğitimde kalite yaklaşımını spor ve futbol eğitiminden ayrı düşünmek mümkün müdür?
Elbette değildir.
Sporda ve özellikle de takım sporları eğitim süreçlerinde ego savaşlarını, birbirini rakip olarak görmeyi yeniden ele alarak, birlikte daha iyi yapabilmeye yönelmek paradigmasını hayata geçirmek zorundayız.
Spor ve özellikle takım oyunlarında çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirmek adına yeni şeyler öğrenme, deneme ve üretmelerine yönelik alışkanlık edinmelerini sağlamak da spor eğitimindeki kalite göstergelerinden birisidir.
Çok koşmak, topla çok buluşmak, top ile çok oynamak elbette önemli ve ama çok daha önemlisi giderek değişecek biçimde işlevsel koşmak, topla gereken yerde ve zamanda buluşmak, top ile gerektiği kadar oynamayı öğrenmiş olmak, futbol eğitiminin kalite göstergelerden birisidir.
İSPANYADA BİR ALTYAPI MÜSABAKASI VE BİR HAKEM
İspanyada bir altyapı müsabakasında, müsabakanın hakemi bir takımın kalecisine baraj kurması konusunda kılavuzluk ediyor.
Burada önemli olan asıl şey şudur;
Diğer takımdaki çocukların ve ilgili diğer kişilerin böylesi bir durumda ne yaptığı, ne düşündüğü ve nasıl davrandıklarıdır.,
Görünen o ki, gayet olağan ve doğal karşılıyorlar...
Hani, bazen "onlardan ne farkımız var" diyoruz ya.... Evet, çok farkımız var.
Öncelikle ilk farkımız, bizlerin antrenör, hakem, idareci ve ebeveynler olarak sahadaki bütün çocukların "hepimizin çocuğu" olduğunu unutuyor olmamızdır.
Oysa biyolojik olarak ebeveyni olmadığımız çocuklar da esasen "bizim çocuklarımızdır".
Çünkü onlar bizim geleceğimizdir.
O halde işimiz, derdimiz ve amacımız öncelikle hepsinin "gelişmesi" olmalıdır.
Her koşulda ve durumda çocuklara rehberlik ve kılavuzluk etmek, tüm çocukların gelişimini amaçlıyor olmak demek, bir ülkenin spor altyapılarındaki farkı ortaya koyan şeydir..
Antrenörü ile, hakemi ile, velisi ile kavrayıcı olmak ve asıl işimizin "geliştirmek" olduğunu unutmadığımız sürece daha başarılı ve daha mutlu olacağımız kesindir.
Görselin Kaynağı: Arda Tekin
(Performance & Analysis)
ÇOCUKLAR VE FUTBOL
ÇOCUKLAR 1
Çocuklar genel olarak 12 yaşına kadar futbolcu olmak için "futbol" oynamak peşinde olmazlar.
Çocuklar 12 yaşlarına değin sadece "top oynamak" peşinde olurlar.....
Top oynarken onları "futbol oynamaya zorlayan" eğitim içeriği ve anlayışı hem ahlaki, hem vicdani ve hem de gelişim psikolojisi açısından sorunlu bir yaklaşımdır.
Buradan çıkarılacak soru ve sonuç; Futbol eğitimi 12 yaşında mı başlasın sorusu ve sonucu değildir.
Başka bir şeydir. Elbette futbol eğitimi daha alt yaş düzeylerinde başlar. Ama başlayan şeyin neler olduğu önemlidir.
Çocuklar 12 yaşlarına kadar top oynamak isterler. Bunun ardında ve altında yatan şey;
Birlikte olmak isteğidir,
Eğlenmek isteğidir,
Bütünün parçası olmak isteğidir,
Önemli ve değerli hissetmek isteğidir,
Özgür ve bağımsız davranmak isteğidir ve
Herkesle eşit olmak isteğidir...
Bunları görmeden, bilmeden ve empati yapmadan verilecek her türlü futbol eğitimi "top oynama" çağı ve çocukluğuna uygun olmayan, vaktinden önce olgunlaştırma eğitimidir.
ÇOCUKLAR 2
Çocukları gerçekler ile karşı karşıya bırakmak, onları geliştirmez. Çaresiz kılar.
Çocukları, çocuklara göre gerçekler ile karşılaştırmak onları geliştirir. Çünkü mutlaka bir çözümleri olacaktır. Çözümü olan çocuk asla kendini çaresiz hissetmez. Dolayısıyla yetersiz hissetmez.
ÇOCUKLAR 3
Bir çocuğun bir nesne ile bir şeyler yapabilme hareketleri ile becerilerini belirleyen asıl şey;
1. Nesneyi kontrol etme ve yönetmeye ilişkin, göz, sinir. kas işbirliği ile ilgili gelişimdir.
Bu farklı düzeyler her halükarda gelişecek bir şeydir.
Zorlamaksızın fazla deneyim işin çözümüdür.
2. Asıl iş, o nesnenin giderek daha amaçlı kullanımı ve daha iyi yönetilmesi ile ilgilidir. İşte burada deneyime ilaveten doğru yönlendirme, fırsatlar yaratma, ortamlar hazırlama devreye girer.
3. Ve asıl aşama ise çocuğun bir nesneyi bir alan içinde, o alanın gerektirdiği biçimde kullanması ve yönetmesi gelişimidir.
Bunun olmazsa olmaz koşulu, çocuğun kendini alan içinde komunlandırması ile ile çocuğun hareket halinde iken kendi konumunun sürekli farkında olmasıdır. Yoksa nesneyi yön ve açı açısından nasıl kullanacağı konusunda eksik kalır ve nesne kullanım becerisi düşer. Alan farkındalığı aynı zamanda mesafe farkındalığının da pekişmesi için yararlı ve önemlidir.
8 yaşındayken naylon top peşinde koştuğumuz ilkokul bahçelerindeki alanlara gidip bir bakınız;
O zamanlar bir kaleden bir kaleye bitmeyen saha esasen 30 metreyi geçmeyen, içinde binbir türlü engelin olduğu, içinden top oynamayanların da geçtiği minik alanlar olduğunu görürsünüz.
Alana hakim olmadan, yönettiğiniz nesneyi kullanma becerilerini geliştiremezsiniz. Mesele sadece alanı küçültmek değildir. Çocuğun alanın hepsini, her zerresini kullanarak alana hakim olmasını sağlamak demektir.
Futbol alanının yarıya indirmek bunu sağlamaz. Çünkü esas alan ile gerçek alan aynı olmalıdır.
İkincisi çocuğa sağ bek görevi vererek, çocuğun alanın her zerresini kullanarak, alana hakim olmasını engellemiş olursunuz.
8-9 ve 10-11 yaşlardaki futbol eğitiminde "top eğitimi" diye romantikleştirerek telaffuz ettiğimiz kavramda asıl özne ve asıl amaç budur ve bu olmalıdır.
Yani, "Çocukta alan yeterliliği hissi ve bilinci" oluşturmak....
ÇOCUKLAR 4
"Topa tek dokunuşu tekniğin zirvesi sayarım. Tek top oynamayı kusursuzlaştırmak için antrenmanlarda topa binlerce defa dokunmak gerekir ki, biz de tam olarak onu yapıyorduk. Ajax'taki bu yaklaşım, dünyanın en iyileri arasına giren oyuncuların yetiştirilmesini sağladı."
J.Cruyff
Biz de diyoruz ki; 12 yaşına kadar öyle ortamlar hazırlayın ki, çocuklar topa yüz binlerce kez temas etsinler.
Çünkü temaslar bir gün gelecek en iyi dokunuşa ulaşacaktır....
En iyi tek dokunuşa düzeyine ulaşmak için, neredeyse bir çocukluk ömrünü temas ederek çabalamış olarak geçirmiş olmak gerekir.
ÇOCUKLAR 5
"Tamamıyla mekanikleşmiş takımlar faydasızdır, çünkü senaryonun ucunu kaçırınca kaybederler. Ama tek bir oyuncunun yaratıcılığına bağlı takımları da sevmiyorum, çünkü Tanrı onlardan yana olmazsa, tamamen rakiplerinin merhametine kalırlar."
Marcelo Bielsa
Yoruma gerek var mı? Yok...
Ama altyapı eğitimlerine ilişkin var...
Altyapılarda 12 yaşına kadar bireysel, kendi için ve top ile daha fazla oynamaya (ama başkalarının hakkını çalarak değil) ilişkin süreç psiko-motor gelişim ve topa yatkınlık açısından vazgeçilmezdir.
12-15 yaş bu eğilim görece azalmaya eve eşitlenmeye başlamalı ve 15-18 yaşlarda ise artık tamamen takım oyunu sistematiğinin işleyen bir parçası olma ile ilgili ahlak, bilinç ve taktik beceri kazanımı ön plana çıkmalıdır.
Çocuklar genel olarak 12 yaşına kadar futbolcu olmak için "futbol" oynamak peşinde olmazlar.
Çocuklar 12 yaşlarına değin sadece "top oynamak" peşinde olurlar.....
Top oynarken onları "futbol oynamaya zorlayan" eğitim içeriği ve anlayışı hem ahlaki, hem vicdani ve hem de gelişim psikolojisi açısından sorunlu bir yaklaşımdır.
Buradan çıkarılacak soru ve sonuç; Futbol eğitimi 12 yaşında mı başlasın sorusu ve sonucu değildir.
Başka bir şeydir. Elbette futbol eğitimi daha alt yaş düzeylerinde başlar. Ama başlayan şeyin neler olduğu önemlidir.
Çocuklar 12 yaşlarına kadar top oynamak isterler. Bunun ardında ve altında yatan şey;
Birlikte olmak isteğidir,
Eğlenmek isteğidir,
Bütünün parçası olmak isteğidir,
Önemli ve değerli hissetmek isteğidir,
Özgür ve bağımsız davranmak isteğidir ve
Herkesle eşit olmak isteğidir...
Bunları görmeden, bilmeden ve empati yapmadan verilecek her türlü futbol eğitimi "top oynama" çağı ve çocukluğuna uygun olmayan, vaktinden önce olgunlaştırma eğitimidir.
ÇOCUKLAR 2
Çocukları gerçekler ile karşı karşıya bırakmak, onları geliştirmez. Çaresiz kılar.
Çocukları, çocuklara göre gerçekler ile karşılaştırmak onları geliştirir. Çünkü mutlaka bir çözümleri olacaktır. Çözümü olan çocuk asla kendini çaresiz hissetmez. Dolayısıyla yetersiz hissetmez.
ÇOCUKLAR 3
Bir çocuğun bir nesne ile bir şeyler yapabilme hareketleri ile becerilerini belirleyen asıl şey;
1. Nesneyi kontrol etme ve yönetmeye ilişkin, göz, sinir. kas işbirliği ile ilgili gelişimdir.
Bu farklı düzeyler her halükarda gelişecek bir şeydir.
Zorlamaksızın fazla deneyim işin çözümüdür.
2. Asıl iş, o nesnenin giderek daha amaçlı kullanımı ve daha iyi yönetilmesi ile ilgilidir. İşte burada deneyime ilaveten doğru yönlendirme, fırsatlar yaratma, ortamlar hazırlama devreye girer.
3. Ve asıl aşama ise çocuğun bir nesneyi bir alan içinde, o alanın gerektirdiği biçimde kullanması ve yönetmesi gelişimidir.
Bunun olmazsa olmaz koşulu, çocuğun kendini alan içinde komunlandırması ile ile çocuğun hareket halinde iken kendi konumunun sürekli farkında olmasıdır. Yoksa nesneyi yön ve açı açısından nasıl kullanacağı konusunda eksik kalır ve nesne kullanım becerisi düşer. Alan farkındalığı aynı zamanda mesafe farkındalığının da pekişmesi için yararlı ve önemlidir.
8 yaşındayken naylon top peşinde koştuğumuz ilkokul bahçelerindeki alanlara gidip bir bakınız;
O zamanlar bir kaleden bir kaleye bitmeyen saha esasen 30 metreyi geçmeyen, içinde binbir türlü engelin olduğu, içinden top oynamayanların da geçtiği minik alanlar olduğunu görürsünüz.
Alana hakim olmadan, yönettiğiniz nesneyi kullanma becerilerini geliştiremezsiniz. Mesele sadece alanı küçültmek değildir. Çocuğun alanın hepsini, her zerresini kullanarak alana hakim olmasını sağlamak demektir.
Futbol alanının yarıya indirmek bunu sağlamaz. Çünkü esas alan ile gerçek alan aynı olmalıdır.
İkincisi çocuğa sağ bek görevi vererek, çocuğun alanın her zerresini kullanarak, alana hakim olmasını engellemiş olursunuz.
8-9 ve 10-11 yaşlardaki futbol eğitiminde "top eğitimi" diye romantikleştirerek telaffuz ettiğimiz kavramda asıl özne ve asıl amaç budur ve bu olmalıdır.
Yani, "Çocukta alan yeterliliği hissi ve bilinci" oluşturmak....
ÇOCUKLAR 4
"Topa tek dokunuşu tekniğin zirvesi sayarım. Tek top oynamayı kusursuzlaştırmak için antrenmanlarda topa binlerce defa dokunmak gerekir ki, biz de tam olarak onu yapıyorduk. Ajax'taki bu yaklaşım, dünyanın en iyileri arasına giren oyuncuların yetiştirilmesini sağladı."
J.Cruyff
Biz de diyoruz ki; 12 yaşına kadar öyle ortamlar hazırlayın ki, çocuklar topa yüz binlerce kez temas etsinler.
Çünkü temaslar bir gün gelecek en iyi dokunuşa ulaşacaktır....
En iyi tek dokunuşa düzeyine ulaşmak için, neredeyse bir çocukluk ömrünü temas ederek çabalamış olarak geçirmiş olmak gerekir.
ÇOCUKLAR 5
"Tamamıyla mekanikleşmiş takımlar faydasızdır, çünkü senaryonun ucunu kaçırınca kaybederler. Ama tek bir oyuncunun yaratıcılığına bağlı takımları da sevmiyorum, çünkü Tanrı onlardan yana olmazsa, tamamen rakiplerinin merhametine kalırlar."
Marcelo Bielsa
Yoruma gerek var mı? Yok...
Ama altyapı eğitimlerine ilişkin var...
Altyapılarda 12 yaşına kadar bireysel, kendi için ve top ile daha fazla oynamaya (ama başkalarının hakkını çalarak değil) ilişkin süreç psiko-motor gelişim ve topa yatkınlık açısından vazgeçilmezdir.
12-15 yaş bu eğilim görece azalmaya eve eşitlenmeye başlamalı ve 15-18 yaşlarda ise artık tamamen takım oyunu sistematiğinin işleyen bir parçası olma ile ilgili ahlak, bilinç ve taktik beceri kazanımı ön plana çıkmalıdır.
GELİŞİM NASIL BAŞLAR? GELİŞİMİN BİYOLOJİK MANTIĞI NEDİR?
Bir yumurta dışarıdan bir güç ile delinir veya kırılırsa, omlet olur.
Ama bir yumurta içeriden bir güçle delinir veya kırılırsa, yeni bir hayat başlar.
İçeriden dışarıya doğru gelişir her şey".
Çocuklar dışarıdan dayatma, zorlama ve empoze etmek ile gelişmezler.
Ama her türlü büyürler.
Esas olan şey ise gelişerek büyümek, büyürken gelişmektir.
Bu toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir.
Büyürken gelişmeyen, gelişerek büyümeyen çocuklardan özel çocuklar, yeterli çocuklar ve problemler karşısında çözüm üreten çocuklar ve "yeterli düzeyde büyükler" çıkmaz.
Özetle çocukların büyürlerken, onların kendilerini geliştirebilecekleri bir eğitim anlayışı ile beslememiz gerekir.
Bu ancak çocuklarda iç uyaranların, iç dürtülerin ve iç düşüncelerin, iç arayışların peşinde olmalarını sağlamak ile olur.
"Şunu yap" diyerek çocukların o şeyi yapmaların sağlamak onları geliştirmeye yetmez.
Ama
"Ne yapmak gerekir, nasıl yaparsak daha iyi olur? Başka neler yapılabilir" diyerek onların yapacakları şeylere ulaşmalarını sağlamak, onların gelişmesine çok katkı sağlar.
Ama bir yumurta içeriden bir güçle delinir veya kırılırsa, yeni bir hayat başlar.
İçeriden dışarıya doğru gelişir her şey".
Çocuklar dışarıdan dayatma, zorlama ve empoze etmek ile gelişmezler.
Ama her türlü büyürler.
Esas olan şey ise gelişerek büyümek, büyürken gelişmektir.
Bu toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir.
Büyürken gelişmeyen, gelişerek büyümeyen çocuklardan özel çocuklar, yeterli çocuklar ve problemler karşısında çözüm üreten çocuklar ve "yeterli düzeyde büyükler" çıkmaz.
Özetle çocukların büyürlerken, onların kendilerini geliştirebilecekleri bir eğitim anlayışı ile beslememiz gerekir.
Bu ancak çocuklarda iç uyaranların, iç dürtülerin ve iç düşüncelerin, iç arayışların peşinde olmalarını sağlamak ile olur.
"Şunu yap" diyerek çocukların o şeyi yapmaların sağlamak onları geliştirmeye yetmez.
Ama
"Ne yapmak gerekir, nasıl yaparsak daha iyi olur? Başka neler yapılabilir" diyerek onların yapacakları şeylere ulaşmalarını sağlamak, onların gelişmesine çok katkı sağlar.
Çocuklar Nasıl Gelişir?
Okumak başka şey, anlayarak okumak başka şeydir.
Yazmak başka şey, anlamlı ve amaçlı yazmak başka şeydir.
Dinlemek başka şey, dinlemeyi bilmek başka şeydir.
Konuşmak başka şey yerinde, zamanında ve anlamlı konuşmak başka şeydir.
Kısaca topa dokunmak, topa vurmak, top ile hareket etmek başka şey, bunları gereğince, zamanında, amaçlı, kendine özgü ve yaratıcı bir şekilde yapmak başka şeydir.
Özetle çocuklar öğrenirken, sadece kendinden istenenleri istenildiği gibi yapmak için uğraşarak öğrenirlerse kendileri olamazlar. Başkalarının olmasını istedikleri gibi olurlar. Onlara birden fazla seçenek sunmak gerekir.
Bu da yeterli değildir.
Onlara bir de farklı ortamlarda ve koşullarda çözüm üretmeleri fırsatları sunmak gerekir.
Ve her şeyin bir nedeni ve sonucu olduğunu anlamalarını sağlamak gerek. Bunu nasihat vererek değil, yaşatarak öğrenmelerini sağlamak gerekir.
İki öğretim yaklaşımı genellikle felaketle sonuçlanır.
1. Çocukları tamamen kendi hallerine ve başıboş bırakmak.
2. Çocukların kendilerini fark etmelerini engelleyecek ve olumlu benlik oluşturmayı kısıtlayacak şekilde her şeyi dikte ederek yaptırmak.
Evet çocukların eğitimi çocukların kendilerine bırakılamayacak kadar önemlidir.
Ama bu, çocukları üzerinden kendimizi tatmin eden ve ispat etmeyi amaçlayan bir eğitim yaklaşımı olmamalıdır.
Öğretmen, antrenör ve ebeveynlerin çocuklar üzerinden kendi başarılarını kanıtlamaya çalışmaları işlerini iyi yapmaları demek değildir.
Yazmak başka şey, anlamlı ve amaçlı yazmak başka şeydir.
Dinlemek başka şey, dinlemeyi bilmek başka şeydir.
Konuşmak başka şey yerinde, zamanında ve anlamlı konuşmak başka şeydir.
Kısaca topa dokunmak, topa vurmak, top ile hareket etmek başka şey, bunları gereğince, zamanında, amaçlı, kendine özgü ve yaratıcı bir şekilde yapmak başka şeydir.
Özetle çocuklar öğrenirken, sadece kendinden istenenleri istenildiği gibi yapmak için uğraşarak öğrenirlerse kendileri olamazlar. Başkalarının olmasını istedikleri gibi olurlar. Onlara birden fazla seçenek sunmak gerekir.
Bu da yeterli değildir.
Onlara bir de farklı ortamlarda ve koşullarda çözüm üretmeleri fırsatları sunmak gerekir.
Ve her şeyin bir nedeni ve sonucu olduğunu anlamalarını sağlamak gerek. Bunu nasihat vererek değil, yaşatarak öğrenmelerini sağlamak gerekir.
İki öğretim yaklaşımı genellikle felaketle sonuçlanır.
1. Çocukları tamamen kendi hallerine ve başıboş bırakmak.
2. Çocukların kendilerini fark etmelerini engelleyecek ve olumlu benlik oluşturmayı kısıtlayacak şekilde her şeyi dikte ederek yaptırmak.
Evet çocukların eğitimi çocukların kendilerine bırakılamayacak kadar önemlidir.
Ama bu, çocukları üzerinden kendimizi tatmin eden ve ispat etmeyi amaçlayan bir eğitim yaklaşımı olmamalıdır.
Öğretmen, antrenör ve ebeveynlerin çocuklar üzerinden kendi başarılarını kanıtlamaya çalışmaları işlerini iyi yapmaları demek değildir.
ENDÜSTRİYEL FUTBOLUN EN TEPESİNDE TERCİH EDİLEN TEKNİK ADAMLARA İLİŞKİN BAZI ÖZELLİKLER
Elbette üstyapılarda görev alan teknik adamlardan beklenen ve istenen şey genellikle takımlarını şampiyon yapmak veya olabilecek en iyi sıralama içine taşımaktır.
Bu temel bir görev veya istektir.
Hatta bir teknik adamın başarı ölçütleri açısından neredeyse tek ölçüttür.
Ama bizim değinmek istediğimiz şey, bununla beraber veya bunun dışında teknik adamları başarılı kılacak veya başarılı görülmelerine neden olacak diğer ölçütlerdir.
Bu ölçütler;
1. Kulüplerini ağır borç alına sokmadan, pahalı transferlere dayanmadan takımını iyi oynatmayı başarabilen ve iyi sonuçlar almayı sağlayabilme ölçütü...
2. Takımındaki oyuncuları geliştirebilen, bazı oyuncuların oyun tarzında, oyun becerisinde ve oyun verimliliğinde inanılmaz sonuçlar alabilme ölçütü,
3. Takımının oyun düzeni ve oyun anlayışlarında farklılık yaratabilme ölçütü,
4. Altyapılardan gelen oyunculara, genç oyunculara fırsat ve imkanlar sağlama ölçütü,
5. Kulüp yapılanmasına ve kulüp kurumsallaşmasına uyum sağlama veya buna katkı sunma ölçütü...
Şimdi dünyadaki bütün teknik adamları bu ölçütler açısından analiz ediniz.
Sonra kulüplerin teknik adam tercihlerini de bu ölçütler açısından analiz ederek, kulüplerin durumunu karşılaştırınız.
Bir de ekonomik açıdan dünyanın en iyi futbolcularını bünyesinde toplama imkanına sahip olan endüstriyel futbol kulüplerinin bu anlamda hangi teknik adam modelini tercih ettiklerini çözümlemeye çalışınız.
Göreceğiz ki, en popüler ve en sorunsuz kulüpler dahi, teknik adam tercihlerini yukarıdaki ölçütleri esas alarak gerçekleştirmeye doğru evrilmişlerdir.
Bir sezonluk ve bir sezon şampiyonluğu getirecek teknik adamlar geleceğin teknik adamları olmaktan çıkmaya başlamaktadırlar.
FUTBOL KÜLTÜRÜ
Spor toplumu olmak başka bir şey. Futbol görece alt kültüre açık bir spor dalı olsa da, spor kültürü ve spor toplumu olmanın ve elbette diğer sosyo-ekonomik bağımsız değişkenlerin etkilediği bir sonuç olarak ortaya elbette bambaşka bir futbol kültürü de çıkıyor.
Rekabetin ve endüstriyel futbolun tüm acımasızlığına karşın, işte o "bambaşka futbol kültürü" aslında sizin kim olduğunuzun ve dahası oralarda nasıl bulunduğunuzu da belirliyor.
Bu konularda birbirinden bağımsız ve dolaylı ilgili bir kaç küçük not;
1
"Evet, 6 final kaybettim ancak o finallere kadar gelebilmek de önemli. Finallere çıktığımız zaman herkes başka takımları bekliyordu ancak biz oradaydık! Yolculuğun kendisi yolun sonundan daha değerlidir" diyor Liverpool menejeri J. Kloop.
"Yolculuğun kendisi yolun sonundan daha değerlidir." Bu ifade özellikle hayatı sürece ve gelişime odaklı yaşamayı seçenler ve düşünenler açısından önemli ve değerli bir ifadedir. Özellikle eğitim ve bir eğitim çıktısı olan gelişimi önemseyenler için çok şey anlatır.
Aslında bir şey daha anlatır; "Asıl olan yaşamaktır ve yaşarken gelişmek, gelişirken eğlenmektir". Söz konusu "yolculuğun kendisinin yolun sonundan daha değerli" olması aynı zamanda bir eğitim anlayışı ve modelini de akla getirmektedir. Eğitimde seçmeyi ve elemeye değil, geliştirmeye yönelik yaklaşımının da bir ürünü olan "sürece dayalı spor eğitim modelini" de çağrıştıran bu ifade, sporda altyapı eğitim süreçleri için çok daha anlaşılır bir yaklaşımdır. Çünkü altyapı yolculuğu herkes içindir, herkesi kendine göre geliştirme işidir ve herkes için olan her şey çok değerlidir. Altyapı yolculuğu (yani süreci), sadece yolculuğunun sonuna bakarak değer biçilecek bir yol (süreç) değildir. Altyapılar elbette sürecin sonunda ulaşılması gereken hedefte üstyapılara oyuncu vermekle mükelleftirler. Ama hedefin diğer ayağı, bu yolculukta diğer kişilerin de elde edecekleri, pek çok açıdan kendilerini geliştirecekleri gelişim düzeyleri olsa gerektir.
2
Bilindiği üzere şampiyonlar ligi finali Liverpool'un Tottenham'ı yenmesiyle sonuçlandı. Bize göre final maçı, final yolculuğu müsabakaları kadar düzeyi yüksek bir müsabaka değildi belki ama yolculuğun güzelliği ve verimliliği her şeye değecek kadar güzeldi. Hele hele final müsabakasındaki iki teknik adamın birbirini kutlamasındaki içtenlik ve olgunluk en az yolculuk ve final müsabakası kadar üzerinde konuşmaya değer.
İki teknik adam endüstriyel futbol rekabetinin içinde ve en tepesinde olsalar dahi, eğer her ikisi de "gelişime" ve "geliştirmeye" odaklı insanlar ise, her ikisi de "gelişim" işine saygı duyuyorlarsa, birbirlerine de saygı duyarlar. Çünkü işlerine saygısı olanların, işini iyi yapanlara da saygısı olur. Elbette endüstriyel sporda kazanmak ve şampiyon olmak çok şey. Ama bu işer sadece kazanma ve şampiyon olmayı istemekle olacak işler değil. İşini beceriye ve en önemlisi bilgeliğe dökenler en sonunda sürekli kazanmayı bilenleri yaratır. Ve kazanmak dediğin sadece bir müsabakayı kazanmaktan an ibaret değildir. Kaybederken kazanan olmak, kazanmanın en yücesi ve en değerlisidir. Çünkü takdir, övgü ve saygınlığı hak etmek her şeydir. Kloop, Premier lig şampiyonluğunu kaybederken kazandı. Çünkü Prrmier lig şampiyonu olacak takım yarattı. Pochettino şampiyonlar ligi finalini kaybederken kazandı. Çünkü çalıştığı takımlarda ahenk, oyun işleyişi, düzen ve yatırım yarattı. Premier ligde ve şampiyonlar liginde şampiyon olsa sürpriz olmayacak duruma getirdi takımını.
Futbolda kalite ve düzey derken, teknik adam profili ve özelliklerinden söz ederken, işte bu tip insanları ve kültürel davranışları görmezden gelmemek gerek. Futbol dünyasında ve özellikle Türkiye futbolundaki mesele sadece yönetici ile ilgili bir mesele değildir. Teknik adam meselesi ve kalitesi de en az yönetici meselesi kadar önemli bir meseledir.
3
Bir kulüp ile bir teknik adam arasındaki sözleşme 4 saat sonra iptal edilir mi?
Böyle bir şey olabilir mi?
Anlaşma anına bakıyorsunuz, kulüp başkan yardımcısı sıfatı ile suratı asık genç bir çocuk, oraya zorla oturmak zorunda bırakılmış kulüp avukatı ve gülücükler dağıtan bir teknik adam.
Teknik adam, kulüp başkan yardımcısına "gül biraz" diyor.
Avukata imzala diye evrak uzatıyor, avukat "sonra imzalarım" diyor.
Tüm bu tiyatro medya önünde ve kayıt altına alınarak gerçekleşiyor.
Dünyada eşi ve benzeri olmayan bir durumdur bu.. Ve sadece bize özgüdür.
Kulüpler, teknik adamlar ve futbol bu şekilde kurumsallaşmaz ve uluslararası bir konuma ve düzeye asla ulaşamaz.
Unutmayınız. Üstyapılar hayattır.
Altyapılar o hayata can veren yerlerdir.
Üstyapılarınızın kalitesi, düzeyi, işleyişi ve genel durumu, altyapılarınızın kalitesi, düzeyi, işleyişi ve genel durumunun ne olacağını belirler.
Hayatınız düzgün değilse, ona can verenlerde düzgün işlemez. İşlese de önemi olmaz.
4
Virgil van Dijk... Son yılların en gözde ve belki de en iyi savunma oyuncusu. Sadee futbol beerisiyle değil, saha içi ve dışı kişiliği ile de gündemde ve saygın bir futbolcu. Liverpool ile şampiyonlar ligi kupasını kazanan Virgil van Dijk kendisine yöneltilen bir sorula vediği yanıtta "Bence Lionel Messi dünyanın en iyi oyuncusu ve Ballon d'Or'u kazanmalı. Bana verirlerse alırım ama Messi kazanmalı. Finalde olsun ya da olmasın, o dünyanın en iyisi" demiş. Ne var bu yanıtta derseniz? İnanın çok şey var. Virgil van Dijk, Hollanda gibi bir futbol ülkesi, bir futbol kültürü ve bir futbol eğitim ve gelişim ekolü ülkesinin ürünü bir futbolcu. Söylediği sözde işte bu kültürün izdüşümlerinden birisi olan başarı ve popülerlikten başın dönmemesini ve kendini kaybetmemeyi görüyoruz. Para ve şöhret ve ayrıcalıktan şaşırmamayı ve egosantrik olmamayı görüyoruz.
İşte altyapıların önemi ve değeri bu...
Ama bunun için üstyapı düzeninizin sağlam, adil, düzeyli ve bir futbol kültürü oluşturmuş olması gerekiyor.
10 May 2019
MÜSABAKA İZLEME DÜZEYLERİ
BİR MAÇ HANGİ DÜZEYLERDE İZLENİR?
VEYA
ANTRENÖR ADAYLARI VE ANTRENÖRLER BİR MAÇI HANGİ DÜZEYLERDE İZLEMELİDİRLER?
En kolayı ve en yaygın olanı, topun nerede olduğuna bakarak maçı izlemektir. Böyle yaparak topla alakalı hiçbir aksiyonu kaçırılmaz (goller, şutlar, çalımlar, paslar vs).
Sonuca bakarak da o aksiyonun iyi ya da kötü olduğu değerlendirilir.
Bir pas adresine ulaştıysa iyidir, topu kaybettirdiyse kötü.
Ama bu 1.seviyede müsabaka izlemedir.
Futbol izlemenin en temel formudur.
Bir antrenörün 1.seviyede müsabaka izlemesi demek, aksiyonlardan başka bir şeyi değiştirme ya da geliştirme imkanı olmaması demektir.
Oysa bir antrenör topun olmadığı bölgelere de bakmalıdır. Çünkü o an topa sahip olan oyuncunun hangi seçeneklere sahip olacağını, diğer oyuncuların hareketlenmeleri ve aldıkları pozisyonlar belirler.
İşte futbolu böylesi uzak bir perspektifle müsabaka izlemeye 2.seviye izleme denir.
Bunu layıkıyla yapabilen çok kişi yok. Zor olduğundan değil, buna gerek duyulmadığından ama daha çok da öğrenilmemiş olduğundan.
Antrenörlerin bir kısmı, tıpkı seyirci gibi genellikle 1.seviye izleme ile yetinmektedirler ve ister istemez sadece topa ve topun olduğu yere odaklanmaktadırlar.
Oysa 2.seviye izleme yapıldığında, toplu aksiyonlara kıyasla gelişim ve değişimi değerlendirme yapılabilecek çok fazla durum ortaya çıkar.
Topun oynandığı yerden uzaktaki pozisyon alışların ve hareketlenmelerin doğru pas opsiyonları yaratıp yaratmadığı görülebilir. Sonucun aynı zamanda hem topa sahip olan oyuncuya (kararının icrasıyla), hem de sahadaki diğer tüm oyuncuların pozisyonları ve hareketlerine (seçenek yaratarak) bağlı olduğu görülür ve anlaşılır.
1.seviye ile kıyaslandığında 2. seviye müsabaka izleme yöntemi çok daha üstün bir futbol izleme şeklidir.
Çünkü topsuz oyuncuların hareketlerini geliştirerek topa sahip olan oyuncunun seçeneklerini artırmasına yardım edilebilir. Ama profesyonel bir antrenörün oyunu nasıl izlediğini tanımlayacağımız seviye için bu da yetmez.
3.seviye olarak adlandırılan seviye "talepkar olma" seviyesidir. Çok sayıda pratik yapmayı gerektirir.
3. seviye müsabaka izlemede, maç yine 2.seviyedeki gibi daha geniş bir açıdan izlenir. Ama bu sefer oyuncuların pozisyon alışlarını varsayımsal olarak canlandırmak da gerekir. Eylemlere bakmak yerine, konumlanmalara da bakmaya başlanır. Oyuncular nerede konumlanmalı? Olması gerektiği gibi mi pozisyon almışlar? Daha başka nasıl pozisyonlar alınabilirdi? gibi... Doğru yerde olmaları için onlara nasıl yardım edilebilir?
İşte bunlar yapıldığında antrenörlük faaliyetleri de başlamış demektir. Bu yapıldığında topa sahip olan oyuncumun kararlarını ve uygulamasını eğitmeye ve değiştirmeye başlayabilirsin demektir.
Teknik adamların çoğu 3.seviye müsabaka izlemeye asla ulaşamaz. Bir kere ulaşıldığında asla eskisi gibi bakamazsınız. Ve futboldaki çoğu geleneği sorgulamaya başlarsınız.
Antrenörler neden sahayı gözlemleyebileceği en kötü konumda otururlar?
En önemli kararları alacak kişinin bu kararlarını dayandıracağı bilgilere ihtiyacı vardır.
Futbol antrenörlerini rugby hocalarıyla kıyaslayın. Rugby hocası tribünlerde en yukarıda oturur. Çünkü sahaya hakim (kuşbakışı) bir görüntüye sahiptir, ama futbol antrenörleri kuşbakışı görüşle hiç ilgisi olmayacak biçimde taç çizgisinin kenarında durur. Bu çok sağlıklı olmayan bir izleme durumudur ve hala aynı şekilde devam etmektedir..
Bunu kim değiştirecek peki?
Yazan: Antrenör Jonas Eidevall
Çev: Futbol Akademi.
İfade dilini genelleştirerek yeniden düzenleyen: İsmail Topkaya
Ulaşılan kaynak: http://www.futbolakademi.net/…/futbol-profesyonel-bir-antre…
5.663
Erişilen Kişi
518
Etkileşim
VEYA
ANTRENÖR ADAYLARI VE ANTRENÖRLER BİR MAÇI HANGİ DÜZEYLERDE İZLEMELİDİRLER?
En kolayı ve en yaygın olanı, topun nerede olduğuna bakarak maçı izlemektir. Böyle yaparak topla alakalı hiçbir aksiyonu kaçırılmaz (goller, şutlar, çalımlar, paslar vs).
Sonuca bakarak da o aksiyonun iyi ya da kötü olduğu değerlendirilir.
Bir pas adresine ulaştıysa iyidir, topu kaybettirdiyse kötü.
Ama bu 1.seviyede müsabaka izlemedir.
Futbol izlemenin en temel formudur.
Bir antrenörün 1.seviyede müsabaka izlemesi demek, aksiyonlardan başka bir şeyi değiştirme ya da geliştirme imkanı olmaması demektir.
Oysa bir antrenör topun olmadığı bölgelere de bakmalıdır. Çünkü o an topa sahip olan oyuncunun hangi seçeneklere sahip olacağını, diğer oyuncuların hareketlenmeleri ve aldıkları pozisyonlar belirler.
İşte futbolu böylesi uzak bir perspektifle müsabaka izlemeye 2.seviye izleme denir.
Bunu layıkıyla yapabilen çok kişi yok. Zor olduğundan değil, buna gerek duyulmadığından ama daha çok da öğrenilmemiş olduğundan.
Antrenörlerin bir kısmı, tıpkı seyirci gibi genellikle 1.seviye izleme ile yetinmektedirler ve ister istemez sadece topa ve topun olduğu yere odaklanmaktadırlar.
Oysa 2.seviye izleme yapıldığında, toplu aksiyonlara kıyasla gelişim ve değişimi değerlendirme yapılabilecek çok fazla durum ortaya çıkar.
Topun oynandığı yerden uzaktaki pozisyon alışların ve hareketlenmelerin doğru pas opsiyonları yaratıp yaratmadığı görülebilir. Sonucun aynı zamanda hem topa sahip olan oyuncuya (kararının icrasıyla), hem de sahadaki diğer tüm oyuncuların pozisyonları ve hareketlerine (seçenek yaratarak) bağlı olduğu görülür ve anlaşılır.
1.seviye ile kıyaslandığında 2. seviye müsabaka izleme yöntemi çok daha üstün bir futbol izleme şeklidir.
Çünkü topsuz oyuncuların hareketlerini geliştirerek topa sahip olan oyuncunun seçeneklerini artırmasına yardım edilebilir. Ama profesyonel bir antrenörün oyunu nasıl izlediğini tanımlayacağımız seviye için bu da yetmez.
3.seviye olarak adlandırılan seviye "talepkar olma" seviyesidir. Çok sayıda pratik yapmayı gerektirir.
3. seviye müsabaka izlemede, maç yine 2.seviyedeki gibi daha geniş bir açıdan izlenir. Ama bu sefer oyuncuların pozisyon alışlarını varsayımsal olarak canlandırmak da gerekir. Eylemlere bakmak yerine, konumlanmalara da bakmaya başlanır. Oyuncular nerede konumlanmalı? Olması gerektiği gibi mi pozisyon almışlar? Daha başka nasıl pozisyonlar alınabilirdi? gibi... Doğru yerde olmaları için onlara nasıl yardım edilebilir?
İşte bunlar yapıldığında antrenörlük faaliyetleri de başlamış demektir. Bu yapıldığında topa sahip olan oyuncumun kararlarını ve uygulamasını eğitmeye ve değiştirmeye başlayabilirsin demektir.
Teknik adamların çoğu 3.seviye müsabaka izlemeye asla ulaşamaz. Bir kere ulaşıldığında asla eskisi gibi bakamazsınız. Ve futboldaki çoğu geleneği sorgulamaya başlarsınız.
Antrenörler neden sahayı gözlemleyebileceği en kötü konumda otururlar?
En önemli kararları alacak kişinin bu kararlarını dayandıracağı bilgilere ihtiyacı vardır.
Futbol antrenörlerini rugby hocalarıyla kıyaslayın. Rugby hocası tribünlerde en yukarıda oturur. Çünkü sahaya hakim (kuşbakışı) bir görüntüye sahiptir, ama futbol antrenörleri kuşbakışı görüşle hiç ilgisi olmayacak biçimde taç çizgisinin kenarında durur. Bu çok sağlıklı olmayan bir izleme durumudur ve hala aynı şekilde devam etmektedir..
Bunu kim değiştirecek peki?
Yazan: Antrenör Jonas Eidevall
Çev: Futbol Akademi.
İfade dilini genelleştirerek yeniden düzenleyen: İsmail Topkaya
Ulaşılan kaynak: http://www.futbolakademi.net/…/futbol-profesyonel-bir-antre…
5.663
Erişilen Kişi
518
Etkileşim
ÇOCUKLAR VE SPOR
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI DOLAYISI İLE KÜÇÜK BİR BİLGİ PAYLAŞIMI VE SPORA İLİŞKİN BİR ÇIKARIM...
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye'nin toplam nüfusu geçen yıl sonu itibarıyla 80 milyon 810 bin 525 olmuş...
Türkiye çocuk nüfusu ise 22 milyon 883 bin 288 olarak kayıtlara geçmiş.
Birleşmiş Milletler tanımına göre çocuk nüfusu olarak tanımlanan yaş grubu bilindiği üzere 0-17 yaş grubunu içerir.
Özetle Türkiye'de bebeklik (0-2 yaş) ve ilk çocukluk (2-6 yaş) olarak sınıflandırılan çocuklarımız dışında kalan 7-17 yaş grubunda yer alan çocuk sayısı nereden baksanız 14-15 milyon civarındadır....
Bu bağlamda;
1. Spor ile değişik düzeylerde buluşturulması gereken 15 milyon çocuğumuz vardır.
2. Bu 15 milyon çocuk nüfusunun engelli oranı %10 olarak hesaplandığında 1 milyon 500 bin çocuğumuz çeşitli düzeylerde engellidir.
3. Çocuk nüfusunun işgücüne katılımı kayıtlı olanlar (15-17yaş) en az 500.000, kayıtsızlar ve daha küçük yaştaki ev, tarla işçiliği ve mevsimlik ırgatlık gibi işgücü katılımı bağlamında hesaplandığında bu sayı tahmini 2 milyon aşmaktadır.
4. Çocuklarımızın spor branşlarına ilgi, istek, ulaşılabilirlik doğrultusunda dağılımı esas alındığında futbol ile ilgili buluşması beklenen, istenen potansiyelin 5 ila 10 milyon çocuğa tekabül ettiği yapılacak tüm olasılık hesapları ile ortadadır. Bu en alt seviyede Futbol Altyapı Eğitimi ile buluşturulması gereken çocuk nüfusu 5 milyon çocuk demektir.
5. Yine olasılık ve genetik hesaplamalar sonucunda söz konusu bu 5 milyon çocuğun en az %10 oranında çocuğun biyomotor özellikleri ve algı-motor yetileri iyi ve çok iyi düzeyde çıkacaktır.
6. Yani özetle bu ülkede futbol ile ilgili olması gereken en az 5 milyon çocuğun, en az 500.000'i futbol ile ilgili tüm biyolojik gereklere en iyi şekilde sahiptir.
SÖZ SÖZDEN ÖNCE; Bir ülkede çocuk nüfusunun çokluğu veya fazlalığı o ülkenin spor açısından başarılı olması veya iyi bir yerlerde olması için sadece bir şanstır. Bunun dışında başka bir şey ifade etmez.
SON SÖZ: Sporda ve spor dışındaki tüm alanlarda başarılı olabilmek için belirleyici olan şey nüfusunuzun çokluğu değil, o nüfus ile ne yaptığınız, neler yaptığınız ve nasıl yaptığınızdır.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye'nin toplam nüfusu geçen yıl sonu itibarıyla 80 milyon 810 bin 525 olmuş...
Türkiye çocuk nüfusu ise 22 milyon 883 bin 288 olarak kayıtlara geçmiş.
Birleşmiş Milletler tanımına göre çocuk nüfusu olarak tanımlanan yaş grubu bilindiği üzere 0-17 yaş grubunu içerir.
Özetle Türkiye'de bebeklik (0-2 yaş) ve ilk çocukluk (2-6 yaş) olarak sınıflandırılan çocuklarımız dışında kalan 7-17 yaş grubunda yer alan çocuk sayısı nereden baksanız 14-15 milyon civarındadır....
Bu bağlamda;
1. Spor ile değişik düzeylerde buluşturulması gereken 15 milyon çocuğumuz vardır.
2. Bu 15 milyon çocuk nüfusunun engelli oranı %10 olarak hesaplandığında 1 milyon 500 bin çocuğumuz çeşitli düzeylerde engellidir.
3. Çocuk nüfusunun işgücüne katılımı kayıtlı olanlar (15-17yaş) en az 500.000, kayıtsızlar ve daha küçük yaştaki ev, tarla işçiliği ve mevsimlik ırgatlık gibi işgücü katılımı bağlamında hesaplandığında bu sayı tahmini 2 milyon aşmaktadır.
4. Çocuklarımızın spor branşlarına ilgi, istek, ulaşılabilirlik doğrultusunda dağılımı esas alındığında futbol ile ilgili buluşması beklenen, istenen potansiyelin 5 ila 10 milyon çocuğa tekabül ettiği yapılacak tüm olasılık hesapları ile ortadadır. Bu en alt seviyede Futbol Altyapı Eğitimi ile buluşturulması gereken çocuk nüfusu 5 milyon çocuk demektir.
5. Yine olasılık ve genetik hesaplamalar sonucunda söz konusu bu 5 milyon çocuğun en az %10 oranında çocuğun biyomotor özellikleri ve algı-motor yetileri iyi ve çok iyi düzeyde çıkacaktır.
6. Yani özetle bu ülkede futbol ile ilgili olması gereken en az 5 milyon çocuğun, en az 500.000'i futbol ile ilgili tüm biyolojik gereklere en iyi şekilde sahiptir.
SÖZ SÖZDEN ÖNCE; Bir ülkede çocuk nüfusunun çokluğu veya fazlalığı o ülkenin spor açısından başarılı olması veya iyi bir yerlerde olması için sadece bir şanstır. Bunun dışında başka bir şey ifade etmez.
SON SÖZ: Sporda ve spor dışındaki tüm alanlarda başarılı olabilmek için belirleyici olan şey nüfusunuzun çokluğu değil, o nüfus ile ne yaptığınız, neler yaptığınız ve nasıl yaptığınızdır.
GENEL ANLAMDA FONKSİYONEL= İŞLEVSEL VE İŞLEVSELLİK NEDİR?
Kendi hayatımız ile ilgili olsun, çocuk ve gençlerin eğitim ve gelişim hayatıyla ilgili olsun, gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştirilmesini istediğimiz tüm pratiği "fonksiyonel" yani amaca yönelik biçimlendirmeyi başaramadığımız sürece, emeğimiz ve zamanımızı boşa harcamış olma olasılığımız yüksektir.
Kavramsal açıdan "fonksiyonel" işlevsel demektir. Uygulama ve amaç açısından ise işlevsellik olarak tanımlanması gerekir.
Fonksiyonel veya işlevsellik, bir iş ile ilgili olan her şeyin, o işin karakterine uygun dolayısıyla da amaca uygun olması anlamına gelmektedir.
Bu durumda iş ile ilgili gerçekleştirilen her şey aynı zamanda arzulanan ve istenen amaca uygun olur.
İşin karakterine uygun tüm çalışmalar işin amacına ulaşmasını sağlar.
Futbol oyunu için yapılan tüm eğitim çalışmaları ve uygulamalarının tam fonksiyonel olması, yarım fonksiyonel olması ve fonksiyonel olmaması demek, ortaya çıkan sonucun ve ürünün verimli, az verimli veya verimli olmaması belirleyen önemli etkenlerden birisidir.
Futbol altyapılarında tüm yaş gruplarındaki eğitim uygulamalarında olsun, üstyapılardaki tüm taktik ve kondisyonel çalışmalarda olsun harcanan eöeğin ve zamanın boşa harcanmış olmaması için yapılan tüm işlerin fonksiyonel yani işlevsel, yani işin karakterine ve amacına yönelik olup olmaması belirler.
Fonksiyonel Anatomi, Fonksiyonel Kuvvet, Fonksiyonel Okuma, Fonksiyonel Taktik, Fonksiyonel Eğitim gibi sıfat tamlamalarını ve kavramlarını bu anlamda değerlendirmek gerekir.
Yaşa göre eğitim, duruma göre eğitim, amaca göre egzersiz tanımlamaları da bu anlamda kullanılabilecek ifadelerdir.
Örneğin;
1. 8 yaşındaki çocukların 11 yaşındaki çocukların uygulamaların, fonksiyonel olma olasılığı çok düşüktür. Keza tam tersi için de aynı şey geçerlidir.
2. Üstyapılarda atletik anlamda 10.000 metre koşucusunun dayanıklılık antrenmanı ile, sahada 10.000 metre mesafe kat eden futbolcunun dayanıklılığı aynı şey değildir. O nedenle bir futbolcunun 10.000 metrelik mesafeyi zamana karşı çalışarak antrene edilmesi asla fonksiyonel değildir.
3. 4.3.3 dizilişi ile oynamaya karar veren bir takımın, taktik antrenmanlarda, doğru bir çalışma da olsa bu dizilişten bağımsız yapacağı bazı taktik antrenmanlar asla fonsiyonel değildir.
4. Çocukların topla ilişkili becerilerde gelişimlerinin en yoğun olduğu 10-12 yaş aralığında, onlara taktik oyun gereği sadece tek pas oynama zorunluluğu koymak, bireysel yaratıcılık ve bireysel teknik beceri gelişimi açısından hiç de fonksiyonel değildir..
Kavramsal açıdan "fonksiyonel" işlevsel demektir. Uygulama ve amaç açısından ise işlevsellik olarak tanımlanması gerekir.
Fonksiyonel veya işlevsellik, bir iş ile ilgili olan her şeyin, o işin karakterine uygun dolayısıyla da amaca uygun olması anlamına gelmektedir.
Bu durumda iş ile ilgili gerçekleştirilen her şey aynı zamanda arzulanan ve istenen amaca uygun olur.
İşin karakterine uygun tüm çalışmalar işin amacına ulaşmasını sağlar.
Futbol oyunu için yapılan tüm eğitim çalışmaları ve uygulamalarının tam fonksiyonel olması, yarım fonksiyonel olması ve fonksiyonel olmaması demek, ortaya çıkan sonucun ve ürünün verimli, az verimli veya verimli olmaması belirleyen önemli etkenlerden birisidir.
Futbol altyapılarında tüm yaş gruplarındaki eğitim uygulamalarında olsun, üstyapılardaki tüm taktik ve kondisyonel çalışmalarda olsun harcanan eöeğin ve zamanın boşa harcanmış olmaması için yapılan tüm işlerin fonksiyonel yani işlevsel, yani işin karakterine ve amacına yönelik olup olmaması belirler.
Fonksiyonel Anatomi, Fonksiyonel Kuvvet, Fonksiyonel Okuma, Fonksiyonel Taktik, Fonksiyonel Eğitim gibi sıfat tamlamalarını ve kavramlarını bu anlamda değerlendirmek gerekir.
Yaşa göre eğitim, duruma göre eğitim, amaca göre egzersiz tanımlamaları da bu anlamda kullanılabilecek ifadelerdir.
Örneğin;
1. 8 yaşındaki çocukların 11 yaşındaki çocukların uygulamaların, fonksiyonel olma olasılığı çok düşüktür. Keza tam tersi için de aynı şey geçerlidir.
2. Üstyapılarda atletik anlamda 10.000 metre koşucusunun dayanıklılık antrenmanı ile, sahada 10.000 metre mesafe kat eden futbolcunun dayanıklılığı aynı şey değildir. O nedenle bir futbolcunun 10.000 metrelik mesafeyi zamana karşı çalışarak antrene edilmesi asla fonksiyonel değildir.
3. 4.3.3 dizilişi ile oynamaya karar veren bir takımın, taktik antrenmanlarda, doğru bir çalışma da olsa bu dizilişten bağımsız yapacağı bazı taktik antrenmanlar asla fonsiyonel değildir.
4. Çocukların topla ilişkili becerilerde gelişimlerinin en yoğun olduğu 10-12 yaş aralığında, onlara taktik oyun gereği sadece tek pas oynama zorunluluğu koymak, bireysel yaratıcılık ve bireysel teknik beceri gelişimi açısından hiç de fonksiyonel değildir..
OYUN BECERİSİ
OYUN ZEKASI MI? YOKSA OYUN BECERİSİ Mİ?
"OYUN BECERİSİ" TANIMLAMASI İLE NEYİ KASTEDİYORUZ?
"Oyun zekası" olarak ifade edilen kavram aslında "oyun becerisidir"
Oyun becerisi sadece teknik beceri ve motor özelliklere sahip olmak ile elde edilecek bir beceri değildir.
Oyun becerisi; Oyun için gerekenleri yapma, yani bireysel, grup ve takım taktiği becerilerinin, bireydeki farklı şekillerde tezahür etme halidir.
Aynı eğitimi alan aynı yaşlardaki çocukların ve gençlerin ilerideki oyun becerileri farkını belirleyen şey, teknik-taktik becerilerin kendine özgü algılanışı ve pratiğe dönüştürürken bedensel olarak yorumlanışıdır.
Oyun becerisi klasik zeka ve IQ yüksekliği ile ilgili bir durum değildir.
Sahayı geniş görmenin, oyun akışını, hızını, yönünü değiştirmenin, oyunu birden fazla seçenekle oynayabilmenin bir tek açıklaması olabilir; Oyun becerisi...
İyi de nedir bu oyun becerisi;
Oyunu oynarken takım bütünlüğünü bozmadan, bencil olmadan, bireycilikten uzak bireyselci, inisiyatif alabilen, daha özgür ve daha bağımsız oynama eğilimi gösteren ve bu deneyimleri sonucu elde edilen "çok kurgulu oyun" yeteneğine ulaşmış olmaktır.
Oyun becerisi teknik beceri ve taktik beceri ile doğrudan ilgilidir.
Geliştirilmesi ise oyun içinde farklı roller verilmesi, rollerin değiştirilmesi, birden fazla rol verilmesi ama daha çok da oyun içinde "serbest oyuncu" statüsü ve sorumluluğu ve ayrıcalığı ile mümkün olabilmektedir.
"OYUN BECERİSİ" TANIMLAMASI İLE NEYİ KASTEDİYORUZ?
"Oyun zekası" olarak ifade edilen kavram aslında "oyun becerisidir"
Oyun becerisi sadece teknik beceri ve motor özelliklere sahip olmak ile elde edilecek bir beceri değildir.
Oyun becerisi; Oyun için gerekenleri yapma, yani bireysel, grup ve takım taktiği becerilerinin, bireydeki farklı şekillerde tezahür etme halidir.
Aynı eğitimi alan aynı yaşlardaki çocukların ve gençlerin ilerideki oyun becerileri farkını belirleyen şey, teknik-taktik becerilerin kendine özgü algılanışı ve pratiğe dönüştürürken bedensel olarak yorumlanışıdır.
Oyun becerisi klasik zeka ve IQ yüksekliği ile ilgili bir durum değildir.
Sahayı geniş görmenin, oyun akışını, hızını, yönünü değiştirmenin, oyunu birden fazla seçenekle oynayabilmenin bir tek açıklaması olabilir; Oyun becerisi...
İyi de nedir bu oyun becerisi;
Oyunu oynarken takım bütünlüğünü bozmadan, bencil olmadan, bireycilikten uzak bireyselci, inisiyatif alabilen, daha özgür ve daha bağımsız oynama eğilimi gösteren ve bu deneyimleri sonucu elde edilen "çok kurgulu oyun" yeteneğine ulaşmış olmaktır.
Oyun becerisi teknik beceri ve taktik beceri ile doğrudan ilgilidir.
Geliştirilmesi ise oyun içinde farklı roller verilmesi, rollerin değiştirilmesi, birden fazla rol verilmesi ama daha çok da oyun içinde "serbest oyuncu" statüsü ve sorumluluğu ve ayrıcalığı ile mümkün olabilmektedir.
13 Nis 2019
İŞBİRLİĞİ YÖNTEMİ VE FUTBOL EĞİTİMİ
BİR İŞİ BERABER ve BİRLİKTE YAPMAK BAŞKA ŞEY, İŞBİRLİĞİ İLE YAPMAK BAŞKA ŞEYDİR...
Grup ve takım ile ilgili her türlü işin ve çalışmanın sonunda elde edilen başarıların nedeni grubun ve takımın "işbirliği" yapabilme düzeyi ve becerisidir.
Ne demek işbirliği?
İşbirliği bir işi birlikte veya beraberce yapmak demek değildir.
Beraber ve birlikte yapılan işlerde işbirliği olmayabilir.
İşbirliği, bir iş için bir araya gelenlerin her birinin o işi yaparken diğerlerine ihtiyaç duyması, diğerlerinin de ona ihtiyaç duyması temel,ne dayanan, her kişinin görevini yapıyor veya yapmıyor olmasının diğerinin görevini yapıyor veya yapmıyor olmasını doğrudan etkileyen çalışma yöntemidir.
Örneğin, Bir traktörün kasasındaki karpuzları dört kişinin indirdiğini düşünün. Bu dört kişi de birbirinden bağımsız gidiyorlar bir römorktan bir karpuz alıyor, getiriyor ve tezgaha sıralıyor.
Bu durumda ne yapıyorlar? Birlikte karpuz indiriyorlar.
Ama bu dört kişinin birisini römorkun içinde, ikisinin yan yana belli mesafelerde, son bir kişinin de tezgahta sıralandıklarını düşününüz. Römorktaki kişiden başlayarak, tezgahtaki son kişiye kadar karpuzların elden ele atılarak boşaltıldığını ve tezgaha dizildiğini düşünün.
Bu durumda bu dört kişi ne yapıyor? İşbirliği yaparak karpuz indiriyorlar...
Peki iki yöntem arasındaki fark ne?
Çok fark var...Ama en önemlisi zaman, emek farkıdır.
İşbirliğinde her dört kişi de aynı mesafeyi, defalarca katetmek durumunda kalmıyorlar. Bu mesafe ve zaman avantajı demektir.
Ama bundan çok daha önemlisi şudur; Dört kişiden her biri işbirliğinde aynı öneme, aynı değere sahip hisseder kendini..
Bu grup ve takım çalışmaları için pedagojik açıdan büyük bir gelişim motivasyonu demektir.
Futbolda ve futbol eğitiminde işbirliğine dayalı öğretim yöntemine en uygun çalışmalar
1. a) Teknik beceri gelişiminde mutlaka kullanılması gereken çeşitleme (varyasyon) döngüleri (hiç durmayan pas, kontrol drilleridir),
1. b) Yine teknik beceri ve alan çalışmalarında birleştirme döngüleri ( bir kaç varyasyonun sahanın ilgili bölümlerinde durmayacak ve tekrar edecek biçimde uygulama çalışmalarıdır)
2. Esas olarak da temel taktik, grup ve takım taktiği alan uygulamaları, işbirliği ile eğitimin ve işbirliği yaparak bir iş yapmayı öğrenmemin konularıdır.
Çünkü futbolda ve takım oyunlarının tümünde başarıyı belirleyen şey ağırlıklı olarak taktik uygulama becerileri olmuş durumdadır.
Grup ve takım taktiği becerisi dediğimiz şey, bölgesel ve tüm sahada oyun oynama biçimini (stratejiyi) uygulama işidir.
Bu uygulama da 11 oyuncunun her birinin yapacağı ve yapması gereken davranışın, diğerlerinin davranışını olumlu veya olumsuz etkilemesidir.
Futbolda işbirliği birlikte top oynamak değildir. Birlikte top oynarken herkesin oyunu oynama biçiminin bir sorumlusu olduğunu bilmesi ve bunu sahada gerçekleştirmesidir.
Çocuk yaşlardaki yaşantılarda, oyunlarda olsun, eğitim hayatında olsun işbirliğine yatkın olmayanların, ilerideki süreçlerde sadece futbol değil, diğer mesleki alanlarda da takım çalışmasına yeterince katılmaları mümkün olamamaktadır.
BİR EĞİTİM UYGULAMASINDA "İŞBİRLİĞİ YÖNTEMİNİN" KULLANILDIĞINI VEYA KULLANILMADIĞINI NASIL ANLARIZ?
İşbirliği yöntemi ne demekti? Önce hatırlayalım.
İşbirliği bir işin, işi yapanlar tarafından birbiri ile ilgili ve birbirine bağımlı olarak gerçekleştirilmesidir.
İşbirliğini tersten veya olumsuz tanımlaması ise şöyledir;
İşi yapanlardan birisinin, kendine düşen görevi veya işi yapmamasının, diğerlerinin işini yapmasına engel oluşturmasıdır.
Demek ki işbirliğinde işe katılanların birbirine bağımlı olması söz konusudur.
İşbirliği yönteminin avantajı da dezavantajı da buradadır.
Avantajı takım duygusu, düşüncesi ve ahlakı ile zaman ve emek tasarrufu sağlaması.
Dezavantajı, bir kişi dahi aksamış olsa, işin aksamasıdır.
Artık başlıktaki soruyu yanıtlayabiliriz;
Bir uygulamada, uygulamaya katılan eşlerden veya gruptan birisi işini yapmadığında uygulama yapılamaz veya gerçekleşemez hale geliyorsa o uygulama işbirliği ile yapılan bir uygulama demektir.
Örneğin;
Karşılıklı pas-kontrol çalışması işbirliği yönteminin kullanıldığı bir çalışma değildir.
Çünkü eşlerden birisi olmasa dahi pas-kontrol çalışması bir şekilde yapılabilir. Duvara pas olarak gönderilen top, duvara çarparak geri gelir ve kontrol edilir.
Ama buna karşın karşılıklı hareket halinde, mesafe kat ederek yapılan pas-kontrol çalışması, eşlerden birisi olmadığı zaman asla gerçekleştirilemez.
Özetle işbirliğinde işe katılan en az iki olmak üzere daha fazla kişinin, o işi birbirine bağımlı olarak yapıyor olmaları gereği vardır.
Unutmayınız futbol, hem işbirliği ile oynana, hem de işbirliğine ihtiyaç duyulmadan oynanan bir oyundur.
Futbol ve diğer tüm takım sporları sadece işbirliğine dayalı olarak oynanan veya sadece bireysel özelikleri dayalı olarak oynana oyunlar değildir.
Ancak oransal bir rakam vermek zor ama takım oyunları işbirliğine dayalı formasyon üzerine inşa edilmiş, bireysel özelliklerin ise koşullara ve duruma göre sergilendiği ve etkili olduğu bir oyundur.
Grup ve takım ile ilgili her türlü işin ve çalışmanın sonunda elde edilen başarıların nedeni grubun ve takımın "işbirliği" yapabilme düzeyi ve becerisidir.
Ne demek işbirliği?
İşbirliği bir işi birlikte veya beraberce yapmak demek değildir.
Beraber ve birlikte yapılan işlerde işbirliği olmayabilir.
İşbirliği, bir iş için bir araya gelenlerin her birinin o işi yaparken diğerlerine ihtiyaç duyması, diğerlerinin de ona ihtiyaç duyması temel,ne dayanan, her kişinin görevini yapıyor veya yapmıyor olmasının diğerinin görevini yapıyor veya yapmıyor olmasını doğrudan etkileyen çalışma yöntemidir.
Örneğin, Bir traktörün kasasındaki karpuzları dört kişinin indirdiğini düşünün. Bu dört kişi de birbirinden bağımsız gidiyorlar bir römorktan bir karpuz alıyor, getiriyor ve tezgaha sıralıyor.
Bu durumda ne yapıyorlar? Birlikte karpuz indiriyorlar.
Ama bu dört kişinin birisini römorkun içinde, ikisinin yan yana belli mesafelerde, son bir kişinin de tezgahta sıralandıklarını düşününüz. Römorktaki kişiden başlayarak, tezgahtaki son kişiye kadar karpuzların elden ele atılarak boşaltıldığını ve tezgaha dizildiğini düşünün.
Bu durumda bu dört kişi ne yapıyor? İşbirliği yaparak karpuz indiriyorlar...
Peki iki yöntem arasındaki fark ne?
Çok fark var...Ama en önemlisi zaman, emek farkıdır.
İşbirliğinde her dört kişi de aynı mesafeyi, defalarca katetmek durumunda kalmıyorlar. Bu mesafe ve zaman avantajı demektir.
Ama bundan çok daha önemlisi şudur; Dört kişiden her biri işbirliğinde aynı öneme, aynı değere sahip hisseder kendini..
Bu grup ve takım çalışmaları için pedagojik açıdan büyük bir gelişim motivasyonu demektir.
Futbolda ve futbol eğitiminde işbirliğine dayalı öğretim yöntemine en uygun çalışmalar
1. a) Teknik beceri gelişiminde mutlaka kullanılması gereken çeşitleme (varyasyon) döngüleri (hiç durmayan pas, kontrol drilleridir),
1. b) Yine teknik beceri ve alan çalışmalarında birleştirme döngüleri ( bir kaç varyasyonun sahanın ilgili bölümlerinde durmayacak ve tekrar edecek biçimde uygulama çalışmalarıdır)
2. Esas olarak da temel taktik, grup ve takım taktiği alan uygulamaları, işbirliği ile eğitimin ve işbirliği yaparak bir iş yapmayı öğrenmemin konularıdır.
Çünkü futbolda ve takım oyunlarının tümünde başarıyı belirleyen şey ağırlıklı olarak taktik uygulama becerileri olmuş durumdadır.
Grup ve takım taktiği becerisi dediğimiz şey, bölgesel ve tüm sahada oyun oynama biçimini (stratejiyi) uygulama işidir.
Bu uygulama da 11 oyuncunun her birinin yapacağı ve yapması gereken davranışın, diğerlerinin davranışını olumlu veya olumsuz etkilemesidir.
Futbolda işbirliği birlikte top oynamak değildir. Birlikte top oynarken herkesin oyunu oynama biçiminin bir sorumlusu olduğunu bilmesi ve bunu sahada gerçekleştirmesidir.
Çocuk yaşlardaki yaşantılarda, oyunlarda olsun, eğitim hayatında olsun işbirliğine yatkın olmayanların, ilerideki süreçlerde sadece futbol değil, diğer mesleki alanlarda da takım çalışmasına yeterince katılmaları mümkün olamamaktadır.
BİR EĞİTİM UYGULAMASINDA "İŞBİRLİĞİ YÖNTEMİNİN" KULLANILDIĞINI VEYA KULLANILMADIĞINI NASIL ANLARIZ?
İşbirliği yöntemi ne demekti? Önce hatırlayalım.
İşbirliği bir işin, işi yapanlar tarafından birbiri ile ilgili ve birbirine bağımlı olarak gerçekleştirilmesidir.
İşbirliğini tersten veya olumsuz tanımlaması ise şöyledir;
İşi yapanlardan birisinin, kendine düşen görevi veya işi yapmamasının, diğerlerinin işini yapmasına engel oluşturmasıdır.
Demek ki işbirliğinde işe katılanların birbirine bağımlı olması söz konusudur.
İşbirliği yönteminin avantajı da dezavantajı da buradadır.
Avantajı takım duygusu, düşüncesi ve ahlakı ile zaman ve emek tasarrufu sağlaması.
Dezavantajı, bir kişi dahi aksamış olsa, işin aksamasıdır.
Artık başlıktaki soruyu yanıtlayabiliriz;
Bir uygulamada, uygulamaya katılan eşlerden veya gruptan birisi işini yapmadığında uygulama yapılamaz veya gerçekleşemez hale geliyorsa o uygulama işbirliği ile yapılan bir uygulama demektir.
Örneğin;
Karşılıklı pas-kontrol çalışması işbirliği yönteminin kullanıldığı bir çalışma değildir.
Çünkü eşlerden birisi olmasa dahi pas-kontrol çalışması bir şekilde yapılabilir. Duvara pas olarak gönderilen top, duvara çarparak geri gelir ve kontrol edilir.
Ama buna karşın karşılıklı hareket halinde, mesafe kat ederek yapılan pas-kontrol çalışması, eşlerden birisi olmadığı zaman asla gerçekleştirilemez.
Özetle işbirliğinde işe katılan en az iki olmak üzere daha fazla kişinin, o işi birbirine bağımlı olarak yapıyor olmaları gereği vardır.
Unutmayınız futbol, hem işbirliği ile oynana, hem de işbirliğine ihtiyaç duyulmadan oynanan bir oyundur.
Futbol ve diğer tüm takım sporları sadece işbirliğine dayalı olarak oynanan veya sadece bireysel özelikleri dayalı olarak oynana oyunlar değildir.
Ancak oransal bir rakam vermek zor ama takım oyunları işbirliğine dayalı formasyon üzerine inşa edilmiş, bireysel özelliklerin ise koşullara ve duruma göre sergilendiği ve etkili olduğu bir oyundur.
BİR ANTRENÖRÜN PAYLAŞIMINDAN, YARIM BİR CÜMLE...
Paylaşımı aslında daha uzun.
Paylaşımın içindeki bir cümle ise futbol eğitimi ve eğitimci antrenörlük mesleği adına özellikle önemli ve dikkate değer.
Söz konusu cümle;
"Futbolda altyapı oyuncularını geleceğe hazırlamak amaçlı bireysel oyuncu gelişimi çalışmalarım devam etmekte olup 5-15 yas oyuncu grubu başvuruların....." şeklinde devam ediyor....
Lütfen kendimizi de, başkalarını da kandırmayalım.
Veya bunun bir yanlış olduğunu ve doğrunun ne olması gerektiği konusunda daha cesur ve daha açık olalım...
Bakınız, bir kişinin 5 yaşından, 15 yaşına kadar değişik yaş gruplarında futbolda geleceğe hazırlamak için amaçlı bireysel çalışma yeterliliği diye bir şey yoktur.
Peki, neden 5 yaşından 15 yaşına kadar da 3 yaşından 18 yaşına kadar değil? Diye bir soru sorulduğunda vereceğiniz bir cevabınız olmalı....
"Yeterlilik" denilen şey, bu kadar geniş ve farklı gelişim özelliklerine sahip çocuklar ile ilgili alan ve eğitim uzmanlığına sahip olmaya izin vermez.
Kurumsal olarak ve yeterlilikleri farklı yaş gruplarına yönelik bir kadronun eğitim yapılanması olabilir.. Zaten doğrusu da budur.
Bunun dışında;
1.
5 yaşından 8 yaşına kadar, hele hele 5,6 yaşlarda futbola ile ilgili amaçlı bireysel çalışma programları ifadesi dahi, yeterlilik açısından kendini ele veren yanlış bir ifadedir.
"Futbola yönelik amaçlı hareket gelişim programları" ifadesi ise bir şekilde kabul görecek ve anlaşılabilir bir ifadedir.
2.
Futbol altyapı eğitim süreçleri ortalama ve ideal olarak 10 yıldır.
Bu 10 yılın her bir yaş grubu farklı gelişim özellikleri içerir.
Bu 10 yıl en az 6 evreden oluşur
Lakin asıl olan bu 10 yılın içindeki 6 evrenin birleştirilerek ortaya çıktığı esas öyle "üç dönem" vardır ki, bu dönemde çocuklar birbirine asla benzemezler. Psikolojik, anatomik, zihinsel, ahlaki ve daha bir çok açıdan bambaşka dünyanın insanları gibi davranırlar.
Temel altyapı, gelişim altyapı ve performans altyapı çocukları ile ilgili bu dönemlerin her biri çok büyük uzmanlık ve çok büyük yeterlilik gerektirir.
Dolayısıyla geliniz, kendimizi futbolu eğitim pratiği açısından tek bir dönemin uzman eğitimciliğine hazırlayalım ve o dönemim en yetkin ve en yeterli antrenörleri olmaya çalışalım...
Okulöncesi dönemi ise işin içine alacaksak "futbol" lafı yerine "hareket eğitimi ve gelişimi" ifadesini kullanalım.
Paylaşımın içindeki bir cümle ise futbol eğitimi ve eğitimci antrenörlük mesleği adına özellikle önemli ve dikkate değer.
Söz konusu cümle;
"Futbolda altyapı oyuncularını geleceğe hazırlamak amaçlı bireysel oyuncu gelişimi çalışmalarım devam etmekte olup 5-15 yas oyuncu grubu başvuruların....." şeklinde devam ediyor....
Lütfen kendimizi de, başkalarını da kandırmayalım.
Veya bunun bir yanlış olduğunu ve doğrunun ne olması gerektiği konusunda daha cesur ve daha açık olalım...
Bakınız, bir kişinin 5 yaşından, 15 yaşına kadar değişik yaş gruplarında futbolda geleceğe hazırlamak için amaçlı bireysel çalışma yeterliliği diye bir şey yoktur.
Peki, neden 5 yaşından 15 yaşına kadar da 3 yaşından 18 yaşına kadar değil? Diye bir soru sorulduğunda vereceğiniz bir cevabınız olmalı....
"Yeterlilik" denilen şey, bu kadar geniş ve farklı gelişim özelliklerine sahip çocuklar ile ilgili alan ve eğitim uzmanlığına sahip olmaya izin vermez.
Kurumsal olarak ve yeterlilikleri farklı yaş gruplarına yönelik bir kadronun eğitim yapılanması olabilir.. Zaten doğrusu da budur.
Bunun dışında;
1.
5 yaşından 8 yaşına kadar, hele hele 5,6 yaşlarda futbola ile ilgili amaçlı bireysel çalışma programları ifadesi dahi, yeterlilik açısından kendini ele veren yanlış bir ifadedir.
"Futbola yönelik amaçlı hareket gelişim programları" ifadesi ise bir şekilde kabul görecek ve anlaşılabilir bir ifadedir.
2.
Futbol altyapı eğitim süreçleri ortalama ve ideal olarak 10 yıldır.
Bu 10 yılın her bir yaş grubu farklı gelişim özellikleri içerir.
Bu 10 yıl en az 6 evreden oluşur
Lakin asıl olan bu 10 yılın içindeki 6 evrenin birleştirilerek ortaya çıktığı esas öyle "üç dönem" vardır ki, bu dönemde çocuklar birbirine asla benzemezler. Psikolojik, anatomik, zihinsel, ahlaki ve daha bir çok açıdan bambaşka dünyanın insanları gibi davranırlar.
Temel altyapı, gelişim altyapı ve performans altyapı çocukları ile ilgili bu dönemlerin her biri çok büyük uzmanlık ve çok büyük yeterlilik gerektirir.
Dolayısıyla geliniz, kendimizi futbolu eğitim pratiği açısından tek bir dönemin uzman eğitimciliğine hazırlayalım ve o dönemim en yetkin ve en yeterli antrenörleri olmaya çalışalım...
Okulöncesi dönemi ise işin içine alacaksak "futbol" lafı yerine "hareket eğitimi ve gelişimi" ifadesini kullanalım.
27 Mar 2019
ASIL YÖNETİLECEK OLAN ŞEY İNSAN DEĞİL, İŞ VE İŞ DÜZENİDİR
İnsanlar yönetilmez. İnsanlara kılavuzluk edilir.
Özetle, para yönetimi olur, sağlık yönetimi olur, eğitim yönetimi olur, tarım yönetimi olur ama "insan yönetimi" olmaz.
Olursa insanları metalaştırırsınız.
Metalaştırılan insan, insan olmaktan çıkar.
Örneğin günümüz eğitim alanındaki en temel arıza, eğitimin "öğrencileri yönetmek" üzerine inşa edilmiş olmasıdır.
Oysa öğrenciler yönetilmez, onların gelişimi için alanlar ve gerekenler gerekenler yönetilir.
Okul yönetilir,
Temizlik yönetilir,
Tesisler yönetilir,
Dersler yönetilir,
Müfredatlar yönetilir,
Programlar yönetilir...
Öğrenciler de yönetilen bu alan alan ve koşullarda eğitim süreçlerini sürdürerek gelişirler.
Keza öğretmenler de yönetilmez.
Fakülteler yönetilir,
Eğitim Programları yönetilir,
Öğretim Programları (Müfredatlar) yönetilir,
Öğretmen geliştirme uygulamaları, atelyeleri yönetilir,
Öğretmen özlük çalışmaları yönetilir...
Öğretmenler de yönetilen alan ve koşullara göre işlerini yaparlar.
Söz konusu durumu spor altyapılarını ele alarak ifade etmek gerekirse,
Antrenörleri yönetmeye odaklanma demek; Antrenörlerin yaşamı, gelişimi ve işini olması gereken düzeyde yapmasını sağlayacak koşullara odaklanmamak demektir.
Çocukları yönetmeye odaklanmak demek, çocuğun gelişimi ve gelişimi için gerekenleri yönetmeyi bir yana bırakmak demektir.
Oysa yönetme işini antrenörü ve çocuğu yönetmek yerine, yani antrenörü ve çocuğu gütmek yerine,
Tesisleri yönetmek,
araç gereçleri yönetmek, günlük,
haftalık, aylık ve yıllık programları yönetmek,
altyapıların gelişmesi için hedefleri yönetmek,
3, 5 ve 10 yıllık gelişimleri yönetmek, işleyişi yönetmek, organizasyonları yönetmek
Altyapı finans sistemini yönetmek
Gelir giderleri yönetmek gibi yönetim amaç ve alanlarına odaklandırdığımızda, doğal ve zorunlu olarak antrenör işlerini yapacaklar, çocuklar da gelişecekleri eğitimlerini gerçekleştirmeye devam edeceklerdir. Yani antrenörü ve çocukları yönetmek gibi bir derdimiz olmayacaktır.
Özetle yönetmeyi gelişim ve üretim ile ilgili insan dışındaki tüm aktörlere değil de insana odaklamak demek aslında yönetememek demektir.
Türkiye bu bağlamda birçok alanda yönetmeyi beceremeyen bir durumdadır.
Çünkü derdimiz insanı yönetmek üzerine inşa edilmiştir.
İnsan yönetilmez, İş ve iş düzeni yönetilir.
26 Mar 2019
“FUTBOL EĞİTİMİ” ASLINDA “FUTBOL OYUN EĞİTİMİ"DİR.
Futbol Eğitimi demek elbette öncelikle top ile ilişkili hareketlerin çeşitlendirilmesi ve geliştirilmesi eğitimi demektir...
Ama "futbol oyun eğitimi" sadece top ile eğitim demek değildir.
Dolayısıyla futbol eğitimlerini sadece top ayağında olan oyuncu gelişimi ve eğitimi olarak düşünmemek gerekir.
Çünkü futbol oyunu, oyun katılan bütün oyuncuların aynı zamanda topa uzaklık veya konum olarak bulundukları yere ve bölgeye göre değişen şekillerde hareketli olmalarını gerektiren bir oyundur.
Üstelik bu hareketli oluş, yer değiştirme ile ilgili sistematik, amaçlı, duruma göre ve asıl olarak da “olası olacak duruma göre” olması gereken bir hareketliliktir.
Yani anlamsız ve amaçsız yer değiştirmeler (koşmalar) değil, anlamlı ve amaçlı yürüme, koşma ve sprintler şeklinde yer değiştirmelerdir.
O halde futbol eğitimini düşünür, planlar ve uygularken,
1) Top ile futbol eğitimi (top ile ilişkili hareket ve beceri eğitimi) ve
2) Top ile ve topsuz oyun eğitimi (bireysel, grup ve takım ile ilgili yer değiştirmeye dayalı hareketlilik eğitimi) şeklinde düşünmek zorundayız.
Dediğimiz gibi öncelik ve temel eğitim formasyonu "top ile futbol eğitimi" olmalıdır...
Lakin ortada oynanması gereken bir oyun varsa, bu oyunun gerektirdiği bütün davranışları içerecek bir oyun eğitimi de olmak zorundadır.
Yani oyun eğitimi başka bir şeydir.
Oyun eğitimi oyunun devam etmesi için oyunun gerektirdiği top ile ve topsuz yapılması gereken davranışları en iyi yapabilme becerisine dayanır.
Futbol oyunu sadece top ayağında olan oyuncuların oyunu değildir...
Futbol oyunu aynı zamanda
1. Topu almak için olması gereken yerde olma
2. Top ayağında olan oyuncunun, çeşitli seçenekler yaratma oyunudur.
Dünyanın en iyi takımlarındaki en iyi oyuncuları analiz ediniz, çevresinde topsuz oyun eğitimi yüksek oyuncular olduğuna görürsünüz.
Çünkü top ile eğitim ve gelişim açısından muhteşem olan oyuncular, çevresinde onu anlayan, onun oyun oynama imkanlarını ve fırsatlarını arttıran topsuz oyun eğitimi yüksek olan oyunculardır.
Ama bu konunun bir de çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili "oyun pedagojisi" boyutu vardır.
Dolayısıyla bu konu çocuk gelişimi ve oyun eğitimi şu açıklamayı zorunlu kılmaktadır.
Çocuklar 12 yaşlarına değin top ile oynamak isterler. Onlar için oyun demek top ile oynamak demektir. Topsuz oyunu, yani ayağında top olmadığı halde, öne-geriye veya sağa-sola yer değiştire koşuları onlar için çok anlamlı ve zevkli değildir.
Bu doğal ve anlaşılabilir bir durumdur.
Zaten topsuz oyun eğitimi de 11 yaşından itibaren geliştirilmesi ve üzerinde durulması gereken bir konudur.
Topsuz oyun becerileri ve oyun gereklerini yerine getirme 11-12 yaşlarına doğru yavaş ilerler… 12 yaş ve sonrası süreçte, oyunun gereklerini anlama ile birlikte topsuz oyun gelişimi ve ilgili davranışlar da artar.
Biliyorsunuz zaten bireysel ve grup taktiği dediğimiz şey, oyun içinde topsuz yer değiştirmelere dayalı bir formasyondur.
Dolayısıyla 12 yaşından çok önce bu davranışı çocuklara vermeye çalışmak yorucudur, keyifsizdir ve sıkıcıdır...
Ama futbol topu ile sınırlandırılmış alanda "eşli elim sende" oyunu oynatırsanız, eşlerden birisi topu almak için farklı yönlere ve açılarda topsuz hareket edecektir. Çünkü oyunun karakteri neyse çocuk ona yönelir.
Büyük futbol insanlarından birisi olan Johan Cruyff''u yad ederek, onun bir cümlesiyle konuyu bitirelim;
“Çoğu durumda topun nereye gideceğine karar veren, topa sahip olan oyuncu değildir. Topsuz oyunculardır. Bir sonraki pası onların koşu aksiyonları belirler.”
10 Mar 2019
ŞAMPİYON NASIL OLUNUR?
ŞAMPİYON SPORCULAR VE ŞAMPİYON TAKIMLAR İŞE YENEREK VE KAZANARAK BAŞLAMAZLAR..
SÜREKLİ GELİŞEREK BAŞLARLAR, GELİŞTİKÇE YENERLER VE KAZANIRLAR.
Bireysel olsun, takım sporlarında olsun altyapı eğitim süreçlerinin özellikle temel eğitim ve gelişim eğitim dönemlerinde kazanan takım, şampiyon takım, kazanan sporcu, şampiyon sporcu iddiası, amacı ve arzusu sanıldığı gibi gelecekte şampiyon sporcular ve şampiyon takımlar yaratmaz...
Şampiyon sporcular ve şampiyon takımlar, yani "özeller" genelin / bütünün içinden çıkarlar.
Genelin / bütünün eğitimi, genelin / bütünün gözetilmesi, genel/bütün için her şeyin doğru, iyi ve güzel olması durumunda gerçekleşir. Genelin/bütünün içinden öne çıkacak, fark yaratacak özeller giderek ayrışmaya başlar, seçkinleşirler ve şampiyon sporcuları ve takımları oluştururlar.
Yaşamda her şey genel olarak başlar sonra özelleşir.
Her şey genelden özele doğru ilerler.
İşin başında şampiyon sporcu ve şampiyon takım peşinde koşmak demek, özele odaklanmak ve dolayısıyla geneli görmezden gelmek demektir.
Bu durumda genelin görmezden gelinmesi yani özele yoğunlaşılması hem genelin heba edilmesi demektir ve hem de özel olanın ve özel olacak olanan fırsat verilmemesi demektir...
İşin başında yenmeye ve kazanmaya odaklanmak demek, yenemeyenleri ve kazanamayanları değersizleştirmek olacağı gibi, yenenleri ve kazananları da sıradanlaştırmaya başlamak demektir.
İşin başında yenmek ve kazanmak genellikle çok kolaydır.
Asıl olan işin başında herkesi geliştirmeye odaklanmak ve süreci herkes için yararlı hale getirmektir.
Süreç iyileri ve daha iyileri yavaş yavaş ayırmaya ve ortaya çıkarmaya başladığında, şampiyonlar yavaş yavaş ayrılıyor ve ortaya çıkıyor demektir.
Doğuştan şampiyon olunmaz.
Doğuştan şampiyon özellikler ve yetiler ile doğmuş insanlar vardır ve bunlar çok fazla değildirler.
Ama asıl olarak "şampiyonlar" süreç içinde sürekli gelişerek olurlar.
Çocukların birbiriyle olan spor ilişkilerini yenmek ve kazanmak üzerine planlarsanız; giderek daha iyi olabilecek olanları, gelişimi yavaş ama çok sağlam olanları ve dönemsel sıçrama şeklinde ilerleyenleri görmezden gelir, onları heba etmiş olursunuz.
İkincisi kazanmanın ve kaybetmeyi sıradan ve önemsizleştirirsiniz.
Üçüncüsü yenenlerin gelişmesi için sürekli yenmeleri gerekmez. Sürekli yenenler asla gelişme ihtiyacı içinde olmazlar.
Temel eğitim ve gelişim eğitim dönemleri kazanmanın ve kaybetmenin çok kolay olduğu ama kazananlara ileride şampiyon takım olmalarını sağlamaya yetmeyecek bir süreçtir.
Bu dönemlerde kaybedenler ise yola devam edilmemesi gerektiği algısı oluşturulan bir süreçtir.
SÜREKLİ GELİŞEREK BAŞLARLAR, GELİŞTİKÇE YENERLER VE KAZANIRLAR.
Bireysel olsun, takım sporlarında olsun altyapı eğitim süreçlerinin özellikle temel eğitim ve gelişim eğitim dönemlerinde kazanan takım, şampiyon takım, kazanan sporcu, şampiyon sporcu iddiası, amacı ve arzusu sanıldığı gibi gelecekte şampiyon sporcular ve şampiyon takımlar yaratmaz...
Şampiyon sporcular ve şampiyon takımlar, yani "özeller" genelin / bütünün içinden çıkarlar.
Genelin / bütünün eğitimi, genelin / bütünün gözetilmesi, genel/bütün için her şeyin doğru, iyi ve güzel olması durumunda gerçekleşir. Genelin/bütünün içinden öne çıkacak, fark yaratacak özeller giderek ayrışmaya başlar, seçkinleşirler ve şampiyon sporcuları ve takımları oluştururlar.
Yaşamda her şey genel olarak başlar sonra özelleşir.
Her şey genelden özele doğru ilerler.
İşin başında şampiyon sporcu ve şampiyon takım peşinde koşmak demek, özele odaklanmak ve dolayısıyla geneli görmezden gelmek demektir.
Bu durumda genelin görmezden gelinmesi yani özele yoğunlaşılması hem genelin heba edilmesi demektir ve hem de özel olanın ve özel olacak olanan fırsat verilmemesi demektir...
İşin başında yenmeye ve kazanmaya odaklanmak demek, yenemeyenleri ve kazanamayanları değersizleştirmek olacağı gibi, yenenleri ve kazananları da sıradanlaştırmaya başlamak demektir.
İşin başında yenmek ve kazanmak genellikle çok kolaydır.
Asıl olan işin başında herkesi geliştirmeye odaklanmak ve süreci herkes için yararlı hale getirmektir.
Süreç iyileri ve daha iyileri yavaş yavaş ayırmaya ve ortaya çıkarmaya başladığında, şampiyonlar yavaş yavaş ayrılıyor ve ortaya çıkıyor demektir.
Doğuştan şampiyon olunmaz.
Doğuştan şampiyon özellikler ve yetiler ile doğmuş insanlar vardır ve bunlar çok fazla değildirler.
Ama asıl olarak "şampiyonlar" süreç içinde sürekli gelişerek olurlar.
Çocukların birbiriyle olan spor ilişkilerini yenmek ve kazanmak üzerine planlarsanız; giderek daha iyi olabilecek olanları, gelişimi yavaş ama çok sağlam olanları ve dönemsel sıçrama şeklinde ilerleyenleri görmezden gelir, onları heba etmiş olursunuz.
İkincisi kazanmanın ve kaybetmeyi sıradan ve önemsizleştirirsiniz.
Üçüncüsü yenenlerin gelişmesi için sürekli yenmeleri gerekmez. Sürekli yenenler asla gelişme ihtiyacı içinde olmazlar.
Temel eğitim ve gelişim eğitim dönemleri kazanmanın ve kaybetmenin çok kolay olduğu ama kazananlara ileride şampiyon takım olmalarını sağlamaya yetmeyecek bir süreçtir.
Bu dönemlerde kaybedenler ise yola devam edilmemesi gerektiği algısı oluşturulan bir süreçtir.
KOLEKTİF
Birçok kimseyi veya nesneyi içine alan, birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan anlamına gelen kolektif kavramının tek bir sözcük ile karşılığı "ortaklaşa" demektir.
Harika bir kavram ve hayati açıdan da mükemmel bir duygu ve bilinç halidir.
Takım sporları için anlamı, önemi ve değeri çok yüksektir.
Takım olma, ben değil biz duygusu tamamen kolektif yaşam ve öğrenme ile ilgili bir duygu ve düşünce halidir.
Bakınız 32 OECD ülkesi arasında yapılan araştırmada çocuklarda 'ortaklaşa problem çözme becerisi' en düşük ülke olarak kayıtlara geçmişiz.
Bu iyi bir şey değil.
Bu bizim spor ve futbolumuza da doğrudan yansıyacak olan bir durumdur.
Bencillik, bireycilik, öne çıkma, sorunları birlikte çözmeme, bir kurtarıcı bekleme gibi davranışlar ile ortaya çıkar...
Uluslar, ülkeler için farklı alanlar için bireysel dehalar, bireysel yıldızlar, çıkarabilmek elbette önemlidir ama asla çözüm değildir.
Asıl çözüm bir işi beraberce en iyi biçimde gerçekleştirebilecek kişiler geliştirmektir.
Çocuklarımız, gençlerimiz ve büyüklerimiz neden iyi birer grup ve takım olamıyorlar? Niçin bir araya gelip sorunlara birlikte çözümler üretemiyorlar?
İşte bunların temel nedeni küçük yaşlardan itibaren bir işi birlikte ve beraber yapabilecek beceriye sahip olamayış ile yakından ilgilidir.
Futbolda yıldız oyuncu peşinde koşmak yerine, herkesin bir işin parçası olduğu, herkesin görev ve sorumluluk sahibi olabileceği ve bir işi olabilecek en iyi biçimde yapabilmek için birbirine destek olunduğu bir spor eğitimi doğal olarak diğer amaç olan özellikli oyuncuları da kendiliğinden üretecektir.
Unutmayınız, takım oyunları zaten karakteri gereği kolektif oyunlardır.
Oyunun doğasına sadık kalalım.
Hem oyun güzelleşsin hem çocuklar....
Harika bir kavram ve hayati açıdan da mükemmel bir duygu ve bilinç halidir.
Takım sporları için anlamı, önemi ve değeri çok yüksektir.
Takım olma, ben değil biz duygusu tamamen kolektif yaşam ve öğrenme ile ilgili bir duygu ve düşünce halidir.
Bakınız 32 OECD ülkesi arasında yapılan araştırmada çocuklarda 'ortaklaşa problem çözme becerisi' en düşük ülke olarak kayıtlara geçmişiz.
Bu iyi bir şey değil.
Bu bizim spor ve futbolumuza da doğrudan yansıyacak olan bir durumdur.
Bencillik, bireycilik, öne çıkma, sorunları birlikte çözmeme, bir kurtarıcı bekleme gibi davranışlar ile ortaya çıkar...
Uluslar, ülkeler için farklı alanlar için bireysel dehalar, bireysel yıldızlar, çıkarabilmek elbette önemlidir ama asla çözüm değildir.
Asıl çözüm bir işi beraberce en iyi biçimde gerçekleştirebilecek kişiler geliştirmektir.
Çocuklarımız, gençlerimiz ve büyüklerimiz neden iyi birer grup ve takım olamıyorlar? Niçin bir araya gelip sorunlara birlikte çözümler üretemiyorlar?
İşte bunların temel nedeni küçük yaşlardan itibaren bir işi birlikte ve beraber yapabilecek beceriye sahip olamayış ile yakından ilgilidir.
Futbolda yıldız oyuncu peşinde koşmak yerine, herkesin bir işin parçası olduğu, herkesin görev ve sorumluluk sahibi olabileceği ve bir işi olabilecek en iyi biçimde yapabilmek için birbirine destek olunduğu bir spor eğitimi doğal olarak diğer amaç olan özellikli oyuncuları da kendiliğinden üretecektir.
Unutmayınız, takım oyunları zaten karakteri gereği kolektif oyunlardır.
Oyunun doğasına sadık kalalım.
Hem oyun güzelleşsin hem çocuklar....
GELİŞİM LİGLERİ VE HAKEM DAVRANIŞLARI ÜZERİNE...
Hakemlerin, özellikle gelişim liglerindeki çok sert tavırlı hakemlerin psikolojik yapıları ile ilgili olarak bazı sorunlar yaşandığına dair şikayet ve değerlendirme üzerine yazılmıştır.
Çok haklılar..
1.
Üstyapı müsabakalarındaki hakem hatalarının ve güya hakem hatalarını en aza indirecek olan VAR sisteminin, Türkiye'de nasıl işletildiği ve kullanıldığı hepimizin malumu... MHK başkanının istifası pek çok kez yaşanan bir ülke ve ülke futbolu herkesin malumudur.
Bu konuyu uzatmadan şunu söyleyelim, iyi veya yararlı bir sistemi amaca yönelik ve ideal anlamda kullanamadığınız sürece sorunu çözemezsiniz. Bunun için sisteminizin ve o sisteme uygun insanlarınızın gerçekten bağımsız ve liyakat sahibi olmaları ve güvenli bir mesleki devamlılığa ihtiyaçları vardır.
VAR uygulaması ve meselesine gelince;
Bize göre VAR yoruma açık bir olgu ve yöntem değildir. VAR uygulamasında bir pozisyona ve o pozisyonda bir durum var veya yoktur. Bu kadar.
Çok daha önemlisi VAR uygulaması gelişmiş, adil, eşitlikçi toplumsal yapılarda olmaması gereken bir uygulamadır.
Görülememiş ve emin olunmamış bir durumun tespiti için gerekli olsa da, VAR uygulaması akışı, güvenirliği ve doğallığı bozan teknolojik bağımlılığı bir uygulamadır.
Herkesin herkesten emin olduğu, güven ve adalet konusunda kimsenin şüphesi olmadığı ve en önemlisi hataların art niyetli olmadığı toplumsal yapılarda VAR uygulaması YOK olması gereken bir uygulamadır.
2.
Asıl konumuza dönersek...
Gelişim liglerindeki hakemler konusu gerçekten çok önemlidir.
Hakemlik ile ilgili geçmişte bir kaç yazı paylaşmıştık. Onun için tekrara düşmemek adına, kısa keserek ifade etmek isteriz ki;
Gelişim liglerinde hakemlerin asıl görevi ve işi çocukları geliştirmek, onları motive etmek, onlar ile iletişim kurmak ve iletişim kurmayı öğretmek ve çocuğun oyun adaletinden emin olmasını sağlamak olmalıdır.
Oyun anında hormonal değişimlerin bir sonucu olan agresif tavırları kontrol etmeyi öğretecek aktörlerden birisi de hakemlerdir. Bu çocuk veya genç ile müsabaka anında diyalog kurarak yapılabilecek bir şeydir.
Gelişim ligleri, hakemlerin hakemlik gelişimleri için kendilerini tatmin edecekleri ve bu tatmini de baskı kurarak elde edecekleri yerler değildir.
Hele hele çocuklar üzerinde baskıcı, aşağılayıcı ve onları değersizleştiren tutum ve tavırlar ile sözde çocuklara kural öğretme ve otoriteye sadakat sağlamayı amaçlayan yerler hiç değildir.
Gelişim ligi hakemleri aslında eğitimin bir parçasıdırlar.
Ceza ve gereksiz otoriter bir tavırlar ile kendilerini tatmin etme peşinde değil, kural ve ilkelerin önemini kavratan ve bunlara uymanın herkes için gerekli olduğunu hissettirecek yaklaşım ve yönetim becerileri sergilemek durumunda olan aktörlerdir.
Gelişim liglerinde kart kullanmadan, aşağılamadan, oyuncu ile araya set çekmeden ama eşitlik, adaleti ve iletişim ile ilgili yönetim becerisini de sağlayacak bir hakemlik becerisi asıl amaç ve beklenti olmalıdır.
TÜRKİYE'NİN ÇOCUK VE SPOR KONUSUNDA ASIL VE TEMEL SORUNU NEDİR?
Elbette çocukların spora ulaşamamasıdır.
Sporun ulaşılabilir olmasının kolay olmaması ve hatta neredeyse mümkün olmamasıdır.
Çocukların bir ülkede spora ulaşmak için çabalamasına ve yırtınmasına gerek olmamalıdır.
Bir ülkede sporun durumu, düzeyi ve geleceği ile ilgili en büyük ölçüt çocukların spor ile buluşabilmesi kolaylığı ve oranıdır...
Okullar bu anlamda önemlidir.
Kulüpler de bu anlamda çok önemlidir...
Bir ülkede, örneğin Amerika'da olduğu gibi "okul-spor modeli" benimsenmiş ise okulların aynı zamanda birer spor kulübü ve yapısına kavuşmuş olması gerekmektedir.
Yok eğer örneğin Almanya modelinde olduğu gibi "kulüp-spor modeli" benimsenmiş ise, bu durumda da spor kulüplerinin tüm ilgili ve istekli çocuklara kapılarını açması gerekir. Bunun için de öncelikle yerel ve mahalli kulüplerin semtin tüm çocuklarına hitap edecek duruma, imkana ve zorunluluğa tabi olunmasının sağlanmış olması gerekmektedir.
Türkiye'de hem ikisi de var. Hem ikisi de yok.
Çünkü okullar arası spor müsabakası var, ama bunun yıl içinde sürdürülebilir ve çok fazla çocuğa yönelik kurumsal bir yapılanması yok.
Okul spor kulüpleri göstermelik ve işlevsel değil.
Okullar saha, alan başta olmak üzere yetersiz. Okul yöneticileri ve veliler malum nedenler ile ilgisiz..
Kulüplere gelince, kulüpler sayıca yetersiz, duyarsız ve istekli tüm çocukları kapsayacak imkanlardan yoksun durumdadırlar.
Peki bunca genç nüfusun oldukça yoğun olduğu bir ülkede, ilgili, istekli ve hatta farklı özellikleri olan on binlerce çocuk spora nasıl ulaşacak? Spor ile nasıl buluşacak ve kendilerini nasıl geliştirecekler?
Aşağıdaki görseller İzmir'den... İzmir'in Bayraklı semtinden..
Yani Türkiye'nin en batısından... İzmir'de böyle onlarca okul var...
Mesele sadece İzmir meselesi değil... Türkiye'de birçok okul bu şekildedir.
Dahası yeni yapılan binalar da aynı şekilde spora ulaşmayı sağlayan düzenden ve imkanda uzak yapılmaktadır.
Beden eğitimi derslerinin bittiği veya bitirildiği, oyun etkinliklerinin öğretmenin kişisel çabasına kaldığı, spor takımları çalışmalarının beden eğitimi öğretmenlerinin salon ve saha bulmak için çırpındığı, bulursa da çocuklar için izin almak için uğraştığı bir ülkede, spor kulüplerinin ise kapılarını belli bir sayıda çocuğa açabildiği, 8-12 yaş arasında ise bir çok spor kulübünün neredeyse ciddi bir altyapısının olmadığı, spor okulları diye verimli olmayan ve haftada iki gün birer saat sözde eğitim verdiği bir ülkede spor ile ilgili tüm alanlarda gelebileceğimiz yer asla olması gereken ideal yer olamaz.
Ondan sonra da başta futbol olmak üzere spor pazarı olmaktan kurtulmayan, kendi özkaynaklarına sırtını dönmüş, yapay başarılar ile kendini avutan ve aldatan bir ülke olmaya devam ederiz.
Spor çocuklara ulaşmaz. Çocuklar spora ulaşır.
Ama bunun için çocukların spora ulaştırılması gerekir.
Kim yapacak bunu?
Elbette başta federasyon, elbette başta spor bakanlığı ve elbette tüm ilgili kurum ve birimler...
ALTYAPILARA VE GENÇ OYUNCULARA ÖNEM VE DEĞER VEREN TEKNİK ADAM OLMAK NE DEMEKTİR?
Luis Van Gaal 2014-2015 sezonunun 6.haftasında, West Ham United karşılaşması öncesi 95 doğumlu Patrick McNair’i kadroya almış ve ilk 11 oyuncusu olarak sahaya sürmüştü.
Van Gaal maç sonrasında, kendisine sorulan bir soru üzerine,
"Stoper pozisyonuna başka bir mevkiden oyuncu devşirmek yerine akademiden oyuncu almayı tercih ettim. Eğer akademiden bir oyuncu çağırmayacaksam o zaman akademiyi kapatmamız lazım” demişti..
Yine aynı sezon 1997 doğumlu Marcus Rashford daha 17'sini bitirmeden kadroya alan ve oynatan da Luis Van Gaaldi...
Bitmedi... Dahası 2014-15 sezonunda Manchester United-Arsenal maçında, Manchester United'ın yedek kulübesinde 1987 doğumlu kaleci Romero hariç, en yaşlı 3 oyuncusu 1995 doğumluydu.
Bahsettiğimiz lig Premier lig.. Yabancı oyuncu pazarı ve yabancı oyuncu piyasası büyük olan ve ekonomisi en güçlü olan lig...
Günümüzde böylesi zihniyete sahip teknik adam sayısı pek fazla değil..
Özellikle Türkiye'de...
Elbette bu sadece teknik adam işi değil... Ama teknik adam bu konuda en önemli aktör konumunda.
Altyapılardan gelen genç oyunculara imkan ve fırsat tanıma açısından saygı duyulmayı hak eden teknik adamlardan birisi de Luis Van Gaal'dir. Bu açıdan onu selamlamak gerekir.
Yabancı sınırlamasına karşı olanların meseleyi biraz da bu yönüyle almalarında yarar var. Yabancı oyunculara yönelik ilgi ve sevgiyi, biraz da altyapılara ve genç oyunculara göstermek konusunda cömert olmakta her açıdan çok fayda var.
Van Gaal maç sonrasında, kendisine sorulan bir soru üzerine,
"Stoper pozisyonuna başka bir mevkiden oyuncu devşirmek yerine akademiden oyuncu almayı tercih ettim. Eğer akademiden bir oyuncu çağırmayacaksam o zaman akademiyi kapatmamız lazım” demişti..
Yine aynı sezon 1997 doğumlu Marcus Rashford daha 17'sini bitirmeden kadroya alan ve oynatan da Luis Van Gaaldi...
Bitmedi... Dahası 2014-15 sezonunda Manchester United-Arsenal maçında, Manchester United'ın yedek kulübesinde 1987 doğumlu kaleci Romero hariç, en yaşlı 3 oyuncusu 1995 doğumluydu.
Bahsettiğimiz lig Premier lig.. Yabancı oyuncu pazarı ve yabancı oyuncu piyasası büyük olan ve ekonomisi en güçlü olan lig...
Günümüzde böylesi zihniyete sahip teknik adam sayısı pek fazla değil..
Özellikle Türkiye'de...
Elbette bu sadece teknik adam işi değil... Ama teknik adam bu konuda en önemli aktör konumunda.
Altyapılardan gelen genç oyunculara imkan ve fırsat tanıma açısından saygı duyulmayı hak eden teknik adamlardan birisi de Luis Van Gaal'dir. Bu açıdan onu selamlamak gerekir.
Yabancı sınırlamasına karşı olanların meseleyi biraz da bu yönüyle almalarında yarar var. Yabancı oyunculara yönelik ilgi ve sevgiyi, biraz da altyapılara ve genç oyunculara göstermek konusunda cömert olmakta her açıdan çok fayda var.
PSOAS KASI
Psoas kası ‘’ruhun kası’’ olarak da ifade edilen, kalça bölgesinde yer alan bel ve bacak bağlantısında önemli işleve sahip bir kastır.
Yapılan araştırmalara göre bu kas grubu, kişilerin psikolojik halini ve fizyolojik sağlığını doğrudan etkiliyor.
Örneğin,
1. Bacaklarla bel kemiğini bağlayan bu kas; hareket, denge, eklem fonksiyonları, esneklik ve daha birçok bedensel özelliği etkiliyor.
2. Psoas kasının bedeni dik ve hareket eder bir şekilde tutmasının yanı sıra, özellikle esnetildiğinde kişinin yaşadığı anda kalmasını ve vücuttaki gerilimin azaltılmasını sağladığı düşünülüyor.
3. Psoas kası, neredeyse doğduğumuz günden itibaren gergin ve kasılmış bir halde bulununan bir yapıdadır. Günlük yaşamdaki aktiviteler, dar kıyafetler ve bazı duruş bozuklukları nedeniyle iyice kasılan ve gerginleşen bir hal almaktadır. İşte bu gerginlik zamanla insanda sırt, kalça, diz ağrıları gibi kronikleşmiş rahatsızlıklara neden olmakta ve günlük hayatı zorlaştırabilmektedir.
4. Vücudun yapısal stabilitesinin temelini oluşturduğu için, söz konusu kas üzerindeki kronik gerginlikler, hayatı ve anı nasıl hissettiğinizi, dünyaya nasıl baktığınızı da etkilemektedir.
5. Bacaklardan başlayarak omurgaya uzanan psoas, bacaklarla bel kemiğini bağlayan tek kastır. Bu kas gurubu en sonda ise kalça kemiğine bağlanmaktadır.
Bu anlamda etkinlik derecesi yüksektir.
6. Kalça kemiğinin yanı sıra diyaframa da bağlanan bu kas nefes alıp verme sırasında harekete geçen diyafram kası, aynı zamanda korku ve anksiyeteyle ilişkili birçok fiziksel semptomun yer aldığı bir bölgedir. Bu ilişkiden dolayı psoas kasının, yaşamsal dürtülerin yer aldığı en temel beyinsel fonksiyonları yöneten “alt beyin” ile doğrudan ilişkili olduğu da düşünülmektedir.
Yardımcı kaynaklar;
https://www.sporsalbilgiler.com/psoas-kasinin-onemi.html
http://www.maratonyuzme.com/donup-duran-dunyanin-dingin-no…/
Kasların Belleği
Kassal açıdan hangi iş yapılırsa yapılsın kaslar düzenli olarak çalıştırıldıklarında büyürler ve güçlenirler.
Kassal çalışmaya herhangi bir nedenle ara verildiğinde kasların gücü zayıflar, hacmi azalır.
Belli bir aradan sonra ise kaslar yeniden çalıştırılınca, geçmişteki deneyimlerin kasların büyümesini ve güç kazanmasını etkiler mi? Yoksa etkilemez mi sorusu ilginç bir soru ve araştırma konusu olsa gerekir.
İşte bu konudaki bir araştırmayı Keele Üniversitesi’nden Robert Seaborne ve ekibi gerçekleştirmiş.
Araştırma sürecinde; 8 genç erkek yedi hafta boyunca yoğun olarak antrenmana tabi tutulmuş. Ardından yedi hafta ara verilmiş. Sonra yine yedi hafta antrenmana tabi tutulmuşlar.
Bu üç evrede katılımcıların kas kütlesi ve kas gücü kontrol edilmiş.
Beklenildiği gibi spor alıştırmalarının yararları kendini belli etmiş.
Katılımcıların bacak kasları ilk yedi haftada yüzde 6.5 oranında kütle kazanırken, kasların gücü de yüzde 9.3 kadar artmış.
Spora ara verildiğinde ise hem kas kütlesinin hem de gücünün zayıfladığı görülmüş.
Buraya kadar her şey normal ve bilinen şeyler...
Ama asıl sürpriz şöyle;
7 haftalık ikinci antrenman evresinde yaşananlar araştırma bulgusu açısından sürpriz olmuş.
İkinci 7 haftalık antrenman sürecinde katılımcıların kaslarının 2 misli büyüdüğü saptanmış. Kasların kütlesi yüzde 12 oranda büyürken, gücü de yüzde 18 artmış.
Anlaşıldığı üzere daha önce yapılan spor alıştırmaları kaslarda iz bırakıyor ve bu izler daha sonra daha güçlü bir büyümeyi motive ediyor.
Yani kaslar geçmiş deneyimlerini hatırlıyor.
Peki, süreç biyolojik olarak nasıl işliyor?
Bu sürecin nasıl işlediğini öğrenmek isteyen bilim insanları üç evrede gen etkinliğinin ve epigenetik DNA metilasyon analizi için doku örnekleri almışlar. Bunlar genelde metil gruplarından oluşan küçük moleküllerdi.
DNA’daki 850.000 bağlantı noktasının karşılaştırılması sonucunda araştırmacılar, ilk antrenmanların, kas hücresi DNA’sının büyük bir kısmını epigenetik metilasyondan temizlediğini göstermiş.
Bunun sonucunda gen etkinliği de yükseliyor. Ve bu değişimlerse spora ara verildiği zaman da önemli ölçüde kalıcı oluyor ve ikinci spor evresinde daha da güçleniyorlar.
Belli bir aradan sonra yeniden spora yapmaya başlandığında bu epigenetik değişimler gen etkinliğini ve kas büyümesine daha fazla tetikliyorlar.
Özetle;
DAHA ÖNCE O İŞ İLE UĞRAŞMIŞ OLAN KASLARIN,
SONRAKİ SÜREÇTE UYARILMA ORANI VE DÜZEYİ DAHA YÜKSEKTİR.
YANİ, İKİNCİ ÇALIŞMA EVRESİNDEKİ GELİŞİM DAHA YOĞUNDUR. AMA BUNUN İÇİN BİRİNCİ EVRENİN ÖNEMİ UNUTULMAMALIDIR...
Kassal çalışmaya herhangi bir nedenle ara verildiğinde kasların gücü zayıflar, hacmi azalır.
Belli bir aradan sonra ise kaslar yeniden çalıştırılınca, geçmişteki deneyimlerin kasların büyümesini ve güç kazanmasını etkiler mi? Yoksa etkilemez mi sorusu ilginç bir soru ve araştırma konusu olsa gerekir.
İşte bu konudaki bir araştırmayı Keele Üniversitesi’nden Robert Seaborne ve ekibi gerçekleştirmiş.
Araştırma sürecinde; 8 genç erkek yedi hafta boyunca yoğun olarak antrenmana tabi tutulmuş. Ardından yedi hafta ara verilmiş. Sonra yine yedi hafta antrenmana tabi tutulmuşlar.
Bu üç evrede katılımcıların kas kütlesi ve kas gücü kontrol edilmiş.
Beklenildiği gibi spor alıştırmalarının yararları kendini belli etmiş.
Katılımcıların bacak kasları ilk yedi haftada yüzde 6.5 oranında kütle kazanırken, kasların gücü de yüzde 9.3 kadar artmış.
Spora ara verildiğinde ise hem kas kütlesinin hem de gücünün zayıfladığı görülmüş.
Buraya kadar her şey normal ve bilinen şeyler...
Ama asıl sürpriz şöyle;
7 haftalık ikinci antrenman evresinde yaşananlar araştırma bulgusu açısından sürpriz olmuş.
İkinci 7 haftalık antrenman sürecinde katılımcıların kaslarının 2 misli büyüdüğü saptanmış. Kasların kütlesi yüzde 12 oranda büyürken, gücü de yüzde 18 artmış.
Anlaşıldığı üzere daha önce yapılan spor alıştırmaları kaslarda iz bırakıyor ve bu izler daha sonra daha güçlü bir büyümeyi motive ediyor.
Yani kaslar geçmiş deneyimlerini hatırlıyor.
Peki, süreç biyolojik olarak nasıl işliyor?
Bu sürecin nasıl işlediğini öğrenmek isteyen bilim insanları üç evrede gen etkinliğinin ve epigenetik DNA metilasyon analizi için doku örnekleri almışlar. Bunlar genelde metil gruplarından oluşan küçük moleküllerdi.
DNA’daki 850.000 bağlantı noktasının karşılaştırılması sonucunda araştırmacılar, ilk antrenmanların, kas hücresi DNA’sının büyük bir kısmını epigenetik metilasyondan temizlediğini göstermiş.
Bunun sonucunda gen etkinliği de yükseliyor. Ve bu değişimlerse spora ara verildiği zaman da önemli ölçüde kalıcı oluyor ve ikinci spor evresinde daha da güçleniyorlar.
Belli bir aradan sonra yeniden spora yapmaya başlandığında bu epigenetik değişimler gen etkinliğini ve kas büyümesine daha fazla tetikliyorlar.
Özetle;
DAHA ÖNCE O İŞ İLE UĞRAŞMIŞ OLAN KASLARIN,
SONRAKİ SÜREÇTE UYARILMA ORANI VE DÜZEYİ DAHA YÜKSEKTİR.
YANİ, İKİNCİ ÇALIŞMA EVRESİNDEKİ GELİŞİM DAHA YOĞUNDUR. AMA BUNUN İÇİN BİRİNCİ EVRENİN ÖNEMİ UNUTULMAMALIDIR...
ALTYAPI EĞİTİMCİLİĞİNE İLİŞKİN 3 ÖNEMLİ SORUN ve İHTİYAÇ...
SORUN 1.
Ne öğreteceğini biliyorsun,
Ama nasıl öğreteceğini bilmiyorsun....
Bu durumda ne öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur.
SORUN 2.
Nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne öğreteceğini bilmiyorsun...
Bu durumda da nasıl öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur...
SORUN 3.
Ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne zaman neyi, nasıl öğreteceğini bilmiyorsun..
Bu durumda da ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyor olman seni asla iyi ve ideal bir altyapı antrenörü yapmaya yetmeyecektir.
Çünkü altyapı antrenörlüğü, neleri, nasıl öğretmek kadar, neleri, nasıl ve ne zaman öğreteceğini bilmek ve bunu beceriye dönüştürebilmektir.
ÖZET :
İDEAL ALTYAPI ANTRENÖRLÜĞÜ DEMEK,
NELERİ, NASIL VE NE ZAMAN ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE BUNU PRATİĞE AKTARABİLMEK DEMEKTİR....
ÇÖZÜM:
1. FUTBOLU BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
2. FUTBOLU ÖĞRETMEYİ BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
3. HANGİ YAŞ DÜZEYLERİNDE NELERİ, NASIL ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE UYGULAYABİLİYOR OLMAK
Ne öğreteceğini biliyorsun,
Ama nasıl öğreteceğini bilmiyorsun....
Bu durumda ne öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur.
SORUN 2.
Nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne öğreteceğini bilmiyorsun...
Bu durumda da nasıl öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur...
SORUN 3.
Ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne zaman neyi, nasıl öğreteceğini bilmiyorsun..
Bu durumda da ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyor olman seni asla iyi ve ideal bir altyapı antrenörü yapmaya yetmeyecektir.
Çünkü altyapı antrenörlüğü, neleri, nasıl öğretmek kadar, neleri, nasıl ve ne zaman öğreteceğini bilmek ve bunu beceriye dönüştürebilmektir.
ÖZET :
İDEAL ALTYAPI ANTRENÖRLÜĞÜ DEMEK,
NELERİ, NASIL VE NE ZAMAN ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE BUNU PRATİĞE AKTARABİLMEK DEMEKTİR....
ÇÖZÜM:
1. FUTBOLU BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
2. FUTBOLU ÖĞRETMEYİ BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
3. HANGİ YAŞ DÜZEYLERİNDE NELERİ, NASIL ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE UYGULAYABİLİYOR OLMAK
FUTBOL EĞİTİMİNE BAŞLAMA YAŞI
MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİNDE YENİDEN DÜZENLENEN İLKOKULA BAŞLAMA YAŞI VE İLGİLİ OLMASI NEDENİYLE FUTBOLA BAŞLAMA YAŞI...
Çocukların ilkokula başlama yaşı, önümüzdeki eğitim yılından itibaren bir kez daha değiştiriliyor.
Normal koşullarda ve milli eğitim tarihimiz boyunca 72 aylık çocukların ilkokula başladığı sistemi bozarak, önce 60 aya indiren bakanlık, iki senenin sonunda çocukların içine düşürüldüğü durum karşısında çark ederek, düzenlemeyi önce 60- 66 ay çocuklar şeklinde değiştirdi. Sonra veli onayı ve rapor şartına bağlayarak 66-72 aya kadar uzatma kararı aldı..
Şimdi de 2019-2020 eğitim dönemindeki son düzenleme, ilkokula başlama yaşının 69 ay olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Görüleceği üzere bilimsel olarak anlama, takip etme, izleme, okuma ve yazma becerilerinin hangi aylarda geliştiği belliyken, birilerinin gelip çocukları 5 yaşında ilkokula başlatmaya karar vermesi, bu ülke çocuklarına yapılmış kötülüktür.
Çocuklar erken yaşlarda eğitime başlarlar. Ama erken yaşlarda eğitimin de düzeyleri, sınıflamaları ve o sınıflamaya uygun okullaşmaları vardır.
Bunlar okulöncesi eğitimi, 36 ay ile 60 ay arası
Hazırlık sınıfı eğitimi, 60 ay ile 72 ay arası
Ve ilkokula başlama yaşıdır 72 ay....
Bu düzen hem pedagojik açıdan ve hem de gelişim psikolojisine en uygun yaş düzeni ve sistemidir. Dünya ölçeğinde de durum genel olarak böyledir.
Bir işe veya eğitime erken başlama demek, o işin ve eğitimin o yaşa göre düzenlenmesi demektir.
Bu bağlamda 69 ay düzenlemesi makul bir düzenleme gibi durmaktadır. Ama olacaktır. Ama yeterli değildir.
Gelelim bir kaç cümle ile futbola başlama yaşına..
Sosyal medyada, bazı videolarda veya çevremizde 5 yaşında bir tane çocuğunun muhteşem hareketler yaptığına, top ile inanılmaz beceriler sergilediğine tanık olabiliriz.
Ama bu durum 5 yaşındaki bütün çocukların aynı gelişim düzeyine sahip oldukları veya olmaları gerektiği anlamına gelmez ki....
Bu tür bir çocuk zaten özel veya "ayrıksı" diye tanımlanan çocuklardır.
Yani örnek teşkil etmez...
İlkokula başlama yaşı ideal olarak 72 ay oluyorsa,
Çocuklar elini, kolunu ve gövdesini tam olarak 8 yaşından itibaren kontrol etmeye ve yönetmeye başlıyorlarsa, bu durumda nasıl olur da 5,6,7 yaşında futbol eğitimine başlanabilir?
Başlanabilir..... Ama bunun şartı bellidir.
Ne demiştik yukarıda;
"Bir işe veya eğitime erken başlama demek, o işin ve eğitimin o yaşa göre düzenlenmesi demektir".
Yani
Okul öncesi dönem futbolu,
Yani hazırlık sınıfı futbolu,Yani ilkokul dönemi futbolu gibi bir anlayış ile eğitim planlaması yapılırsa, futbola erken yaşlarda başlamayı anlamak mümkün.
Buna da zaten "hareket eğitimi" süreci diyoruz.
Hareket eğitim sürecini yani "temel hareketler gelişim eğitimi" sürecini "ayak ve nesne" ilişkisi yoğunluklu planladığınızda karşınıza çıkacak olan şey;
Hareket gelişimi amaçlı futbol eğitimi olur...
28 Oca 2019
FUTBOLDA "TEKNİK" VE PRATİĞİN BİR GEREĞİ OLARAK TEORİDE ÇEŞİTLENDİRME İHTİYACI
Futbol Oyununda oyunun gerekleri olan ve oyunun nen iyi biçimde oynanabilmesini sağlayacak olan özellikleri kavramlaştıran klasik ve yerleşik kavramlar bellidir.
Bunlar bilindiği gibi teknik, taktik ve kondisyonel özelliklerdir.
Bu yazıda sadece teknik kavramını ele alalım.
Daha çok ve genelde top ile ilişkili davranışları tanımlayan teknik, tek başına yeterli bir kavram mıdır?
Kesinlikle değildir.
İşte bunun için de yine bilindiği üzere "teknik beceri" "müsabaka tekniği" veya "oyun tekniği" gibi yeni kavramlar üretilmiştir.
Bazı durumları daha iyi ifade edebilme ihtiyacında bu kavramlar kullanılmaktadır.
Tek bir kavram ile bir oyunun tüm gereklerini, ihtiyaçlarını ve eğitim amaçlarını karşılamak mümkün değildir.
Örneğin teknik antrenman" veya "teknik eğitim uygulamaları" yapacağız ifadesinde ne tekniği, nasıl bir teknik antrenman, hangi amaca yönelik teknik eğitim gibi soruların cevabı yoktur.
Altyapılardaki eğitimlerin de en büyük sorunlarından birisi buradan kaynaklanmaktadır.
Top ile yapılan tüm çalışmaları "teknik" olarak tanımlayıp kavramlaştırmak ister istemez antrenman veya eğitim programlarını da etkilemektedir.
Teknik dediğimiz şey bir işi yapmak için, o işin gereklerini yerine getirmek demektir.
Ama futbol oyunu işinde o işin gerekleri o kadar çeşitli ve çoktur ki...
Bu durumda futbolda teknik çalışma uygulamalarının,
Top ile teknik alıştırma çalışmaları,
Top ile teknik beceri çalışmaları,
Top ile oyun tekniği çalışmaları,
Top ile müsabaka tekniği çalışmaları gibi daha fonksiyonel kavramlar ile ifade etmek gerektiği açıktır.
Temel teknik ve Amaçlı teknik ve Yaratıcı teknik çalışmalar sınıflaması pekala mümkün, doğru ve yararlı bir alt sınıflamadır.
Sonuç olarak "teknik çalışmanın taktiği" diye bir şey vardır. Ve bu oyun taktiği ile karıştırılmamalıdır.
Bunun anlamı tekniğin ve teknik becerinin amaca, duruma ve değişen koşullara göre kullanılabilmesi yeterliliği demektir.
Teknik beceriyi farklı biçim, hız ve yönlerde amaca ve duruma göre kullanımını geliştirmeyi amaçlayan çalışmalar "tekniğin taktiği" veya "teknik taktiği" kavramı ile ifade edilebilecek bir niteliğe işaret etmektedir.
Bir iş için o işin gereği olan bir davranışı iyi yapmak (teknik) başka bir şey, amaca ve duruma göre yapmak (beceri)başka bir şey, farklı şekillerde yapmak (stil) başka bir şey, en değişen koşullarda ve değişen amaçlarda yapabilmek (oyun tekniği) başka bir şey, markaj ve baskı altında yapabilmek (müsabaka tekniği) başka bir şeydir. Elbette hepsi birbiri ile ilgilidir ve birisi diğerinin emelini teşkil eder... Ama bu durum eğitimde zorunlu bir "ardışık bir basamaklamaya" mecbur olma şeklinde algılanmamalıdır. Ama unutulmamalıdır da...
O halde bir antrenman veya eğitim uygulamasında "teknik çalışma" yapılacak ifadesi veya başlığı günümüzde çok fazla bir şey ifade etmesi gereken bir ifade veya başlıktır.
Bunlar bilindiği gibi teknik, taktik ve kondisyonel özelliklerdir.
Bu yazıda sadece teknik kavramını ele alalım.
Daha çok ve genelde top ile ilişkili davranışları tanımlayan teknik, tek başına yeterli bir kavram mıdır?
Kesinlikle değildir.
İşte bunun için de yine bilindiği üzere "teknik beceri" "müsabaka tekniği" veya "oyun tekniği" gibi yeni kavramlar üretilmiştir.
Bazı durumları daha iyi ifade edebilme ihtiyacında bu kavramlar kullanılmaktadır.
Tek bir kavram ile bir oyunun tüm gereklerini, ihtiyaçlarını ve eğitim amaçlarını karşılamak mümkün değildir.
Örneğin teknik antrenman" veya "teknik eğitim uygulamaları" yapacağız ifadesinde ne tekniği, nasıl bir teknik antrenman, hangi amaca yönelik teknik eğitim gibi soruların cevabı yoktur.
Altyapılardaki eğitimlerin de en büyük sorunlarından birisi buradan kaynaklanmaktadır.
Top ile yapılan tüm çalışmaları "teknik" olarak tanımlayıp kavramlaştırmak ister istemez antrenman veya eğitim programlarını da etkilemektedir.
Teknik dediğimiz şey bir işi yapmak için, o işin gereklerini yerine getirmek demektir.
Ama futbol oyunu işinde o işin gerekleri o kadar çeşitli ve çoktur ki...
Bu durumda futbolda teknik çalışma uygulamalarının,
Top ile teknik alıştırma çalışmaları,
Top ile teknik beceri çalışmaları,
Top ile oyun tekniği çalışmaları,
Top ile müsabaka tekniği çalışmaları gibi daha fonksiyonel kavramlar ile ifade etmek gerektiği açıktır.
Temel teknik ve Amaçlı teknik ve Yaratıcı teknik çalışmalar sınıflaması pekala mümkün, doğru ve yararlı bir alt sınıflamadır.
Sonuç olarak "teknik çalışmanın taktiği" diye bir şey vardır. Ve bu oyun taktiği ile karıştırılmamalıdır.
Bunun anlamı tekniğin ve teknik becerinin amaca, duruma ve değişen koşullara göre kullanılabilmesi yeterliliği demektir.
Teknik beceriyi farklı biçim, hız ve yönlerde amaca ve duruma göre kullanımını geliştirmeyi amaçlayan çalışmalar "tekniğin taktiği" veya "teknik taktiği" kavramı ile ifade edilebilecek bir niteliğe işaret etmektedir.
Bir iş için o işin gereği olan bir davranışı iyi yapmak (teknik) başka bir şey, amaca ve duruma göre yapmak (beceri)başka bir şey, farklı şekillerde yapmak (stil) başka bir şey, en değişen koşullarda ve değişen amaçlarda yapabilmek (oyun tekniği) başka bir şey, markaj ve baskı altında yapabilmek (müsabaka tekniği) başka bir şeydir. Elbette hepsi birbiri ile ilgilidir ve birisi diğerinin emelini teşkil eder... Ama bu durum eğitimde zorunlu bir "ardışık bir basamaklamaya" mecbur olma şeklinde algılanmamalıdır. Ama unutulmamalıdır da...
O halde bir antrenman veya eğitim uygulamasında "teknik çalışma" yapılacak ifadesi veya başlığı günümüzde çok fazla bir şey ifade etmesi gereken bir ifade veya başlıktır.
27 Ara 2018
TOPA, ALANA VE ZAMANA HÜKMETME
TOPA DAHA FAZLA SAHİP OLMA OYUNU
(ALANA VE ZAMANA HÜKMETME OYUNU)
Cruyff, Bielsa, Guerdiola başta olmak üzere, öncelleri olan teknik adamlar ve günümüzdeki bazı benzer teknik adamların, futbolu "topa sahip olunması gereken bir oyun" olarak tasarladıkları ve uygulamaya çalıştıkları herkesin malumu...
Bu anlayışta amaç, oyun süresince karşı takımı etkisiz kılmaktır..
Ya da en azından hücum edemeyen bir takım haline sokmaktır.
Ama topa sahip olmak demek bir kaç kişinin top ile daha fazla oynayarak topa sahip olmasını sağlama değil....
Takım olarak topa sahip olmayı sağlamak.
Bunun da en basit yolu birbirine pas mesafesi ve açısında olan takım oyuncuları kurgulamak..
Ama futbol hareketli bir oyun. Aynı bölgede ve alanda oynana bir oyun değil..
Bu durumda birbirine yakın hareket eden oyuncular düzeneği tasarlamak.
Özellikle Guerdiola bu işi kendisinin de katkısıyla farklı bir taktik şablon ile somutladı.
Topa sahip olmayı top, oyuncu, alan ve oyun ilişkisi formülü ile çözümlemeye çalıştı.
Örneğin futbol alanının aşağıdaki gibi çok parçalı şekilde bölümlendirilmiş olması, elbette işin aslı değil, söz konusu düşüncenin somut hale getirilmesi, uygulama kolaylığı ve anlaşılabilir olmasıyla ilgilidir..
Bu oyun anlayışında ilke, aynı yatay düzlemde üçten ve aynı dikey düzlemde ikiden fazla bölgede oyuncu bulunmamalıdır. Eğer bir oyuncu aynı yatay düzlemde dördüncü alana doğru hareket ederse, diğer üç oyuncudan biri takım arkadaşına iki ya da üç pas opsiyonu sağlamak adına hareket etmelidir.
Böylece hem topa sahip olma oranı artacak, hem pozisyon üretmek kolaylaşacak, hem de gereksiz ve amaçsız efor sarfetmemiş olacaksınız.
ÖN ŞART: Ama bunun ön koşulu top ile ilişkisi iyi, gerektiğinde adam eksiltebilen, oyuncular ile gerçekleşebileceğini unutmamak gerek.
DEZAVANTAJ: Daha önemlisi bu oyunu, geniş alanlarda top oynamayı başarabilen, uzun, isabetli, hızlı ve hatasız oynayabilen takımlara karşı her zaman başarı ile uygulayabilmek kolay değildir.
Teknik Adamlık Meselesine Dair
İYİ VE ÖZEL TEKNİK ADAMLARA DAİR
İyi ve özel teknik adamlar arkalarında sadece şampiyonluklar bırakarak giden teknik adamlar değildir.
Şampiyon olmanın eşitsiz o kadar çok yolu vardır ki...
İyi ve özel teknik adamlar gittiklerinde arkalarında futbola dair yeni bir şeyler bırakan teknik adamlardır...
İyi ve özel teknik adamlar, aynı zamanda futbol düşünürü olan teknik adamlardır.
Futbol düşünürü teknik adamlar ise fark yaratanlardır.
Fark yaratmayan ama şampiyon olan teknik adamlar sadece işini yapan teknik adamlardır.
Tarih genelde onları yazmaz. Küçük bir not alır, o kadar.
Tarihin yazdığı teknik adamlar iz bırakanlardır. İz bırakmak ise, ne ürettiğin, neyi değiştirdiğin ve hangi konularda fark yarattığın ile ilgilidir.
Örneğin, günümüzde sahayı geometrik alanlar şeklinde kullanma zorunluluğu diye bir şeylerden söz ederken Valery Lobanowski diye bir teknik adamdan söz etmemiz gerekiyorsa,
Yine bugünün futbol oyun anlayışını ve dizilişleri anlamak için Rinus Michels'i de bilmek ve anlamak zorunluluğumuz varsa, demek ki sadece iyi olmak değil, özel olmak da gerekiyor... Yani sadece maçlar kazanan değil, futbola bir şeyler ilave etmek de gerekiyor..
İyi ve özel olmak sadece kazanan olmak değildir.
Kazanmanın stratejileri, yöntemleri ve teknikleri ile de ilgileniyor olmaktır.
İyi ve özel olmak, "olmasaydı olmayacaktı" denilen işleri yapabilmektir.
"FUTBOL DÜŞÜNÜRÜ" TEKNİK ADAMLAR ÇIKARAMAMA MESELESİ
Bu ülke henüz bir "futbol düşünürü", bir "futbol mucidi" ve bir "futbol teorisyeni" teknik adam çıkaramamıştır.
Bir futbolcunun, sonraki süreçte bir bir teknik adamı olması dünyanın her yerinde işleyen bir sistematiktir.
Ama dünyanın her yerinde bir futbolcunun bir teknik adama dönüşmesi süreci, aynı nitelikte olamamaktadır.
Bu konu da üzerinde durulması, düşünülmesi ve çözüm üretilmesi gereken konulardan birisidir.
Elbette yıllarını futbola vermiş kişiler teknik adam olmalıdır.
Ama teknik adamlık değişim, dönüşüm ve gelişim ister. Oynadıklarını aktarmak değil...
Türkiye eğer futbolda bazı sorunlar yaşıyorsa bu biraz da teknik adamlık süreci ve özelliği ile ilgili sorunlardan kaynaklıdır.
Bu ülke çok olmasa da çok iyi futbolculara sahip oldu.
Ama aynı ölçüde ve özellikle evrensel düzeyde futbol uzmanı, futbol entelektüeli,futbol düşünürü ve yaratcı futbol taktisyeni bir teknik adama sahip olamadı..
Neden?
Çünkü futbol ile olan ilişkisi sadece para, güç, paye, şan, şöhret olan futbol adamları, futbol düşünürü olamazlar...
Futbol ülkesi ile ülkenin futbolu farklı şeylerdir.
Futbol ülkesi olmak, futbol ile ilgili insanların, futbolu geliştirme ve farklılaştırma kaygısı taşıyan insanlar üretmesi gereken bir sisteme ve niteliği yüksek bireylere sahip olması demektir.
Futbol kültürü denilen şey, bir ülkede futbolun var olması demek değildir. Futbolu farklı boyutlarda algılama ve ona bir şeyler ilave etmeyle ilgilidir.
Bu ülkede futbol vardır. Ama Futbol kültürü olması gerektiği boyutlarda yoktur.
Bunun için oyuncularınızın çok boyutlu, konuşmayı bilen, yazmaya eğilimli ve farklı hobileri olan kişiler olması gerekir.Bu anlamda ilkokul, ortaokul, lise eğitimleri düzeyi ile okuma alışkanlıkları çok büyük önem taşır.
İkincisi teknik adam olma koşulları ve daha önemlisi bunu geliştirme süreci ile ilgilidir.
Dünya ölçeğinde bir bakınız; Futbol düşünürü, taktik mucidi teknik adamlar nerelerden, nasıl ortaya çıkmışlardır.
Muhtemelen ulaştığınız sonuçlar şaşırtıcı olmayacaktır.
İyi ve özel teknik adamlar arkalarında sadece şampiyonluklar bırakarak giden teknik adamlar değildir.
Şampiyon olmanın eşitsiz o kadar çok yolu vardır ki...
İyi ve özel teknik adamlar gittiklerinde arkalarında futbola dair yeni bir şeyler bırakan teknik adamlardır...
İyi ve özel teknik adamlar, aynı zamanda futbol düşünürü olan teknik adamlardır.
Futbol düşünürü teknik adamlar ise fark yaratanlardır.
Fark yaratmayan ama şampiyon olan teknik adamlar sadece işini yapan teknik adamlardır.
Tarih genelde onları yazmaz. Küçük bir not alır, o kadar.
Tarihin yazdığı teknik adamlar iz bırakanlardır. İz bırakmak ise, ne ürettiğin, neyi değiştirdiğin ve hangi konularda fark yarattığın ile ilgilidir.
Örneğin, günümüzde sahayı geometrik alanlar şeklinde kullanma zorunluluğu diye bir şeylerden söz ederken Valery Lobanowski diye bir teknik adamdan söz etmemiz gerekiyorsa,
Yine bugünün futbol oyun anlayışını ve dizilişleri anlamak için Rinus Michels'i de bilmek ve anlamak zorunluluğumuz varsa, demek ki sadece iyi olmak değil, özel olmak da gerekiyor... Yani sadece maçlar kazanan değil, futbola bir şeyler ilave etmek de gerekiyor..
İyi ve özel olmak sadece kazanan olmak değildir.
Kazanmanın stratejileri, yöntemleri ve teknikleri ile de ilgileniyor olmaktır.
İyi ve özel olmak, "olmasaydı olmayacaktı" denilen işleri yapabilmektir.
"FUTBOL DÜŞÜNÜRÜ" TEKNİK ADAMLAR ÇIKARAMAMA MESELESİ
Bu ülke henüz bir "futbol düşünürü", bir "futbol mucidi" ve bir "futbol teorisyeni" teknik adam çıkaramamıştır.
Bir futbolcunun, sonraki süreçte bir bir teknik adamı olması dünyanın her yerinde işleyen bir sistematiktir.
Ama dünyanın her yerinde bir futbolcunun bir teknik adama dönüşmesi süreci, aynı nitelikte olamamaktadır.
Bu konu da üzerinde durulması, düşünülmesi ve çözüm üretilmesi gereken konulardan birisidir.
Elbette yıllarını futbola vermiş kişiler teknik adam olmalıdır.
Ama teknik adamlık değişim, dönüşüm ve gelişim ister. Oynadıklarını aktarmak değil...
Türkiye eğer futbolda bazı sorunlar yaşıyorsa bu biraz da teknik adamlık süreci ve özelliği ile ilgili sorunlardan kaynaklıdır.
Bu ülke çok olmasa da çok iyi futbolculara sahip oldu.
Ama aynı ölçüde ve özellikle evrensel düzeyde futbol uzmanı, futbol entelektüeli,futbol düşünürü ve yaratcı futbol taktisyeni bir teknik adama sahip olamadı..
Neden?
Çünkü futbol ile olan ilişkisi sadece para, güç, paye, şan, şöhret olan futbol adamları, futbol düşünürü olamazlar...
Futbol ülkesi ile ülkenin futbolu farklı şeylerdir.
Futbol ülkesi olmak, futbol ile ilgili insanların, futbolu geliştirme ve farklılaştırma kaygısı taşıyan insanlar üretmesi gereken bir sisteme ve niteliği yüksek bireylere sahip olması demektir.
Futbol kültürü denilen şey, bir ülkede futbolun var olması demek değildir. Futbolu farklı boyutlarda algılama ve ona bir şeyler ilave etmeyle ilgilidir.
Bu ülkede futbol vardır. Ama Futbol kültürü olması gerektiği boyutlarda yoktur.
Bunun için oyuncularınızın çok boyutlu, konuşmayı bilen, yazmaya eğilimli ve farklı hobileri olan kişiler olması gerekir.Bu anlamda ilkokul, ortaokul, lise eğitimleri düzeyi ile okuma alışkanlıkları çok büyük önem taşır.
İkincisi teknik adam olma koşulları ve daha önemlisi bunu geliştirme süreci ile ilgilidir.
Dünya ölçeğinde bir bakınız; Futbol düşünürü, taktik mucidi teknik adamlar nerelerden, nasıl ortaya çıkmışlardır.
Muhtemelen ulaştığınız sonuçlar şaşırtıcı olmayacaktır.
Farkındalık Nedir?
"Farkındalık", "farkındalık yaratma" ve "farkındalık geliştirme" gibi kavramlar son zamanlarda en sık duyduğumuz ve okuduğumuz kavramlardabn birisidir.
Aslına bakarsanız bildiğimiz bir şeyin, yani yaşayarak öğrendiğimiz ve hayatın bize öğrettiği bir duygunun ve gerçekliğin yabancı dilden Türkçeye çevrilirken ortaya çıkmış halidir farkındalık kavramı...
Haddini bilme, gücünü bilme, yapabileceklerini ve yapamayacaklarını bilme, çalışırsan başarabileceğini anlama ve bunların yanı sıra en az bunlar kadar önemli, kendi dışında olan biten her şeyin ne olduğunu, niçin olduğunu anlama ve bir başkasının durumunu ve konumunu anlayabilme ile ilgili duygu temelli bilinç halidir farkındalık....
Özetle duyarlı olmayı da içine alan önemli ve gerekli bir gelişim özelliğidir....
Lakin en güçlü, en önde, en iyi, en başarılı, en kazanan ve en özel olmak gibi farkındalık geliştirmiş olma diye de bir şey vardır. Çok da sağlıklı ve arzulanan bir özellik olmasa gerek..
Bizim eğitimciler olarak "farkındalık" oluşturma ile ilgili işimiz ve amacımız, çocuklar üzerinde "bir şeyi istiyorlarsa o konuda çalışmaları gerektiği" farkındalığını ve "emek verirlerse kendilerini geliştirecekleri" farkındalığını yaşatarak öğretmektir.
Bu sözle olmaz.Hissettirerek olur.
Bazı şeyler ise sadece ve ancak yaşayarak hissedilir.
Çocuğa kendini geliştirdiğini ve daha da geliştirebildiğini yaşatarak ve somut olarak göstermeyi sağlamamız gerek..
Örneğin 20 metrelik slalomlar arası top sürmeyi, her geçen gün zaman açısından daha iyi bir sürede tamamlayan çocuk, bazı farkındalıklar oluşturur...
Çok zor bir şey değildir...
Sadece yarıştırarak, sadece müsabaka kazandırarak oluşturacağımız farkındalık "üstün olma" farkındalığıdır.
Bizim derdimiz ve amacımız ise "kendini sürekli geliştirebilecek olmayı öğrenme farkındalığı" olmalıdır.
Aslına bakarsanız bildiğimiz bir şeyin, yani yaşayarak öğrendiğimiz ve hayatın bize öğrettiği bir duygunun ve gerçekliğin yabancı dilden Türkçeye çevrilirken ortaya çıkmış halidir farkındalık kavramı...
Haddini bilme, gücünü bilme, yapabileceklerini ve yapamayacaklarını bilme, çalışırsan başarabileceğini anlama ve bunların yanı sıra en az bunlar kadar önemli, kendi dışında olan biten her şeyin ne olduğunu, niçin olduğunu anlama ve bir başkasının durumunu ve konumunu anlayabilme ile ilgili duygu temelli bilinç halidir farkındalık....
Özetle duyarlı olmayı da içine alan önemli ve gerekli bir gelişim özelliğidir....
Lakin en güçlü, en önde, en iyi, en başarılı, en kazanan ve en özel olmak gibi farkındalık geliştirmiş olma diye de bir şey vardır. Çok da sağlıklı ve arzulanan bir özellik olmasa gerek..
Bizim eğitimciler olarak "farkındalık" oluşturma ile ilgili işimiz ve amacımız, çocuklar üzerinde "bir şeyi istiyorlarsa o konuda çalışmaları gerektiği" farkındalığını ve "emek verirlerse kendilerini geliştirecekleri" farkındalığını yaşatarak öğretmektir.
Bu sözle olmaz.Hissettirerek olur.
Bazı şeyler ise sadece ve ancak yaşayarak hissedilir.
Çocuğa kendini geliştirdiğini ve daha da geliştirebildiğini yaşatarak ve somut olarak göstermeyi sağlamamız gerek..
Örneğin 20 metrelik slalomlar arası top sürmeyi, her geçen gün zaman açısından daha iyi bir sürede tamamlayan çocuk, bazı farkındalıklar oluşturur...
Çok zor bir şey değildir...
Sadece yarıştırarak, sadece müsabaka kazandırarak oluşturacağımız farkındalık "üstün olma" farkındalığıdır.
Bizim derdimiz ve amacımız ise "kendini sürekli geliştirebilecek olmayı öğrenme farkındalığı" olmalıdır.
KOŞU VE FUTBOL
Futbol oyununu koşmadan oynamak mümkün değildir...
Ama futbol oyununu sadece koşarak oynamak da mümkün değildir.
Yani, futbol bir koşu oyunu değildir....
Ne demek istediğimizi, "futbol oyun karakterinden" hareket ederek açmaya çalışalım.
"Sınırlandırılmış bir alanda, bir nesnenin amaca yönelik kullanılmasını gerektiren tüm oyunlarda asıl önemli olan şey, söz konusu nesnenin kontrol edilmesi ve yönetilmesi ve amaca yönelik kullanılmasıdır"....
İkinci sırada önemli olan şey ise, o nesneyi kontrol etmek, yönetmek ve amaca yönelik kullanmak için, söz konusu sınırlandırılmış alanda ne yapılması ve nasıl yapılması gereğidir...
Top kullanılan hangi spor salı olursa olsun, topu kontrol etmek, yönetmek ve amaçlı kullanmak durumunda olunan sınırlandırılmış tüm alan oyunlarında, hareket etme biçiminizi oyun, koşu biçiminizi belirleyen şey alandır.
Örneğin voleybol, koşunun neredeyse en az olduğu spor dalıdır. Niçin? Çünkü oyun alanı küçüktür...
Alanı genişletir veya uzatırsanız koşu artar ama oyun karakteri yok olur.
Futbol oyunu, top kullanılan ve alanın görece olarak en büyük şekilde kullanıldığı oyunlarından birisidir.
Ama unutmayınız bir oyunda, yani işin içinde top varsa, topun gerektirdiği tüm hareket becerileri birincil derecede önemlidir. Çünkü oyunun oynanması ona bağlıdır. Topu alın oyun biter.. Alanı daraltın veya daha büyütün oyun bir şekilde devam eder.
Sanırım söylemek istenilen söze ve ana temaya gelebiliriz.
Futbol oyunu için koşmayı, top ile ilgili becerilerin önüne koyarsanız, başarılı olamazsınız. Çünkü futbolcu yetiştiremezsiniz.
Futbol alanını sadece koşulması gereken bir alan olarak görür ve değerlendirirseniz, o kadar çok koşmaya odaklanır ve simetrik ve çok koşan oyuncular geliştirme peşine düşersiniz.
Alanın büyüklüğü elbette daha fazla yer değiştirmeyi, yer değiştirmek için daha çok koşmayı düşünmek doğaldır. Ama bunlar toptan bağımsız ve top ile ilgisiz bir şekilde olduğu müddetçe, müsabaka boyunca kat edilen 12 kilometrelik mesafenin belkide 2 kilometresi belki de gereksiz olabilecektir.
Mesele daha az koşmak değil.
Verimli koşmaktır.
Verimli koşmak ise bireysel oyun taktiği ve oyun sistemi ile yakından ilgilidir.
Futbolda toptan bağımsız, top ile bir şekilde buluşmayı amaçlamayan ve sağlamayan, savunmada ise topa müdahale etmeyi, topu ele geçirmeye neden olmayan ve bir sonraki pozisyonu hesap etmeyen koşular, alanı boşuna katetme veya alan içinde amaçsız yer değiştirmeler anlamına gelen koşulardır.
Özetle ve kısaca;
Futbol oyunu, "koşu ile top" veya "top ile koşu" oyunu da değildir.
1. Futbol oyunu, bir koşu oyunu değildir.
2. Futbol top oyunudur.
3. Futbol ayak ile top oyunudur...
Futbol oyunu, "topun oynanması için gereken bir çok şeyin yanı sıra koşunun da gerektiği bir oyundur.
Ama futbol oyununu sadece koşarak oynamak da mümkün değildir.
Yani, futbol bir koşu oyunu değildir....
Ne demek istediğimizi, "futbol oyun karakterinden" hareket ederek açmaya çalışalım.
"Sınırlandırılmış bir alanda, bir nesnenin amaca yönelik kullanılmasını gerektiren tüm oyunlarda asıl önemli olan şey, söz konusu nesnenin kontrol edilmesi ve yönetilmesi ve amaca yönelik kullanılmasıdır"....
İkinci sırada önemli olan şey ise, o nesneyi kontrol etmek, yönetmek ve amaca yönelik kullanmak için, söz konusu sınırlandırılmış alanda ne yapılması ve nasıl yapılması gereğidir...
Top kullanılan hangi spor salı olursa olsun, topu kontrol etmek, yönetmek ve amaçlı kullanmak durumunda olunan sınırlandırılmış tüm alan oyunlarında, hareket etme biçiminizi oyun, koşu biçiminizi belirleyen şey alandır.
Örneğin voleybol, koşunun neredeyse en az olduğu spor dalıdır. Niçin? Çünkü oyun alanı küçüktür...
Alanı genişletir veya uzatırsanız koşu artar ama oyun karakteri yok olur.
Futbol oyunu, top kullanılan ve alanın görece olarak en büyük şekilde kullanıldığı oyunlarından birisidir.
Ama unutmayınız bir oyunda, yani işin içinde top varsa, topun gerektirdiği tüm hareket becerileri birincil derecede önemlidir. Çünkü oyunun oynanması ona bağlıdır. Topu alın oyun biter.. Alanı daraltın veya daha büyütün oyun bir şekilde devam eder.
Sanırım söylemek istenilen söze ve ana temaya gelebiliriz.
Futbol oyunu için koşmayı, top ile ilgili becerilerin önüne koyarsanız, başarılı olamazsınız. Çünkü futbolcu yetiştiremezsiniz.
Futbol alanını sadece koşulması gereken bir alan olarak görür ve değerlendirirseniz, o kadar çok koşmaya odaklanır ve simetrik ve çok koşan oyuncular geliştirme peşine düşersiniz.
Alanın büyüklüğü elbette daha fazla yer değiştirmeyi, yer değiştirmek için daha çok koşmayı düşünmek doğaldır. Ama bunlar toptan bağımsız ve top ile ilgisiz bir şekilde olduğu müddetçe, müsabaka boyunca kat edilen 12 kilometrelik mesafenin belkide 2 kilometresi belki de gereksiz olabilecektir.
Mesele daha az koşmak değil.
Verimli koşmaktır.
Verimli koşmak ise bireysel oyun taktiği ve oyun sistemi ile yakından ilgilidir.
Futbolda toptan bağımsız, top ile bir şekilde buluşmayı amaçlamayan ve sağlamayan, savunmada ise topa müdahale etmeyi, topu ele geçirmeye neden olmayan ve bir sonraki pozisyonu hesap etmeyen koşular, alanı boşuna katetme veya alan içinde amaçsız yer değiştirmeler anlamına gelen koşulardır.
Özetle ve kısaca;
Futbol oyunu, "koşu ile top" veya "top ile koşu" oyunu da değildir.
1. Futbol oyunu, bir koşu oyunu değildir.
2. Futbol top oyunudur.
3. Futbol ayak ile top oyunudur...
Futbol oyunu, "topun oynanması için gereken bir çok şeyin yanı sıra koşunun da gerektiği bir oyundur.
KENDİNE SAYGI NASIL GELİŞİR
KENDİNE SAYGI KENDİNİ BEĞENEREK, KENDİNİ BAŞARILI KILARAK VEYA KENDİNİ GÜÇLÜ KILARAK GERÇEKLEŞMEZ...
ÇÜNKÜ KENDİNE SAYGI KENDİNLE İLGİLİ DEĞİL, KENDİ DIŞINDAKİ İLE İLGİLİ OLUŞAN ALGI BAŞLAYAN VE GELİŞEN BİR DUYGUDUR.
"Kendine saygı duyacaksın ki, karşındakine saygın olsun" önermesi güzel, anlamlı ve kabul edilebilir bir önermedir..
Ama sanıldığının tersine pek doğru değildir.
Önermeyi tersinde kuralım;
"Karşındakine saygı duyacaksın ki, kendine saygın olsun"...
Çok yaygın bir sözdür; "kendine saygı duy ki, başkaları da sana saygı duysun"...
Biraz anlamsız değil mi bu? Kendinize saygı duyuyorsunuz diye, başkaları size neden saygı duysun?...
Şimdi konuya girelim isterseniz;
Kendine saygı, kendini fark etmek ile değil, birilerinin seni isteyerek, içtenlikle ve gerektiği için fark etmesi ile oluşur...
Birey, durup durduğu yerde, hiç bir koşul,
gerekçe ve neden yokken "kendine saygı" duymayı öğrenmez. Dahası öğrenemez...
Saygı duyma sosyal bir olgudur. İlişki, iletişim ve çevresel bir etki gerektirir.
Saygı duymak dediğimiz şey, önemsemek, değer vermek, ciddiye almak, yardım etmek, iş görmek ve ihtiyaca cevap vermektir. İşte bunları gerçekleştirirken kendinin farkına varırsın. İşlevselliğini ve varlığını algılarsın. Kendini önemsemeye başlarsın... Yani kendine saygı duymanın kapısından içeri girersin...
Çocuklarımıza futbol öğretirken, takım arkadaşlarına, rakiplerine saygı duymayı öğretmemiz gerek... Böylece kendilerinin varlığını ve var olma nedenlerini daha iyi algılarlar.
Bir insanın karşısındaki olmadan sadece kendisi için ve kendisiyle ilişki ve iletişim ile ürettiği saygı bencillik, megalomanlık ile sonuçlanır...
"Kendine saygı" sanıldığı gibi bireysel bir ihtiyaç değil, sosyal yaşamın ürettiği bir gelişim özelliğidir. Kendine saygı başarıya odaklı ve başarıya endeksli bir duygu durumu değildir, o başka bir şeydir.
Sonuç cümlesi olarak;
"Kendine saygı değer vermenin insana değer verilme olarak dönmesidir".
Bunun dışındakilerin hepsi kendini güçlü hissetme, ayrıcalıklı hissetme, biricik zannetme gibi sapkın düşünce ve duygu durumlarıdır...
Geliniz, şimdi bunu bir cümle ile futbolda altyapı eğitim süreçleri ile ilişkilendirelim;
Birer futbolcu adayı olan, ama önce bir birey ve vatandaş olan çocuk ve gençlerin kendilerine saygı duymalarını sağlamak için onların sadece kazanan olmalarını sağlamak asla yetmeyecektir.
Onları sağlıklı kılacak olan şey karşısındakilere saygı duymalarını sağlamaktır. Dolayısıyla saygı duyulan olmalarının önünü açmaktır.
ÇÜNKÜ KENDİNE SAYGI KENDİNLE İLGİLİ DEĞİL, KENDİ DIŞINDAKİ İLE İLGİLİ OLUŞAN ALGI BAŞLAYAN VE GELİŞEN BİR DUYGUDUR.
"Kendine saygı duyacaksın ki, karşındakine saygın olsun" önermesi güzel, anlamlı ve kabul edilebilir bir önermedir..
Ama sanıldığının tersine pek doğru değildir.
Önermeyi tersinde kuralım;
"Karşındakine saygı duyacaksın ki, kendine saygın olsun"...
Çok yaygın bir sözdür; "kendine saygı duy ki, başkaları da sana saygı duysun"...
Biraz anlamsız değil mi bu? Kendinize saygı duyuyorsunuz diye, başkaları size neden saygı duysun?...
Şimdi konuya girelim isterseniz;
Kendine saygı, kendini fark etmek ile değil, birilerinin seni isteyerek, içtenlikle ve gerektiği için fark etmesi ile oluşur...
Birey, durup durduğu yerde, hiç bir koşul,
gerekçe ve neden yokken "kendine saygı" duymayı öğrenmez. Dahası öğrenemez...
Saygı duyma sosyal bir olgudur. İlişki, iletişim ve çevresel bir etki gerektirir.
Saygı duymak dediğimiz şey, önemsemek, değer vermek, ciddiye almak, yardım etmek, iş görmek ve ihtiyaca cevap vermektir. İşte bunları gerçekleştirirken kendinin farkına varırsın. İşlevselliğini ve varlığını algılarsın. Kendini önemsemeye başlarsın... Yani kendine saygı duymanın kapısından içeri girersin...
Çocuklarımıza futbol öğretirken, takım arkadaşlarına, rakiplerine saygı duymayı öğretmemiz gerek... Böylece kendilerinin varlığını ve var olma nedenlerini daha iyi algılarlar.
Bir insanın karşısındaki olmadan sadece kendisi için ve kendisiyle ilişki ve iletişim ile ürettiği saygı bencillik, megalomanlık ile sonuçlanır...
"Kendine saygı" sanıldığı gibi bireysel bir ihtiyaç değil, sosyal yaşamın ürettiği bir gelişim özelliğidir. Kendine saygı başarıya odaklı ve başarıya endeksli bir duygu durumu değildir, o başka bir şeydir.
Sonuç cümlesi olarak;
"Kendine saygı değer vermenin insana değer verilme olarak dönmesidir".
Bunun dışındakilerin hepsi kendini güçlü hissetme, ayrıcalıklı hissetme, biricik zannetme gibi sapkın düşünce ve duygu durumlarıdır...
Geliniz, şimdi bunu bir cümle ile futbolda altyapı eğitim süreçleri ile ilişkilendirelim;
Birer futbolcu adayı olan, ama önce bir birey ve vatandaş olan çocuk ve gençlerin kendilerine saygı duymalarını sağlamak için onların sadece kazanan olmalarını sağlamak asla yetmeyecektir.
Onları sağlıklı kılacak olan şey karşısındakilere saygı duymalarını sağlamaktır. Dolayısıyla saygı duyulan olmalarının önünü açmaktır.
6 Ara 2018
FUTBOLDA DUYGUSAL VE BİLİNÇLİ DAVRANMA
SPOR VE ÖZELLİKLE FUTBOL İNSANLARI GENEL OLARAK GÖRSELDE ÖNERİLEN DAVRANIŞIN TAM TERSİ HAREKET EDEN İNSANLARDIR.
Oysa görselde önerilen davranışı hayata geçirebilirsek, dahası oyun anında dahi bunu becerirsek daha çok gelişir ve haha çok mesafe katederiz...
Çünkü bildiğiniz gibi coşkulu, sevinçli, sinirli, hüzünlü, kızgın gibi duygusal hallerde beynimizin limbik sistemi devrededir. Yani bizi limbik sistem yönetir.
Oysa doğru kararlar, doğru analizler ve doğru davranışları yöneten ve karar vermemizi sağlayan beyin bölgemiz ise frontal bölgedir.
Oyun oynarken dahi, yani hormonal salınım had safhadayken dahi, müsabaka ve faaliyet anında frontal bölgeyi daha etkin kullanmayı öğrenebilir ve öğretebilirsek, çok daha başarılı olacağımız kesindir.
Duygusal hareket etmek, diğer söylemle bizi limbik sistemin yönetmesine izin vermek en büyük handikapımızdır.
Duygu kötü bir şey değildir elbette.
Ama duygu bizi, hayatımızı, oyunumuzu ve futbolumuzu yönetmemelidir.
Eğer yönetirse gerçek hayatta tam tersi olur ve biz yönetilen karşımızdakiler yöneten olur...
Çocuklarımıza okullarda ve futbol altyapı süreçlerinde öğretmemiz veya öğrenmelerini sağlamamız gereken asıl şey mantıklı düşünmelerini sağlamak olmalıdır.
Örneğin gol yedikten sonra her şey bitmiş gibi çökmemek, eslim olmamak, gol attıktan sonra da her şey hallolmuş gibi devamlılığı elden bırakmamak için beyindeki frontal bölge hep başat olmalıdır.
İradi özellik denilen şey aslında mantıklı olmayı, yani doğru ve iyi olanı ayırt etmeyi elden bırakmayacak şekilde davranmak demektir.
Biz büyükler sevinme ve öfkelenme süreçlerimizi sürekli kontrol etmek zorundayız.
İkincisi böylesi durumlarda çocuklara yönelik kararlar almama ve bunu göstermemek zorundayız.
Ki, çocuklar da bize bakarak en coşkulu veya en endişeli i anlarında dahi kendilerini kontrol edebilmeyi elden bırakmamayı öğrensinler.
Önemli soru şu olmalıdır;
Limbik veya frontal bölgeyi daha başat olarak kullanabilme bizim elimizde mi?
Elbette...
Bilimsel düşünme, gerçekçi düşünme, kurallı yaşam, ilkelere sadık olma, adalet, eşitlik gibi değerlerin farkında olma ve hayatı şans, tesadüf sürpriz veya mistik şeylerden medet umarak yaşamayı öğrenmemiş olma veya terk etme...
Yani beyninizin hangi bölgesini daha çok aktive edersek, o bölgenin sorumlu olduğu davranışları daha çok kullanırız.
Peki, o bölgeyi nasıl aktive ederiz?
O bölgenin sorumlu olduğu davranışlar ile ilgili bir yaşam sürerek ve eğitim alarak...
Yani gerçeklere, olması gerekenlere, ilkelere, kurallara, bilime yönelerek ve gereklerini yaparak..
NÖRONLAR: SİNİR HÜCRELERİ
Nöronlar, beyindeki sinir hücreleridir.
Bilindiği üzere beyin loblara, loblar da bölgelere ayrılır. Loblar ve bölgeler hatta bölgelerdeki kısımlar ve bölümlerin her biri farklı alanlar ile ilgili kontrol ve yönetim merkezleridir.
Ama hepsinin yapı taşı nöronlardır.
Örneğin hareket etme yani "psikomotor" alandan sorumlu lob, bölge, kısım ve bölüm vardır ve bu yerin neresi olduğu bellidir, yani bilinir. Örneğin o yer hasar görürse, bedenimiz ne kadar sağlam ve güçlü olursa olsun dahi hareket etme özelliğimiz kaybolur.
Hareketten sorumlu komuta merkezini ne kadar geliştirirsek, hareketlerimizi de o kadar geliştiririz. Reflekslerin, istemli hareketlere dönüşmesi hareket merkezinin devreye girmesiyle olur. Yaklaşık 9 aydan sonra etkin olarak devreye giren korteksdeki hareketten sorumlu bölge, giderek hareket gelişimini ve hareketlerdeki mükemmelleşmeyi yönetir.
Peki, bu yönetim nasıl olur?
Bu, hareketten sorumlu bölgede doğuştan var olan sinir hücrelerini daha fazla sayıda aktif hale getirme ile olur. Sinir hücreleri çoğalmaz ve arttırılmaz. Sadece daha fazla sayıda sinir hücresinin birbirini etkileyerek aynı amaç için bir araya gelmelerinin sağlanmasıyla olur.
Beynin hareketten sorumlu bölgesindeki sinir hücreleri, sorumlu olduğu görev ve iş neyse ancak o görev ve iş ile uyarılabilir. Uyarılan her hücre aynı uyarıyı diğerine temas ederek ona aktarır. Bu şekilde uyarılmış ve aktive edilmiş hücre sayıları ne kadar artar ve o iş için birlikte hareket ederse o iş yani hareket de giderek o derece iyi, mükemmel ve amaca uygun olur.
Sürünmeden, emeklemeye, emeklemeden tay, tay yürümeye, yürümeden koşamaya doğru giden süreç, soz konusu işten sorumlu sinir hücrelerinin yeterince ve gerektiği kadar bir araya gelmesi ve birlikte iş yapabilmesiyle mümkün olur.
Bu durumda insanoğlu doğuştan itibaren hiçbir hareket uyaranına maruz kalmasa, sadece yatsa, tüm ihtiyaçlarını yatarak karşılansa ne olur? Elbette yürüyemez, koşamaz ve bir topa tekme atamaz olur.
Bizim için buradan çıkarılacak ders ve sonuç şunlar olmalıdır;
1. Bir işin ne kadar iyi yapılmasını sağlamak istiyorsak, insanları yaş düzeyi, gelişim düzeyi ve gelişim özelliklerini dikkate alarak işe koşmalıyız. Yani o iş ile ilgili uyaranlara maruz kılmalıyız.
2. Diğer bir ders ve sonuç da şu olmalıdır; Sanıldığı gibi örneğin futbolda çocukların ve gençlerin kaslarını geliştirerek, kondisyon seviyelerini yükselterek daha teknik becerilerini daha iyi ve mükemmel kılamayız.
3. Beynimizin her bölümü, yaşam ile ilgili gereken diğer davranışlardan sorumludur. Söz konusu o bölgedeki sinir hücreleri, bölgenin sorumlu olduğu davranışlar neyse ancak o tür işler ile uyarılabilir…. Bu da bizim o işle ilgili mükemmel olmamızı sağlar.
4. Bu durumda futbolcu olunmaz doğulur lafını bir daha gözden geçirmemiz gerekmez mi?
5. Elbette doğuştan getirilen yetilerimiz ve genetik özelliklerimiz vardır. Ama bu yetiler, genetik özellikler uyarılmaz ise hiçbir şey ifade etmezler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ
Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...
-
""Adam geçme" ile "adam eksiltme" pratik olarak aynı gibi görünse de taktik düşünce olarak aynı şey değildir. Adam ...
-
1 AÇIK BECERİ-KAPALI BECERİ KONUSU ve ÖNEMİ Açık beceride çevresel şartlar değişkendir. Yani futbol oyunu içinde bir pozisyonda yapılab...
-
Kalecilik ve kaleci olma eğilimi çocuklarda daha geç yaş dilimlerinde oluşmaya başlayan bir tercih ve istektir. Bu çocuk gelişimi ...














