2 Eyl 2019

NEDEN OLMUYOR?

Bir iş amacına ulaşmıyorsa, o iş ile ilgili temel yanlış o işi yapanlar değildir.

En büyük yanılgılarımızdan biri de budur. İşin aktörlerine bakarak, aktörler üzerinden değerlendirme yapmak.

Oysa temel işin esasına da bakmak gerekir.
Temel yanlış belki de iş'in kendisindedir.

Örneğin okullardaki başarısızlıkların nedenleri sadece öğretmen ve öğrenci olarak görülürse, başarısızlığın nedenselliği gözden kaçmış olur.

Oysa asıl mesele eğitim sistemi olabileceği akla ilk gelen ve ilk sorgulanması gereken konu olmalıdır.

"Futbolda neden iyi ve özellikli oyuncular yetiştiremiyoruz"? Gibi bir meseleye sadece antrenör ve çocuk açısından bakarsak en büyük sorunun ve temel yanlışın "Türkiye'deki çocukların spor ile buluşmuyor olması" ve spor altyapı düzenin ile üstyapı düzeninin işbirliğinin sağlanamamış olması problematiğini gözden kaçırmış oluruz.

Bakınız temel problematik nereden başlıyor;

P&G-TMOK Spor Kültürü 2014-2018 araştırmasına göre, Türkiye’de çocukların spora ve oyuna katılım tablosu şöyle:

1. Sadece 10 çocuktan 2’si bilinçli ve düzenli (haftada 2-3 kez) spor yapıyor.

2. 10 çocuktan 6’sı günde 1 saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor.

3. Her 7 çocuktan 1’i gün boyunca hiç dışarıda oyun oynamıyor, 4 çocuktan 3’ü (yüzde 74.2) hiç spor yapmıyor, kırsal bölgelerde bu oran yüzde 92’ye çıkıyor.

Ne dersiniz?
Bu durumda Türkiye'de iyi ve özellikli sporcu ve futbolcu yetişmiyor oluşunun nedenlerini hala altyapılar ile sınırlandırmak mümkün müdür? Asıl sorun ülkedeki ulusal bir spor modelinin kapsayıcı olmaması ile yakından ilgili değil midir?

Evet çocuklar gelişmiyor, çünkü gelişecek olanak ve fırsat bulamıyor.
Haliyle gelişme olmadan "yetişmiş" olmak da gerçekleşmiyor.

ALTYAPILAR ÖZELEŞTİRİ YAPMALIDIR (2)


ALTYAPILARDAN BU ŞEKİLDE VE BU GEREKÇELER İLE FUTBOL OYUNCUSU GÖNDERİLMEMELİ veya ELENMEMELİDİR.

ÇÜNKÜ;

1. ALTYAPILARDA 15 YAŞINA KADAR GELEN ÇOCUKLAR ZATEN DEVAM ETMESİ UYGUN GÖRÜLMÜŞ VE GELİŞİM GÖSTERDİĞİ KABUL EDİLMİŞ ÇOCUKLAR DEMEKTİR.

2. 15 YAŞ ARTIK ELEME YAŞI DEĞİL, PERFORMANSA YÖNELİK TAKTİK AĞIRLIKLI YÖNLENDİRME VE GELİŞTİRME YAŞLARIDIR.

3. BU ÜLKEDE FUTBOLCU GELİŞİMİ İLE İLGİLİ EN ÖNEMLİ SORUNLARDAN BİRİSİ DE "ÖLÇME DEĞERLENDİRME" MESELESİDİR.

Çocuklar altyapılara başladığı süreçten itibaren kişisel ve subjektif değil, standartları olan ölçme değerlendirme araçları ve ölçekleri ile ölçülmeli ve değerlendirilmelidirler.

Dolayısıyla adam kayırmanın önüne geçildiği gibi bazı antrenörlerin de hata yapmalarının önü kesilmiş olur.

Örneğin aşağıdaki görselde isimler polemik konusu ve hukuki sorun teşkil etmesin diye özellikle silinmiştir... Ama el insaf bu gerekçeler 15 yaşındaki çocukların bir kulüpten gönderilme nedeni olabilir mi?
Bir tanesinin ise disiplinsiz davranışları gerekçe gösterilmiş peki, bu çocuk bu yaşa gelinceye kadar ilgili kişiler nerelerdeydiler?

Diğer gerekçelere gelince,
Örneğin "Yeterli performansta görünmüyor" ne demektir?
Buradaki performanstan kasıt nedir?
15 yaşındaki bir gençten beklenilen performans eğer kondisyonel ise, 15 yaşın gerektirdiği performans düzeyine ulaşılması ilgili kişilerin planlama ve çalışmaları ile sağlanması gerekmiyor mu?

Bir diğer gerekçe "Fiziki gelişim için süre alması gerek" gerekçesi ise anlaşılması gerçekten en zor olan gerekçe. Fiziki derken "bedensel" demek isteniyor muhtemelen... Bunun "oynama süresi" ile ilişkisi nedir?

Eğer fiziki derken psikomotor/teknik düzey kast ediliyor ise, bu durumda o süreyi gerekçe gösteren kişi veya kişiler bunun için bir çalışma ve planlama yapmaları gerekmiyor mu?

Eğer bu çocukları dışarıdan kulübünüze almışsanız, alırken ne gibi testler uyguladınız veya ölçütler ışınında bir ölçüm yaparak bir değerlendirme yaparak bir yargıya vardınız. Yok eğer kendi altyapı birimizin çocukları ise bunca zaman bu çocukları nasıl gözlemlediniz ve gereken eğitim uygulamalarını ve geri besleme eğitim uygulamalarını yapmadınız?

15 yaşındaki çocukların kulüpten gönderilmeleri gerekçesi daha somut ve daha çok da idari tasarruf anlamında olabilir. Anlaşılabilir olmasa da en azından gerekçedir.

15 yaş grubu oyuncu sayısı fazlalığı bir gerekçe olabilir. Ama niteliği belli olmayan üstü kapalı sıradan gerekçelendirmeler ile kulüpten gönderme veya eleme anlayışı sağlıklı ve doğru değildir.

Bunun asıl yolu çocukların yerel ve mahalli kulüp altyapılarından futbol eğitimi almaları ve özellikli olanların üs lig altyapılarına kabulü ve kabul edilenlerin de mutlaka eğitimlerine devam etmeleri, olması arzulanan gelişi göstermeyenlerin ise geldikleri kulübe geri gönderilmeleri şeklinde olmalıdır.

"Senden olmaz" demenin kişisel değil, komisyon ile ve belli ölçütler ile gerekçelendirilerek yapılması ve bunun da rapor ile ilgili kişilere sunulması gerekir.

Altyapılar ciddiyet ve önem ister... Ki değerli olabilsinler...

ALTYAPI BİRİMLERİ VE AKTÖRLERİ DE "ÖZELEŞTİRİ" YAPMAK ZORUNDADIRLAR

Türkiye'de iyi, özellikli ve uluslararası düzeyde kalitede oyuncu yetişmiyor olmasının bir çok nedeni var.

İşte bunlardan birisi de altyapılardaki kayırmacı anlayış ve yaklaşımdır.

Gerçekten de altyapılarda eğer kulüp yöneticisi bir referansınız, kuvvetli bir eşiniz ve dostunuz yoksa veya sizi koruyup kollayan bir çalışan ve ilgili yoksa, başarılı olmanız ve devam etmeniz için "ağzınızla kuş tutacak" kadar becerikli olmanız gerekmektedir.

Evet.... Türkiye'de altyapılar yetersizdir.
Veya altyapılara gereken önem ve değer verilmemektedir. Altyapı çalışanları mağdurdur.
Ve altyapı eğitim uygulamaları sorunludur.

Ama ya altyapıların kendisi ile ilgili sorunlar?
Adam kayırma, torpil, eşitsiz olmayan yaklaşımlar ve bazılarını koruyup kollama ile ilgili gerçekler...

Türkiye'de birçok yetenekli ama daha çok da ileride yeteneğe dönüşecek yeti sahibi, gelişime açık oyuncu adayı çocuklar?

Bunların çoğu altyapı süreçlerinde "yetersiz" bulunarak heba olup gitmektedirler. Bazı genç oyuncu adayları kendisinden daha geride olmasına rağmen tercih edilen "torpilli arkadaşlarının" kurbanı olarak kaybolup gitmektedirler.

Bazen çuvaldızı başkalarına batırırken, iğneyi de kendimize batırmakta yarar vardır.

Türkiye futbol altyapılarında her çocuğa ve her gence aynı düzeyde eşit, adil davranılan kurumlar olmadığını kabul etmemiz gerek.
Ve işe başlarken buradan başlamak gerek...

Bu işler büyük kulüplerin altyapılarında çok büyük boyutlara ulaşmış durumdadır. Futbol ile ilgili becerileri ortalama oyuncuların cirit attığı ama buna rağmen daha iyi durumda olanların bin bir türlü gerekçeyle elendiği ve gönderildiği bir altyapı düzeni elbette üstyapılara oyuncu taşıyamaz...

Ortalama 10 yıllık altyapı sürecini tamamlayamadan ayrılan veya ayrılmak zorunda kalan çocuk ve gençlerimiz eğer altyapı süreçlerini tamamlayabilselerdi, muhtemelen çok daha iyi durumda oyuncular yetiştirmiş ve üst yapılara daha fazla oyuncu taşımış olabilirdik...

Özetle altyapılar (istisnai durumlar hariç) kendi kendilerini sorgulamak, geliştirmek ve olumlu açıdan değiştirmek durumunda olan kurumlar gibi görünmektedirler.

Her problemin ve olumsuzluğun nedenini kendisi dışında görme alışkanlığı ve anlayışı kendimizi sorgulamamızı ve geliştirmemizi engellediği gibi eksik ve yanlışlarımızı görmeyi de engeller.

18 Ağu 2019

Gelişimsel psikolojiden hareketle futbolu neden daha çok seviyoruz?

Futbol oyunu ile insan gelişiminin biyolojisi arasında ciddi bir ilişki ve bağ vardır. İnsanlar sonradan bir şeyi çok seviyor ve izliyorlarsa, o şey her neyse onu yapabiliyor oluşlarından veya yapabileceklerine ilişkin hislerinden dolayıdır

Gelişimsel psikolojiden hareketle futbolu neden daha çok seviyoruz?

Çok uzun yıllar önce ortaya attığımız bir sav/tezdir. İnsanlar neden futbola çok eğilimlidirler? Neden futbol daha çok seyredilen oyunlardan birisi, hatta birincisidir? Çünkü futbol oyununun ayak-top ilişkisi en ilkel haliyle bir nesneyi bedeninin en uygun bölümü ile ve en doğal şekilde “tekmeleme”, itme, dürtme davranışıdır… Çocukların ilk güdüsel davranışlarından birisi de budur. Hatta öyle ki, 9 ay-1 yaş civarına kadar bebeklerin refleks hareketleri içinde ayak refleksleri önemli yer tutar.

Dememiz o ki; futbol oyunu ile insan gelişiminin biyolojisi arasında ciddi bir ilişki ve bağ vardır. İnsanlar sonradan bir şeyi çok seviyor ve izliyorlarsa, o şey her neyse onu yapabiliyor oluşlarından veya yapabileceklerine ilişkin hislerinden dolayıdır. Futbolu öncelikle bir oyun olarak çok seviyoruz. Çünkü oyunlar eğlencelidir. Oyunlar keyif verir. Eğlenceli olmayan ve keyif vermeyen hiç bir etkinlik zaten “oyun” değildir. En az bunlar kadar önemli olan başka bir şey, bir etkinliğin “oyun” olmasını sağlayan gösterge, sürecin ve sonucun önceden kestirilemez ve tahmin edilemez olmasıyla ilgili oluşudur. Özetle futbol bir oyun olarak da fevkalade güzel bir oyundur. Çünkü eğlenceli, keyifli ve tahmin edilemez hareketler süreci ve sonucu önceden bilinmiyor oluşu onu “fevkalade” yapar.

Futbolu sevmek için bu kadarı bile yeter aslında. Ama futbolu öznel kılan ve çok daha fazla seviliyor olmasına kılan başka bir boyutu daha var. Çünkü yukarıda anlatılan unsurların hepsi diğer spor dallarında/oyunlarında da var. Futbol öznel kılan ve oyun olarak oynanabilirliğini hem kolay hem de farklı kılan özellik yukarıda değinerek geçtiğimiz ayak ile oynanıyor olmasıyla ilgilidir. Diğer tüm takım-spor oyunlarında el kullanılırken, futbol oyununda asıl ve esas olarak ayağın kullanılıyor olması önemli bir farklılık ve öznel bir çekicilik nedenselliğidir.

Unutmayınız el ile oynanan pek çok spor dalı oyununda, teknik beceri düzeyi çok önemlidir. O teknik beceri gerekliliği olmadan o oyun olması gerektiği düzeyde oynanamaz. Örneğin basketbol, voleybol, hentbol böyledir. Bu şu demektir; Nesne-el koordinasyonu gerektiren tüm etkinlik ve oyunlar “ince kasların” gelişmiş ve kullanılabilir olmasını gerektirir. Dolayısıyla küçük yaşlarda bu tür spor oyun dalları pek popüler ve eğlenceli olamamaktadır. Çare fileyi veya potayı küçülterek çözümlemek olarak düşünülse de, yine de küçük kaslar (ince kaslar) yani hareketi beceriye dönüştürecek kaslar henüz gelişimini tamamlamadığı ve sinirsel ağlar olması gerektiği düzeyde oluşmadığı için söz konusu oyun olması gerektiği ölçüde oynanamamaktadır.

Futbol oyunu ise bu anlamda çocuklar için daha kullanışlı ve daha kolay uygulanabilir bir hareket ve davranışlar kolaylığı sağlar. Çünkü öncelikle bacak ve ayak ile bir nesneye dokunma, itme, tekmeleme ve vurmak için bacak, ayak ve ayak parmak kaslarının ince kas dokusunun olması gerektiği düzeyde gelişmiş ve sinir ağları ile örülmesinin tamamlanmış olmasına ihtiyaç yoktur. İşte bu kolaylık, futbol oyununa yönelimi arttıran biyolojik bir neden olarak futbolu daha kullanışlı ve popüler kılan gerekçe olsa gerekir.

İşin bir sosyolojik, ekonomik ve kültürel boyutları ise elbette en az gelişim psikoloji kadar etkilidir. Ama işin başlangıcı ve futbola eğilimin biyolojisi sonraki süreçte, işin toplumsal, kültürel boyutları ile örtüşmesi ve etkileşimi ile yön ve hız kanmaktadır. Hele hele işin pazarlama boyutu ise daha başka serüvenler ve yönelimler doğurmaktadır.

Düşününüz, futbol oyunu için gereken alanın ilk başlangıçta naylon veya plastik bir toptan, bir duvardan ve boş bir alandan ibaret olması, çocuklar için müthiş bir avantajdır. Bununla birlikte kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme açısından çocukların ihtiyaç duydukları motor davranışlar, küçük yaşlarda tamamen kaba kas veya büyük kas dediğimiz kas gruplarının aktive edilmesi ile gerçekleşir. Futbol oyunu tekmeleme, koşma, yuvarlanma, kalkma, vurma gibi büyük kasların daha çok aktive etme ihtiyacının diğer oyun sporlarına göre daha kolay karşılandığı bir oyundur. Yüzmeden sonra yapılabilirlik ve vücudun tamamını kullanabilir olma ihtiyacına en iyi yanıt veren bir oyun olma özelliğini ve kolaylığını içinde barındırır.

Dahası da var elbette. Ama bu kadarı dahi “insanlar neden futbola daha fazla ilgi duyar” sorusunun gelişimsel nedenselliklerini açıklamaya yetmektedir. Unutmayalım, insanlar sadece seyirlik düzeyi yüksek olduğu için değil, yapabilirlik düzeyi yüksek ve yapmış olabilirlik deneyimleri yüksek oyunları daha çok severler ve seyrederler. Çünkü aynı zamanda bir “hissediş” meselesidir de…

Futbol içgüdüsel anlamda insana en çok hitap eden ilk spor dallarından birisidir. Tıpkı yüzme gibi. Kapitalizmin endüstriyel futbolu neden ve nasıl yarattığının cevaplarından birisi de insanların bu spora ve oyuna talepkâr oluşlarının paraya tahvil edilmiş olmasıyla ilgilidir. Aynı kapitalizm tüm dünyada futbol kadar başka hangi sporu ve oyunu be denli endüstrileştirebilmiştir ki?

Tüm dünya insanları ve insanlık adına böylesine uygun, kullanışlı ve güzel olan bir oyunu ticarileştirmenin ve bir sömürü aracı yapmanın önüne geçmek için ne yapılabilir. İlk etapta futbolu piyasalaştırmaktan kurtarmak gerekir. Bunun için bu oyunun herkesin, her yerde oynayabileceği “toplumcu bir spor” haline getirmek gerekir. Okullar, semtler, sokaklar futbol oyununun kültürel ve geleneksel uygulama alanlarına dönüştürülmelidir. Kulüpçülüğü ve taraftarlığın yerini, yani müşteri olmanın yerini futbol oyun severliği ve futbol oyunu oynayabilen etkin bireyleri almalıdır. İnsanları “futbolcu olmak” değil, futbol oyunu oynamak gerçekliği ile buluşturduğumuzda, onları müşteri olmaktan kurtarmak da kolaylaşır. Dahası fanatik taraftarlığın ve kişiliksiz bir aidiyet ihtiyacının, hayata ilişkin doyumsuzluğun ve kendini ifade edememişliğin “toplumsal anomali” şeklinde dışavurumu olduğundan hareketle, insanların “futbol” ile olan sağlıksız ilgisini, zamanında “futbol oyunu” ile ilgiye ve ilişkiye dönüştürmeyi başardığımızda daha sağlıklı hale getirmek mümkün olabilecektir.

Kaynak: https://www.blogger.com/blogger.g?rinli=1&pli=1&blogID=4649299131961244532#editor/target=post;postID=4985734663634322387

OYUN HIZI

2019 yılı süper kupa finalinde Liverpool-Chalse maçını izliyoruz.
Ya da Barcelona'nın, Ajax'ın herhangi bir maçını izliyoruz...

Özetle: Top ile hız + Top ile oynama hızı= Oyun hızı...

Artık futbol oyunu tamamen oyun hızı veya hızlı oyun haline dönüşmüş durumda...

Bütün iyi ligler ve iyi takımların futbolu böyle...

Dolayısıyla altyapı eğitimlerinde çocuk ve gençlerin eğitiminde

1. Top ile hareket hızı eğitimlerine ve
2. Top ile oynama hızı eğitimine
öncelik, önem ve ağırlık vermek gerekecek...

Bir beceriyi doğru yapmak artık tek başına bir anlam taşımıyor...

Doğruyu hızlı yapmak da gerekiyor...

Oyun hızı artık sonucu etkileyen temel belirleyici bir faktör olmuş durumda...

Tekrar etmek... Ama nasıl bir tekrar?

"Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır" der Aynştayn...

Çalışkanlık aynı şeyleri gereğinden fazla ve sürekli tekrar etmek demek değildir.

Aynı şeyleri defalarca tekrar etmek sadece tekrar edilen şey her ne ise o şey ile ilgili beceri sağlar. Ama o beceri sadece o şey ile ilgili bir beceridir ve başka durumlara ve koşullara transfer edilmesi ve çok daha önemlisi "entegre" edilmesi mümkün olamaz.

Onun içindir ki,

1. Bazı davranışlar beceriye ulaştığında, onun tekrar edilme ihtiyacı birmiş demektir.

2. Bazı davranışları oyun ile ilgili diğer davranışlardan bağımsız tekrar etmek veya ettirmek çoğu zaman oyun ile ilgili istenen beceriler toplamı başarısını sağlamaz.

3. Bu bakımdan eğer derdimiz ve amacımız "oyun eğitimi" bütünlüğü ise oyun eğitimi bütüncül olarak ama düzeyi ve içeriği kolaylaştırılmış olarak başlamalı, ilerleyen süreçte özel ve öznel parçalar üzerinde özel tekrar çalışmaları ihtiyaca binaen düşünülmelidir.

TECRÜBE NEDİR?

(1)

Tecrübe sadece deneyim demek değildir.
Deneyim veya yaşamış olmak tecrübeli olmak anlamına gelmez.

Tecrübe, "yaşayacak olduğun bir durum karşısında, yaşamış oldukların ile ne yaptığındır".

Dolayısı ile daha fazla yaşamış bir kişi, daha az yaşamış bir kişi kadar tecrübeli olmayabilir. Veya daha az deneyim ile daha fazla tecrübe kazanılmış olunabilir...

Peki, bu konuya neden değindik?

Çok sık duyduğumuz cümlelerden birisidir;
"Bilmem kim, gençlere tecrübelerini aktardı" şeklinde...
Veya "takımın yaşlı oyuncusu, diğer oyunculara tecrübesi ile yol gösteriyor" gibi..

Tabi mümkün değil...

Aktarılan şey bilgi olabilir.
Anı olabilir..
Ama tecrübe değil... Tecrübe aktarılmaz, edinilir. Ve tecrübe edinmek demek de sadece deneyim demek değildir.
Tecrübe deneyimi dahi aşan bir şeydir.

Deneyimlerin yeni bir durum karşısında işe yaramasıdır tecrübe...
Bu aktarılabilir mi? Elbette hayır...
Kazanılabilir mi? Elbette...

Bir genç oyuncu, daha yaşlı bir oyuncudan daha tecrübeli olabilir.
Çünkü oyun içinde yaşadıkları ile oyununu geliştiren kişi her kim olursa olsun bir önceki yaşamış olduğunu kullanıyor demektir ve bunun adı tecrübedir.

Onun için eğitmenlerin, antrenörlerin ve teknik adamların tecrübeli olup olmamasından ziyade, işini iyi yapıp yapmaması ve daha önemlisi işi ve mesleği konusunda donanımlı ve yeterli olup olmaması daha önemli ve değerlidir.

(2)
TECRÜBE ÖYLE SANILDIĞI GİBİ YAŞ DÜZEYİ İLE ELDE EDİLEN BİR ÖZELLİK DEĞİLDİR...

Tecrübe deneyimle elde edilen ama tek başına deneyim olmayan, deneyimin sonucunun bir sonraki deneyim için yararlı ve doğru kullanılabilmesidir.

Çocuklar da tecrübe sahibi olur.

Örneğin topa vuruş deneyimlerinden yola çıkarak topa daha doğru ve olması gerektiği gibi vurabilme sonucuna ulaşma tecrübedir.

Eğitim psikolojisinde "edimsel koşullanma" bir öğrenme kuramı vardır.

Hayvanlar ve insanlar herhangi bir davranışın sonuçlarına bakarak o sonucun kendisine yarar sağlayıp sağlamadığından yola çıkarak o davranışı ya terk ederler veya tekrar yapmaya devam ederler.

Elimizi yanan sobaya değdirmeme davranışı çoğunlukla bununla ilgilidir.

Edimsel koşullanma bir anlamda insana ve hayvanlara "tecrübe" sahibi yapar...

O halde tecrübe deneyim sonuçlarından yola çıkarak sonraki deneyimlerimizi daha doğru ve amaca uygun yaşamamızı sağlama özelliği veya becerisidir..

Sürekli deneyim yaşadığı halde aynı yanlışı yapmaya devam etmek tecrübe edinemeyenlerin olumsuz özelliklerinden birisidir..

8 Ağu 2019

"SOSYAL KAYTARMA" NEDİR?

Kişilerin grup içerisinde yaptıklarından, kendilerini daha az sorumlu hissetmesini sağlayan düşünce veya hissiyat, psikolojide "sosyal kaytarma” olarak tanımlanmaktadır.

Bu bağlamda sporda ve özellikle futbolda fanatik davranışların veya vandalizm düzeyindeki davranışların aktörleri olan kişilerin, ertesi gün kendilerini suçlu hissetmeme düşüncesinin altında "sosyal kaytarma" olgusu olsa gerek..

Sosyal kaytarmaya futbol dünyası açısından verilebilecek en iyi örneklerden birisi de "şiddet ve aidiyet" olgusu üzeriden sözde kendini bir kulübe ve takıma ait hissedenlerin birlikte yol açtıkları şiddet davranışlarından dolayı bir suçluluk duymamaları bir yana bundan gurur duyma eğilimine girmeleridir.

Son olarak sosyal kaytarmaya futbol dünyası ile ilgili vereceğimiz son örnek, futboldan milyon dolarlar kazanan teknik adamların, on yıllardır en iyi yerlerde, en iyi konumlarda ve görevlerde bulunmuş kişilerin Türkiye futboluna evrensel düzeyde katkı sunacak taktik bir model, bir oyun anlayışı veya kurgusu geliştirememiş ve getirememiş olmalarını ve bu duruma ilişkin kendilerini sorumlu hissetmiyor oluşları "sosyal kaytarma" nın tipik örnek davranışlarından birisidir.

Kaytarma kavramı ve davranışı uygarlaşmamış ve demokrasi kültürünün egemen olmadığı toplumsal yapılarda çok görülür. Kaytarma iş ve sorumluktan kaçma, gizlenme, gözden uzak olma demektir.. Sosyal kaytarma ise kaytarmaya istinaden aktif olma gibi görünse de öyle değildir. Yine gizlenme, bedel ödememe, yine sorumluluk almamanın davranış biçimlerinden birisidir.

ÇOCUKLAR İÇİN "OYNAMAK" ÖNCELİKLİ VE TEK TERCİHTİR

Akademi gelişim ligi olsun, diğer bölgesel ve yerel altyapı ligleri olsun ya da altyapı turnuvalarındaki müsabakalar olsun, çocuklara ve gençlere şöyle bir soru sorsak ne yanıt alırız?

Çocuklar maçı oynamadan 3-0 almayı mı istersiniz? Yoksa oynayalım mı?

İnanın hepsi de oynamayı seçeceklerdir..

Çünkü futbolu oyun kılan şey sonucu değil, onun oyun oluşudur..
Oynamak oyundur, Oyun ise oynamaktır...

Bunu anlamadığımız ve sonuca veya kazanmaya odaklandığımız sürece çocukları anlamamız mümkün olmadığı gibi, futbolu da anlamamız mümkün değildir...

Çünkü futbol her şeyden önce bir oyundur.
Ve oyunlar ise oynanmak içindir...

ALTYAPI KURUMLARINDA DERT SADECE ALTYAPIYA İLİŞKİN BİR DERT DEĞİLDİR

ALTYAPILAR VE ALTYAPI EĞİTİMLERİ İÇİN;

1. Bir grup görüş, "Önce Veliler eğitilmeli" derken,
2.Bir diğer grup görüş ise " Önce Antrenörler eğitilmeli" diyor.
3. Esas itibariyle de asıl amaç ve iş alanı bilindiği üzere "Çocukların Eğitimi"...

Lakin öncelikler, eksikler, önermeler bitmiyor;

4.Tesis önemli ve öncelikli diyenler var,
5. Eğitim içeriği ve niteliği diyenler var,
6. Mali sorunlar diyenler var,
7. Yönetim ve Organizasyon sorunlu diyenler var,
8. Önem ve değer verilmediğini söyleyenler var.....

Özetle demek ki, Türkiye Spor ve Futbol Altyapıları sorunları, eksikleri ve yanlışları olan bir alan.

Ama çözümsüz mü?
Değil...

Lakin çözüm tüm yukarıda sıralananların tek tek düzenlenmesi ve yanlışlarının veya eksiklerinin giderilmesi şeklinde gerçekleşmeyecektir.

Çünkü sayılanların hepsi bir bütündür ve çözümü de bütünsel olarak gerçekleşir.

O bütünselliği sağlayacak olan şey ise altyapı-üstyapı ilişkisinin organik olarak spor ve futbol politikasının ana ekseni ve temeli üzerine inşa edilerek gerçekleştirilmesidir....

Üstyapılar dönüşmeden veya dönüştürülmeden ya da zihniyet olarak ele geçirilmeden, altyapıların çözümsüzlüğü asla son bulmayacaktır. Altyapıların üstyapıya hakimiyeti demek altyapı ideolojisinin yani zihniyetinin üstyapılarda egemen olması demektir...

Çok karışmasın, bağlayalım;

Üstyapılar ve üstyapı kurumları kendiliğinden değişmez, dönüşmez ve yerini asla terk edip gitmez..
Altyapılar böyle olmaya zorlar... Ama bu toplumsal yapı ve sosyoekonomik düzen ile ilgili bir şeydir...

Görüldüğü üzere mesele giderek toplumbilim meselesi olmaya başladı ki, zaten mesele de tam olarak bir toplumbilim meselesidir. Sporda ve futboldaki durum da tam olarak böyledir.

Üstyapılar dönüşmedikçe veya dönüşmek zorunda kalmadıkça altyapılar işlevsel değildir....

Dahası üstyapılar düzenlenmedikçe altyapılar eksik, yanlış veya işlevsizdirler.

Tıpkı içinde yaşadığımız çıkmaz durum gibi....

BEBEKLER, ÇOCUKLAR VE GELİŞİM ÜZERİNE BİR KAÇ NOT

“Beyin gelişiminin hızlı olduğu ilk 3 yaş bu konuda en önemli zaman dilimidir. Bu yaşlarda mümkün olan en yoğun şekliyle eğitim almalıdırlar. ” Kaynak: Eğitimpedia

Yukarıdaki cümle elbette doğrudur.
Ama gelişimi iyi anlamakta çok yarar var.

"Beyin gelişim" beynin biyolojik olarak gelişimi dışında yani morfolojik yapısının gelişimi dışında, onun işlevsel kılacak olan biliş/düşünüş gelişimi de söz konusudur.

Bebekler genel olarak 9. aydan itibaren refleks olan bir çok hareketi artık istemli yapmaya başlarlar.

3 yaşına kadar bebekler ne kadar fazla (ama düzeyli ve rahatsız edici olmayan) dokunsal, işitsel ve görsel uyaranlara maruz kalırlarsa beyin fonksiyonları yani beynin kaydetme, çözümlemek üzere depolama, algılama ve anlamlandırmaya çabalama çabaları ve fonsiyonları da o kadar uyarılmış olur.

Uyaranlar reaksiyon vermenin ön koşuludur.
Ne kadar çok uyaran olursa o kadar çok tepkiler vermeye çabalayacak olan bebeğin beynini ilgili bölümlerindeki sinir hücreleri hareketlenmeye başlar.

3 yaşına kadar sadece beslenen ve altı temizlenen bir bebek ile, 3 yaşına kadar bunlara ilaveten sevgi, şevkat, yanında annenin ve yakınların dokunmalarına, seslerine, görüntülerine maruz olan çocuğun bilişsel açıdan beyin gelişimi arasında farklar oluşmaya başlar.

Örneğin 3 yaşına kadar oyuncak, özellikle banyo süresince küvette su ile oynama, evde hareket serbestliği, farklı oyuncak ve ebeveynleri ile yoğun iletişim uyaranlarına maruz kalan çocukların 4, 5, ve 6 yaşlarındaki motor gelişimleri başta olmak üzere, bilişsel ve duygusal gelişimleri hep daha önce olacaktır.

Umuyoruz ne demeye çalıştığımız anlaşılmıştır.

Evet futbol ve diğer spor dallarına yönelik eğitimler belki çok sonraları başlar....

Ama çocukların 0-3 yaşlarına kadar olan sağlıklı ve ideal yaşam biçimleri onların ileride futbolcu, mühendis, iyi insan olup olmayacakları ile ilgili ciddi yatırımların yapılmasının ilk dönemleridir.

Özetle 3 yaşlarına kadar bebeklerinizle çok fazla zaman geçirin. Onlara dokunun, dokunmalarını sağlayın. Bu algılamanın ilk aşaması olan hissederek algılama ve anlamayı sağlayacaktır. Bu konuda zararsız her türlü araç gereç ve özellikle su yanında çevresindeki her ses, ışık, nesne onun tepki geliştireceği "uyaran" demektir.

3-6 (7) yaş arası ise, bir insanın geleceğine yatırım için 2. önemli yaş dönemidir.

Bu süreçte ise biricik ve anahtar iş, görev, uyaran ve eğitim "hareket" etmeyle ilgili her şeydir.
3-7 yaşlarında çok fazla, çok çeşitli ve hareket etme uyaranları ve davranışlarına maruz kalan, bu fırsatı olan çocuklar 8 yaşından itibaren inanılmaz düzeyde "hazır olma" gelişimini elde etmektedirler.

3-7 yaş çocuklarının dünyası asla ev içi, sınıf içi, dar alan, kısıtlı alan olmamalıdır.
Yer değiştirmek hareketleri, dengeleme hareketleri, nesne kullanımı gerektiren hareketlerden oluşan binlerce davranış çocukları bedenen de , aklen de, ruhen de hayata her türlü eğitim hayatına inanılmaz düzeyde hazırlayacaktır.

Sonrası mı?
Sonrasını biliyoruz ve yaşıyoruz zaten...

Ama sonrası için sihirli yaşları şöyle yazalım ama ayrıntılara girmeyelim.... Daha öne çok kez işledik çünkü..

* 8-9 yaş,
* 10-12 yaş,
* 13-15 yaş,
* 16-18 yaş....

U 19 Yaş Avrupa Şampiyonası ve bir kaç not

19 YAŞ ALTI AVRUPA FUTBOL ŞAMPİYONASI YARI FİNAL TAKIMLARI VE GÖRMEMİZ GEREKENLER

2019 Yılı 19 Yaş altı Avrupa Futbol şampiyonası sonuçlandı.

Fransa, İspanya, Portekiz ve İrlanda'nın yarı finale değin yükseldiği şampiyonada İspanya 19 yaş altı takımı şampiyon oldu...

Şampiyonun kim veya hangi ülke olduğundan çok daha önemlisi ve üzerinde durulması gereken fotoğraf yarı finale kalan takımların kimler olduğudur.

İspanya malum...Altyapı konusuna çok ciddi bakan bir ülke ve bir ekol.
Portekiz ise neredeyse futbol insanı üretim ve geliştirme merkezi gibi bir ülke.
Fransa keza futbolda altyapı eğitim modeli oluşturacak denli gelişmiş bir futbol ülkesi.
İrlanda'ya gelince tüm olumsuz koşullara rağmen, ülke olarak da futbol olarak da kendi kimliği olan bir ülke...

Ama çok daha önemli bir şey daha var.
Fransa, İspanya, Portekiz ve İrlanda'nın futbol kulüplerini inceleyiniz. Bu ülkelerde de yabancı sınırlaması veya kotası yok... Ama kulüplerinde oynayan yabancı oyuncu sayıları, aynı anda sahada oynayan yabancı oyuncu sayıları Türkiye ile tam tersi bir durumu yansıtmaktadır. Bir kaç kulübü dışarıda bırakırsanız neredeyse bütün kulüplerde takımın en az yarısı altyapılardan gelen oyunculardan oluşmaktadır.

Yarı finale kalmış olan söz konusu dört ülkenin altyapılarına verdikleri önemi biraz araştırınca öğreniyoruz ki;

1. Çocuklar her an ve her yerde altyapılara ulaşabiliyorlar. Yeteneksiz diye kabul edilmeme sorunu yok... Yetenekliler zamanla başka kategorilere ayrılıyor ve yönlendiriliyorlar.

2. Tesis sorunları yok.

3. Kulüp bütçesi, yerel yönetimler ve federasyondan bütçesinden altyapılara çeşitli kalemlerde ödenekler var.

4. Altyapı antrenörlerinin asıl işi ve mesleği "altyapı antrenörlüğü"..

5. Üstyapı takımlar mutlaka altyapı oyuncuları için yer ve kadro açmakla mükellefler.

Diyeceğimiz o dur ki; Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir.
Ve diyeceğimiz o dur ki; taşıma su ile değirmen dönmez.

Döndürülür diyenler elbette olacaktır. Ama eğer başka finansman kaynaklarınız yoksa, başka gelir alanlarınız ve araçlarınız yoksa mümkün değildir.

16 Tem 2019

HASTALIKLI BİR SEKTÖR HALİNE GELEN FUTBOLDA ALTYAPI SEÇMELERİ

Bir ülkede ve toplumsal yapıda bazı şeyler kontrolün dışına çıktığı zaman orada kural, ilke, yasa ve etik değerler kaybolur.

Bir ülkede futbol gelişimi, organizasyonu ve denetimi tüm ayrıntıları ile o ülkenin “futbol yönetimi” ile ilgili kurum ve birimlerinin tasarrufunda olmalıdır. Kurallar ve ilkeler herkese eşitçe uygulanmalı ve denetlenmelidir. Dahası bir ülkenin genç futbol kuşaklarının geleceği ve yönetimi asla ülke futbol yönetiminin ilgisi dışında, kontrolsüz bir alan haline gelmemelidir.

Örneğin İzlanda, Almanya, İngiltere, Portekiz, Hollanda, Belçika veya herhangi bir spor ve futbol ülkesinde, o ülkenin çocuklarının futbol ile ilgili geleceklerinin, o ülkenin federasyonlarının bilgisi ve ilgisi dışında yürüdüğünü düşünebilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey?

Çocukların spor ve futbol gelecekleri asla birilerinin keyfine ve tercihine bırakılmaz. Serbest piyasa ve güya “hür girişimcilik” herkesin kontrol dışında, istediği gibi at koşturduğu ve gelir sağlamak için sporu ve futbolu bir gelir sağlama aracı olarak kullandığı bir yapı olmasa gerek. Ya da serbest piyasa denilen şey buysa, yerin dibine batsın böyle spor girişimciliği…

Bir ülke eğer spora/futbola yatırım yapacaksa işi, tesadüflere ve başıboş ilişki ve süreçlere bırakamaz. Kontrol, yönetim, organizasyon ilgili birim ve kurumun yerel örgütlenmeler eliyle sürekli yönettiği bir planlama ve süreç olmalıdır.

Bu ülke aşağıdaki birkaç örneğini sunduğumuz gidişat devam ettiği ve edilmesine izin verildiği sürece asla bir spor ve futbol ülkesi olamaz. Futbolun ülkesi olur. O da futbolun pazar ülkesi olmak demektir. Mevcut durum da öyledir zaten.

Bir ebeveyn isyanı
Bakınız adının yazılmasını istemeyen bir veli, futbol ile ilgili bir eğitim sayfasına feryadını nasıl ifade etmiş;

Benim oğlum amatör spor kulübünde 4 yıl futbol oynadı ve birtakım seçmelere gittik. X kulüp, seçmelerine gittiğimizde “Tamam bu çocuk bizde oynayabilir” dedi. Fakat benden yüklü miktarda para talebinde bulundular. Ben asgari ücretle çalışan bir insanım. Demek istediğim bizim evlatlarımızın futbolcu olabilmesi için illaki varlıklı ailemi olmamız gerekiyor? Bunun dışında oğlumun oynadığı amatör kulüp “İstediğiniz seçmelere gidebilirsiniz, bu çocuk bizim evladımızdır” dedi ve PTT. 1. Lig ekiplerinden birisi beğendi ve lisansını getirmemi istedi. Lisansı istediğimde ise amatör kulüp benden 3000 TL istedi. Çaresiz kredi çektim ve lisansı aldım.

Spor camiası çok acımasız ve başıboş bir durumda hocam. Mevcut kulübü, bana “Senin oğlun burada harcanmasın, daha iyi yerlerde denemelisin” dedi. Fakat seçmelere gitmek istiyoruz, hepsi para istiyor. Şimdi ben yoksul bir aile isem evladım yok olup gitsin mi? Hocam bana bir yol gösterin, Allah rızası için. Pazar günü X kulüp seçmeleri var ve onlar da 150 TL istiyorlar. Bu gidişata dur demek lazım.

Bir başka ebeveyn çığlığı
Yine adının verilmesini istemeyen başka bir baba, çocuğu ile ilgili sözde “yetenek seçimi” adı altında yapılan uygulamaları ve yaşadıklarını yazmış:

En büyük istismarlardan birisi de büyük takımların futbol okullarıyla ilgili gerçekleşiyor. 5 yıldızlı otellerde yapılan 1., 2. ve beğenilirse takımla antrenmana çıkarılacağı söylenen 3. seçmelerde gerçekleşmektedir. Örneğin 1. ve 2. seçmeyi kazanan oğlumu, takımla antrenmana çıkacağı 3. seçmeye çağrılıp, arkasından yine 2. seçmeye soktular. Ama daha da ilginci, kendi yaş grubunun takımı tesislerde antrenman yaparken, sözde bu seçmeye çağrılan çocukların 4 dakika boyunca kaleye geçirilmeleri oldu. Asıl sömürü buralarda oluyor.

Taşralarda futbol okullarını ayakta tutmak için Süper Lig takımlarının adıyla kurulmuş bazı futbol okulları “Sizi davet ediyoruz” deyip, insanları boş yere umutlandırıyorlar. Samimiyetsiz seçmeler gerçekleştiriyorlar. Çoğunda yetenek seçimi falan yapılmıyor. Gerçek bir araştırma yapılsa, söz konusu bu futbol okullarından, bu yolla altyapılara kazandırılmış hiçbir çocuk olmadığı görülür.

Evet, bu bir modadır. Ama sadece moda değildir. Üstelik bizim modaya değil, modellere ihtiyacımız vardır. Kulüpler ve federasyon, yani sporun üstyapı kurumları iyi bir şeyler yapmak istiyorlarsa buradan çağrımız ve önerimizdir; “Yerel Altyapı Kulüpleri Modelini” ve “Yerel Altyapı Kulüpleri İşbirliği Modelini” hayata geçirmelidirler. Bu ve benzeri spor örgütlenmeleri iki amaç için önemli ve değerlidir.

Birincisi ve asıl olanı, her çocuğun ve gencin spor yapma hakkını ve ihtiyacını karşılamak. Öncelikle tüm coğrafyadaki çocukların spora ulaşmalarını sağlamak. İkincisi, üstyapıların hayatiyeti ve dar boğadan çıkılmasının yolu olan özellikli, gelişime açık ve yetenekli çocukları üstyapılara doğru örgütlenmiş daha özel uzmanlık eğitimleri alabilecekleri birimlere yönlendirilmelerinin sağlamak.

Bu, Türkiye sporunun her spor dalı için ihtiyaç duyduğu spor eğitimi modellerinden birisidir. İkincisi daha öznel bir durum olup, merkezi üstyapı kurumu olan federasyonların ve profesyonel kulüplerin, kendi altyapı birimlerine gelirlerinin en az %5’i ila 10’u arasındaki bir meblağın altyapı eğitim, gelişim ve tesis yatırımlar için kullanılmasının sağlanmasıdır.

Kaynak:
http://sendika63.org/2019/07/hastalikli-bir-sektor-haline-gelen-futbolda-altyapi-secmeleri-uzerine-554824/?fbclid=IwAR3FZkmmXnHubnJhRoYbiUNe3LIat0GYpJXvKra_dQlFmw6eHDhdn3PjQ14

FUTBOL ALTYAPI KURUMLARI MALİ MODEL ÖNERİSİ

BURADAN TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU ve KULÜPLER BİRLİĞİNE ÇAĞRIMIZDIR; ALTYAPILARA İLİŞKİN MALİ BİR MODEL ÖNERİYORUZ...

"KULÜPLER 'ÖZERK ALTYAPI BÜTÇELERİ' OLUŞTURMALI VE HER YABANCI OYUNCU TRANSFER ORANINDA BU BÜTÇEYE FON AYIRMALIDIR".

Çağrı ve öneri çok kısa ve çok açık...

Madem "Türk futbolunun geleceği için çalışmalara başladık" diyorsunuz. Madem "amacımız Türk futbolunu geliştirmek ve düzlüğe çıkarmak" diyorsunuz...

O halde işe buradan başlayabilirsiniz...

Türkiye futbolunu kurtarmak için transfer kısıtlaması yapmak veya yabancı oyuncu yasağı veya sınırlaması gibi yaklaşımlar çözüm değil diyenlere katılıyoruz. Ama yabancı oyunculara ve sadece trans.fer politikalarına bağlı olarak götürülen futbol da çözüm değil diyoruz..

Bu bağlamda, "ülke futbolunun gelişiminde altyapıların mali modeli" konusunda bir model öneriyoruz.

1. Tüm kulüpler transfer ettikleri "yabancı oyuncu" başına ödediği ve ödeyecekleri paranın %3'ü, 5'i veya 10' u oranında kendi kulüplerinin altyapı bütçelerine para aktarsınlar (oran tartışılabilir).

2. Yabancı oyuncu sayısı arttıkça, altyapılara ve altyapı bütçelerine aktarılacak tutar belli düzeylerde arttırılsın.

3. Bu paralar sadece altyapı oyuncularının sağlıklı yaşamı ve gelişim giderleri, tesis yatırımları, antrenörlerinin özlük hakları, diğer gelişim projelerine ayrılsın...

4. Bu paraların söz konusu amaçlar dışında kullanılmayacağı yasal ve hukuki prosedüre bağlansın. Ve bu harcamalar o yılın altyapı bütçe kalemine yönelik olarak mutlaka harcansın, kamu ve ilgili federasyon denetimine açık olarak, yılın sonunda kamuoyu ile paylaşılsın. O yıl altyapı için bitirilemeyen meblağlar, sonraki yılın altyapı bütçesine aktarılsın...

5. Altyapı bütçeleri ayrı ve özerk olsun. Altyapı bütçelerine yayın hakları başta olmak üzere, diğer gelir kalemlerinden belli oranlarda pay ayrılarak bütçeye belgeli olarak aktarılsın.

Ne kadar çok yabancı oyuncu transfer edersen, altyapılarına o kadar çok para yatırma zorunluluğu modeli, söz konusu kulüplerin ilk 5 yılda dönüşümüne, ilk 10 yıl sonunda tamamen değişimine yol açacak kadar etki yaratacak bir modeldir.

Sonuçta kulüplerin ve Türkiye futbolunun sorunu "borç" değil midir? Bu borcun nedeni de genel olarak dış transfer harcamaları değil midir?

İlk etapta değil ama ilerleyen süreçte bu derdin çözümü önerdiğimiz veya benzer türde modellerin hayata geçirmesinden başka çözümü yoktur.

Elbette kabaca ve çerçeve olarak sunulmuş ve detaylara girilmemiş bir modeldir. Modelin gerekçesi yabancı oyuncuyla devam etmek ve bu şekilde başarı peşinde koşan "zengin ve ayrıcalıklı" kulüplerin Türkiye futboluna bu yönüyle de katkı vermelerini sağlamak, uzun vadede kendi geleceklerine yatırım yapmalarına neden olmak ve özkaynak yaklaşımı ile devam eden kulüpleri bu ödemeden ayrı tutarak bir anlamda ödüllendirmek.


TFF ve Kulüpler Birliği, eğer gerçekten Türkiye Futbolu ve Türkiye Futbolunun geleceği ile ilgili kaygı duyan ve amaçları olan bir düşüne ve anlayışı içindeyse işe başlayacakları yer Türkiye'nin çalışkan, akıllı, üretken, yaratıcı ve özellikli Antrenör ve Futbolcularına sunulan fırsat ve imkanlar arttırmak ve kendi özüne dönmeyi sağlamaktır.

Bu ve benzer proje ve modelleri uygulamaya koymaları, üzerinde düşünmeleri bize şunu gösterir; Üstyapı dediğimiz şey, yani Futbolun yönetimi altyapı dediğimiz şeyi, yani futbol özkaynaklarını ve geleceğine yatırım yapmakta kararlı ve samimi...

Aksi ise yani, bu ve benzer modelleri hayata geçirmeyen bir üst tapının amacı sadece "Futbol Klanlığı" ve "İşbirlikçi Futbol Düzenidir"

Çünkü sorunsuz kulüpler ve sorunsuz bir Türkiye futbolunda "kurtarıcılara" gerek yoktur.
Kimbilir belki de meselenin bir ayağı budur...

12 Tem 2019

TESİS SORUNU

BİRİLERİ TESİS SORUNU YOK DİYOR AMA BU ÜLKENİN EN BÜYÜK SORUNU ÇOCUKLARIN OYUN OYNAYACAK, SPOR YAPACAK ALAN VE TESİSE ULAŞAMIYOR OLMALARI SORUNUDUR...

Aşağıdaki görsel, çocukların mahallelerinde bulunan henüz boş duran boş bir arsada topladıkları eski kilim, yolluk, halı gibi materyaller ile kendileri için bir oyun alanı (halı saha) inşa etmeleri haberi ile ilgiliydi...

Şimdi geliniz bu haberi ve ilgili görsel analiz etmeye çalışalım;

1. Çocuklar top oynamak istemektedirler.
2. Çocuklar düzgün zeminde top oynamak istemektedirler.
3. Çocuklar "halı saha" modasına kendilerince çözüm üretmektedirler.
4. Çocuklar paralı halı sahalara karşı böyle bir çözüm peşine düşmüşlerdir.

Bunlara ek olarak diğer analiz ve değerlendirmeler de şunlardır;

1. Bu memlekette spor ve futbol tesisi problemi yoktur diyenler yalan söyleyen veya ihtiyacın farkında olmayan kişilerdir.

2. Yerel ve mahalli kulüpleri, çocukların spor yapma ihtiyacına cevap verecek şekilde düzenlemediğimiz ve tüm çocuklara açık hale getiremediğimiz sürece, spor ve futbolda gelişimi olması gerektiği düzeyde sağlamamız mümkün değildir.

3. Çocukların böylesi bir çözüm peşinde koşmaları, spor bakanlığının, Türkiye Futbol Federasyonunun utancı olmalıdır.

4. Halı sahalar bir özlem olmamalı, çocuklar halı saha peşinde koşmamalı, tüm çocuklar semtlerinde, mahallelerinde dilediğince futbol oynama olanağı ve fırsatına kavuşturulmalıdır.

Çocukların spor yapma, oyun oynama hakları anayasal bir haktır. Oyun parkları, oyun alanları, spor sahaları her çocuğun ulaşabileceği kadar yakın ve arzuladığı an yararlanılabilir olmalıdır.

Pahalı ve gösterişli tesisler sorunun çözümü için yeterli ve gerekli değildir. Nitelikli ama pahalı olmayan ve çok daha önemlisi sayıca çok ve kolay ulaşılabilir spor alanları ve tesisleri, ülke sporunun geleceği ve ülke çocuklarının sağlığı ve sporculuk özelliği için çok daha gerekli ve önemlidir.

Profesyonel Kulüpler çocuklara spor hizmeti verme yerleri değildir.
Profesyonel kulüpler yapacaklarsa eğer yerel ve mahalli kulüpler ile işbirliği yaparak, bu çocuklara yönelik yatırımlara destek vererek, hem Türkiye futboluna, hem de kendi geleceklerine yönelik işbirliğinin içinde olmaları gerekmektedir.

Ama asıl iş kamusal ve toplumsal spor alanları inşa etmek ve olabildiğine çok çocuğun spor imkanına ve fırsatına kavuşturulmasıdır.

TFF bu konuda yerel ve mahalli kulüpleri organize ederek, yatırım destekleri sunmalı, her semte, her mahalleye mini ve orta boy futbol alanları inşa etmeli ve yerel ve mahalli kulüpleri bu konuda örgütleyerek işbirliği yapmalıdır.

Spor bakanlığının ise asıl işi bu ve benzeri işlerdir.

Bakınız bir ülkenin spor modeli mahalli kulüplerden, yerel spor birimlerinden çıkacak yeterli, özellikli çocukların, daha uzmanlık gerektiren eğitimlerin verildiği en yakın ilgili eğitim merkezlerine ve profesyonel kulüplerin eğitim akademilerine yönlendirilmeleri şeklinde gerçekleşir...

Bir ülkede en basit ve en temel spor ve futbol modeli işleyişinin özü ve genel çerçevesi budur ve bu olmalıdır.

TAKTİĞİN PEDAGOJİK TANIMI

"Taktik, bir hareketin ya da bir davranışın amaca yönelik bir sonuç üretmeye dayalı olarak gerçekleştirilmesidir".
................................................................................

Oysa herhangi bir nedene dayalı olarak bir hareketi gerçekleştirmek ise taktik değil, gerekli veya zorunlu olarak yapılması zorunlu bir davranıştır..

Taktik (stratejik davranış) demek, bir nedene dayalı olarak değil, Niçin'e dayalı olarak yapılan davranış ve davranışlar bileşeni demektir.

Dolayısıyla çocuklara ve gençlere taktik eğitim verirken neyi, nasıl ve neden yapması gerektiği ile ilgili çalışmalar ve görevler vermek ve uygulatmak çocuk ve gençlerde taktik gelişimi sağlamaya yetmemektedir.

Ama çocuğun ve gencin oyun içinde veya oyunsal formlarda "niçin öyle davranması gerektiği"ne ilişkin, yani amaca yönelik bir sonuç üretmeyi top ile ve topsuz bir davranışı gerçekleştirmesi taktik anlamına gelir.

Bu tür oyun eğitim kurguları taktik gereğin önemini ve esas olarak da "taktik bilinci" geliştirir... Ardından da istenilen sonuç olan "taktik beceriyi" geliştirir.

Taktik beceriler "taktik bilinç" olmadan da oluşabilir. Buna ezberlenmiş şablon taktikler diyoruz... Bu tür taktik beceriler kısıtlı ve yetersiz kalır.

2

Varyasyonlar (Çeşitlemeler) veya kombinasyonlar (Birleştirmeler), taktik çalışmalar değildir.

Bu tür eğitim ve antrenman uygulamaları daha çok teknik beceri, kondisyon ve taktik beceriye geçiş için ön beceri çalışmaları olarak değerlendirilmelidirler.

İdeal anlamda "taktik beceri" çalışmaları, bir oyun kurgusunun önceden tasarlanarak veya bir savunma veya hücum kurgusunun defalarca tekrar yaptırılarak uygulama çalışması yapmak da değildir.
Bunlar da taktik için uygulama becerileri geliştiren çalışmalarıdır.

Asıl olarak taktik çalışma demek, olasılıklar (problemler) yaratarak, buna karşı çözümler üretme amaçlı uygulama (denence) çalışmalarıdır.

ÜSTYAPI - ALTYAPI İLİŞKİSİNE DAİR

Sporda “üstyapı-altyapı”/ “altyapı-üstyapı” kavramsal ilişkisi ve pratik meselesine dair

Yeterince anlaşılamayan veya yanlış anlaşılan bir konu olan sporda üstyapı-altyapı meselesinin nedeni, muhtemelen kavramsal açıdan şundan kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere “gelişim psikolojisi”nde gelişim ilkelerinden söz edilirken gelişimin içten dışa, genelden özele, gövdeden uzuvlara doğru olduğu gibi genel ilkelerden söz edilir.

Bu ilkeleri spor ile ilişkilendirenlerin, bu ilkelerden hareketle, olayı alıp düz mantık ile hareket ederek sporda ve futbolda gelişimin alttan üste doğru olacağı şeklinde tercüme ederek yorumlamaktadırlar. Bu yanlış değil ama eksik veya tek yönlü bakış açısıyla yapılan bir değerlendirmedir. Birincisi söz konusu olaya hala gelişim ilkeleri bağlamında bakacak olsak bile, gelişim ilkelerinden birisi de gelişimin baştan ayağa doğru olduğudur. Yani önce kalp oluşur sonra diğer organlar ve sırasıyla uzuvlar gelişir. Bu durumda bu ilkeyi alıp sporda ve futbolda altyapı-üst yapı konusunda nereye koyacağız? Yukarıda değinildiği üzere “baştan aşağı ilkesini” spora nasıl uyarlayacağız? Demek ki bu bağlamda dahi “baş” meselesi, yani ana merkez, yani hayatın ikame edilmesi, yani üstyapı daha önemli ve önceliklidir demek gerekmez mi? Elbette bu da değil mesele.

Altyapı-üstyapı kavramları felsefe, sosyoloji ve özellikle Marksizm kuramında sınıf ilişkileri açısından, toplumsal tabakalaşma, üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri açısından önemli kavramlardandır. Tek cümlelik bir özetle altsınıfların iktidar mücadelesi ve iktidarında üstyapıyı sınıfsız bir toplum yaratma adına değiştirmesi ve dönüştürmesinden söz edilir. Birbiri ile çelişmeyi ve çatışmayı içeren bir bakış açısının aynı zamanda birbirini tamamlamayı içeren ve bütüncülleşmeyi konu alır.

Spordaki üstyapı-altyapı meselesi ise toplumsal ve ekonomik bir mesele olmaktan ziyade, teknik bir mesele olarak kavramsallaştırılmıştır. Ve daha çok küçükler ve büyüklerin sporu meselesine dönüştürülmüş hali anlamına gelir. Bu bağlamın dışında altyapıyı, yani sosyolojik ve Marksist bakış açısıyla sporu öncelikle sağlık, eğlence ve oyun olarak bir araç ve modeli öncelemeden ve uygulamadan söz etmek gerekir. Sporda endüstriyelleşme ve sporda sömürü karşıtlığı bağlamlarında bir duruş sergiler ve sporda üstyapıyı reddeder. Bu reddediş spor üretim araçları ve üretim ilişkilerinin kamusal ve toplumcullaşması gereği ve pratiği ile ilgili bir reddediş olup, yarışmacılığı yine kamusal ve toplumcul bir düzenleme ile eğitimin ve gelişimin bir parçası olarak görür. Çocukların da bu alanda eğitim almaları ve gelişmelerini zorunlu bir hak olarak görür ve düzenler.

İşin spor alanındaki alışılmış kullanımına döner ve üstyapı-altyapı kavramlarını algılanan şekliyle kabul ederek devam ettiğimizi varsayalım. Yaşadığımız gerçekliğe ve işin doğası gereği, bir şeye başlamak için yeniden başlamak adına, işe önce çocuklardan başlamak gerektiği anlayışı tek başına sağlıklı, yeterli bir anlayış, düşünce ve model olmasa gerektir. Çocuklar yalıtılmış bir dünyada yaşamazlar ve yaşamamaktadırlar. Hayatı sıfırdan başlatarak, bir nesli yeniden şekillendirerek bir toplumunu yenilemek diye bir şey söz konusu değildir. Ayrıca diyelim ki başardınız, büyüyen ve gelişen çocuklar hangi düzenin ve işleyişin içinde olacaklar? O zaman öncelikli iş düzeni ve işleyişi iyi, doğru ve düzgün kurmak, işletmek ve buna uygun kuracağınız eğitim ve gelişim sürecini başlatmak olmalıdır.

İyi bir altyapı ile iyi bir üstyapı kuramazsınız. Ama iyi bir altyapı ile iyi bir üstyapıyı devam ettirirsiniz. Diğer söylemle iyi bir üstyapı, iyi bir altyapı kurmak için ön koşuldur.

Dolayısıyla bütüncül yaklaşım dediğimiz “altyapı-üstyapı” ve “üstyapı-altyapı” ilişkisinde biri diğerinden bağımsız olarak işleyemez veya olması gerektiği gibi işlemez. Hayatı doğru kılmadan o hayatı doğru yaşamak mümkün değildir. Üstyapılar hayattır. Düşünce ve ideolojidir. Altyapılar ise o hayatın devamı ve o ideolojinin hayat bulması ve devamını sağlayan gelişim süreçleridir. Üstyapılarınızın hayatı yanlış ise, altyapılarınızın doğru olması çok anlam ifade etmez. Bunu söylerken altyapıları önemsizleştirmiş olmuyoruz. Üstyapıların önemine vurgu yaparak altyapıların değerinden söz ediyoruz. Altyapıları değerli kılan şey, altyapıların nitelik ve nicelik olarak ne düzeyde işlevsel olduğu veya kılındığıdır.

Üstyapı dediğimiz üretim araçlarına sahip, üretim ilişkilerini yöneten kişi kurum ve modeller ile altyapı dediğimiz üretim güçleriniz karşılıklı etkileşim halindedirler. Teorik olarak altyapıların üstyapıları alaşağı etme, dönüştürme ve değiştirme gücünden hep söz edilse de, toplumsal ve ekonomik olarak üstyapıların hegemonyası ve elinde bulundurduğu imkânlar nedeniyle altyapıları sindirme, yönetme, düzenleme ve işlevsizleştirme rolleri ve güçleri söz konusudur.

Üstyapılarınızın kalitesi, niteliği, düzeyi, acımasız ve hesapsız olmaması, demokratik ve katılımcılığa eğilimli bir yapıda olması göz ardı edilmeyecek denli önemlidir. Bu durumda “Üstyapılarınız neyse altyapılarınız da odur” derken genelde bunu kastediyoruz. “Ülke düzeniniz neyse futbol düzeniniz de odur” derken de yine aynı bağlamı kast ediyoruz. Çözüm elbette esas olarak ve son tahlilde altyapıların üstyapıları düşünce, felsefe ve kurumsal olarak teslim almasıdır.

Ama bu düzende ve reformist açıdan devam edileceği düşünüldüğünde ise üstyapıların üretim ilişkilerindeki rolünü yeniden gözden geçirerek, üretim güçleri hegemonyasını sürdürmekten ziyade, daha katılımcı bir üretkenliğe dönük gelişimci aktörlere ve üretim güçlerine yer açması gerekli ve kaçınılmaz görünmektedir.

İşin spor ile ilgili teknik anlamdaki pratiğinden örneklersek, bir grup insan diyor ki; Altyapı için önce veliler eğitilmeli, çünkü çocukları ile ilgili sağlıklı düşünemiyor ve davranamıyorlar. Başka bir görüşe göre, öncelikle antrenörler eğitilmeli, çünkü çocuk gelişimi ile sporu ilişkilendiremiyorlar. Çocuklar ise bu işte asıl aktörler olan kitleyi oluşturuyorlar ve asıl olarak mağdur olanlar da onlar. Ama dahası var ve dahası bunlardan bağımsız değil. Tesis önemli ve öncelikli diyenler, eğitimlerin içeriği ve niteliği sorunlu diyenler, mali yetersizlik var diyenler, yönetim ve organizasyon yetersizliğinden söz edenler ve sporcu gelişiminde altyapılara gereken önem ve değer atfedilmediğini düşünen ve söyleyenler şeklinde beliren sorunlar eleştirel bir kısır döngü şeklinde sürüp gidiyor.

Özetle demek ki, “Türkiye Spor Altyapısı” sorunlu. Türkiye spor altyapısı tıpkı üstyapı kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi eksikleri ve yanlışları olan bir alan. Çözümsüz değil elbette ama çözüm tüm yukarıda sıralananların tek tek düzenlenmesi, yanlışlarının veya eksiklerinin tek tek giderilmesi şeklinde de gerçekleşmeyecektir. Çünkü sayılanların hepsi bir bütündür ve çözümü de bütüncül bir yaklaşım ve uygulama ile gerçekleşir. O bütünselliği sağlayacak olan şey ise altyapı-üstyapı ilişkisinin organik olarak spor politikasının ana ekseni ve temeli üzerine inşa edilerek gerçekleştirilmesi ile olasıdır.

Üstyapılar dönüşmeden veya dönüştürülmeden ya da zihniyet olarak ele geçirilmeden, altyapıların çözümsüzlüğü asla son bulmayacaktır. Altyapıların üstyapıya hâkimiyeti demek altyapı ideolojisinin yani zihniyetinin üstyapılarda egemen olması demektir. Üstyapılar ve üstyapı kurumları kendiliğinden değişmez, dönüşmez ve yerini asla terk edip gitmez. Altyapılar böyle olmaya zorlar. Ama bu toplumsal yapı ve sosyoekonomik düzen ile ilgili bir şeydir. Görüldüğü üzere mesele giderek toplumbilim meselesi olmaya başladı ki, zaten mesele de tam olarak bir toplumbilim meselesidir. Sporda ve futboldaki durum da tam olarak böyledir. Üstyapılar dönüşmedikçe veya dönüşmek zorunda kalmadıkça altyapılar işlevsel değildirler. Dahası üstyapılar düzenlenmedikçe altyapılar eksik, yanlış veya işlevsizdirler. Tıpkı içinde yaşadığımız durum gibi.

17 Haz 2019

YAŞI BÜYÜK OYUNCULAR OYNATMAK

ALTYAPI MÜSABAKALARINDA SORUN; "İLLA Kİ ŞAMPİYON OLMAK"...
ALTYAPI MÜSABAKALARINDA KANAYAN YARA; "TAKVİM YAŞI MESELESİ"...

Altyapılar gelişme ve geliştirme yerleri ve süreçleridir.
Kazanmak ve şampiyon olmak için her şeyin mubah olduğu yerler ve süreçler değildir.

Hadi kazanmanın önemli olmasına ses çıkarmayalım. Ama kazanmak için her şeyin mubah olarak görülmesi asla kabul edilebilir bir şey değildir.

Biliyorsunuz altyapılarda, yaşı büyük çocukların bir takım yollar ile alt yaş gruplarında yer almalarının sağlanması Türkiye sporu ve futbolunun en büyük problemlerinden birisidir.

Ama bu arada unutmayalım ki, bazen aynı yaş grubundaki çocuklar farklı boy, kilo, güç ve dayanıklılık düzeylerinde olabiliyorlar.

Aşağıda bir altyapı antrenörünün, bu konuda feryadı ve buna ilişkin ilettiği mesajları var.

Biz öncelikle bir eğitim sayfası olarak bu feryadı sayfamıza taşımamızın nedeni, eğer varsa kuralsızlığın, yanlışlığın karşısında, çocukların yanında olmanın sorumluluğu gereğidir.

Derdimiz altyapıların daha masum, daha çocukça ve daha ilkeli, daha duyarlı ve daha insani olması gerektiğine ilişkindir.

Altyapı antrenörü Çetin Tekin bize ilettiği mesajda;

"Osmaniye U14 liginde şampiyon olduk. Bölge Şampiyonası için Hatay bölgeye gittik. Orada X takımı ile müsabaka yaptık.
Rakibimizin oyuncularının kimlik yaşları 14 gözüküyordu. Fakat çocukların arasında 14 yaş üstünde olan bazı çocuklar mevcut olduğu izlenimi edindik.
Rakibimizin 18 kişilik kadrosundaki 10 oyuncunun doğum tarihi '1 Ocak 2005' olarak görünüyordu. Böyle bir tesadüf olabilir mi? Ayrıca bu vesile ile şunu da belirtmek ve üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim; Altyapı gelişim liglerinde sadece yaş kriteri değil "yaş ve fiziksel eşitlik" kriteri uygulanmazsa, altyapılardaki eğitim süreçleri iri yarı oyuncuların yer aldığı bir sürece dönüşecek ve ilerisi için çok ümit veren, yetenekli ve istekli çocuklarımız heba olacaktır"..

Antrenör arkadaşın iletisi bu şekilde...

Elbette söz konusu kulübü ve takım ile herhangi bir değerlendirme yapmamız hem ahlaki hem de hukuki olarak mümkün değil... Temennimiz her şeyin usulüne uygun olduğu yolundadır.

Onun içindir ki, kimseyi itham etmeden sadece Türkiye sporunda ve özellikle futbolunda gelişim adına kanayan bir yaraya işaret etmeyi bir görev sayarız.

İlgililer on yıllardır Türkiye sporunda en büyük sorun olan bu "takvim yaşı meselesin" bir türlü rayına oturtamamıştır.

Geleceğimiz olan çocuklar için o günü kazanmak veya şampiyon olmak, bazen hem kendileri için hem diğer takımdaki oyuncu adayları için geleceği yitirmek demek olabilir.

"Altyapılarda Yetenek Seçimi" Adı Altında Yaşananlar

KANAYAN YARA ve GİDEREK BÜYÜYEN, TEDAVİSİ ZORLAŞAN BİR HASTALIK: FUTBOLDA ALTYAPI SEÇMELERİ

Farkındaysanız son günlerde bu konuda bir hayli paylaşım yaptık. Nedeni ise gerçekten bu seçmelerin ve seçme adıl alındaki istismarların ve yanlışların son bulması gereği içindir..

Bir ülkede bazı şeyler kontrolün dışına çıktığı zaman, orada kural, ilke, yasa ve etik değerler kaybolur..

Örneğin bir ülkede futbol gelişimi ve organizasyonu ve denetimi tüm ayrıntıları ile o ülkenin "futbol yönetimi" ile ilgili kurum ve birimlerinin tasarrufunda olmalıdır.

Kurallar ve ilkeler herkese eşitçe uygulanmalı ve denetlenmelidir.

Dahası bir ülkenin genç futbol kuşaklarının geleceği ve yönetimi asla ülke futbol yönetiminin ilgisi dışında bir alan olmamalıdır.

Siz, örneğin İzlanda, Almanya, İngiltere, Portekiz, Hollanda, Belçika veya herhangi bir spor ve futbol ülkesinde, o ülkenin çocukların futbol ile ilgili geleceklerinin, o ülkenin federasyonlarının bilgisi ve ilgisi dışında yürüdüğünü sanıyor musunuz?

Mümkün değil böyle bir şey...

Çocukların futbol gelecekleri eğer istiyorlar ise asla birilerinin keyfine ve inisiyatifine bırakılmaz.

Serbest piyasa demek, herkesin kontrol dışında istediği gibi at koşturması demek değildir.

Bir ülke eğer futbola yatırım yapacaksa işi, tesadüflere ve başıboş ilişki ve süreçlere bırakmaz.

Kontrol, yönetim, organizasyon ilgili birim ve kurumun sürekli gözetim ve denetimindedir.

Bu ülke aşağıdaki örnekler devam ettiği sürece bir futbol ülkesi olmaz. Futbolun ülkesi olur. O da pazar demektir zaten...

BİR VELİ ÇIĞLIĞI DAHA...

Bakınız adının yazılmasını istemeyen bir veli daha nasıl feryat ediyor.

"Saygı değer hocam ismimin açıklanmasını istemiyorum. Bunu özellikle rica ediyorum.

Benim oğlum 2018-2019 sezonunda amatör kulüpte oynadı. PTT 1.lig ekibine seçildi. Seçmelere giderken amatör kulüp 'evladımız canımız' diyerek çocuğu bana teslim etti, kulüp evladımı beğendi ve lisansını getir dedi. Amatör kulüp ise benden lisans parası olarak 3000 tl istedi.

Sonra X kulübünün seçmelerine davet edildik ve orada kalabilmesi için "jip anahtarı" istediler ben asgari ücretle çalışan insanım, nasıl verebilirim. İşte her şey bundan ibaret. Oğluma kulüp arıyorum. Mevcut kulübü kapasitesinin altında"

Biz "Futbolda Altyapı Eğitimi" olarak ilgili kişiye,
"Çok karışık ifade etmişsiniz. Çok iyi anlayamadık doğrusu. En başından ve daha çok bilgi ile tane tane yazar mısınız" dedik...

O da tekrar şunlar yazdı;

"Hocam merhabalar.
Benim oğlum Amatör spor kulübünde 4 yıl futbol oynadı ve bir takım seçmelere gittik. X kulüp seçmelerine gittiğimizde tamam bu çocuk bizde oynayabilir denildi. Fakat benden yüklü miktarda para talebinde bulunuldu. Ben asgari ücretle çalışan bir aileyim, demek istediğim bizim evlatlarımız futbolcu olabilmesi için illaki varlıklı ailemi olmamız gerekiyor?.

Akabinde Amatör kulüp istediğiniz seçmelere gidebilirsiniz bu çocuk evladımızdır dedi ve PTT.1.lig ekiplerinden birisi beğendi ve lisansını getirmemi istedi, doğal olarak bunlar alt yapı da oynayan çocuklar, lisansı istediğimde ise amatör kulüp benden 3000 tl almadan vermem dedi. Çaresiz kredi çektim ve lisansı aldım.

Spor camiası bizlere hiç acımıyor hocam, mevcut kulübü açıkça bana senin oğlun burada harcanmasın daha iyi yerlerde denemelisin dedi. Fakat denemelere gitmek istiyorum, fakat hepsi para istiyor. Şimdi ben yoksul bir aile isem evladım yok mu olsun?
Hocam bana bir yol gösterin, Allah rızası için. Pazar günü X kulüp seçmeleri var ve 150 TL istiyorlar. Bu gidişata dur demek lazım. Bilmem anlatabildim mi hocam?"

Çocuk ve Eğitim

“Bir çiçek açmadığında, yetiştiği çevreyi düzeltirsin, çiçeği değil” der Alexander Den Heijer...

Şimdi alınız bu düşünceyi çocuğa ve eğitime yönelik ilişkilendiriniz.

İlişkilendirmede göreceğiniz şey şudur;

Bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi, düzeltme hastalığıdır...

Örneğin çoğu zaman çocukları düzeltmek peşindeyizdir.
Oysa genel olarak sorun çocuklarda değil, düzeltme peşinde olan eğitim ve eğitimcilerdedir.

Çocuk gelişmiyor ise neden suçu hep çocuklarda arıyoruz?
Neden çocuk gelişmiyor olmanın esas öznesi oluyor?

Oysa daha kolayı ve daha basiti eğitimi sorgulamak ve değiştirmek değil midir?

Eğer bir toplumda var olan eğitim sistemi, o eğitimi alan insanları barışçıl, sağlıklı, yaratıcı, sevecen, üretken ve çalışkan kılmıyorsa sorun insanlarda değil, eğitim ve eğitim ile ilgili diğer faktörlerdedir.

TEKRAR ETMEK (YİNELEMEK), VE SINAMAK, DENEYİMLEMEK ÜZERİNE

Deneyimlemek öncelikle "yaşamak" demektir.
Başlangıcı "sınamaktır."

Yazmak, konuşmak, düşünmek ve bedensel olarak devinmek gibi davranışlar önce sınanır. Yani ilk kez yapılır. Sınama, yani ilk kez deneme "deneyimlemek" demektir.

Deneyimlemek (yaşayarak öğrenmek) farklı şeyleri sınamak ve dolayısıyla farklı şeyleri yapabilmeyi sağlama yoludur.

Ama aynı şeyleri, aynı şekilde yapmak, sınamak ve dolayısıyla da deneyimlemek olmaz.

Yaşayarak öğrenmek elbette en etkili ve kalıcı öğrenme biçimidir.

Ama deneyimlemek demek aynı şeyleri, aynı şekilde yaşamak demek değildir. Bunun "yinelemektir". Yinelemek ise tekrar emek demektir.
Tekrar ise sadece tekrar edilen şey ile ilgilidir. Gelişim sağlamaz. Beceri sağlar.

Beceri ise tek başına gelişim demek değildir. Gelişimin ayaklarından ve göstergelerinden sadece birisidir.

Eğitimde içine düştüğümüz en büyük hatalardan birisi çocuklara yaşayarak öğretme adına aynı şeyleri, aynı şekilde yinelemelerini istemektir.

Oysa deneyimlemek öncelikle yeni şeyleri yaşamak demektir.
Bir ölçüde ve bir yere kadar bir şeyi farklı koşullarda yaşamak deneyimlemek olur.

Yeni bir şey sınandığı, farklı bir koşulda tekrar sınandığı ve amaca uygun gerçekleştirildiği an deneyimleme biter. Tekrar başlar.

Sporun bütün dallarında ve elbete futbolda onca çabaya karşın arzulanan gelişimin sağlanamıyor oluş nedenlerinden birisi de, eğitim uygulamalarında çocuklara "deneyim" yerine daha çok yineleme yaşatıyor oluşumuz ile ilgilidir.

Çocuklar yaş gruplarına özgü ne kadar farklı davranış ve hareket sınarsa, deneyimledikleri davranışları ne kadar çok sayıda farklı ortam ve koşullarda deneyimlerse, çok daha özellikli ve çok daha yeterli hale gelirler. Yani gelişirler.

DENEYİM VE FUTBOL

FUTBOL POZİSYON VE POZİSYONLARDA AKSİYON OYUNUDUR.

DOLAYISIYLA FUTBOL "SÜREKLİ DENEYİM YAŞAYARAK GELİŞİM SAĞLANMASI GEREKEN BİR OYUNDUR"....

Çok çalışmak yetmez.
Verimli çalışmak, yani "deneyim" yaşamak ve yaşatmak gerekir.

Aynı şeyleri defalarca tekrar ederek çok çalışmak, deneyim yaşamak ve yaşatmak değildir. Aynı şeyleri defalarca çalışmak çok yönlü gelişim sağlanmaz.
Aynı şeyleri defalarca tekrar, sadece tekrar edilen şeyler konusunda beceri gelişimi sağlar.

Lakin futbol bir kaç şeyin beceri düzeyinde yapılmasına dayalı bir oyun değildir. Futbol oyunu çok fazla aksiyon gerektiren, bir pozisyon oyunudur.

Aynı şeyleri, aynı şekilde defalarca tekrar ederek, farklı sonuçlar ve farklı gelişimler beklemek, ya iyi niyettir veya eğitimcilik yetersizliğidir.

Tek yönlü, tek açılı, durağan, sadece simetrik, sadece asimetrik hareketlerden ve hep aynı şekilde oyunlara dayanan çalışmalar çoğunlukla zaman ve emek kaybı anlamına gelmektedir.

Pozisyon oyunu demek, oyun aksiyonlarının yüzlerce farklı biçimlerde ve olasılıklarda düşünülmesi, tasarlanması ve uygulanması olmalıdır. Verimli çalışmadan kasıt budur.

Özetle;
FUTBOL POZİSYON VE POZİSYONLARDA AKSİYON OYUNUDUR. DOLAYISIYLA ÇOCUK VE GENÇLERİN OLABİLDİĞİNCE ÇOK "DENEYİM YAŞAYARAK GELİŞİM SAĞLAMALARI" GEREKEN BİR OYUNDUR....

3 Haz 2019

Oyun Becerisi

OYUN ZEKASI MI? YOKSA OYUN BECERİSİ Mİ? "OYUN BECERİSİ" TANIMLAMASI İLE NEYİ KASTEDİYORUZ?

"Oyun zekası" olarak ifade edilen kavram aslında "oyun becerisidir"

Oyun becerisi sadece teknik beceri ve motor özelliklere sahip olmak ile elde edilecek bir beceri değildir.

Oyun becerisi; Oyun için gerekenleri yapma, yani bireysel, grup ve takım taktiği becerilerinin, bireydeki farklı şekillerde tezahür etme halidir.

Aynı eğitimi alan aynı yaşlardaki çocukların ve gençlerin ilerideki oyun becerileri farkını belirleyen şey, teknik-taktik becerilerin kendine özgü algılanışı ve pratiğe dönüştürürken bedensel olarak yorumlanışıdır.

Oyun becerisi klasik zeka ve IQ yüksekliği ile ilgili bir durum değildir.

Sahayı geniş görmenin, oyun akışını, hızını, yönünü değiştirmenin, oyunu birden fazla seçenekle oynayabilmenin bir tek açıklaması olabilir; Oyun becerisi...

İyi de nedir bu oyun becerisi;

Oyunu oynarken takım bütünlüğünü bozmadan, bencil olmadan, bireycilikten uzak bireyselci, inisiyatif alabilen, daha özgür ve daha bağımsız oynama eğilimi gösteren ve bu deneyimleri sonucu elde edilen "çok kurgulu oyun" yeteneğine ulaşmış olmaktır.

Oyun becerisi teknik beceri ve taktik beceri ile doğrudan ilgilidir.
Geliştirilmesi ise oyun içinde farklı roller verilmesi, rollerin değiştirilmesi, birden fazla rol verilmesi ama daha çok da oyun içinde "serbest oyuncu" statüsü ve sorumluluğu ve ayrıcalığı ile mümkün olabilmektedir.

BU FOTOĞRAF, BU EĞİTİM SAYFASI İÇİN ÇOK DAHA BAŞKA ŞEYLER İFADE EDER


Her şeyden bu fotoğraf, orta yaş ve üzerinde olan tüm erkekler için geçmişin taze veya bulanıklaşmış anıları ve yaşanmışlıklarını ifade eder...

Ama bu fotoğraf futbol adına ve daha çok da günümüzde çok sözü edilen ama işin pratiği açısından içi bir türlü doldurulamayan "futbolda altyapı" açısından daha çok şey ifade eder...

1. Çocuklar eskiden okullarda teneffüslerde ve öğle aralarında bolca top oynarlar, "üç korner bir penaltı" ve "5'de devre 10 biter" maçlar yaparlardı.

2. Kara önlüklü, beyaz yakalı okul kıyafetleri bir zamanlar futbolun en güzel formalarıydı.

3. Beyaz yakanın bir iliği açılır ve o beyaz yaka top sürenin ardından uçuşurdu.

4. Kimin siyah önlüğünde sökük veya yırtık varsa top oynadığını, kimin daha fazla söküğü ve yırtığı varsa, top ile en çok oynayanın o olduğunu anlardınız. Kimin dizinde yara çok ise, anlardınız ki en çok çelme takılıp düşürülen o'dur.

5. Bütün köylerde, bucaklarda, yani kırsaldaki bütün okullarda ve yerleşim yerlerinde çocuklar futbol oynarlardı. Futbol, çocukluğun geleneksel oyunlarından birisiydi.

6. Zamanın kasabaları ve daha büyümüş görece kentlerinde ise futbol tüm sevecenliği ve eğlence aracı olarak okulların bahçelerinde, sokaklarda, semt sahalarında ve arsalarda devam etti.

7. Çarpık kentleşme, yağma ve talan düzeni, çarpık kentleşme, göç, kırsalın yaşam alanı olmaktan çıkarılması, sözde modernleşme adına yaşam algısının ve amaçlarının değiştirilmesi, üretim ve tüketim ilişkilerinin çocukları doğrudan etkilemesi, yarışmacı ve elemeci eğitim sistemi ve daha bir çok neden, çocukları sokaktan eve kapatan, oyunu gereksiz zaman harcama olarak gören, futbolu her an her yerde oynanabilir oyun olmaktan çıkaran, çocukları yaşından önce olgunlaştıran, yeni yaşam biçimi sonucu her şey değişmeye başlamıştır.

8. Avrupa bunu sanayi toplumu aşamasında yaşadı ve aklı çabuk başına gelerek, çözümü çocukları yaşamın içine, sokaklara, oyun alanlarına ve kurumsallaşmış etkinlik merkezleri, kulüpleri ve rekreasyon alanları onların çok yönlü gelişimlerini yeniden sağlayarak çözdü.

9. Biz ciddi bir sanayi toplumu ve sanayi sonrası toplumu olmayı bilgi, bilinç ve kültürel düzeyde başaramadık. Çocukların eğitimini çok okul, çok ders, çok bilgiye bağladık. Oyunu unuttuk. Futbolu ise popüler kültürün ticari bir metası olarak tüketmeyi seçtik.

10. Siyah önlüklü, beyaz yakalı çocukların zamanına dönem çözüm değil elbette. Ama çözümün anahtarı orada.

11. Çocukları spora ve futbola önce sayısal oran olarak ulaştırabilmekte. Futbolu eğlence unsuru bir oyun olarak herkesin her zaman ulaşabileceği bir etkinlik haline getirebilmekte.

12. Buradan çıkacak ve yürüyecek olanları ise eşitçe ve adilce gelişmeye devam edebilecekleri yerlere yönlendirebilmekte.

Not: Küçük bir yaşam notu; Yıl 1960'lı yılların ikinci yarısı...
Bugün Messi neyse ve nasıl top oynuyorsa, o yıllarda bizim köy okulunun bahçesinde, topu aldığı zaman herkesi çalımlamadan gol atmayan Zaza Mehmet de oydu ve aynı topu oynuyordu. Babasının zaza marka motorsikletinden dolayı atfedilen lakabı ile "Zaza Memed", top ayağına aldığında, biz karşı takımda oynayan herkes, çalım yemekten korkar, üstüne gidemez, o çocuk halimizle ona hayran hayran bakardık. Sonra Zaza Memed'e ne mi oldu? Hiç bir şey... Birçok Mehmet gibi o da hayata başka bir yerden devam etti... Mutlu mesut... Ama futbolcu olarak değil...

EĞİTİM KALİTESİ

"EĞİTİM KALİTESİ"NE İLİŞKİN BİR KAÇ ÖLÇÜT VE ALTYAPI EĞİTİMLERİNE İLİŞKİN ÇOK KISA BİR DEĞERLENDİRME

Eğitimin kalitesi, insanların ego savaşlarından sıyrılması ve birbirlerini rakip olarak görmek yerine birlikte daha da yükselebilme duygusunun geliştirilmesi ile çok ilgilidir.

Buna ilave olarak sürekli öğrenme ve gelişme eğilimi ve alışkanlığının çocukluktan beri kazandırılması, eğitimin en önemli kişilik geliştirme niteliği olarak sayılabilir.

Eğitim kalitesinde üretimden çok kaliteli üretim ve tatmin duygusunun genişletilmesi, toplumsal olarak son derece önemli ölçütlerden birisidir.

Şimdi bu eğitim ve eğitimde kalite yaklaşımını spor ve futbol eğitiminden ayrı düşünmek mümkün müdür?
Elbette değildir.

Sporda ve özellikle de takım sporları eğitim süreçlerinde ego savaşlarını, birbirini rakip olarak görmeyi yeniden ele alarak, birlikte daha iyi yapabilmeye yönelmek paradigmasını hayata geçirmek zorundayız.

Spor ve özellikle takım oyunlarında çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirmek adına yeni şeyler öğrenme, deneme ve üretmelerine yönelik alışkanlık edinmelerini sağlamak da spor eğitimindeki kalite göstergelerinden birisidir.

Çok koşmak, topla çok buluşmak, top ile çok oynamak elbette önemli ve ama çok daha önemlisi giderek değişecek biçimde işlevsel koşmak, topla gereken yerde ve zamanda buluşmak, top ile gerektiği kadar oynamayı öğrenmiş olmak, futbol eğitiminin kalite göstergelerden birisidir.

İSPANYADA BİR ALTYAPI MÜSABAKASI VE BİR HAKEM


İspanyada bir altyapı müsabakasında, müsabakanın hakemi bir takımın kalecisine baraj kurması konusunda kılavuzluk ediyor.

Burada önemli olan asıl şey şudur;
Diğer takımdaki çocukların ve ilgili diğer kişilerin böylesi bir durumda ne yaptığı, ne düşündüğü ve nasıl davrandıklarıdır.,
Görünen o ki, gayet olağan ve doğal karşılıyorlar...

Hani, bazen "onlardan ne farkımız var" diyoruz ya.... Evet, çok farkımız var.
Öncelikle ilk farkımız, bizlerin antrenör, hakem, idareci ve ebeveynler olarak sahadaki bütün çocukların "hepimizin çocuğu" olduğunu unutuyor olmamızdır.

Oysa biyolojik olarak ebeveyni olmadığımız çocuklar da esasen "bizim çocuklarımızdır".
Çünkü onlar bizim geleceğimizdir.

O halde işimiz, derdimiz ve amacımız öncelikle hepsinin "gelişmesi" olmalıdır.

Her koşulda ve durumda çocuklara rehberlik ve kılavuzluk etmek, tüm çocukların gelişimini amaçlıyor olmak demek, bir ülkenin spor altyapılarındaki farkı ortaya koyan şeydir..

Antrenörü ile, hakemi ile, velisi ile kavrayıcı olmak ve asıl işimizin "geliştirmek" olduğunu unutmadığımız sürece daha başarılı ve daha mutlu olacağımız kesindir.

Görselin Kaynağı: Arda Tekin
(Performance & Analysis)

ÇOCUKLAR VE FUTBOL

ÇOCUKLAR 1

Çocuklar genel olarak 12 yaşına kadar futbolcu olmak için "futbol" oynamak peşinde olmazlar.

Çocuklar 12 yaşlarına değin sadece "top oynamak" peşinde olurlar.....

Top oynarken onları "futbol oynamaya zorlayan" eğitim içeriği ve anlayışı hem ahlaki, hem vicdani ve hem de gelişim psikolojisi açısından sorunlu bir yaklaşımdır.

Buradan çıkarılacak soru ve sonuç; Futbol eğitimi 12 yaşında mı başlasın sorusu ve sonucu değildir.

Başka bir şeydir. Elbette futbol eğitimi daha alt yaş düzeylerinde başlar. Ama başlayan şeyin neler olduğu önemlidir.

Çocuklar 12 yaşlarına kadar top oynamak isterler. Bunun ardında ve altında yatan şey;

Birlikte olmak isteğidir,
Eğlenmek isteğidir,
Bütünün parçası olmak isteğidir,
Önemli ve değerli hissetmek isteğidir,
Özgür ve bağımsız davranmak isteğidir ve
Herkesle eşit olmak isteğidir...

Bunları görmeden, bilmeden ve empati yapmadan verilecek her türlü futbol eğitimi "top oynama" çağı ve çocukluğuna uygun olmayan, vaktinden önce olgunlaştırma eğitimidir.


ÇOCUKLAR 2

Çocukları gerçekler ile karşı karşıya bırakmak, onları geliştirmez. Çaresiz kılar.

Çocukları, çocuklara göre gerçekler ile karşılaştırmak onları geliştirir. Çünkü mutlaka bir çözümleri olacaktır. Çözümü olan çocuk asla kendini çaresiz hissetmez. Dolayısıyla yetersiz hissetmez.


ÇOCUKLAR 3

Bir çocuğun bir nesne ile bir şeyler yapabilme hareketleri ile becerilerini belirleyen asıl şey;

1. Nesneyi kontrol etme ve yönetmeye ilişkin, göz, sinir. kas işbirliği ile ilgili gelişimdir.

Bu farklı düzeyler her halükarda gelişecek bir şeydir.
Zorlamaksızın fazla deneyim işin çözümüdür.

2. Asıl iş, o nesnenin giderek daha amaçlı kullanımı ve daha iyi yönetilmesi ile ilgilidir. İşte burada deneyime ilaveten doğru yönlendirme, fırsatlar yaratma, ortamlar hazırlama devreye girer.

3. Ve asıl aşama ise çocuğun bir nesneyi bir alan içinde, o alanın gerektirdiği biçimde kullanması ve yönetmesi gelişimidir.

Bunun olmazsa olmaz koşulu, çocuğun kendini alan içinde komunlandırması ile ile çocuğun hareket halinde iken kendi konumunun sürekli farkında olmasıdır. Yoksa nesneyi yön ve açı açısından nasıl kullanacağı konusunda eksik kalır ve nesne kullanım becerisi düşer. Alan farkındalığı aynı zamanda mesafe farkındalığının da pekişmesi için yararlı ve önemlidir.

8 yaşındayken naylon top peşinde koştuğumuz ilkokul bahçelerindeki alanlara gidip bir bakınız;
O zamanlar bir kaleden bir kaleye bitmeyen saha esasen 30 metreyi geçmeyen, içinde binbir türlü engelin olduğu, içinden top oynamayanların da geçtiği minik alanlar olduğunu görürsünüz.

Alana hakim olmadan, yönettiğiniz nesneyi kullanma becerilerini geliştiremezsiniz. Mesele sadece alanı küçültmek değildir. Çocuğun alanın hepsini, her zerresini kullanarak alana hakim olmasını sağlamak demektir.

Futbol alanının yarıya indirmek bunu sağlamaz. Çünkü esas alan ile gerçek alan aynı olmalıdır.

İkincisi çocuğa sağ bek görevi vererek, çocuğun alanın her zerresini kullanarak, alana hakim olmasını engellemiş olursunuz.

8-9 ve 10-11 yaşlardaki futbol eğitiminde "top eğitimi" diye romantikleştirerek telaffuz ettiğimiz kavramda asıl özne ve asıl amaç budur ve bu olmalıdır.
Yani, "Çocukta alan yeterliliği hissi ve bilinci" oluşturmak....


ÇOCUKLAR 4

"Topa tek dokunuşu tekniğin zirvesi sayarım. Tek top oynamayı kusursuzlaştırmak için antrenmanlarda topa binlerce defa dokunmak gerekir ki, biz de tam olarak onu yapıyorduk. Ajax'taki bu yaklaşım, dünyanın en iyileri arasına giren oyuncuların yetiştirilmesini sağladı."
J.Cruyff

Biz de diyoruz ki; 12 yaşına kadar öyle ortamlar hazırlayın ki, çocuklar topa yüz binlerce kez temas etsinler.

Çünkü temaslar bir gün gelecek en iyi dokunuşa ulaşacaktır....

En iyi tek dokunuşa düzeyine ulaşmak için, neredeyse bir çocukluk ömrünü temas ederek çabalamış olarak geçirmiş olmak gerekir.


ÇOCUKLAR 5

"Tamamıyla mekanikleşmiş takımlar faydasızdır, çünkü senaryonun ucunu kaçırınca kaybederler. Ama tek bir oyuncunun yaratıcılığına bağlı takımları da sevmiyorum, çünkü Tanrı onlardan yana olmazsa, tamamen rakiplerinin merhametine kalırlar."
Marcelo Bielsa

Yoruma gerek var mı? Yok...

Ama altyapı eğitimlerine ilişkin var...

Altyapılarda 12 yaşına kadar bireysel, kendi için ve top ile daha fazla oynamaya (ama başkalarının hakkını çalarak değil) ilişkin süreç psiko-motor gelişim ve topa yatkınlık açısından vazgeçilmezdir.
12-15 yaş bu eğilim görece azalmaya eve eşitlenmeye başlamalı ve 15-18 yaşlarda ise artık tamamen takım oyunu sistematiğinin işleyen bir parçası olma ile ilgili ahlak, bilinç ve taktik beceri kazanımı ön plana çıkmalıdır.

GELİŞİM NASIL BAŞLAR? GELİŞİMİN BİYOLOJİK MANTIĞI NEDİR?

Bir yumurta dışarıdan bir güç ile delinir veya kırılırsa, omlet olur.
Ama bir yumurta içeriden bir güçle delinir veya kırılırsa, yeni bir hayat başlar.
İçeriden dışarıya doğru gelişir her şey".

Çocuklar dışarıdan dayatma, zorlama ve empoze etmek ile gelişmezler.

Ama her türlü büyürler.

Esas olan şey ise gelişerek büyümek, büyürken gelişmektir.

Bu toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir.

Büyürken gelişmeyen, gelişerek büyümeyen çocuklardan özel çocuklar, yeterli çocuklar ve problemler karşısında çözüm üreten çocuklar ve "yeterli düzeyde büyükler" çıkmaz.

Özetle çocukların büyürlerken, onların kendilerini geliştirebilecekleri bir eğitim anlayışı ile beslememiz gerekir.

Bu ancak çocuklarda iç uyaranların, iç dürtülerin ve iç düşüncelerin, iç arayışların peşinde olmalarını sağlamak ile olur.

"Şunu yap" diyerek çocukların o şeyi yapmaların sağlamak onları geliştirmeye yetmez.
Ama
"Ne yapmak gerekir, nasıl yaparsak daha iyi olur? Başka neler yapılabilir" diyerek onların yapacakları şeylere ulaşmalarını sağlamak, onların gelişmesine çok katkı sağlar.

Çocuklar Nasıl Gelişir?

Okumak başka şey, anlayarak okumak başka şeydir.

Yazmak başka şey, anlamlı ve amaçlı yazmak başka şeydir.

Dinlemek başka şey, dinlemeyi bilmek başka şeydir.

Konuşmak başka şey yerinde, zamanında ve anlamlı konuşmak başka şeydir.

Kısaca topa dokunmak, topa vurmak, top ile hareket etmek başka şey, bunları gereğince, zamanında, amaçlı, kendine özgü ve yaratıcı bir şekilde yapmak başka şeydir.

Özetle çocuklar öğrenirken, sadece kendinden istenenleri istenildiği gibi yapmak için uğraşarak öğrenirlerse kendileri olamazlar. Başkalarının olmasını istedikleri gibi olurlar. Onlara birden fazla seçenek sunmak gerekir.

Bu da yeterli değildir.

Onlara bir de farklı ortamlarda ve koşullarda çözüm üretmeleri fırsatları sunmak gerekir.

Ve her şeyin bir nedeni ve sonucu olduğunu anlamalarını sağlamak gerek. Bunu nasihat vererek değil, yaşatarak öğrenmelerini sağlamak gerekir.

İki öğretim yaklaşımı genellikle felaketle sonuçlanır.
1. Çocukları tamamen kendi hallerine ve başıboş bırakmak.
2. Çocukların kendilerini fark etmelerini engelleyecek ve olumlu benlik oluşturmayı kısıtlayacak şekilde her şeyi dikte ederek yaptırmak.

Evet çocukların eğitimi çocukların kendilerine bırakılamayacak kadar önemlidir.

Ama bu, çocukları üzerinden kendimizi tatmin eden ve ispat etmeyi amaçlayan bir eğitim yaklaşımı olmamalıdır.

Öğretmen, antrenör ve ebeveynlerin çocuklar üzerinden kendi başarılarını kanıtlamaya çalışmaları işlerini iyi yapmaları demek değildir.

ENDÜSTRİYEL FUTBOLUN EN TEPESİNDE TERCİH EDİLEN TEKNİK ADAMLARA İLİŞKİN BAZI ÖZELLİKLER


Elbette üstyapılarda görev alan teknik adamlardan beklenen ve istenen şey genellikle takımlarını şampiyon yapmak veya olabilecek en iyi sıralama içine taşımaktır.

Bu temel bir görev veya istektir.

Hatta bir teknik adamın başarı ölçütleri açısından neredeyse tek ölçüttür.

Ama bizim değinmek istediğimiz şey, bununla beraber veya bunun dışında teknik adamları başarılı kılacak veya başarılı görülmelerine neden olacak diğer ölçütlerdir.

Bu ölçütler;

1. Kulüplerini ağır borç alına sokmadan, pahalı transferlere dayanmadan takımını iyi oynatmayı başarabilen ve iyi sonuçlar almayı sağlayabilme ölçütü...

2. Takımındaki oyuncuları geliştirebilen, bazı oyuncuların oyun tarzında, oyun becerisinde ve oyun verimliliğinde inanılmaz sonuçlar alabilme ölçütü,

3. Takımının oyun düzeni ve oyun anlayışlarında farklılık yaratabilme ölçütü,

4. Altyapılardan gelen oyunculara, genç oyunculara fırsat ve imkanlar sağlama ölçütü,

5. Kulüp yapılanmasına ve kulüp kurumsallaşmasına uyum sağlama veya buna katkı sunma ölçütü...

Şimdi dünyadaki bütün teknik adamları bu ölçütler açısından analiz ediniz.

Sonra kulüplerin teknik adam tercihlerini de bu ölçütler açısından analiz ederek, kulüplerin durumunu karşılaştırınız.

Bir de ekonomik açıdan dünyanın en iyi futbolcularını bünyesinde toplama imkanına sahip olan endüstriyel futbol kulüplerinin bu anlamda hangi teknik adam modelini tercih ettiklerini çözümlemeye çalışınız.

Göreceğiz ki, en popüler ve en sorunsuz kulüpler dahi, teknik adam tercihlerini yukarıdaki ölçütleri esas alarak gerçekleştirmeye doğru evrilmişlerdir.

Bir sezonluk ve bir sezon şampiyonluğu getirecek teknik adamlar geleceğin teknik adamları olmaktan çıkmaya başlamaktadırlar.

FUTBOL KÜLTÜRÜ




Spor toplumu olmak başka bir şey. Futbol görece alt kültüre açık bir spor dalı olsa da, spor kültürü ve spor toplumu olmanın ve elbette diğer sosyo-ekonomik bağımsız değişkenlerin etkilediği bir sonuç olarak ortaya elbette bambaşka bir futbol kültürü de çıkıyor.

Rekabetin ve endüstriyel futbolun tüm acımasızlığına karşın, işte o "bambaşka futbol kültürü" aslında sizin kim olduğunuzun ve dahası oralarda nasıl bulunduğunuzu da belirliyor.

Bu konularda birbirinden bağımsız ve dolaylı ilgili bir kaç küçük not;

1

"Evet, 6 final kaybettim ancak o finallere kadar gelebilmek de önemli. Finallere çıktığımız zaman herkes başka takımları bekliyordu ancak biz oradaydık! Yolculuğun kendisi yolun sonundan daha değerlidir" diyor Liverpool menejeri J. Kloop.

"Yolculuğun kendisi yolun sonundan daha değerlidir."  Bu ifade özellikle hayatı sürece ve gelişime odaklı yaşamayı seçenler ve düşünenler açısından önemli ve değerli bir ifadedir. Özellikle eğitim ve bir eğitim çıktısı olan gelişimi önemseyenler için çok şey anlatır.

Aslında bir şey daha anlatır; "Asıl olan yaşamaktır ve yaşarken gelişmek, gelişirken eğlenmektir". Söz konusu "yolculuğun kendisinin yolun sonundan daha değerli" olması aynı zamanda bir eğitim anlayışı ve modelini de akla getirmektedir. Eğitimde seçmeyi ve elemeye değil, geliştirmeye yönelik yaklaşımının da bir ürünü olan "sürece dayalı spor eğitim modelini" de çağrıştıran bu ifade, sporda altyapı eğitim süreçleri için çok daha anlaşılır bir yaklaşımdır. Çünkü altyapı yolculuğu herkes içindir, herkesi kendine göre geliştirme işidir ve herkes için olan her şey çok değerlidir. Altyapı yolculuğu (yani süreci), sadece yolculuğunun sonuna bakarak değer biçilecek bir yol (süreç) değildir. Altyapılar elbette sürecin sonunda ulaşılması gereken hedefte üstyapılara oyuncu vermekle mükelleftirler. Ama hedefin diğer ayağı, bu yolculukta diğer kişilerin de elde edecekleri, pek çok açıdan kendilerini geliştirecekleri gelişim düzeyleri olsa gerektir.

2

Bilindiği üzere şampiyonlar ligi finali Liverpool'un Tottenham'ı yenmesiyle sonuçlandı. Bize göre final maçı, final yolculuğu müsabakaları kadar düzeyi yüksek bir müsabaka değildi belki ama yolculuğun güzelliği ve verimliliği her şeye değecek kadar güzeldi. Hele hele final müsabakasındaki iki teknik adamın birbirini kutlamasındaki içtenlik ve olgunluk en az yolculuk ve final müsabakası kadar üzerinde konuşmaya değer.

İki teknik adam endüstriyel futbol rekabetinin içinde ve en tepesinde olsalar dahi, eğer her ikisi de "gelişime" ve "geliştirmeye" odaklı insanlar ise, her ikisi de "gelişim" işine saygı duyuyorlarsa, birbirlerine de saygı duyarlar. Çünkü işlerine saygısı olanların, işini iyi yapanlara da saygısı olur. Elbette endüstriyel sporda kazanmak ve şampiyon olmak çok şey. Ama bu işer sadece kazanma ve şampiyon olmayı istemekle olacak işler değil. İşini beceriye ve en önemlisi bilgeliğe dökenler en sonunda sürekli kazanmayı bilenleri yaratır. Ve kazanmak dediğin sadece bir müsabakayı kazanmaktan an ibaret değildir. Kaybederken kazanan olmak, kazanmanın en yücesi ve en değerlisidir. Çünkü takdir, övgü ve saygınlığı hak etmek her şeydir. Kloop, Premier lig şampiyonluğunu kaybederken kazandı. Çünkü Prrmier lig şampiyonu olacak takım yarattı. Pochettino şampiyonlar ligi finalini kaybederken kazandı. Çünkü çalıştığı takımlarda ahenk, oyun işleyişi, düzen ve yatırım yarattı. Premier ligde ve şampiyonlar liginde şampiyon olsa sürpriz olmayacak duruma getirdi takımını.

Futbolda kalite ve düzey derken, teknik adam profili ve özelliklerinden söz ederken, işte bu tip insanları ve kültürel davranışları görmezden gelmemek gerek. Futbol dünyasında ve özellikle Türkiye futbolundaki mesele sadece yönetici ile ilgili bir mesele değildir. Teknik adam meselesi ve kalitesi de en az yönetici meselesi kadar önemli bir meseledir.

3

Bir kulüp ile bir teknik adam arasındaki sözleşme 4 saat sonra iptal edilir mi?
Böyle bir şey olabilir mi?

Anlaşma anına bakıyorsunuz, kulüp başkan yardımcısı sıfatı ile suratı asık genç bir çocuk, oraya zorla oturmak zorunda bırakılmış kulüp avukatı ve gülücükler dağıtan bir teknik adam.

Teknik adam, kulüp başkan yardımcısına "gül biraz" diyor.
Avukata imzala diye evrak uzatıyor, avukat "sonra imzalarım" diyor.

Tüm bu tiyatro medya önünde ve kayıt altına alınarak gerçekleşiyor.

Dünyada eşi ve benzeri olmayan bir durumdur bu.. Ve sadece bize özgüdür.

Kulüpler, teknik adamlar ve futbol bu şekilde kurumsallaşmaz ve uluslararası bir konuma ve düzeye asla ulaşamaz.

Unutmayınız. Üstyapılar hayattır.
Altyapılar o hayata can veren yerlerdir.

Üstyapılarınızın kalitesi, düzeyi, işleyişi ve genel durumu, altyapılarınızın kalitesi, düzeyi, işleyişi ve genel durumunun ne olacağını belirler.

Hayatınız düzgün değilse, ona can verenlerde düzgün işlemez. İşlese de önemi olmaz.

4

Virgil van Dijk... Son yılların en gözde ve belki de en iyi savunma oyuncusu. Sadee futbol beerisiyle değil, saha içi ve dışı kişiliği ile de gündemde ve saygın bir futbolcu. Liverpool ile şampiyonlar ligi kupasını kazanan Virgil van Dijk kendisine yöneltilen bir sorula vediği yanıtta "Bence Lionel Messi dünyanın en iyi oyuncusu ve Ballon d'Or'u kazanmalı. Bana verirlerse alırım ama Messi kazanmalı. Finalde olsun ya da olmasın, o dünyanın en iyisi" demiş. Ne var bu yanıtta derseniz? İnanın çok şey var. Virgil van Dijk, Hollanda gibi bir futbol ülkesi, bir futbol kültürü ve bir futbol eğitim ve gelişim ekolü ülkesinin ürünü bir futbolcu. Söylediği sözde işte bu kültürün izdüşümlerinden birisi olan başarı ve popülerlikten başın dönmemesini ve kendini kaybetmemeyi görüyoruz. Para ve şöhret ve ayrıcalıktan şaşırmamayı ve egosantrik olmamayı görüyoruz.

İşte altyapıların önemi ve değeri bu...
Ama bunun için üstyapı düzeninizin sağlam, adil, düzeyli ve bir futbol kültürü oluşturmuş olması gerekiyor.

10 May 2019

MÜSABAKA İZLEME DÜZEYLERİ

BİR MAÇ HANGİ DÜZEYLERDE İZLENİR?
VEYA
ANTRENÖR ADAYLARI VE ANTRENÖRLER BİR MAÇI HANGİ DÜZEYLERDE İZLEMELİDİRLER?

En kolayı ve en yaygın olanı, topun nerede olduğuna bakarak maçı izlemektir. Böyle yaparak topla alakalı hiçbir aksiyonu kaçırılmaz (goller, şutlar, çalımlar, paslar vs).
Sonuca bakarak da o aksiyonun iyi ya da kötü olduğu değerlendirilir.
Bir pas adresine ulaştıysa iyidir, topu kaybettirdiyse kötü.
Ama bu 1.seviyede müsabaka izlemedir.
Futbol izlemenin en temel formudur.

Bir antrenörün 1.seviyede müsabaka izlemesi demek, aksiyonlardan başka bir şeyi değiştirme ya da geliştirme imkanı olmaması demektir.

Oysa bir antrenör topun olmadığı bölgelere de bakmalıdır. Çünkü o an topa sahip olan oyuncunun hangi seçeneklere sahip olacağını, diğer oyuncuların hareketlenmeleri ve aldıkları pozisyonlar belirler.
İşte futbolu böylesi uzak bir perspektifle müsabaka izlemeye 2.seviye izleme denir.
Bunu layıkıyla yapabilen çok kişi yok. Zor olduğundan değil, buna gerek duyulmadığından ama daha çok da öğrenilmemiş olduğundan.

Antrenörlerin bir kısmı, tıpkı seyirci gibi genellikle 1.seviye izleme ile yetinmektedirler ve ister istemez sadece topa ve topun olduğu yere odaklanmaktadırlar.

Oysa 2.seviye izleme yapıldığında, toplu aksiyonlara kıyasla gelişim ve değişimi değerlendirme yapılabilecek çok fazla durum ortaya çıkar.
Topun oynandığı yerden uzaktaki pozisyon alışların ve hareketlenmelerin doğru pas opsiyonları yaratıp yaratmadığı görülebilir. Sonucun aynı zamanda hem topa sahip olan oyuncuya (kararının icrasıyla), hem de sahadaki diğer tüm oyuncuların pozisyonları ve hareketlerine (seçenek yaratarak) bağlı olduğu görülür ve anlaşılır.

1.seviye ile kıyaslandığında 2. seviye müsabaka izleme yöntemi çok daha üstün bir futbol izleme şeklidir.
Çünkü topsuz oyuncuların hareketlerini geliştirerek topa sahip olan oyuncunun seçeneklerini artırmasına yardım edilebilir. Ama profesyonel bir antrenörün oyunu nasıl izlediğini tanımlayacağımız seviye için bu da yetmez.

3.seviye olarak adlandırılan seviye "talepkar olma" seviyesidir. Çok sayıda pratik yapmayı gerektirir.

3. seviye müsabaka izlemede, maç yine 2.seviyedeki gibi daha geniş bir açıdan izlenir. Ama bu sefer oyuncuların pozisyon alışlarını varsayımsal olarak canlandırmak da gerekir. Eylemlere bakmak yerine, konumlanmalara da bakmaya başlanır. Oyuncular nerede konumlanmalı? Olması gerektiği gibi mi pozisyon almışlar? Daha başka nasıl pozisyonlar alınabilirdi? gibi... Doğru yerde olmaları için onlara nasıl yardım edilebilir?

İşte bunlar yapıldığında antrenörlük faaliyetleri de başlamış demektir. Bu yapıldığında topa sahip olan oyuncumun kararlarını ve uygulamasını eğitmeye ve değiştirmeye başlayabilirsin demektir.

Teknik adamların çoğu 3.seviye müsabaka izlemeye asla ulaşamaz. Bir kere ulaşıldığında asla eskisi gibi bakamazsınız. Ve futboldaki çoğu geleneği sorgulamaya başlarsınız.

Antrenörler neden sahayı gözlemleyebileceği en kötü konumda otururlar?
En önemli kararları alacak kişinin bu kararlarını dayandıracağı bilgilere ihtiyacı vardır.

Futbol antrenörlerini rugby hocalarıyla kıyaslayın. Rugby hocası tribünlerde en yukarıda oturur. Çünkü sahaya hakim (kuşbakışı) bir görüntüye sahiptir, ama futbol antrenörleri kuşbakışı görüşle hiç ilgisi olmayacak biçimde taç çizgisinin kenarında durur. Bu çok sağlıklı olmayan bir izleme durumudur ve hala aynı şekilde devam etmektedir..

Bunu kim değiştirecek peki?

Yazan: Antrenör Jonas Eidevall
Çev: Futbol Akademi.
İfade dilini genelleştirerek yeniden düzenleyen: İsmail Topkaya

Ulaşılan kaynak: http://www.futbolakademi.net/…/futbol-profesyonel-bir-antre…
5.663
Erişilen Kişi
518
Etkileşim

ÇOCUKLAR VE SPOR

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI DOLAYISI İLE KÜÇÜK BİR BİLGİ PAYLAŞIMI VE SPORA İLİŞKİN BİR ÇIKARIM...

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye'nin toplam nüfusu geçen yıl sonu itibarıyla 80 milyon 810 bin 525 olmuş...

Türkiye çocuk nüfusu ise 22 milyon 883 bin 288 olarak kayıtlara geçmiş.

Birleşmiş Milletler tanımına göre çocuk nüfusu olarak tanımlanan yaş grubu bilindiği üzere 0-17 yaş grubunu içerir.

Özetle Türkiye'de bebeklik (0-2 yaş) ve ilk çocukluk (2-6 yaş) olarak sınıflandırılan çocuklarımız dışında kalan 7-17 yaş grubunda yer alan çocuk sayısı nereden baksanız 14-15 milyon civarındadır....

Bu bağlamda;

1. Spor ile değişik düzeylerde buluşturulması gereken 15 milyon çocuğumuz vardır.

2. Bu 15 milyon çocuk nüfusunun engelli oranı %10 olarak hesaplandığında 1 milyon 500 bin çocuğumuz çeşitli düzeylerde engellidir.

3. Çocuk nüfusunun işgücüne katılımı kayıtlı olanlar (15-17yaş) en az 500.000, kayıtsızlar ve daha küçük yaştaki ev, tarla işçiliği ve mevsimlik ırgatlık gibi işgücü katılımı bağlamında hesaplandığında bu sayı tahmini 2 milyon aşmaktadır.

4. Çocuklarımızın spor branşlarına ilgi, istek, ulaşılabilirlik doğrultusunda dağılımı esas alındığında futbol ile ilgili buluşması beklenen, istenen potansiyelin 5 ila 10 milyon çocuğa tekabül ettiği yapılacak tüm olasılık hesapları ile ortadadır. Bu en alt seviyede Futbol Altyapı Eğitimi ile buluşturulması gereken çocuk nüfusu 5 milyon çocuk demektir.

5. Yine olasılık ve genetik hesaplamalar sonucunda söz konusu bu 5 milyon çocuğun en az %10 oranında çocuğun biyomotor özellikleri ve algı-motor yetileri iyi ve çok iyi düzeyde çıkacaktır.

6. Yani özetle bu ülkede futbol ile ilgili olması gereken en az 5 milyon çocuğun, en az 500.000'i futbol ile ilgili tüm biyolojik gereklere en iyi şekilde sahiptir.

SÖZ SÖZDEN ÖNCE; Bir ülkede çocuk nüfusunun çokluğu veya fazlalığı o ülkenin spor açısından başarılı olması veya iyi bir yerlerde olması için sadece bir şanstır. Bunun dışında başka bir şey ifade etmez.

SON SÖZ: Sporda ve spor dışındaki tüm alanlarda başarılı olabilmek için belirleyici olan şey nüfusunuzun çokluğu değil, o nüfus ile ne yaptığınız, neler yaptığınız ve nasıl yaptığınızdır.

GENEL ANLAMDA FONKSİYONEL= İŞLEVSEL VE İŞLEVSELLİK NEDİR?

Kendi hayatımız ile ilgili olsun, çocuk ve gençlerin eğitim ve gelişim hayatıyla ilgili olsun, gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştirilmesini istediğimiz tüm pratiği "fonksiyonel" yani amaca yönelik biçimlendirmeyi başaramadığımız sürece, emeğimiz ve zamanımızı boşa harcamış olma olasılığımız yüksektir.

Kavramsal açıdan "fonksiyonel" işlevsel demektir. Uygulama ve amaç açısından ise işlevsellik olarak tanımlanması gerekir.

Fonksiyonel veya işlevsellik, bir iş ile ilgili olan her şeyin, o işin karakterine uygun dolayısıyla da amaca uygun olması anlamına gelmektedir.

Bu durumda iş ile ilgili gerçekleştirilen her şey aynı zamanda arzulanan ve istenen amaca uygun olur.

İşin karakterine uygun tüm çalışmalar işin amacına ulaşmasını sağlar.

Futbol oyunu için yapılan tüm eğitim çalışmaları ve uygulamalarının tam fonksiyonel olması, yarım fonksiyonel olması ve fonksiyonel olmaması demek, ortaya çıkan sonucun ve ürünün verimli, az verimli veya verimli olmaması belirleyen önemli etkenlerden birisidir.

Futbol altyapılarında tüm yaş gruplarındaki eğitim uygulamalarında olsun, üstyapılardaki tüm taktik ve kondisyonel çalışmalarda olsun harcanan eöeğin ve zamanın boşa harcanmış olmaması için yapılan tüm işlerin fonksiyonel yani işlevsel, yani işin karakterine ve amacına yönelik olup olmaması belirler.

Fonksiyonel Anatomi, Fonksiyonel Kuvvet, Fonksiyonel Okuma, Fonksiyonel Taktik, Fonksiyonel Eğitim gibi sıfat tamlamalarını ve kavramlarını bu anlamda değerlendirmek gerekir.

Yaşa göre eğitim, duruma göre eğitim, amaca göre egzersiz tanımlamaları da bu anlamda kullanılabilecek ifadelerdir.

Örneğin;

1. 8 yaşındaki çocukların 11 yaşındaki çocukların uygulamaların, fonksiyonel olma olasılığı çok düşüktür. Keza tam tersi için de aynı şey geçerlidir.

2. Üstyapılarda atletik anlamda 10.000 metre koşucusunun dayanıklılık antrenmanı ile, sahada 10.000 metre mesafe kat eden futbolcunun dayanıklılığı aynı şey değildir. O nedenle bir futbolcunun 10.000 metrelik mesafeyi zamana karşı çalışarak antrene edilmesi asla fonksiyonel değildir.

3. 4.3.3 dizilişi ile oynamaya karar veren bir takımın, taktik antrenmanlarda, doğru bir çalışma da olsa bu dizilişten bağımsız yapacağı bazı taktik antrenmanlar asla fonsiyonel değildir.

4. Çocukların topla ilişkili becerilerde gelişimlerinin en yoğun olduğu 10-12 yaş aralığında, onlara taktik oyun gereği sadece tek pas oynama zorunluluğu koymak, bireysel yaratıcılık ve bireysel teknik beceri gelişimi açısından hiç de fonksiyonel değildir..

OYUN BECERİSİ

OYUN ZEKASI MI? YOKSA OYUN BECERİSİ Mİ?

"OYUN BECERİSİ" TANIMLAMASI İLE NEYİ KASTEDİYORUZ?

"Oyun zekası" olarak ifade edilen kavram aslında "oyun becerisidir"

Oyun becerisi sadece teknik beceri ve motor özelliklere sahip olmak ile elde edilecek bir beceri değildir.

Oyun becerisi; Oyun için gerekenleri yapma, yani bireysel, grup ve takım taktiği becerilerinin, bireydeki farklı şekillerde tezahür etme halidir.

Aynı eğitimi alan aynı yaşlardaki çocukların ve gençlerin ilerideki oyun becerileri farkını belirleyen şey, teknik-taktik becerilerin kendine özgü algılanışı ve pratiğe dönüştürürken bedensel olarak yorumlanışıdır.

Oyun becerisi klasik zeka ve IQ yüksekliği ile ilgili bir durum değildir.

Sahayı geniş görmenin, oyun akışını, hızını, yönünü değiştirmenin, oyunu birden fazla seçenekle oynayabilmenin bir tek açıklaması olabilir; Oyun becerisi...

İyi de nedir bu oyun becerisi;

Oyunu oynarken takım bütünlüğünü bozmadan, bencil olmadan, bireycilikten uzak bireyselci, inisiyatif alabilen, daha özgür ve daha bağımsız oynama eğilimi gösteren ve bu deneyimleri sonucu elde edilen "çok kurgulu oyun" yeteneğine ulaşmış olmaktır.

Oyun becerisi teknik beceri ve taktik beceri ile doğrudan ilgilidir.
Geliştirilmesi ise oyun içinde farklı roller verilmesi, rollerin değiştirilmesi, birden fazla rol verilmesi ama daha çok da oyun içinde "serbest oyuncu" statüsü ve sorumluluğu ve ayrıcalığı ile mümkün olabilmektedir.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...