22 Eki 2015

FUTBOLDA ALTYAPI ANTRENÖRLERİ NASIL YETİŞİR? (2)




(ÜNİVERSİTELERİN SPOR YÜKSEKOKULLARINDA YER ALAN ANTRENÖRLÜK BÖLÜMLERİ FUTBOL UZMANLIK EĞİTİMLERİ ÜZERİNE)...

Biliyorsunuz TFF antrenör seminer, kurs ve güncelleme eğitimlerinde yer alan derslerin teori ve uygulamaları incelendiğinde altyapıya ilişkin konu ve uygulamaların yer almadığından daha önce söz etmiştik. (Çocuk Futbolu Eğitimlerini bunun dışında tutarak belirtiyorum).
Futbol antrenörlüğü belgesi alabilmek ve antrenör olabilmek için tek yetkili kurum olan TFF bilindiği üzere Üniversitelerin Antrenörlük bölümleri futbol uzmanlık alanı mezunu olanlara TFF Grassroots C antrenör belgesi vermektedir. Aslına bakarsanız daha önceleri daha üst düzeyde bir belge veriliyorken sonradan yapılan düzenlemeler ile bu düzeyden itibaren verilmeye başlanmıştır.
Gelelim Üniversitelerin antrenörlük bölümleri futbol uzmanlık eğitimler içeriği ve düzeyine.
Türkiyedeki bütün antrenörlük bölümlerinde temel antrenörlük eğitimi ile ilgili derslerden sonra özellikle 3. sınıftan itibaren seçilen uzmanlık dalı ya da branşı doğrultusunda daha öznel dersler alınmaya başlanır. Bu dersler genel derslerin branşa uyarlanmış haliyle alınması kadar, o branşın gerektirdiği bağımsız ve teorik dersleri dışında tüm bunlara ilaveten yine iki yıl ve dört yarıyıl boyunca haftada 2 saat teori, 4 saat uygulama tamamen "futbol" dersi almaktadır.
Olaya bu şekliyle baktığımızda bu bölümlerde okuyan antrenör adayı gençlerin, antrenörlük konusunda çok donanımlı yetiştikleri düşünülebilir.
Ama maalesef durum pek sanıldığı ya da beklendiği gibi değildir.
Bu gençler mezun olduklarında antrenör diplomasını okullarından, antrenör belgesini ise TFF dan alırlar. Aldıkları belge ile iş bulabilirlerse pek azı devlet kurumlarında, bir kısmı da kulüplerde çalışmaya başlarlar.
Peki genelde nerelerde çalışırlar?
Altyapılarda. Yani "çocuklar ve futbol" alanında çalışırlar.
Üniversite spor okulları antrenörlük bölümü mezunu olan antrenör adaylarının üstyapılarda çalışmaya başladıkları nadirdir.
O halde bu okullardan üstyapılara mı? Yoksa altyapılara mı antrenör yetiştirmemiz gerekir?
Elbette altyapılara.
Ama bu açıdan baktığımızda karşılaştığımız durumlar ve gözlemler bu konuda bazı sıkıntı ve eksiklerimizin olduğu yönündedir.
Söz konusu eksikler ve sıkıntılar daha ziyade futbol uzmanlık derslerinin teori ve uygulamalarının altyapı futbolu ile ilgili olmayışından kaynaklanmaktadır.
Bu paylaşımı yapmadan önce en az 15 farklı üniversitenin antrenörlük bölümü futbol uzmanlık ders içerikleri gözden geçirilmiş, futbol uzmanlık derslerinin öğretim programlarının içeriklerinde "çocuklar ve futbol" ile ilgili teorik ve uygulama konularına rastlamak neredeyse mümkün olamamıştır.
Örneğin:
Çocuklarda sürat özelliği gelişimi ve futbol
Çocuklarda dayanıklılık özelliği gelişimi ve futbol
Çocuklarda koordinasyon özelliği gelişimi ve futbol
Çocuklarda algısal motor gelişim ve futbol
Çocuklarda çok yönlü oyun özelliği gelişimi ve futbol
Çocuklar ve futbolda ölçme değerlendirme
ile ilgili konu başlıklarına, içeriklerine ve uygulamalarına rastlanmamıştır.
Yine daha da öznel konular olan/olması gereken
Futbol ile çocuklarda yaşa göre sürat gelişimi
Futbol ile çocuklarda yaşa göre kuvvet gelişimi
Futbol ile çocuklarda yaşa göre dayanıklılık gelişimi
Futbol ile çocuklarda yaşa göre koordinasyon gelişimi
Futbol ile çocuklarda yaşa göre algısal motor gelişim
Çocuklar ve futbol gelişimine ilişkin gözlem, gelişim kontrol listeleri, gelişimsel derecelendirme ölçekleri ve testler
gibi konu başlığına rastlamanız mümkün olamamıştır.
Ve
yaş gruplarına göre teknik beceri gelişim
yaş gruplarına göre taktik beceri gelişimi
yerine her yaş grubu için aynı teknik ve aynı taktik becerilerin öğretimi başlıklarının olduğu genel çerçeveli içerikler ile karşılaşılmıştır.
Bu durumda Türkiye,
Gerek federasyon ölçeğinde ve gerekse üniversiteler ölçeğinde Futbol altyapılarına yönelik en büyük ihtiyacımız olan futbolda ALTYAPI ANTRENÖRLERİNİ yetiştirme konusunda daha dikkatli olmak durumda görünmektedir.
Çünkü nereye baksanız teknik taktik ve kondisyon başlıklarından oluşan genel bir üçleme çerçevesi görüyorsunuz. Oysa altyapılar tekniğin, taktiğin ve kondisyonun üstyapılarda olduğu gibi öğretildiği yerler değildir. Altyapı eğitici antrenörleri de sadece bunları öğretmekle mükellef kişiler değildirler.
ALTYAPILARDA FUTBOL ANTRENÖRLÜĞÜ ve EĞİTİMİ DEMEK;
FUTBOLU VE FUTBOL İÇİN GEREKEN ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARA ÖĞRETMEK DEĞİL,
ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE FUTBOLU VE FUTBOLUN GEREKENLERİNİ ÖĞRETEREK GELİŞTİRMEK DEMEKTİR.
Dolayısıyla üniversitelerin antrenörlük bölümleri uzmanlık derslerinin ağırlıklı olarak "çocuklarda yaş dönem ve evrelerine göre futbol eğitimi" ile ilgili teorik ve uygulamalı dersin ön plana çıkmasında oldukça büyük yararlar olacaktır.

FUTBOLDA ALTYAPI ANTRENÖRLERİ NASIL YETİŞİR? (1)



TFF ANTRENÖR EĞİTİMİ VE GELİŞİMİ ÜZERİNE

Gelişim ve Eğitim adı altında gerçekleştirilen seminerler genellikle antrenörlerin zorunlu tutulduğu ve bir kaç kişinin konuşma yapıp sonlandırıldığı toplantılardır.
Bu anlamda bu tür seminer toplantılar gelişimden ziyade belki aidiyet oluşturma açısından önemli olabilir. Ama asla gelişim eğitim toplantıları değildir. Çünkü gelişim, yeni şeylerden haberdar olmak değil bununla beraber yeni öğrenmeler ve davranış değişikliği yaratma ve oluşturabilme sürecidir.
Bu anlamda antrenör lisans güncelleme kursları daha fazla zamana yayıldığı ve bir program doğrultusunda yürütüldüğü için kısmen daha verimli bir süreç olmaktadır.
Ancak gerek güncelleme kurları içerik ve uygulama açısından analiz edildiğinde, bunların daha ziyade yarışmacı üstyapı ile ilgili içerik ve uygulamalarından oluşan bir yapıya sahip olduğu görülür.
Dolayısıyla bu kurslarda normal hayatında altyapı antrenörlüğü veya altyapı eğitim koordinatörlüğü yapan birçok teknik adam gerçekten altyapı eğitimi ile ilgili teorik ve uygulamalı bir gelişim semineri almamaktadırlar.
Çünkü antrenörlük yönetmeliğinde altyapı antrenörlüğü diye bir kategori ve sınıflama söz konusu değildir. Mevcut sorunun asıl kaynağı aslında budur.
Antrenör sınıflamasına baktığımızda teknik direktör/prolisans dan başlayan ve A, B, C, Kaleci diye devam eden bir antrenör kategorisi olduğu görülmektedir.Bu sınıflara ait lisansı olan çoğu kişi altyapılarda çalışabilmektedirler. Ama kurlarda aldıkları eğitim ve gelişim içerikleri tamamen üstyapıya ilişkindir.
Dolayısıyla TFF eğitim ve güncelleme seminerleri bu sınıflamaya göre yapıldığından altyapıya yönelik bir antrenör eğitimi söz konusu olamamaktadır.
Bu sorunun iki çözümü vardır.
1. Altyapılarda çalışan ve görev alan lisansları ne olursa olsun bütün teknik adamların eğitim ve gelişim çalışmaları altyapıya ilişkin olmalıdır.
2. Altyapı antrenörlüğü ayrı bir antrenörlük lisansı olmalı, ve bu lisans kendi içinde sınıflandırılmalı ve bu lisansa sahip kişilerin mesleki gelecekleri hep altyapı üzerine olmalıdır.
Şimdiki talimatname hangi lisansın nerelerde çalışacağını veya çalışabileceğini tarif etse de, altyapı "antrenörlüğününün kurumsallaştırılması" açısından yeni bir düzenleme kesinlikle gereklidir.
En azından altyapıda çalışanların daha çok altyapı ile ilgili eğitim ve gelişim seminerlerine davet edilmelerinin sağlanması ve programların da bu içerikte hazırlanması çok önemli ve gerekli bir husu olarak karşımıza çıkmaktadır.

13 Eki 2015

Çoçukarın Futbolu ve Eğitici Antrenörlük



Futbol, öncelikle "topa tekme atma" ile başlayan daha sonra tekme atmanın pasa ve şuta dönüştüğü motor davranış becerilerinin gelişerek oynama biçiminin de geliştiği ve değiştiği bir oyundur.
Çocuklar hemen öyle "pat" diye maç yapmaya başlamazlar.
Maç yapmaya başladıklarında ise, çocukların maçları büyüklerin maçına benzemez. Onların bir dünyası ve algılayışı vardır. Dolayısıyla onların “maçları" da farklıdır. Bu dünyayı ve algılayışı iyi bilmek gerekir.
Topa tekme atma aşamasındaki bir çocuğa pas ve şut atmayı öğretemezsiniz. Öğretmeye kalkarsanız çocuğu kaybedersiniz. Ya da çocuk sizi kaybeder.
Sonuçta kaybeden önce çocuk sonra ülke futbolu olur.
İlerleyen süreçlerde de bu aynen böyledir.
Örneğin bütün sahayı top ayağında baştan sona tek başına kat etmeyi düşünen bir çocuğa "taktik" öğretemezsiniz.
Öğretmeye kalkarsanız onun yetilerini yeteneğe dönüştürmesini engellemiş olursunuz.
İyi eğitimci öğretilecek şeyleri çocukların gelişim psikolojilerine göre düzenleyebilen kişi demektir.
Çocukları futbola değil, futbolu çocuklara uydurmak ve düzenlemek gerekir.
Altyapı eğitimlerinin temel özelliği de zaten bu olmalıdır.
Çocuklara büyüklerin oynadığı futbolu oynatmaya çalışmak altyapı eğitiminin hiç bir yerinde yoktur. eğer olsaydı "altyapı eğitimi" diye bir şey olmazdı.
Onun içindir ki yarışmacı antrenörlük yaklaşımı, özellikle temel altyapı ve gelişim altyapı dönemi birinci evrelerde zararlı olabilecek bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bunun için de, profesyonel futbol oynamış yarışmacı antrenörlük profili sergilemeye daha uygun eğitimci antrenörler genellikle gelişim altyapı ikinci evrede ve "performans altyapı" dönemlerinde görev almalıdırlar.
Ama en az bunun kadar önemli ve hatta daha önemli olan şey temel altyapı dönem ve evreleri ile gelişim altyapı birinci evresinde görev alan antrenörlerin “çocukların futbolunu” iyi bilmeleridir. Bu futbolu çocuklara göre düzenleyebilme, onların dünyasını ve futbolunu en az onlar kadar iyi bilecek durumda olmak demektir.

18 Eyl 2015

TOP İLE TEMAS İLE TOPA SAHİP OLMA AYNI ŞEY DEĞİLDİR 2


"ÇOCUKLAR FUTBOLA GÖRE DÜZENLENMEZ, FUTBOL ÇOCUKLARA GÖRE DÜZENLENİR".

Bir önceki tartışmamızda bu konuya değinmiş ve özellikle futbol altyapı eğitim süreçlerinde önemli olan çocukların top ile ilgili hareket becerilerinin arttırılmasıdır demiştik.
Top ile ilgili hareket becerileri yani temel teknik becerilerin kazanılmasında asıl olan çocuğun olabildiğince top ile temasının yani topa dokunma süresinin fazla olması gerektiği üzerinde durmuştuk.
Top ile temas süresi iki türlü artar.
Ya topu ayağa yapıştırırcasına tutarsınız.
Ya da top ile temas sayısının arttırırsınız.
Elbette burada mantıklı ve işin gereği olan şey top ile temas süresinin arttırılması için top ile temas sayısının arttırılması olmalıdır.
O halde futbol altyapı eğitimlerinde öncelikli ve önemli işimiz çocukların top ile olabildiğince fazla sayıda temas etmelerini sağlayacak uygulamalar planlamaktır.
Eğitimce antrenörlerin
"Ayağında top tutma"
"Pas ver"
gibi yönergeleri ve emirleri bu anlamda her zaman doğru değildir.
Ne zaman doğru değildir; top ile temel teknik beceri geliştirme amaçlı uygulamalarda ve oyunlarda doğru değildir.
Oyun ve diğer uygulamaların amacı pas ve pas sayısının arttırılması üzerineyse "ayağında top tutma" yönergesi anlaşılabilir bir yönergedir.
Top ile temasın arttırılması, top ile temas sayısının arttırılması anlamına geliyorsa ve top ile temas sayısının arttırılması top ile ilgili temel hareket becerilerini geliştirmek için yegane çözüm ise o halde bilinmesi
gereken şey şudur:
Çocuklar en çok 8-9 ve 10-12 yaşları arasında pas vermeyi düşünmezler ve top ile hep kendileri oynamak isterler. Bu özellik onların gelişimsel özelliklerinin bir sonucudur.
O halde bu özellikten yararlanmak gerekir. Ve bu özelliği futbol oyunu adına kullanmak gerekir.
Yani bu yaşlardaki çocukları bırakın başarabildikleri kadar topa sahip olsunlar, başarabildikleri kadar topa temas etsinler.
Zaten altyapı eğitimi demek;
FUTBOLU ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE DÜZENLEMEK DEMEKTİR.

TOP İLE TEMAS İLE TOPA SAHİP OLMA AYNI ŞEY DEĞİLDİR 1



FUTBOL EĞİTİMİNDE HERKESİN BİLDİĞİ AMA ÇOĞUNLUKLA İHMAL ETTİĞİ BİR EĞİTİM GERÇEĞİ...

BİREYSEL OLARAK TOPA SAHİP OLMA SÜRESİ İLE TOP İLE TEMAS SÜRESİ AYNI ŞEYLER DEĞİLDİR. TEMEL TEKNİK BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİNDE ÖNEMLİ OLAN TOP İLE TEMAS SÜRESİNİN FAZLALIĞIDIR.

Futbol müsabakalarında ve oyunlarında bir oyuncunun oyun ya da müsabaka süresince top ile oynama süresi ortalama 3 dakika civarlarındadır.
Bu üç dakikanın tamamı ise top ile temas anlamına gelmez.
Top ile temas esasen topun gerçekten ayak ya da vücudun bir bölümü ile birleşik hali anlamındadır ve ölçümünü yapmak çok mümkün değildir. Ama tahminen top ile oynama zamanı olan 3 dakikanın en fazla 60 saniyesini kapsar.
Top ile temas deyip geçmeyin lütfen.
Çok önemlidir.
Topun ayak, baş, vücudun herhangi ilgili bir bölümü ile temas hali, öğrenmelerin tam olarak gerçekleşme anıdır.
Her şey temas ile öğrenilir çünkü. Saatlerce top oynayıp hiç topa değmemiş çocuklar vardır ve bu çocuklar hiç bir futbol becerisi elde edemeden futboldan kopup giderler.
O halde futbol altyapılarında en önemli eğitim gerçeğimiz ve düşüncemizin top ile temas süresinin arttırılmasına yönelik olması gerektiğidir. Temas süresi arttıkça topla oynama oranı zaten kendiliğinden artmış olacaktır.
Örneğin top sürme becerisinde bir oyuncunun 15 saniye boyunca dripling yaptığını var sayalım. Bu 15 saniye topa sahip olma anlamına gelebilir ama asla 15 saniye boyunca top ile temas anlamına gelmez.
Kısaca 15 saniyelik driplingde top ile teması olabildiğince arttırmak durumunda olmamız gerektiğini bilmek zorundayız.
Top ile temas ne kadar çok ve fazla süreli olursa top ile ilişkili becerilerin gelişimi olanağı ve fırsatı da o kadar artar.
Buradan hareketle özellikle altyapı eğitimlerinde bütün planlamalar top ile temas süresini arttırma hedefine göre yapılmalıdır.
Bu anlamda oyunlar/müsabakalar çocukların topa sahip olma süresini bile en aza indirmeye neden olurken top ile temas sürelerini neredeyse 5- 10 saniyelere değin indirilmesine neden olmaktadır.
Bu anlamda oyun ve müsabakalar top ile ilişkili becerilerin geliştirilmesinde dezavantajlara neden olmaktadır.
Peki ne yapmalı?
Çocukların top ile temas sürelerinin 20,30 saniyelere mümkünse daha yukarılara taşıyacak az adamlı dar saha oyunları çok sık olarak kullanmalıdır. Çeşitlemeler (varyasyonlar) ve birleştirmeler (kombinasyonlar) bu konuda ihmal edilmemesi gereken uygulamalardır.
Tabi top ile temas süresi oyun içinde top ile temas süresi olarak ele alınmalıdır. Bunun dışında tek bir çocuğa bir top vererek temas süresini istediğimiz kadar arttırabiliriz. Bu da gereklidir ve kullanılmalıdır ama asıl iş altyapı eğitim süreçlerinde oyun içinde temas süresini arttırmak olmalıdır.
Bu bakımdan topla çok oynayan oyuncuya kızılmamalı, gereksiz oynayan oyuncuya eleştiri yöneltilmelidir. Çünkü aynı şeyler değildir.

12 Ağu 2015

KULÜP ORGANİZASYON ŞEMALARINDA ALTYAPININ YERİ NE OLMALIDIR?





ALTYAPILAR BAĞIMSIZ VE MALİ BÜTÇESİ OLAN KURUMLAR OLMADAN FUTBOLDA SIÇRAMA İMKANSIZ GÖRÜNMEKTEDİR….

Eğer Türkiye'de Altyapı birimlerini yeniden reorganize etmek (yeniden yapılandırmak) gibi bir düşünce ve bir istek olursa, hatta bunun da ötesinde bu amaçla yetkili birileri harekete geçerse ilk yapmaları gereken şey;
Altyapı birimlerini kulüp yönetim kurulu üyelerinden birisine bağlamaktan vazgeçmeleri olmalıdır.
Yönetim kurulu üyelerinden birisini "altyapıdan sorumlu yönetim kurulu üyesi" yapmak Türkiye'deki kulüplerin altyapı adına organizasyon şemasındaki ve yönetilmesindeki en büyük talihsizliklerden birisidir.
Bir kişiyi altyapıdan sorumlu yönetici yapmak ya da altyapıyı bir yönetim kurulu üyesine bağlamak ne altyapıyı, ne de ilgili yöneticiyi mutlu eden bir durum değildir. Dahası genel olarak böylesi bir organizasyon biçimi kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur ve nitekim de öyle olmaya devam etmektedir.
Zaten ilgili yöneticilerin bir çoğu altyapı deyince, kulübün su ve kanalizasyon işleriyle ilgili bir biriminin kendilerine bağlandığını düşünecek kadar altyapı kurumlaşmasından habersiz kişilerden oluşmaktadır.
Pratikte böylesi bir kulüp - altyapı ilişkisinde devreye ne girmektedir?
Doğal yasadır. Boşluk doldurulur.
Yöneticinin yakın bir adamı, çoğu zaman eski futbolculardan birisi "altyapı sorumlusu" olarak rolü ele geçirmekte ve o kişinin inisiyatifine bırakılmış sözüm ona öz kaynak yönetimi, başka amaçlar için bir geçiş noktası veya kulüpten nemalanma kapısı şekline ve işleyişine dönüşmektedir.
Bu durumda altyapıların kulüp içindeki varlıkları sıradanlaşmakta ve önem ve değer konusunda olsun, kurumsallaşma açısından olsun bir mesafe alınamamaktadır.
Altyapıların önem ve değer kazanması isteniyorsa altyapılara ciddiyet atfetmek gerekir. Bunun ise nesnel yani somut koşulları vardır. Bu işler bir kişinin sadece iyi niyetine bırakılacak işler değildir ve olmamalıdır.
Bunun için yapılması gereken öncelikle iş hukuki ve yasal düzenlemelere dayandırılacak bir altyapı kutumu oluşturmasıdır.
Söz konusu bu hukuki ve yasal düzenlemeler ile oluşturulacak altyapı kurumu yapılanması özetle:
1. "Altyapı yönetim kurulu” oluşturulması ve altyapının tamamen bu kurul tarafından yönetilmesinin sağlanmasıdır.
2.Söz konusu “altyapı yönetim kurulları” kulüp yönetimiyle koordineli ancak özerk bir yapıda olmalı ve direkt genel kurula karşı sorumlu bulunmalıdır. Kulüp başkanı ile koordinasyon halinde çalışmalıdır.
3. Altyapı yönetim kurulu üyelerinin altyapı eğitimi, altyapı ekonomisi ve özkaynak yönetimi alanlarından sorumlu görev dağılımlarından oluşan bir yapısı olmalıdır.
4. Altyapının bütçesi katma bütçeli ve özerk olmalıdır.
5. Altyapı yönetim kurulu kulüp yönetimi gibi idari ve mali açıdan kendini ibra edecek seçimli kongrelere tabi olmalıdır.
6. Altyapı işleyişi açık, şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır.
Böylesi bir kulüp yapılanmasında kulüplerin altyapılarının ciddiye alınmaması, önemsenmemesi mümkün değildir.
Kurumsallaşma ancak kurumsal kimlik ile mümkün olabilir.
Kurumsal kimliğin ise tek koşulu iş yapabilirlik, iş üretebilirlik ve katma değer yaratabilmektir. Altyapıların katma değeri ise sadece oyuncu yetiştirilmesini sağlamaktır.
Böylesi ve benzer altyapı yapılanmasından sonra sıra mutlaka altyapı eğitimi yapılanmasına gelmelidir. Eğitim yapılanmasının öncelikli konusu ise eğitim yönetimini oluşturmaktır.
Eğitiminin yönetsel yapılanmasında ise,
1. Altyapı dönemlere ayrılmalı ve her dönemin koordinatörlüğü ve antrenörlüğü bağımsız bir birim olarak yapılandırılmalıdır.
2. Altyapı eğitim dönemi koordinatörleri, dönem antrenörleri bir birim olarak altyapı yönetim kurulu eğitim sorumlusu üyesine bağlı olarak çalışmalıdırlar.
Örneğin,
1. Temel altyapı koordinatörlüğü ve antrenörleri,
2. Gelişim altyapı koordinatörlüğü ve antrenörleri
3. Performans altyapı koordinatörlüğü ve antrenörleri
eğitim felsefesi ve yaklaşımı olarak birbiri ile ilgili ama eğitim yönetimi olarak birbirlerinden bağımsız birimler olarak alt kurumlara ayrılmalıdırlar.
Böylece uzmanlaşma, hesap verebilirlik, yönetsel şeffaflık ve üretkenlik açısından daha işlevsel bir okul modeli ortaya çıkacak, zaman ve emek kayıplarının önüne geçilecek ve üretim çıktıları olan futbolcu gelişimi inanılmaz boyutlara taşınacaktır.
Bilindiği üzere İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite dönemlerinin ders içerikleri, programları ve öğretmenleri birbirinin devamı olacak biçimde ama birbirlerinden farklı bir anlayışa ve içeriğe sahiptir.
O halde 8 yaş ile 18 yaş arasındaki 10 yıllık çocuk ve gençlerin futbol eğitim süreçleri de aynı çalışma, aynı program ve aynı antrenörler ve aynı yaklaşım ile gerçekleştirilmemelidir. Her dönem bir uzmanlık ve yeterlilik alanı olarak planlanmalı ve yürütülmelidir.
Sonuç olarak önce idari ve katma bütçeli mali özerk bir yapı, sonra da eğitim yönetimi yapılanması şeklinde gerçekleştirilecek bir altyapı modeli Türkiye futbolunun kurtuluşu açısından düşünülebilecek modellerden birisidir.

4 Ağu 2015

YAYIN HABERİ




İÇİNDEKİLER



1.BÖLÜM: FUTBOLDA ALTYAPI

GENEL OLARAK ALTYAPI EĞİTİM FELSEFESİ NEDİR?

BİR SPOR KULÜBÜNÜN ALTYAPI VE ALTYAPI EĞİTİMİNE İLİŞKİN KURUMSALLAŞMASINDA TEMEL BOYUTLAR

TÜRKİYE’DE FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİ BAŞARILI MIDIR?

FUTBOLDA ALTYAPIYA BAKIŞ AÇISI VE ALTYAPI PARADİGMASI DEĞİŞMELİDİR

TÜRKİYE'DE FUTBOL EKOLÜ

ALTYAPI EĞİTİCİ ANTRENÖRLÜĞÜ VE FUTBOL ALTYAPI ANTRENÖRLERİ

2.BÖLÜM: FUTBOLDA ALTYAPI EĞİTİMİ

GİRİŞ

ÇOCUKLAR, FUTBOL VE EĞİTİME DAİR KISA, KISA

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE “GENEL EĞİTİM SORUNLARI NELERDİR?

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİM YAPILANDIRMASINDA YAŞ GRUPLARI MODELLEMESİ

PSİKOMOTOR GELİŞİM AÇISINDAN KRİTİK YAŞ DÖNEMLERİ VE FUTBOLDA ALTYAPI EĞİTİMİ

0 YAŞINDAN 15 YAŞINA GELİŞİMİ NE DEMEKTİR? VE NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR?

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE NELERİN NASIL VE NE ZAMAN ÖĞRETİLECEĞİ SORUNU

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE YAŞ GRUPLARINA VE İLGİLİ EĞİTİM DÖNEMLERİNE GÖRE TEMEL TEKNİK BECERİ ÖĞRETİMİ

KALECİLİK VE KALECİ TEMEL TEKNİK BECERİ ÖĞRETİMİ

FUTBOL TEMEL ALTYAPI EĞİTİMİNDE HAFİF TOPUN ÖNEMİ

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE TAKIM OYUNU VE ALGISI AÇISINDAN “PAS”IN DEĞERİ

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE YAŞ GRUPLARINA VE İLGİLİ EĞİTİM DÖNEMLERİNE GÖRE TAKTİK BECERİ ÖĞRETİMİ

ÇOCUKLARDA BAZI BİYOMOTOR ÖZELLİKLERİN GELİŞİMİNDE KRİTİK YAŞLAR VE FUTBOLDA ALTYAPI EĞİTİMİ

ALGISAL MOTOR VE KOORDİNATİF YETİLERİN GELİŞİMİNDE KRİTİK YAŞLAR VE FUTBOLDA ALTYAPI EĞİTİMİ

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİM SÜRECİNDE ALGISAL MOTOR VE KOORDİNATİF ÖZELLİKLERİN GELİŞİMİ AÇISINDAN ÖZEL ÖNEMİ OLAN ETKİNLİKLER

ÇOCUKLAR ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİNDE FUTBOL OYNARKEN YARIŞABİLİRLER AMA YARIŞMAK İÇİN FUTBOL OYNAMAMALIDIRLAR

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK BAZI ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE AÇIK VE KAPALI BECERİ EĞİTİMİ NEDİR? VE NİÇİN ÖNEMLİDİR?

FUTBOLDA ALTYAPI EĞİTİMİNDE ÖLÇME DEĞERLENDİRME

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE YILLIK VE GÜNLÜK ÇALIŞMA PLANI



24 Haz 2015

OYUN, OYUN OLARAK FUTBOL VE ÇOCUKLAR





OYUN VE ELBETTE FUTBOLUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ EN ÖNEMLİ TOPLUMSAL ETKİSİ
(BU OLUMLU ETKİYİ OKULDA VE DERSLERDE VERMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR)

Çocuklar oyun oynarken eşittirler.
Ya da çocuklar en çok oyun ve oyun olarak futbol oynarken eşittirler.
Belki de çocuklar oyunu ve oyun olarak futbolu en çok bu yüzden severler.
Bu genel olarak oyunun en önemli sosyal öğrenme etkilerinden birisidir.
Bir çocuğun diğer çocukla eşit olduğu, birbirlerinden farklı olmadıkları algısı en çok oyun anında gelişir. Futbol oyunu ise bu konuda çok daha büyük avantajlara sahip bir eğitim aracıdır. Yeter ki eğitimci antrenörler bu algıyı bozacak davranışlar sergilemesinler.
Örneğin futbolda daha büyük ölçekte sorunsuz toplum yaratmada çok mesafe alınabilecek bir avantaja sahiptir. Neden? Çünkü her çocuğun daha çok oynadığı ya da oynayabileceği bir oyundur.
Bakınız toplumsal sorunlarımızdan birsi olan eşitsizlik ve sosyal bölünme konuları bellidir.
Ama top oynayan çocuklarımız birbirlerinin;
Zengin mi, fakir mi?
Siyah mı beyaz mı?
Türk mü Kürt mü?
Alevi mi, Sünni mi?
olup olmadıklarına bakmazlar. Hata farkında bile olmazlar.
Onlar için sadece birlikte oynana ve topun pas olarak alınıp verildiği oyun vardır. Bu oyun öyle bir oyundur ki; topu kime attığının ve kimden aldığının değil, sadece topun verildiği ve alındığı kişiler vardır. Yani eşiti olan arkadaşları vardır.
Bundan daha güzel bir eğitim olabilir mi?
Böyle devam eden çocuklar, özellikle de erkek çocuklar ileride bu tür sapmalara eğilim göstermezler. Çünkü bölünmeyi daha çok erkek cinsiyeti başlatır ve devam ettirir.
Pegagojik açıdan diğer bir unsur da çocukların çalışırlarsa başarabilecekleri duygusun kazanmalarıdır ki, bu da çok önemlidir.
Lakin bazı antrenör ve eğitimcilerimizin yanı sıra kurgulanmış olan yarışmacı spor sistemi, böylesi güzel bir eğitim aracını "ne yaparsan yap rakibini yen" ve "takımda en başarılı kimse en değerli o'dur" algısı yaratarak heba etmektedirler.
Oysa iyi futbolcu ve iyi takımlar kollektif anlayışın ve empatik düşüncenin sürdürüldüğü eğitim yaklaşımlarıyla daha kolay yetiştirilebilir. İşte bütün bunlar oyunla mümkündür. Futbol ile daha da mümkündür.
Biz eğitimciler oyunu ve oyun olarak futbolu daha çok işte bu yüzden seviyoruz ya da sevmeliyiz..


21 Nis 2015

FUTBOL TEMEL VE GELİŞİM ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİNDE FUTBOL, OYUN VE YARIŞMA ÜZERİNE



Oyunun kendi doğasına müdahale edilerek kazanmanın biricik amaç olarak gerçekleştirilen oyunlarda, özellikle futbol örneğinden yola çıkarak söylenebilir ki, her iki tarafta ter alan çocuklar için söz konusu oyun olması gerektiği kadar eğlenceli olamamaktadır.

Çünkü oyun gitmiş, geriye sadece futbol kalmıştır. Oysa futbol bir oyundur ve oyunlar eğlencelidir.
Oyunların eğlence boyutu azaltıldığında, eğitsel açıdan öğrenme düzeyi ve kalitesi azalırken ve buna ilaveten yaratıcılık da engellenmektedir.

Üstelik sosyal gelişim açısından da karşıdakine saygı duymama, karşıdakine değer vermeme gibi duygusal olumsuzluklar rekabet koşulları nedeniyle belirgin hale gelmektedir.

Özellikle kaybedenler için oyun artık bir oyun değil, bir sonraki sefere kaybetmemek için her şeyi yapması gereken bir "ölüm kalım" meselesi haline gelmektedir ki, günümüzde çoğu altyapı eğitimlerinin durumları bunu yansıtır niteliktedir.
Çocuklar oyunun kendi doğası ve karakteri içinde varsa yarışabilirler ve yarışmalıdırlar da. Ama kazanmak ve kaybetmemek için asla oyun oynamamalıdırlar. Oyunlar çocukların kazanması ya da kaybetmemesi üzerine üretilmiş etkinlikler değildir.

KULÜPLERDEKİ ALTYAPI ÖRGÜTLENMELERİNE RAĞMEN ASLINDA ÇOCUKLAR GÖRÜNDÜĞÜNÜN TAM AKSİNE FUTBOLDAN UZAKLAŞMIŞLARDIR



Şöyle bir hatırlayalım ve bakalım önce;
1. Sokak futbolu,
2. Mahalle arası futbol,
3. Teneffüs arası futbol,
3. Öğle arası futbol,
4. GS- FB takım maçları,
4. Tek kale maçlar,
5. Gazozuna maçlar,
6. Köyler arası maçlar,
Artık bitmiş/bitirilmiştir. Bunun yerine;
1. Halı saha maçları (paralıdır ve ergenlere ve büyüklere hitap eder),
2. Okullar arası maçlar (Toplam okul öğrenci sayısının % 1 ini kapsar),
3. Kulüplerin altyapıları (Toplam çocuk nüfusunun % 1 ila 5 ini kapsar),
futbol faaliyet alanları olmuştur.
Özetle;
Çocukların futbol ile buluşmaları doğal olarak kentlere kaymıştır. Ama kentlerde sokak, mahalle ve hatta okul bahçelerinde "top oynamaya" uygun arsa, arazi, alan ve saha bırakılmamış, var olanlar da ya halı saha ya da kulüp futbollarına ayrılmıştır.
Bir ülkede ve bir toplumda herhangi bir spor dalında başarılı olmanın ön koşullarından birisi de o spor dalının çok sayıda çocuk tarafından seviliyor ve gerçekleştiriliyor olmasını sağlamaktan geçer. Kulüpler ise burada beliren ve öne çıkan çocukların formal olarak eğitim sürecine alınması gereken yerlerdir.
Bir ülkede ne kadar çok sayıda çocuk, ne kadar çok top oynarsa o ülkede o kadar çok futbolcu yetişme fırsatı ve olanağı var demektir.
Bu futbolda önde olan tüm ülkelerde böyledir.
Bu anlamda başta Türkiye Futbol Federasyonu olmak üzere diğer tüm ilgili kurumlar, çocuklara ve ülke futboluna katkı sunmak istiyorlarsa bunun öncelikli işi; her sokağa, her mahalleye boş arsalar, alanlar ve tahsis edilmesini sağlamaları olmalıdır.
Gösterişli tesisler açmak, ulaşılmayacak ve içine girilemeyen futbol alanları yapmak çocuklar için bir şey ifade etmemektedirler.
Bu işin temel esprisi çocukların kolay ulaşabilecekleri ve kolay yararlanabilecekleri futbol oyun alanlarına kavuşturulmalarıdır.

ALTYAPILARDA "İYİ VE ÖZELLİKLİ OYUNCU YETİŞTİRME" İLE İLGİLİ ÖRNEK NİTELİĞİNDE YAŞANMIŞ BİR ANI



Premier Lig ile ilgili bir belgesellerinin birisinde izlediğim bir anıyı sizinle paylaşmak isterim. Çünkü gerçekten futbol altyapı eğitimi adına çok güzel ve çok önemli bir örnek oluşturuyor..
Anı günümüzde Arsenal oyuncusu olan Alexander Mark David
Oxlade-Chamberlainberlain ile ilgili.
Oxlade Chamlerlain Southhompton altyapısından yetişmiş 17 yaşında A takımda 36 maç oynayıp 9 gol atmış bir oyuncudur.
18 yaşında da Arsenal tarafından transfer edilmiştir.
Bakınız Türkiye'de de uzun yıllardır altyapılar ve altyapı eğitimleri var. Peki neden İngilterede, Almanyada, İspanyada veya Fransa ve diğer bazı ülkelerde olduğu gibi bizde de çok sayıda ve sürekli bir şekilde özellikli ve kaliteli futbolcu yetişmiyor diye konuşur dururuz.
Evet oralarda bu işler daha ciddiye alınıyor olabilir. Daha kurumsal ve sistematik bir biçimde yapılıyor da olabilir.
Ama bir şey daha var; O şey altyapı süreçlerinde futbolcu adaylarından antrenör beklentileri ne olmalıdır ve çocuklar altyapılarda neye odaklanmalıdırlar? Takip edenler bilirler bu husus benim de üzerinde çok durduğum ve sürekli işlediğim bir konudur.
Şimdi gelelim anıya;
Chamberlain 12 yaşındadır. Onun da takımda yer aldığı altyapı maçlarından birisinde Southomptan rakibinden tam 8 gol yiyerek maçı bitirir.
Maç sona erdiğinde altyapı antrenörü Chambarleine şu istatistiki bilgiyi sorar;
"Söyle bakalım Oxlade; bugünkü maçta topla kaç kez temasın oldu? Kaç isabetli pasın oldu? ve Kaç top kazandın?
Yani ne altyapı antrenörü ne de Chamberlain'in odaklandıkları şey maçın sonucu değil, iyi ve özellikli futbolcu olmak için nelerin yapılması ve yapılamamış olmasıdır.
İşte bu altyapı eğitimlerindeki yaklaşım farklılığı demektir.
"Bizde aynı şeyleri yapıyoruz neden bizde iyi ve özellikli futbolcu yetişmiyor" sorusunun cevabını ve eksiklerimizin neler olduğu biraz da bu anlatmaya çalıştığım yaşanmış anıda gizlidir.

FUTBOL ALTYAPILARINDA "KAZANAN TAKIM" YARATMA SEVDASI VE "İYİ OYNAYAN" TAKIM YETİŞTİRME İHTİYACI



Futbol altyapı kurumlarında "takım" yaratmak diye bir olgudan söz etmek çok anlamlı ve yerinde bir anlayış değildir doğrusu.
Hele hele altyapılarda "kazanan takım" ya da "şampiyon takım" yaratma hevesleri ve istekleri tartışmalı bir altyapı eğitiminin varlığını gösterir.
"Kazanan takım" ya da "Şampiyon takım" yaratma isteği "iyi" ve "özellikli futbolcu" yaratmayı ve yetiştirmeyi sağlayamamaktadır.
Çünkü kazanma ve şampiyon olmaya odaklanmış bir takımda bireyler/çocuklar için hedef kazanma ve şampiyon olmaktır. Bunun için yapılması gereken sadece karşısındakini yenmiş olmaktan ibarettir. Olumlu davranış ve becerilerden daha çok, yenmiş olmak önemli ve gereklidir. Böyle düşünmeye başlayan bir çocuktan "iyi" ve "özellikli" olmaya çalışmasını bekleyemezsiniz.
Oysa altyapılarda yaş ve dönemlere uygun bir şekilde planlanan eğitimlerde "iyi oynayan" takım yaratma isteği ve hedefi olmalıdır. Çünkü iyi oynayan takım isteği ve hedefi hem bireysel olarak hem de takım olarak "futbola ilişkin gerekenleri iyi yapmaya" odaklanacak olan çocuklar, attıkları ve yedikleri gollere değil gerçekleştirdikleri davranışlara ve becerilere odaklanırlar.
İyi oynayan birey ve iyi oynayan takım eninde sonunda giderek kazanan birey, kazanan takıma dönüşecektir.
Unutmayalım ki;
"Kazanan takım" ve "şampiyon takım" yaratma isteğinin "iyi oynayan" takıma dönüşme ihtimali,
"İyi oynayan" takım yaratma isteğinin "kazanan takım ya da "şampiyon takıma" dönüşme ihtimali kadar yüksek değildir.
Yani altyapı maçlarında kazanma ve şampiyon olmaya değil, iyi oynamaya odaklanmış çocuklar yetiştirmeyi amaçlayan antrenörler ve yöneticiler şunu bilmelidirler ki; geleceğe ilişkin daha doğru bir anlayış içindedirler.

27 Mar 2015

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE "TEKRAR YÖNTEMİ"NİN KULLANILMASINA İLİŞKİN BAZI ÖNERİLER

Futbolda temel teknik becerilerin öğretiminde en sık kullanılan ya da kullanılırlığı kolay olan "tekrar" yöntemi, bir hareketin defalarca tekrar ettirilerek öğretilmesi ya da defalarca tekrar edilerek öğrenilmesi yoludur. Alıştırma yöntemi olarak da ifade edilir.
Bir hareketin veya motor bir davranışın beceri düzeyini arttırmak için kullanılan en temel yöntemlerinden birisidir. Tekrarı bir hareketi otomasyon düzeyinde yapmanın yolu olarak da tanımlayabiliriz.
Gerekli ve kullanılması gereken bir yöntem midir? Elbette evet, çünkü insanın yaşamını idame ettireceği ve uğraştığı bir iş için gereken motor davranışları en ekonomik şekilde yapmasını sağlayan öğrenmeler tekrar yaparak gerçekleşebilir.
Futbol oyunu ise oyun için gereken temel teknikleri veya temel taktikleri dışsal koşullar olmadan beceri düzeyinde gerçekleştirmenin yeterli olacağı bir oyun değildir.
Bir temel tekniği durağan, ya da değişmeyen koşullarda çok mükemmel yapıyor olmak futbol oyun koşullarında çoğu zaman yeterli olmaz. Çünkü genel olarak oyunlarda ve futbolda topun durumu, rakibin durumu ve kişinin durumu sürekli değişmektedir. Yani koşullar sürekli farklılaşmaktadır.
İşte bu nedenle sık kullanılan "tekrar yöntemini" futbolun olağan koşullarına göre uyarlamak mümkündür. Bu sayede hem yöntemin sağladığı beceri edinimi ile ilgili avantajları kullanırken hem de futbol oyununun karakteristik gerekleri açısından da kazanımlar elde etmek mümkün olabilecektir.
Sonuç olarak "tekrar yöntemi" elbette kullanılmalıdır. Ama bu;
1. Aynı şeyi tekrar,
2. Aynı şekilde tekrar
anlayışı ile değil,
1. AYNI ŞEYİ FARKLI ŞEKİLLERDE TEKRAR,
2. FARKLI ŞEYLERİ AYNI ŞEKİLDE TEKRAR,
3. FARKLI ŞEYLERİ FARKLI ŞEKİLLERDE TEKRAR
anlayışı ile olmalıdır.
Dolayısıyla TEKRAR yöntemi hem yaratıcılığı engelleyen bir yöntem olmaktan çıkarılmış olur. Hem de futbolun oyun koşulları dediğimiz dışsal koşulların dikkate alınarak kullanıldığı bir yöntem olur.
Çünkü TEKRAR yöntemi kullanılması gereken motor öğrenme yöntemlerinden birisidir.

TEKRAR VE SADECE OYUN YAKLAŞIMI VE SORUN

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİM UYGULAMALARINDA "TEKRAR" VE "SADECE OYUN" YAKLAŞIMINA İLİŞKİN BAZI SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİSİ.

Genel olarak tekrarlara dayalı driller ile ve sadece oyun biçiminde gerçekleştirilen futbol altyapı eğitim uygulamaları tamamen yanlış olmasa bile eksik ve verimli sonuçlar doğurmaya engel uygulamalarıdır.
Özellikle Futbol Temel Altyapı Eğitim sürecinde "Futbol Temel Teknik Becerilerinin" ve "Futbol Temel ve Genel Taktik Becerilerinin" hangilerinin hangi yaş gruplarında ne zaman öğretileceği asıl sorun olmakla birlikte, bir o kadar önemli bir sorun da nasıl öğretileceği ile ilgilidir.
Türkiye’de futbol altyapı eğitim süreçlerinde gözlemlenebilen eğitim pratikleri değerlendirildiğinde, neredeyse her temel teknik ve taktik beceri neredeyse her yaş grubunda öğretilmeye çalışılıyor. Bu oldukça yanlış ve yararı olmayan bir eğitim durumu görüntüsüdür.
Bunun yanı sıra çocuklar teknik becerileri ya sürekli tekrar ederek ya da sürekli "maç" yaparak öğrenmeye çabalıyorlar. Her ikisi de bir öğretim yöntemi olmakla birlikte çocuğun yaşı ve futbol altyapı eğitim amacı göz önüne alındığında beceri geliştirmeyi ve becerileri amacına uygun kullanabilmeyi sağlamak için tek başına verim alınamayacak yöntemlerdir.
Örneğin sadece "oyun yöntemini" ele alalım;
Oyun hem eğlenceli olması bakımından hem de çocukları çok yönlü uygulamaya alma bakımından avantajları içinde barındırsa da eğer çocuk hep aynı tür davranışlar ile (aynı teknik beceriler) oynamaya devam ederse bu süreç onda herhangi bir farklılaşmaya yol açmayacaktır.
O zaman yapılması gereken şey oyun yöntemini diğer yöntemler ile birleştirerek çocuğun oyun sürecinde yapageldiği davranışlar dışında farklı davranışlar sergilemesini, farklı teknik becerileri kullanmasını gerektirecek eğitim ortamları oluşturmak gerekir.
O halde oyunu; sadece serbest oyun şeklinde değil,
1. Amaçlı Oyun
2. Kurallı Oyun,
3. İstenilenin Yapılması Zorunlu Oyun,
4. Problemli Oyun,
5. Yönlendirilmiş Oyun
6. Doğal Oyun
7. Farklı Alanlarda Oyun
8. Farklı Materyallerle Oyun
şeklinde düşünmek ve uygulamakta büyük yararlar vardır. Çocuklar yeni öğrenme durumları yaşayarak yeni beceriler elde ederler. Ve yine çocuklar bir beceriyi çoğu kez tekrar ederek mükemmelleştirirler. Ve dahası çocuklar söz konusu becerileri değişen durumlarda kullanmak durumda kalarak çok yönlü olurlar.
Yukarıdaki oyun biçimleri özellikle altyapı eğitim süreçlerinde bu özellikleri geliştirmek için ideal öğretim yöntemleri olarak görülmelidir.

AÇIK BECERİ

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE TEMEL TEKNİKLERİN VE TEMEL TAKTİKLERİN ÖĞRETİMİNDE AÇIK VE KAPALI BECERİ EĞİTİMİ NEDİR? BU KONUDAKİ ÖĞRETİM SORUNUMUZU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?

Tek boyutlu sisteme göre beceri sınıflamaları dört ana başlıkta toplanır.
1.Kullanılan kas büyüklüğüne göre (küçük ve büyük kas becerileri),
2.Görev organizasyonuna göre ( kesik, seri ve devamlı beceriler),
3.Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyine göre (açık ve kapalı beceriler),
4.Motor ve Bilişsel ögelerin önemine göre (motor ve bilişsel beceriler).

Tek boyutlu sistem uyarınca düzenlenen beceri sınıflamaları iyi incelendiğinde hepsi ile ilgili eğitim sorunlarımız olduğu kesindir. Ama beceri öğretiminde asıl sorunu 3. maddede yer alan açık ve kapalı beceriler konusunda yaşamaktayız.

Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyi demek; futbol oyununun gerektirdiği davranışların ne olduğunun bilindiği ama hangisinin ne zaman, nasıl, niçin, neden ve nerede kullanılması gerektiği konusunun öğrenilmiş olmasının gerekliliği demektir.

Kapalı beceri; bir hareket kalıbının ince detaylarının çalışılması demektir. Yani hareketi sabitleme demektir.

Açık beceri ise; çevrenin değişken koşullarına göre harekette uyum ya da hareketi o koşula göre gerçekleştirme demektir. Diğer bir ifadesiyle söz konusu hareketi çeşitleme anlamındadır.

Futbol oyununun gerekleri bellidir.
Bu gereklerin yani davranışların ya da hareketlerin öncelikle gerçekleştirilmesi şarttır. Ama yetmeyecektir söz konusu hareketlerin üst düzeyde gerçekleştirilmesi yani mükemmelleştirilmesi de gerekir. İşte buna beceri diyoruz.

Ama bu da futbol oyunu için yetmeyecektir. Çünkü futbol oyununda bir teknik ve taktik davranışı tek başına beceri düzeyinde yapıyor olmak oyunun gerektirdiği an ve pozisyonlarda yapabiliyor olmayı sağlayamamaktadır.

Dolayısı ile pratikte karşımıza şu uygulama seçenekleri çıkmaktadır.
1. Temel teknikleri en ince detayına kadar çalıştırarak beceri haline getirilmesini sağlamak. Yani tekrar yöntemi ile bir hareketi defalarca yaptırarak beceri düzeyinin yakalanmasını sağlamak
(Yani kapalı beceri öğretimi ve öğrenimi).

2. Sürekli ya da genel olarak oyun oynanmasını sağlayarak oyun içinde çocukların ve gençlerin gerektirdiği davranışları yapmasına imkan vererek amaca uygun beceriler sergilemelerini sağlamak (Açık beceri öğretimi ve öğrenimi).

Eğitim uygulamalarında içine düştüğümüz temel sorun ve açmaz ise şudur;
Kapalı beceri öğretiminde çocukların bir tekniği beceri düzeyinde mükemmel yapabiliyor olmaları aynı tekniği oyun içinde kullanıyor olmalarını sağlayamadığı gibi, öte yandan açık beceri adına devamlı oyun uygulamalarında da oyun için tekniklerin çok sayıda tekrar etme imkanının olmaması nedeni ile, çocuklar bir kaç tekniğin dışında diğer teknikleri beceriye dönüştürememektedirler.
Taktik öğrenme ve öğretim içinde aynı şey söz konusudur. Oyun formundan uzak taktik antrenmanlar ile sadece oyun oynatılarak taktik beceri davranışların yerine getirilmesini beklemek çok sağlıklı sonuçlar vermemektedir.
Bunun genel olarak çözümü kapalı becerilerin açık becerilere dönüştürülmesinin sağlanması ya da kazanılmış becerilerin oyuna transferinin sağlanmasıdır.

Pratikte bunun çözümü ise önce kapalı beceri sonra açık beceri gibi düşünülse de asıl sağlıklı olan beceri öğretimi şudur;
TOP İLE İLİŞKİYİ OLABİLDİĞİNCE ÇOK SAĞLAYAN, TEKRARA İMKAN VEREN, HAREKETLİ, DEĞİŞKEN OYUN, BÖLÜMLENDİRİLMİŞ OYUN, KURALLI OYUN VE AMAÇLI OYUN UYGULAMALARIDIR.

Yani seviyeye uygun olmak koşulu ile kapalı ve açık becerilerin iç içe geçmiş olarak planlanan öğretim uygulamaları esas çözümdür.
Bu bağlamda "Çeşitlemeler" mükemmel teknik beceri öğretim uygulamaları, "Birleştirmeler" ise mükemmel taktik beceri öğretim uygulamalarıdır.

ÖĞRETME VE ÖĞRENME= EĞİTİM DEMEKTİR.

İKİ KAVRAMDAN OLUŞAN TEK BİR KAVRAM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

Biliyor musunuz hepimiz yaparız bu hatayı.
Örneğin "eğitim-öğretim" lafını genellikle birlikte kullanırız.
Örneğin "eğitim öğretim yılı hayırlı olsun" deriz.
Oysa öğretim; eğitimi kavramı ve bütününün yarısını oluşturan eğitimci ve antrenörün görev, işlev ve sorumluluklarını ifade eder.
Öğrenme ise eğitimin amacını oluşturan diğer yarısıdır. İşin asıl amacı olan öğrenci ya da sporcularda yeni ve doğru kazanımlar ve davranış değişiklikleri oluşması demektir.
Siz ne kadar iyi antrenör ya da iyi öğretici olursanız olun bu iyi bir eğitimci olduğunuz anlamına gelmez.
Çünkü eğitimin diğer yarısı ve asıl işi öğrenmeyi sağlayabilmektir. Eğer öğrenmeyi sağlayamıyor iseniz iyi öğretimci olmanız hiç bir anlam taşımaz.
Peki bu kavramları niye açıklama ihtiyacı duyuyorum?.
Şunun için; İyi eğitimci, iyi antrenör olmak sadece iyi öğreten değil aynı zamanda öğrenmeyi iyi sağlayan kişi demektir.
Siz ne kadar iyi öğrettiğinizi sanırsanız sanın, iyi öğretmenin biricik ölçütü ne kadar ve ne kadar iyi düzeyde öğrenmeyi sağlayıp sağlayamadığınız ile ilgilidir.
O zaman asıl iş ve sonuç öğrenme ile ilgilidir.
Evet... Eğitim öğrenmeyi sağlayabilme işidir.
Futbol altyapı eğitim süreçlerinde sizin çok iyi futbolcu oluşunuz, ya da futbolu çok iyi biliyor oluşunuz veyahutta futbol ile ilgili bir çok öğretim etkinliğini yaptırıyor oluşunuz sizin çok iyi bir eğitici olduğunuzu sağlamaya yetmez.
Bu ürün ile ilgili bir durumdur.
Ürün iyi ise, çiftçi işini iyi yapmıştır.
İyi ve özellikli futbolcu yetişmişse orada altyapı eğitimi iyi demektir.
Çiftçi için yağmur, toprak, ziraat yapma biçimi neyse
Altyapı antrenörü için sağlıklı çocuk, çocuğun düzenli eğitimi ve doğru öğretim uygulamaları o dur.
Unutmamalıyız; doğru öğretim öğrenmeyi sağlar.
Öğrenmenin iyi olduğu durumlar öğretimin iyi olduğu anlamına gelir.
İŞTE BU İKİ OLGUYA EĞİTİM DİYORUZ.

YETİ, YETENEK VE BECERİ NEDİR ? BİRBİRİ İLE İLİŞKİLERİ NELERDİR?



İnsanlar bir davranış yapmaları gerektiğinde bu davranışı nasıl gerçekleştirirler?
Bu davranışlar düşünsel, duygusal ve psikomotor (hareket) davranışlar olarak ayrılırlar ve bunlar örneğin;
Düşünme olabilir
Konuşma olabilir,
Gülme, üzülme, sevinme, hüzünlenme olabilir,
Tutma, atma, koşma, çevirme...yani hareket olabilir.
İnsanlarda bu ve benzeri davranışları yapabilme becerileri doğuştan itibaren var mıdır? Yoksa bu beceriler sonradan mı öğrenilir?
Bunlar doğuştan insanda var olan beceriler değildirler.
Yalnızca anne karnından itibaren genlerine yapabilecekleri kodlanmış olan ama öğrenilen ve geliştirilen becerilerdir.
İnsanda genlere kodlanan şeyler ise YETİ'dir. YETENEĞİN önceli olan ve YETENEĞİ oluşturan özelliklere yeti denir.
Bu durumda çocuklarda geliştirilmesi ve yeteneğe dönüşmesi gereken özelliklere yeti dememiz gerekmektedir. Yetenek değil.
Yeti bir davranışı yapabilme kapasitesi olan yeteneği oluşturan özelliklerdir.
Sonuç olarak insanlar YETİ sahibi olarak doğarlar. Yetenek sahibi olarak değil.
YETİLER uyarılarak, işlenerek, çalıştırılarak yani İŞE koşularak gelişirler ve YETENEĞİ oluştururlar.
YETENEK İSE BİR İŞİ YAPABİLME KAPASİTESİ DEMEKTİR. YETİ BU KAPASİTEYİ OLUŞTURMA ÖZELLİKLERİ DEMEKTİR.
Çocukların yetenekli doğmadıklarını yeteneğin geliştirilebilir olduğunu ancak bunun için yeteneği belirleyen özellikler olan yetiler üzerinde durulması gerektiği açıktır.
Bu arada "futbolda yetenek seçimi" lafı ve uygulamalarının ne kadar yanlış olduğunu da bu vesile ile söylemek gerekir.
Çünkü yetenek seçilmez, geliştirilir. Yapılması gereken yeti seçimi ve daha da doğrusu sağlıklı çocukların yetilerini geliştirerek yeteneğe dönüştürmelerinin sağlanması ve nihai amaç olan hareketleri BECERİ düzeyinde yapmalarını sağlamaktır.
Bazı çocuklar bazı yetileri daha önde olarak doğarlar. Bu olağandır. Ancak genel olarak çocukların hepsinde söz konusu yetiler vardır. Önemli olan bu yetilerin işlenmesi ve bir işi yapabilecek kapasiteye yani yeteneğe ulaşmalarının sağlanmasıdır.
Bazı çocukların yetileri, yani yeteneği oluşturan özellikleri daha çabuk geliştirilebilir. Bu tamamen uygun dönemde uygun deneyimler yaşaması ile ilgilidir.
Temel Altyapı Eğitimleri öncelikli olarak yetileri yüksek çocukları seçmek ve daha da önemlisi söz konusu bu yetileri geliştirme süreci olmalıdır.
Bu anlamda özellikle temel altyapı eğitim süreçleri yetilerin geliştirilerek yeteneğe dönüşmesinin sağlanması süreçleridir.
10-12 yaşlarında iki çocuğun aynı hareketleri aynı beceri düzeyinde yapamıyor oluşları onların farklı yetenekler ile doğdukları anlamına gelmez. Birisinin daha yetenekli oluşu ile ilgili yetilerinin çok gelişmiş olduğu ile açıklanabilir. Dolayısı ile gelişmiş yetilerin meydana getireceği yetenek, söz konusu çocuğun beceri düzeyi daha yüksek hareketleri yapabilme sonucunu doğuracaktır.
Somutlarsak;
temel teknik hareketler; beceridir.
temel teknik hareketleri beceri düzeyinde yapabilme yeterliliği; yetenektir.
temel teknik hareketleri beceri düzeyinde yapabilme yeterliliği olan yeteneği oluşturan özellikler ise yetidir.
Örneğin; Mekan algısı bir yetidir. Mekan algısı sayesinde alanı kullanma yetenektir. Boş alan yaratma veya alanı geniş görme bir beceridir.
O halde çocukları birbiri ile ilintili gelişim özellikleri açısından geliştirmek gerekir.
Çocuklar bu doğrultuda yeti-yetenek ve beceri sarmalında ardışık bir gelişim izleme koşulu ile yaşayarak, yaparak, deneyerek öğrenecekleri eğitim ortamlarına sokmamız gerekmektedir.
İsterseniz yetilere sadece başlık olarak bir bakalım;
*Kinestetik ayrımlama (bedensel algı yolu ile ayırt etme)
*Mekan oryantasyonu
*Karmaşık tepki yetisi (Konuma, duruma göre hareketleri seçme, yenileme v.b)
*Ritm yetisi
*Denge yetisi
Son söz:
Günümüzde üstyapılarda profesyonel bir çok futbolcunun temel teknik becerileri müsabaka içinde hızlı, amaca uygun, çok yönlü ve çok akıcı biçimde uygulayamıyor oluşlarının altında yatan onların taktik becerilerdeki eksikleri kadar teknik becerileri edinme süreçlerinde yaşayamadıkları "yetilerinin yeteneğe dönüşmesi eksiklikler ile" ilgilidir. Ve bu sorunun sonradan giderilmesi ise pek mümkün değildir.

DOĞRU İNSAN YOKTUR DOĞRU DAVRANAN İNSAN VARDIR.

FELSEFİ BİR BAKIŞ AÇISI İLE;
DOĞRU BİLDİĞİMİZ AMA ASLINDA DOĞRU OLMAYAN "MASUM YANLIŞ" NEDİR?
FUTBOL EĞİTİMİ ADINA BU "MASUM YANLIŞTAN" KURTULMAK BİZİM İÇİN NEYİ DEĞİŞTİRİR?

Genel olarak doğru olarak bildiğimiz ama aslında doğru olmayan şeylerden örnek vermek gerekirse;
"Doğru insan", "cömert insan", "iyi insan", "dürüst insan" diye bir şey yoktur.
"Doğru davranan", "cömert davranan", "iyi davranan", "dürüst davranan" insan vardır.
Dolayısı ile eylem ve eylemlerdir aslında iyi veya kötü olan.
Yani insanın kendisi değil, eylemleridir yararlı veya zararlı olarak nitelendirilmesi gereken.
Uzun insan, kısa insan, şişman insan, zayıf insan siyahi insan, beyaz insan olur.
Lakin iyi veya kötü ya da edepli yada edepsiz insan olmaz.
İyi davranış, kötü davranış, edepli ya da edepsiz davranış olur.
Örneğin edepsiz davranan bir insan aynı zamanda edepli da davranabilir. Bu durumda o insana ne diyeceğiz? Dememiz o dur ki; insana değil yaptıklarına bir şey demek gerekir.
Dolayısıyla sıfatlandırılan ya da nitelendirilen şeyler insanın kendisiymiş gibi görünse de, gerçekte insanın gerçekleştirdiği olumlu veya olumsuz ya da yararlı veya yararsız davranışlarıdır.
Hayatı bu şekliyle kavramaya ve yaşamaya başlayan kişiler, başta eğitimciler/antrenörler olmak üzere ne elde ederler? ya da yaptıkları iş niteliği nasıl değişir?


Öncelikle çocukların sadece yaptıklarına yani gerçekleştirdiği davranışlara bakarak bir değerlendirme yapma anlayışı başlar. Yapılmamış ya da yapılmayan davranışlarda dolayı değerlendirme ve yargılama durumu ortadan kalkmış olur. Bu gelişim ve eğitim adına çok büyük önem taşır. Pedagojinin ilk basamağı budur zaten.
Bu durumda çocuklar üzerindeki baskı ve stres algısı azalır. Bu onların sinir kas ilişkilerini olumlu etkiler ve sonuçta beceri standartları yükselir.
Dahası eğitim denen önemli süreci "insanı eğitme" işi olarak görmeyiz. Çünkü insanlar eğitilmez. İnsanların doğru ve yararlı eylem/davranışlarda bulunmasına kılavuzluk edilir.
Çünkü eğitim insanların doğru, yararlı, iyi eylemler yapmasını sağlama işidir.
Eğitim iyi insan, doğru insan, yararlı insan yetiştirme işi değildir.
Doğru insan doğru hareketler yapmaz, doğru hareketler yapan doğru insan olur.
Eğitimi bu paradigma üzerinden inşa edebilirsek, eğitim hem daha kolay, hem daha ekonomik, hem daha az sorunlu bir alan olacak, zaman ve emek daha değerli kullanılmış olacaktır.
İşte bu felsefi anlayıştan yola çıkarak işi futbol eğitimine getirirsek;
İyi futbolcu olmaz. İyi futbol oynayan kişi olur.
İyi futbolcu diye bir şey yoktur, futbolun gereklerini iyi uygulayan kişi vardır.
Bir insan futbolun gereklerini ne kadar çok sayıda ve ne kadar çok üst seviyede yerine getirirse o kadar iyi futbolcu olur.
O zaman odaklanılması gereken şey futbol yeterlilikleri dediğiniz futbolun gereklerini yerine getirebilme eğitimi olmalıdır.
Eğitimci iyi futbolculuğa değil futbolun gereklerini iyi uygulamaya/uygulatmaya odaklanırsa zaman ve emek açısından elde edeceği verim artar.
"İyi futbolcu" eğitimi olmadığı gibi "iyi futbolcu" gözlem ve değerlendirmesi de olmaz. Bunlar uygulayageldiğimiz en büyük yanlışlardandır. Onlarca çocuk ve genç bu yanlış bakış ve yaklaşım yüzünden elenmekte, diskalifiye edilmekte ve dışlanmaktadır.
Futbol eğitimi, futbolun tüm gereklerini (yeterliliklerini) yerine getirebilme yani futbol oyununun gereklerini iyi uygulamayı sağlama eğitimidir.
Futbolculuk da bir meslek alanı gibi YETERLİLİK ve o yeterliliklere ulaşma meselesidir. Özellikle altyapı antrenörlerinin işi FUTBOLCU YETERLİLİKLERİ oluşturmak olmalıdır.
Sonuç olarak "iyi futbolcu" yetiştirme peşinde olmak bizi iyi antrenör ve iyi eğitimci yapmaz. Bizi iyi eğitimci ve iyi antrenör yapacak olan şey iyi futbolculuk için gerekenleri geliştirmek peşinde olmaktır.
Türkiye'deki altyapıların en büyük problemlerinden birisi de işte bu nedenle "eğitim modeli" sorunudur.
Biz buna "tam öğrenme modeli"diyoruz.

8 Şub 2015

Türkiyede Oynanan Futbolun Sorunu Müsabaka İçindeki Koşu Mesafesi Yetersizliği midir?




Eğer üstyapılarda oynanan Türkiye futbolunun temel sorununu ya da eksikliğini bir müsabakadaki koşu mesafesini yetersizliğine bağlarsanız, sorunun çözümünü de bulmuşsunuz demektir.

Bu durumda geriye hiç bir dert ve sorun kalmaz. Dertler de, sorunlar da bitmiş olur. Futbolunuzu uluslararası arenada üst düzeylere taşıyıverirsiniz...
Lakin durum hiç de öyle değildir.

Son günlerde başta Türkiye Futbol Direktörü olmak üzere bazı teknik adamlardan ısrarla ve bu konuyla ilgili ifadele duymaktayız.

Somut olarak söylenen şudur; Türkiye'de oynanan maçlarda futbolcuların maç süresince kat ettikleri mesafe, Avrupalı oyuncuların çok gerisindeymiş. Dolayısıyla bu sorunun giderilmesi Türk futbolu açısından çok önemli ve gerekliymiş. Bunun çözümlenmesi gerekirmiş.

EĞER GERÇEKTEN TÜRK FUTBOLUNUN SORUNU BUYSA BUNUN ÇÖZÜMÜ ÇOK KOLAYDIR.

Oyuncuların kısa, orta ve uzun mesafe ile ilgili koşu dayanıklılıklarını ÜST DÜZEYE ÇIKARACAK atletik kondisyon antrenmanlarına ağırlık verirsiniz, futbolcular da bir müsabaka süresi içinde 12-15 km. mesafe kat edecek düzeye ulaşırlar.

Bu çözümlenmeyecek bir sorun değildir. Evet koşu mesafesi azlığı önemli bir dezavantaj yaratabilir, ama sizin oynadığınız futbolun temposu, ritme, pozisyon üretkenliği çok koşmayı gerektiren bir teknik ve taktik zenginliğe sahip değilse, futbolcuyu müsabaka boyunca 20 km. koşacak seviyeye çıkarmanız ne kadar anlamlı ve gereklidir?

Benim bir eğitimci olarak endişem;
Çok doğru olmayan bu teşhisin ve tespitin altyapılara yönelik eğitim boyutu açısından vahim sonuçları olacağına ilişkindir.
Eğer Türk Futboluna ilişkin böyle bir teşhiste bulunursanız, birileri de durumdan vazife çıkararak, futbolda altyapı eğitimlerinin bütün içeriklerini atletik kondisyon antrenmanları ile doldururlar. İşte o zaman zaten sorunlu olan TEMEL VE GELİŞİM ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİ daha da içinden çıkılmaz eğitim yanlışları ve hataları ile dolar taşar.

Evet, elbette futbol oyununda ve müsabakalarında koşu mesafesi önemlidir. Koşu mesafesinin yüksek oluşunun bir avantaj sağlaması için, koşmanın gerekli olduğu futbol oyun sistemleri ve taktikleri ile örtüşen bir oyun anlayışının ve uygulamanız olmalıdır. Tek başına koşu mesafesi asla bir anlam ifade etmez.

Tıpkı kendi yarı alanında veya rakip pres yapmıyor halde topa sahip olma yüzdesinin yüksek oluşunun, oyun içindeki üretkenlik ve yaratıcılık açısından bir anlam ifade etmiyor oluşu gibi.

Koşu mesafesi amaçlı altyapı eğitim çalışmaları top ile ilişkili becerileri gelişmemiş, oyun yaratıcılıkları yetersiz ve dahası sağlık sorunları oluşturma olasılığı yüksek çalışmalardır. Şiddetle kaçınılması gerekir. Altyapılarda dayanıklılık çalışmalarında biyolojik anlamda kritik dönemlerin dikkate alındığı top kullanımı ile ilişkilendirilmiş
uygulamalardan oluşması gerektiği en önemli konulardandır.

Üstyapılarda ise koşu mesafesi yetersizliği daha çok topsuz oyunlarda ve özellikle oyun sisteminin gerektirdiği taktik davranışların maç boyunca sürdürülemeyişi ile ilgilidir.
Örneğin Topun sol tarafta oynandığı ve atağa geçilmiş bir sırada saha içinde görülmeyen bölgelerde taktik gereği ileriye ve değişik açılara koşu yapan oyuncuları izlediğinizde veya top kazanıldığında ve kaybedildiğindeki geçişlerde oyuncuların olması gerektiği yerlerde olmayışları iyi analiz edildiğinde koşu mesafesinin neden ve niçin problem olduğu ortaya çıkar. Bizdeki sorun taktiğin gerektirdiği davranışları takım halinde gerçekleştiremiyor oluşumuz ile ilgilidir daha çok. Ve en az bu kadar önemli diğer sorun da hızlı, hareketli ve mesafe almayı gerektiren tempolu oyunlarda top kullanma becerilerinin düşüyor olmasıdır.

Bunun temel nedeni atletik kondisyon değil, maç tekniği becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır.

Bu ülkede on yıllardır kondisyon çalışmaları taktik çalışmalar ile birleştirilememiştir. Hala da AĞIRLIKLI olarak bu iş böyledir.
Altyapılarda aynı anda teknik, taktik ve kondisyon eğitim uygulamaları, üstyapılarda ise aynı anda teknik, taktik ve amaçlı kondisyon antrenmanlarını gerçekleştirecek bir formasyona ve beceriye sahip değiliz.

Bu konuda "teknik adamlık becerileri" de yeterince oluşturamamış durumdadır. ülkedir.

FUTBOL TOP İLE OYNANAN, TOP İLE İLİŞKİLİ BECERİLERDE İYİ OLUNMASI GEREKEN, BİR SONRAKİ POZİSYONUN ÖNCELLENEREK ONA GÖRE DAVRANILMASI GEREKEN VE TÜM BU GEREKENLER İÇİN DURMADAN YER DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BİR OYUNDUR.

Bu basit gerçeği kavrayıp, böylesi bir oyun karakterini altyapılardan başlayarak üstyapılara taşıyamazsak, üstyapılardaki maçlara bakarak Türk futbolundaki sorunun maç içindeki kat edilen mesafe noksanlığına bağlarız ki; bu futboldaki sorunlarımız için çok büyük bir yanılgı olur.

17 Oca 2015

TÜRKİYE FUTBOL ALTYAPI DİREKTÖRLÜĞÜ

HERKESİN HEMFİKİR OLDUĞU ALTYAPI MESELESİ VE
TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONUNA SOMUT BİR ÖNERİ:
"TÜRKİYE FUTBOL ALTYAPI DİREKTÖRLÜĞÜ"...

Türkiye'de Futbolun düzeyi ve geleceğine ilişkin temel sorunun karar verilmiş bir futbol ekolünün kurgulanamamış olması ve ilişkili olarak da nitelikli oyuncular yetiştirilmesi ile ilgili olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir.
Buradan hareketle karar verilmiş olunan belli bir futbol ekolünüzün sizi yönlendireceği, temel becerilerin ve temel davranış biçimlerinin altyapılardan itibaren pedagojik koşullara ve ilkelere uygun olarak gerçekleşeceği eğitim süreci kaçınılmaz olarak “futbolda altyapı meselesini” gündeme getirmektedir.
Önce iki saptama yapmalıyız;
1. Türkiye'de futbol altyapılar var mı?
EVET... VAR.
2. Türkiye'de futbol altyapılarında yer alan ve almaya çalışan çocuk ve genç sayısında bir sıkıntı var mı?
HAYIR... YOK.
Hem altyapılarınız olacak hem de istemediğiniz kadar talep olacak ama nitelikli oyuncu yetiştiremeyerek başarılı olamayacaksınız.
(Bu arada İstanbul'da ocak ayı içinde gerçekleştirilen antrenör gelişim seminerinde konuşma yapan Fatih Terim'in nitelikli oyuncu yetiştirilemiyor oluşu ve altyapılar konusunda kendisini nasıl da suçsuz, günahsız bir yere oturtmuş olduğunu da bir kez daha gördük. Bu adam kendisini konumlandırma, sürdürme ve gündemde tutma konusunda tam bir ikiyüzlü tutum ve davranış içinde).
Bu tartışmasız iki saptamadan(analizden) sonra bu saptamalara bağlı olarak yapılacak teşhis (değerlendirme)şunlardır;
TÜRKİYE FUTBOL ALTYAPILARI
1. Kurumsallaşmamış olabilirler.
2. İşlevsel hale getirilmemiş olabilirler.
3. Eğitim formasyonları ve uygulamaları sorunludur.
Tez şudur; Altyapılarınız ve talep eden çocuklarınız varsa, ya altyapılarınız sorunludur, ya işlevsel değildir, ya eğitim amaçları ve süreçleri sağlıksızıdır ya da hepsi birden sorunludur.
İşte tüm bu işler ve sorunlar için Türkiye Futbol Federasyonuna önerimiz şudur;
"TÜRKİYE FUTBOL ALTYAPI DİREKTÖRLÜĞÜ” sisteminin kurulup bu sistemin sistematik hale getirilerek işletilmesine ve işlevleştirilmesi ve doğrudan Federasyon başkanına bağlı olarak kurumsallaştırılmasıdır.
Ancak bu birim belirli yetki ve sorumlulukları olan bir birim olmalı, bazı kişiler kadro açmak ve onları istihdam etmek amaçlı kullanılmamalı, tamamen çocuk ve genç futbolunun gelişimi ve eğitimi ve yönetimi konularında emek harcamış kişilerden oluşmalıdır.
Genel çerçevesi ile;
*altyapı antrenörlüğü özlük hakları
*altyapı eğitimi müfredatları ve ölçme değerlendirme
*altyapı tesis, araç ve gereçleri
* federasyon ve kulüpler altyapı işbirliği
Konularında projelerin yürütülmesinde, yaptırımlar koymak ve denetlemek konularında tam yetkili kılınmalıdır.
Not: Federasyonun içinde yer alan FGD (Futbol Gelişim Direktörlüğü) futbolda arzu edilen dönüşümü ve reformları gerçekleştirme konusunda işlevsel değildir. Başlı başına bir çalışma alanı olması yanında esas çalışma alanı ALTYAPI olan ve yetkilendirilmiş bir birime mutlaka ihtiyaç vardır.

4 Oca 2015

FUTBOLDA İNFORMAL VE FORMAL ALTYAPI EĞİTİMİ NEDİR?





Formal eğitim bilindiği üzere belli bir programı, zamanı, mekanı ve eğitim veren ile alan ilişkisinin düzenlenmesine dayalı sistematik eğitim ifade eder.

Bu anlamda kulüplerin altyapı eğitimleri (eksikler ve sorunlar olsa dahi) formal eğitim olarak değerlendirilir.

İnformal eğitim ise yeri, zamanı, programı olmayan, eğitim veren ile alan ilişkisinin kurulmadığı rastgele ancak her yerde her zaman kişinin kendi isteği ve ihtiyacını gidermek amacıyla özgür iradesine dayalı olarak gerçekleştirdiği etkinliklere dayalı eğitimdir.

Sanıldığı gibi bir ülkenin ve bir toplumun bir çok alanda olduğu gibi özellikle spor alanında uluslar arası boyutta belli bir düzeye gelmek için sadece formal eğitim yeterli değildir.

Neden?

Çünkü formal eğitim (okullar, kulüpler) herkese aynı ölçüde, farklı gelişim özelliklerine uygun olarak eğitim verebilme sistematiğine sahip olamazlar. Çünkü işleyen bir süreç söz konusudur. Daha da önemlisi her çocuğun o an için istekli olup olmadığı gibi bir durumu dikkate almaz, alamaz.

Oysa informal eğitim çocuğun kendi düzeyi ve isteği doğrultusunda katıldığı etkinlikler demektir. Bir çok çocuk informal eğitimde daha verimli olurlar. Çünkü hem kendi biyoritmlerine uygun davranabilme şansına sahiptirler hem de başarısız olma gibi bir değerlendirme baskısı altında olmadıkları için daha üretken ve yaratıcı olabilirler.

İnformal eğitimin öne çıkan dezavantajı kılavuz yani öğretmen ya da antrenörün olmamasıdır. Ama buna karşın çocukların gördüklerini deneme, sınama ve tekrar etme özgürlükleri sınırsızdır. Taklit etme fırsatları boldur. Onun içindir ki; sokak futbolu, mahalle arası futbol, teneffüslerde futbol çok daha keyif vericidir çocuklar için.

Pratik alanda bu nasıl sağlanır?
Yerleşim alanlarına açık, girilebilir ve çok sayıda oyun alanı yaparak gerçekleşir. Hiç bir şey yapılmasa dahi oyun oynamaya uygun boş alanlar bırakarak gerçekleşir. Aslında bu kadar basittir yapılması gereken şey.

Bir ülkenin sporu, bir ülkenin futbolu sadece formal eğitim dediğimiz kulüplerin altyapı eğitimleri ile geliştirilemez.
Aslında sporda, özellikle de futbolda informal eğitim formal eğitimin ön ve arka bahçeleridir. Buralarda artık daha farklı şeyler peşinde olan, yaşdaşlarına oranla öne geçmiş çocukların formal eğitime yönelir veya yönlendirilirler.

Oysa Türkiye'de kulüpler çoğu zaman informal eğitimi de yürütmek durumunda kalmaktadırlar, çünkü çocukların kulüp düzeyine gelip bir altyapı kurumunda yer alacak denli farklı olabilmeleri ve kendilerinin farkına vararak kulüplere yönelmeleri öncelikle onların kolay ulaşabilecekleri oyun alanları ve semt sahalarında kendi kendilerine oyunlar oynamalarından sonra gerçekleşmelidir.

Uluslararası düzeyde başarılı ülkelerde durum budur. Abartısız her mahalledeki küçüklü, büyüklü spor alanları ve futbol oyun alanlarının varlığı informal eğitimin olmazsa olmaz koşuludur.
Kulüp altyapılarının hareket becerileri daha önde olan çocuk arayışlarının kaynağı oyun bahçeleri, oyun alanları, mahalle ve semt sahalarıdır.

Her zaman ve herkese açık ve kolay ulaşılabilen oyun alanları informal eğitimi olağan üstü boyutlara taşır. Bunun yansımaları formal eğitimde kendini hissettirir. Çünkü formal spor/futbol eğitimine gelenlerin bir amacı ve farklılığı söz konusudur.

Bundan sonrası ise altyapı eğitiminin sistematiğini ve bilimsel temellerini iyi oluşturabilmek ve sürekliliği sağlayacak bir modeli uygulayabilmektir.





















17 Ara 2014

ÇOCUKLAR YARIŞMAK İÇİN OYUN OYNAMAMALIDIRLAR.



"ÇOCUKLAR OYUN OYNARKEN YARIŞABİLİRLER
AMA
ASLA YARIŞMAK İÇİN OYUN OYNAMAMALIDIRLAR"

Oyunun kendi doğası içindeki yarışma eğlenceyi de beraberinde getirir.
Fakat;
Yarışma için oynanan oyunlarda yenmek ve yenilmemek duygu ve düşüncesi ister istemez ön plana çıkar ve yenmenin biricik amaç olduğu oyunlarda mutlaka bir kazanan bir de kaybeden vardır.
Oysa oyunun kendi karakteri ve doğası gereği söz konusu yarışmada ise yenmek de yenilmek de sadece bir eğlence meselesidir. Yenmiş olan kazanmış, yenilmiş olan da kaybetmiş olmaz.

Örneğin elin sende oyununda kazanan ve kaybeden var mıdır?
Ya da iki taştan kale yapılıp 30-40 metrekarelik alanlarda yapılan futbol oyunlarında kazananlar ve kaybedenler söz konusu mudur?

Oyunun kendi doğasına müdahale edildiği ve kazanma ve kaybetmeme üzerine inşa edilen oyunlarda, özellikle de futbolda her iki taraf için oyunlar olması gerektiği gibi eğlenceli değildir asla. Çünkü oyun gitmiş sadece futbol kalmıştır. Oysa futbol bir oyundur ve oyunlar eğlencelidir. Oyunlardan eğlenmeyi çıkardığınız an öğrenme de, yaratıcılık da, karşıdakine sevgiyi de ortadan kaldırmış olursunuz.

Özellikle kaybedenler için oyun artık bir oyun değil, bir daha ki sefere kaybetmemek için her şeyi yapması gereken bir "ölüm kalım" meselesi haline gelir ki; şimdiki altyapı eğitimlerinin içler acısı durumu da budur.

Çocuklar oyunun kendi doğası ve karakteri içinde varsa yarışsınlar, ama kazanmak ve kaybetmemek için asla oyun oynamasınlar. Oyunlar çocukların kazanması ya da kaybetmemesi üzerine üretilmiş etkinlikler değildir.

Oyunun olmazsa olmaz birinci koşulu eğlenmektir.
İkincisi herkesin rol alıyor olmasıdır.
Üçüncüsü seviyeye uygun olmasıdır.
Ve dördüncüsü sürecin ve sonucun önceden asla kestirilemeyecek olmasıdır.

Unutmamalıyız ki; Her şeyin bir zamanı, her şeyin bir kararı vardır.
Acımasızlık, hoyratlık "çocukları çelikleştirmez" sadece duygusuzlaştırır.
Oysa her oyun biraz da duyguyla oynanır, duygu ile güzelleşir ve duygu ile gelişir.

Yaratıcılık bir duygu işidir çünkü...

AYNŞTAYN'DAN (EINSTEIN) EĞİTİMİN FELSEFESİ ÜZERİNE KISA BİR YAZI



BU YAZIDAN YOLA ÇIKARAK ALTYAPI EĞİTİMİ ÜZERİNE BİR İLİŞKİLENDİRME


Birçokları Darwin'in yaşama savaşı teorisini ve ona bağlanan ayıklanmaya dayanarak yarışmacı eğitimi destekliyorlar. Ama doğru değildir bu görüş; çünkü insan yaşama savaşındaki gücünü toplum halinde yaşayan bir canlı varlık olmasına borçludur. Bir karınca yuvasında nasıl tek tek karıncaların birbiriyle savaşması, yaşamaları için zorunlu değilse, insan toplumunda da teklerin yaşamak için birbiriyle savaşmaları şart değildir.

Yaşamanın amacı kaba anlamıyla başarı olduğu inancını gençlere aşılatmaktan sakınmalıyız. Çünkü başarı kazanan bir insan başkalarından büyük pay alır ve bu pay çok kez onlara gördüğü hizmetin karşılığını kat kat aşar. Bir insanın değeri verdiğiyle ölçülür, alabileceğiyle değil.

Okulda ve hayatta çalışmanın en önemli motivasyonu çalışma zevki, yaptığını görme sevinci ve alınan sonucun toplum için değerini bilmedir. Gençlerde bu ruh güçlerini uyandırmak ve artırmak okulun başlıca işidir. Yalnız böylesi bir psikoloji temeline dayanarak insanlığın en yüce değerlerine ulaşma isteği ve sevinci yaratılabilir:
O değerler de bilgi ve sanattır.

Önemli olan çocuğun oyun eğilimini, doğal olan kendini gösterme isteğini geliştirmek ve onu toplumun bütün iş alanlarına götürmektir. Böyle bir eğitimin temeli, sonu başarıya ve değerin bilinmesine varan bir çalışma isteğidir. Okul bu temele dayanıp çalışmayı başarırsa yeni kuşaklar ona büyük saygı gösterecekler ve okulun verdiği ödevleri bir çeşit armağan sayacaklardır. Ben okul zamanını tatil günlerinden daha çok seven çocuklar tanıdım.

Böylesi bir okul, öğretmenden kendi alanında bir çeşit sanatçı olmasını ister. Okulda bir havanın esmesi için ne yapılabilir? Bunun evrensel yolunu bulmak insanın hiç hasta olmamasına çare bulmak kadar zordur. Ama bu zorunlu koşulları bulmak mümkündür. İlk olarak, öğretmenlerin böylesi bir okulda yetişmiş olmaları gerekir. İkinci olarak, öğretmene öğreteceği şeyleri ve öğretme yollarını seçmekte büyük bir özgürlük verilmelidir. Çünkü zorlama ve dış baskı öğretmenin de iş görme sevincini öldürür...

AYNŞTAYN' IN EĞİTİM FELSEFESİNDEN HAREKETLE
FUTBOLDA TEMEL ALTYAPI EĞİTİMİ

1. Futbol ve diğer tüm spor dallarına ilişkin temel altyapı eğitimlerine "Başarılı olanlar kalır, başarısız olanlar gider, kazananlar kalır kaybedenler gider" diye bir algı yaratarak işe başlarsak, bir çok çocuğu daha işin başında kaybederiz. Çünkü başarısız olma korkusu ile kaybeden olma stresi çocuklarda öğrenme isteğini ve çalışma şevkini yok eder.

2. Hayatın doğal bir işleyişi ve canlıların doğal bir gelişim düzeyleri vardır. Doğal işleyişte herkes için herkese göre bir yaşam ve bir iş vardır. Dolayısı ile herkes birbirini tamamlayan olmalıdır. Çocuklar birbirlerini tamamlayan olduklarını hissettikleri an paylaşmayı daha kolay öğrenirler.

3. Beraber olmak tek olmaktan her zaman daha iyi ve daha doğal bir durumdur. Dolayısı ile "en güçlü olmak" insanı mutlu kılmaya yetmez. Ama birlikte olunursa çok güçlü olmaya da, çok güçlü olmak için yaşamaya da gerek kalmayacağı için hayat daha güzel olacaktır. "Ben" yerine "Biz" duygusu ve anlayışının benimsenmesi tek olarak yapılan işin beraber olarak yapılan işten daha değerli ve önemli olmayacağı eğitim ortamları ile sağlanır.

4. Çocuklar elbette aynı olmayacaklardır. Ama bu onların kendilerini giderek daha da geliştirebilecekleri inancını ve özgüvenini yitirmelerine engel olacak bir ayrımcılığa tabi tutulmalarını gerektirmez.
Önemli olan herkesin görevini yapabilecek sorumluluğu taşıyor olmasını sağlamak ve görev yapıyor olmaktan keyif alma duygusunu kaybetmelerine asla izin vermemektir.

5. Temel altyapı eğitim süreçlerinde ilerde kimin daha iyi olacağı hiç belli olmaz. Dahası kimin daha iyi olacağı ile ilgili bir algı temel altyapı eğitiminin işi olmaz.

6. Futbolda devamlı yarışarak ve kazanma peşinde koşarak en iyi olmak hayatı zorlaştırır. Oysa futbolda sürekli daha iyi olmaya çalışarak ve daha yararlı olmayı düşünerek yaşamak insanı daha mutlu kılar.

ÖZETLE: REKABET SANILDIĞI KADAR GELİŞTİRİCİ DEĞİLDİR. VE ASIL OLARAK DA DOĞAL VE İNSANİ DEĞİLDİR. ÇATIŞMADA KAZANAN TEK KAYBEDEN ÇOKTUR. BİRLİKTE KAZANAN ÇOKTUR, KAYBEDENSE YOKTUR.

17 Kas 2014

TÜRKİYE'DE FUTBOL VE FUTBOLDA EKOL 2



Türkiye'de kulüpler ve doğal olarak Milli Takım düzeyinde oynanan futbolun "Türk Futbolu" olarak nitelendirilebilecek bir kalitede olmadığı gerçeğini kabul etmemiz gerekir.
Yazılı ve görsel basında kullanılagelen "Türk Futbolu" nitelemesi daha çok Türkiye'de oynanan futbol anlamında değerlendirilmeli ve algılanmalıdır.
Aksi durum sıkça kullanılan bu ifadenin bir futbol ekolüne sahip olduğumuz anlamına gelir ki, doğru bir ifade olmadığı gibi kendimizi aldatan bir sonuca da neden olabilir.
Türkiye'de oynanan futbolun "Türk Futbolu" nitelemesini hak edecek yani bir ekol olarak değerlendirilebilecek bir düzeye gelmesi için,
* Uluslar arası platformlarda kabul gören ve kendine özgü bir futbol özelliğini ortaya koyabilen
* Ve bunu her zaman ve koşulda sürdürebilen düzeyde bir futbol kalitesine sahip olması gerekir.
Bir ülkede birçok konuda ekol olabilmenin temel koşulu taklit etmeden gelişmelerden haberdar olmaktır. Bu futbolda da böyledir.
Futbolu temel standartlarda ve temel gereklerde başkaları gibi oynamak koşulunu yerine getirirken asla onlar gibi oynamaya çalışmamak ekol olmanın felsefi ön koşuludur.
Alman futbolunun disiplin ve sorumluluk ilkesi onların ekol olmasındaki en önemli milli unsurudur. Ama Alman futbolu sadece disiplin ve sorumluluk duygusundan ibaret değildir. Almanlar her şeyden önce evrensel futbolun teknik, taktik ve kondisyonel tüm gereklerini yerine getirirlerken ulusal tipolojilerine ve değerlerine uygun (sentezleyerek) ortaya özgün bir futbol anlayışı koyabilmişlerdir.
Brezilya olsun, Afrika ülkeleri olsun bugün ekol olarak nitelendirilen düzeyde futbol oynayanların hepsi futbolu kendileri gibi oynayarak ama yerelde kalmayacak kadar çalışarak başarmışlardır.
Bizim ekolümüz aslında bellidir. Çünkü bizim değerlerimiz, tipololjimiz bellidir.
Bizde hem ağır oyun, hem hızlı oyun, hem güce dayalı oyun hem de ritmik oynanan oyunlar vardır.
İklim açısından bakıldığında bizde güneşi de yağmuru da olan dört mevsim vardır.
Coğrafyamız tek düze değil olağanüstü çeşitlilik arz eder. Düz arazimiz kadar engebeli arazimiz de vardır.
Biz hem çok sabırlı hem de tez canlıyızdır.
Tek kale maçlar çocukluğumuzun olmazsa olmazlarındandır.
Üç korner bir penaltı bizde, atan galip yine bizdedir.
Velhasıl topla dans edenimizde vardır, top geçirip adam geçirmeyenimiz de...
Kafasına top değmeden sezon boyunca oynayabilecek kadar vazgeçilmezlerimiz de vardır, sadece kafası ile oynayıp sahada yürüyerek yıldız olanımız da...
İşte tüm bunlar ve daha başkaları bizim "futbol ekolü" olma yolunda yapılması gereken model arayışlarımıza malzeme olacak argümanlardır.
Bizim olası futbol ekolümüz; ne tam liberal, ne de tam devletçi misali ne tam ferdi ne de tam kolektif olabilir.
Bizim olası futbol ekolümüz büyük bir olasılıkla savunması sağlam ve sade, orta sahası kuvvetli, kalabalık ve karma yetenekli, forveti ise duruma göre bol yedekli bir oyun anlayışını temel alan, bazen çok hızlı bazen çok sabırlı ama gerektiğinde yaratıcı bir oyun anlayışını pek ala geliştirerek bir ekol oluşturabilir. Tek eksiğimiz üretkenlik yani oyun içinde varyasyon zenginliğidir ki, hıza ve baskı altında teknik öğretime dayalı alt yapı eğitimi ile bu da çözümlenebilir.
Teşbihte hata olmaz, bizim olası ekolümüz biraz İspanya biraz İtalya karışımıdır. Ama ne İspanya'dır ne de İtalya.
Toplumsal ve bireysel kültür yapımız, hayatı algılayışımızdaki kafa yapısı yani düşünsel, sosyal ve duygusal özelliklerimiz yanında bedensel uygunluğumuz bizim Latin veya orta ve kuzey Avrupa futbolu oynamamıza asla izin vermez.
Bundan sonrası zaman işidir. Bundan sonrası temel eğitimdir. Karar verilen modele uygun futbolcu yetiştirme bu işin başlangıcıdır. Ancak bu topyekûn bir kalkışmayı gerektiren, popüler olma isteğinden uzak, tamamen insan yatırımına dayalı ileri görüşlülükle gerçekleşebilecek bir devrimdir.
Bu süreç için önemli unsur altyapı eğitmenleridir. Altyapı eğitmenliği üstyapıya geçiş için kullanılan bir basamak olmaktan çıkarılmalıdır. Altyapı eğitmeni olmak üstyapı çalıştırıcısı olmaktan daha zor ve daha değerli olmalıdır. Bu ise altyapı eğitmenlerinin önemli ve değerli olmalarıyla mümkündür. Altyapı eğitmenlerinin önemli olmaları onlara sağlanacak yetki sorumluluk ve maaş ile ilgilidir. Altyapı eğitmenleri aynı zamanda değerli olmalıdırlar. Bu da onların yeterliliği ve üretkenliği ile ilgilidir. Değerli olmayan hiç kimse önemli de olmamalıdır.
Altyapı eğitmenleri yeterliliği sadece teoriye dayalı kişilerden ya da futbolu bırakmış eski profesyonellerden değil, öncelikle gelişim ve eğitim psikolojisini bilen ve bunları kullanabilen kişilerden oluşmalıdır. Futbol temel eğitiminin gerektirdiği bilgi beceri ile karar verilen modele uygun planlama ve değerlendirme yeterliliği altyapı eğitimcilerinden aranan mesleki özellikler olmalıdır.
Diğer bir unsur da ülke futbolunun nüvelerini oluşturan kulüplerin söz konusu modele uygun futbolu benimsemeye başlamalarıdır. Aksi takdirde sadece temel eğitime dayalı süreç, futbol ekolü yaratmada istenilen sonucu doğurmayacaktır.
Futbol ekolü milli takımlarda yaratılacak bir düzey değil milli takımlara yansıyacak bir düzeydir. Futbol ekolü tabanın uygunluğu ve katılımına bağlı olarak, üst yönetimin hedefe yönelik kararlılığı ve desteği ile yaratılabilecek bir emek ürünüdür.
Her geçen gün yitirilmekte olan zamandır. Çünkü futbolda ekol olmanın "gayrı safi milli hâsıla" ile de çok fazla bir ilgisi yoktur. Türkiye'nin futbolunu yönetenlerin öncelikle bir futbol ekolü olmayı istemeleri gerekir. Bunun için gereken yönetim örgütlenmesini kullanarak bu örgütleri işin ehli, samimi ve emekten yana hedefe odaklanmış vasıflı insanlar aracılığı ile harekete geçirmek ikinci önemli adımdır.

TÜRKİYE'DE FUTBOL VE FUTBOLDA EKOL 1


Türk futbolu zaman zaman elde edilen başarılara rağmen başarılı diye tanımlanabilecek bir düzeyde değildir.
Çünkü uluslar arası ölçekte başarı ölçütlerinden birisi istikrar yani devamlılıktır.
Devamlılık dediğimiz olgu; oynanan futbolun belli bir kalitede sürdürülebilirliğidir. Oynanan futbol kalitesi ise, uluslararası arenada varlığınızı kabul ettirebilecek ölçüde bir futbol demektir.
Kısaca uluslararası arenada kendinizi kabul ettirebilecek standartta bir futbol ile, bu futbolu sürdürebilme koşulları bir araya geldiğinde BAŞARILI FUTBOL'dan söz edilebilir.
Bunun dışında kalan başarılar ise "başarılı futbol müsabakaları" anlamına gelir ki, bir ulusun futboldaki başarısını gösteren önemli ölçütlerden birisi değildir.
O halde "başarılı futbol"un temel koşulları açısından baktığımızda iki temel koşulun aynı anda yerine getirilmesi gerekir.
Buna spor literatüründa EKOL denir. Ekol; "okul" anlamına gelen herhangi bir iş veya alanda kabul edilmek zorunda kalınmış "kendine has" olmak anlamı taşır. Bir çok ülke bir çok alanda ekol olmuştur. Yani her hangi bir alanda kendini kabul ettirecek kadar kaliteli olmuştur.
Türk Futboluna ekol açısından bakıldığında ekol olmak için gereken koşulları yerine getirmekten çok uzakta olduğumuz açıkça ortaya çıkmaktadır. Çünkü uluslararası ölçekte gerek kulüp, gerekse mili takımlar düzeyinde kendimizi kabul ettirecek kalitede ve bu kaliteyi sürdürebilir bir futbola ulaşamadığımız görülür.
Almanya, İtalya, Fransa, Danimarka, İngiltere, Hollanda, Arjantin, Brezilya ve daha onlarca "futbolda ekol" örneklerine bir de bu açıdan bakmakta yarar vardır. Afrika futbolu, Latin Amerika futbolu ya da Avrupa futbolu diyebileceğimiz kıta ekollerine de yine iki temel koşul açısından bakmakta yarar vardır.
Anlık ya da süreli başarılar ya tesadüftür ya da karşı tarafın zayıflığı ile ilgilidir. Ya da o anki şartlarla gelen göreceli başarılardır. Sizi ekol yapmaya asla yetmez. Türk Milli futbol takımımızın bazı başarıları onu nasıl ekol yapmaya yetmiyorsa, İngiltere milli futbol takımının bazı yenilgileri ve dünya kupalarındaki bazı başarısızlıkları onların ekol olmasını engelleyemiyor.
Kulüpler düzeyinden başlayarak, milli takıma yansıyan bir futbol ekolü oluşturmak kolaydır...Ancak emek ister...Bir de uzunca bir süreç...Ve elbette uzak hedefleri olan bir yönetim anlayışı ve organizasyon.
Bu ülke bu süreyi bir çok insana tanımıştır. Ama o insanlar popüler kültür ve anlayışı ile endüstriyel futbol gereklerinin esiri olmuşlar, çok paralar kazanmışlar ama Türk Futboluna ekol olma yolunda bir şey verememişlerdir. Çünkü ekol olmak için emek sarfetmemişler, elinde bulundurdukları gücü sadece maç ya da maçlar kazanmak üzere harcamışlardır.
"Futbol ekolü " kavramı ile Derval, Feldkamp, Piontek gibi isimler yan yana gelince ortaya çıkan ilişki neden örneğin Fatih Terim deyince ortaya çıkmıyor?
Türk Futbol Yönetimi öncelikle bir futbol anlayışı ve modeli üzerine karar vermelidir. Futbolun uluslararası standarlarına uygun ancak ulusal koşullara göre sentezlenmiş bir "futbol oynama" kültürü oluşturmak zorundayız.
Bunun için öncelikle insan tipimize ve özelliklerimize bakmak bir ön koşuldur. Folklorumuz bu iş için iyi analiz edilmelidir.
Ve elbette futbolda altyapı eğitimi...
Türkiye tüm kulüpler ve federasyon ölçeğinde karar verdiği bir futbol ekolüne altyapı eğitiminden başlamak zorundadır.





2 Kas 2014

FUTBOLDA ALTYAPIYA BAKIŞ AÇISI VE ALTYAPI PARADİGMASI DEĞİŞMELİDİR...


Altyapıların başarı ölçütleri ilgili olan herkesin bildiği ve söylediği şekliyle bellidir.
1. Üstyapıya oyuncu yetiştirmek,
2. Daha da önemlisi ulusal ve uluslararası düzeyde oyuncu yetiştirmek,
3. Özel oyuncular yetiştirebilmek.

Ancak unutulmamalıdır ki, bu ölçütleri geçerli kılacak olan şey üstyapılardır.
Çünkü; üstyapınızın altyapıdan yoksun ya da ilgisiz olması altyapının amaçsızlığı ve yöntemsizliği sonucunu doğurur. Bu doğal olarak altyapınızı başarısız kılar.
İlgili olan herkes üstyapılardaki başarısızlığa bakarak yaptığı değerlendirmelerde altyapıların başarısızlığından söz ediyor, bu sadece göreceli olarak doğru bir değerlendirmedir. Futbol ile ilgili çoğu insan üstyapıların altyapılara ilişkin olarak bir başarı ölçütünden söz etmiyor. Oysa üstyapıların altyapıya ilişkin olarak başarılı olup olmadıkları meselesi asıl meseledir.
Üstyapılara ilişkin başarı ölçütü açısından doğru değerlendirme; Üstyapıların altyapıdan gelen oyuncularına ne oranda yer verip vermediği ile ilgili olan değerlendirmedir. Üstyapılar altyapılardan gelenlere yer vermiyorsa bu altyapıların başarısızlığından ziyade üstyapıların altyapıya ilişkin başarısızlığının bir göstergesidir.
Üstyapının bir oyun anlayışı, bir ekolü ve bir modeli yoksa altyapıdan nasıl bir oyuncu gelmesi gerektiğine ilişkin bir yapılanma ve işleyiş sistematik olarak mümkün değildir.
Bu sorun aslında Türkiye'nin futbol sorununun esas nedenidir.
Bir binanın temelinin niteliği o binanın niteliğini belirlemez, sadece sağlamlığını belirler. Binanın kendisi temelin nasıl olacağını belirler. Bina üç katlı ise temelin niteliği başka, bina on üç katlı ise binanın temellinin niteliği başka olacaktır. Standart bir temelin üzerine istediğin özelliklerde ve yüksekliklerde bina oturtamazsınız.
Türkiye’de futbol altyapısının kalite ve düzeyini belirleyecek olan şey üstyapıda oynanan ve oynanacak olan futbolun kalitesi ve düzeyidir.
"Bana iyi futbolcu yetiştir" demek sana iyi futbolcu yetiştirmeyi sağlamaz, sağlayamaz. Çünkü senin üstyapıda nasıl bir futbol oynadığın belli değilse ve daha da önemlisi senin uluslararası bir futbol kaliten ve düzeyin söz konusu değilse, altyapıdan arz olunacak futbolcu kaliten ve düzeyin de var olanın devamını sağlayacak şekilde olacaktır.
Futbolda altyapı arzı ile üstyapı talebi arasındaki ilişkiyi belirleyen şey üstyapının talebidir. Üstyapının bircik talep şekli vardır o da oynanmakta olan futbolun kalitesi ve uluslar arası düzeyidir.
Üstyapılar, şampiyon olmaya odaklanmış bir başarı ölçütlerini altyapıdan gelen oyuncular ile şampiyon olma ölçütüne dönüştürmedikçe, altyapılarda ne kadar doğru iş yaparsanız yapın üstyapılarda başarıyı sağlayamazsınız. Üstelik talebin arzı etkiliyor olması bağlamında da ulusal bir altyapı sistematiği oluşturamazsınız.
Sonuç olarak;
1. Altyapılardan üstyapılara oyuncu yetiştirilmiyor ayıbı, aslına bakarsanız üstyapıların altyapılardan gelen oyunculara kapıları kapatmış olması ayıbıdır.
2. Altyapılardan uluslararası düzeyde oyuncu yetişmiyor oluşu ayıbı da, aslında Türkiye'de üstyapılarda oynanan futbolun uluslararası kaliteden yoksun oluşunun bir ayıbıdır.
Üstyapı olarak sizin bir futbol anlayışınız, kaliteniz ve düzeyiniz yoksa başarısızlığın faturasını başka şeylere ve özellikle de altyapılara kesersiniz belki ama hata edersiniz. Günü kurtarma adına gerekçeler üretir ama yarınları kaybetmeye devam edersiniz.
Altyapılardan gelenler senin oynayacağın futbolu belirlemezler, sen oynadığın ve oynayacağın futbol ile altyapılardan oyuncu beklersin... Hepsi budur... Dünya bu işi böyle yapıyor... Çünkü uygar ülkelerin eğitim sistematiği böyle çalışıyor.
Örneğin, Almanya'nın altyapı başarısı denilen şey aslında üstyapıların başarısıdır. Çünkü üstyapılarında her şey net ve her şey olması gerektiği bir model üzerine inşa edilmiştir. Altyapıların yaptıkları ise niteliği ve niceliği belli olan üstyapıya entegre olacak eğitimi sürdürmektir.
Toprağınızın yapısına uygun ürün seçerseniz elde edeceğiniz verim çok olur. Burada toprağınızın olması kadar o toprakta hangi üründen daha çok verim alınacağının biliniyor olunmasıdır. Ekim, sulama, bakım ve hasat tekniğiniz de doğruysa tarladan elde edeceğiniz verim de çok daha yüksek olmaktadır.

Altyapı paradigması diye bir şey yoktur. Üstyapıların paradigması vardır. Altyapı beslediği üstyapının devamlılığını sağlayan nesnel bir gerekliliktir. Onun koşullarını ve nesnelliğin ise üstyapı belirler.
Altyapı yaşamsaldır, üstyapı ise yaşamın kendisidir.

22 Eyl 2014

FUTBOLDA TAKTİK BECERİ PROBLEMİ VE ALTYAPI EĞİTİMİNDE TAKTİK BECERİ ÖĞRETİMİ






Taktik beceri soyut düşünmeyi gerektirir. Çünkü tektik beceri olacak olanı varsayarak bir davranışı öncellemek ve uygulamak demektir. Yani soyuttur.

Oysa temel altyapı dediğimiz yaş dönemi iki evreden oluşmak üzere 7/8-10 ve 11-12 yaş dönemlerini kapsar. Çocuklar bu yaş sürecinde ağırlıklı olarak "somut işlemler dönemi" diye adlandırılan zihinsel bir işleyişle hareket ederler ve düşünürler.

Yani bu yaşlardaki çocukların oyun dizilişi ile, sistem ile ve diziliş ve sistemin gereklerini yerine getirmekle ilgili bir düşünce ve hareket geliştirmeleri mümkün değildir.

O halde özellikle top ile ilgili tüm takım spor branşları ile ilgili temel altyapı eğitimlerinde sözüm ona "taktik öğretim" uygulamalarından vazgeçmek gerekir. Çocuğun anlamadığı ve anlamlandıramadığı hiç bir öğretim, öğrenme ile sonuçlanmaz.

Bu yaş grubu için "temel taktik formasyon" sadece iki formdan ibarettir. Kabaca savunma yapmak ve ağırlıklı olarak kabaca hücum yapmak. Burada ise hep bireysel becerilerin ağırlıklı olduğu bir temel taktik form geçerli olmalıdır. Çünkü; bu yaşlardaki çocukların gelişim özellikleri gereği oyun anında odaklandıkları nesne sadece top'dur. Topa göre davranış geliştirirler. İşte bu özellikten yararlanmak gerekir. Çocukların bu yaşlarda top ile ilişkilerini giderek artan bir şekilde mükemmelleştirmek eğitimin temel amacı olmalıdır. Bu tür yaklaşımları ön plana alan eğitim anlayışları daha doğru bir eğitim anlayışıdır.

Taktik beceri eğitimi ise çocukların "soyut düşünme dönemlerinin" gelişimi ile paralel başlar. Taktik beceri öğretimine giriş 13-14 yaşlarından itibaren başlamalıdır. Ve asla oyun sistemlerini içermemelidir. Bu yaşlardaki taktik beceri eğitimi top rakipteyken ve kendi takımındayken saha içerisinde yer alma ve yer değiştirmeden ibaret olmalıdır. Gerisi teferruattır ve çoğu zaman öğrenme ile sonuçlanmaz.

Çocuklarda kafa karışıklığına yol açan ve hiç bir zaman uygulanması mümkün olmayan taktik davranışlar istenmemelidir. Bu ne çocukları daha iyi ve başarılı kılar ne de eğitici antrenörü daha iyi bir antrenör yapar.

Belki yarışmacı ve kazanma odaklı altyapı eğitimi modasının ve yaklaşımlarının etkisiyle çocukları çok erken taktik eğitime tabi tutuyor olabiliriz. Dolayısı ile çoğu zaman istenileni yapamadıklarında ise çocukları beceriksiz ya da yeteneksiz olarak etiketliyoruz.

Oysa taktik beceri için ön koşullardan birisi topsuz oyundur. 12-13 yaşlarından önce hiç bir çocuk topsuz oyunu bilmez, bilmek istemez çünkü top ayakta değilken varmış gibi davranmak çocuklara mantıklı ve anlamlı gelmez. Bu onların zihinsel olgunluğa henüz erişmemiş olmaları ilgili bir durumdur. O halde biz çocuklardan hareket ettiğimize göre ya da etmemiz gerektiğine göre, çocuğa uygun taktiğin dışına çıkmamalıyız.

Çocuklar bize bakarak ve bizim istediklerimizi yaparak gelişmezler. Biz öyle olduğunu sanırız. Çocuklar kendilerine uygun şeylerin onlardan istenmesi ortamlarında bulunarak ve yaparak gelişirler.

15-16 yaş dönemlerinde saha dizilişi ağırlıklı davranış biçimleri, 16-18 yaşlar ise oyun sistemlerine geçiş için ideal yaşlardır.

Bizde profesyonel kulüpler ve milli takımlar düzeyindeki futbolu ve futbol oyununu iyi analiz edildiğinde çoğu zaman başarılı olamayışımızın asıl nedeninin sanıldığı gibi kondisyonel özellikler ile teknik becerilere dayalı, taktik beceri eksikliğine dayalı olduğu ortaya çıkar.

Evet "maç tekniği" dediğimiz hızlı ve baskı altında teknik beceri eksiğimiz de çoktur. Ve bunun kökenleri 8-12 yaşlaraki top ile ilişkili hareket becerileri yetersizliğine dayanır.

Ama asıl sorunumuz, hatta sorunsalımız taktik beceri eksikliğidir ki; bunun da nedenleri

1. Erken yaşlarda başlayan ve dayatılan taktik eğitim,
2. Gelişim altyapı dönemlerinde yetersiz taktik beceri eğitimi,
3 Ve performans altyapı dönemlerinde ise oyun içinde sürekli değişkenlik gösteren görev ve sorumlulukları yerine getirmeye odaklı taktik beceri antrenmanları konusundaki eksikliktir.

Bizde basit bir kaç taktik şablon vardır. Bunların tekrar yolu ile uygulanıyor olmasını biz taktik beceri olarak değerlendiririz.

Oysa TAKTİK BECERİ EĞİTİMİ; ANTRENMANLARDA ÇEŞİTLİ PROBLEMLER YARATILARAK, OLUMSUZ KOŞULLAR KURGULAYARAK OYUN FORMLARI İÇİNDE ÇÖZÜMLEYİCİ DAVRANIŞLAR ÜRETEBİLME EĞİTİMİDİR.

Siz 16-18 yaş gruplarında hiç böyle bir eğitim uygulaması gördünüz mü? Ya da haftada kaç kez ve kaç saat böyle bir eğitim uygulaması gördünüz?

İsterseniz yabancı ülkeler ve takımlar ile oynadığımız maçlarda farkı yaratan neymiş bu gözle tekrar bakarak bir daha analiz etmeye çalışalım?
Bakınız göreceksiniz top rakipteyken ve top bize geçince bizim ve rakibin saha içi davranışları inanılmaz ölçüde farklılıklar göstermektedir. Buna bir de top ile ilgili oyunlarda gereksiz yön değiştirmeler ile yanlış top kullanımı problemlerini eklerseniz niçin uluslararası arenada yer bulmadığımız ortaya çıkar.

Türkiye'de Futbol altyapı eğitiminde "taktik eğitim formasyon" için yeniden yapılanmaya ihtiyaç olduğu çok açıktır.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...