Futbolda/Sporda Altyapı Eğitimi demek, futbola ilişkin nelerin, nasıl ve asıl olarak "ne zaman" öğretileceği ve öğrenileceği ile ilgili süreç demektir. "Futbol/Spor altyapı eğitim pedagojisi" demek; Çocukların gelişim sürecindeki "kritik dönemleri" ve durumları dikkate alarak öğretimi sürdürebilmek demektir. Not: Burada yer alan yazılardan isim ve kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi hırsızlığa girer. Alıntılar hukuken de kaynakça gösterilerek yapılır. (İsmail Topkaya)
10 Mar 2019
TÜRKİYE'NİN ÇOCUK VE SPOR KONUSUNDA ASIL VE TEMEL SORUNU NEDİR?
Elbette çocukların spora ulaşamamasıdır.
Sporun ulaşılabilir olmasının kolay olmaması ve hatta neredeyse mümkün olmamasıdır.
Çocukların bir ülkede spora ulaşmak için çabalamasına ve yırtınmasına gerek olmamalıdır.
Bir ülkede sporun durumu, düzeyi ve geleceği ile ilgili en büyük ölçüt çocukların spor ile buluşabilmesi kolaylığı ve oranıdır...
Okullar bu anlamda önemlidir.
Kulüpler de bu anlamda çok önemlidir...
Bir ülkede, örneğin Amerika'da olduğu gibi "okul-spor modeli" benimsenmiş ise okulların aynı zamanda birer spor kulübü ve yapısına kavuşmuş olması gerekmektedir.
Yok eğer örneğin Almanya modelinde olduğu gibi "kulüp-spor modeli" benimsenmiş ise, bu durumda da spor kulüplerinin tüm ilgili ve istekli çocuklara kapılarını açması gerekir. Bunun için de öncelikle yerel ve mahalli kulüplerin semtin tüm çocuklarına hitap edecek duruma, imkana ve zorunluluğa tabi olunmasının sağlanmış olması gerekmektedir.
Türkiye'de hem ikisi de var. Hem ikisi de yok.
Çünkü okullar arası spor müsabakası var, ama bunun yıl içinde sürdürülebilir ve çok fazla çocuğa yönelik kurumsal bir yapılanması yok.
Okul spor kulüpleri göstermelik ve işlevsel değil.
Okullar saha, alan başta olmak üzere yetersiz. Okul yöneticileri ve veliler malum nedenler ile ilgisiz..
Kulüplere gelince, kulüpler sayıca yetersiz, duyarsız ve istekli tüm çocukları kapsayacak imkanlardan yoksun durumdadırlar.
Peki bunca genç nüfusun oldukça yoğun olduğu bir ülkede, ilgili, istekli ve hatta farklı özellikleri olan on binlerce çocuk spora nasıl ulaşacak? Spor ile nasıl buluşacak ve kendilerini nasıl geliştirecekler?
Aşağıdaki görseller İzmir'den... İzmir'in Bayraklı semtinden..
Yani Türkiye'nin en batısından... İzmir'de böyle onlarca okul var...
Mesele sadece İzmir meselesi değil... Türkiye'de birçok okul bu şekildedir.
Dahası yeni yapılan binalar da aynı şekilde spora ulaşmayı sağlayan düzenden ve imkanda uzak yapılmaktadır.
Beden eğitimi derslerinin bittiği veya bitirildiği, oyun etkinliklerinin öğretmenin kişisel çabasına kaldığı, spor takımları çalışmalarının beden eğitimi öğretmenlerinin salon ve saha bulmak için çırpındığı, bulursa da çocuklar için izin almak için uğraştığı bir ülkede, spor kulüplerinin ise kapılarını belli bir sayıda çocuğa açabildiği, 8-12 yaş arasında ise bir çok spor kulübünün neredeyse ciddi bir altyapısının olmadığı, spor okulları diye verimli olmayan ve haftada iki gün birer saat sözde eğitim verdiği bir ülkede spor ile ilgili tüm alanlarda gelebileceğimiz yer asla olması gereken ideal yer olamaz.
Ondan sonra da başta futbol olmak üzere spor pazarı olmaktan kurtulmayan, kendi özkaynaklarına sırtını dönmüş, yapay başarılar ile kendini avutan ve aldatan bir ülke olmaya devam ederiz.
Spor çocuklara ulaşmaz. Çocuklar spora ulaşır.
Ama bunun için çocukların spora ulaştırılması gerekir.
Kim yapacak bunu?
Elbette başta federasyon, elbette başta spor bakanlığı ve elbette tüm ilgili kurum ve birimler...
ALTYAPILARA VE GENÇ OYUNCULARA ÖNEM VE DEĞER VEREN TEKNİK ADAM OLMAK NE DEMEKTİR?
Luis Van Gaal 2014-2015 sezonunun 6.haftasında, West Ham United karşılaşması öncesi 95 doğumlu Patrick McNair’i kadroya almış ve ilk 11 oyuncusu olarak sahaya sürmüştü.
Van Gaal maç sonrasında, kendisine sorulan bir soru üzerine,
"Stoper pozisyonuna başka bir mevkiden oyuncu devşirmek yerine akademiden oyuncu almayı tercih ettim. Eğer akademiden bir oyuncu çağırmayacaksam o zaman akademiyi kapatmamız lazım” demişti..
Yine aynı sezon 1997 doğumlu Marcus Rashford daha 17'sini bitirmeden kadroya alan ve oynatan da Luis Van Gaaldi...
Bitmedi... Dahası 2014-15 sezonunda Manchester United-Arsenal maçında, Manchester United'ın yedek kulübesinde 1987 doğumlu kaleci Romero hariç, en yaşlı 3 oyuncusu 1995 doğumluydu.
Bahsettiğimiz lig Premier lig.. Yabancı oyuncu pazarı ve yabancı oyuncu piyasası büyük olan ve ekonomisi en güçlü olan lig...
Günümüzde böylesi zihniyete sahip teknik adam sayısı pek fazla değil..
Özellikle Türkiye'de...
Elbette bu sadece teknik adam işi değil... Ama teknik adam bu konuda en önemli aktör konumunda.
Altyapılardan gelen genç oyunculara imkan ve fırsat tanıma açısından saygı duyulmayı hak eden teknik adamlardan birisi de Luis Van Gaal'dir. Bu açıdan onu selamlamak gerekir.
Yabancı sınırlamasına karşı olanların meseleyi biraz da bu yönüyle almalarında yarar var. Yabancı oyunculara yönelik ilgi ve sevgiyi, biraz da altyapılara ve genç oyunculara göstermek konusunda cömert olmakta her açıdan çok fayda var.
Van Gaal maç sonrasında, kendisine sorulan bir soru üzerine,
"Stoper pozisyonuna başka bir mevkiden oyuncu devşirmek yerine akademiden oyuncu almayı tercih ettim. Eğer akademiden bir oyuncu çağırmayacaksam o zaman akademiyi kapatmamız lazım” demişti..
Yine aynı sezon 1997 doğumlu Marcus Rashford daha 17'sini bitirmeden kadroya alan ve oynatan da Luis Van Gaaldi...
Bitmedi... Dahası 2014-15 sezonunda Manchester United-Arsenal maçında, Manchester United'ın yedek kulübesinde 1987 doğumlu kaleci Romero hariç, en yaşlı 3 oyuncusu 1995 doğumluydu.
Bahsettiğimiz lig Premier lig.. Yabancı oyuncu pazarı ve yabancı oyuncu piyasası büyük olan ve ekonomisi en güçlü olan lig...
Günümüzde böylesi zihniyete sahip teknik adam sayısı pek fazla değil..
Özellikle Türkiye'de...
Elbette bu sadece teknik adam işi değil... Ama teknik adam bu konuda en önemli aktör konumunda.
Altyapılardan gelen genç oyunculara imkan ve fırsat tanıma açısından saygı duyulmayı hak eden teknik adamlardan birisi de Luis Van Gaal'dir. Bu açıdan onu selamlamak gerekir.
Yabancı sınırlamasına karşı olanların meseleyi biraz da bu yönüyle almalarında yarar var. Yabancı oyunculara yönelik ilgi ve sevgiyi, biraz da altyapılara ve genç oyunculara göstermek konusunda cömert olmakta her açıdan çok fayda var.
PSOAS KASI
Psoas kası ‘’ruhun kası’’ olarak da ifade edilen, kalça bölgesinde yer alan bel ve bacak bağlantısında önemli işleve sahip bir kastır.
Yapılan araştırmalara göre bu kas grubu, kişilerin psikolojik halini ve fizyolojik sağlığını doğrudan etkiliyor.
Örneğin,
1. Bacaklarla bel kemiğini bağlayan bu kas; hareket, denge, eklem fonksiyonları, esneklik ve daha birçok bedensel özelliği etkiliyor.
2. Psoas kasının bedeni dik ve hareket eder bir şekilde tutmasının yanı sıra, özellikle esnetildiğinde kişinin yaşadığı anda kalmasını ve vücuttaki gerilimin azaltılmasını sağladığı düşünülüyor.
3. Psoas kası, neredeyse doğduğumuz günden itibaren gergin ve kasılmış bir halde bulununan bir yapıdadır. Günlük yaşamdaki aktiviteler, dar kıyafetler ve bazı duruş bozuklukları nedeniyle iyice kasılan ve gerginleşen bir hal almaktadır. İşte bu gerginlik zamanla insanda sırt, kalça, diz ağrıları gibi kronikleşmiş rahatsızlıklara neden olmakta ve günlük hayatı zorlaştırabilmektedir.
4. Vücudun yapısal stabilitesinin temelini oluşturduğu için, söz konusu kas üzerindeki kronik gerginlikler, hayatı ve anı nasıl hissettiğinizi, dünyaya nasıl baktığınızı da etkilemektedir.
5. Bacaklardan başlayarak omurgaya uzanan psoas, bacaklarla bel kemiğini bağlayan tek kastır. Bu kas gurubu en sonda ise kalça kemiğine bağlanmaktadır.
Bu anlamda etkinlik derecesi yüksektir.
6. Kalça kemiğinin yanı sıra diyaframa da bağlanan bu kas nefes alıp verme sırasında harekete geçen diyafram kası, aynı zamanda korku ve anksiyeteyle ilişkili birçok fiziksel semptomun yer aldığı bir bölgedir. Bu ilişkiden dolayı psoas kasının, yaşamsal dürtülerin yer aldığı en temel beyinsel fonksiyonları yöneten “alt beyin” ile doğrudan ilişkili olduğu da düşünülmektedir.
Yardımcı kaynaklar;
https://www.sporsalbilgiler.com/psoas-kasinin-onemi.html
http://www.maratonyuzme.com/donup-duran-dunyanin-dingin-no…/
Kasların Belleği
Kassal açıdan hangi iş yapılırsa yapılsın kaslar düzenli olarak çalıştırıldıklarında büyürler ve güçlenirler.
Kassal çalışmaya herhangi bir nedenle ara verildiğinde kasların gücü zayıflar, hacmi azalır.
Belli bir aradan sonra ise kaslar yeniden çalıştırılınca, geçmişteki deneyimlerin kasların büyümesini ve güç kazanmasını etkiler mi? Yoksa etkilemez mi sorusu ilginç bir soru ve araştırma konusu olsa gerekir.
İşte bu konudaki bir araştırmayı Keele Üniversitesi’nden Robert Seaborne ve ekibi gerçekleştirmiş.
Araştırma sürecinde; 8 genç erkek yedi hafta boyunca yoğun olarak antrenmana tabi tutulmuş. Ardından yedi hafta ara verilmiş. Sonra yine yedi hafta antrenmana tabi tutulmuşlar.
Bu üç evrede katılımcıların kas kütlesi ve kas gücü kontrol edilmiş.
Beklenildiği gibi spor alıştırmalarının yararları kendini belli etmiş.
Katılımcıların bacak kasları ilk yedi haftada yüzde 6.5 oranında kütle kazanırken, kasların gücü de yüzde 9.3 kadar artmış.
Spora ara verildiğinde ise hem kas kütlesinin hem de gücünün zayıfladığı görülmüş.
Buraya kadar her şey normal ve bilinen şeyler...
Ama asıl sürpriz şöyle;
7 haftalık ikinci antrenman evresinde yaşananlar araştırma bulgusu açısından sürpriz olmuş.
İkinci 7 haftalık antrenman sürecinde katılımcıların kaslarının 2 misli büyüdüğü saptanmış. Kasların kütlesi yüzde 12 oranda büyürken, gücü de yüzde 18 artmış.
Anlaşıldığı üzere daha önce yapılan spor alıştırmaları kaslarda iz bırakıyor ve bu izler daha sonra daha güçlü bir büyümeyi motive ediyor.
Yani kaslar geçmiş deneyimlerini hatırlıyor.
Peki, süreç biyolojik olarak nasıl işliyor?
Bu sürecin nasıl işlediğini öğrenmek isteyen bilim insanları üç evrede gen etkinliğinin ve epigenetik DNA metilasyon analizi için doku örnekleri almışlar. Bunlar genelde metil gruplarından oluşan küçük moleküllerdi.
DNA’daki 850.000 bağlantı noktasının karşılaştırılması sonucunda araştırmacılar, ilk antrenmanların, kas hücresi DNA’sının büyük bir kısmını epigenetik metilasyondan temizlediğini göstermiş.
Bunun sonucunda gen etkinliği de yükseliyor. Ve bu değişimlerse spora ara verildiği zaman da önemli ölçüde kalıcı oluyor ve ikinci spor evresinde daha da güçleniyorlar.
Belli bir aradan sonra yeniden spora yapmaya başlandığında bu epigenetik değişimler gen etkinliğini ve kas büyümesine daha fazla tetikliyorlar.
Özetle;
DAHA ÖNCE O İŞ İLE UĞRAŞMIŞ OLAN KASLARIN,
SONRAKİ SÜREÇTE UYARILMA ORANI VE DÜZEYİ DAHA YÜKSEKTİR.
YANİ, İKİNCİ ÇALIŞMA EVRESİNDEKİ GELİŞİM DAHA YOĞUNDUR. AMA BUNUN İÇİN BİRİNCİ EVRENİN ÖNEMİ UNUTULMAMALIDIR...
Kassal çalışmaya herhangi bir nedenle ara verildiğinde kasların gücü zayıflar, hacmi azalır.
Belli bir aradan sonra ise kaslar yeniden çalıştırılınca, geçmişteki deneyimlerin kasların büyümesini ve güç kazanmasını etkiler mi? Yoksa etkilemez mi sorusu ilginç bir soru ve araştırma konusu olsa gerekir.
İşte bu konudaki bir araştırmayı Keele Üniversitesi’nden Robert Seaborne ve ekibi gerçekleştirmiş.
Araştırma sürecinde; 8 genç erkek yedi hafta boyunca yoğun olarak antrenmana tabi tutulmuş. Ardından yedi hafta ara verilmiş. Sonra yine yedi hafta antrenmana tabi tutulmuşlar.
Bu üç evrede katılımcıların kas kütlesi ve kas gücü kontrol edilmiş.
Beklenildiği gibi spor alıştırmalarının yararları kendini belli etmiş.
Katılımcıların bacak kasları ilk yedi haftada yüzde 6.5 oranında kütle kazanırken, kasların gücü de yüzde 9.3 kadar artmış.
Spora ara verildiğinde ise hem kas kütlesinin hem de gücünün zayıfladığı görülmüş.
Buraya kadar her şey normal ve bilinen şeyler...
Ama asıl sürpriz şöyle;
7 haftalık ikinci antrenman evresinde yaşananlar araştırma bulgusu açısından sürpriz olmuş.
İkinci 7 haftalık antrenman sürecinde katılımcıların kaslarının 2 misli büyüdüğü saptanmış. Kasların kütlesi yüzde 12 oranda büyürken, gücü de yüzde 18 artmış.
Anlaşıldığı üzere daha önce yapılan spor alıştırmaları kaslarda iz bırakıyor ve bu izler daha sonra daha güçlü bir büyümeyi motive ediyor.
Yani kaslar geçmiş deneyimlerini hatırlıyor.
Peki, süreç biyolojik olarak nasıl işliyor?
Bu sürecin nasıl işlediğini öğrenmek isteyen bilim insanları üç evrede gen etkinliğinin ve epigenetik DNA metilasyon analizi için doku örnekleri almışlar. Bunlar genelde metil gruplarından oluşan küçük moleküllerdi.
DNA’daki 850.000 bağlantı noktasının karşılaştırılması sonucunda araştırmacılar, ilk antrenmanların, kas hücresi DNA’sının büyük bir kısmını epigenetik metilasyondan temizlediğini göstermiş.
Bunun sonucunda gen etkinliği de yükseliyor. Ve bu değişimlerse spora ara verildiği zaman da önemli ölçüde kalıcı oluyor ve ikinci spor evresinde daha da güçleniyorlar.
Belli bir aradan sonra yeniden spora yapmaya başlandığında bu epigenetik değişimler gen etkinliğini ve kas büyümesine daha fazla tetikliyorlar.
Özetle;
DAHA ÖNCE O İŞ İLE UĞRAŞMIŞ OLAN KASLARIN,
SONRAKİ SÜREÇTE UYARILMA ORANI VE DÜZEYİ DAHA YÜKSEKTİR.
YANİ, İKİNCİ ÇALIŞMA EVRESİNDEKİ GELİŞİM DAHA YOĞUNDUR. AMA BUNUN İÇİN BİRİNCİ EVRENİN ÖNEMİ UNUTULMAMALIDIR...
ALTYAPI EĞİTİMCİLİĞİNE İLİŞKİN 3 ÖNEMLİ SORUN ve İHTİYAÇ...
SORUN 1.
Ne öğreteceğini biliyorsun,
Ama nasıl öğreteceğini bilmiyorsun....
Bu durumda ne öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur.
SORUN 2.
Nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne öğreteceğini bilmiyorsun...
Bu durumda da nasıl öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur...
SORUN 3.
Ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne zaman neyi, nasıl öğreteceğini bilmiyorsun..
Bu durumda da ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyor olman seni asla iyi ve ideal bir altyapı antrenörü yapmaya yetmeyecektir.
Çünkü altyapı antrenörlüğü, neleri, nasıl öğretmek kadar, neleri, nasıl ve ne zaman öğreteceğini bilmek ve bunu beceriye dönüştürebilmektir.
ÖZET :
İDEAL ALTYAPI ANTRENÖRLÜĞÜ DEMEK,
NELERİ, NASIL VE NE ZAMAN ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE BUNU PRATİĞE AKTARABİLMEK DEMEKTİR....
ÇÖZÜM:
1. FUTBOLU BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
2. FUTBOLU ÖĞRETMEYİ BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
3. HANGİ YAŞ DÜZEYLERİNDE NELERİ, NASIL ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE UYGULAYABİLİYOR OLMAK
Ne öğreteceğini biliyorsun,
Ama nasıl öğreteceğini bilmiyorsun....
Bu durumda ne öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur.
SORUN 2.
Nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne öğreteceğini bilmiyorsun...
Bu durumda da nasıl öğreteceğini biliyor olmanın hiç bir anlamı yoktur...
SORUN 3.
Ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyorsun ama ne zaman neyi, nasıl öğreteceğini bilmiyorsun..
Bu durumda da ne öğreteceğini, nasıl öğreteceğini biliyor olman seni asla iyi ve ideal bir altyapı antrenörü yapmaya yetmeyecektir.
Çünkü altyapı antrenörlüğü, neleri, nasıl öğretmek kadar, neleri, nasıl ve ne zaman öğreteceğini bilmek ve bunu beceriye dönüştürebilmektir.
ÖZET :
İDEAL ALTYAPI ANTRENÖRLÜĞÜ DEMEK,
NELERİ, NASIL VE NE ZAMAN ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE BUNU PRATİĞE AKTARABİLMEK DEMEKTİR....
ÇÖZÜM:
1. FUTBOLU BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
2. FUTBOLU ÖĞRETMEYİ BİLMEK VE BECERİYOR OLABİLMEK
3. HANGİ YAŞ DÜZEYLERİNDE NELERİ, NASIL ÖĞRETECEĞİNİ BİLMEK VE UYGULAYABİLİYOR OLMAK
FUTBOL EĞİTİMİNE BAŞLAMA YAŞI
MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİNDE YENİDEN DÜZENLENEN İLKOKULA BAŞLAMA YAŞI VE İLGİLİ OLMASI NEDENİYLE FUTBOLA BAŞLAMA YAŞI...
Çocukların ilkokula başlama yaşı, önümüzdeki eğitim yılından itibaren bir kez daha değiştiriliyor.
Normal koşullarda ve milli eğitim tarihimiz boyunca 72 aylık çocukların ilkokula başladığı sistemi bozarak, önce 60 aya indiren bakanlık, iki senenin sonunda çocukların içine düşürüldüğü durum karşısında çark ederek, düzenlemeyi önce 60- 66 ay çocuklar şeklinde değiştirdi. Sonra veli onayı ve rapor şartına bağlayarak 66-72 aya kadar uzatma kararı aldı..
Şimdi de 2019-2020 eğitim dönemindeki son düzenleme, ilkokula başlama yaşının 69 ay olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Görüleceği üzere bilimsel olarak anlama, takip etme, izleme, okuma ve yazma becerilerinin hangi aylarda geliştiği belliyken, birilerinin gelip çocukları 5 yaşında ilkokula başlatmaya karar vermesi, bu ülke çocuklarına yapılmış kötülüktür.
Çocuklar erken yaşlarda eğitime başlarlar. Ama erken yaşlarda eğitimin de düzeyleri, sınıflamaları ve o sınıflamaya uygun okullaşmaları vardır.
Bunlar okulöncesi eğitimi, 36 ay ile 60 ay arası
Hazırlık sınıfı eğitimi, 60 ay ile 72 ay arası
Ve ilkokula başlama yaşıdır 72 ay....
Bu düzen hem pedagojik açıdan ve hem de gelişim psikolojisine en uygun yaş düzeni ve sistemidir. Dünya ölçeğinde de durum genel olarak böyledir.
Bir işe veya eğitime erken başlama demek, o işin ve eğitimin o yaşa göre düzenlenmesi demektir.
Bu bağlamda 69 ay düzenlemesi makul bir düzenleme gibi durmaktadır. Ama olacaktır. Ama yeterli değildir.
Gelelim bir kaç cümle ile futbola başlama yaşına..
Sosyal medyada, bazı videolarda veya çevremizde 5 yaşında bir tane çocuğunun muhteşem hareketler yaptığına, top ile inanılmaz beceriler sergilediğine tanık olabiliriz.
Ama bu durum 5 yaşındaki bütün çocukların aynı gelişim düzeyine sahip oldukları veya olmaları gerektiği anlamına gelmez ki....
Bu tür bir çocuk zaten özel veya "ayrıksı" diye tanımlanan çocuklardır.
Yani örnek teşkil etmez...
İlkokula başlama yaşı ideal olarak 72 ay oluyorsa,
Çocuklar elini, kolunu ve gövdesini tam olarak 8 yaşından itibaren kontrol etmeye ve yönetmeye başlıyorlarsa, bu durumda nasıl olur da 5,6,7 yaşında futbol eğitimine başlanabilir?
Başlanabilir..... Ama bunun şartı bellidir.
Ne demiştik yukarıda;
"Bir işe veya eğitime erken başlama demek, o işin ve eğitimin o yaşa göre düzenlenmesi demektir".
Yani
Okul öncesi dönem futbolu,
Yani hazırlık sınıfı futbolu,Yani ilkokul dönemi futbolu gibi bir anlayış ile eğitim planlaması yapılırsa, futbola erken yaşlarda başlamayı anlamak mümkün.
Buna da zaten "hareket eğitimi" süreci diyoruz.
Hareket eğitim sürecini yani "temel hareketler gelişim eğitimi" sürecini "ayak ve nesne" ilişkisi yoğunluklu planladığınızda karşınıza çıkacak olan şey;
Hareket gelişimi amaçlı futbol eğitimi olur...
28 Oca 2019
FUTBOLDA "TEKNİK" VE PRATİĞİN BİR GEREĞİ OLARAK TEORİDE ÇEŞİTLENDİRME İHTİYACI
Futbol Oyununda oyunun gerekleri olan ve oyunun nen iyi biçimde oynanabilmesini sağlayacak olan özellikleri kavramlaştıran klasik ve yerleşik kavramlar bellidir.
Bunlar bilindiği gibi teknik, taktik ve kondisyonel özelliklerdir.
Bu yazıda sadece teknik kavramını ele alalım.
Daha çok ve genelde top ile ilişkili davranışları tanımlayan teknik, tek başına yeterli bir kavram mıdır?
Kesinlikle değildir.
İşte bunun için de yine bilindiği üzere "teknik beceri" "müsabaka tekniği" veya "oyun tekniği" gibi yeni kavramlar üretilmiştir.
Bazı durumları daha iyi ifade edebilme ihtiyacında bu kavramlar kullanılmaktadır.
Tek bir kavram ile bir oyunun tüm gereklerini, ihtiyaçlarını ve eğitim amaçlarını karşılamak mümkün değildir.
Örneğin teknik antrenman" veya "teknik eğitim uygulamaları" yapacağız ifadesinde ne tekniği, nasıl bir teknik antrenman, hangi amaca yönelik teknik eğitim gibi soruların cevabı yoktur.
Altyapılardaki eğitimlerin de en büyük sorunlarından birisi buradan kaynaklanmaktadır.
Top ile yapılan tüm çalışmaları "teknik" olarak tanımlayıp kavramlaştırmak ister istemez antrenman veya eğitim programlarını da etkilemektedir.
Teknik dediğimiz şey bir işi yapmak için, o işin gereklerini yerine getirmek demektir.
Ama futbol oyunu işinde o işin gerekleri o kadar çeşitli ve çoktur ki...
Bu durumda futbolda teknik çalışma uygulamalarının,
Top ile teknik alıştırma çalışmaları,
Top ile teknik beceri çalışmaları,
Top ile oyun tekniği çalışmaları,
Top ile müsabaka tekniği çalışmaları gibi daha fonksiyonel kavramlar ile ifade etmek gerektiği açıktır.
Temel teknik ve Amaçlı teknik ve Yaratıcı teknik çalışmalar sınıflaması pekala mümkün, doğru ve yararlı bir alt sınıflamadır.
Sonuç olarak "teknik çalışmanın taktiği" diye bir şey vardır. Ve bu oyun taktiği ile karıştırılmamalıdır.
Bunun anlamı tekniğin ve teknik becerinin amaca, duruma ve değişen koşullara göre kullanılabilmesi yeterliliği demektir.
Teknik beceriyi farklı biçim, hız ve yönlerde amaca ve duruma göre kullanımını geliştirmeyi amaçlayan çalışmalar "tekniğin taktiği" veya "teknik taktiği" kavramı ile ifade edilebilecek bir niteliğe işaret etmektedir.
Bir iş için o işin gereği olan bir davranışı iyi yapmak (teknik) başka bir şey, amaca ve duruma göre yapmak (beceri)başka bir şey, farklı şekillerde yapmak (stil) başka bir şey, en değişen koşullarda ve değişen amaçlarda yapabilmek (oyun tekniği) başka bir şey, markaj ve baskı altında yapabilmek (müsabaka tekniği) başka bir şeydir. Elbette hepsi birbiri ile ilgilidir ve birisi diğerinin emelini teşkil eder... Ama bu durum eğitimde zorunlu bir "ardışık bir basamaklamaya" mecbur olma şeklinde algılanmamalıdır. Ama unutulmamalıdır da...
O halde bir antrenman veya eğitim uygulamasında "teknik çalışma" yapılacak ifadesi veya başlığı günümüzde çok fazla bir şey ifade etmesi gereken bir ifade veya başlıktır.
Bunlar bilindiği gibi teknik, taktik ve kondisyonel özelliklerdir.
Bu yazıda sadece teknik kavramını ele alalım.
Daha çok ve genelde top ile ilişkili davranışları tanımlayan teknik, tek başına yeterli bir kavram mıdır?
Kesinlikle değildir.
İşte bunun için de yine bilindiği üzere "teknik beceri" "müsabaka tekniği" veya "oyun tekniği" gibi yeni kavramlar üretilmiştir.
Bazı durumları daha iyi ifade edebilme ihtiyacında bu kavramlar kullanılmaktadır.
Tek bir kavram ile bir oyunun tüm gereklerini, ihtiyaçlarını ve eğitim amaçlarını karşılamak mümkün değildir.
Örneğin teknik antrenman" veya "teknik eğitim uygulamaları" yapacağız ifadesinde ne tekniği, nasıl bir teknik antrenman, hangi amaca yönelik teknik eğitim gibi soruların cevabı yoktur.
Altyapılardaki eğitimlerin de en büyük sorunlarından birisi buradan kaynaklanmaktadır.
Top ile yapılan tüm çalışmaları "teknik" olarak tanımlayıp kavramlaştırmak ister istemez antrenman veya eğitim programlarını da etkilemektedir.
Teknik dediğimiz şey bir işi yapmak için, o işin gereklerini yerine getirmek demektir.
Ama futbol oyunu işinde o işin gerekleri o kadar çeşitli ve çoktur ki...
Bu durumda futbolda teknik çalışma uygulamalarının,
Top ile teknik alıştırma çalışmaları,
Top ile teknik beceri çalışmaları,
Top ile oyun tekniği çalışmaları,
Top ile müsabaka tekniği çalışmaları gibi daha fonksiyonel kavramlar ile ifade etmek gerektiği açıktır.
Temel teknik ve Amaçlı teknik ve Yaratıcı teknik çalışmalar sınıflaması pekala mümkün, doğru ve yararlı bir alt sınıflamadır.
Sonuç olarak "teknik çalışmanın taktiği" diye bir şey vardır. Ve bu oyun taktiği ile karıştırılmamalıdır.
Bunun anlamı tekniğin ve teknik becerinin amaca, duruma ve değişen koşullara göre kullanılabilmesi yeterliliği demektir.
Teknik beceriyi farklı biçim, hız ve yönlerde amaca ve duruma göre kullanımını geliştirmeyi amaçlayan çalışmalar "tekniğin taktiği" veya "teknik taktiği" kavramı ile ifade edilebilecek bir niteliğe işaret etmektedir.
Bir iş için o işin gereği olan bir davranışı iyi yapmak (teknik) başka bir şey, amaca ve duruma göre yapmak (beceri)başka bir şey, farklı şekillerde yapmak (stil) başka bir şey, en değişen koşullarda ve değişen amaçlarda yapabilmek (oyun tekniği) başka bir şey, markaj ve baskı altında yapabilmek (müsabaka tekniği) başka bir şeydir. Elbette hepsi birbiri ile ilgilidir ve birisi diğerinin emelini teşkil eder... Ama bu durum eğitimde zorunlu bir "ardışık bir basamaklamaya" mecbur olma şeklinde algılanmamalıdır. Ama unutulmamalıdır da...
O halde bir antrenman veya eğitim uygulamasında "teknik çalışma" yapılacak ifadesi veya başlığı günümüzde çok fazla bir şey ifade etmesi gereken bir ifade veya başlıktır.
27 Ara 2018
TOPA, ALANA VE ZAMANA HÜKMETME
TOPA DAHA FAZLA SAHİP OLMA OYUNU
(ALANA VE ZAMANA HÜKMETME OYUNU)
Cruyff, Bielsa, Guerdiola başta olmak üzere, öncelleri olan teknik adamlar ve günümüzdeki bazı benzer teknik adamların, futbolu "topa sahip olunması gereken bir oyun" olarak tasarladıkları ve uygulamaya çalıştıkları herkesin malumu...
Bu anlayışta amaç, oyun süresince karşı takımı etkisiz kılmaktır..
Ya da en azından hücum edemeyen bir takım haline sokmaktır.
Ama topa sahip olmak demek bir kaç kişinin top ile daha fazla oynayarak topa sahip olmasını sağlama değil....
Takım olarak topa sahip olmayı sağlamak.
Bunun da en basit yolu birbirine pas mesafesi ve açısında olan takım oyuncuları kurgulamak..
Ama futbol hareketli bir oyun. Aynı bölgede ve alanda oynana bir oyun değil..
Bu durumda birbirine yakın hareket eden oyuncular düzeneği tasarlamak.
Özellikle Guerdiola bu işi kendisinin de katkısıyla farklı bir taktik şablon ile somutladı.
Topa sahip olmayı top, oyuncu, alan ve oyun ilişkisi formülü ile çözümlemeye çalıştı.
Örneğin futbol alanının aşağıdaki gibi çok parçalı şekilde bölümlendirilmiş olması, elbette işin aslı değil, söz konusu düşüncenin somut hale getirilmesi, uygulama kolaylığı ve anlaşılabilir olmasıyla ilgilidir..
Bu oyun anlayışında ilke, aynı yatay düzlemde üçten ve aynı dikey düzlemde ikiden fazla bölgede oyuncu bulunmamalıdır. Eğer bir oyuncu aynı yatay düzlemde dördüncü alana doğru hareket ederse, diğer üç oyuncudan biri takım arkadaşına iki ya da üç pas opsiyonu sağlamak adına hareket etmelidir.
Böylece hem topa sahip olma oranı artacak, hem pozisyon üretmek kolaylaşacak, hem de gereksiz ve amaçsız efor sarfetmemiş olacaksınız.
ÖN ŞART: Ama bunun ön koşulu top ile ilişkisi iyi, gerektiğinde adam eksiltebilen, oyuncular ile gerçekleşebileceğini unutmamak gerek.
DEZAVANTAJ: Daha önemlisi bu oyunu, geniş alanlarda top oynamayı başarabilen, uzun, isabetli, hızlı ve hatasız oynayabilen takımlara karşı her zaman başarı ile uygulayabilmek kolay değildir.
Teknik Adamlık Meselesine Dair
İYİ VE ÖZEL TEKNİK ADAMLARA DAİR
İyi ve özel teknik adamlar arkalarında sadece şampiyonluklar bırakarak giden teknik adamlar değildir.
Şampiyon olmanın eşitsiz o kadar çok yolu vardır ki...
İyi ve özel teknik adamlar gittiklerinde arkalarında futbola dair yeni bir şeyler bırakan teknik adamlardır...
İyi ve özel teknik adamlar, aynı zamanda futbol düşünürü olan teknik adamlardır.
Futbol düşünürü teknik adamlar ise fark yaratanlardır.
Fark yaratmayan ama şampiyon olan teknik adamlar sadece işini yapan teknik adamlardır.
Tarih genelde onları yazmaz. Küçük bir not alır, o kadar.
Tarihin yazdığı teknik adamlar iz bırakanlardır. İz bırakmak ise, ne ürettiğin, neyi değiştirdiğin ve hangi konularda fark yarattığın ile ilgilidir.
Örneğin, günümüzde sahayı geometrik alanlar şeklinde kullanma zorunluluğu diye bir şeylerden söz ederken Valery Lobanowski diye bir teknik adamdan söz etmemiz gerekiyorsa,
Yine bugünün futbol oyun anlayışını ve dizilişleri anlamak için Rinus Michels'i de bilmek ve anlamak zorunluluğumuz varsa, demek ki sadece iyi olmak değil, özel olmak da gerekiyor... Yani sadece maçlar kazanan değil, futbola bir şeyler ilave etmek de gerekiyor..
İyi ve özel olmak sadece kazanan olmak değildir.
Kazanmanın stratejileri, yöntemleri ve teknikleri ile de ilgileniyor olmaktır.
İyi ve özel olmak, "olmasaydı olmayacaktı" denilen işleri yapabilmektir.
"FUTBOL DÜŞÜNÜRÜ" TEKNİK ADAMLAR ÇIKARAMAMA MESELESİ
Bu ülke henüz bir "futbol düşünürü", bir "futbol mucidi" ve bir "futbol teorisyeni" teknik adam çıkaramamıştır.
Bir futbolcunun, sonraki süreçte bir bir teknik adamı olması dünyanın her yerinde işleyen bir sistematiktir.
Ama dünyanın her yerinde bir futbolcunun bir teknik adama dönüşmesi süreci, aynı nitelikte olamamaktadır.
Bu konu da üzerinde durulması, düşünülmesi ve çözüm üretilmesi gereken konulardan birisidir.
Elbette yıllarını futbola vermiş kişiler teknik adam olmalıdır.
Ama teknik adamlık değişim, dönüşüm ve gelişim ister. Oynadıklarını aktarmak değil...
Türkiye eğer futbolda bazı sorunlar yaşıyorsa bu biraz da teknik adamlık süreci ve özelliği ile ilgili sorunlardan kaynaklıdır.
Bu ülke çok olmasa da çok iyi futbolculara sahip oldu.
Ama aynı ölçüde ve özellikle evrensel düzeyde futbol uzmanı, futbol entelektüeli,futbol düşünürü ve yaratcı futbol taktisyeni bir teknik adama sahip olamadı..
Neden?
Çünkü futbol ile olan ilişkisi sadece para, güç, paye, şan, şöhret olan futbol adamları, futbol düşünürü olamazlar...
Futbol ülkesi ile ülkenin futbolu farklı şeylerdir.
Futbol ülkesi olmak, futbol ile ilgili insanların, futbolu geliştirme ve farklılaştırma kaygısı taşıyan insanlar üretmesi gereken bir sisteme ve niteliği yüksek bireylere sahip olması demektir.
Futbol kültürü denilen şey, bir ülkede futbolun var olması demek değildir. Futbolu farklı boyutlarda algılama ve ona bir şeyler ilave etmeyle ilgilidir.
Bu ülkede futbol vardır. Ama Futbol kültürü olması gerektiği boyutlarda yoktur.
Bunun için oyuncularınızın çok boyutlu, konuşmayı bilen, yazmaya eğilimli ve farklı hobileri olan kişiler olması gerekir.Bu anlamda ilkokul, ortaokul, lise eğitimleri düzeyi ile okuma alışkanlıkları çok büyük önem taşır.
İkincisi teknik adam olma koşulları ve daha önemlisi bunu geliştirme süreci ile ilgilidir.
Dünya ölçeğinde bir bakınız; Futbol düşünürü, taktik mucidi teknik adamlar nerelerden, nasıl ortaya çıkmışlardır.
Muhtemelen ulaştığınız sonuçlar şaşırtıcı olmayacaktır.
İyi ve özel teknik adamlar arkalarında sadece şampiyonluklar bırakarak giden teknik adamlar değildir.
Şampiyon olmanın eşitsiz o kadar çok yolu vardır ki...
İyi ve özel teknik adamlar gittiklerinde arkalarında futbola dair yeni bir şeyler bırakan teknik adamlardır...
İyi ve özel teknik adamlar, aynı zamanda futbol düşünürü olan teknik adamlardır.
Futbol düşünürü teknik adamlar ise fark yaratanlardır.
Fark yaratmayan ama şampiyon olan teknik adamlar sadece işini yapan teknik adamlardır.
Tarih genelde onları yazmaz. Küçük bir not alır, o kadar.
Tarihin yazdığı teknik adamlar iz bırakanlardır. İz bırakmak ise, ne ürettiğin, neyi değiştirdiğin ve hangi konularda fark yarattığın ile ilgilidir.
Örneğin, günümüzde sahayı geometrik alanlar şeklinde kullanma zorunluluğu diye bir şeylerden söz ederken Valery Lobanowski diye bir teknik adamdan söz etmemiz gerekiyorsa,
Yine bugünün futbol oyun anlayışını ve dizilişleri anlamak için Rinus Michels'i de bilmek ve anlamak zorunluluğumuz varsa, demek ki sadece iyi olmak değil, özel olmak da gerekiyor... Yani sadece maçlar kazanan değil, futbola bir şeyler ilave etmek de gerekiyor..
İyi ve özel olmak sadece kazanan olmak değildir.
Kazanmanın stratejileri, yöntemleri ve teknikleri ile de ilgileniyor olmaktır.
İyi ve özel olmak, "olmasaydı olmayacaktı" denilen işleri yapabilmektir.
"FUTBOL DÜŞÜNÜRÜ" TEKNİK ADAMLAR ÇIKARAMAMA MESELESİ
Bu ülke henüz bir "futbol düşünürü", bir "futbol mucidi" ve bir "futbol teorisyeni" teknik adam çıkaramamıştır.
Bir futbolcunun, sonraki süreçte bir bir teknik adamı olması dünyanın her yerinde işleyen bir sistematiktir.
Ama dünyanın her yerinde bir futbolcunun bir teknik adama dönüşmesi süreci, aynı nitelikte olamamaktadır.
Bu konu da üzerinde durulması, düşünülmesi ve çözüm üretilmesi gereken konulardan birisidir.
Elbette yıllarını futbola vermiş kişiler teknik adam olmalıdır.
Ama teknik adamlık değişim, dönüşüm ve gelişim ister. Oynadıklarını aktarmak değil...
Türkiye eğer futbolda bazı sorunlar yaşıyorsa bu biraz da teknik adamlık süreci ve özelliği ile ilgili sorunlardan kaynaklıdır.
Bu ülke çok olmasa da çok iyi futbolculara sahip oldu.
Ama aynı ölçüde ve özellikle evrensel düzeyde futbol uzmanı, futbol entelektüeli,futbol düşünürü ve yaratcı futbol taktisyeni bir teknik adama sahip olamadı..
Neden?
Çünkü futbol ile olan ilişkisi sadece para, güç, paye, şan, şöhret olan futbol adamları, futbol düşünürü olamazlar...
Futbol ülkesi ile ülkenin futbolu farklı şeylerdir.
Futbol ülkesi olmak, futbol ile ilgili insanların, futbolu geliştirme ve farklılaştırma kaygısı taşıyan insanlar üretmesi gereken bir sisteme ve niteliği yüksek bireylere sahip olması demektir.
Futbol kültürü denilen şey, bir ülkede futbolun var olması demek değildir. Futbolu farklı boyutlarda algılama ve ona bir şeyler ilave etmeyle ilgilidir.
Bu ülkede futbol vardır. Ama Futbol kültürü olması gerektiği boyutlarda yoktur.
Bunun için oyuncularınızın çok boyutlu, konuşmayı bilen, yazmaya eğilimli ve farklı hobileri olan kişiler olması gerekir.Bu anlamda ilkokul, ortaokul, lise eğitimleri düzeyi ile okuma alışkanlıkları çok büyük önem taşır.
İkincisi teknik adam olma koşulları ve daha önemlisi bunu geliştirme süreci ile ilgilidir.
Dünya ölçeğinde bir bakınız; Futbol düşünürü, taktik mucidi teknik adamlar nerelerden, nasıl ortaya çıkmışlardır.
Muhtemelen ulaştığınız sonuçlar şaşırtıcı olmayacaktır.
Farkındalık Nedir?
"Farkındalık", "farkındalık yaratma" ve "farkındalık geliştirme" gibi kavramlar son zamanlarda en sık duyduğumuz ve okuduğumuz kavramlardabn birisidir.
Aslına bakarsanız bildiğimiz bir şeyin, yani yaşayarak öğrendiğimiz ve hayatın bize öğrettiği bir duygunun ve gerçekliğin yabancı dilden Türkçeye çevrilirken ortaya çıkmış halidir farkındalık kavramı...
Haddini bilme, gücünü bilme, yapabileceklerini ve yapamayacaklarını bilme, çalışırsan başarabileceğini anlama ve bunların yanı sıra en az bunlar kadar önemli, kendi dışında olan biten her şeyin ne olduğunu, niçin olduğunu anlama ve bir başkasının durumunu ve konumunu anlayabilme ile ilgili duygu temelli bilinç halidir farkındalık....
Özetle duyarlı olmayı da içine alan önemli ve gerekli bir gelişim özelliğidir....
Lakin en güçlü, en önde, en iyi, en başarılı, en kazanan ve en özel olmak gibi farkındalık geliştirmiş olma diye de bir şey vardır. Çok da sağlıklı ve arzulanan bir özellik olmasa gerek..
Bizim eğitimciler olarak "farkındalık" oluşturma ile ilgili işimiz ve amacımız, çocuklar üzerinde "bir şeyi istiyorlarsa o konuda çalışmaları gerektiği" farkındalığını ve "emek verirlerse kendilerini geliştirecekleri" farkındalığını yaşatarak öğretmektir.
Bu sözle olmaz.Hissettirerek olur.
Bazı şeyler ise sadece ve ancak yaşayarak hissedilir.
Çocuğa kendini geliştirdiğini ve daha da geliştirebildiğini yaşatarak ve somut olarak göstermeyi sağlamamız gerek..
Örneğin 20 metrelik slalomlar arası top sürmeyi, her geçen gün zaman açısından daha iyi bir sürede tamamlayan çocuk, bazı farkındalıklar oluşturur...
Çok zor bir şey değildir...
Sadece yarıştırarak, sadece müsabaka kazandırarak oluşturacağımız farkındalık "üstün olma" farkındalığıdır.
Bizim derdimiz ve amacımız ise "kendini sürekli geliştirebilecek olmayı öğrenme farkındalığı" olmalıdır.
Aslına bakarsanız bildiğimiz bir şeyin, yani yaşayarak öğrendiğimiz ve hayatın bize öğrettiği bir duygunun ve gerçekliğin yabancı dilden Türkçeye çevrilirken ortaya çıkmış halidir farkındalık kavramı...
Haddini bilme, gücünü bilme, yapabileceklerini ve yapamayacaklarını bilme, çalışırsan başarabileceğini anlama ve bunların yanı sıra en az bunlar kadar önemli, kendi dışında olan biten her şeyin ne olduğunu, niçin olduğunu anlama ve bir başkasının durumunu ve konumunu anlayabilme ile ilgili duygu temelli bilinç halidir farkındalık....
Özetle duyarlı olmayı da içine alan önemli ve gerekli bir gelişim özelliğidir....
Lakin en güçlü, en önde, en iyi, en başarılı, en kazanan ve en özel olmak gibi farkındalık geliştirmiş olma diye de bir şey vardır. Çok da sağlıklı ve arzulanan bir özellik olmasa gerek..
Bizim eğitimciler olarak "farkındalık" oluşturma ile ilgili işimiz ve amacımız, çocuklar üzerinde "bir şeyi istiyorlarsa o konuda çalışmaları gerektiği" farkındalığını ve "emek verirlerse kendilerini geliştirecekleri" farkındalığını yaşatarak öğretmektir.
Bu sözle olmaz.Hissettirerek olur.
Bazı şeyler ise sadece ve ancak yaşayarak hissedilir.
Çocuğa kendini geliştirdiğini ve daha da geliştirebildiğini yaşatarak ve somut olarak göstermeyi sağlamamız gerek..
Örneğin 20 metrelik slalomlar arası top sürmeyi, her geçen gün zaman açısından daha iyi bir sürede tamamlayan çocuk, bazı farkındalıklar oluşturur...
Çok zor bir şey değildir...
Sadece yarıştırarak, sadece müsabaka kazandırarak oluşturacağımız farkındalık "üstün olma" farkındalığıdır.
Bizim derdimiz ve amacımız ise "kendini sürekli geliştirebilecek olmayı öğrenme farkındalığı" olmalıdır.
KOŞU VE FUTBOL
Futbol oyununu koşmadan oynamak mümkün değildir...
Ama futbol oyununu sadece koşarak oynamak da mümkün değildir.
Yani, futbol bir koşu oyunu değildir....
Ne demek istediğimizi, "futbol oyun karakterinden" hareket ederek açmaya çalışalım.
"Sınırlandırılmış bir alanda, bir nesnenin amaca yönelik kullanılmasını gerektiren tüm oyunlarda asıl önemli olan şey, söz konusu nesnenin kontrol edilmesi ve yönetilmesi ve amaca yönelik kullanılmasıdır"....
İkinci sırada önemli olan şey ise, o nesneyi kontrol etmek, yönetmek ve amaca yönelik kullanmak için, söz konusu sınırlandırılmış alanda ne yapılması ve nasıl yapılması gereğidir...
Top kullanılan hangi spor salı olursa olsun, topu kontrol etmek, yönetmek ve amaçlı kullanmak durumunda olunan sınırlandırılmış tüm alan oyunlarında, hareket etme biçiminizi oyun, koşu biçiminizi belirleyen şey alandır.
Örneğin voleybol, koşunun neredeyse en az olduğu spor dalıdır. Niçin? Çünkü oyun alanı küçüktür...
Alanı genişletir veya uzatırsanız koşu artar ama oyun karakteri yok olur.
Futbol oyunu, top kullanılan ve alanın görece olarak en büyük şekilde kullanıldığı oyunlarından birisidir.
Ama unutmayınız bir oyunda, yani işin içinde top varsa, topun gerektirdiği tüm hareket becerileri birincil derecede önemlidir. Çünkü oyunun oynanması ona bağlıdır. Topu alın oyun biter.. Alanı daraltın veya daha büyütün oyun bir şekilde devam eder.
Sanırım söylemek istenilen söze ve ana temaya gelebiliriz.
Futbol oyunu için koşmayı, top ile ilgili becerilerin önüne koyarsanız, başarılı olamazsınız. Çünkü futbolcu yetiştiremezsiniz.
Futbol alanını sadece koşulması gereken bir alan olarak görür ve değerlendirirseniz, o kadar çok koşmaya odaklanır ve simetrik ve çok koşan oyuncular geliştirme peşine düşersiniz.
Alanın büyüklüğü elbette daha fazla yer değiştirmeyi, yer değiştirmek için daha çok koşmayı düşünmek doğaldır. Ama bunlar toptan bağımsız ve top ile ilgisiz bir şekilde olduğu müddetçe, müsabaka boyunca kat edilen 12 kilometrelik mesafenin belkide 2 kilometresi belki de gereksiz olabilecektir.
Mesele daha az koşmak değil.
Verimli koşmaktır.
Verimli koşmak ise bireysel oyun taktiği ve oyun sistemi ile yakından ilgilidir.
Futbolda toptan bağımsız, top ile bir şekilde buluşmayı amaçlamayan ve sağlamayan, savunmada ise topa müdahale etmeyi, topu ele geçirmeye neden olmayan ve bir sonraki pozisyonu hesap etmeyen koşular, alanı boşuna katetme veya alan içinde amaçsız yer değiştirmeler anlamına gelen koşulardır.
Özetle ve kısaca;
Futbol oyunu, "koşu ile top" veya "top ile koşu" oyunu da değildir.
1. Futbol oyunu, bir koşu oyunu değildir.
2. Futbol top oyunudur.
3. Futbol ayak ile top oyunudur...
Futbol oyunu, "topun oynanması için gereken bir çok şeyin yanı sıra koşunun da gerektiği bir oyundur.
Ama futbol oyununu sadece koşarak oynamak da mümkün değildir.
Yani, futbol bir koşu oyunu değildir....
Ne demek istediğimizi, "futbol oyun karakterinden" hareket ederek açmaya çalışalım.
"Sınırlandırılmış bir alanda, bir nesnenin amaca yönelik kullanılmasını gerektiren tüm oyunlarda asıl önemli olan şey, söz konusu nesnenin kontrol edilmesi ve yönetilmesi ve amaca yönelik kullanılmasıdır"....
İkinci sırada önemli olan şey ise, o nesneyi kontrol etmek, yönetmek ve amaca yönelik kullanmak için, söz konusu sınırlandırılmış alanda ne yapılması ve nasıl yapılması gereğidir...
Top kullanılan hangi spor salı olursa olsun, topu kontrol etmek, yönetmek ve amaçlı kullanmak durumunda olunan sınırlandırılmış tüm alan oyunlarında, hareket etme biçiminizi oyun, koşu biçiminizi belirleyen şey alandır.
Örneğin voleybol, koşunun neredeyse en az olduğu spor dalıdır. Niçin? Çünkü oyun alanı küçüktür...
Alanı genişletir veya uzatırsanız koşu artar ama oyun karakteri yok olur.
Futbol oyunu, top kullanılan ve alanın görece olarak en büyük şekilde kullanıldığı oyunlarından birisidir.
Ama unutmayınız bir oyunda, yani işin içinde top varsa, topun gerektirdiği tüm hareket becerileri birincil derecede önemlidir. Çünkü oyunun oynanması ona bağlıdır. Topu alın oyun biter.. Alanı daraltın veya daha büyütün oyun bir şekilde devam eder.
Sanırım söylemek istenilen söze ve ana temaya gelebiliriz.
Futbol oyunu için koşmayı, top ile ilgili becerilerin önüne koyarsanız, başarılı olamazsınız. Çünkü futbolcu yetiştiremezsiniz.
Futbol alanını sadece koşulması gereken bir alan olarak görür ve değerlendirirseniz, o kadar çok koşmaya odaklanır ve simetrik ve çok koşan oyuncular geliştirme peşine düşersiniz.
Alanın büyüklüğü elbette daha fazla yer değiştirmeyi, yer değiştirmek için daha çok koşmayı düşünmek doğaldır. Ama bunlar toptan bağımsız ve top ile ilgisiz bir şekilde olduğu müddetçe, müsabaka boyunca kat edilen 12 kilometrelik mesafenin belkide 2 kilometresi belki de gereksiz olabilecektir.
Mesele daha az koşmak değil.
Verimli koşmaktır.
Verimli koşmak ise bireysel oyun taktiği ve oyun sistemi ile yakından ilgilidir.
Futbolda toptan bağımsız, top ile bir şekilde buluşmayı amaçlamayan ve sağlamayan, savunmada ise topa müdahale etmeyi, topu ele geçirmeye neden olmayan ve bir sonraki pozisyonu hesap etmeyen koşular, alanı boşuna katetme veya alan içinde amaçsız yer değiştirmeler anlamına gelen koşulardır.
Özetle ve kısaca;
Futbol oyunu, "koşu ile top" veya "top ile koşu" oyunu da değildir.
1. Futbol oyunu, bir koşu oyunu değildir.
2. Futbol top oyunudur.
3. Futbol ayak ile top oyunudur...
Futbol oyunu, "topun oynanması için gereken bir çok şeyin yanı sıra koşunun da gerektiği bir oyundur.
KENDİNE SAYGI NASIL GELİŞİR
KENDİNE SAYGI KENDİNİ BEĞENEREK, KENDİNİ BAŞARILI KILARAK VEYA KENDİNİ GÜÇLÜ KILARAK GERÇEKLEŞMEZ...
ÇÜNKÜ KENDİNE SAYGI KENDİNLE İLGİLİ DEĞİL, KENDİ DIŞINDAKİ İLE İLGİLİ OLUŞAN ALGI BAŞLAYAN VE GELİŞEN BİR DUYGUDUR.
"Kendine saygı duyacaksın ki, karşındakine saygın olsun" önermesi güzel, anlamlı ve kabul edilebilir bir önermedir..
Ama sanıldığının tersine pek doğru değildir.
Önermeyi tersinde kuralım;
"Karşındakine saygı duyacaksın ki, kendine saygın olsun"...
Çok yaygın bir sözdür; "kendine saygı duy ki, başkaları da sana saygı duysun"...
Biraz anlamsız değil mi bu? Kendinize saygı duyuyorsunuz diye, başkaları size neden saygı duysun?...
Şimdi konuya girelim isterseniz;
Kendine saygı, kendini fark etmek ile değil, birilerinin seni isteyerek, içtenlikle ve gerektiği için fark etmesi ile oluşur...
Birey, durup durduğu yerde, hiç bir koşul,
gerekçe ve neden yokken "kendine saygı" duymayı öğrenmez. Dahası öğrenemez...
Saygı duyma sosyal bir olgudur. İlişki, iletişim ve çevresel bir etki gerektirir.
Saygı duymak dediğimiz şey, önemsemek, değer vermek, ciddiye almak, yardım etmek, iş görmek ve ihtiyaca cevap vermektir. İşte bunları gerçekleştirirken kendinin farkına varırsın. İşlevselliğini ve varlığını algılarsın. Kendini önemsemeye başlarsın... Yani kendine saygı duymanın kapısından içeri girersin...
Çocuklarımıza futbol öğretirken, takım arkadaşlarına, rakiplerine saygı duymayı öğretmemiz gerek... Böylece kendilerinin varlığını ve var olma nedenlerini daha iyi algılarlar.
Bir insanın karşısındaki olmadan sadece kendisi için ve kendisiyle ilişki ve iletişim ile ürettiği saygı bencillik, megalomanlık ile sonuçlanır...
"Kendine saygı" sanıldığı gibi bireysel bir ihtiyaç değil, sosyal yaşamın ürettiği bir gelişim özelliğidir. Kendine saygı başarıya odaklı ve başarıya endeksli bir duygu durumu değildir, o başka bir şeydir.
Sonuç cümlesi olarak;
"Kendine saygı değer vermenin insana değer verilme olarak dönmesidir".
Bunun dışındakilerin hepsi kendini güçlü hissetme, ayrıcalıklı hissetme, biricik zannetme gibi sapkın düşünce ve duygu durumlarıdır...
Geliniz, şimdi bunu bir cümle ile futbolda altyapı eğitim süreçleri ile ilişkilendirelim;
Birer futbolcu adayı olan, ama önce bir birey ve vatandaş olan çocuk ve gençlerin kendilerine saygı duymalarını sağlamak için onların sadece kazanan olmalarını sağlamak asla yetmeyecektir.
Onları sağlıklı kılacak olan şey karşısındakilere saygı duymalarını sağlamaktır. Dolayısıyla saygı duyulan olmalarının önünü açmaktır.
ÇÜNKÜ KENDİNE SAYGI KENDİNLE İLGİLİ DEĞİL, KENDİ DIŞINDAKİ İLE İLGİLİ OLUŞAN ALGI BAŞLAYAN VE GELİŞEN BİR DUYGUDUR.
"Kendine saygı duyacaksın ki, karşındakine saygın olsun" önermesi güzel, anlamlı ve kabul edilebilir bir önermedir..
Ama sanıldığının tersine pek doğru değildir.
Önermeyi tersinde kuralım;
"Karşındakine saygı duyacaksın ki, kendine saygın olsun"...
Çok yaygın bir sözdür; "kendine saygı duy ki, başkaları da sana saygı duysun"...
Biraz anlamsız değil mi bu? Kendinize saygı duyuyorsunuz diye, başkaları size neden saygı duysun?...
Şimdi konuya girelim isterseniz;
Kendine saygı, kendini fark etmek ile değil, birilerinin seni isteyerek, içtenlikle ve gerektiği için fark etmesi ile oluşur...
Birey, durup durduğu yerde, hiç bir koşul,
gerekçe ve neden yokken "kendine saygı" duymayı öğrenmez. Dahası öğrenemez...
Saygı duyma sosyal bir olgudur. İlişki, iletişim ve çevresel bir etki gerektirir.
Saygı duymak dediğimiz şey, önemsemek, değer vermek, ciddiye almak, yardım etmek, iş görmek ve ihtiyaca cevap vermektir. İşte bunları gerçekleştirirken kendinin farkına varırsın. İşlevselliğini ve varlığını algılarsın. Kendini önemsemeye başlarsın... Yani kendine saygı duymanın kapısından içeri girersin...
Çocuklarımıza futbol öğretirken, takım arkadaşlarına, rakiplerine saygı duymayı öğretmemiz gerek... Böylece kendilerinin varlığını ve var olma nedenlerini daha iyi algılarlar.
Bir insanın karşısındaki olmadan sadece kendisi için ve kendisiyle ilişki ve iletişim ile ürettiği saygı bencillik, megalomanlık ile sonuçlanır...
"Kendine saygı" sanıldığı gibi bireysel bir ihtiyaç değil, sosyal yaşamın ürettiği bir gelişim özelliğidir. Kendine saygı başarıya odaklı ve başarıya endeksli bir duygu durumu değildir, o başka bir şeydir.
Sonuç cümlesi olarak;
"Kendine saygı değer vermenin insana değer verilme olarak dönmesidir".
Bunun dışındakilerin hepsi kendini güçlü hissetme, ayrıcalıklı hissetme, biricik zannetme gibi sapkın düşünce ve duygu durumlarıdır...
Geliniz, şimdi bunu bir cümle ile futbolda altyapı eğitim süreçleri ile ilişkilendirelim;
Birer futbolcu adayı olan, ama önce bir birey ve vatandaş olan çocuk ve gençlerin kendilerine saygı duymalarını sağlamak için onların sadece kazanan olmalarını sağlamak asla yetmeyecektir.
Onları sağlıklı kılacak olan şey karşısındakilere saygı duymalarını sağlamaktır. Dolayısıyla saygı duyulan olmalarının önünü açmaktır.
6 Ara 2018
FUTBOLDA DUYGUSAL VE BİLİNÇLİ DAVRANMA
SPOR VE ÖZELLİKLE FUTBOL İNSANLARI GENEL OLARAK GÖRSELDE ÖNERİLEN DAVRANIŞIN TAM TERSİ HAREKET EDEN İNSANLARDIR.
Oysa görselde önerilen davranışı hayata geçirebilirsek, dahası oyun anında dahi bunu becerirsek daha çok gelişir ve haha çok mesafe katederiz...
Çünkü bildiğiniz gibi coşkulu, sevinçli, sinirli, hüzünlü, kızgın gibi duygusal hallerde beynimizin limbik sistemi devrededir. Yani bizi limbik sistem yönetir.
Oysa doğru kararlar, doğru analizler ve doğru davranışları yöneten ve karar vermemizi sağlayan beyin bölgemiz ise frontal bölgedir.
Oyun oynarken dahi, yani hormonal salınım had safhadayken dahi, müsabaka ve faaliyet anında frontal bölgeyi daha etkin kullanmayı öğrenebilir ve öğretebilirsek, çok daha başarılı olacağımız kesindir.
Duygusal hareket etmek, diğer söylemle bizi limbik sistemin yönetmesine izin vermek en büyük handikapımızdır.
Duygu kötü bir şey değildir elbette.
Ama duygu bizi, hayatımızı, oyunumuzu ve futbolumuzu yönetmemelidir.
Eğer yönetirse gerçek hayatta tam tersi olur ve biz yönetilen karşımızdakiler yöneten olur...
Çocuklarımıza okullarda ve futbol altyapı süreçlerinde öğretmemiz veya öğrenmelerini sağlamamız gereken asıl şey mantıklı düşünmelerini sağlamak olmalıdır.
Örneğin gol yedikten sonra her şey bitmiş gibi çökmemek, eslim olmamak, gol attıktan sonra da her şey hallolmuş gibi devamlılığı elden bırakmamak için beyindeki frontal bölge hep başat olmalıdır.
İradi özellik denilen şey aslında mantıklı olmayı, yani doğru ve iyi olanı ayırt etmeyi elden bırakmayacak şekilde davranmak demektir.
Biz büyükler sevinme ve öfkelenme süreçlerimizi sürekli kontrol etmek zorundayız.
İkincisi böylesi durumlarda çocuklara yönelik kararlar almama ve bunu göstermemek zorundayız.
Ki, çocuklar da bize bakarak en coşkulu veya en endişeli i anlarında dahi kendilerini kontrol edebilmeyi elden bırakmamayı öğrensinler.
Önemli soru şu olmalıdır;
Limbik veya frontal bölgeyi daha başat olarak kullanabilme bizim elimizde mi?
Elbette...
Bilimsel düşünme, gerçekçi düşünme, kurallı yaşam, ilkelere sadık olma, adalet, eşitlik gibi değerlerin farkında olma ve hayatı şans, tesadüf sürpriz veya mistik şeylerden medet umarak yaşamayı öğrenmemiş olma veya terk etme...
Yani beyninizin hangi bölgesini daha çok aktive edersek, o bölgenin sorumlu olduğu davranışları daha çok kullanırız.
Peki, o bölgeyi nasıl aktive ederiz?
O bölgenin sorumlu olduğu davranışlar ile ilgili bir yaşam sürerek ve eğitim alarak...
Yani gerçeklere, olması gerekenlere, ilkelere, kurallara, bilime yönelerek ve gereklerini yaparak..
NÖRONLAR: SİNİR HÜCRELERİ
Nöronlar, beyindeki sinir hücreleridir.
Bilindiği üzere beyin loblara, loblar da bölgelere ayrılır. Loblar ve bölgeler hatta bölgelerdeki kısımlar ve bölümlerin her biri farklı alanlar ile ilgili kontrol ve yönetim merkezleridir.
Ama hepsinin yapı taşı nöronlardır.
Örneğin hareket etme yani "psikomotor" alandan sorumlu lob, bölge, kısım ve bölüm vardır ve bu yerin neresi olduğu bellidir, yani bilinir. Örneğin o yer hasar görürse, bedenimiz ne kadar sağlam ve güçlü olursa olsun dahi hareket etme özelliğimiz kaybolur.
Hareketten sorumlu komuta merkezini ne kadar geliştirirsek, hareketlerimizi de o kadar geliştiririz. Reflekslerin, istemli hareketlere dönüşmesi hareket merkezinin devreye girmesiyle olur. Yaklaşık 9 aydan sonra etkin olarak devreye giren korteksdeki hareketten sorumlu bölge, giderek hareket gelişimini ve hareketlerdeki mükemmelleşmeyi yönetir.
Peki, bu yönetim nasıl olur?
Bu, hareketten sorumlu bölgede doğuştan var olan sinir hücrelerini daha fazla sayıda aktif hale getirme ile olur. Sinir hücreleri çoğalmaz ve arttırılmaz. Sadece daha fazla sayıda sinir hücresinin birbirini etkileyerek aynı amaç için bir araya gelmelerinin sağlanmasıyla olur.
Beynin hareketten sorumlu bölgesindeki sinir hücreleri, sorumlu olduğu görev ve iş neyse ancak o görev ve iş ile uyarılabilir. Uyarılan her hücre aynı uyarıyı diğerine temas ederek ona aktarır. Bu şekilde uyarılmış ve aktive edilmiş hücre sayıları ne kadar artar ve o iş için birlikte hareket ederse o iş yani hareket de giderek o derece iyi, mükemmel ve amaca uygun olur.
Sürünmeden, emeklemeye, emeklemeden tay, tay yürümeye, yürümeden koşamaya doğru giden süreç, soz konusu işten sorumlu sinir hücrelerinin yeterince ve gerektiği kadar bir araya gelmesi ve birlikte iş yapabilmesiyle mümkün olur.
Bu durumda insanoğlu doğuştan itibaren hiçbir hareket uyaranına maruz kalmasa, sadece yatsa, tüm ihtiyaçlarını yatarak karşılansa ne olur? Elbette yürüyemez, koşamaz ve bir topa tekme atamaz olur.
Bizim için buradan çıkarılacak ders ve sonuç şunlar olmalıdır;
1. Bir işin ne kadar iyi yapılmasını sağlamak istiyorsak, insanları yaş düzeyi, gelişim düzeyi ve gelişim özelliklerini dikkate alarak işe koşmalıyız. Yani o iş ile ilgili uyaranlara maruz kılmalıyız.
2. Diğer bir ders ve sonuç da şu olmalıdır; Sanıldığı gibi örneğin futbolda çocukların ve gençlerin kaslarını geliştirerek, kondisyon seviyelerini yükselterek daha teknik becerilerini daha iyi ve mükemmel kılamayız.
3. Beynimizin her bölümü, yaşam ile ilgili gereken diğer davranışlardan sorumludur. Söz konusu o bölgedeki sinir hücreleri, bölgenin sorumlu olduğu davranışlar neyse ancak o tür işler ile uyarılabilir…. Bu da bizim o işle ilgili mükemmel olmamızı sağlar.
4. Bu durumda futbolcu olunmaz doğulur lafını bir daha gözden geçirmemiz gerekmez mi?
5. Elbette doğuştan getirilen yetilerimiz ve genetik özelliklerimiz vardır. Ama bu yetiler, genetik özellikler uyarılmaz ise hiçbir şey ifade etmezler.
25 Kas 2018
OYUN KALİTESİNİ OYUN BİÇİMİ BELİRLER, İKİ ANALİZ VE BİR DEĞERLENDİRME
1
İNGİLTERE PREMIER LİGİNDEN BİR İSTATİSTİK VE KISA BİR DEĞERLENDİRME
İngiltere Premier liginde orta alt sıralarında yer alan iki takımın müsabakası vardı bugün.
Cardif City ile Brighton 12. haftada karşılaştılar.
İstatistiki bilgi ise şu; Her iki takım uzun top oyununu tercih eden takımlar ve her iki takımın da uzun top oyunundan önce yaptığı pas sayısı dört... Evet rakamla sadece 4.
Oysa aynı ligde mücadele eden Mancherster City ve Chalse takımlarının uzun top oyunundan ortalama pas sayıları on beş. Rakamla 15..
Sözü edilen bu iki takım bilindiği üzere Premier ligin en tepesindeki takımlar.
Yani sürdürülebilir hiç bir başarı tesadüf değildir.
Uzun pas veya uzun atılan topa dayalı oyun artık ilkel bir oyun şeklidir. Tartışması dahi kalmamıştır...
Bu arada sadece pasa dayalı oyun da çözüm değildir. Eğer pas dayalı oyunlar savunmada, orta alanda ve rakip kale önünde, o bölgenin gerektirdiği başka bir atraksiyon ile birleştirilmiyor ise anlamlı da değildir.
Onun için sadece pas oyunu değil, dripling ve çalım atma becerilerinin pas ile birleştirildiği oyun kombinasyonları günümüzün futbolunun gereklerindendir.
2
BU HAFTA SONU OYNANAN MANCHESTR CİTY - MHANCHESTR UNUTED DERBİSİ....
PAS-DRPLİNG-ALDATMA İLE İLGİLİ FUTBOL EĞİTİMİNE DAİR BAZI NOTLAR...
Dünyanın en iyi takımlarınından birisinin karşısında bir gol öncesi yapılan pas sayısı nasıl olur da bu kadar fazla olabilir?
Bunun bir sırrı yok. Çünkü futbol sır oyunu değil.
Ama bunun bir açıklaması veya formülü var.
1. Bu sadece teknik kapasitesi yüksek oyuncular ile açıklanacak bir şey değildir.
2. Bu sadece üçgenler kurma, bölge oyunları ile de açıklanamaz.
3. Bu boşa kaçma ile ayağında top tutmama ile de açıklanamaz.
Evet, pas önemli.
Pasa dayalı oyun da önemli.
Pas takım olmanın gizemli ve biricik formülü..
Ama işi sadece top alıp verme yani klasik anlamda "pas" ile ilişkilendirerek açıklarsak eksik kalırız.
Pas alıp vermenin tıkandığı veya karşında senden bir fazla oluveren rakip karşısında pasın çözüm olmadığı anlar vardır.
Dolayısıyla bunun sadece bir "pas" oyun olmadığı, pas oyununu besleyen adam eksiltme yani aldatmanın ve bir o kadar önemli dripling ustalığının iç içe geçmesi gerektiği açıktır.
Oyuncularınız pas özellikleri yüksek olan ve bu anlayışı futbol yaşam biçimi haline getirmiş olan oyunculardan oluşurken, asla ihmal edilmemesi gereken dripling ve çalım atabilme ustası da olmak durumda olmalıdırlar.
Eğitim formasyonu açısından bakıldığında;
1.Oyuncular gelişirken bireysel futbol özelliklerini giderek takım oyunu özelliklerine evrilmesini sağlayabilirsiniz. Ama ideal bir eğitim değildir.
2. Takım oyunu özellikleri geliştirip bunu bireysel oyun özelliklerine evrilmesine sağlamak da bir çözümdür ancak bu da ideal değildir.
3. İkisini bir arada öğretmek veya öğrenilmesini sağlamak ideal olandır.
Çocuklar oyun oynarken hem takım oyunu adına pası, hem de bireysel özelliklerini geliştirmek adına dripling ve aldatma becerilerini geliştirmelidirler.
Bütün mesele ne zaman neyi yapacaklarını, bireysel özelliklerini sergilerken "bireyci" futbola sapmayacak bir futbol anlayışını kavramalarını sağlamaktır.
ALTYAPILARDA KENDİNİ AŞMA, GELİŞİM, REKABET VE ÜSTYAPI...
Eğitim insanların ve özellikle de çocukların birbirlerini aşmaları işi değildir.
Eğitim insanların ve özellikle çocukların kendilerini aşmaları işidir.
Kendini aşmak demek, geliştirmeye çalışmak ve dolayısıyla gelişmek demektir.
Gelişmiş dünya ülkeleri, insanlarını birbirleri ile rekabete sokarak, birbirlerini yenmeye,birbirlerinin önüne geçmeye odaklı bir eğitim ile ilerlemedi.
Herkesin kendini aşamaya çalışarak gelişmesi sonucu ilerledi.
Burada önemli olan insanların ve özellikle çocukların kendilerini aşacakları ve aşarak gelişecekleri işi, alanı ve amacı doğru tespit edebilmek ve doğru yönlendirmektir.
Rekabet eşitler arasından ve adil koşullarda geliştirir.
Aksi takdirde yok eder.
Altyapılar çocukların kendilerini sürekli aşarak, bir önceki kendinden daha iyi olmaya çalışma hali ve sürecidir.
Çocuklar verilen doğru eğitimler sayesinde önce kendilerini aşarak gelişmeye, sonra da olmaları gerektiği yerde iseler, kendilerini aşmanın ötesine geçecekler ve eşitleri ile adil koşullarda rekabete girmeye başlayacaklar ve üstyapılara doğru ilerleyeceklerdir.
Altyapılar geliştirme ve gelişim yerleridir.
Çocuğun bir üst döneme ve evrelere doğru gelişim seyri onun kendini geliştirebilme düzeyi belirlemelidir.
Rekabete aşaması ve süreci kendini geliştirecek noktayı aşmasından sonra gerçekleşmesi gereken ve üstyapılar için doğal seçme yöntemi olaması gereken eğitimin son aşamaları olmalıdır.
OYUN ZEKÂSI ASLINDA OYUN BECERİSİ DEMEKTİR...
Oyun zekası kavramı daha çok ve daha sık kullanılan bir deyim olup, aslında kast edilen şey elbette ki "oyun becerisi"dir...
Oyun becerisi demek, oyunu iyi oynamak için gereken temel teknik becerileri gerçekleştirmek demek değildir.
O zaten olmazsa olmaz...
Oyun becerisi daha çok oyun farklı açı, yön ve hızlarda oynayabilme ile başlayan ve çok daha önemlisi oyun içindeyken oyuna farklı boyut kazandırabilmek ile gelişen "yaratıcı oyun" davranışları demektir.
Daha çok bireysel taktik beceriyi, oyun taktiği ile birleştirebilmektir. Öznel olarak da oyun taktiğini bireysel taktiğe bağlı olarak dönüştürebilmektir.
Oyun zekası deyimi muhtemelen oyunu farklılaştırmak ve farklı oynamaktan kaynaklı bir ifadedir.
İşin aslı oyuna yaratıcılık eklemektir.
Oyuna yaratıcılık eklemek demek ise "pozisyon üretmek" demektir.
Nasıl olabilir bu?
Bu inisiyatif kullanarak olabilir.
İnisiyatif kullanan oyuncular yaratıcı oyuncular olurlar.
İnisiyatif kullandıkları için de yaratıcı oynama imkanı bulmuş olurlar.
Savunma oyuncuları neden daha az yaratıcı oyunculardır?
Ya da oyun becerileri orta alan ve hücum oyuncularına göre neden daha düşük görülür?
Çünkü basit, tek düze ve standart oyun beklenir onlardan. İnisiyatif kullanmalarına izin verilmez. Hatasız oynamalar istenir.
Çok yanlıştır aslında.
Oysa savunma oyununda da oyun becerisi önemli ve gerekli bir beceridir.
Oyun becerileri yüksek oyuncular geliştirmenin yolu, hatasız oynamaların istemek değildir.
Oyunu farklı şekillerde oynayabilmelerine izin vermek ve inisiyatif almalarını sağlamaktır.
Taktik oyun becerisi ile birleşirse ortaya çıkan şey yaratıcı takım oyunu olur.
Oyun becerisi taktik ile birleşmez ise ortaya çıkan şey oyuncuya bağımlı takım olur.
Oyun becerisiz oyunculardan kurulu taktik ise seyir zevki az otomatikleşmiş takım oyunu ortaya çıkarır.
Oyun becerisi gelişimi başlangıç yaşları 10-12 yaş,
Oyun becerisi gelişimi artış yaşları 13-15 yaş,
Oyun becerisi gelişimi sıçrama ve olgunlaşma yaşlar 16-24 yaş süreçleri olarak ifade edilebilir...
FUTBOLDA NASIL ÖĞRENİLİR?
(PAS YAPARAK PAS DAVRANIŞI ÖĞRENİLMEZ... PAS KULLANILARAK PAS DAVRANIŞI ÖĞRENİLİR)...
Futbolda pas, top sürme, çeşitli aldatmalar, topa çeşitli şekillerde vuruşlar gibi davranışların "temel teknik beceriler" olarak adlandırıldığı herkesin malumudur.
Ama herkesin aynı şekilde düşünmediği şey, futbolda temel teknik becerilerin neler olduğu değil, nasıl öğrenildiğidir.
Futbolda temel teknik beceriler, futbol oyunu karakterinden, içeriğinden, ruhundan ve havasından farklı şekillerde öğretildiğinde, öğrenme futbol ve futbol öğrenimi değil, "söz konusu o davranışı öğrenme" olabilmektedir.
Bir hareket önce yapabilirliğe, sonra rahatça yapabilirliğe ve daha sonra da mükemmel yapabilmeye dönüşebilir.
Ama söz konusu hareket asıl amaç olan "oyun" için mükemmel kullanılabilir öğrenme anlamına gelmemektedir. Eğer gelseydi top mükemmel düzeyde çeşitli gösteriler yapan sirk cambazları mükemmel futbolcular olurlardı.
Pas, top sürme, topa vuruşlar, aldatmalar ile ilgili temel teknik beceri öğrenimi demek daha çok pası kullanma, top sürmeyi kullanma, topa vuruşları kullanma, aldatmayı kullanma temeli üzerine inşa edilmiş eğitim uygulamaları olmalıdır.
Kullanma illa ki üst düzey ve normal koşullarda futbol oyunu demek değildir.
Söz konusu temel teknik beceriyi herhangi bir amaca yönelik kullanmayı gerçekleştirme, gerçekleştirmeye çalışırken problemler ile karşılama, onu çözme, yeni davranışlara yönelme, tekrar farklı şekillerde deneme, farklı boyutlarda yapmaya çalışma ve daha önemlisi futbol oyunu havası, ruhu, psikolojisi ve amacından bağımsız olmadan olması gerekene ulaşma süreçlerinde olması gerektiği gibi öğrenirler.
Parçalar halinde öğrenip onu bütünleştirmek elbette bir öğrenme yoludur.
Ama o parçalar bütünden bağımsız veya bütün ile hiç ilgisi olmayan parçalar olmamalıdır.
Buraya kadar anlatılmaya çalışılan konu, çocuklar direk oyun oynayarak öğrenirler, o halde hep oyun oynatılmalıdır anlamına gelmez.
Çocuklar ve gençler öğrenecekleri her yeni konu veya davranışları işin doğasına, amacına ve içeriğine uygun olarak öğrenirler.
Futbol oyununda iki takım oyuncusu belli bir mesafede ve aynı biçimde asla pas alış verişi yapmazlar. Değişen koşullarda, değişen açı, yön, hız ve mesafelerde pas alış verişi yaparlar.
Çocukların yaşları kaç olursa olsun her çocuğun yaş düzeyine uygun amaca yönelik, oyun karakterinden bağımsız olmayan temel teknik beceri öğrenim uygulamaları üretilebilir ve uygulanabilir.
Sonuç olarak, öğretmenler ve antrenörler belli başlı standart öğretim yolları ve alışkanlıkları ile değil, sürekli kendilerini geliştirerek ve öğrenmeyi merkeze alarak öğretim becerilerini geliştirmeli ve farklılaştırabilmelidirler.
Not: Taktik beceriler de aynı şekilde öğrenilir. Oyun için gereken stratejik davranışlar dediğimiz taktik neden ve niçin yapılacağını yaşayarak görmeden, yaşayarak anlamadan, ne zaman ve nasıl yapılacağını öğrenmek mümkün olamamaktadır.
Yani oyuna dair teknik ve taktik tüm gerekenlerin, oyundan koparılmış ve başkalaştırılmış şekilde amaca yönelik öğrenilmesini sağlamak mümkün değildir.
ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME VE ÖNERİ
Türkiye'de futbol gelişimi ve özellikle "futbolcu gelişiminin" duraklama miladı, futbolu meralardan, köylerden, okul bahçelerinden, semt ve mahalle sahalarından, arsalardan kovulması, futbolun halı sahalara hapsedilmesi, kulüplerin halka kapatması ile başlayan milattır.
Bu miladın başlangıcı 1980 tarihidir.
1980 sonrası alınan bir takım kararlar ve yürütülen ekonomik ve sosyal politikalar ve uygulamalar ile yani 24 Ocak ekonomik kararları ile başlayan serbest piyasaya geçiş, özelleştirmeler, inşaatçılık, göç, devletin sosyal devlet özelliğini değiştirmesi, sporda ve futbolda özerkleştirme yasası, futbolda gruplaşma, mafyöz ilişkiler, ve futbolun ticarileştirilmesi ve ticarileşen futbolun halkı futbol ile kendini ifade etmekten ziyade futbol aracılığı ile maç izleyen birer tüketiciye dönüştürmesi ile doğrudan ilintilidir.
Artık bir şekilde yeniden başlamak gerek.
Gösterişli statlar, pahalı tesisler bu sorunu çözmez.
Çözüm herkesin ulaşabildiği ve herkese ulaşabilen bir futbol ve spor yönetimi ve organizasyonudur.
Özetle günümüzde futbolu çocuklardan, çocukları futboldan koparmamak adına yapılacak en iyi şey, mahalle ve semt kulüpleri kurmak ve bunların biricik iş ve işlevlerini tamamen çocukların spor ve futbol ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verecek biçimde organize etmektir.
Bu miladın başlangıcı 1980 tarihidir.
1980 sonrası alınan bir takım kararlar ve yürütülen ekonomik ve sosyal politikalar ve uygulamalar ile yani 24 Ocak ekonomik kararları ile başlayan serbest piyasaya geçiş, özelleştirmeler, inşaatçılık, göç, devletin sosyal devlet özelliğini değiştirmesi, sporda ve futbolda özerkleştirme yasası, futbolda gruplaşma, mafyöz ilişkiler, ve futbolun ticarileştirilmesi ve ticarileşen futbolun halkı futbol ile kendini ifade etmekten ziyade futbol aracılığı ile maç izleyen birer tüketiciye dönüştürmesi ile doğrudan ilintilidir.
Artık bir şekilde yeniden başlamak gerek.
Gösterişli statlar, pahalı tesisler bu sorunu çözmez.
Çözüm herkesin ulaşabildiği ve herkese ulaşabilen bir futbol ve spor yönetimi ve organizasyonudur.
Özetle günümüzde futbolu çocuklardan, çocukları futboldan koparmamak adına yapılacak en iyi şey, mahalle ve semt kulüpleri kurmak ve bunların biricik iş ve işlevlerini tamamen çocukların spor ve futbol ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verecek biçimde organize etmektir.
10 Kas 2018
ANTRENÖR SINIFLAMALARI
Eskiden bazı antrenör sınıflamalar yapılırdı.
Bunlardan birisi de, otoriter antrenör, liberal antrenör ve demokrat antrenör şeklindeydi.
Bu klasik bir değerlendirmedir. Daha çok antrenörün mizacına ve bazı davranışlarına göre bir kategorize söz konusudur.
Oysa artık antrenörler, mizaç ve bazı kalıp davranışlardan ziyade başka amaçlara ve özelliklere göre sınıflandırılmalıdırlar.
Bu sınıflama illa yapılacaksa daha çok "antrenörlük yaklaşımları" bağlamında yapılmalıdır.
Niçin?
Çünkü demokrat antrenör diye tanımlanan birçok antrenörün, otoriter diye tanımlanan bir çok antrenörden daha verimsiz olması mümkün olabilmektedir.
Ya da liberal diye tanımlanan bir antrenörün bazı zamanlarda oldukça otoriter olduğu yaşanılan örneklerdendir.
Yani tiplere ve karakterlere göre sınıflandırma, verimlilik ve yararlılık açısından çok şey ifade etmeyebilmektedir.
Bizce tipler veya karakterler üzerinden yeni sınıflamalara değil, illa bir sınıflama yapılacaksa bunun futbol anlayışları, futbol yaklaşımları ve futbol ekolleri üzerinden yapılması daha doğru olacaktır.
Örneğin;
1. Oyun ve Strateji antrenörleri,
2. Oyun ve Oyuncu antrenörleri.
Veya
1. Yarışmacı müsabaka antrenörleri,
2. Geliştirici oyun ve oyuncu antrenörleri
Ya da
1. Kondisyon geleneğinden gelen antrenörler,
2. Oyuncuya göre, oyuncuyla ilgili gelenekten gelen antrenörler,
3. Her şeye baştan başlamayı seçen reformcu antrenörler.
Başka açıdan bir sınıflama yaklaşımı;
1. Oyuna göre oyuncu belirleyen ve seçen antrenörler,
2. Oyuna göre oyuncuyu değiştiren ve geliştiren antrenörler..
Yine farklı bir bakışla bir sınıflama;
1. Geliştirici, yaratıcı ve yönlendirici antrenörler,
2. Yarışmacı, rekabetçi ve ürün odaklı antrenörler..
Özetle antrenör sınıflamasının temelde çıkış noktası;
1. Oyuncu,
2. Ve oyun'dur.
Her şey bu iki unsurdan şekillenerek ilerler..
Sonuç olarak, oyuncuya ve oyuna odaklanarak her ikisini olması gerektiği ölülerde ve düzeylerde geliştirmeyi amaçlayan antrenörler, birsi için diğerini tercih etmeyen ve iki unsuru olması gerektiği düzeyde buluşturabilen antrenörler "iyi" ve "ideal" antrenörler olsa gerektir...
Bunlardan birisi de, otoriter antrenör, liberal antrenör ve demokrat antrenör şeklindeydi.
Bu klasik bir değerlendirmedir. Daha çok antrenörün mizacına ve bazı davranışlarına göre bir kategorize söz konusudur.
Oysa artık antrenörler, mizaç ve bazı kalıp davranışlardan ziyade başka amaçlara ve özelliklere göre sınıflandırılmalıdırlar.
Bu sınıflama illa yapılacaksa daha çok "antrenörlük yaklaşımları" bağlamında yapılmalıdır.
Niçin?
Çünkü demokrat antrenör diye tanımlanan birçok antrenörün, otoriter diye tanımlanan bir çok antrenörden daha verimsiz olması mümkün olabilmektedir.
Ya da liberal diye tanımlanan bir antrenörün bazı zamanlarda oldukça otoriter olduğu yaşanılan örneklerdendir.
Yani tiplere ve karakterlere göre sınıflandırma, verimlilik ve yararlılık açısından çok şey ifade etmeyebilmektedir.
Bizce tipler veya karakterler üzerinden yeni sınıflamalara değil, illa bir sınıflama yapılacaksa bunun futbol anlayışları, futbol yaklaşımları ve futbol ekolleri üzerinden yapılması daha doğru olacaktır.
Örneğin;
1. Oyun ve Strateji antrenörleri,
2. Oyun ve Oyuncu antrenörleri.
Veya
1. Yarışmacı müsabaka antrenörleri,
2. Geliştirici oyun ve oyuncu antrenörleri
Ya da
1. Kondisyon geleneğinden gelen antrenörler,
2. Oyuncuya göre, oyuncuyla ilgili gelenekten gelen antrenörler,
3. Her şeye baştan başlamayı seçen reformcu antrenörler.
Başka açıdan bir sınıflama yaklaşımı;
1. Oyuna göre oyuncu belirleyen ve seçen antrenörler,
2. Oyuna göre oyuncuyu değiştiren ve geliştiren antrenörler..
Yine farklı bir bakışla bir sınıflama;
1. Geliştirici, yaratıcı ve yönlendirici antrenörler,
2. Yarışmacı, rekabetçi ve ürün odaklı antrenörler..
Özetle antrenör sınıflamasının temelde çıkış noktası;
1. Oyuncu,
2. Ve oyun'dur.
Her şey bu iki unsurdan şekillenerek ilerler..
Sonuç olarak, oyuncuya ve oyuna odaklanarak her ikisini olması gerektiği ölülerde ve düzeylerde geliştirmeyi amaçlayan antrenörler, birsi için diğerini tercih etmeyen ve iki unsuru olması gerektiği düzeyde buluşturabilen antrenörler "iyi" ve "ideal" antrenörler olsa gerektir...
ALTYAPI ARAŞTIRMA SORULARI
DİYELİM Kİ, BAŞKA BİR ÜLKENİN ALTYAPI VE ALTYAPI EĞİTİMLERİ İLE İLGİLİ BİR ARAŞTIRMA VEYA ÇALIŞMA YAPACAKSINIZ...
MUHTEMEL SORULAR NASIL OLMALI VE NELERİ KAPSAMALIDIR?
BAZI ÖRNEK SORULAR:
1. Araştırma veya çalışma yapılan söz konusu ülkenin ulusal bir spor politikası var mıdır?
2. Spor ile ilgili ulusal düzeyde örgütlenme biçimi nedir?
3. Spora ilişkin hukuki mevzuat birikimleri ve çalışmaları nelerdir?
4. Spor ile ilgili kurumların ve birimlerin hiyerarşik konumlanması görev, yetki, sorumluluk ve denetim mekanizmaları nasıl oluşturulmuştur?
5. Spor Bakanlığı veya İlgili Bakanlık diğer tüm spor kurumları üzerinde Anayasal düzeyde ve ilgili kanunlar ile belirlenmiş herhangi bir tasarrufa ve denetime sahip midir?
6. Söz konusu ülkede üst düzeyde spor kurumu yöneticilerinin seçilmesi veya atanması izleği (prosedürü) nedir?
7. Söz konusu ülkede ilgili bakanlığa bağlı spor kurum ve birimlerinde idari ve diğer personeli belirlemede ve atamalarda ilgili prosedür (izlek) nelerdir. Bakanlığın bazı tasarrufları söz konusu mudur?
8. Söz konusu ülkede belirlenmiş, öncelik verilen veya özel olarak benimsenen bir spor alanı/branşı var mıdır?
9. Söz konusu ülkede, ülke nüfusu ile spor yapan kişi nüfusu arasında bir oran çalışması var mıdır? Veya spor ile ilgili değerlendirmelerde buna benzer ölçütler kullanılmakta mıdır?
10. Söz konusu ülkede Bakanlık düzeyi dışındaki tüm spor kurum, birim ve örgütlenmeleri nelerdir?
11. Söz konusu ülkede herhangi bir spor branşına özgü hiyerarşik kurumsal örgütlenme nedir?
12. Okullar ile ilgili olarak eğitim bakanlığı ile Spor Bakanlığı arasında sistematik ve sürdürülebilir ilişkileri ve işleyişi belirleyen mevzuat var mıdır?
13. Okulların spor uygulamaları ve/veya spora yönlendirme konusundaki rolleri, işlevleri ve işleyişleri nelerdir?
14. Yerel, mahalli, bölgesel ve genel anlamda spor kulüpleri kuruluş, yönetim ve işleyiş sistematiği nedir?
15. Yerel veya mahalli spor kulüpleri görev ve sorumlulukları nelerdir?
16. Spora ilgili ve istekli bir çocuğun herhangi bir spor dalında formel anlamda eğitim alabileceği kurum var mıdır? Varsa nereleridir?
17. Spora ilgili ve istekli bir çocuğun herhangi bir spor dalında formel anlamda eğitim alabileceği kabul yaşı nedir?
18. Spora yeni başlayan veya başlatılan ilgili ve yetenekli bir çocuğun, en üst düzeyde sporcu olabileceği süreç “kurumsal” açıdan nasıl işlemektedir?
19. Spora yeni başlayan veya başlatılan ilgili ve yetenekli bir çocuğun, en üst düzeyde sporcu olabileceği süreçte kendisi ve ailesi dışında herhangi bir nedenle sekteye uğratılması (engellenmesi, önünün kesilmesi) mümkün müdür?
20. Resmi tüm spor kurumlarında eğitimci kadroları (antrenör, uzman vb) nasıl belirlenmekte ve özlük hakları açısından hangi koşullarda çalışmaktadırlar?
21. Resmi olmayan spor kurumlarında (kulüplerde) eğitimci kadroları (antrenör, uzman vb) nasıl belirlenmekte ve özlük hakları açısından hangi koşullarda çalışmaktadırlar?
22. Kulüpler başta olmak üzere diğer spor kurumlarında “altyapı eğitimi” ile ilgili birimlerin yönetsel (organizasyon şeması) yapısı ve üst yapıyla ilişkisi nedir?
23. Altyapı birim veya kurumlarının kuruluş, işleyiş ve bağlı olduğu hiyerarşik yapı ile ilgili mevzuat nedir?
24. Altyapı birim veya kurumlarının girdi maliyetleri nasıl karşılanmaktadır?
25. Altyapı birim veya kurumlarının çalışma kadroları nelerdir?
26. Altyapı birim veya kurumlarının sporcu adayı kabulü nasıl gerçekleşmektedir?
27. Altyapı birim veya kurumlarının amacı nasıl belirlenmiştir?
28. Altyapı birim veya kurumlarının eğitim kadrolarının (antrenörlerin) yeterlilik alanları nelerdir?
29. Altyapı birim veya kurumlarında çalışan antrenörlerin başka bir iş alanı veya meslek alanları var mıdır? Yoksa tüm mesaisi ve çalışma alanı altyapı ile ilgili birim veya kurum mudur?
30. Altyapı birim veya kurumlarının yaş düzeylerine, dönemlere veya evreler göre hazırlanmış, standardize edilmiş eğitim programları ve içerikleri mevcut mudur?
31. Altyapı birim veya kurumlarının yarışma, müsabaka organizsayonları hangi yaşlarda başlamaktadır?
32. Altyapı birim veya kurumlarının yarışma ve müsabaka organizasyonlarını belirleyen mevzuat ve planlamaya ilişkin herhangi bir belge, yönetmelik ve yönerge söz konusu mudur?
MUHTEMEL SORULAR NASIL OLMALI VE NELERİ KAPSAMALIDIR?
BAZI ÖRNEK SORULAR:
1. Araştırma veya çalışma yapılan söz konusu ülkenin ulusal bir spor politikası var mıdır?
2. Spor ile ilgili ulusal düzeyde örgütlenme biçimi nedir?
3. Spora ilişkin hukuki mevzuat birikimleri ve çalışmaları nelerdir?
4. Spor ile ilgili kurumların ve birimlerin hiyerarşik konumlanması görev, yetki, sorumluluk ve denetim mekanizmaları nasıl oluşturulmuştur?
5. Spor Bakanlığı veya İlgili Bakanlık diğer tüm spor kurumları üzerinde Anayasal düzeyde ve ilgili kanunlar ile belirlenmiş herhangi bir tasarrufa ve denetime sahip midir?
6. Söz konusu ülkede üst düzeyde spor kurumu yöneticilerinin seçilmesi veya atanması izleği (prosedürü) nedir?
7. Söz konusu ülkede ilgili bakanlığa bağlı spor kurum ve birimlerinde idari ve diğer personeli belirlemede ve atamalarda ilgili prosedür (izlek) nelerdir. Bakanlığın bazı tasarrufları söz konusu mudur?
8. Söz konusu ülkede belirlenmiş, öncelik verilen veya özel olarak benimsenen bir spor alanı/branşı var mıdır?
9. Söz konusu ülkede, ülke nüfusu ile spor yapan kişi nüfusu arasında bir oran çalışması var mıdır? Veya spor ile ilgili değerlendirmelerde buna benzer ölçütler kullanılmakta mıdır?
10. Söz konusu ülkede Bakanlık düzeyi dışındaki tüm spor kurum, birim ve örgütlenmeleri nelerdir?
11. Söz konusu ülkede herhangi bir spor branşına özgü hiyerarşik kurumsal örgütlenme nedir?
12. Okullar ile ilgili olarak eğitim bakanlığı ile Spor Bakanlığı arasında sistematik ve sürdürülebilir ilişkileri ve işleyişi belirleyen mevzuat var mıdır?
13. Okulların spor uygulamaları ve/veya spora yönlendirme konusundaki rolleri, işlevleri ve işleyişleri nelerdir?
14. Yerel, mahalli, bölgesel ve genel anlamda spor kulüpleri kuruluş, yönetim ve işleyiş sistematiği nedir?
15. Yerel veya mahalli spor kulüpleri görev ve sorumlulukları nelerdir?
16. Spora ilgili ve istekli bir çocuğun herhangi bir spor dalında formel anlamda eğitim alabileceği kurum var mıdır? Varsa nereleridir?
17. Spora ilgili ve istekli bir çocuğun herhangi bir spor dalında formel anlamda eğitim alabileceği kabul yaşı nedir?
18. Spora yeni başlayan veya başlatılan ilgili ve yetenekli bir çocuğun, en üst düzeyde sporcu olabileceği süreç “kurumsal” açıdan nasıl işlemektedir?
19. Spora yeni başlayan veya başlatılan ilgili ve yetenekli bir çocuğun, en üst düzeyde sporcu olabileceği süreçte kendisi ve ailesi dışında herhangi bir nedenle sekteye uğratılması (engellenmesi, önünün kesilmesi) mümkün müdür?
20. Resmi tüm spor kurumlarında eğitimci kadroları (antrenör, uzman vb) nasıl belirlenmekte ve özlük hakları açısından hangi koşullarda çalışmaktadırlar?
21. Resmi olmayan spor kurumlarında (kulüplerde) eğitimci kadroları (antrenör, uzman vb) nasıl belirlenmekte ve özlük hakları açısından hangi koşullarda çalışmaktadırlar?
22. Kulüpler başta olmak üzere diğer spor kurumlarında “altyapı eğitimi” ile ilgili birimlerin yönetsel (organizasyon şeması) yapısı ve üst yapıyla ilişkisi nedir?
23. Altyapı birim veya kurumlarının kuruluş, işleyiş ve bağlı olduğu hiyerarşik yapı ile ilgili mevzuat nedir?
24. Altyapı birim veya kurumlarının girdi maliyetleri nasıl karşılanmaktadır?
25. Altyapı birim veya kurumlarının çalışma kadroları nelerdir?
26. Altyapı birim veya kurumlarının sporcu adayı kabulü nasıl gerçekleşmektedir?
27. Altyapı birim veya kurumlarının amacı nasıl belirlenmiştir?
28. Altyapı birim veya kurumlarının eğitim kadrolarının (antrenörlerin) yeterlilik alanları nelerdir?
29. Altyapı birim veya kurumlarında çalışan antrenörlerin başka bir iş alanı veya meslek alanları var mıdır? Yoksa tüm mesaisi ve çalışma alanı altyapı ile ilgili birim veya kurum mudur?
30. Altyapı birim veya kurumlarının yaş düzeylerine, dönemlere veya evreler göre hazırlanmış, standardize edilmiş eğitim programları ve içerikleri mevcut mudur?
31. Altyapı birim veya kurumlarının yarışma, müsabaka organizsayonları hangi yaşlarda başlamaktadır?
32. Altyapı birim veya kurumlarının yarışma ve müsabaka organizasyonlarını belirleyen mevzuat ve planlamaya ilişkin herhangi bir belge, yönetmelik ve yönerge söz konusu mudur?
OYUN ZEKÂSI ASLINDA OYUN BECERİSİ DEMEKTİR...
Oyun zekası kavramı daha çok ve daha sık kullanılan bir deyim olup, aslında kast edilen şey elbette ki "oyun becerisi"dir...
Oyun becerisi demek, oyunu iyi oynamak için gereken temel teknik becerileri gerçekleştirmek demek değildir.
O zaten olmazsa olmaz...
Oyun becerisi daha çok oyun farklı açı, yön ve hızlarda oynayabilme ile başlayan ve çok daha önemlisi oyun içindeyken oyuna farklı boyut kazandırabilmek ile gelişen "yaratıcı oyun" davranışları demektir.
Daha çok bireysel taktik beceriyi, oyun taktiği ile birleştirebilmektir. Öznel olarak da oyun taktiğini bireysel taktiğe bağlı olarak dönüştürebilmektir.
Oyun zekası deyimi muhtemelen oyunu farklılaştırmak ve farklı oynamaktan kaynaklı bir ifadedir.
İşin aslı oyuna yaratıcılık eklemektir.
Oyuna yaratıcılık eklemek demek "pozisyon üretmek" demektir.
Nasıl olabilir bu?
Bu inisiyatif kullanarak olabilir.
İnisiyatif kullanan oyuncular yaratıcı oyuncular olurlar.
İnisiyatif kullandıkları için de yaratıcı oynama imkanı bulmuş olurlar.
Savunma oyuncuları neden daha az yaratıcı oyunculardır?
Ya da oyun becerileri orta alan ve hücum oyuncularına göre neden daha düşük görülür?
Çünkü basit, tek düze ve standart oyun beklenir onlardan. İnisiyatif kullanmalarına izin verilmez. Hatasız oynamalar istenir.
Çok yanlıştır aslında.
Oysa savunma oyununda da oyun becerisi önemli ve gerekli bir beceridir.
Oyun becerileri yüksek oyuncular geliştirmenin yolu, hatasız oynamaların istemek değildir.
Oyunu farklı şekillerde oynayabilmelerine izin vermek ve inisiyatif almalarını sağlamaktır.
Taktik oyun becerisi ile birleşirse ortaya çıkan şey yaratıcı takım oyunu olur.
Oyun becerisi taktik ile birleşmez ise ortaya çıkan şey oyuncuya bağımlı takım olur.
Oyun becerisiz oyunculardan kurulu taktik ise seyir zevki az otomatikleşmiş takım oyunu ortaya çıkarır.
Oyun becerisi gelişimi başlangıç yaşları 10-12 yaş,
Oyun becerisi gelişimi artış yaşları 13-15 yaş,
Oyun becerisi gelişimi sıçrama ve olgunlaşma yaşlar 16-24 yaş süreçleri olarak ifade edilebilir...
Oyun becerisi demek, oyunu iyi oynamak için gereken temel teknik becerileri gerçekleştirmek demek değildir.
O zaten olmazsa olmaz...
Oyun becerisi daha çok oyun farklı açı, yön ve hızlarda oynayabilme ile başlayan ve çok daha önemlisi oyun içindeyken oyuna farklı boyut kazandırabilmek ile gelişen "yaratıcı oyun" davranışları demektir.
Daha çok bireysel taktik beceriyi, oyun taktiği ile birleştirebilmektir. Öznel olarak da oyun taktiğini bireysel taktiğe bağlı olarak dönüştürebilmektir.
Oyun zekası deyimi muhtemelen oyunu farklılaştırmak ve farklı oynamaktan kaynaklı bir ifadedir.
İşin aslı oyuna yaratıcılık eklemektir.
Oyuna yaratıcılık eklemek demek "pozisyon üretmek" demektir.
Nasıl olabilir bu?
Bu inisiyatif kullanarak olabilir.
İnisiyatif kullanan oyuncular yaratıcı oyuncular olurlar.
İnisiyatif kullandıkları için de yaratıcı oynama imkanı bulmuş olurlar.
Savunma oyuncuları neden daha az yaratıcı oyunculardır?
Ya da oyun becerileri orta alan ve hücum oyuncularına göre neden daha düşük görülür?
Çünkü basit, tek düze ve standart oyun beklenir onlardan. İnisiyatif kullanmalarına izin verilmez. Hatasız oynamalar istenir.
Çok yanlıştır aslında.
Oysa savunma oyununda da oyun becerisi önemli ve gerekli bir beceridir.
Oyun becerileri yüksek oyuncular geliştirmenin yolu, hatasız oynamaların istemek değildir.
Oyunu farklı şekillerde oynayabilmelerine izin vermek ve inisiyatif almalarını sağlamaktır.
Taktik oyun becerisi ile birleşirse ortaya çıkan şey yaratıcı takım oyunu olur.
Oyun becerisi taktik ile birleşmez ise ortaya çıkan şey oyuncuya bağımlı takım olur.
Oyun becerisiz oyunculardan kurulu taktik ise seyir zevki az otomatikleşmiş takım oyunu ortaya çıkarır.
Oyun becerisi gelişimi başlangıç yaşları 10-12 yaş,
Oyun becerisi gelişimi artış yaşları 13-15 yaş,
Oyun becerisi gelişimi sıçrama ve olgunlaşma yaşlar 16-24 yaş süreçleri olarak ifade edilebilir...
19 Eki 2018
FUTBOLDA ULUSAL DÜZEYDE BİR ALTYAPI MODELLEME ÖNERİSİ
1
Hata aramak kolaydır, çare olmak zordur.
Hata'yı yazmak, göstermek elbette gerekir ama çareyi de yazmak, söylemek ve en önemlisi göstermek gerekir.
2
Sorun değil, çözüm üretmek gerekir.
Sorunu ve sorunun nedenlerini yazmak, söylemek önemlidir. Çünkü teşhis olmadan tedaviye başlanmaz.
Ama çözümün de (tedavinin de) ne olacağını ve nasıl gerçekleşeceğini de yazmak, söylemek ve mümkünse göstermek gerekir.
3
Asıl mesele ve asıl dert ise, yanlışların, hataların ve sorunların ne olduğunun biliniyor, esas itibariyle çarelerin ve çözümlerin de ne olduğunun biliniyor olduğu halde bir şey yapılamıyor olmasıdır.
İşte her şey tam olarak burada düğümlenmektedir.
Demek ki, mesele başka...
Demek ki,mesele düzen ve sistem ile ilgili.
4
O halde sorun veya hastalık spor ve futbol düzeni, işleyişi ve yönetimi ile ilgili ise, çözüm de spor ve futbol düzeni, işleyişi, yönetimi ile ilgili bir meseledir.
5
Özetle spor ve özellikle futbol düzeni ve sistemi olumlu anlamda dönüşmeden ve toplumsal modelleme açısından değişmeden varılacak nokta şu an içinde bulunduğumuz noktadır.
Bu yeterli ise zaten mesele yoktur.
6
ULUSAL ÖLÇEKTE FUTBOL ALTYAPI MODELLEME ÖNERİSİ
Eğer değilse işe başlanacak yerlerden birisi de "futbol altyapı kulüpleri" ağı kurmak ve bunları yerelleştirerek geliştirmek ve çoğaltmaktır.
Dahası ilaveten ve eş zamanlı olarak "bölgesel üst yapı" kulüpleri ile organik işbirliği ve ilişkisini yasal zemine oturtarak sağlamaktır.
Süper lig takımlarının özkaynak ve özkaynak gelişimi ve eğitimini oluşturacak olan kent ve bölgelerindeki futbol altyapı kulüpleri olmalıdır. Keza bu 1. Lig ve diğer profesyonel lig kulüpleri için de geçerlidir. Bu konuda kulüplerin gelirlerinin yasal olarak da belirlenmiş bulunan payları bu altyapı kulüplerine denetlenebilecek şekilde aktarılması sağlanmalı, federasyon bütçesinin ilgili kaleminden de "futbol altyapı kulüplerinin tesisleşmei antrenör eğitimleri ve ücretlendirmeleri ile desteklenmeleri sağlanmalıdır.
Bu modellemede özel futbol okullarının da durumu bu kapsamda yeniden düzenlenerek futbol altyapı kulüpleri bünyesinde ulusal bir futbol altyapı modelinin ve mevcut kulüp altyapılarının da yeniden gözden geçirilerek ele alınması ve her kulübün verimli olmayan altyapı birimleri futbol altyapı kulüpleri bünyesine alınması sağlanmalıdır.
(Ayrıntıdır ama olası bir yaklaşımla "futbol altyapı kulüpleri" kendi içinde performans düzeyleri veya yaş gruplandırmaları açısından sınıflandırılabilir. Altyapı temel eğitim futbol kulübü, Altyapı gelişim eğitimi futbol kulübü ve performans altyapı eğitimi futbol kulübü gibi)..
Kulüplerin ihtisas alanları ve antrenör kadroları ihtisasa dayalı olarak bu modellemenin bir detayı olabilir.
Yereldeki tüm "Futbol altyapı kulüpleri" her çocuğa açık olmak zorundadır. O mahallede, semtte oturan her çocuk o kulüpte yetisi, yeteneği ve becerileri ne olursa olsun istediği sürece eğitimlere ve çalışmalara katılma hakkına sahip olmalıdır. Bu daha çok çocuğa ulaşmanın biricik yöntemidir. Özel ve özellikli çocuklar ise kulübün seviye gruplarında veya ilgili diğer en yakın futbol altyapı kulübüne geçişi sağlanmalıdır.
Bu kulüplerin idaresi, yönetimi ve verimliliği için ilgili yasal düzenlemelere uygun yönetmelik ve yönergeler ile iş, iş verimliliği ve amaca ilişkin düzenlemeler detaylandırılmalıdır.
Türkiye'nin futbolda kurtuluşu veya düzey atlamasının var olan şekliyle mümkün olmadığı görülmüştür.
Avrupa'nın en iyi 6.ligi olmak demek sadece para dolaşımı ve piyasa ile ilgili bir şey demektir. Bu sizi Avrupa ve dünya kupaları ölçeğinde bir yere taşımaya yetmemektedir.
Hata aramak kolaydır, çare olmak zordur.
Hata'yı yazmak, göstermek elbette gerekir ama çareyi de yazmak, söylemek ve en önemlisi göstermek gerekir.
2
Sorun değil, çözüm üretmek gerekir.
Sorunu ve sorunun nedenlerini yazmak, söylemek önemlidir. Çünkü teşhis olmadan tedaviye başlanmaz.
Ama çözümün de (tedavinin de) ne olacağını ve nasıl gerçekleşeceğini de yazmak, söylemek ve mümkünse göstermek gerekir.
3
Asıl mesele ve asıl dert ise, yanlışların, hataların ve sorunların ne olduğunun biliniyor, esas itibariyle çarelerin ve çözümlerin de ne olduğunun biliniyor olduğu halde bir şey yapılamıyor olmasıdır.
İşte her şey tam olarak burada düğümlenmektedir.
Demek ki, mesele başka...
Demek ki,mesele düzen ve sistem ile ilgili.
4
O halde sorun veya hastalık spor ve futbol düzeni, işleyişi ve yönetimi ile ilgili ise, çözüm de spor ve futbol düzeni, işleyişi, yönetimi ile ilgili bir meseledir.
5
Özetle spor ve özellikle futbol düzeni ve sistemi olumlu anlamda dönüşmeden ve toplumsal modelleme açısından değişmeden varılacak nokta şu an içinde bulunduğumuz noktadır.
Bu yeterli ise zaten mesele yoktur.
6
ULUSAL ÖLÇEKTE FUTBOL ALTYAPI MODELLEME ÖNERİSİ
Eğer değilse işe başlanacak yerlerden birisi de "futbol altyapı kulüpleri" ağı kurmak ve bunları yerelleştirerek geliştirmek ve çoğaltmaktır.
Dahası ilaveten ve eş zamanlı olarak "bölgesel üst yapı" kulüpleri ile organik işbirliği ve ilişkisini yasal zemine oturtarak sağlamaktır.
Süper lig takımlarının özkaynak ve özkaynak gelişimi ve eğitimini oluşturacak olan kent ve bölgelerindeki futbol altyapı kulüpleri olmalıdır. Keza bu 1. Lig ve diğer profesyonel lig kulüpleri için de geçerlidir. Bu konuda kulüplerin gelirlerinin yasal olarak da belirlenmiş bulunan payları bu altyapı kulüplerine denetlenebilecek şekilde aktarılması sağlanmalı, federasyon bütçesinin ilgili kaleminden de "futbol altyapı kulüplerinin tesisleşmei antrenör eğitimleri ve ücretlendirmeleri ile desteklenmeleri sağlanmalıdır.
Bu modellemede özel futbol okullarının da durumu bu kapsamda yeniden düzenlenerek futbol altyapı kulüpleri bünyesinde ulusal bir futbol altyapı modelinin ve mevcut kulüp altyapılarının da yeniden gözden geçirilerek ele alınması ve her kulübün verimli olmayan altyapı birimleri futbol altyapı kulüpleri bünyesine alınması sağlanmalıdır.
(Ayrıntıdır ama olası bir yaklaşımla "futbol altyapı kulüpleri" kendi içinde performans düzeyleri veya yaş gruplandırmaları açısından sınıflandırılabilir. Altyapı temel eğitim futbol kulübü, Altyapı gelişim eğitimi futbol kulübü ve performans altyapı eğitimi futbol kulübü gibi)..
Kulüplerin ihtisas alanları ve antrenör kadroları ihtisasa dayalı olarak bu modellemenin bir detayı olabilir.
Yereldeki tüm "Futbol altyapı kulüpleri" her çocuğa açık olmak zorundadır. O mahallede, semtte oturan her çocuk o kulüpte yetisi, yeteneği ve becerileri ne olursa olsun istediği sürece eğitimlere ve çalışmalara katılma hakkına sahip olmalıdır. Bu daha çok çocuğa ulaşmanın biricik yöntemidir. Özel ve özellikli çocuklar ise kulübün seviye gruplarında veya ilgili diğer en yakın futbol altyapı kulübüne geçişi sağlanmalıdır.
Bu kulüplerin idaresi, yönetimi ve verimliliği için ilgili yasal düzenlemelere uygun yönetmelik ve yönergeler ile iş, iş verimliliği ve amaca ilişkin düzenlemeler detaylandırılmalıdır.
Türkiye'nin futbolda kurtuluşu veya düzey atlamasının var olan şekliyle mümkün olmadığı görülmüştür.
Avrupa'nın en iyi 6.ligi olmak demek sadece para dolaşımı ve piyasa ile ilgili bir şey demektir. Bu sizi Avrupa ve dünya kupaları ölçeğinde bir yere taşımaya yetmemektedir.
OYUN ALANLARI / PARKLARI
ÇOCUKLAR, İYİ FUTBOLCU OLMAK VE "OYUN PARKLARI".....
OYUN PARKLARI NE ZAMAN VE NİÇİN ÖNEMLİDİR?
Çocukların ilerleyen süreçlerde iyi birer futbol oyuncusu olmalarını istiyorsak, üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi de çocukların 4, 5, 6, 7 yaşlarında futbol eğitimlerine başlamaktan daha çok, her türlü hareket becerisini içeren etkinliklere ve bu etkinlikleri sağlayacak olan oyun parklarında zaman geçirmelerini sağlamak olmalıdır.
2 yaşına kadar süren “ilkel hareketler döneminden” sonraki süreç 3 yaşından itibaren içine girilen “temel hareketler dönemi”dir (Gallahue). 3 ila 7/8 yaşları 8 yaş ve sonraki süreçte başlaması gereken futbol eğitimi için birçok biyomotor özelliğin kazanıldığı ve spor hareketlerine ilişkin asıl temellerin atıldığı süreçtir.
Çocuklar 3 yaşından 7/8 yaşlarına kadar yaşam süreçlerinde pek koşmamış, saklambaç oynamamış, basit elim sende oyunları oynamamış, ipte veya bir ağaç dalında tutunarak sallanmamış, taş atmamış, top yuvarlamamış, naylon toplara tekme atmamış, topaç çevirmemiş, uçurtma uçurmamış, yüzmemiş, bisiklete binmemiş, ip atlamamış, sek sek oynamamış, tırmanmamış, yuvarlanmamış, düşüp kalkmamış bir hayat sürdürmüşlerse onları alıp, futbol eğitimlerine tabi tutmak, iyi birer futbol oyuncusu olmalarına yetmeyebilecektir.
Dahası bu yaş süreçlerinde yine onlara futbol eğitimi vermek onları 8 yaşlarından itibaren futbola hazır hale getirmeye yetmeyecektir.
Çünkü çocuklar 3 yaş ile 8 yaş arasındaki süreçte 8 yaş ve sonrasındaki futbol branşına ilişkin olarak “hazır olma” (hazır bulunuşluk) durumlarını sadece top oynayarak olması gerektiği düzeyde elde edemezler.
Kendi bedenini ve bedeninin bölümlerini kontrol etmeyi ve yönetmeyi, değişik durumlarda bedenini kullanmayı öğrenmemiş,
Alan, mesafe, yön, zaman, yan duyularını hareket halinde iken kullanarak geliştirememiş çocukları alıp futbolcu yapmaya kalkarsanız elinde "yetersiz" veya "yeteneksiz" diye yargıda bulunacağınız çocuklar bulursunuz.
Elbette futbol sadece futbol oynayarak öğrenilir.
Ama futboldan önce öğrenilmesi ve farkındalık oluşturulması gereken şey hareket yeterliliği ve hareket becerilerinin çok yönlü oluşmuş olmasıyla ilgilidir.
Futbol karmaşık hareket becerileri gelişimi ve yetkinliği üzerine inşa edilen “özelleşmiş hareket becerileri” çıktılarının futbola transfer süreci ile gerçekleştirilen bir oyundur.
Peki, bu yaşlar arasında çocuklar top oynamasınlar mı? Top ile buluşmasınlar mı?
Oynasınlar ve buluşsunlar elbette... Ama sadece top oynasınlar, futbol değil. Top ile buluşsunlar futbol ile değil...
Futbol, 7/8 yaşlarına kadar çocuklar için sadece ve sadece "nesne ile ilişkili hareket becerileri kapsamında" yer değiştirme hareketleri ve dengeleme hareketleri ile birlikte işin doğallığı ve bileşiminden oluşan "nesne ayak" temasını içerecek şekildeki faaliyetler bütünüdür.
Çocuklar iyi birer futbolcu olacaklarsa eğer, özellikle 4-8 yaş arasında çok yönlü hareket becerilerini ve kendilerini yönetebilmeyi sağlayan "OYUN PARKLARINDA" mutlaka zaman geçirmelidirler.
Oyun parkları dediğimiz şey ise, sadece kaydıraktan ve salıncaktan oluşan bir yer değil, karmaşık ve çok sayıda hareket becerisi gelişimi düşünülerek tasarlanmış, doğa ile bütünleşik araç ve gereçlerin konuşlandırıldığı oyun parklarıdır. İdeal oyun parkları her türlü ve her çeşit hareket uygulamasını içerecek şekilde tasarlanmış olalıdır.
Türkiye oyun alanları ve oyun parkları açısından olması gereken niteliğe ve niceliğe pek sahip bir ülke değildir. Eskinin oyun parkları, şimdinin oyun parklarından daha işlevseldir. Çünkü eskiden görece de olsa bazı oyun parklarında daha fazla araç ve gereç konuşlandırılmış durumdaydı. Dolayısıyla çocuklar araçların oluşturduğu nensek koşullar gereğince, kaymanın ve salıncakta sallanmanın dışında birçok hareketi yapabilecek durumlar ile karşılaşıyorlardı. Örneğin eskinden birçok oyun parkında tırmanma merdivenleri veya barları, denge sırası veya aletleri, dönme araçları, altından-üstünden, yanından değişik şekillerde geçebilme imkanı veren düzenekler ve tutunarak ve el değiştirerek mesafe kat edilen farklı barfiks türevi araçlar vardı. Muhtemelen güvenlik ve alan düzenlemeleri ama daha çok da kolaycılık ve para kazandıran bir sektör olması nedeniyle bu oyun parkı düzenlemeleri birden yok oldu ve bunların yerini plastik çocuk araçları ile sözde fitnes aletleri aldı.
Unutulmaması gereken şey, futbol oyunun “top ile ayak” ilişkisine dayalı becerilere dayalı bir oyun olduğu olsa da diğer tüm hareket becerilerini gerektiren ve bunlara dayalı bir oyun olduğudur. İşte diğer tüm hareket becerilerinin sihirli aleti ve aracı “oyun parkları”dır.
Çünkü oyun parklarında çocuklar öncelikle futbol için de gerekli olan “vücut yönetimlerini” öğrenirler. Vücut yönetimi, vücudu kontrol edebilmeyi gerektirir. Vücut kontrolünü en iyi sağlayan şey aletler ve vücut ilişkisidir. Bunun da en kolay ve en ideal eğitim alanları “oyun parklarıdır….
Futbol altyapı tesislerinde olması gereken eğitim alanlarından birisi de çok gelişmiş ve farklı aletler, araçlar ve materyaller ile zenginleştirilmiş oyun parkları olmalıdır.
OYUN PARKLARI NE ZAMAN VE NİÇİN ÖNEMLİDİR?
Çocukların ilerleyen süreçlerde iyi birer futbol oyuncusu olmalarını istiyorsak, üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi de çocukların 4, 5, 6, 7 yaşlarında futbol eğitimlerine başlamaktan daha çok, her türlü hareket becerisini içeren etkinliklere ve bu etkinlikleri sağlayacak olan oyun parklarında zaman geçirmelerini sağlamak olmalıdır.
2 yaşına kadar süren “ilkel hareketler döneminden” sonraki süreç 3 yaşından itibaren içine girilen “temel hareketler dönemi”dir (Gallahue). 3 ila 7/8 yaşları 8 yaş ve sonraki süreçte başlaması gereken futbol eğitimi için birçok biyomotor özelliğin kazanıldığı ve spor hareketlerine ilişkin asıl temellerin atıldığı süreçtir.
Çocuklar 3 yaşından 7/8 yaşlarına kadar yaşam süreçlerinde pek koşmamış, saklambaç oynamamış, basit elim sende oyunları oynamamış, ipte veya bir ağaç dalında tutunarak sallanmamış, taş atmamış, top yuvarlamamış, naylon toplara tekme atmamış, topaç çevirmemiş, uçurtma uçurmamış, yüzmemiş, bisiklete binmemiş, ip atlamamış, sek sek oynamamış, tırmanmamış, yuvarlanmamış, düşüp kalkmamış bir hayat sürdürmüşlerse onları alıp, futbol eğitimlerine tabi tutmak, iyi birer futbol oyuncusu olmalarına yetmeyebilecektir.
Dahası bu yaş süreçlerinde yine onlara futbol eğitimi vermek onları 8 yaşlarından itibaren futbola hazır hale getirmeye yetmeyecektir.
Çünkü çocuklar 3 yaş ile 8 yaş arasındaki süreçte 8 yaş ve sonrasındaki futbol branşına ilişkin olarak “hazır olma” (hazır bulunuşluk) durumlarını sadece top oynayarak olması gerektiği düzeyde elde edemezler.
Kendi bedenini ve bedeninin bölümlerini kontrol etmeyi ve yönetmeyi, değişik durumlarda bedenini kullanmayı öğrenmemiş,
Alan, mesafe, yön, zaman, yan duyularını hareket halinde iken kullanarak geliştirememiş çocukları alıp futbolcu yapmaya kalkarsanız elinde "yetersiz" veya "yeteneksiz" diye yargıda bulunacağınız çocuklar bulursunuz.
Elbette futbol sadece futbol oynayarak öğrenilir.
Ama futboldan önce öğrenilmesi ve farkındalık oluşturulması gereken şey hareket yeterliliği ve hareket becerilerinin çok yönlü oluşmuş olmasıyla ilgilidir.
Futbol karmaşık hareket becerileri gelişimi ve yetkinliği üzerine inşa edilen “özelleşmiş hareket becerileri” çıktılarının futbola transfer süreci ile gerçekleştirilen bir oyundur.
Peki, bu yaşlar arasında çocuklar top oynamasınlar mı? Top ile buluşmasınlar mı?
Oynasınlar ve buluşsunlar elbette... Ama sadece top oynasınlar, futbol değil. Top ile buluşsunlar futbol ile değil...
Futbol, 7/8 yaşlarına kadar çocuklar için sadece ve sadece "nesne ile ilişkili hareket becerileri kapsamında" yer değiştirme hareketleri ve dengeleme hareketleri ile birlikte işin doğallığı ve bileşiminden oluşan "nesne ayak" temasını içerecek şekildeki faaliyetler bütünüdür.
Çocuklar iyi birer futbolcu olacaklarsa eğer, özellikle 4-8 yaş arasında çok yönlü hareket becerilerini ve kendilerini yönetebilmeyi sağlayan "OYUN PARKLARINDA" mutlaka zaman geçirmelidirler.
Oyun parkları dediğimiz şey ise, sadece kaydıraktan ve salıncaktan oluşan bir yer değil, karmaşık ve çok sayıda hareket becerisi gelişimi düşünülerek tasarlanmış, doğa ile bütünleşik araç ve gereçlerin konuşlandırıldığı oyun parklarıdır. İdeal oyun parkları her türlü ve her çeşit hareket uygulamasını içerecek şekilde tasarlanmış olalıdır.
Türkiye oyun alanları ve oyun parkları açısından olması gereken niteliğe ve niceliğe pek sahip bir ülke değildir. Eskinin oyun parkları, şimdinin oyun parklarından daha işlevseldir. Çünkü eskiden görece de olsa bazı oyun parklarında daha fazla araç ve gereç konuşlandırılmış durumdaydı. Dolayısıyla çocuklar araçların oluşturduğu nensek koşullar gereğince, kaymanın ve salıncakta sallanmanın dışında birçok hareketi yapabilecek durumlar ile karşılaşıyorlardı. Örneğin eskinden birçok oyun parkında tırmanma merdivenleri veya barları, denge sırası veya aletleri, dönme araçları, altından-üstünden, yanından değişik şekillerde geçebilme imkanı veren düzenekler ve tutunarak ve el değiştirerek mesafe kat edilen farklı barfiks türevi araçlar vardı. Muhtemelen güvenlik ve alan düzenlemeleri ama daha çok da kolaycılık ve para kazandıran bir sektör olması nedeniyle bu oyun parkı düzenlemeleri birden yok oldu ve bunların yerini plastik çocuk araçları ile sözde fitnes aletleri aldı.
Unutulmaması gereken şey, futbol oyunun “top ile ayak” ilişkisine dayalı becerilere dayalı bir oyun olduğu olsa da diğer tüm hareket becerilerini gerektiren ve bunlara dayalı bir oyun olduğudur. İşte diğer tüm hareket becerilerinin sihirli aleti ve aracı “oyun parkları”dır.
Çünkü oyun parklarında çocuklar öncelikle futbol için de gerekli olan “vücut yönetimlerini” öğrenirler. Vücut yönetimi, vücudu kontrol edebilmeyi gerektirir. Vücut kontrolünü en iyi sağlayan şey aletler ve vücut ilişkisidir. Bunun da en kolay ve en ideal eğitim alanları “oyun parklarıdır….
Futbol altyapı tesislerinde olması gereken eğitim alanlarından birisi de çok gelişmiş ve farklı aletler, araçlar ve materyaller ile zenginleştirilmiş oyun parkları olmalıdır.
GELİŞİM VE EĞİTİM İLİŞKİSİ
BENZETME YOLUYLA ANLATIM "GELİŞİM-EĞİTİM" İLİŞKİSİ NEDİR?
Hayatı bir apartman, eğitimi de apartmanın katlarına çıkan merdiven basamakları olarak düşünelim..
Her kata ulaşmak için katedilen merdiven basamakları eğitim sürecini ifade etsin.
Bebeklikten yetişkinliğe kadar olan süreçte her aşama bir merdiven basamağı, her kat ulaşılmak istenen düzey ve en tepe de amaçlanan düzey olsun...
İlk bakışta çok hoş gibi duran bu örnek "eğitim" için ve "futbol eğitimi için" doğru bir örnek değildir.
Çünkü genel eğitimde olsun, futbol altyapı eğitiminde olsun çocukların gelişmeleri ve başarmaları için merdiven basamaklarında sürekli bir üst basamağa çıkmaları için çabalamaları değildir.
Ya nedir peki?
Doğru benzetme nedir?
Çocuklar bebeklikten itibaren, yetişkin oluncaya kadar her yaş ve eğitim dönemlerinde kendilerine uygun merdivenlerden oluşan, katlara ve o katlardan oluşan apartmana çıkarak gelişirler ve başarırlar.
Yani "eğitimin çocuğa göre olma ilkesi" dediğimiz bir şey vardır ve bu o anlama gelmektedir.
.
Bir ömür çıkmak için her merdivende çıkabilmeyi beklemek değil, çıkılabilecek merdivenleri beklemeden, teklemeden çıkmaktır.
Hayatı bir apartman, eğitimi de apartmanın katlarına çıkan merdiven basamakları olarak düşünelim..
Her kata ulaşmak için katedilen merdiven basamakları eğitim sürecini ifade etsin.
Bebeklikten yetişkinliğe kadar olan süreçte her aşama bir merdiven basamağı, her kat ulaşılmak istenen düzey ve en tepe de amaçlanan düzey olsun...
İlk bakışta çok hoş gibi duran bu örnek "eğitim" için ve "futbol eğitimi için" doğru bir örnek değildir.
Çünkü genel eğitimde olsun, futbol altyapı eğitiminde olsun çocukların gelişmeleri ve başarmaları için merdiven basamaklarında sürekli bir üst basamağa çıkmaları için çabalamaları değildir.
Ya nedir peki?
Doğru benzetme nedir?
Çocuklar bebeklikten itibaren, yetişkin oluncaya kadar her yaş ve eğitim dönemlerinde kendilerine uygun merdivenlerden oluşan, katlara ve o katlardan oluşan apartmana çıkarak gelişirler ve başarırlar.
Yani "eğitimin çocuğa göre olma ilkesi" dediğimiz bir şey vardır ve bu o anlama gelmektedir.
.
Bir ömür çıkmak için her merdivende çıkabilmeyi beklemek değil, çıkılabilecek merdivenleri beklemeden, teklemeden çıkmaktır.
TEKNİK GELİŞİM
FUTBOL TEKNİĞİ ÜZERİNE ÖNEMLİ BİR NOT ve BİR TARTIŞMA KONUSU
Teknik kavramı her şeyden bir şeyi yapabilme şeklini ifade eden bir kavramdır.
Yani örneğin yürümek bir teknik değildir, bir yere ulaşma yöntemidir. Ama yürüme şekli bir tekniktir. Yavaş, yürüme, hızlı yürüme, sekerek yürüme, ritmik yürüme gibi davranışlar ise yürüme tekniğidir.
Koşmak da bir yöntemdir. Ama koşu şekli, biçimi, ritmi, akıcılığı, hızı koşma teknikleridir.
Stil ise daha çok bir tekniği kendine has yapmak demektir. Yani stil bir yere ulaşma, iki nokta arasındaki mesafeyi kat etme veya yer değiştirme yöntemlerinden herhangi birisinin tekniklerini kendine has geliştirmek ve kendine özgü yapabilme becerisine ulaşmış olmaktır.
Buradan futbola gelelim mi?
Yok gelmeyelim..... Daha sonra devam edelim...
Uzun yazılar okunmuyor çünkü....
NOT:
Ama çok önemli başka bir konunun altını çizelim;
Teknik öyle sanıldığı gibi sadece kas-sinir ilişkisi ve onun geliştirilmesine dayalı geliştirilen bir şey değildir. Eğer öyle olsaydı 15 yaşından, 20 yaşından sonra da futbol teknikleri muhteşem düzeyde geliştirilebilirdi...
Çünkü bu yaşlarda kaslar da, sinirler de oldukça gelişmiş ve o işi yapabilecek düzeyde gelişmişlerdir.
Teknik kavramı her şeyden bir şeyi yapabilme şeklini ifade eden bir kavramdır.
Yani örneğin yürümek bir teknik değildir, bir yere ulaşma yöntemidir. Ama yürüme şekli bir tekniktir. Yavaş, yürüme, hızlı yürüme, sekerek yürüme, ritmik yürüme gibi davranışlar ise yürüme tekniğidir.
Koşmak da bir yöntemdir. Ama koşu şekli, biçimi, ritmi, akıcılığı, hızı koşma teknikleridir.
Stil ise daha çok bir tekniği kendine has yapmak demektir. Yani stil bir yere ulaşma, iki nokta arasındaki mesafeyi kat etme veya yer değiştirme yöntemlerinden herhangi birisinin tekniklerini kendine has geliştirmek ve kendine özgü yapabilme becerisine ulaşmış olmaktır.
Buradan futbola gelelim mi?
Yok gelmeyelim..... Daha sonra devam edelim...
Uzun yazılar okunmuyor çünkü....
NOT:
Ama çok önemli başka bir konunun altını çizelim;
Teknik öyle sanıldığı gibi sadece kas-sinir ilişkisi ve onun geliştirilmesine dayalı geliştirilen bir şey değildir. Eğer öyle olsaydı 15 yaşından, 20 yaşından sonra da futbol teknikleri muhteşem düzeyde geliştirilebilirdi...
Çünkü bu yaşlarda kaslar da, sinirler de oldukça gelişmiş ve o işi yapabilecek düzeyde gelişmişlerdir.
AİLELER VE ÇOCUKLAR
Bir ailenin fertlerine bakın, onlarda çocuklarının geleceğini görürsünüz.
Ya da çocuklara bakın, o çocuklarda ailelerinin fotoğrafını görebilirsiniz.
Özetle aileler neyse çocukları odur.
Çocuklar ne olacak ve nasıl olacaksa büyük ihtimalle ailesindeki fertler gibi olacaktır.
Bu durumda ailelerin kalitesi, düzeyi, eğitim yapıları, hayatı algılayışları geleceğimizi teslim edeceğimiz nesli belirlemektedir.
Biz bazen istediğimiz kadar çocuklara "iyi" eğitim verelim.
O eğitimin hayati olması öncelikle aileye ve çevreye bağlıdır.
Aileyi ve çevreyi yani yaşanılan dünyayı düzenlemediğimiz sürece o dünyanın içinde iyi şeyle üretilmesi çok mümkün olamaz.
Altyapı eğitim süreçlerinde özellikle başta futbol olmak üzere ailelerin çocukları ile, kulüp ile, antrenörler ile ilişkileri çoğu zaman sıkıntı yaratacak boyutlardadır.
Bu biraz da ailelerin içinde bulunduğu toplumsal yapı, toplumsal tabaka ve futbol kültürü ile ilgili bir yansımadır.
Aileler çoğu zaman antrenörden, kulüpten şikayetçidirler. Bunun nedenlerini bu sayfada çok işledik.
Ama kulüpler ve antrenörler de bazı ailelerden çok şikayetçidirler. Özellikle futbol açısından daha ilgili görünen babalar bu konuda bazı sıkıntılara neden olmaktadırlar.
Örneğin;
Çocuklarına ilişkin aşırı koruyuculuk bunların başında gelmektedir.
Yine tam tersi aşırı duyarsızlık ve ilgisizlik de yanlış bir ebeveyn davranışıdır.
Futboldan anlıyor olmalarının getirdiği güvenle müdahaleci tavırlar sağlıksız ilişkilere neden olmaktadır.
Eğitim uzmanı gibi davranmaları, çocuklarına zarar verecek boyutlara ulaşan veliler vardır.
Daha kötüsü çocuklarını aşırı motive edip, onlardan yeteneklerinin çok üstünde beklentiye girmeleri çocuklarda gereksiz agresifliğe veya kaygıya neden olmaktadır.
Belli sayıda da olsa müsabakalarda hakemlere, antrenörlere karşı kaba davranan veliler, çocukları üzerinde davranış bozukluklarına yol açacak duygulara neden olabilmektedir.
Özetle; Bir toplumda bir işin çok iyi ve çok başarılı olması için o iş ile ilgili tüm aktörlerin de iyi ve başarılı olması gerekiyor.
Futbol yönetimi, antrenörü, velisi ve eğitimi aktörleri ile ilgili bir bütündür. Ayaklardan birisi eksikse problem çıkmaktadır.
Futbolda iyi olmak aile, kulüp, eğitim ve antrenör açılarından da iyi olmayı gerektirir.
(2)
EBEVEYNLER (VELİLER) NE YAPMALI VEYA NE YAPMAMALI
(ALTYAPI DENİLEN KURUM MASAYA BENZER. MASANIN BİR AYAĞI DENK OLMAZSA MASA DURMADAN SALLANIR).
Altyapılar, altyapı müsabakaları ve altyapılardaki bazı eğitim uygulamaları bazı veliler açısından acı, keder ve dert konusu olurken,
Bazı veliler açısından da kendilerini ifade etmenin, olumsuz kişilik yapılarını ortaya koymanın ve her türlü ayrıcalıklı olma fırsatı yakaladığını sandıkları bir yer haline gelmiş durumda.
Velilerin yani ebeveynlerin çocuklarının yanın olmaları demek onlara her türlü desteği vermeleri demek altyapı işleyişlerine, oyunlara, çocuklara, antrenörlere müdahale etmek demek değildir.
Veli- Veli ilişkileri,
Veli- Antrenör ilişkileri,
Veli -Çocuk ilişkileri
Veli- Diğer çocuk ilişkilileri oturtulamamış, yapılandırılamamış ve bunların sonucu kurumsallaşamamış altyapıların en büyük dertlerinden birisidir.
Son yıllarda moda oldu. Sözde demokrasi ve şeffaflık adına ilkokullar başta olmak üzere tüm veliler sınıfların içlerine kadar giriyorlar.
Öğretmenlere fırça atan veliler çoğaldı. Benzeri durum altyapı eğitimleri için de geçerli.
Bu şekilde ne antrenörü ne de öğretmeni daha iyi ve daha verimli kılamazsınız. Sadece onun üzerinde baskı oluşturabilirsiniz.
Elbette öğretmenler ve antrenörler denetlenmeli, sorgulanmalı.
Ama yolu bu değil.
Yolu sistemi iyi kurmak, aktreditasyonu sağlamak ve denetim mekanizmalarını çalıştırmaktır.
Bazı veliler açısından görgüsüzlüğün ve kabalığın tavan yaptığı bir dönem yaşıyoruz.
Veli katılımı demek, velinin her şeye müdahil olması demek değildir.
Velilerin işe katılımı demek kendilerine düşen görevleri okul ve kulüp ile işbirliği halinde yerine getirmesi demektir.
Veliler bu şekilde devam ettikleri takdirde "ilgili veli" değil, "zararlı veli" olmaya devam edeceklerdir.
İlgili veli demek altyapı yönetimi ile eğitimci kadrosuyla toplantı isteyen ve onlara sorularını soran ve onlar ile ne yapabiliriz konusunda iletişim kuran ve çözüm üreten velidir.
Ya da çocuklara bakın, o çocuklarda ailelerinin fotoğrafını görebilirsiniz.
Özetle aileler neyse çocukları odur.
Çocuklar ne olacak ve nasıl olacaksa büyük ihtimalle ailesindeki fertler gibi olacaktır.
Bu durumda ailelerin kalitesi, düzeyi, eğitim yapıları, hayatı algılayışları geleceğimizi teslim edeceğimiz nesli belirlemektedir.
Biz bazen istediğimiz kadar çocuklara "iyi" eğitim verelim.
O eğitimin hayati olması öncelikle aileye ve çevreye bağlıdır.
Aileyi ve çevreyi yani yaşanılan dünyayı düzenlemediğimiz sürece o dünyanın içinde iyi şeyle üretilmesi çok mümkün olamaz.
Altyapı eğitim süreçlerinde özellikle başta futbol olmak üzere ailelerin çocukları ile, kulüp ile, antrenörler ile ilişkileri çoğu zaman sıkıntı yaratacak boyutlardadır.
Bu biraz da ailelerin içinde bulunduğu toplumsal yapı, toplumsal tabaka ve futbol kültürü ile ilgili bir yansımadır.
Aileler çoğu zaman antrenörden, kulüpten şikayetçidirler. Bunun nedenlerini bu sayfada çok işledik.
Ama kulüpler ve antrenörler de bazı ailelerden çok şikayetçidirler. Özellikle futbol açısından daha ilgili görünen babalar bu konuda bazı sıkıntılara neden olmaktadırlar.
Örneğin;
Çocuklarına ilişkin aşırı koruyuculuk bunların başında gelmektedir.
Yine tam tersi aşırı duyarsızlık ve ilgisizlik de yanlış bir ebeveyn davranışıdır.
Futboldan anlıyor olmalarının getirdiği güvenle müdahaleci tavırlar sağlıksız ilişkilere neden olmaktadır.
Eğitim uzmanı gibi davranmaları, çocuklarına zarar verecek boyutlara ulaşan veliler vardır.
Daha kötüsü çocuklarını aşırı motive edip, onlardan yeteneklerinin çok üstünde beklentiye girmeleri çocuklarda gereksiz agresifliğe veya kaygıya neden olmaktadır.
Belli sayıda da olsa müsabakalarda hakemlere, antrenörlere karşı kaba davranan veliler, çocukları üzerinde davranış bozukluklarına yol açacak duygulara neden olabilmektedir.
Özetle; Bir toplumda bir işin çok iyi ve çok başarılı olması için o iş ile ilgili tüm aktörlerin de iyi ve başarılı olması gerekiyor.
Futbol yönetimi, antrenörü, velisi ve eğitimi aktörleri ile ilgili bir bütündür. Ayaklardan birisi eksikse problem çıkmaktadır.
Futbolda iyi olmak aile, kulüp, eğitim ve antrenör açılarından da iyi olmayı gerektirir.
(2)
EBEVEYNLER (VELİLER) NE YAPMALI VEYA NE YAPMAMALI
(ALTYAPI DENİLEN KURUM MASAYA BENZER. MASANIN BİR AYAĞI DENK OLMAZSA MASA DURMADAN SALLANIR).
Altyapılar, altyapı müsabakaları ve altyapılardaki bazı eğitim uygulamaları bazı veliler açısından acı, keder ve dert konusu olurken,
Bazı veliler açısından da kendilerini ifade etmenin, olumsuz kişilik yapılarını ortaya koymanın ve her türlü ayrıcalıklı olma fırsatı yakaladığını sandıkları bir yer haline gelmiş durumda.
Velilerin yani ebeveynlerin çocuklarının yanın olmaları demek onlara her türlü desteği vermeleri demek altyapı işleyişlerine, oyunlara, çocuklara, antrenörlere müdahale etmek demek değildir.
Veli- Veli ilişkileri,
Veli- Antrenör ilişkileri,
Veli -Çocuk ilişkileri
Veli- Diğer çocuk ilişkilileri oturtulamamış, yapılandırılamamış ve bunların sonucu kurumsallaşamamış altyapıların en büyük dertlerinden birisidir.
Son yıllarda moda oldu. Sözde demokrasi ve şeffaflık adına ilkokullar başta olmak üzere tüm veliler sınıfların içlerine kadar giriyorlar.
Öğretmenlere fırça atan veliler çoğaldı. Benzeri durum altyapı eğitimleri için de geçerli.
Bu şekilde ne antrenörü ne de öğretmeni daha iyi ve daha verimli kılamazsınız. Sadece onun üzerinde baskı oluşturabilirsiniz.
Elbette öğretmenler ve antrenörler denetlenmeli, sorgulanmalı.
Ama yolu bu değil.
Yolu sistemi iyi kurmak, aktreditasyonu sağlamak ve denetim mekanizmalarını çalıştırmaktır.
Bazı veliler açısından görgüsüzlüğün ve kabalığın tavan yaptığı bir dönem yaşıyoruz.
Veli katılımı demek, velinin her şeye müdahil olması demek değildir.
Velilerin işe katılımı demek kendilerine düşen görevleri okul ve kulüp ile işbirliği halinde yerine getirmesi demektir.
Veliler bu şekilde devam ettikleri takdirde "ilgili veli" değil, "zararlı veli" olmaya devam edeceklerdir.
İlgili veli demek altyapı yönetimi ile eğitimci kadrosuyla toplantı isteyen ve onlara sorularını soran ve onlar ile ne yapabiliriz konusunda iletişim kuran ve çözüm üreten velidir.
ÇOCUKLAR ve TOPA KAFA İLE VURMA SORUNU VE SAĞLIĞI ÜZERİNE
TOPA KAFA İLE VURMANIN OLASI SAĞLIK SORUNLARI KONUSUNDA İKİ NÖROLOG ŞUNLARI İFADE ETMİŞ;
Nörolog Dr. Bennet Omalu, "18 yaşından küçüklerin topa kafa vurması konusunda yasaklanmaya varan önlemler alınmalı" dedi.
Bennet Omalu, "İnsan beyni kafatasının içinde yüzen bir balon gibidir, yani topa kafanızla vurduğunuzda beyin hasarına neden oluyorsunuz ifadelerini kullanarak, Futbol oynamak beyin hasarı riskini artırıyor bu da ilerleyen yaşlarda demans ve kronik travmatik ensefalopati ortaya çıkma riski yaratıyor" dedi.
Futbolda yaklaşımı değiştirmek gerektiğine dikkat çeken Dr. Bennet Omalu, "12-14 yaş grubu için daha temassız bir futbol geliştirilmeli ve 18 yaşından küçük futbolculara topa kafa vurmayı yasaklamalı. Bunun zor olduğunu biliyorum" diyerek, değişim zamanının geldiğini söyledi.
Spor Kulübü Hekimi Cem Ergenç ve Nörolog Dr. Bülent Madi ise konuyla ilgili olarak;
"İstisnai durumlar olsa da böyle durumlarla karşılaşıyoruz ama burda bahsedilen konular daha çok uzun dönemde ortaya çıkan bulgularla ilgili. Sporu bıraktıktan sonra sporcuların, kafa travmalarına maruz kalarak aldığı ve kornik olarak yani uzun vadedeki beyin hasarlarından bahsediliyor.
ABD'de son dönemde özellikle futbol oynayan çocuklarda topa kafayla vurulmasının yasaklanmasının nedenlerinden biri de bunlar. Çünkü bilinçli olarak, hazırlanılmış bir vaziyette, vücut kas ve tendonlarını hazırlamış bir vaziyette topa kafayla vurduğunda herhangi bir kafa travması yaşanmıyor. Daha çok kafa travmaları, kontakt temaslarda, topla değil de rakip oyuncuyla kafa kafaya çarpışmak veya sporcunun kale direğine çarpmasıyle, beklenmedik bir anda, vücudun hazırlanmadığı bir anda kafaya alınan darbeyle oluşan durumlarda ortaya çıkıyor.
ABD'de daha önce spor yapmış kişilerin, ölüm sonrası otopsi bulgularından yararlanılarak yasaklanma yoluna gidildi.
Daha önce premier ligde üst düzey futbol oynamış bir oyuncu, 59 yaşında vefaat etti. Alzheimer teşhisi konulmuştu ve daha sonra bu durumdan şüphelenen bir doktor otopsi talep etti. Otopside Alzheimer bulgusu değil, kronik, travmatik ensefalopati dediğimiz rahatsızlığa bağlı bulgulara rastlayınca, spor geçmişini de bildiği için diğer sporcularda da aynı problemlerin yaşanabileceğini düşünerek uyarılarda bulundu. Alarm zilleri çaldı ve çocuklarda nasıl bir sorun ortaya çıkıyor diye düşünülmeye başlandı.
Boston Üniversitesi'nden bir doktor, 2002 yılında bir çalışma yaptı. Beyin gelişimi tamamlanmamış, özellikle boyun ve ense kaslarının olgunlaşması tamamlanmamış sporcularda (14 yaşın altındakiler) topa kafayla vurmanın ilerde nörolojik problemler yaratacağı düşünüyorum diye açıklama yaptı" dedi.
Küçük yaşlardaki çocuklarda bu problemi önlemek için antrenmanı programladıklarını söyleyen Kasımpaşa Spor Klübü Hekimi Cem Ergenç, daha yüksek topla değil de, alt yaş gruptakilere oyun tarzında antrenmanlar yaptırılıyor. Uygun yaş grubuna uygun top veriliyor. Süper ligdeki toplar 400 ila 450 gr arasındaki toptur ve 14 yaşından sonraki oyuncular bununla oynayabilir. 14 yaş ile 8 yaş arasındakilere 350 ile 400 gr arasındaki toplar veriliyor. 8 yaşın altındakilere de 350 gramdan daha hafif toplarla antrenman yaptırıyoruz" dedi.
"Sadece top değil, kafa darbelerinin çok ciddi bir bölümü beyne hasar verir. Küçük küçük gelen kafa darbeleri, havadan gelen topa kafa vurmak veya özellikle Amerikan futbolunda bu çok önemli. Alınan darbeler, hücrelerin zarar görmesine ve hücreler arasındaki bağlantıların zarar görmesine yol açar. O zaman karşımıza çıkan sorunlar, beyin kanaması, beynin damarlarının tıkanması, milyarlarca hücreleri birbirine bağlayan bağlantıların kopması, kimyasal olayların bozulması gibi sayısız sıkıntıyla karşı karşıya kalınabilir. Bunu korkutmak için söylemiyorum. Kafanın bir yere çarpıyor olmasının risklerini daima göz önünde tutmalıyız." şeklinde konuşarak topa kafa vurma konusunun önemine dikkat çekti.
İzleyenler bilirler, bizim başından beri söylediğimiz ve savunduğumuz ise özetle şudur;
"Sadece travma ve olası sağlık sorunları açısından değil, teknik becerilerin gelişimi açısından da çok önemli bir konudur.
Neden?
Çünkü teknik beceride "top yönetimi" ve "topa güç aktarımı" ve topa hükmedebilmek için top ile ayak ve bacak gelişimi ve olgunluğu arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Topun ayak ve bacak sinirleri tarafından doğru algılanması, gereken düzeyde cevabın doğru verilmesinin tek koşuludur.
Yani direnç ile üretilecek kuvvet ilişkisi her şeydir. Bunun da biyolojisi senso-motor gelişimin ideal boyutlara taşıyabilmedir. Duyu-motor gelişim ne kadar mükemmel ise nesne ile üretilecek denge ve güç arasındaki oran da o kadar mükemmel olur. Teknik zaten tam olarak budur.
İşte bunun için alt yaş gruplarından itibaren çok hafif, hafif, az hafif topların giderek büyüyen yaş gruplarına göre tercih edilmesi "futbol gelişim" açısından olağanüstü avantajlar sağlar"..
Nörolog Dr. Bennet Omalu, "18 yaşından küçüklerin topa kafa vurması konusunda yasaklanmaya varan önlemler alınmalı" dedi.
Bennet Omalu, "İnsan beyni kafatasının içinde yüzen bir balon gibidir, yani topa kafanızla vurduğunuzda beyin hasarına neden oluyorsunuz ifadelerini kullanarak, Futbol oynamak beyin hasarı riskini artırıyor bu da ilerleyen yaşlarda demans ve kronik travmatik ensefalopati ortaya çıkma riski yaratıyor" dedi.
Futbolda yaklaşımı değiştirmek gerektiğine dikkat çeken Dr. Bennet Omalu, "12-14 yaş grubu için daha temassız bir futbol geliştirilmeli ve 18 yaşından küçük futbolculara topa kafa vurmayı yasaklamalı. Bunun zor olduğunu biliyorum" diyerek, değişim zamanının geldiğini söyledi.
Spor Kulübü Hekimi Cem Ergenç ve Nörolog Dr. Bülent Madi ise konuyla ilgili olarak;
"İstisnai durumlar olsa da böyle durumlarla karşılaşıyoruz ama burda bahsedilen konular daha çok uzun dönemde ortaya çıkan bulgularla ilgili. Sporu bıraktıktan sonra sporcuların, kafa travmalarına maruz kalarak aldığı ve kornik olarak yani uzun vadedeki beyin hasarlarından bahsediliyor.
ABD'de son dönemde özellikle futbol oynayan çocuklarda topa kafayla vurulmasının yasaklanmasının nedenlerinden biri de bunlar. Çünkü bilinçli olarak, hazırlanılmış bir vaziyette, vücut kas ve tendonlarını hazırlamış bir vaziyette topa kafayla vurduğunda herhangi bir kafa travması yaşanmıyor. Daha çok kafa travmaları, kontakt temaslarda, topla değil de rakip oyuncuyla kafa kafaya çarpışmak veya sporcunun kale direğine çarpmasıyle, beklenmedik bir anda, vücudun hazırlanmadığı bir anda kafaya alınan darbeyle oluşan durumlarda ortaya çıkıyor.
ABD'de daha önce spor yapmış kişilerin, ölüm sonrası otopsi bulgularından yararlanılarak yasaklanma yoluna gidildi.
Daha önce premier ligde üst düzey futbol oynamış bir oyuncu, 59 yaşında vefaat etti. Alzheimer teşhisi konulmuştu ve daha sonra bu durumdan şüphelenen bir doktor otopsi talep etti. Otopside Alzheimer bulgusu değil, kronik, travmatik ensefalopati dediğimiz rahatsızlığa bağlı bulgulara rastlayınca, spor geçmişini de bildiği için diğer sporcularda da aynı problemlerin yaşanabileceğini düşünerek uyarılarda bulundu. Alarm zilleri çaldı ve çocuklarda nasıl bir sorun ortaya çıkıyor diye düşünülmeye başlandı.
Boston Üniversitesi'nden bir doktor, 2002 yılında bir çalışma yaptı. Beyin gelişimi tamamlanmamış, özellikle boyun ve ense kaslarının olgunlaşması tamamlanmamış sporcularda (14 yaşın altındakiler) topa kafayla vurmanın ilerde nörolojik problemler yaratacağı düşünüyorum diye açıklama yaptı" dedi.
Küçük yaşlardaki çocuklarda bu problemi önlemek için antrenmanı programladıklarını söyleyen Kasımpaşa Spor Klübü Hekimi Cem Ergenç, daha yüksek topla değil de, alt yaş gruptakilere oyun tarzında antrenmanlar yaptırılıyor. Uygun yaş grubuna uygun top veriliyor. Süper ligdeki toplar 400 ila 450 gr arasındaki toptur ve 14 yaşından sonraki oyuncular bununla oynayabilir. 14 yaş ile 8 yaş arasındakilere 350 ile 400 gr arasındaki toplar veriliyor. 8 yaşın altındakilere de 350 gramdan daha hafif toplarla antrenman yaptırıyoruz" dedi.
"Sadece top değil, kafa darbelerinin çok ciddi bir bölümü beyne hasar verir. Küçük küçük gelen kafa darbeleri, havadan gelen topa kafa vurmak veya özellikle Amerikan futbolunda bu çok önemli. Alınan darbeler, hücrelerin zarar görmesine ve hücreler arasındaki bağlantıların zarar görmesine yol açar. O zaman karşımıza çıkan sorunlar, beyin kanaması, beynin damarlarının tıkanması, milyarlarca hücreleri birbirine bağlayan bağlantıların kopması, kimyasal olayların bozulması gibi sayısız sıkıntıyla karşı karşıya kalınabilir. Bunu korkutmak için söylemiyorum. Kafanın bir yere çarpıyor olmasının risklerini daima göz önünde tutmalıyız." şeklinde konuşarak topa kafa vurma konusunun önemine dikkat çekti.
İzleyenler bilirler, bizim başından beri söylediğimiz ve savunduğumuz ise özetle şudur;
"Sadece travma ve olası sağlık sorunları açısından değil, teknik becerilerin gelişimi açısından da çok önemli bir konudur.
Neden?
Çünkü teknik beceride "top yönetimi" ve "topa güç aktarımı" ve topa hükmedebilmek için top ile ayak ve bacak gelişimi ve olgunluğu arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Topun ayak ve bacak sinirleri tarafından doğru algılanması, gereken düzeyde cevabın doğru verilmesinin tek koşuludur.
Yani direnç ile üretilecek kuvvet ilişkisi her şeydir. Bunun da biyolojisi senso-motor gelişimin ideal boyutlara taşıyabilmedir. Duyu-motor gelişim ne kadar mükemmel ise nesne ile üretilecek denge ve güç arasındaki oran da o kadar mükemmel olur. Teknik zaten tam olarak budur.
İşte bunun için alt yaş gruplarından itibaren çok hafif, hafif, az hafif topların giderek büyüyen yaş gruplarına göre tercih edilmesi "futbol gelişim" açısından olağanüstü avantajlar sağlar"..
"TOP ALGISI" TEKNİK BECERİ GELİŞİMİNİN ESASIDIR.
Temel teknik becer gelişiminde "top algısı" demek topu ayak ile hissetmek demektir.
Bu his, yani topun ayak ile temasının boyutu, içeriği, niteliği ve niceliği "top algısını" belirler.
Büyük top, Ağır top, Küçük top, Hafif top çocukların top ile temasının nasıl olacağını belirler.
Dürtme, itme, vurma gibi hareketlerini belirleyen şey temasın sonucundaki algıya göre değişir. Bu algı da topun hacim, ebat ve ağırlığı ile doğrudan ilgilidir.
Teknik becerilerde "top yönetimi" ve "topa güç aktarımı" ve topa hükmedebilmek için top ile ayak kullanımı gelişimi (olgunlaşma) arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Topun ayak ve bacak sinirleri tarafından doğru algılanması, gereken düzeyde cevabın doğru verilmesinin tek koşuludur.
Yani direnç ile üretilecek kuvvet ilişkisi her şeydir. Bunun da biyolojisi senso-motor gelişimin ideal boyutlara taşıyabilmedir. Duyu-motor gelişim ne kadar mükemmel ise nesne ile üretilecek denge ve güç arasındaki oran da o kadar mükemmel olur. Teknik zaten tam olarak budur.
İşte bunun için alt yaş gruplarından itibaren çok hafif, hafif, az hafif topların giderek büyüyen yaş gruplarına göre tercih edilmesi "futbol gelişim" açısından olağanüstü avantajlar sağlar".
Teşbihte (benzetmede) hata olmaz derler.
Bir teşbih yaparak şu şekilde bağlayalım;
BÜYÜK VE AĞIR TOP "ISIRIR"...
ÇÜNKÜ ÖZELLİKLE AĞIR TOP ACITIR, GEREKSİZ KUVVET ÜRETMEYE YÖNLENDİRİR..
HEM BÜYÜK HEM AĞIR TOP YÖNETİLMEZ, HÜKMEDİLEMEZ, YETERSİZ HİSSETTİRİR VE VURMA YERİNE İTME VE YUVARLAMA DAVRANIŞINA YÖNELTİR.
TEKNİK BECERİ GELİŞİMİNDE DOĞRU VE AMACA UYGUN DAVRANIŞ PROBLEMİ YARATIRLAR.
Bu his, yani topun ayak ile temasının boyutu, içeriği, niteliği ve niceliği "top algısını" belirler.
Büyük top, Ağır top, Küçük top, Hafif top çocukların top ile temasının nasıl olacağını belirler.
Dürtme, itme, vurma gibi hareketlerini belirleyen şey temasın sonucundaki algıya göre değişir. Bu algı da topun hacim, ebat ve ağırlığı ile doğrudan ilgilidir.
Teknik becerilerde "top yönetimi" ve "topa güç aktarımı" ve topa hükmedebilmek için top ile ayak kullanımı gelişimi (olgunlaşma) arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Topun ayak ve bacak sinirleri tarafından doğru algılanması, gereken düzeyde cevabın doğru verilmesinin tek koşuludur.
Yani direnç ile üretilecek kuvvet ilişkisi her şeydir. Bunun da biyolojisi senso-motor gelişimin ideal boyutlara taşıyabilmedir. Duyu-motor gelişim ne kadar mükemmel ise nesne ile üretilecek denge ve güç arasındaki oran da o kadar mükemmel olur. Teknik zaten tam olarak budur.
İşte bunun için alt yaş gruplarından itibaren çok hafif, hafif, az hafif topların giderek büyüyen yaş gruplarına göre tercih edilmesi "futbol gelişim" açısından olağanüstü avantajlar sağlar".
Teşbihte (benzetmede) hata olmaz derler.
Bir teşbih yaparak şu şekilde bağlayalım;
BÜYÜK VE AĞIR TOP "ISIRIR"...
ÇÜNKÜ ÖZELLİKLE AĞIR TOP ACITIR, GEREKSİZ KUVVET ÜRETMEYE YÖNLENDİRİR..
HEM BÜYÜK HEM AĞIR TOP YÖNETİLMEZ, HÜKMEDİLEMEZ, YETERSİZ HİSSETTİRİR VE VURMA YERİNE İTME VE YUVARLAMA DAVRANIŞINA YÖNELTİR.
TEKNİK BECERİ GELİŞİMİNDE DOĞRU VE AMACA UYGUN DAVRANIŞ PROBLEMİ YARATIRLAR.
TOPA SAHİP OLAN OYUNCUNUN TOP İLE GÖZ TEMASI
Topa sahip olan bir oyuncunun top ile ayağı arasındaki temas ve mesafe ilişkisini sürekli görerek sağlamaya çalışması okulöncesi ve ilkokul dönemlerinde normal sayılmalıdır. Ancak ilerleyen süreçlerde, özellikle 10 yaşlarından itibaren top ile ayak ilişkisi mesafe ve temas açısından "görerek algıdan" "hissederek algıya" dönüşmelidir.
Hissederek algı, tahmin ederek, alışkanlık elde ederek, otomasyon kazanarak ve kısa süreli bakışlar ile algı yeterliliği demektir.
Eğer bu yeterlilik beceriye dönüşmez ise ilerleyen süreçte top ile göz temasının daha sık ve uzun süreli olması devam edecek ve oyun içerisinde bir dejavantaj oluşturacaktır.
Çünkü TOPA BAKARAK OYNAMAK DEMEK, ALANI, RAKİBİ VE ORTAĞINI YETERİNCE GÖRMEMEK VE TAKİP EDEMEMEK DEMEKTİR..
Bunun için küçük yaşlarda eğitici top oyunları fevkalede yararlıdır.
Bir örnek; Sınırlandırılmış alanda herkesin ayağında top varken, birbirlerinin vücutlarına el ile dokunma ve dokundurmama etkinliği...
Burada topa sahip olmaya devam edilirken, asıl olan top ile göz temasını azaltmaya neden olmaktır.
İkinci bir örnek, top ile körebe oyunudur.
Sonuç olarak, Futbolda top ile oynarken fazla sürede ve sıklıkta top ile göz teması kurulmaması gerektiği, nesne, mesafe algısının gelişmiş olmasına bağlıdır ve bu alışkanlığın beceri düzeyine ulaştırılması için en doğru yaş grubu 10-12 yaş olurken,
8-9 yaşlarda da ise oyun ve etkinlikler ağırlıklı olarak nesne ve başka bir şeye odaklanmayı amaçlamalıdır.
Örneğin topla bir yerden bir yere hareket ederken karşıdaki sayıları veya kelimeleri okumaya ve söylemeye yönelik olmalıdır.
Bu konuda esas ders ve bilgi şudur;
TOPA ÇOK BAKARAK OYNAYAN OYUNCU DEMEK, OYUNU VE KENDİ DIŞINDAKİ OLAN BİTEN DEĞİŞİMLERİ ÇOK İYİ TAKİP EDEMEYEN OYUNCU DEMEKTİR.
Hissederek algı, tahmin ederek, alışkanlık elde ederek, otomasyon kazanarak ve kısa süreli bakışlar ile algı yeterliliği demektir.
Eğer bu yeterlilik beceriye dönüşmez ise ilerleyen süreçte top ile göz temasının daha sık ve uzun süreli olması devam edecek ve oyun içerisinde bir dejavantaj oluşturacaktır.
Çünkü TOPA BAKARAK OYNAMAK DEMEK, ALANI, RAKİBİ VE ORTAĞINI YETERİNCE GÖRMEMEK VE TAKİP EDEMEMEK DEMEKTİR..
Bunun için küçük yaşlarda eğitici top oyunları fevkalede yararlıdır.
Bir örnek; Sınırlandırılmış alanda herkesin ayağında top varken, birbirlerinin vücutlarına el ile dokunma ve dokundurmama etkinliği...
Burada topa sahip olmaya devam edilirken, asıl olan top ile göz temasını azaltmaya neden olmaktır.
İkinci bir örnek, top ile körebe oyunudur.
Sonuç olarak, Futbolda top ile oynarken fazla sürede ve sıklıkta top ile göz teması kurulmaması gerektiği, nesne, mesafe algısının gelişmiş olmasına bağlıdır ve bu alışkanlığın beceri düzeyine ulaştırılması için en doğru yaş grubu 10-12 yaş olurken,
8-9 yaşlarda da ise oyun ve etkinlikler ağırlıklı olarak nesne ve başka bir şeye odaklanmayı amaçlamalıdır.
Örneğin topla bir yerden bir yere hareket ederken karşıdaki sayıları veya kelimeleri okumaya ve söylemeye yönelik olmalıdır.
Bu konuda esas ders ve bilgi şudur;
TOPA ÇOK BAKARAK OYNAYAN OYUNCU DEMEK, OYUNU VE KENDİ DIŞINDAKİ OLAN BİTEN DEĞİŞİMLERİ ÇOK İYİ TAKİP EDEMEYEN OYUNCU DEMEKTİR.
NORVEÇ... İSVEÇ... İZLANDA... FİNLANDİYA VE BENZERLERİ....
Coğrafyaları futbola elverişsiz...
Mevsimleri futbola elverişsiz...
Nüfusları futbol açısından neredeyse yetersiz....
Ama tüm bunca olumsuzluğa rağmen, futbola dair bir kişilikleri var...
Dahası bir kimlikleri var...
"Kuzey Avrupa Futbolu" diye....
Çünkü ülke olarak olması gereken en doğru şey neyse, onu yapıyorlar.
Olması gereken en verimli iş nasıl olması gerekiyorsa, öyle yapıyorlar.
Ülke dediğin önce üstyapıdır...
Yani yaşama dair düşüncedir, zihniyettir, plandır, projedir, üretimin planlanması ve üretim ilişkilerinin kurgulanması ve buna ilişkin altyapıyı inşa ederek hayatı sürdürülebilir kılmaktır.
Coğrafya kader değildir. Coğrafyayı kader olarak kabul edersen onun kölesi olursun..
Coğrafya hayattır. Hayata göre ne yapman ve nasıl yapman gerektiğini düşünür, bilir ve gerçekleştirirsen, ona uyumlu olur. onun bir parçası olursun... Bu durumda mutlu olursun ve dahası gelişirsin...
Üstyapı yani yönetim biçimleriniz, sistemleriniz, modelleriniz, organizasyonlarınız bilimsel, doğru ve olması gereken en doğruya yönelikse gelişirsiniz...
İnsan olarak, toplum olarak, ülke olarak, spor olarak, ekonomi olarak, kültür olarak...
Mevsimleri futbola elverişsiz...
Nüfusları futbol açısından neredeyse yetersiz....
Ama tüm bunca olumsuzluğa rağmen, futbola dair bir kişilikleri var...
Dahası bir kimlikleri var...
"Kuzey Avrupa Futbolu" diye....
Çünkü ülke olarak olması gereken en doğru şey neyse, onu yapıyorlar.
Olması gereken en verimli iş nasıl olması gerekiyorsa, öyle yapıyorlar.
Ülke dediğin önce üstyapıdır...
Yani yaşama dair düşüncedir, zihniyettir, plandır, projedir, üretimin planlanması ve üretim ilişkilerinin kurgulanması ve buna ilişkin altyapıyı inşa ederek hayatı sürdürülebilir kılmaktır.
Coğrafya kader değildir. Coğrafyayı kader olarak kabul edersen onun kölesi olursun..
Coğrafya hayattır. Hayata göre ne yapman ve nasıl yapman gerektiğini düşünür, bilir ve gerçekleştirirsen, ona uyumlu olur. onun bir parçası olursun... Bu durumda mutlu olursun ve dahası gelişirsin...
Üstyapı yani yönetim biçimleriniz, sistemleriniz, modelleriniz, organizasyonlarınız bilimsel, doğru ve olması gereken en doğruya yönelikse gelişirsiniz...
İnsan olarak, toplum olarak, ülke olarak, spor olarak, ekonomi olarak, kültür olarak...
İLKOKULLAR VE SPOR
İLKOKULLARDA YER ALAN "OYUN VE FİZİKİ ETKİNLİKLER" DERSİ VE ÖĞRETMEN EĞİTİMLERİ ÜZERİNE
İlkokullarda "oyun ve fizik etkinlikler" adında bir ders vardır. Bu ders ilkokul 1, 2 ve 3 sınıflarda haftada 5 saattir. Yanlış okumadınız haftada 5 ders saatidir. Dördüncü sınıfta nedense 2 ders saatine düşer.
Sonra ortaokul başlar ve haftada 2 saat bildiğimiz beden eğitimi dersi başlar. Bu uygulamaya 2012 yılında geçilmiş ve halen bu şekliyle devam etmektedir.
Şimdi gelelim soruna;
1. Bu dersi sınıf öğretmenleri vermektedir. İlkokullarda bilindiği üzere din kültürü ve ahlak bilgisi, görsel sanatlar ve İngilizce derslerini branş öğretmenleri varsa onlar yürütmekte, diğer derslerin hepsini olası gerektiği üzere sınıfın öğretmeni yürütmektedir. Bu bağlamda "Oyun ve fiziki etkinlikler" dersini de sınıf öğretmenleri yürütmektedirler.
Türkiye'deki bütün eğitim fakültelerin temel eğitim bölümleri sınıf öğretmenliği lisans programlarında iki yarıyıl için alınan iki ders vardır. Bu dersler "Beden eğitimi spor kültürü" ve "beden eğitimi oyun öğretimi" dersleridir.
İşte bu dersler ilkokullardaki "oyun ve fiziki etkinlik" dersini verebilecek yeterliliğe ve donanıma sahip olmak için vardır ama Türkiye'de üç, beş fakültenin üç beş sınıf öğretmenliği anabilim dalı dışında, söz konusu bu dersler amaca yönelik olarak verilememekte, sınıf öğretmenleri bu derslerde kendileri için spor yapmaktalar veya pek bir şey yapmadan, üretmeden neredeyse imza atıp çıkmaktadırlar..
Asıl sorun ise şimdi yine ve yeniden başlıyor.
YÖK tarafından yenilenen Eğitim Fakülteleri "öğretmenlik eğitimi" lisans programları 2018-2019 öğrenim döneminden itibaren uygulamaya koyuldu. Bu dönem eğitim fakülteleri, ilgili öğretmenlik bölümlerinden birisini tercih edenler için artık bu yeni program söz konusu olacaktır.
İşte bu yeni lisans programlarından birisi olan sınıf öğretmenliği lisans programında eski programda yer alan iki yarıyıl şeklinde palanlanan dersler kaldırılmış yerine sadece bir yarıyıl olarak planlanmış ve ilgili "oyun ve fiziki etkinlikler öğretimi" dersi koyulmuştur.. Dersin adı tamamen doğru ve amaca yönelik olması açısından tam isabetli olmakla birlikte söz konusu yeni lisans programında ders sadece teorik olarak planlanmış ve üstelik tek yarıyıla indirilmiş bir şekilde yer almıştır.
Düşünün, öğretmen olduğunda haftada 5 saat ilkokulda vereceği bir ders için, öğretmenlik eğitiminde sadece 13 hafta, o da sadece teorik olarak ders görerek yetişecek bir sınıf öğretmeni, bu dersi amaca uygun ne düzeyde verebilir? Üstelik eğitim fakülteleri sınıf eğitimi kadrosunda bu konuda uzmanlaşmış öğretim elemanları da söz konusu değilken...
İşin daha başka bir yüzü daha var.
Madem ilkokullarda en az üç dersi branş öğretmenleri veriyor, "oyun ve fiziki etkinlikler" dersini niçin beden eğitimi öğretmenleri vermiyor? Bu ilgili herkes tarafın sorulan bir soru aslında. İlk bakışta anlamlı ve gerekli de bir soru... Lakin burada da işin "beden eğitim öğretmenliği" branş eğitimi ayağı ile ilgili iki meselesi vardır;
1. Beden eğitimi öğretmenleri tüm okullarda artık neredeyse birer antrenör gibi iş yapmaktadırlar. Beden eğitimi dersleri, etkinlikler, yaşam için spor ve tüm çocukları kapsayan faaliyetler yerine takım sporlarına yönelmiş ve kendilerini bu bağlamda ifade etmeye başlamışlardır. Bu son derece yanlış veya yanlış olmasa da eksik bir durumdur. Antrenörlük ile beden eğitimi öğretmenliği birbiriyle ilgili işlerdir ama aynı işler asla değildir.
2. Beden eğitimi öğretmenliği lisans programlarını ve uygulamalarını iyi incelediğimizde ilkokul çocuklarına yönelik alan ve eğitim becerisi yeterliliği oluşturacak bir eğitim neredeyse yoktur. Yani bir beden eğitimi öğretmeni mezun olduğunda 6,7, 8,9 yaş çocuklarına yönelik neleri, nasıl, ne zaman ve niçin gerçekleştirebileceği konusunda yeterli değildir. Sadece spor branşlarına yönelik bazı teknik çalışmaları bu yaşlarda yaptırmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu çocukların hareket eğitimi etkinliklerine ve öğretim ve gelişim amaçlarına uygun tasarlanmış amaçlı oyunlara ihtiyaçları vardır...
Özetle sorunun çözümü için seçenekler elbette vardır;
1. "İlkokul beden eğitimi öğretmenliği" veya "İlkokul oyun ve fiziki etkinlikler" öğretmenliği.... Kesin ve gerekli çözümlerden birisidir...
2. Beden eğitimi öğretmenlerinin ilkokullar "oyun ve fiziki etkinlikler dersi" eğitimine alınarak teorik ve uygulamalı uzun bir yeterlilik projesinden sonra ilkokullara atanmasının sağlanması yine aynı düzlemde bir çözümdür.
3. Eğer böyle devam edecekse eğitim fakülteleri sınıf öğretmenliği eğitimi lisan programındaki oyun ve fiziki etkinlikler dersi iki döneme çıkarılmalı, mutlaka uygulama dersi ilave edilmeli ve işin uzman öğretim elemanları tarafından yeterlilik oluşturacak biçimde verilmesi sağlanmalıdır.
Bir işi yaparken ne kadar eksiksiz ve doğru başlarsak, o işin sonucu muhtemelen o kadar eksiksiz ve doğru olacaktır. Yeni bir şey üretmek ve hayata geçirmek demek yeninin bir öncekinden doğan eksikleri tamamlamaya yönelik olması ile ilgili olmalıdır. Dolayısıyla iş işten geçmeden, en doğru ve en gerekli çözümü üretmek ihtiyacı gün gibi açıktır. Bu yazılanlar onlarca öğretmenlik alanının bir tanesinin tek bir dersi için geçerlidir. Kim bilir diğer alanların diğer dersleri için nasıl öneri ve çözüm ihtiyaçları söz konusudur
NOT; BU YAZIYI NEDEN PAYLAŞTIK?
ÇÜNKÜ BİR ÜLKEDE SPORA YÖNELMENİN EN ÖNEMLİ DÖNEMİ OLAN 3-7 YAŞ İLE 8-12 YAŞ KONUSUNA DENK GELEN OKUL ÖNCESİ VE İLKOKUL SÜREÇLERİNİN İLKOKUL AYAĞINDA DURUMU SİZE ANLATABİLMEK İÇİN..
ÇÜNKÜ SONRA BU ÜLKEDE FUTBOLDA NEDEN BÖYLEYİZ? NEDEN OLMUYOR DİYE SORUYOR VE TARTIŞIYORUZ YA.... İŞTE BU SEBEPLER SORUNLARIMIZIN ASIL NEDENLERİNİ OLUŞTURMAKTADIR.
İlkokullarda "oyun ve fizik etkinlikler" adında bir ders vardır. Bu ders ilkokul 1, 2 ve 3 sınıflarda haftada 5 saattir. Yanlış okumadınız haftada 5 ders saatidir. Dördüncü sınıfta nedense 2 ders saatine düşer.
Sonra ortaokul başlar ve haftada 2 saat bildiğimiz beden eğitimi dersi başlar. Bu uygulamaya 2012 yılında geçilmiş ve halen bu şekliyle devam etmektedir.
Şimdi gelelim soruna;
1. Bu dersi sınıf öğretmenleri vermektedir. İlkokullarda bilindiği üzere din kültürü ve ahlak bilgisi, görsel sanatlar ve İngilizce derslerini branş öğretmenleri varsa onlar yürütmekte, diğer derslerin hepsini olası gerektiği üzere sınıfın öğretmeni yürütmektedir. Bu bağlamda "Oyun ve fiziki etkinlikler" dersini de sınıf öğretmenleri yürütmektedirler.
Türkiye'deki bütün eğitim fakültelerin temel eğitim bölümleri sınıf öğretmenliği lisans programlarında iki yarıyıl için alınan iki ders vardır. Bu dersler "Beden eğitimi spor kültürü" ve "beden eğitimi oyun öğretimi" dersleridir.
İşte bu dersler ilkokullardaki "oyun ve fiziki etkinlik" dersini verebilecek yeterliliğe ve donanıma sahip olmak için vardır ama Türkiye'de üç, beş fakültenin üç beş sınıf öğretmenliği anabilim dalı dışında, söz konusu bu dersler amaca yönelik olarak verilememekte, sınıf öğretmenleri bu derslerde kendileri için spor yapmaktalar veya pek bir şey yapmadan, üretmeden neredeyse imza atıp çıkmaktadırlar..
Asıl sorun ise şimdi yine ve yeniden başlıyor.
YÖK tarafından yenilenen Eğitim Fakülteleri "öğretmenlik eğitimi" lisans programları 2018-2019 öğrenim döneminden itibaren uygulamaya koyuldu. Bu dönem eğitim fakülteleri, ilgili öğretmenlik bölümlerinden birisini tercih edenler için artık bu yeni program söz konusu olacaktır.
İşte bu yeni lisans programlarından birisi olan sınıf öğretmenliği lisans programında eski programda yer alan iki yarıyıl şeklinde palanlanan dersler kaldırılmış yerine sadece bir yarıyıl olarak planlanmış ve ilgili "oyun ve fiziki etkinlikler öğretimi" dersi koyulmuştur.. Dersin adı tamamen doğru ve amaca yönelik olması açısından tam isabetli olmakla birlikte söz konusu yeni lisans programında ders sadece teorik olarak planlanmış ve üstelik tek yarıyıla indirilmiş bir şekilde yer almıştır.
Düşünün, öğretmen olduğunda haftada 5 saat ilkokulda vereceği bir ders için, öğretmenlik eğitiminde sadece 13 hafta, o da sadece teorik olarak ders görerek yetişecek bir sınıf öğretmeni, bu dersi amaca uygun ne düzeyde verebilir? Üstelik eğitim fakülteleri sınıf eğitimi kadrosunda bu konuda uzmanlaşmış öğretim elemanları da söz konusu değilken...
İşin daha başka bir yüzü daha var.
Madem ilkokullarda en az üç dersi branş öğretmenleri veriyor, "oyun ve fiziki etkinlikler" dersini niçin beden eğitimi öğretmenleri vermiyor? Bu ilgili herkes tarafın sorulan bir soru aslında. İlk bakışta anlamlı ve gerekli de bir soru... Lakin burada da işin "beden eğitim öğretmenliği" branş eğitimi ayağı ile ilgili iki meselesi vardır;
1. Beden eğitimi öğretmenleri tüm okullarda artık neredeyse birer antrenör gibi iş yapmaktadırlar. Beden eğitimi dersleri, etkinlikler, yaşam için spor ve tüm çocukları kapsayan faaliyetler yerine takım sporlarına yönelmiş ve kendilerini bu bağlamda ifade etmeye başlamışlardır. Bu son derece yanlış veya yanlış olmasa da eksik bir durumdur. Antrenörlük ile beden eğitimi öğretmenliği birbiriyle ilgili işlerdir ama aynı işler asla değildir.
2. Beden eğitimi öğretmenliği lisans programlarını ve uygulamalarını iyi incelediğimizde ilkokul çocuklarına yönelik alan ve eğitim becerisi yeterliliği oluşturacak bir eğitim neredeyse yoktur. Yani bir beden eğitimi öğretmeni mezun olduğunda 6,7, 8,9 yaş çocuklarına yönelik neleri, nasıl, ne zaman ve niçin gerçekleştirebileceği konusunda yeterli değildir. Sadece spor branşlarına yönelik bazı teknik çalışmaları bu yaşlarda yaptırmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu çocukların hareket eğitimi etkinliklerine ve öğretim ve gelişim amaçlarına uygun tasarlanmış amaçlı oyunlara ihtiyaçları vardır...
Özetle sorunun çözümü için seçenekler elbette vardır;
1. "İlkokul beden eğitimi öğretmenliği" veya "İlkokul oyun ve fiziki etkinlikler" öğretmenliği.... Kesin ve gerekli çözümlerden birisidir...
2. Beden eğitimi öğretmenlerinin ilkokullar "oyun ve fiziki etkinlikler dersi" eğitimine alınarak teorik ve uygulamalı uzun bir yeterlilik projesinden sonra ilkokullara atanmasının sağlanması yine aynı düzlemde bir çözümdür.
3. Eğer böyle devam edecekse eğitim fakülteleri sınıf öğretmenliği eğitimi lisan programındaki oyun ve fiziki etkinlikler dersi iki döneme çıkarılmalı, mutlaka uygulama dersi ilave edilmeli ve işin uzman öğretim elemanları tarafından yeterlilik oluşturacak biçimde verilmesi sağlanmalıdır.
Bir işi yaparken ne kadar eksiksiz ve doğru başlarsak, o işin sonucu muhtemelen o kadar eksiksiz ve doğru olacaktır. Yeni bir şey üretmek ve hayata geçirmek demek yeninin bir öncekinden doğan eksikleri tamamlamaya yönelik olması ile ilgili olmalıdır. Dolayısıyla iş işten geçmeden, en doğru ve en gerekli çözümü üretmek ihtiyacı gün gibi açıktır. Bu yazılanlar onlarca öğretmenlik alanının bir tanesinin tek bir dersi için geçerlidir. Kim bilir diğer alanların diğer dersleri için nasıl öneri ve çözüm ihtiyaçları söz konusudur
NOT; BU YAZIYI NEDEN PAYLAŞTIK?
ÇÜNKÜ BİR ÜLKEDE SPORA YÖNELMENİN EN ÖNEMLİ DÖNEMİ OLAN 3-7 YAŞ İLE 8-12 YAŞ KONUSUNA DENK GELEN OKUL ÖNCESİ VE İLKOKUL SÜREÇLERİNİN İLKOKUL AYAĞINDA DURUMU SİZE ANLATABİLMEK İÇİN..
ÇÜNKÜ SONRA BU ÜLKEDE FUTBOLDA NEDEN BÖYLEYİZ? NEDEN OLMUYOR DİYE SORUYOR VE TARTIŞIYORUZ YA.... İŞTE BU SEBEPLER SORUNLARIMIZIN ASIL NEDENLERİNİ OLUŞTURMAKTADIR.
TAKTİK EĞİTİM AŞAMALARI
TAKTİK ANTRENMANLARIN ARDIŞIK AŞAMALARI
VE "TAKTİK ÇALIŞMALARDA" EKSİKLİK PROBLEMİ....
Bir futbol takımında örneğin savunmaya ilişkin taktik antrenmanın önceliği;
Bireysel savunma tekniklerinin ve davranışlarının edinilmesi veya kazandırılması ile ilgilidir. Bu savunma oyuncusunun bireysel savunma becerileri dediğimiz konuları içerir.
İkincisi ve bir öncekinin hemen arkasından ve hatta beraber yürümesi gereken aşamam grup savunma teknikleri, davranışları ve gerekleri ile ilgili basit işbirliği sürecidir.
Esasen ve asıl takım savunma taktiğine giriş süreci başlar ki, burada da savunma hattının savunma ilkelerini uygulayabilmesi becerileri ve yeterliliğidir. Yani savunma ilkelerinin uygulanabilmesinin sağlanmasına dayanır. Yani derinliğin, genişliğin, kademenin, oyalamanın ve diğer klasik ilkelerin uygulanabiliyor olmasına dayanır.
Ama yetmez...
Bir takımda savunma hattı veya grubu takımın bağımsız bir bölümü veya bir bağımsız bir parçası değildir. O halde savunma taktiği çalışmaları savunma-orta alan, savunma-kaleci, savunma-hücum oyuncuları işbirliği ile ilgili de olmak zorundadır.
Elbette daha yetmez...
Bölgelere ayrılmış sahada savunma oyuncularının genelde kendi bölgesi olan birinci bölge alan algısı ile yetişmesi yeterli görülür. Oysa tüm bölgelere göre kendini konumlandırabilme ve o bölgenin gereklerine ve oradaki oyunun koşullarına göre davranabilme becerilerini içeren taktik antrenmanlar da gerekecektir.
Bu arada geçişleri de unutmamak gerek.
Ve dahası kendi takımının savunmacı, hücumcu oyun karakterine göre savunma oyunun nasıl kurgulayacağından tutunuz, rakip takımın savunmacı veya hücumcu oyun karakterine göre kendi savunma oyunun nasıl oynaması gerektiğinin de önceden kazanılmış beceriler olması için uzun taktik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Dizilişler, sistemler vesaire... Her birisi için bir savunmacının değişik oyun karakterine ihtiyacı olduğu kesindir. Bunları önce uygulamaya sonra da beceriye dönüştürmek için çok ama çok uzun süreçli taktik antrenmanlar gerekir.
Ve en önemlisi bireysel, grup veya takım kurgusunda en fazla yaşanan problemi görüp, veya bir sonraki müsabaka için rakip takımın zaafların veya üstünlüklerinin analiz edilerek ortaya koyulacak problemin çözümüne yönelik planlanan taktik antrenmanlardır...
Özetle bir futbol takımı tamamen taktik beceri ve taktik becerinin sürdürülebilir olmasıyla iyi bir takım olabilir.
Futbolda taktik antrenmanları hakkıyla, yeterince ve doğru şekilde planladığınızda ve uyguladığınızda elde edeceğiniz verim sizin "takım" olma değeriniz ve düzeyinizle doğrudan ilgilidir.
İş asıl olarak budur.
Yoksa her şey tesadüflere, kestirilemez sonuçlara açık olacağı gibi, bireysel teknik ve kondisyonel özelliklere bağımlı bir takım olursunuz.
Taktik yeterlilik zaten belli düzeyde teknik beceri ve elbette kondisyonel özellikler gerektirir.
Ama belirleyici olan taktik ile birleştirilmiş ve taktiğin gerektirdiği teknik becerilere ve bunu 90 dakika devam ettirebilecek kompleks devamlılık özelliğidir.
Taktik her şey değildir ama çok şeydir.
FUTBOL, 12 yaşından itibaren temel taktikler düzeyinde başlanması gereken 18'li yaşlarda çoğu taktik becerinin elde edilmesi gereken BİR OYUNDUR.
OYUNU GENELDE İYİ OYNAYANLAR KAZANIR.
İYİ OYNAMAK DEMEK TAKIM OLMAK DEMEKTİR.
TAKIM OLMAK İSE TAKTİK AÇIDAN YETERLİ OLMAK İLE DOĞRUDAN İLGİLİDİR.
Türkiye Futbolunun iki önemli eksiğinden birisi 12 yaşlarına kadar olan süreçte altyapı eğitimleri problemleri, diğeri ise 12 yaşlarından sonra üstyapılara kadar uzanan taktik beceri eksikliğidir.
Antrenmanlarımızın çoğu teknik ve kondisyon çalışmalar merkezlidir. Oysa taktik çalışmalar tekniği de kondisyonu da içeren çalışmalardır.
VE "TAKTİK ÇALIŞMALARDA" EKSİKLİK PROBLEMİ....
Bir futbol takımında örneğin savunmaya ilişkin taktik antrenmanın önceliği;
Bireysel savunma tekniklerinin ve davranışlarının edinilmesi veya kazandırılması ile ilgilidir. Bu savunma oyuncusunun bireysel savunma becerileri dediğimiz konuları içerir.
İkincisi ve bir öncekinin hemen arkasından ve hatta beraber yürümesi gereken aşamam grup savunma teknikleri, davranışları ve gerekleri ile ilgili basit işbirliği sürecidir.
Esasen ve asıl takım savunma taktiğine giriş süreci başlar ki, burada da savunma hattının savunma ilkelerini uygulayabilmesi becerileri ve yeterliliğidir. Yani savunma ilkelerinin uygulanabilmesinin sağlanmasına dayanır. Yani derinliğin, genişliğin, kademenin, oyalamanın ve diğer klasik ilkelerin uygulanabiliyor olmasına dayanır.
Ama yetmez...
Bir takımda savunma hattı veya grubu takımın bağımsız bir bölümü veya bir bağımsız bir parçası değildir. O halde savunma taktiği çalışmaları savunma-orta alan, savunma-kaleci, savunma-hücum oyuncuları işbirliği ile ilgili de olmak zorundadır.
Elbette daha yetmez...
Bölgelere ayrılmış sahada savunma oyuncularının genelde kendi bölgesi olan birinci bölge alan algısı ile yetişmesi yeterli görülür. Oysa tüm bölgelere göre kendini konumlandırabilme ve o bölgenin gereklerine ve oradaki oyunun koşullarına göre davranabilme becerilerini içeren taktik antrenmanlar da gerekecektir.
Bu arada geçişleri de unutmamak gerek.
Ve dahası kendi takımının savunmacı, hücumcu oyun karakterine göre savunma oyunun nasıl kurgulayacağından tutunuz, rakip takımın savunmacı veya hücumcu oyun karakterine göre kendi savunma oyunun nasıl oynaması gerektiğinin de önceden kazanılmış beceriler olması için uzun taktik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Dizilişler, sistemler vesaire... Her birisi için bir savunmacının değişik oyun karakterine ihtiyacı olduğu kesindir. Bunları önce uygulamaya sonra da beceriye dönüştürmek için çok ama çok uzun süreçli taktik antrenmanlar gerekir.
Ve en önemlisi bireysel, grup veya takım kurgusunda en fazla yaşanan problemi görüp, veya bir sonraki müsabaka için rakip takımın zaafların veya üstünlüklerinin analiz edilerek ortaya koyulacak problemin çözümüne yönelik planlanan taktik antrenmanlardır...
Özetle bir futbol takımı tamamen taktik beceri ve taktik becerinin sürdürülebilir olmasıyla iyi bir takım olabilir.
Futbolda taktik antrenmanları hakkıyla, yeterince ve doğru şekilde planladığınızda ve uyguladığınızda elde edeceğiniz verim sizin "takım" olma değeriniz ve düzeyinizle doğrudan ilgilidir.
İş asıl olarak budur.
Yoksa her şey tesadüflere, kestirilemez sonuçlara açık olacağı gibi, bireysel teknik ve kondisyonel özelliklere bağımlı bir takım olursunuz.
Taktik yeterlilik zaten belli düzeyde teknik beceri ve elbette kondisyonel özellikler gerektirir.
Ama belirleyici olan taktik ile birleştirilmiş ve taktiğin gerektirdiği teknik becerilere ve bunu 90 dakika devam ettirebilecek kompleks devamlılık özelliğidir.
Taktik her şey değildir ama çok şeydir.
FUTBOL, 12 yaşından itibaren temel taktikler düzeyinde başlanması gereken 18'li yaşlarda çoğu taktik becerinin elde edilmesi gereken BİR OYUNDUR.
OYUNU GENELDE İYİ OYNAYANLAR KAZANIR.
İYİ OYNAMAK DEMEK TAKIM OLMAK DEMEKTİR.
TAKIM OLMAK İSE TAKTİK AÇIDAN YETERLİ OLMAK İLE DOĞRUDAN İLGİLİDİR.
Türkiye Futbolunun iki önemli eksiğinden birisi 12 yaşlarına kadar olan süreçte altyapı eğitimleri problemleri, diğeri ise 12 yaşlarından sonra üstyapılara kadar uzanan taktik beceri eksikliğidir.
Antrenmanlarımızın çoğu teknik ve kondisyon çalışmalar merkezlidir. Oysa taktik çalışmalar tekniği de kondisyonu da içeren çalışmalardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ
Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...
-
""Adam geçme" ile "adam eksiltme" pratik olarak aynı gibi görünse de taktik düşünce olarak aynı şey değildir. Adam ...
-
1 AÇIK BECERİ-KAPALI BECERİ KONUSU ve ÖNEMİ Açık beceride çevresel şartlar değişkendir. Yani futbol oyunu içinde bir pozisyonda yapılab...
-
Kalecilik ve kaleci olma eğilimi çocuklarda daha geç yaş dilimlerinde oluşmaya başlayan bir tercih ve istektir. Bu çocuk gelişimi ...










