6 Tem 2020

ÖĞRENME ÖĞRETİMİ, ÖĞRETİM DE ÖĞRENMEYİ BELİRLER.

Öğretmenler ve antrenörler için sürekli bir öğretin stratejisi ve öğretim yöntemlerinden söz edilir.

Yerinde ve doğrudur.

Öğretmeyi bilmeyen öğretemez. Öğretemeyen öğretmen ve antrenör olamaz. Olsa da verimli olamaz.

Bu arada sürekli öğretim stratejileri, yöntemleri ve tekniklerinden söz ederken aklımızdan çıkarmamamız gereken asıl önemli şey, öğrenmedir.

Çünkü öğrenme yoksa veya gerçekleşmiyorsa öğretim ne kadar iyi olursa olsun arzulanan verimlilik sağlanamayabilmektedir.

O halde yapılması gereken çocuklar, gençler ve büyükler nasıl öğrenir? Sorusunun cevabını bulmak ve öğretim yaklaşımlarımızı buna göre kullanmaktır.

Özetle şunu söylemeye çalışıyoruz;
Öğretim nasıl öğrenmeyi belirliyor veya belirlemeye çalışıyorsa,
Öğrenim de öğretimi belirlemeli ve belirlemeye çalışmalıdır.

Öğrenenin önemli ve merkezde olmadığı bir eğitim, öğretimi verimsiz kılar.
Keza öğretimi dışlayan ve önemsemeyen bir eğitim de öğrenmeyi verimsizleştirir.

Bu nedenle örneğin futbolda teknik öğretim, taktik öğretim, bedensel ve motor öğretim aynı yaklaşım, yöntem ve tekniklerin kullanıldığı bir eğitim olmamalıdır.

Dolayısıyla teknik beceri ile ilgili bir konu veya tekniğin öğretiminde tekrar yöntemi çok işe, taktik bir konuda savunma ilkelerine yönelik bir öğretimde işbirliği yönteminin de kullanılması gereği ve ihtiyacı ortaya çıkar.

Öğretmenler ve antrenörler hangi ders, hangi alan, hangi konu, hangi kazanım veya hangi davranışın en iyi öğrenilebileceği öğretim strateji ve yöntemleri konusunda ciddi düzeyde yeterlilik ve beceri sahibi kişiler olmak zorundadırlar.

Bu şekilde düşünülmüş ve tasarlanmış eğitim uygulamaları verimliliği arttıracak ve amaca yönelik öğrenme düzeyi ve kalitesine olumlu yansıyacaktır.

"KALIP YARGI" SORUNU

Önce işe "kalıp yargı" tanımlaması ile başlayalım
" Kalıp yargı, belirli sosyal grupların tüm üyeleri tarafından belirli özellikleri paylaştığı varsayılan bilişsel çerçevelerdir. ... Bir kalıp yargı, bir grubun üyeleri hakkında, sadece o grubun üyeleri olmaları nedeniyle sahip olunan bir dizi inanç ve beklentilerdir.” (Feldman, 1998 : 8283).

Yani daha kısaca kalıp yargı, bir topluluğun bütün üyelerine yönelik, abartılmış ya da indirgenmiş, aşırı yalınlaştırılmış ve genelleştirilmiş, çoğunlukla önyargılı kanı demektir.

Şimdi bu tanımı bir tarafa bırakarak ama aklımızda tutarak yazımıza geçelim;

“İnsanlar istiyor diye futbolu bırakmak istemiyorum. Bırakmaya henüz hazır değilim, yaşıtlarım hala oynuyor. Saha içinde sorumluluk alarak, futbolu ................. da bırakmak istiyorum.”

Yukarıdaki sözler bir futbolcuya ait. Biz özellikle futbolcunun ve kulübünün adlarını gizleyerek verdik. Çünkü burada esas konu futbolcu veya kulübü değil. Asıl konu olguyla kalıp yargı ilişkisini kurmaya çalışmak.

Çocukların futbolu ve çocuklar için futbol konularında da bu durum oldukça yoğun yaşanıyor. Çocuk ile,çocuğun gelişim ile futbol ilişkisi asıl mesele ve konu olması gerekirken iş çoğunlukla, başka konulara dertlere, sorunlara, açmazlar kayıyor. Çocuklar ortada kalıyor.

Girişte tırnak içinde yazılmış olan cümle, birçok futbolcunun daha önceki yıllarda defalarca kullanmış oldukları ifadedir aslında.

İstemeye istemeye futbolu bırakmanın, daha doğrusu bırakmak zorunda kalmış olmanın ön ifadelerinden birisidir.

Oysa futbolu bırakmanın biyolojik, fizyolojik ve performansa dayalı nedenleri ile sporcunun kendi isteğine dayalı nedenleri olur.

Birilerinin öyle düşünüyor olması, algı yaratma çalışmaları, psikolojik baskı ve en önemlisi "kalıplaşmış yargılar" bu konuda temel sorunlarımızdan birisidir.

Ticari futbolun gerektirdiği bir takım gerekçeleri de buna ilave edebilirsiniz.

Lakin futbolcu devam etmek istiyor, bu anlamda kulübüne zarar vermekten kaçınarak adımlar atıyor ve verimlilik açısından sorun yaratmayacak bir profil çiziyorsa, geriye sadece birilerinin kişisel tavrı, tutumu ve kendilerini tatmin peşinde koşmaları ile "spor ve futbolun "kalıplaşmış değer yargıları" olarak açıklanacak "bu yaşta futbol bırakılır", "artık verimli olamaz" türünden değerlendirmeler gelir.

Çocuklara ve onların futbolculuk gelecekleri ile konuyu bağlarsak;

İşte o sözünü ettiğimiz "kalıp yargılar" çoğu çocuğun futbol geleceğinin bitmesine neden olmuş, çoğunun hayata küsmesine yol açmış sonuçlar üretmiştir;

Örneğin;
"Bundan olmaz"...
"Bu doğuştan yeteneksiz, ne kadar çalışırsa çalışsın boş"....
"Tembel bu çocuk",
"Kafa basmıyor",
"Çok ağır"....
"Bu boy ile futbolcu mu olunur"
V.b.

İşe bu tür bazı sosyal grupların ve alana ilişkin yetki ve sorumluluk sahibi olması beklenen kişilerin "görmüş geçirmiş" deneyim ve yaşantılarından elde kalanlar ile oluşturdukları "kalıp yargılar" bir çok çocuğun çalışarak ciddi anlamda gelişim kaydedebileceği spor eğitim ortamlarından uzaklaşmalarına neden olmuştur.

Bir çok çocuk doğuştan bir takım özellikler getirir. Onlar işlenirse yetenekli,yetenekler kullanılırsa becerikli olurlar. Biz söz konusu o kalıp değer yargıları ile işte bu çocukları dahi bir alandan ve spor uğraşından uzaklaştırılmışlardır.

Süper ligde "yaşı 34 olmuş kişi futbol oynayamaz" yargısı ile "bu çocuktan futbolcu olmaz" yargısı çoğu zaman kalıplaşmış yanlış yargıdır.
Kalıp yargılar "değer" yargıları olamaz.

Davranışı Beceri İlişkisine Dair

Okuyarak, sadece okumayı çözeriz. Bir de belki daha hızlı okumayı becerebiliriz.

"Okuma becerisi" ise bambaşka bir şeydir.
Okuma becerisi çok okuyarak ve mutlaka farklı şeyler okuyarak gelişir.

Yazarak ise sadece yazmayı çözeriz. Belki bir de güzel yazmayı
becerimiz gelişir.

Yazma becerisi de bambaşka bir şeydir.
Yazma becerisi, yazarak ifade edebime becerisi denektir ve ancak çok yazarak, farklı amaçlar için yazarak, farklı şeyler ve konular üzerinde yazarak gelişebilir.

"Okuduğumuzu anlama becerisi" aynı şeyleri veya benzer şeyleri okuyarak gelişmez. Ancak farklı şeyler okuyarak "okuduğumuzu anlama becerilerimizi" geliştirebiliriz.

Yazarak sadece yazımız güzelleşebilir. Ama yazarak kendimizi ifade etmemiz için, önce çok okumuş olmalıyız, farklı şeyler okumuş olmalıyız ve sürekli farklı şeyleri, farklı şekillerde yazmamız gerekir.

Kendimizi yazarak en iyi şekilde ifade etmenin yolu görüleceği üzere okumayı da içeren ardışık ve sarmal bir duruma işaret ediyor.

Bunlar motor davranışları içeren "psikomotor gelişim" içinde aynı şekilde geçerlidir.

Yani okuma ve yazma becerileri ve gelişimi için yapılması gerekenler neyse futbol eğitimi ve gelişimi için de yapılması gerekenler aynıdır.

Sadece teknik çalışarak olmaz.
Sadece oyun oynayarak da olmaz.
Bir ondan bir ondan yaparak da olmaz.

Hayata dair her şey ardışık ve sarmal şekilde ilerler.
Sadece ardışık olması yetmez.
Sadece sarmal olması da yetmez.
Birlikte olması çok önemlidir.

Önemli olan ise, ardışıklığı ve sarmallığı her yaş dönemine uygun şekilde tasarlayabilmektir.

Asıl İş Veya İşmizin Esasına Odaklanmak

Doktor hasta ile uğraşmaz.
Doktor aslında hastalıkla uğraşır.

Ama biz doktorluğun hastalar ile ilgili bir meslek alanı olduğunu düşünürüz. İşinin gereği hasta ile dolaylı ilişkilidirler. Ama ilişkisinin nedeni hastanın kendisi değil, hastalığıdır.
Hasta ile uğraşanlar hasta bakıcılardır.

Antrenörlerin işi antrene etmektir.
Psikoloğun işi psikolojidir.
Psikiyatristin işi psikolojik hastalıktır.
Teknik adamın işi ise futboldur. Futbolun nasıl oynanacağı, nasıl geliştirileceği ve nasıl farklılaştırılacağıdır.

Eğitimcilerin işi aslında sadece eğitimdir.

İlk etapta tartışmalı gibi gelebilir. Hatta ters de gelebilir.
Ama iyice düşününce ve hatta uzun bir süre düşününce, aslında doğru olan bakış açısının bu olduğu anlaşılacaktır.

Her meslek grubu insanının asıl ve esas işi o mesleğin gerektirdiği işi yapmaktır.

Mesleği icra ederken ilgili olunan kişi ve kişiler ile ilişkili sosyal ve mesleki beceriler işin insani, sosyal, beşeri diye tanımlanan boyutlarıdır ve asıl iş olan mesleğin gerektirdiği ve amaçladığı işten daha önemli değildir.

Düşünün, eğitim bilmiyor ama ilişkileri çok iyi.
Hastalığa karşı çözüm üretecek mesleki becerisi yok ama hastalara çok iyi davranıyor,
Futbolu bilmiyor ama sporculara baba gibi davranıyor...

Olmaz... Olmamalı...
Mesleki yeterlilik ve iş ile ilgili uzmanlık işin olmazsa olmazıdır.

Çok iyi eğitimci ama ilişkileri kötü,
Hastalıklara karşı inanılmaz çözüm üreten ve işinin gerçekten uzmanı bir doktor ama hastalar ile pek ilgili değil,
Futbol konusunda bir dahi ama sporcular ile ilişkileri oldukça resmi...

Olur... Olabilir...
Çünkü sosyal beceriler,beşeri ilişkiler bir kişinin mesleki alanda uzmanlığını ve yararlılığını etkilemez. Sadece verimliliğini etkileyebilir.

Sonuç olarak mesleki yeterlilik ve uzmanlık sorunları yaşayanların işi gülerek, şirin görünerek, ilişkileri sıcak tutarak götürmeye çalışmaları işin olması gerektiği düzeylerde gerçekleştirilmesini engelleyen durumlardır.

Mesleki alanlarda öncelik uzmanlıktır.
Asıl gereken ve olmazsa olmaz olan şey, uzmanlık bilgi ve becerileridir.

Örneğin çocuğu gerçek anlamda sevmek demek, çocuk ile ilgili UZMANLIĞIN GEREKTİRDİĞİ her şeyi bilmek ve ona göre davranmak demektir.
Aksi takdirde o sevmek sadece sevmektir. Güzeldir, iyidir ama yetmez.

ALAN VE FARKINDALIK KAVRAMLARI

Genel Alan:
Çocukların güvenli bir biçimde yer değiştirebilecekleri sınırları belirli alandır.
Örneğin sınırlandırılmış futbol alanının tamamı genel alandır. Alanı hangi ölçülerde belirlerseniz genel alnı o şekilde belirlemiş olursunuz.

Alan farkındalığı;
Çocuğun bedenini farklı yönlere hareket ettirirken, güvenli hareket edebilmesi için seviye, uzam, yol, yön, yan ve yerin sürekli farkında olmasıdır.

Kişisel alan:
Çocukların hareket ederlerken kollarını açtıklarında, sahip oldukları varsayılan alan boşluğudur.

Şimdi bunları futbol oyununda "boş alan yaratma"ile ilgili olarak bir cümlede birleştirmek ve somutlamak gerekirse, "çocukların sınırları belirlenmiş oyun alanı içerisinde, sürekli daha küçük oyun alanları oluşturması ve daha küçük sınırda oluşturduğu bu küçük alanlarda kendini rahat edebileceği, topla oynarken mikro uyun alanları yaratmayı becerebilmeleridir."

O halde çocukları sadece dar veya küçük alanda, sadece orta ölçekte bir alanda veya sadece büyük alanda oyun oynatmamak gerekir.

İdeal olanı sürekli ve çok sık olarak gene alan ve kişisel alan geçişleri ile alan farkındalığı oluşturmalarının sağlanması ve böylece alan farkındalığı sağlayarak "boş alan yaratma" ihtiyacının gereğini yapabilmeyi hissetmelerini sağlamaktır.

Çocuklar Mutsuzsa


"Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler hiçtir." der Albert Einstein ...

Oysa dünyaya bakıldığında;

1. Bir yanda yoksul ülkelerin çocukları bırakın mutsuzluğu açlıktan kıvranmaktadırlar...

2. Öte yanda az gelişmiş ve sözde gelişmekte olan ülkeler diye tanımlanan ülkelerde ise eğitimde ve gelişim imkanlarına ulaşmada inanılmaz bir fırsat eşitsizliği ile karşı karşıya kalan ve daha küçük yaşlarda kaderi çizilmiş çocuklar,..

3. Tabi bitmiyor mutsuz çocuklar dramı; Cinsiyet eşitsizliği ve her yaşta çocuğun uğramakta olduğu akran,ebeveyn, öğretmen, eğitmen baskıları... Rekabetin, yarışmacılığın ve kazanmanın girdabında acımasızca kendilerinne biçilen rollar i oynamak zorunda kalışları.

4. Her türlü istismara açık oluşları ve istismar konusundaki yetersiz kalan toplumsal kültür ve yönetsel yetersizlik.

5. Çocuk yaşta işçilik...

6. Teknoloji bağımlılığı ve erken yaşta toplumsal yabancılaşma ve doğaya yabancılaşma..

Albert Einstein, "dünyada bir çocuk dahi mutsuz olduğu sürece ilerlemeler ve gelişmeler anlamsızdır" dediğinde, durumun bu düzeye geleceğini veya çocukların 100 yıl sonra dahi kitlesel halde mutsuz ve mağdur olacaklarını düşünmüş müydü acaba?

Her birimiz birer baba, anne,öğretmen, antrenör veya bir şekilde büyük insanlar olarak, işimizi yapmaya çalışıyoruz... Ama asıl işimiz çocukların mutsuz ve mağdur olmalarına engel olmaktır.

Bu ülkede şımartılmış çocukların mutsuzluğundan söz etmiyoruz. Onlarınki mutsuzluk değil. Ebeveyn hatası..

Bizim sözünü ettiğimiz şımarmayı öğrenememiş, sevilmeye zaman bulamamış veya kendilerine insan gözüyle bakılmamış çocuklardır...

Böyle çocuklar var mı? Diye düşünmeyelim. Dünya ve bu memleket böyle çocuklar ile dolu...

Tüm bunlar dururken işimiz "üstyapılara oyuncu yetiştirmek" gibi görünse de, bizim ulvi anlamda asıl işimiz ve problematiğimiz bu değildir....

Bizin insani ve mesleki anlamda toplumsal sorumluluğumuz ve işimiz çocukları mutlu etmek için daha fazla çocuğa ulaşmaktır... Dahası mümkün olduğunca mutsuzluk koşulları ile mücadele etmektir...

Dokunmak

Çocuklara dokunun...

Çocuklara dokunmak demek, fiili bir dokunma değildir....

Çocuklara dokunmak demek onların hayatlarını daha anlaşılır, daha güzel, daha mutlu kılacak şekilde onları zenginleştirmek demektir.

Onları yönetmeyiniz... Yönlendirmeyiniz de... Onlara kendilerini yönetebilmeyi öğretiniz. Ve opnlara yönlenebilecekleri seçenekler sununuz.

Bir çocuğa dokunmak demek; onun kendisiyle ilgili birden çok seçeneğin olduğunu hissetmesi demektir. Kendini geliştirebileceği birde çok alan ve konu olabileceğini bilmesi demektir.

Futbol hayat değildir...
Futbol hayatı renklendirmenin, güzelleştirmenin ve yaşamanın sadece bir tanecik araçlarından birisidir.

Futbol hayatı doldurmamalıdır.
Hayatı sadece futbol ile dolduranların, futbolsuz kaldıklarında o hayatın bomboş kalır.

Onun için birincisi futbol okumak, futbol yazmak, futbol düşünmek, futbol üretmek anlamlarında da çocuklara dokunun...

İkincisi futbol dışında da okumak,yazmak, düşünmek, üretmek anlamında da çocuklara dokunun.

Ve çocuklara hayatta başka işler, uğraşlar, gelişim alanları olduğunu gösterin, hissettirin ve mümkünse yaşatın...

Toplumsal hizmet uygulamaları ve sosyal gelişim aktivitelerine katılmalarını sağlayın.

Okulunuzda, kulübünüzde her futbolcu adayı çocuğun mutlaka bir kaç derneğin veya sivil toplum örgütü dediğimiz yararlı işler ile uğraşan ve karşılıksız hizmet üreten bir etkinlikte görev ve rol almasını sağlayınız.

İnanın bu futbollarını da olumlu etkileyecektir. Ama daha önemlisi belki futbolcu olduklarında verimli olacaklarından çok daha fazlasını bir veteriner, bir orman mühendisi, bir itfaiyeci, bir acil yardımcı olduklarında gösterecekler ve daha mutlu olacaklardır.

Futbol biraz da bunun için sadece futbol değildir...

MOTOR NÖRON


(Kavramı ve biyolojisi ile ilgili çok kısa bilgilendirme ve ilişkilendirme) "Motor Nöron" kaslara uzanan ve kasları uyaran bir sinir hücresidir. Adındaki "motor" kasları innerve ettiği (uyardığı) için "hareket" ifadesini taşır. Motor nöronlar olan sinir hücrelerinin gövdeleri motor korteks, beyin sapı ve omurilikte bulunurken aksonları (lif) efektör organları (kas, bez vs.) doğrudan veya dolaylı olarak uyarmak adına merkezi sinir sisteminden uzanır. Yani oldukça uzun bir aksonu vardır. Gövdesi merkezi sinir sistemindeyken lifleri vücudun içerisindeki efektör organlara kadar erişir. İki tip motor nöron vardır. Bunlar üst motor nöronlar ve alt motor nöronlar olarak ikiye ayılır. Üst motor nöronlardan gelen aksonlar omurilikteki internöronlar ve bazen de doğrudan alt motor nöronlar ile sinaps yapar. Alt motor nöronların aksonları, omurilikten efektörlere sinyal taşıyan efferent sinir lifleridir. Tek bir motor nöron birden fazla kas lifini innerve edebilir. Bu innervasyonlar nöromüsküler kavşaklarda gerçekleşir. Bu bilgiyi niçin paylaştık; Özetle çocukları yarışmacı, kazanmacı, rekabetçi yapalım derken travmalardan, çarpışmalardan, darbelerden korumak önemlidir. Bir de çocuklarda asıl odaklanmamız gerek gelişim alanının sanıldığı gibi kaslar ve iskelet sistemi değil, sinir-kas iletimi ve bu iletimin düzeyi olması gereğidir. Futbol esasen bir "vücut karşılaşması" veya bir "beden kapışması" oyunu değildir. Futbol oyunu, bedenin top ile becerisi ile bedenin birden çok biyomotor özelliği kullanabilme yeterliliği oyunudur. Belki son 30 yıldır ülkede "antrenman bilimi"nin gelişmesi ile de paralel olarak, antrenman bilimi konusunda yüzeysel okumalar ve performans beklentisi nedeniyle omuz omuza mücadele, kıran kırana mücadele gibi daha çok kondisyonel özellikler öne çıkaran bir "gelişim metedolojisi" oluştu... Bu ciddi bir süreç bu şekliye devam ettirildiği için de futbol oyunu teknik becerilerin giderek daha azaldığı ama bedensel güç üzerine inşa edilmiş bir oyunun gündeme taşıdı. Bilindiği gibi futbol çok gelişti belki ama eski futbolcuların ağırlıklı olarak top ile ilişkili becerilere dayalı oyuncu özellikler o kadar gelişmede ve artmadı. Bildiğiniz üzere altyapılarımızın en büyük sorunlarından birisi bu eğitim anlayışı ile ilgilidir. Dahası altyapılarımızdan yetiştirdiğimiz oyuncularımızın da en büyük eksiklerinden birisi oyun ve maç tekniği ve taktik beceriler konusundaki becerilerin olması gerektiği düzeye ulaşmamış olmasıdır. Motor Nöron meselesini paylaşma nedenlerimizden birisi de, futbolda ve özellikle çocukların gelişimlerinde odaklanılan birincil konu kaslar, dolayısıyla güç, sürat ve dayanıklılık olmaktadır. Oysa her işin ve her becerinin başı sağlıklı bir sinir sistemi ve onları da yöneten sağlıklı bir endokrin (hormonal) sistemdir... Bunların gelişimi için ise sevgi, saygı, dinlenme, beslenme ve futbol açısından ise bol uyaranlı etkinlikler yanı sıra bol oranda "algı-motor" gelişimi destekleyen futbol etkinlikler olmalıdır. Özellikle 12 yaşına değin ve yoğun olarak...

ÇOCUKLARDA DAVRANIŞLARIN MÜKEMMELLİĞİ Mİ, YOKSA DAVRANIŞIN AMACA YÖNELİK OLMASI MI ÖNCELİKLİ OLMALIDIR?

Çocuklar top oynarken birbirlerine benzemeye çalışmamalıdırlar. En iyi oynayan veya yapan bir çocuğu diğerlerine örnek göstermek demek, her çocuğun öykünerek veya taklit ederek gelişmeye çalışması demektir. Öykünmek ve taklit etmek geliştirebilir. Ama olması gereken gerçek gelişimden uzaklaştırabilir. Eğitimde ve özellikle psiko-motor gelişim eğitiminde davranışlar tek veya biricik değildir. Yani doğru hareket bir tane değildir. Önemli olan bir davranışın veya hareketin "amaca yönelik" olup olmaması vardır. Eğer çocuklar topu amaca yönelik tutuyor, kontrol ediyor, yönetiyor, atıyor, vuruyor ise bir müddet sonra o davranışı daha iyi ve daha doğru yapmayı öğreneceklerdir. Eğitimde doğru davranışa değil, amacı doğru olan davranışa odaklanmalıyız. Amaca doğru olan davranış zamanla ve gerektiği sürede mükemmele doğru gelişecektir. Çünkü çocuk amaca yönelik hareketi zamanla daha çabuk, daha güzel, daha ekonomik yapmak zorunda olduğunu anlayacaktır. Anladığı an her şey yeniden programlanacaktır. Hareketlerin mükemmele doğru gelişmesi, hareketin gerekliliğini anlamakla mümkündür. Anlamak işin sihirli koşulu ve yönüdür. Anlamak izin çocuklara zaman vermeliyiz... Unutmayalım ki; bebekler önce paytak paytak yürür. Sonra yürüme şekillenmeye ve daha koordinatif olmaya başlar. Burada asıl mesele ve gözden kaçırılmaması gereken konu; bebeklerin yürüme hareketini bir yerden başka bir yere ulaşmak için yapıyor olmalarıdır. Yani amaçlı davranışı gerçekleştiriyor olmalarıdır. Asıl iş budur; "AMAÇLI DAVRANIŞ"... İşte bu süreçte çocuğun daha mükemmel yürümesi ile ilgili değil, yürümesinin amaçlı olup olmamasına odaklanmak gerekir. Zamanı geldiğinde yani olgunlaşma dediğimiz yeterli düzeye gelme durumu gerçekleştiğinde çocuk bir yerde başka bir yere daha çabuk yürümeye başlayacaktır. Yürümenin hareket niteliğinin daha da gelişmesinin özü beyinde ilgili merkezdeki nöronlarındaha fazla aktivitasyonu ile ilgilidir. Tüm bunlarda elde edeceğimiz sonuç şu olmalıdır; Çocuklar futbol temel eğitimi ve gelişim eğitimi süreçlerinde futbol ile ilgili tün davranışları psikomotor davranış mükemmelliği düzeyinde yapmaya değil, amaçlı yapmaya yönlendirlmelidirler. Amaca yönelik tüm davranışlar giderek mükemmelleşir. Ama önce davranışları mükemmelleştirme çabası amaçlı davranışlara yönelmeyi gerektiği düzeyde sağlamayabilir.

İLK VE ORTAOKUL ÇOCUKLARININ DAVRANIŞLARINA İLİŞKİN

İlkokul öğrencileri genelde ön plana çıkmaya bayılırlar. Övgü, sevgi, takdir ihtiyacı tavan yapmış durumdadır. Doğal olan durum da budur. Bu bağlamda özellikle 12 yaşına değin çocuklar giderek azalan şekilde genelde bu davranış biçimini sergilerler. 10 yaşlarına kadar gereken ilgiyi ve övgüyü sınırı ve düzeyi aşmayacak, çocuğu şımartmayacak şekilde ve asla yapay olmayacak biçimde göstermek gerekir. Ama ortaokul öğrencilerine gelince iş biraz değişmeye başlar. Onlar akranları önünde daha çekingen bir tavır içine girerler. Gereğinden fazla övgü onları utandırmaya başlar. Özellikle eleştiri ve rencide edici davranışlar ise onları çok üzer ve olumsuz etkiler. 12-13 ve 14 yaşlarındaki çocukları rencide etmemekte çok yarar vardır. Altyapı eğitimlerinde söz konusu bu kişilik özelliklerini ve gelişim psikolojisini dikkate almakta çok yarar vardır. Bu koşullara uygun sosyal davranış biçimleri muhtemeldir ki, onların psiko-motor gelişim düzeylerini de olumlu etkileyecektir. Beceri üzerinde değil ama ilgi, istek ve sorumluluk duygularını arttırıcı olacağı için bu durum da elbette ilerleyen yakın süreçlerde beceri gelişime yansıyacaktır.

13 Nis 2020

Hareket Çeşitliliği ve Çocuklar

Çocukluk dönemleri, özellikle 3 yaştan başlayarak 10 yaşların başına kadar çocukların en tipik davranışlarından birisi de, en becerikli olduğu ve en iyi gerçekleştirebildiği davranış konusunda ısrarlı olmalarıdır.

Diğer bir ifadeyle çocuklar temel hareket becerileri ve özelleşmiş hareket becerileri süreçlerinde en çok tekrar ettikleri hareketleri beceriyle yaparlar ve beceriyle yaptıkları hareketlerden kolay kolay vazgeçmezler.

Bu durumu iki açıdan ele almak olasıdır;.

1. İşin olumlu yönü, söz konusu hareket ilerleyen süreçte sportif performansta işine yarayacak denli gelişecek ve rahatlıkla kullanılacak bir performans hareketi niteliği kazanabilecektir.

2. İşin olumsuz olabilecek yönü ise, çocuklar bir işi yaparken, o işi hangi hareket ile en iyi gerçekleştiriyorlar ise o hareketi sürekli kullanmaya devam ederler. Oyunlar için de aynı şey geçerli olabilir. Çocuklar bir oyunu oynarken, oyunu en iyi gerçekleştirebildikleri bir veya bir kaç beceriyle oynamaya yönelebilirler. Bu bir açıdan çocuğun kendisi iyi hissetmesine ve bu nedenle duygusal açıdan olumlu bir gelişime neden olabilirken, diğer açıdan hareket çeşitliliği ihtiyacı duymamaya neden olabilecektir. Bunun doğal sonucu ise ilerleyen yaşlarda "yaratıcı oyun" ve "oyunda yaratıcılık" gelişimine olabilecek olumsuz etkilerdir.

Lakin hemen işi kestirip atmama açısından 10-12 yaş sürecini görmeden acele karar vermemek gerekir.

Ama aynı durum bu yaş aralığındaki etkinlik ve oyunlarda da söz konusu oluyorsa, endişe etmemiz gereken bir durum söz konusu demektir.

Unutmamız gereken şey şu olmalıdır; Çocuklar 8 yaşına kadar "temel hareket becerileri çeşitliliği" açısından, 9 yaşların sonuna kadar "özelleşmiş hareket becerileri çeşitliliği" açısından oldukça gelişmiş durumda olmalıdırlar. Bu gelişim onların seçecekleri ve seçmiş oldukları sportif branşlarına özgü beceri çeşitliliği ve düzeyi açısından belirleyici olacaktır.

Çocuklar sürekli kazanarak mı gelişirler?

Çocuklarımızdan sürekli kazanmalarını isteyerek, onları "yıldız" veya "en önde" olmalarını sağlamanın peşinde olmamamız gerekir.

Çünkü;

Birincisi, sürekli kazanan olmasını istediğimiz çocukların da kazanmak peşindeyken daha az mutlu olduklarını unutmamak gerekir. Kazanma koşulu veya kazanma yönergesi oyunun tüm eğlencesini ve zevkini baskılayabilir.

İkincisi, çocukların çoğu zaman kazanma peşinde değil, farklı şeyler peşinde olduklarını anlamak ve bilmek durumundayız.

Üçüncüsü, "sürekli kazanan" olmak, sanıldığı gibi bir kişiyi ideal anlamda geliştirmez. Sadece kazanan olmak gelişmiş olmak demek değildir. Gelişmişlik bir bütündür ve hayata ilişkin her şeyi algılayabilmek, anlayabilmek ve düşünebilmeyi becerebilmek demektir.

Çocuklarda kazanan olma sevdası, isteği ve güdülenmesi çoğu zaman sosyal öğrenme ile gerçekleşen ve dayatılan bir şeydir. Oysa çocuklar gelişim doğaları gereği çok fazla yarışmacı değillerdir. Rekabetçi ortamlar, dayatmalar ve kültür olmasa birbirlerine üstünlük sağlamanın peşinde olmazlar.

Aslında günümüz hayat koşullarında "kazanan olma" adına empoze edilen, dayatılan bazı yaklaşımlar yarar sağlıyor ve çocukları gerçek hayata hazırlıyor görünse bile, bir çok çocuk bu yüzden gerçek potansiyellerinin dahi farkına varmadan yarışı terk ediyorlar.

Çünkü yarış denen şey, o an için güçlü olanın veya avantajlı olanan kazandığı bir şeydir.

Dahası pekçok yetenekli çocuk dahi, kazanma ve başarılı olma baskısı yüzünden özelliklerini rahatça kullanma, sergileme ve geliştirmekten kaçınmaktadır. Stres özellikle motor davranışları tutabilmekte ve rahat hareket etmeyi engelleyici etki yaratmaktadır.

Buraya kadar yazdıklarımız ile elbette çocuklarımızı başıboş ve kendi hallerinde bırakalım demek istemedik.
Ama onların da birer kişilik sahibi olmalarını istiyorsak yapmamız gereken şey düzenli çalışmalarını, ilkelere ve kurallara uymalarını sağlamak, gelişmeleri için sistemli olmayı öğretmek ama asla kendilerinden başkası gibi davranmalarını istememektir.

Yıldız futbolcu, en iyi sporcu, kazanan oyuncu olmak diye bir şey yoktur. Bunlar için sağlanan imkanlar ve eğitim programları vardır. Özellikli olanlar yıldız olur. Kazanan olur, en iyi olur. Bu çevresel etkenler ile genetik etkenlerin birleşmesi koşullarının mükemmelliği ile ilgilidir.

Herkesin yıldız, en iyi ve kazanan olması hem insanların var olan potansiyelleri gereği, yani işin doğasına terstir...

Doğru olan her kişinin olabileceği düzeyde en iyi olmaya çalışmak ve asıl olarak da sağlayabileceği katkıyı ve verimi sağlamak olmalıdır.

Eğitim, tüm alan eğitimleri için temel felsefesi bu temel üzerine inşa edilmesi gereken bir gelişim sürecidir.

9 Nis 2020

En İyi Olmak mı? İyi Olmak mı?

Yüksek motivasyonla “başarı” odaklı yetiştirilen çocukların başarısızlık halinde depresyona girebileceklerine dikkat çeken uzmanlar "Kendisiyle savaşan değil, barışık çocuklar yetiştirmeliyiz" diyor!

Bu futbol için de böyle...
Diğer alanlar için de böyle...

1. Dışsal motivasyon sanıldığı kadar iyi, sağlıklı doğru bir etki olmayabilir. Çünkü dışsal motivasyonlar, kişinin kendi karar mekanizmalarını bozucu etki yaratabilir.

2. Başarı denilen şey illa ki "en iyi" olmak demek değildir.
Verimlilik de bir başarıdır. Verimlilik artışı da bir başarıdır.
Gelişim göstermek ise zaten ideal olan ve olması gereken bir bir başarıdır.

Çocuklarda "en iyi", bir başkasına göre en iyi olmak şeklinde değil, kendinin en iyisi olmaya dayalı bir algılama olmalıdır.

3. Hayat "en iyi olmak" olmak için harcanacak veya umut edilecek bir süreç değildir. En iyi olursun veya olamazsın... Mesele en iyi değil, iyi olmaya çabalamak, çalışmak ve gereğini yapmaktır. Hayatı olabildiğimiz kadar iyi olmak için yaşamayı öğrendiğimizde daha mutlu ve hatta başarılı olmak çok daha mümkündür. En iyi olmak hayatın bir amacı olamaz.. Olmamalıdır...

4. Hayatı güzel kılmanın yollarından birisi de, kendinin farkında olmaktır. Çok şey ile ilgilenmek ve kendini olabilecek en iyi hale getirmektir. Ve iyi olduğun bir alanda yaşamını sürdürebilmeyi becerebilmektir.

5. Hayata ilişkin sihirli kelime "yararlı olmak"tır.
Yararlı olmak hayatı anlamlı kılmaktır.
Kendine, ailene, çevrene ve ülkene yararlı birey olmak...

"En iyi olmak" değil, kendinin en iyisi olmaya çalışmak öğretilerin en değerlisidir.

6 Nis 2020

Taktik Düşünceler ve Gelişim

Futbol Oyunu "oyun stratejisi" yani taktik düşünce ve uygulama bağlamında çok hızlı değil ama sürekli değişiyor.

Bu değişim elbette ileriye doğru. İleriye doğru olduğu için de bu bir gelişim.

Değişimler ileriye ve geriye doğru olabilir. Geriye doğru olan değişimler gelişim olarak nitelendirilmez.

Bu kavramsal girişten sonra futbol oyununa ilişkin "oyun stratejilerinin" değişimlerinin bir gelişim olduğunun tek bir göstergesi vardır; Kazanmak.

Eğer yeni bir oyun stratejisi kurmuş, bulmuş ve bunu uygulama alanında kullanarak başarılı olmuşsanız bu bir ilerlemedir ve dolayısıyla gelişimdir.

Futbol tarihi oyun stratejisi anlamında çok fazla ileriye yönelik değişime yani gelişime tanık olmamıştır.
Yanlış anlaşılmasın, yüzlerce yıllık bir oyundan söz ediyoruz. Elbette bir çok oyun stratejisi oluşturuldu, uygulandı ve başarı getirdi. Dolayısıyla futbolun ilerleyerek gelişimi sağlandı.

Lakin karıştırılan şey şu;
Bir oyunda oyun stratejileri üzerinde bazı değişiklikler yapmak o oyunu farklılaştırmaya çalışmak anlamın gelir ve bu bir değişim anlamına gelmez.

Ama işte bu tür küçük dokunuşlar birikerek, bambaşka bir oyun stratejisinin doğmasına ve futbol oyunun gelişerek ilerlemesine neden olur.

Özetle antrenörler, özellikle de düşünen, yazan, araştıran ve değişiklik peşinde koşan teknik adamlar futbol oyununun gelişerek ilerlemesine veya ilerleyerek gelişmesine katkı sunarlar.

Günümüzün en popüler iki teknik adamı olan Kloop ve Guardiola bu anlamda oyun stratejisi için arayış, biriktirme işini yapan teknik adamlardır.

Kim bilir belki bir gün, onların dokunduğu, sürekli farklılaştırdığı, katkı sağlayıp biriktirerek sürekli devinim içine soktukları futbol oyunu, ya yine onlar tarafından veya başka bir teknik adam tarafından "yeni bir oyun stratejisi"ne ulaştırılacaktır.

Sanki öyle ki, bir Valeriy Lobanovskıy veya bir Rinus Michels örneğinde olduğu gibi yeni bir futbol oyun stratejisi aşamasına geldiğimize dair ciddi emareler var. İki yılın M. City'si, daha farklılaşan biçimiyle son iki yılın Liverpool'u bu anlamda ciddi göstergelerdir.

FUTBOL GELİŞİMİ İÇİN ÖNCELİKLİ İŞ

TÜRKİYE FUTBOLUNUN GELECEĞİ İÇİN TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONUNUN ÖNCELİKLİ İŞLERİNDEN BİRİSİ NE OLMALIDIR?

Formal eğitimi kulüplerin sırtına yükleyerek, akademi ligleri kurulmasını sağlayarak, kulüplerin çoğunun da bu işi göstermelik olarak yaparak futbolun geleceği güvence altına alınmış olamaz.

Öncelikle genel çocuk nüfusumuza oranla futbol oynayan çocuk nüfusu oranını arttırmalıdır. Bunun için informal eğitim dediğimiz "kendi kendine öğrenme" koşullarını ve olanakları yaratmalıdır.

Çok büyük paraları gereksiz ve amaçsız yerlere harcama konusunda oldukça cömert olan TFF, Belediyeler ile işbirliği yaparak tüm Türkiye'de yüzlerce futbol alanlarının hizmete girmesini sağlamalıdır.

Bu basit ve gerçekleştirilebilir bir projedir. Özellikle kentler arta kalan boş arsaları ve alanları satın alma yoluna giderek buraları her saat girilebilir, ulaşılabilir futbol oyun alanlarına dönüştürmelidir.

İkincisi formal futbol altyapı eğitimi için bazı spor/futbol kulüplerini pilot kulüp seçerek onlar ile işbirliğine gitmeli ve onlara ciddi finansman sağlayarak, onlardan süreç ve ürün bağlamında geri dönütler sağlamaya yönelik anlaşmalar yapmalıdır.

Bazı kulüpleri işe koşarak 3, 5 ve 10 yıllık "futbolda kalkınma projelerini" hayata geçirmelidir.

Örneğin Almanya'nın bir önceki dünya kupasındaki, son Avrupa kupasındaki ve 2014 dünya kupasındaki durumu iki temel yapısal politikanın ürünüdür.
Birincisi çocukların her zaman ve her yerde futbol oynayabilecekleri sahalar ve alanların yaratılmış olması, ikincisi Alman Futbol Federasyonunun kulüpler ile ikili anlaşma yaparak altyapı projelerinin hayata geçirilmiş olmasını sağlayarak başarmıştır.

İçsel Motivasyon

İçsel motivasyonu baltalamanın en hızlı yolu, ebeveyn kontrolünü artırmaktır.

Araştırmalara göre içsel motivasyonu artırmanın en iyi yolu, özerkliği ve yetkiyi ve onu takiben bir insanın kendi başına “iyi iş” çıkarmasını teşvik etmektir.

Çocuklarımızı o kadar çok kontrol ediyor, onlara o kadar çok yönerge veriyoruz ki, çocukların kendilerinin düşünmelerine ve ne yapacaklarına karar vermelerine ihtiyaç kalmıyor.

Evde anne ve babalar, okulda öğretmenler, spor alanalarında ve altyapılarda ise antrenörler, çocukların kendi kendilerine doğruyu bulmak için çabalama ihtiyaçlarına imkan tanımıyor.

Çocuklar kendilerinden istenilen dışında bir şey yapma veya yapabilme imkanı ve fırsatı bulamıyorlar.

Bunun adı eğitim olamaz. Ya da böyle bir eğitim anlaışı çocukların kendi içsel motivasyonlarınıengelleyici bir sonuç üretir.

Çocuklar kendilerinden istenilenilenlerin yerine getirilmesi dışında ve gereken şeylerin ne olduğunun önceden dikte edildiği bir becerinin dışında başka bir şeyler ortaya koyma eğilim ve davranşından uzaklaştıkça yaratıcı eğilimleri giderek azalır. İçsel motivasyon düşer. Bu da sıradanlaşmaya ve farklı özellik potansiyellerinin körleşmesine neden olur.

Eğitim, belli ilkeler ve kurallar dahilinde, çocukların kendilerine ve başkalarına zarar vermeden, farklı davranışlar gerçekleştirerek ve deneyimleyerek gelişimlerini sağlama işidir.

Unutulmaması gereken şey şudur;
Bizler çocukları geliştirmeyiz. Onların kendilerini geliştirmelerine imkan ve fırsat hazırlarız. Çünkü gelişim, dışsal etkiyle insanın kendisiyle ilgili olumlu biyoloik bir değişim durumu demektir.

Stres, Çocuklar ve Gelişim

"Çocuklar, hiçbir hayal kırıklığı ve stresle karşılaşmazlar ise, güçlü olmayı öğrenemezler".. şeklinde bazı ifadeler okusak da, bilimsel açıdan doğru olan şu olsa gerektir;

Evet ama çocuklar benlik algılarını bozacak düzeyde, kişilik yapılarını darmadağın edecek seviyede hayal kırıklıkları ve stres yaşamamalıdır.

Çocukları geliştiren şey başa çıkabilecekleri düzeyde hayal kırıklığı ve stres yaşamalarıdır.

Öyle ki, çabaladıklarında üstesinden gelebilecekleri her iş, her ödev, her sorumluluk çocuğu geliştirir.

Tam tersi ise çocuğun kendisini yetersiz ve başarısız algılamasına neden olur.

Bu spor eğitimi için de aynen bu şekilde işler.
Dolayısıyla küçük yaşlarda ve özellikle 12 yaşına kadar çocuklarımızdan üstesinden gelemeyecekleri beceriler ve taktik formasyonlar ile bezenmiş görevler istememek gerekir.

Çünkü 12 yaşına kadar olan süre yaratıcılığın çeşitli deneyimler ile geliştiği ve yapabile/başarabilme duygusunun en üst düzeyde geliştiği yaşlardır.

Gelişim psikolojisi açısından bir çocuğun hiçbir hayal kırıklığı ve hiçbir stres yaşamamış olması elbette sorundur. Ama üstesinden gelemeyeceği kadar ağır stresler ve hayal kırıklıkları daha büyük sorundur.

Buradaki anahtar cümle; Çocuklara üstesinden gelebilecekleri görevler, altından kalkabilecekleri sorumluluklar ve başarabilecekleri ödevler verilmelidir.

Yaş düzeyine uygun olmayan her şey çocukları engeller, durdurur ve engeller.

Yaratıcılık Konusu

Bir çocuğu yaratıcı oyuncu olması için programlayamayız. Veya çocuklar doğuştan yaratıcı yetenekleri ile doğmazlar.

Tıpkı doğuştan yetenekli olunmadığı gibi... (Doğuştan bazı yetilere ve bazı özelliklere sahip olarak doğulur, Ama yetenek de, yaratıcılık da deneyimleyerek elde edilen kazanılmış farklılıklardır)

Konuya dönersek;
Yaratıcı oyunculuk çocukların bir etkinliği yaparken veya bir oyu oynarken farklı şeyler yapmayı denemesi ile başlar ve denediği şeyin iyi ve yararlı olduğunu gördüğünde yine farklı şeyler düşünmesi ve uygulamaya çalışması ile devam eder.

Aynı şeyleri, aynı şekilde ve istendiği gibi uğraştırılan çocuklar belki beceri sahibi olabilirler. Ama yaratıcı oyuncu olamazlar. Çünkü yaratıcılık aynı amaca farklı yollar deneyerek ulaşma uğraşı ile gelişir.

Bunun için yapılması gereken elbette çocukların başıboş bırakılması demek değildir.
Kuralsız olmaları ve kurallara uymamaları demek de değildir.
Bencil olmaları hiç değildir.

Bunun için yapılması gereken sadece çocukların kendilerine ve arkadaşlarına haksızlık yapmadan kendi tutkularının, düşüncelerinin ve deneyimlerinin peşinden gitmeleri için rahat bırakmaktır.

Takım olmak demek verilen görevin dışına çıkmamak demek değildir. Takım olmak kendi özelliklerini, başkalarının emeklerini boşa çıkarmayacak şekilde sergilemeye engel değildir.

Eğitmenler olarak yaratıcı oyuncu gelişiminin kendiliğinden olan bir gelişim olmadığını bilmek ve buna göre eğitici yaklaşımlarımızı ve davranışlarımızı sorgulama durumundayız.

Çocuklardan aynı işleri, aynı şekilde ve aynı düzeyde istendiğinde, çocuklar kendilerine özgü bazı özellikleri kullanma eğiliminden kaçınırlar. Böylece kendi özelliklerinin farkına varabilmelerine de ket vurulmuş olur.

Çocuklar bir işi birden fazla şekilde gerçekleştirebilmeyi öğrenmelidirler. Çünkü bir işi gerçekleştirebilme şekli ne kadar çok ise o kadar düşünce ve o kadar davranış üretimi söz konusu demektir.

Beceri gelişimi bir işi aynı şekilde mükemmel yapmak olduğu kadar, bir işi farklı şekillerde ve farklı yollar ile yapabilmeyi becerebilmek demektir.

BECERİ YAŞI

ÇOCUKLARDAN ÜST YAŞ GRUBU ÖZELLİKLERİNE ve BECERİLERİNE SAHİP OLMALARI BEKLENTİSİ SAĞLIKLI VE DOĞRU BİR BEKLENTİ DEĞİLDİR...

Altyapı yaş gruplarındaki çocukların bir üst veya iki üst yaş grubu çocuklarının çoğu özelliklerine sahip olmaları ilk etapta çok cazip ve çok etkileyici gelebilir. Ama gelişim psikolojisi açısından bu bir problem de olabilir.

Çünkü 8 yaşında bir çocuğun 9 yaşında bir çocuğun özelliklerine sahip olması değil ama 10 veya 11 yaşındaki çocuğun özelliklerine sahip olması normal bir durum değildir.
Eğer böylesi bir durum doğal ve kendiliğinden bir durumsa bu elbette kayda değerdir ve olumludur.

Ama zorlama, ağır ve kapsamlı çalışmalar ile olması gerekenden çok önce bir üst yaşın gelişim özelliklerinin kazandırılması asla sağlıklı değildir. Sağlıklı olmadığı gibi uzun ve kalıcı bir özellik kazanımı da değildir. Üstelik "erken uzmanlaşma" diye tabir edilen bu tür erken gelişim özellikleri ve davranışları çoğu zaman erken tükenmeyi, erken bıkkınlığı ve biyolojik ve psikolojik olarak bazı arızaları da beraberinde getirmektedir.

8-9 yaşlarındaki çocukların kendi aralarında, 10,11 yaşların kendi aralarında, 13-14 yaşların kendi aralarında benzer üst ve alt özelliklere sahip olması anlaşılır bir şeydir. 12 yaşı 11 ile de 13 ile de ilişkilendirebiliriz.

Ama 2 ve 3 yaş büyüklerin özelliklerini bir çocuktan istemek veya istemek için onu çalışmalara tabi tutmak katliama denk düşen yanlış eğitim yaklaşımlarıdır.

1. Kuvvet açısından,
2. Dayanıklılık açısından bu tür beklenti ve zorlamalar yanlış uygulamalardan öte sağlık sorununa neden olma niteliği taşır.
3. Sürat açısından ise görece daha az sorun oluşturur.
4. Teknik beceri açıdan doğal haliyle olabiliyor olmasında hiç bir sakınca yoktur ancak 2 ve 3 yaş büyüklere özgü teknik beceri isteği ve zorlaması sinir-kas koordinasyonunu bilmemek ve çocukta beceriksizlik algısı oluşturma anlamına gelir.
5. Taktik açıdan ise zaten yaş farklılıkları arasında aynı taktiği becerebilmek neredeyse mümkün olamayacak bir durumdur.

Sonuç olarak bir antrenörün şaşkınlıkla ifadesine göre, bir turnuvadaki gözlemlerini aktarırken "9-10 yaşında çocukların 15 yaşındakiler, hatta büyüklere benzer "büyümüş de küçülmüş" gibi hatasız futbol oynadıklarını görünce bunun doğru mu yanlış mı olduğunu bir hayli düşündüm" demesini ancak şöyle açıklayabiliriz.

1. Aynı şeyi yüzlerce kez tekrar ettirirseniz bir şekilde başarırsınız. Çünkü çocuğun başarmaktan başka çaresi yoktur.
2. Ama peki yaratıcı oyun, oyun zenginliği, bireysel farklılık peşinde koşma gibi özelliklerine ket vurur, engellersiniz.
3. Dahası küçücük yaşta büyükler gibi oynayan çocukların büyük olduklarında ne yaptıklarına iyi bakmak lazım. Muhtemelen büyük olduklarında ortalarda olmayacaklardır.
4. Son olarak çocuklar yapabileceklerinin sınırlarını kendileri belirlemelidirler. Ya da eğitimciler çocukların kendi sınırlarını zorlamalarına izin verir ama onları sınırları aşmak için asla zorlamazlar.

Doğallığa her türlü müdahale ilk etapta başarı ve farklılık yaratmak gibi görünse de, uzun vade de yıkım demektir. Böylesi bir anlayıştan ancak özellikleri çok ilerde ve gelişmiş olan birkaç sporcu sağlıklı çıkar.

Gelişmek Vazgeçmek Değil, Hayata Dair Tüm Konul Ve Alanlarda Belli Bir Düzeye Ulaşmaktır.

Gelişmeye açık zihin yapısına ulaşmanın yolu, çocuklara, beyinlerinin de tıpkı kasları gibi sıkı çalışma ve kararlılıkla güçlendirilebileceğini anlatmaktan geçiyor.

Yani, bir öğretmen, bir antrenör ya da ebeveyn, “Herkes matematikte iyi değildir, sen elinden geleni yap” demek yerine “Yeni bir matematik problemini çözmeyi öğrendiğinde beynin de gelişir” demek zorundadır.

Çünkü herkesin çözebileceği bir matematik problemi mutlaka vardır.
Önemli olan herkesin belli düzeyde bir işi yapabilme becerisine ulaşmasını sağlamaktır.

Hepimiz ve çoğu eğitimci uzman uzun zamandan beri moda olacak biçimde aynı şeyleri söylüyor veya yazıyoruz; "Çocuklar kendi özellikleri veya yetenekleri doğrultusundan eğitim almalı ve o alana yönelmeli"...

Bu çok doğru bir önerme ve çok doğru yaklaşım değildir...

Ya da bu önerme ve yaklaşım bir dereceye kadar doğrudur.

Aslında asıl doğru şu olmalıdır; Tüm çocuklar ve tüm insanlar belli seviyeye kadar tüm yaşam alanlarıyla ilgili eğitim almalı, çaba sarfetmeli ve gelişmelidirler. Çünkü hayat ve hayata dair olan şeyler bir tek alandan ibaret değildir.

Herkes belli düzeylerde her şeyi bilmeli ve kendini geliştirmelidir.

Uzmanlaşma ise bilindiği üzere farklı bir şeydir. Uzmanlaşma yetkinleşme demektir. Dolayısıyla uzmanlaşma eğitimleri ve süreçleri insanların özellikleri ve yetenekleri doğrultusunda planlanmalı ve gerçekleştirilmelidir.

Her konuda belli düzeyde gelişmiş ve hayata dair her konuda kendini geliştirmiş kişilerin uzmanlıkları ve asıl meslekleri konusunda becerileri ve verimlilikleri daha yüksek olur.

Özetle her çocuk belli düzeylerde de olsa mutlaka top oynamalı, ip atlamalı, koşmalı, yüzmeli, bisiklete binmeli, kitap okumalı, matematik bilmeli, problem çözmeli, şiir okumalı, öykü yazmalı, şarkı söylemeli....

Hayata dair tüm beceriler, çocukların ilerleyen süreçte uzmanlaşacakları herhangi bir iş, uğraş veya meslekteki başarılarını ve verimliliklerini olumlu etkileyecektir.

Hareket Gelişiminden, Beden Eğitimine, Beden Eğitiminden Spora

HAREKET GELİŞİMİ ve EĞİTİMİ OLMADAN BEDEN EĞİTİMİ ve GELİŞİMİ, BEDEN EĞİTİMİ VE GELİŞİMİ OLMADAN SPOR EĞİTİMİ VE GELİŞİMİ OLMAZ... OLURSA DA EKSİKLİK OLUR...

3 YAŞINDAN 12 YAŞINA DEĞİN YAŞ DÜZEYİNE UYGUN HALE GETİRMEK KOŞULU İLE "HAREKET VE BEDEN EĞİTİMİ GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ" GENEL İÇERİKLERİ

1.
Hareket Eğitim Modeline Göre Hareket ve Beden Eğitimi Etkinlikleri

A) Temel Hareket Becerileri (Yer değiştirme hareketleri, Dengeleme hareketleri,
Nesne kontrolü gerektiren hareketler),

B) Özelleşmiş Hareket Becerileri
(Vücut Yönetimi, Cimnastik, Bireysel ve Eşli Mücadele, Ritmik Hareketler, Oyun)

C) Sportif Hareket Becerilerine göre düzenlenen etkinlikler.

2.
Uyaranlara Göre Beden Eğitimi Etkinlikleri
İşitsel, görsel ve dokunsal uyaranların önemli ve öncelikli olduğu hareket ve beden eğitimi etkinlikleri.

3.
Materyallere (Araçta ve Araçla) Göre Düzenlenen Hareket ve Beden Eğitimi Öğretim Etkinlikleri

Çeşitli ebat ve ağırlıkta toplara, iplere, cimnastik sopasına, plastik çembere, tırmanma merdivenine, mindere, asılma ve sallanma aracına, denge aletine, balona vb. materyallerden yararlanmanın ve kullanımının önemli ve öncelikli olduğu beden eğitimi etkinlikleri.

4.
Ritmik Hareketlere Göre Hareket ve Beden Eğitimi Etkinlikleri.

5.
Senkronize Hareketlere Göre Hareket ve Beden Eğitimi Etkinlikleri.

6.
Hayvan Taklitlerine Göre Hareket ve Beden Eğitimi Etkinlikleri.
Kanguru sıçraması, Kurbağa sıçraması, Yengeç yürüyüşü, Ayı Yürüyüşü, Tavşan sıçraması, Leylek duruşu, Fil yürüyüşü, Penguen Yürüyüşü v.b hayvan taklitlerine göre düzenlenen etkinlikler.

7.
Algı-Motor Gelişim Özelliklerine Göre Hareket ve Beden Eğitimi Etkinlikleri

A)Mekan Farkındalığına Göre: Uzunlamasına, Yanlamasına, Altında, Üstünde, Köşesinde,

B) Hız Farkındalığına Göre: Hızlı, Çok Hızlı, Yavaş, Çok Yavaş,

C) Yön Farkındalığına Göre: …e, a doğru, düz, Değişik Yönlere,

D) Zamana Farkındalığına Göre: kısa sürede, çok kısa sürede v. b.

E) Yan Farkındalığına Göre: …nin, nın yanına, yakınına, yanında, Sağında,Solunda,

F) Mesafeye Göre: Uzak, Uzağa, Kısa, Çok Kısa v. b.

G) Beden Farkındalığına Göre: Baş, Gövde, El, Ayak, Bacaklar, Kollar v.b temalar aracılığı ile; hareket ederken uzuv kullanmaya bağlı farkına varma, hissetme, ayırt etme özelliklerini geliştirmeyi gerektiren etkinlikler.

TEŞEKKÜR ETMEK VE TEŞEKKÜRÜN PEDAGOJİSİ

Dünyanı en güzel davranışlarından birisi de "teşekkür etmek" olsa gerektir.

Teşekkür edilen ve teşekkür eden arasında bir ayrım yapmanın anlamı ve gereği yok.

Teşekkür edilen kişiler genelde teşekkür ederler. Teşekkür edenler de haliyle teşekkür edilmeyi beklerler. Çünkü işin doğal olanı budur.

Teşekkür etmekle başlar çok şey.
Çünkü teşekkür edilen olmak, teşekkür eden olmanın başlangıcı ve tetikleyicisidir.

Peki, nedir bu teşekkür etmek;
“Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan gönül borcunu ve hoşnutluğu sözle ya da davranışla anlatmak” olarak tanımlanan teşekkür etme davranışı görüldüğü üzere, takdir etmeyi, önemsemeyi, değer vermeyi ve o davranışa ilişkin bir geribildirim vermeyi de içermektedir.
Sonuç olarak teşekkür etmek uygar ve eğitsel yönü güçlü güçlü bir davranıştır. Geliştirici, motive edici ve yaşam sevincini arttırıcı hormonal düzenleyici etki yaratır.

Yine her zaman olduğu gibi, bir eğitim sayfası sorumluluğu gereği bir durumun altını çizerek bitirelim.
Kelimeler, cümleler, kavramlar ve davranışlar yerinde ve zamanında kullanıldığı zaman işlevsel ve yararlıdır.
Teşekkür etmek de aynı şekilde. Yukarıdaki tanımda “yapılan bir iyiliğe” ifadesine dikkatinizi çekmek isteriz. İşte tam bu nokta “teşekkür etmek fiilini” anlamlı veya anlamsız kılmaktadır.

Örneğin altyapı çalışmalarında bir çocuğa zamanında geldi diye veya bir öğrenciye ödevini yaptı diye teşekkür edilmez. Edilmemelidir. Çünkü kendisi için yapılan şeylere ve kendisinin iyiliği için yapılan davranışlara teşekkür edilmez. Edilirse çocuklar bunu kendileri için yapmalar gerektiğinin farkına varmazlar.

Teşekkür davranışı kişilerin kendileri için değil, görevleri de olsa kendileri dışında birileri veya bir şey için gerçekleşen bir davranışa karşı hoşnutluk göstergesidir.
Çocuğa sebze yemeği yediği için teşekkür edilmez. Edilirse o sebze yemeğini teşekkür eden için yemeye başlar veya yemez.

Çocuğa bir şeylerini paylaştığı için teşekkür edilir. Çünkü paylaşma davranışı bir başkasını ilgilendiren bir davranıştır.
Spor ve futbol adına yapması gerekenleri yapan çocuk ve gençlere teşekkür yerine gerektiğinde övgü/takdir yansıtmaları yapılabilir. Ama teşekkür edilmemelidir. Ama aynı çocuk, takım arkadaşı için bir iş yapıyor ve görevi olmadığı halde bir iyilik davranışı sergiliyorsa bu teşekkür etmeyi gerektirebilir.
Çünkü teşekkür, bir kişiyi iyiliğe doğrudan yöneltir.

Bu açıdan teşekkür etmeyi veya etme koşulları yaratmayı ve gözlemlemeyi ihmal etmeyelim. Teşekkür etme fırsatlarını asla kaçırmayalım.

24 Oca 2020

MİMARİDE MEKAN ALGISINDA YERLEŞİMİN ÖNEMİ VE FUTBOL EĞİTİMİ İLE İLİŞKİLENDİRİLMESİ




Mimaride "Mekan algısında yerleşimin önemi" çok önemli bir konudur...

Aslında "mekan algısında yerleşimin önemi" konusu hayatımızın her alanında işte, evde, sokakta bilincinde olarak veya olmayarak, belli düzeylerde yaşamımızı ve dolayısıyla bizi etkileyen bir durumdur.

Mimaride bir mekanın algısını değiştiren ve belirleyen şey o mekanda eşyaların komunlandırılmasıyla ilgilidir.

Konuya spor ve spor eğitimi açısından bakıldığında ise, spor mekanlarının algısını ve spor alanlarının kullanımını belirleyen şeyin spor araçlarının ve eşyalarının o alandaki yerleşimidir. Bunu zaten biliyoruz. Yani spor alanları veya salonlardaki sabit ve mobil araç gereçlerin yerleşimi o alanın kullanımını etkiler.
Zira aracın kendisi de bir mekandır. Bu da en çok artistik cimnastik ile ilgili bir eğitim meselesidir. Daha çok "araç ile ve araçta hareketler" başlığı altında incelenir.

Ama daha başka bir konu daha vardır;
Spor eğitimi açısından, özellikle takım sporları ve özelde futbol ve futbol eğitimi açısından "mekan algısında yerleşimin önemi" konusu çok ama çok daha farklı bir öneme sahiptir. Bunu yeterince biliyor olsak da farkında olarak yeterince kullanmıyor olabiliriz.

Mekan algısı neydi? Kabaca tanımlarsak, kişinin kendisini bulunduğu nokta itibariyle o alanda boylamsal, enlemsel olarak konumlandırmasıydı. Sınırlandırılmış bir alanda nerede olduğunun sürekli farkında olunmasıydı.

Peki önemli midir?
Hem de çok önemlidir.
Çünkü oyun anında, alanın neresinde olduğunun farkında olmak, oyun için ne yapması ve nasıl yapmasını belirleyen en önemli etkenlerden birisidir. Dahası zaman, yan, yön ve mesafe algılarının da inşa sürecini oluşturan bir algıdır.
Ne zaman gelişir? Okulöncesi ve ilkokul dönemleri en yoğun gelişim gösterdiği dönemlerdir. Ama bu gelişim erinlik ve ergenliğe kadar devam eder.

Mimaride mekan algısını oluşturan şey eşyaların yerleşimi iken, futbolda mekan algısını oluşturan şey oyuncuların yerleşimidir.

Elbette oyuncular bir eşya değildir. Ama unutmayın kütlesi / hacmi olan her şey aynı zamanda bir nesnedir.

Mekan algısında, yani mekanın geniş, uzun, yüksek, kenar, köşe olarak olarak algılanması kadar, kişinin kendisini o mekanda nerede olduğunu algılaması demek, ne yapacağını belirleyeceği için, bir futbol oyuncusunun;

a) Sahanın geniş, dar, boş, dolu olduğunun farkındalığı ile,
b) Sahada nerede olduğunun farkındalığını birleştirip buna göre hareket ettiğinde mükemmel davranış sergileme ihtimali artacaktır. Geriye motor beceri kısmı (teknik) kalacaktır.

Tekniği çok iyi ama doğru ve yerinde davranışlar sergileyememe oyuncuların sorunu ve eksiği çoğu zaman budur.

Gelelim sonuca.. Yani işin eğitim pratiği kısmına.
Yani mekan algısında yerleşim önemliyse ne yapmalı?

1. Çocuklar sınırlandırılmış alanlarda oyun oynamalılar.

2. Çocuklar sürekli değişen sınırlandırılmış alanda oyun oynamayı öğrenmeliler.

3. Çocuklar sadece kare değil, dikdörtgen, üçgen, çokgen ve yamuk geometrik alanlarda oyun oynamalılar.

4. Çocuklar aynı alanda az kişi ile başlayıp, giderek çoğalan kişiyle oyun oynadıkları gibi, çok kişiyle başlayıp giderek azalan kişiyle planlanmış oyunlar oynamalılar.

5. Alanda konumlanışlar sürekli değişmeli. Yani bir çocuk sürekli aynı noktada kalmamalı.

6. Alanda her farklı konumlanış, o alanın gerekli kıldığı davranışı sergilemeyi sağlamalı.

7. Alanları dikine (doğrusal) kullanma tamamen alanın gerektirdiği bir davranıştır. Antrenör bunun farkında olmalı.

8. Futbol oyununun aslında bir alanda oynanan dolayısıyla bir alan oyunu olduğu, bunun için de işin sadece bireysel teknik meselesi olmadığı unutulmamalı. Alan kullanımı denilen şey, alana göre oynayabilme düşüncesi ve becerisi olduğu unutulmamalı.

Bütün oyunlar aynı zamanda alana göre ve alanın imkanlarına göre şekillenir. Bir oyunu muhteşem şekilde oynamak demek o alanda gerekeni yapmak koşuluna bağlıdır.

Bugün dünyanın en iyi oyuncularına bakınız, hepsinin oynadıkları alanın gerektirdiği davranışları en iyi yapanlar olduğunu görürsünüz.

Konumlanış, mekan algısında önemlidir.
Ama futbolda sahasında konumlanış, sadece sahanın algılanışını değil, konumlanan kişinin başka bir konuma geçmesi gerektiğini belirleyen şeydir.

Oyunların oynanışını belirleyen ve sonucunu değiştiren asıl faktör sanıldığı gibi topun değil, oyuncuların mekandaki konumlarının sürekli farklılaşmasıdır.

5 Oca 2020

Teknik Adam ve Eğitim Meselesi

Ülkemizde profesyonel liglerde oynamış, milli takımlarda yer almış futbolcuların önemli bir kısmı aktif futbolu bıraktıktan sonra futbol ile olan ilgilerini teknik adam olarak sürdürmektedirler.

Dünyada da aşağı yukarı böyle...

Profesyonel futbol oynamış olmaları ve milli olmuş olmaları teknik adamlığa geçişlerini, ilgili kurslara başvuru koşulları dolayısıyla elbette doğal olarak kolaylaştırmaktadır.

Buraya kadar olağan.

Ama dünyada;

1. En azından bir kaç sezon da olsa dünyanın en önemli futbolcuları da olmuş olsalar işe alt liglerden başlıyorlar.

2. Bazıları ciddi bir süre yardımcı teknik adamlık yapmaya devam ediyorlar.

3. Çok daha önemlisi teknik adamlığa soyunanların ciddi bir oranı okuma ve yazmayı seven tipler. Araştırma ve kendini geliştirme konusunda hem hassas ve hem de sorumluluk içinde davranıyorlar.

4. Bilinmektedir ki, teknik adamlık ile futbolculuk birebir örtüşen şeyler değildir. Her milli futbolcunun ve hatta iyi futbolcunun iyi bir teknik adam olacağının bir garantisi yok..

4. Ve en önemlisi, üst yapılar yarışmacılık ve başarı yerleridir. Kendi içinde farklı kategorilere ayrılır.
En üst yapı diye tanımlanan kategoride yarışma ve kazanma becerisi en iyi olanlar yer alır. En iyileri seçemeyen veya en iyilere görev vermeyen üstyapılar en iyi üstyapı olamazlar.

İşte tam bu noktada özellikle bizde ve bazı ülkelerde bazı teknik adamların ciddi anlamda yeterlilik sorunları olduğu gibi, davranış problemleri de söz konusu.

Öyle teknik adamlar var ki, özellikle taktik oyun kurgusu, oyunun taktik uygulama hazırlığı ve müsabaka sürecinde taktik oyun yönetimi konularında ciddi olarak yetersiz kalıyorlar.

Biliyorsunuz bunun dışındaki tüm işleri zaten teknik kadro gerçekleştiriyor zaten.

Geriye kalan takımın genel taktik oyun şablonu, değişken koşullara ve durumlara yönelik oyun anlayışları, bazı müsabakalara yönelik taktik hazırlık, müsabaka sürecinde taktik yönetim.

Türkiye futbolu ve kulüpleri bunları yapamayan, bu konularda yetersiz kalan ve kendini bu anlamda geliştirememiş kişilere katlanmak zorunda değildir...

Bazı teknik adamlar var ki, bazı beşeri ve ikili ilişkiler dolayısıyla belli mevkilere pat diye geliyor veya getiriliyorlar. Dahası o kadar rahatlar ve sorumsuzlar ki, sadece futbolculuk yaşantılarında öğrendiklerini tekrar etmekten ibaret bir antrenör tavrı sergiliyorlar. Oysa her şeyde olduğu gibi, futbolda da oyun karakteri ve oyun sistematiği sürekli gelişiyor.

Türkiye Futbolu, üst yapılardan başlamak üzere, teknik adamların sadece belgeye dayalı değil, başında sahaya çıktığı takımın özellikle taktik oyun anlayışı ve oyun taktiği becerilerini test ederek ve ölçerek bir değerlendirme yaparak yetersiz kişilere görev vermemeyi öğrenmek ve becermek zorundadır.

Türkiye Futbolu arkasında, yanında dayısı, amcası, partisi, başkanı, milletvekili, bakanı veya teknik adam simsarları ağı olduğu için değil, yeterli, yetenekli ve becerikli teknik adamlar dönemini ve sürecini başlatmak zorundadır.

Yoksa gelen ağam, giden paşam devri bitmeyecek ve bunca para, bunca zaman boşa harcanmaya devam edecektir.

Biz futbol severler, daha kaliteli bir takım ve oyun izlemenin peşinde olanlar ve ülkemiz yetersiz, yeteneksiz ve kendini geliştirmekten aciz bazı teknik adamlara mecbur değiliz.

Dahası üstyapılarda en iyiyi seçemeyen, en iyiyiy belirleyemeyen ve en iyiler düzenini kuramayan bir ülkede, bambaşka bir karakteri olan altyapıların kendine özgü sistematiği içinde, altyapılar için neyin iyi olduğundan bihaber olur ve altyapılara özgü en iyileri belirleyemez, seçemez ve organize edemez.

Fair Play

"Fair-Play" kavramının Türkçe karşılığı en kısa ve en öz şekilde "Adil Oyun" olarak çevrilir.

Adil kavramı ise bilindiği üzere adaletten gelir.
Adalet ise fırsat, koşul ve imkanların herkes için eşitliği demektir.

Bu bağlamda Adil Oyun ne demektir?
Oyun için gereken fırsat, koşul ve imkanların herkes için eşit olmasının sağlanmış olması demektir.

Endüstriyel futbolda adalet yani adiliyet ve dolayısıyla da "adil oyun" çokça yalandır.

Yarışmalar adil değilse adil oyun olamazlar.

Bir yarışmanın adil olması için fırsatların, şartların ve imkanların eşit olmasının sağlanmış olması gerekir. Bu sadece oyun kurallarının eşitliği ile sağlanacak bir şey değildir.

Çünkü çoğu zaman kurallar güçlü olandan yana işler.
Ya da güçlü olanlar için kurallar bir avantaj teşkil eder.
Endüsriyel sporda sadece oyun kuralların herkes için aynı olmasının dışında adil olan pek bir şey yoktur.

Asıl sorun şudur;
Eşitsizlerin yarıştığı hiç bir oyun fair play yani adil oyun olarak tanımlanamaz.
Hatta dahası eşitsizlerin hiç bir karşılaşması "oyun" olarak tanımlanamaz.

Adil olmayan hiç bir şey ahlaki, vicdani ve insani değildir.

2019-2010 sezonunda UEFA Şampiyonlar liginde 15 dakika da olsa 17 yaşında bir çocuğu bir kez daha izledik... Ve hayran kaldık...

Dün bir kez daha Barcelona kulübünün kendi geleceğini bilmem kaçıncı kez nasıl inşa ettiğini gördük.

Bir kaç gün önce de Premier lig gibi zorlu bir ligde Tottenham takımında yer alan 17 yaşında başka bir çocuğu izlemiştik...

Avrupa futbolunda o kadar çok 17 ve 18 yaşında genç futbolcu izliyoruz ki....

Ve anlıyoruz ki; Avrupa'nın bir çok üst düzeyde yer alan kulüpleri geleceklerini işte böyle sürekli inşa ediyorlar.

"Takımların sürekli inşası" diye bir kavram ve anlayış işte budur. Takımların sürekli inşası demek bir kuşağa bağlı kalarak başarı peşinde olmamak ve bununla yetinmemek demektir. Diğer deyişle belli bir başarı ve düzey standardının altına düşmeden bunun sürdürülebilirliğini sağlamak demek.

Takımların sürekli inşası ise;
a) Geliştirerek,
b) Geliştirdiklerini tercih edip oynatarak
c) Ve genç oyunculara yatırım yaparak mümkün olabilmektedir.

Geriye sadece ihtiyaç halinde özel veya nokta transferler kalıyor ki, bu işin en kolay tarafı olsa gerektir.

İşte geleceği bugünden kurmak böyle bir şeydir...

2019-2012 İngiltere ve İspanya Futboluna Dair

İngiltere ve İspanyanın UEFA Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligine katılan tüm takımları gruplardan çıktılar..

Muhteşem bir sonuç ve ülke futbolunun düzeyi ve durumu açısından muhteşem bir gösterge.

Çünkü artık ülke futbolunun üst düzey durumu ve düzeyi açısından milli takımları yanında asıl ve esas olarak kulüp takımlarının uluslararası şampiyonalardaki başarı durumudur.

Özetle sağduyulu şekilde bakmakta çok yarar var.
Bu ülkelerin insanları uzaydan gelmediler. Onlar neleri
onlar neleri doğru yapıyor, biz neleri doğru yapamıyoruz buna bakmak gerekir.

Endüstriyel sporun içinde yer almanın ve başarılı olmanın gerekleri ne? Ne yapmak gerekir.

Dolayısıyla işi sadece yabancı oyuncu üzerinden tartışmak yerine, tüm boyutları ile beraber değerlendirmek ve çözüm üretmek gerekir.

Örneğin İngiltere son durum;
UEFA organizasyonun katılan takımlar;

✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Liverpool
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Man City
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Chelsea
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Tottenham
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Man United
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Arsenal
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Wolves

Gruptan çıkan takımlar;

✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Liverpool
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Man City
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Chelsea
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Tottenham
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Man United
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Arsenal
✅🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 Wolves

Şimdi bu duruma bakıp sallamak ve geyik muhabbeti yapmak yerine oturup düşünmek ve yapılması gerekenleri alt alta yazıp uygulamaya koymak gerekir.

Örneğin sadece "bakın yabancı sınırı olmayan bir ülke olunca işte böyle oluyor" demek sallamak ve geyik muhabbeti yapmaktır.

Bu duruma yabancı oyuncu sınırı veya sınırsızlığı kadar,
Sürdürülebilir kulüp ve takım yönetimi,
Ekonomik düzen ve istikrar devamlılığı,
Transfer yöntemleri ve nitelikleri,
Genç oyuncu sayıları,
Altyapıların durumu,
Altyapılardan yetişen oyuncu,
Kadroda bulunan oyuncuların yaşı, kulüpleri ve ülkeleri gibi ölçütler açısından da bakılarak neler doğru yapılıyor bakmak gerekmez mi?

Örneğin bildiğimiz kadarı takımların kadrolarında İngiltere'de yetişmiş belli sayıda (galiba 8 oyuncu) bulundurmaları gereği çok önemli değil midir?
Bu başlı başına incelenmesi gereken önemli bir yaptırım ve gelenektir. İşin püf noktalarından birisidir.

Ve yine milli takım mı? Kulüp takımları mı meselesi İngiltere örneğinde incelenmesi gereken başka bir olguya işaret etmektedir.

FUTBOLUN VE OYUNUN TARAFTARI OLMAK

En son aşamada taraftarlık ikiye ayrılır.

1. Sporun / Futbolun taraftarlığı
ve
2. Bir kulübün veya takımın taraftarlığı...

Spor/Futbol taraftarlığı spordan futboldan yanadır.
Dolayısıyla önceliği futbolun gelişimi, iyiliği ve güzelliğinden yana olmaktır.
Haliyle oyunun tarafındadır. İyi oyu, güzel oyun ve başarılı oyun bu taraftar tipinin asıl amacı ve arzusudur.

Bu tür taraftarların çoğalması her açıdan yararlıdır.

Kulüp ve takım taraftarlığına gelince iş biraz değişir.
Bir takımın ve veya bir kulübün taraftarı olmak ile futbol taraftarı olmak elbette sporu ve futbolu önemsemeden olmaz. Ama her ne olursa olsun, hangi koşulda olursa olsun amaı ve arzusu başarılı olmak, yani kazanmaktır.

Özetle bir kulübün veya takımın taraftarı olmayı, futbolun taraftarı olmakla birleştirmeyi başardığımız sürece olması gerektiği düzeylerde gelişemeyiz.

Hem takımlarımız ve hem de futbolumuz asla olması gerektiği düzeylere ulaşamaz. Çünkü gelişim özneyi arka plana atarak ve değersizleştirerek gerçekleşmez.

Futbolun ve oyunun taraftarı olmak kulübü ve takımları da geliştirir.

Ama kulüp ve takım taraftarlığı futbolu ve oyunu geliştirmeye yetmeyebilir.

Gelişmiş spor ve futbol ülkelerinde taraftarlık öncelikle futboldan ve oyundan yana olan taraftar tiplerinden oluşur.

Not: Fanatizm konumuzun dışındadır ve daha çok kulüp ve takım taraftarlığına yakın bir olgudur.

ÖĞRETEN, ÖĞRETİM KOŞULLARI VE ÖĞRENEN

Öğrenen ile ilgili herhangi bir sorun yoksa ama öğrenme gerçekleşmiyor veya istenilen düzeyde gerçekleşmiyorsa, bu durumda sorun öğreten ve öğretim koşulları ile ilgili olsa gerektir.

İlgili tüm araştırmalar, bir toplumda eğitimin amacına ulaşmıyor olmasının temel nedeninin, genelde öğreten ve öğretim koşulları ile ilgili olduğunu belirtmektedir.

Dolayısıyla öğretmenleri, öğretim programlarını, öğretim alanlarını ve öğretim araç gereçlerini eğitimin gerektirdiği donanım ve düzeylere ulaştığında, öğrenme de arzulanan düzeyde ve öğretim amaçlarına uygun şekilde gerçekleşmektedir.

Futbol için söylemek gerekirse antrenörlerin, futbol alanlarının ve her türlü futbol gereçlerin ve eğitim programlarının olması gerektiği standartlarda ve düzeylerde sağlanması futbol eğitimini de arzulanan düzeylere ve amaçlara taşıyacaktır.

Eğitimin çıktısını, yani amaca yönelik olup olmadığını ve verimini öğrenen belirler.

Ama eğitimi öğreten sağlar.

İyi bir eğitim için iyi öğrenenleri seçmek, tek başına yetmez.
Buna iyi öğreticiler ve iyi öğretim koşulları da sağlamak gerekir.

Spor Modelinin Temeli

Çocuklarına oyun alanları, oyun parkları, fiziksel aktivite imkanları, beden eğitimi etkinlikleri ve her türlü spor yapma imkan ve fırsatlarını başta okullar ve yerel kulüpler olmak üzere, tüm kentlerde, tüm semtlerde ve hatta tüm mahallelerde, tüm kasaba ve köylerde eşit ve adil biçimde hayata geçirilmediği sürece ne yapılırsa yapılsın, asıl yapılması gerekenlerin yapılmamış olacaktır.

Asıl yapılması gerekenler yapılmadığı sürece bir spor ülkesi olmak asla mümkün değildir.

Dahası herkesin futbol konuştuğu ve futbol ile yatıp kalktığı bir ülkede asla bir futbol ülkesi olmak da olası değildir.

Futbol ülkesi olmak demek, tüm çocukların futbola ulaşma koşullarına sahip olduğu, futbol insanlarının belli bir kalite ve düzeyi tutturmuş olduğu, yarışmaların daha iyi olmak için gerçekleştiği,kazananların daha iyi oldukları için kazandıkları bir ülke olmak demektir.

Futbolu eğlenme ve güzel zaman geçirme amaçlı oyun olmaktan çıkarıp, oyunları ise çocuksuz kılarak bir futbol ve spor ülkesi olmak asla mümkün değildir...

Futbolun ülkesi olmak başka, futbol ülkesi olmak başka şeylerdir.

Futbolun ülkesi olmak futbolun çeşitli amaçlar için kullanıldığı futbol baronlarının, simsarlarının ülke olmak demektir.

Futbol ülkesi olmak ise, herkesin futbol ile mutlu olduğu, eğlendiği, geliştiği ve "ülkenin futboluna" ulaşmanın koşullarının oluşturulduğu ülke olmak demektir.

Diziliş ve Sistem Üzerine

Diziliş yani sahada konumlanış veya alanda veya sahada bölgesel olarak yer alış demek, çalışması tasarlanan ve düşünülen bir mekanizmanın yani sistemin ön kurgusu demektir.

Sistem ise bir mekanizmanın veya kurgunun işlerlik kazanması, işlemesi ve çalışması anlamına gelir.

Bu kavramsal tanımlamalardan sonra futbol oyununda saha dizilişinin bir oyun sistemi demek olmadığı, oyun sistemi için işlemesi düşünülen ve tasarlanan mekanizma hazırlığı olduğu ortaya çıkar. Keza sistem demek de diziliş demek değildir.

Bu bağlamda örneğin 4:3:3 dizilişi ile sahada konumlanan farklı iki takımın aynı oyunu oynayamaması sadece oyuncu kalitesi ile değil, o dizilişi ile sahada konumlanan oyuncuların ne yaptıkları, nasıl yaptıkları, ne zaman yaptıkları ile ilgilidir.

Aynı oyun diziliş ile aynı oyun sistemini oynayamamak demek dizilişin bir sistem, sistemin de bir diziliş olmadığının kanıtıdır.

O halde antrenör ve teknik adamların oyun dizilişlerini biliyor olmaları değil, dizilişlerin gereği oyun sistemlerini de iyi biliyor olmaları ama çok daha önemlisi bu sistemi yani işlerliği antrenmanlar ile oyunculara öğretebiliyor ve oynatabiliyor olması gerekir.

Üst düzeyde teknik adamlar ise bir oyun sistemi düşünerek, düşündükleri oyun sistemine göre sahada oyun dizilişleri üretmek ve bunun gereğini antrenmanlar ile sistematize ederler.

Total futbol böyle doğmuştur örneğin.

Sahada dizilişten ziyade, oyundaki dizilişler, diziliş hareketliliği ve değişkenliği bir oyun sistemine veya oyun sistemsizliğine işaret eder.

Belirleyici olan diziliş değil, dizilişin oyun anında sahadaki sürekli konum alışların değişimi ile pozisyon üretimi arasındaki ilişki yani, işleyen mekanizma / sistemdir.

OKUL VE EKOL ÜZERİNE ÇOK KISA

Okul kavramsal olarak bir öğretinin en iyi öğretildiği yerdir. Yani okul bir öğreti yeridir.

Okul bir mekan değildir.
Okul öğreti anlayışı ve modeli demektir.

Kendine özgü yaklaşım, yöntemi ve modeli ve felsefesi olan yerdir okul.... Ve "ekol" kavramı ile eş anlamlıdır.

Ekol ve okul...

Peki "spor okulları" deyince veya altyapılar deyince kendine özgü spor öğretileri yani yaklaşımları, yöntemleri modelleri ve felsefesi söz konusu mudur?

Oysa olmalıdır.

Her ülkenin, coğrafyanın ve hatta kulüplerin spor eğitim ekolleri olmalıdır.... Eğer kendilerini "okul" olarak görüyor ve tanımlamak istiyorlarsa...

Örneğin Ajax kulübünün "TİPS" olgusu bir ekolleşme yaklaşımı, yöntemi, anlayışı, modeli ve felsefesini yansıtır.

ASIL İŞ NEDİR? İŞİN ESASI NEDİR?

Doktorun işi aslında hasta ile değil, hastalıkla ilgilidir.

Çünkü hastanın iyileşmesi hastalığın bertaraf edilmesine veya alt edilmesine bağlıdır.

Ama çoğumuz hasta olduğumuzda asıl olarak bizimle ilgilenilsin isteriz. Bize ilgi gösterilsin isteriz. Bizimle ilgili olmadığını sandığımız doktorların, hastalığımızla ilgili olduğunu pek anlamaz veya anlamayız.

Antrenörlerin de asıl işleri ""doğru eğitimdir".
Yani çocuk değil, çocuğun gelişimidir.

Doğru eğitim altyapılar için yaş düzeyine ve gelişim özelliklerine göre eğitim, üstyapıda ise kazanma amaçlı gereken düzeyde antrenman ve müsabaka performansı verimliliğidir.

Doktor örneğinden yola çıkarak Antrenörlerin de ilgi alanı kişiler değil, doğru, yararlı, geliştiren ve amaca yönelik eğitim ve antrenmanlardır.

Doğru eğitim ve doğru antrenman aynı zamanda çocuk ve sporcu ile ilgilenmeyi de sağlamış olur.

İşte bu bağlamda asıl işi yapmadan, çocuğa ve sporcuya yönelik ilgi pek anlam taşımaz.

Buradan çıkacak sonuç, çocuk ve sporcuyla iletişim kurmamak değildir.
Doğru iş zaten iletişimin de ta kendisidir.

ÇOCUKLAR BÜYÜRSE HER ŞEY GELİŞİR VE DEĞİŞİR Mİ?

Çocuklar büyüdükçe her şey "gelişir" ve değişir düşüncesi aslında pek doğru değildir.
Çünkü büyümek tek başına gelişmeyi sağlayan bir değişim değildir.

Bugünün büyükleri de dünün çocuklarıydı. Çok gelişmiş olmadığımız ortada.
Çünkü değişim demek de gelişim demek değildir.

Ve bugünün çocukları de yarının büyükleri olacak. Bazı şeylerin bugünden farklı olabilmesi için değişimin gelişime yönelik olması gerekir.

Gelişimin olabilmesi demek yeni, farklı, olumlu ve yararlı değişimlerin gerçekleşmesi demektir.

Futbol içinde aynı şey geçerlidir.

Dünün futbolu, bugünün futboluna, bugünün futbolu da yarının futboluna kendiliğinden gelişerek değişmez ve dolayısıyla ilerlemez.

Futbolun gelişimi için de yeni, farklı, olumlu ve yararlı şekilde değişimlerin gerçekleşmesi gerekir. Aynı şeylerin tekrarı ve aynı şeyleri görerek ve yaşayarak gelişim söz konusu olamaz. Olması için o baktığın ve yaşadığın şeylerin gelişmiş şeyler olması gerekir.

Aksi halde yerinde kalırsın. Yerinde kalmak diğerlerine göre geride kalmak demektir.

Çocuklar büyürken aynı zamanda gelişmelidirler.
Ama bunun için gelişmiş büyülere ihtiyaç vardır.
Bu işler kendiliğinden ve kılavuzsuz olmaz.
Futbol için de aynı şey geçerlidir...

Çocuğun futbolu, genç insanın futboluna, genç insanın futbolu da büyüklerin futboluna gelişerek değişim gösterirse futbolunuz da değişerek gelişmiş olur.

Yani belirleyici olan insanın yaptığı herhangi bir işteki gelişimidir.

İş gelişirse insan gelişmez.
İnsan gelişirse iş gelişir.

Çocuk Notları

ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ NOT 1

Çocuklarımız giderek büyüklerine benzerler. Elbette biyolojik olarak bunda bir sorun yok. Zaten bu anlamda yapılacak bir şey de yok...

Derdimiz yaşam sürecindeki gelişim ile ilgili.

Bir çocuk büyüdüğünde büyüklerinin düşündüğü gibi düşünürse, büyüklerinin davrandığı gibi davranırsa, büyüklerinin kopyası olmaya başlamış demektir.

Kopyalayarak, kopya çekerek, kopyalanmış bir yaşam gelişimin en büyük engellerinden birisidir.

Çocuklar belli dönemlerde ve belli süreler büyüklerini örnek almalılar ve model görmeliler. Kimlik ve sonraki süreçte kişilik gelişimlerini kendileri ile ilgili olarak özgün bir şekilde tamamlamalıdırlar...

ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ NOT 2

Çocuklar belli bir süre ve süreçte elbette büyüklerine bakarlar. Büyüklerini taklit ederler. Büyükleri gibi davranmaya çalışırlar.

Çocukların büyüklerini örnek aldıkları sürece ve sonraki süreçte olması veya yapılması gerekenler;

1. Büyüklerin olumlu rol modeller olmaları gerekir. Çalışkan, dürüst, tutarlı, bakımlı, saygın v.b.

2. Model alma daha çok ilkokul ve ortaokul dönemlerinde yoğun yaşanır. Buna çok özen göstermek gerekir.

3. Çocukların olabildiğince kendileri olmaları, kendileri gibi davranmaları hem kendilerinin hem de uğraştıkları alana özgü fazla gelişmesine katkı sağlar. Çünkü "özgünlük" yani kendine has olma durumu bir işe kendi özelliklerini yansıtabilme meselesidir ve çok önemlidir.

4. Çocuklara doğru, iyi, güzel kılavuzluk yapmak ilk 12 yıl olağanüstü düzeyde önemlidir. Sonraki yaşlar ise çocuk ve gençlerin ciddi anlamda emek ve zaman harcadıkları bir uğraşlarının (alanlarının) olması ve işte o alan ile ilgili ortamın ve koşulların güzelliği onların geleceğinin güzel inşa edilmesi demektir.

LİVERPOOL'U "OYUN" OLARAK FARKLI KILAN ŞEY NEDİR?

Liverpool takımını 2019 yılında şampiyonlar ligi şampiyonu yapan, bir önceki sezon Premier lig şampiyonluğunu kıl payı kaçıracak kadar başarılı kılan, bu sezon ise inanılmaz bir puan farkıyla şampiyonluğa koşan başarısını mümkün kılan oyun nedir?

Çünkü belirleyici olan oyundur.

Futbol oyununda ve tüm takım oyunlarında farklılığı yaratan asıl şey oyununun oynanışı şekli, içeriği ve niteliği ile ilgilidir.

İşte Liverpool'da da en belirleyici olan faktör "oyun" planlamasının ve oyun pratiğinin tüm sahayı ve sahanın tüm bölgelerini içine alacak biçimde düşünülmüş, planlanmış ve çok daha en önemlisi oyuna dönüştürülmüş olmasıyla ilgilidir.

Daha somut olarak kıyaslamalı devam edersek, Liverpool son üç sezondur giderek artan bir beceri düzeyi ile yatay olarak her 3 bölgede de, dikey olarak bölümlendirebileceğimiz tüm doğrusal alan ve bölgelerde de ve hatta geometrik olarak oluşturacağımız tüm bölge ve alanlarda da oyunu işler hale getirebilmiş bir takımdır...

Örneğin Barcelona ve örneğin M.City dünyanın en iyi takımlarından olmalarına rağmen, her iki takımında savunma ve orta alan bölgelerindeki oyun işleyişinde çoğu zaman oyuncuya veya oyuna bağlı eksiklikler, aksaklıklar ve sistemin işleyişini engelleyen aksamalar söz konusu olabilmektedir.

İşte Liverpool bu anlamda farklıdır.
Çünkü sahanın her yerine yayılmış bir oyun kurgusu ve işleyişi söz konusudur.
Liverpool'u bir savunma takımı, bir hücum takımı, bir set oyunu takımı ya da bir kontra atak takımı olarak tanımlamak mümkün değildir... Bunların hepsini yapabilen bir takım oyunu becerisine ulaşmış durumdadır. Bu esasen oyunu her bölenin gerektirdiği şekilde ama mutlaka birbiriyle ilişkilendirlmiş şekilde oynayabilmek demektir.
Yani Liverpool oyunu sahanın her yerinde oynayabilen, oyunu tüm sahaya yayabilen ama yekpare bir özelliği asla terk etmeyen bir takımdır.

Onu farklı kılan ve şu an dünyada neredeyse en iyi kılan şey; "Sahanın tümünde total oyun" düşüncesi pratiği ve becerisidir.

Bu düzey, ancak amaçlı ve verimli taktik antrenman süreçleri ile gerçekleşebilecek, oyuncuların da bu tür bir oyunun tüm gereklerini anlayacak, yerine getirecek özellik ve sorumluluklara sahip olmalarıyla ulaşılabilecek bir düzeydir.

Geliştiren Teknik Adam

KLOPP, HENDERSON İÇİN DİYOR Kİ;

“Henderson olağanüstü, muhteşem bir oyuncu. Liverpool’da Hendo’nun kalitesini hala göremeyen varsa elimden bir şey gelmez. Hendo kusursuz bir oyuncu mu? Hayır. Öyle bir oyuncu tanıyor muyum? Hayır. Bizim için inanılmaz derecede önemli mi? Evet.”

Paragrafın, yani ifadenin içinde o kadar çok şey var ki..Bu ifadeden yola çıkarak şunları söylemek mümkün;

1. Kloop oyuncularını geliştiren ve oyun oynama biçimlerine dönüştürücü müdahale edebilen ender teknik adamlardan birisi olduğunu çoğu kişi biliyor zaten. Teknik adamlığın ikinci önemli özelliği bu olsa gerekir. Oyunu geliştirirken oyuncuyu, oyuncuyu geliştirirken oyunu geliştirmek.

2. Henderson bir takımdan çok bir kulüp oyuncusudur... Bazı oyuncular bu anlamda özeldir. Ama henderseon Kloop ile beraber sadece mücadele eden, sadece hırslı oynayan ve sadece rakibe engel olmaya çalışan bir oyunu olma yanında top ile daha fazla oynayan, oyun kurgusunda rol alan, üstelik hücuma yönelik varyasyonlarda rol almaya başlayan bir oyuncu özelliği de kazandı. Bir oyuncuda, belli bir yaştan sonra böylesine bir gelişim elbette o oyuncunun gelişime açık olmasıyla da ilgilidir. Ama Kloop ve onun oyun düzeni olmasaydı Henderson 3 yıldır gördüğümüz daha verimli bir Henderson olamayacaktı.

3. "Hendo kusursuz bir oyuncu mu? Hayır. Öyle bir oyunu tanıyor muyum? Hayır. Bizim için inanılmaz derecede önemli mi? Evet..." İşte bu ifade bir oyuncunun değerinin, takım için taşıdığı önem ile ilgili olduğunun, takım için taşınan önemin ise "iyi bir taktik oyuncusu" olmayla ilgili olduğunun en net ve en açık ifadesidir.

4. Bir oyuncunun "iyi bir taktik oyuncusu olmasının" başarısı ise o takımın taktik oyun becerisi yüksek bir takım olmasıyla ilgilidir.. Bu da bir teknik adam becerisidir.

Bir teknik adam becerisi ve büyüklüğü de esas olarak bundan başka bir şey değildir.

Asıl İş Nedir?

Dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olan Finlandiya'da:

▶Bakan ve işçi çocuğu aynı sınıftadır...

▶Ücretli eğitim yoktur...

▶Rekabet yok, dayanışma vardır....

▶Ceza yok, çözüm vardır....

▶Telli duvarlar yok, ağaçlar vardır....

▶'Tembel öğrenci yoktur, sorumsuz yöneticiler vardır' anlayışı egemendir...

Özetle önce eğitimini eşitlikçi ve bilimsel kılacaksın.

Çocuklara önem ve değer vermeyi lafta değil, önce eğitimin kalitesinde, eğitimde imkan ve fırsat eşitliğinde sağlayarak göstereceksin...

Kıssadan hisse;

Bir ülkenin çocukları arzuladıkları zaman futbol oynayamıyorlarsa,

Futbol eğitimi almak isteyenler ise bu imkana eşitçe ve kolayca ulaşamıyorlarsa,

Bir kulübün altyapısına girmek için inanılmaz durumlar ile karşılaşıyorlarsa,

O ülkede farzedelim ki, bir futbol takımı şampiyonlar liginde şampiyon olsa ne olur? Olmasa ne olur?

Yine farzedelim ki, o ülkenin milli takımının dünya şampiyonu olsa ne olur? Olmasa ne olur?

Not:
Çocukları spora ulaşamayan bir ülkenin sporda geleceği yoktur.
Bu tür toplumlarda sporda var olma, ancak skor ve skor yaratacak sporcu satın alma yöntemi ile olur. Onun da önemi olsa da değeri yoktur.

KULÜPLER TEKNİK ADAM TERCİHLERİ

KULÜPLER TEKNİK ADAM TERCİHLERİNİ YAPARLARKEN ÖLÇÜTLERİNDEN BİRİSİ DE MUTLAKA "OYUN VE OYUNCU GELİŞTİRİCİ ÖZELLİĞİ" ÖLÇÜTÜ OLMALI...

Epey zamandır genç, özellikli ve geleceği olan bir oyuncudan söz ediliyor bazı yayın organlarında...

Kayserispor’un genç oyuncusu Emre Demir’den söz ediyoruz.

Emre'nin bu yaşına kadar nerede, nasıl geliştiği ve yetiştiği elbette önemli...
Ama bunun kadar önemli bir şey daha var.

Emre A takım kadrosuna yeni dahil edilmiş, çok genç bir oyuncu.. 2004 doğumlu.

Böylesine genç bir oyuncunun, gelişim açısından daha alması gereken epey bir yol olduğu açık... Peki Emre bu genç yaşında kulübünün yönetim anlayışı gereği tanışmak ve karşılaşmak zorunda kaldığı, bu kadar fazla sayıda teknik adamdan nasıl faydalanabilir?

Soruyu bir de şöyle soralım;
Genç yaştaki oyuncular fazla sayıda teknik adamdan, kısa süreçlerde öğreneceği ve öğrenerek gelişeceği neler olabilir?

Bakınız Kayserispor'un bir kaç sezonda tam 10 farklı teknik adam ile çalışmış. Bunlar sırasıyla,
Tolunay Kafkas
Hakan Kutlu
Sergen Yalçın
Mesut Bakkal
Marius Sumudica
Ertuğrul Sağlam
Hikmet Karaman
Samet Aybaba
Bülent Uygun
ve Robert Prosinecki...

Gerçekten de çok fazla değil mi?

Eğer çok fazla teknik adamla, kısa süreçlerde birlikte olmak genç oyuncuları geliştirmiş olsaydı, Türkiye özellikli ve mükemmel futbolcular ülkesi olurdu...

Muhtemelen Emre bu teknik adamların çoğu ile iletişim dahi kuramamıştır.

Özetle; Türkiye'de gereğinden fazla ve kısa süreçli teknik adam değişimlerinin olumsuz yönlerinden birisi de takımlardaki genç oyuncuların gelişimleri üzerinde olabileceği mutlaka değerlendirilmelidir.

Daha önemlisi kulüplerin teknik adam tercihlerini yaparlarken "geliştirici teknik adam" özelliği olan kişilerin tercih edilmesi ve bu tip teknik adamlar ile uzun süreçli mukavele yapılması düşünülmelidir.

Klopp 4 yıldır Liverpool'da. Ve daha devam edecek.
Henderson, Firminho, Fabinho ve daha bir çok oyuncu üzerindeki etkisi inanılmaz. Oyun konusundaki etkisi ise ortada... Avrupa'da bu anlamda başka epey örnek var.

Not: Yazı, Emre Demir üzerinden yazılmış olsa da asıl amacı Kulüplerin teknik adam tercihleri ve oyuncu gelişimi ilişkisi üzerinedir.

4 Ara 2019

İşgücü, Verimlilik ve Futbol İlişkisi

Bir iş için harcanacak işgücü, o iş ile ilgili becerilerin gelişmişliği ve o iş ile ilgili stratejilerin doğru seçimi oranında azalır veya artar.

Enerjinin diğer bağlamda kondisyonun verimli kullanılması beceri düzeyi ve amaca yönelik davranışlar doğrudan ilgilidir.

Onun içindir ki;
Çocuklarda ve gençlerde kuvvet, sürat, ve dayanıklılık gelişimi ile ilgili harcanacak zamanın daha büyük kısmı teknik ve taktik gelişim düzeyi ile harcanmalıdır.

İş ile ilgili beceriler ve iş için gerekenleri amacına göre yapma uğraşı işgücünü zaten büyük ölçüde geliştirir. Ama öncelikle işgücünü geliştirme çalışmaları iş becerilerini ve işi yapma yollarını gelişimini sağlamaz.

Kıssadan hisse;
Futbol bir oyundur.
Oyunlar için belirleyici olan oyunu oynayabilme becerileri ve oyunu oynama biçimindeki farklılıklardır (stratejiler-taktiklerdir)...

Yaşa uygun beceri ve strateji geliştirme eğitim çalışmaları, ilerideki spor verimliliği için asıl belirleyici olan eğitim yatırımı demektir.

Mutsuzluk ve Çocuklar

Mutsuz çocukların gelişimleri genelde sorunlu olur.

Mutsuz çocuklar normal koşullarda olmaları gereken gelişim düzeylerinde olmadıkları gibi, uygun koşullarda ulaşacakları gelişim potansiyellerine asla ulaşamazlar.

Çünkü mutsuzluk engelleyici bir faktördür. Mutsuzluk vücutta hormonal ve dolayısıyla biyolojik değişimlere neden olur ve kişinin gelişim alanlarını durağanlaştırır veya yavaşlatır. Bu çocukların bedensel, motor, düşünsel, sosyal, duygusal tüm gelişim alanlarına değişik düzeylerde yansır.

Özetle mutsuzlukta her türlü gelişimsel verim düşer.

Çok az çocuk mutsuzken gelişir. Çok az çocuk mutsuzken çok başarılı olur.
O da muhtemelen mutsuz olmaktan kurtulmak içindir. Ama pek az çocuk bunu gerçekleştirebilecek özelliğe sahiptir.

Bunun içindir ki, çocukların okulda, sporda başarılı, gelişime açık ve verimli olmalarını sağlamanın ön koşulu onların öncelikle mutlu olmalarını sağlamaktır.

Mutluluk elbette çocuğun her istediğinin yerine getirilmesi, onun şımartılması, ayrıcalıklı olmasının sağlanması demek değildir. Mutluluk çocuğun bedensel, duygusal, düşünsel ve sosyal olarak ihmal edilmemiş, yaş düzeylerine uygun etkinlik ve yaşam düzeni içinde bulunması ve akranları ile aynı imkan ve fırsatlara sahip olması demektir.

Mutluluk olmadan gelişim, gelişim olmadan verimlilik olmaz.

Lakin çocukların mutluluğu konusunda evde, okulda ve spor alanlarında oldukça eksik kaldığımızı da belirtmemiz gerek. İyi sporcular ve başarılı öğrenciler ile mutluluk arasında anlamlı bir ilişki vardır. Ve mutluluk sadece para ile sağlanacak bir yaşam niteliği değildir.

SPOR ALTYAPILARI ULUSAL BAĞLAMDA 3 TEMEL ÜZERİNE İNŞA EDİLİR

1. Herkesin spor yapma imkanı bulduğu, futbol oynadığı ve esas olarak niceliğin amaç olarak belirlendiği, tüm ülke çocuklarını kapsayan bir spor/futbol modellemesi,

2. Yukarıdaki niceliğin giderek nitel bir yapıya dönüştüğü, spor eğitiminin sporcu olmaya doğru evrilmeye başladığı, çok sayıda özellikli çocukların daha uzun, daha kapsamlı ve formal bir eğitime tabi tutulacakları spor modellemesi,

3. Olimpik özelikleri, üst düzey becerilere ulaşma hızı, düzeyi ve kalitesi ve yarışmacı kimliğini ile yola devam edenlerin sayıca daha az ama üst düzey sporculuk özellikleri ile kalıcı olanların toplandığı spor modellemeleri.

Nicelik elbette niteliği belirlemez.
Ama niteliğin en önemli başlangıç noktası veya çıkış noktası niceliktir.

İyileri seçerek vereceğiniz bir eğitim modellemesi yerine,
Herkesi eğiterek, iyilerin giderek ortaya çıkacağı bir eğitim modellemesi daha insancıl, daha sağlıklı, amaca daha uygun ve süreci daha verimli kullanmak demektir.

Seçtiklerimizle değil, kendi kendilerine seçilerek yola devam edenler kalıcı olurlar.

Dahası bir ülkenin spor modeli birlileri sporcu olsun diye değil, herkes spor yapsın diye başlar, o herkesin içinden ayıklanarak devam edenler sporcu olurlar...

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ VE FUTBOL ÜZERİNE BAZI NOTLARI

1

Futbol Oyunu İki Doğal ilke ve anlayış üzerine tasarlanmış ve kurgulanmış bir oyundur.

1. Gol atmak ve
2. Gol yememek.

Oyunun özü budur.

Basit düşünüp, basit yaşamak aslında sanıldığı gibi kolay, ucuz, sıradan ve vasat olmak değildir.
Tam tersidir.
Basit düşünmek ve basit yaşamak demek bir anlamda rafine olmak becerisi ve düzeyi demektir.

Rafine olmak demek ise fazlalıklardan, süslerden, karmaşadan, gösterişten, sükse yapmaktan arınmak, yüklerinden kurtulmak ve daha doğal olana, doğru olana, iyi olana ve güzel olana ulaşmaktır.

İşi daha da somutlayarak devam edelim;

Futbol oyunu gol atma ve gol yememe ilkesine göre tasarlanmış bir oyundur dedik. Yani iki ilke üzerine inşa edilen bu oyunun esasında bir amacı vardır. Gol atmak...

Evet.... Futbolun ve benzer oyunların tümünün "oyun" olmasını sağlayan biricik amaç gol atmak amacı üzerine kurgulanmıştır.

Gol atmayı çıkarın ortada oyun kalmaz.

Peki ne demeye çalışıyoruz? Şun;

Futbol Oyununu karmaşıklaştırmak, bilinmeyen şeyleri çoğaltmak oyunu zenginleştirmez. Tam tersine oynanamaz hale getirir.
Futbolu oyun kılan eğlence ve amaç eğer gol atmaya dayalıysa, gol atmanın olabilecek en basit, en sade, en anlaşılabilir ve en uygulanabilir pratiklerini çalışmak ve becermek zorundasınız.

Futbol gelişimi demek anlamadığımız, bilmediğimiz ve beceremediğimiz bir çok şeyi uygulamaya çabalamak değildir.

Futbol yapabildiklerin ve becerebildiklerinle oynanır. Oynadıkça gelişir. Sonra geliştikçe farklı oynanmaya başlanır.

Ama bunun için sade olanı, gösterişten uzak olanı, uygulayabildiğini seçmek koşuluyla...

Gelişim karmaşık hale getirmek ve zora sokmak değildir.
Gelişim kat ederek ilerlemek demektir.

2
GELİŞİM PSİKOLOJİSİ VE FUTBOL NOTLARI 2

Çocukların futbol oyununa yönelik gelişimlerinin bazı kritik dönemleri vardır.

Bunlardan birincisi 3-6 yaş arası tekmeleme davranışıdır.
Tekmeleme topa ayakla kontrolsüz ve kademelendirme olmaksızın ilkel vurma davranışıdır. Sonraki süreçlerde bu davranış gücün kademelendirilerek kontrollü dokunuşlara, stoplara, paslara ve şutlara dönüşecektir.

Ama futbol oyununa ilişkin esas olarak "oyunsal karakteri özümseme ve fark etme" anlamında ilk kritik davranış; 7, 8, 9, ve 10 yaşlarındaki tüm çocukların topa sahip olma, topa sahip olduklarında, karşıdaki kaleye yönelme ve gol atmayı amaçlama davranışlarıdır.

Futbol bu değildir belki ama "futbol oyunu" tamamen budur.

Çünkü bütün çocuklar önce işin özünü, basit anlamını ve basit amacını algılamak isterler. Algılamaya başladıklarında anlamaya da başlarlar.

Çocuklara gereğinden önce bir şey öğretmek ve gereğinden çok şey öğretmek onların öğrenmesini pek sağlamaz.

Çünkü çocuklar algılamadan anlamazlar.
Algılamak anlamanın ön koşuludur.
Anlamak için algılamak, algılamak için o şey her neyse onu gerçekleştirebilme olgunluğuna ulaşmış olmak gerekir.

8-9, ve 10-11 yaşlarındaki çocuklardan 13 ve sonrası yaş çocukların algıladıkları ve anladıkları şeyleri gerçekleştirmelerin beklemek ve istemek çocuklara eziyettir.

Çünkü eğlenmeden, işin özünü algılamadan ve anlamadan yapılan tüm uygulama çalışmaları çocukları mutsuz eder.
Ve geliştirmez.

Anlamadan bilinmez.
Bilinmeden gerçekleştirilmez.

3

Çocukların 8 yaşlarına kadar yaptıkları her türlü hareket etkinlikleri ve oyunlar onların gelecekteki futbol oyunculuklarını doğrudan ve olumlu olarak yüzde yüz oranında etkileyecektir.

Çocukların 8-9 yaşlarındaki her türlü hareket ve oyun etkinlikleri ve her türlü bedensel aktiviteleri onların futbol oyunculuğu becerilerine büyük ölçüde etki edecektir.

Lakin çocukların 10-12 yaşlarından itibaren her türlü hareket ve oyun etkinlikleri onların futbol oyunculuğuna doğrudan değil, dolaylı olarak etki etmeye başlar. Bu yaşlar ve sonraki süreçte çocukların futbol oyunculuğu becerilerini doğrudan etkileyecek biricik şey futbol oyunu ve futbol oyunun karakterize olduğu faaliyetlerdir.

ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ ÜZERİNE BİR KAÇ PARAGRAF

Çocukları başıboş bırakmak nasıl bir eğitim değilse, çocukları zapturapt altına alarak, her şeyi dikte ettirerek gerçekleştirilen eğitim de iyi bir eğitim değildir.

Çocukları kendilerine ve çevrelerine zarar vermeyecek ve zarar görmeyecekleri koşulları ve ortamları hazırlayarak, gerektiğinde onlara ip uçları sunarak kılavuzluk edilen, özgür ve bağımsız davranmalarına imkan tanıyan eğitim yaklaşımları ve programları ideal eğitimdir.

Çocuklarda yaratıcı özellikler geliştirmenin başka bir yolu, yaklaşımı ve programı yoktur.
Söz konusu ideal eğitim yaklaşım ve programlarının özü; Onların kendi kendilerini test edecekleri ve kendi kendilerine geribildirim vererek tekrar deneyecekleri ve bu şekilde kendilerini geliştirecekleri eğitim süreçleri oluşturmaktır.

12 YAŞINA KADAR


Biliyorsunuz genelde bütün çocuklar forvet oynamak ister.
Neden?
Forvet olmanın cazibesinden mi?
Yoksa futbol oyununun karakterine ilişkin ilk algının "topa sahip olma" ve "gol atma" şeklinde olmasından mı?

Çocuklar futbol ile "oyun olarak" ilk tanışmaya başladıklarında, futbolu oyun olarak oynamaya başladıkları yaşlarda, tek bir şey düşünürler; "Topu kapmak, kaptığı top gidebildiği kadar gitmek ve topu üç direğin arasından geçirmek".

Topa sahip olmak ve gol atmak çocukların ilk futbol oyun algısı ve o algının davranışa dönüşme sürecidir.

Bu durum genel olarak 11-12 yaşlarına kadar hep böyledir.

Söz konusu bu yaş süreçleri çocukları top ile ilişkili tüm hareket çeşitliliği ve becerilerinde de en yoğun artışın yaşandığı yıllardır.

Daha iyi eğitim adına veya sistemli eğitim adı adına, bu yaşlara değin çocukları pasa ve saha içinde konum almalara zorlayarak, çocukları bu muhteşem sürecin olabilecek en iyi ve en verimli şekilde geçirmelerine engel olmamak gerekir.

Sorun eğer bencillik ise o başka.
Bencilliği engelleyeceğim diye bireyselliği engellersek, top ile ilişkili davranış çeşitliliği ve becerileri açısından eksik çocuklar yetiştiririz.

Bencillik anlamsız, amaçsız, keyfi, çıkarcı bireycilik demektir.
Bireysellik ise güvenli, yaratıcı, müteşebbis, sorumluluk alan ve fayda sağlamak için öne çıkan demektir.

Aradaki dengeyi sağlamak ise eğitimcilik ve eğitimci antrenörlüktür.

Not: 12 yaşından önce oyun sahası içinde alan ve yer konumlandırmalar, sözde dizilişler ve sözde taktik uygulamaların çoğunlukla çocukların anlamadıkları, anlamadıkları için beceremedikleri ve zevk almadıkları, zevk almadıkları için de gelişmedikleri uygulamalardır.

Taktik soyut bir şeydir.
Çocuklar 12 yaşına kadar soyut düşünmezler.

Hele hele 10 yaşına kadar futbol toptan ibaret bir oyundur.

10-12 yaşlarında ise futbol o topu kullanma, yönetme ve üç direk arasından geçirmekten ibaret bir oyundur.

Onlar için her şey somut olmalıdır.
Onlar için her şey görülebilir, dokunulabilir ve gerçekleştirilebilir olmalıdır.

Yoksa göstermeleri gereken gelişimi gösteremezler.

Bireysellik ve Kolektiflik

"Ben kazanırsam takımım da kazanır" ile "takımım kazanırsa ben de kazanırım" duygusu, düşüncesi ve pratiğini öyle bir dengelemeliyiz ki;

Ne bireysel gelişimin önünü kapatmalıyız.
Ne de takım olma bilincinin ve ahlakının yok olmasına izin vermeliyiz.

O halde yapılacak şey bellidir;

12 yaşına kadar çocuklar belli ilkeler doğrultusunda bireysel ihtiyaçlarının, bireysel ilgi ve isteklerinin peşinde koşmalı ve peşinde olurken gelişmeleri sağlanmalıdırlidir.
.
12 yaş ile beraber toplumun, takımın veya grubun bir parçası olarak bireysel becerilerini sergilemeyi öğrenmelidirler.

15'li yaşlardan itibaren ise bireyselliğin ve bireysel becerilerin çoğunlukla toplum için, takım için, grup için kullanılması gereğinin, yani kolektiflik ihtiyacının duygu ve bilince dönüştüğü bir yaşam biçimine başlamalıdırlar.

Bunu hareket, beden eğitimi, spor ve futbol açısından yorumlamaya çalıştığımızda ortaya çıkacak olan sonuç, bazı şeyleri yanlış yapmaya çalıştığımız gerçeğidir.

Oyun gelişimi mi? Oyuncu gelişimi mi?

Futbol Oyununun gelişimi "oyuncu gelişimini" de belirler.

Oyunun oyuncu gelişimini belirlemesine ilişkin günümüze özetle bir bakalım;

1. Her mevkinin oyununu asgari düzeyde oynayan mevki oyuncuları şeklinde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

2. Savunma bölgesi, artık savunma bölgesi değil, oyunun organize edildiği bir bölge haline gelmiştir. Dolayısıyla o bölge yer alan oyuncular da oyunu organize edecek beceri düzeylerine sahip olmak zorundadırlar.

3. Artık klasik olmaya başlamış 1., 2., ve 3. bölge oyunu ve oyuncuları yerine, oyunu tüm bölgeleri kapsayacak kadar geniş oynayabilen ama aynı zamanda oyunu bir bölgenin kendi içinde 2, 3 veya 4 ve daha fazla alt bölgeye kadar bölümlendirilerek dar alanda oynandığı (baz half-space), sürekli değişen ve dönüşen oyun ve buna ilişkin oyunculuk becerileri esas hale gelmiştir.

Bu anlamda bir futbol takımındaki tüm oyuncularının "oyun becerilerinin" ve haliyle top ile ilişkili her türlü davranış becerilerinin üst düzeyde olması artık bir zorunluluktur.

Kıssadan hisse altyapı eğitimlerinde "defans oyuncusu" yetiştirme adına topu def eden, yani sadece uzaklaştırmaya dayalı davranış becerileri tam anlamıyla tarih olmuş durumdadır.

Keza orta saha oyuncularının zaten karakterleri gereği savunma ve hücum oynayabilen oyun becerilerine sahip olmaları, hücum oyuncusu olarak nitelendirilen oyuncuların da orta alan ve hatta savunma mevkilerinde görev ve sorumluluk almalar, futbol oyunun giderek basketbol oyununa dönüşmeye başlaması şeklinde açıklanabilir.

Özetle klasik mevki oyunculuğu yerini her mevkide top ile oyun oynayabilen oyunculuk almıştır. Çünkü oyun evrimleşmiştir.

Artık oyunculara göre oyundan ziyade oyuna göre oyuncular zamanı ve çağındayız.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...