28 Oca 2018

TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR (3), (4)



Üçüncü ve dördüncü paylaşım da yine 12 yaş altı ile ilgili olacak.
Çünkü bu yaşlarda taktik çalışmalar olması gerektiğinin çok üzerinde ve çocuklar için bir anlam ifade etmeyecek şekilde eziyet halini alan zorlayıcı ve amaçsız eğitim faaliyetlerine dönüşebilmektedir.

Çocuklar 9 yaşına kadar futbol oynamazlar. Top oynarlar.
Bunun ne demek olduğunu anlatmaya gerek olmadığını sanıyoruz.

Top oyunu dediğimiz şey, topu iki taş arasından veya kale içinden geçirmekten ibarettir.

Bu yaşa kadar her çocuk için futbol işte sözünü ettiğimiz bu top oyunundan ibarettir. Onun içindir ki; Topu alan, o topu iki taşın arasından veya kalenin içinden geçirmeye odaklanır.

Ve işte bunun içindir ki; Top oyununda topla yapılanlar değil, topa yaptırılan şey kaleden içeriye sokmak olarak tasarlanır ve uygulanır.
Topu alıp gitmenin gelişim boyutu bunu gerektirir çünkü.

O halde taktik adı altında ne yapılacaksa bu düşünce gelişimine ve bu düşünce gelişiminin elverdiği ölçülerde ve şekillerde yapılmalıdır.

10-11 yaşlarda ise taktik gelişir.
Gelişir de ne olur?

Oyun oynanan alan kafada/düşüncede sadece kalalerden ibarettir.
Öyle savunma alanı, orta alan, hücum alanı diye bir şey doğal anlamda olmaz.
Çocuğun alan dediği veya düşündüğü şeyden birisi karşı kale, diğeri kendi kalesidir.

Karşı kale gol yapılacak olan, kendi kalesi gol yenmeyecek alandır.

Ama odaklandığı alan daha çok karşı kaledir.

Bu yaş taktiğini bunun üzerine sade, basit, anlaşılır ve uygulanabilir olarak planlamak çok önemlidir.

Bu yaşlar öyle saha dizilişi ile, sistemler ile, alan ve bölge oyunları ile heba edilmemeli, çocuklar rahat, özgür ve bağımsız olarak kendi kalelerini ve karşı kaleye odaklanarak ve daha ağırlıklı olarak top ile ilişkilerdeki sihirli dönem olan bu yaş sürecini verimli geçirmelidirler.

TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (4)

Söz konusu başlık altında gerçekleştirdiğimiz ilk üç paylaşım 11 yaş altı çocukları ilgilendiren bir içeriğe sahipti.

Üzerinde durduğumuz şey ise 8-9 ve 10-12 yaş grubu çocuklarının gelişim özellikleri nedeniyle futbolu nasıl algıladıkları ve nasıl oynamak istedikleriyle ilgiliydi.

Zaten altyapı eğitim demek, "futbola göre çocuklar" değil, "çocuklara göre futbol" demek değil midir?

Her yaşın gelişim özellikleri farklıdır. Öğrenme ve ihtiyaçları farklıdır. İşte futbolu bu gelişim özelliklerine ve ihtiyaçlara göre planlayabilir ve uygulamaya dönüştürebilirsek "altyapı eğitimi"
dediğimiz şey ortaya çıkar.

11 yaşına kadar çocukların top ile çok fazla süre ve çok fazla sayıda haşır neşir olmalarını sağlayacak etkinlikler onların hareket gelişimlerinin futbola transferi açısından bir zorunluluktur. Dahası 10-12 yaş çocukların hareket transferi açısından olduğu kadar, kendine özgü farkındalık oluşturdukları ve farklılık peşinde koştukları sihirli bir dönemdir. Yaratıcılığın ve yaratıcılığın nasıl bir şey olduğuna dair iç bildirimlerin en fazla yaşandığı yıllardır.

Şimdi bu çocukları "futbolun en değerli oyun davranışı olan pas" yapmaya ve pas yapmaya dayalı oyuna zorlarsanız, bu kez de çok yönlü oynayabilme becerileri ve bireysel becerileri gerçekleştirebilme cesaret ve becerilerine ket vurmuş olursunuz.

Takip edenler bilirler. Pas futbolun yegane kolektif teknik becerisidir. Takım oyununun biricik ve vazgeçilemez oyun davranışıdır. Pas futbol için neredeyse kutsiyet taşıyan bir teknik beceridir.

Ama.....

Ama 11 yaşına değin çocukları sürekli pasa dayalı oyun oynamaya ve sürekli pas çalışmalarına tabi tutmak demek pas becerisini önemsemek demek değildir.

Pas grup, bölge ve takım oyunlarına geçişin anahtarıdır. Çocukların 11 yaşına kadar bireysel özelliklerinin, kendini ifade etmenin, kendi farkındalıklarını oluşturmanın peşindedirler.

Pası bunun içine yedirerek garnitür olarak sunmak çok daha elzem, gerekli ve doğru bir yaklaşımdır.

Bu durumda pas yapmaya ne kadar erken başlanırsa o kadar erken ve iyi bir Barcelona oluruz. demek gibi bir şey bu.

Bazı bebekler daha erken yürümeye başlarlar. Bu onların ilerde daha iyi koşacakları anlamına gelir mi peki?

Her şey zamanında güzel, doğru ve iyidir.

Pas en değerli futbol oyun davranışıdır. Ama 11 yaşından önce değil... Tüm dünyada "yıldız oyuncu" fakirliğinden veya özel oyuncu yetişmiyor oluşundan şikayet ediyor. Neden? Çünkü çok erken yaşlarda sisteme entegre futbolcu yetiştirme peşinde olunmasından.

Ekol olmak veya ekol oluşturmaya çalışmak demek, küçük yaş gruplarının özgürce ve bağımsızca top oynamalarına engel olmak ve "şöyle oynayacaksınız" diyerek sınırlandırmak ve yönlendirmek demek değildir. Onun da bir sistematiği ve bilimsel doğruları vardır.

20 Oca 2018

TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (1), (2)


Çocuklar futbolu 11 yaşına değin beraber oynarlar ama birlikte oynamazlar.

Futbolu birlikte oynama yaşı, 12 yaş ve sonrasında şekil ve biçim değiştirir.

Beraber oynamak demek bir arada olmak ve o iş için sadece "olmazsa olmazlar" konusunda ortaklık yapmak demektir.

Birlikte oynamak demek ise bir işi giderek işbirliği içinde yapmaya çalışmak demektir.

Yaş ilerledikçe bütün işler ve oyunlar beraberlikten birlikteliğe dönüşür.

Yani yaş ilerledikçe bir arada olmak giderek işbirliğine dönüşür.

Çocukları 8-9 yaşlarından itibaren ve özellikle 10 ,12 yaşlarında gereğinden fazla "işbirliği" ne yönelik taktiklerden uzak tutmak gerekir.

Çünkü sinir kas kooordinasyonu olağanüstü sıçrama gösterirken, bunu beceriye çevirmek için top ile çok fazla oynamak ve ilişki halinde olmak gerekir.

Bencillik ile bunu ayırt etmek zorundayız.
Çocuklara takım oyunu adına bazı taktik zorlamalara ve dayatmalara tabi tutmak onları kısıtlamak demektir.

Ama bu her çocuk topu aldığında istediği kadar oynasın demek değildir. Lakin oyun içinde top ile ilgili birçok özellik başka türlü nasıl gelişir?

Top ile ilişkili hareket becerileri ile top ile ilgili yaratıcılık ileriki yaşlarda alan ve oyun ile ilgili beceri ve yaratıcılığa dönüşecektir.

Oyunu ve alanı geniş görme meselesi top ile hareket beceri ve top ile yaratıcılıktan sonra oluşur. Birincisi olmadan ikincisi olmaz.

12 yaş neden eşik veya kritiktir?
Çünkü 12 yaştan önce çocuklar somut düşünürler.
Soyut düşünme 11-12 yaş ve sonrasında gelişir.

Taktik ve oyun taktiği ise tamamen soyut öğretim ve öğrenmelerdir.

Bu konuda ısrar ederek, çok uğraşarak, çok dayatarak ve hatta bağırıp çağırarak bazı öğrenmeler sağlanmakta ise de bu çocukların futboldan ve oyundan soğutmaktan başka bir işe yaramaktadır.

İlerleyen süreçlerde bu tür uygulamalara maruz kalan ve yaş gruplarında şampiyon olan yüzlerce çocuğu üstyapılarda görme olasılığınız giderek azalmaktadır.

Özetle yaşından önce zorla dayatılarak gerçekleştirilen taktik öğretim uygulamaları anlamlı öğrenme sağlamaz. Tıpkı yaşından önce yükleme yapılan kondisyonel özelliklerin ileride iyi bir futbolcu modeli yaratmadığının anlaşılmış olması gibi..

TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (2)

1) 11 yaşlarına kadar en insani, en doğal, en vazgeçilmez ve güdüsel taktik "topu alıp gitmek" tir.

2) "Top alıp gitmek" gelişimle ve beceriye paralel olarak, top ile daha yakın temas halinde gitmeye dönüşür.

3) "Topu alıp gitmek" taktiği hiç bir zaman bitmez. 11-12 yaşlara kadar evrilmesi gereken aşama hızlı dripling yapmaya, hızlı dripling yaparken, top ile teması daha sık yapmaya ve son aşamada ise hız kesmeden ve ritmi bozmadan adam geçmeye (çalım/aldatma) dönüşür.

4) 11 yaşına kadar çocukları bu anlayış, bu eğilim ve bu isteklerinden vazgeçirmeye çalışmak onları, gelişim psikolojilerine uygun olmayan daha üst taktik beceriler istemek anlamına gelir.

Bu toplama ve çıkarma işlemi yapmadan problem çözme işlemine geçmek demektir. Ve çok doğru değildir.

5) Topu alıp gitme aynı zamanda topa sürekli sahip olmak demektir. İşte işin asıl önemli ve asıl püf noktası buradadır.

Topa sahip olmak, sahip olmak için bir çok şeyi düşünmek ve uygulamaya çalışmak demektir.

"Topu alıp gitme" davranışında er türlü biyo-motor özellik gelişimi yanında, bir çok teknik gelişim özelliği yer alır.

Burada eğitim açısından temel sorun topu alıp gidenin hep aynı kişi olmasıdır. Ama çözümü o çocuğa yasak getirmek değil, diğer çocukların da topu alıp gitmelerine fırsat ve imkan sağlayacak eğitim uygulamaları planlayabilmektir.

Bu arada "pas" meselesi ve pasın değeri ve önemi meselesini göz ardı etmiş gibi görünebiliriz.
Ama öyle değil.

Pas 11 yaşından önce çocukların bireysel özelliklerinin ve yaratıcılıklarının ve top ile ilişkili bedensel uyum sağlamanın tekniklerinden ve yöntemlerinden birisi değildir.

Pasın kutsiye derecesindeki önemi ve anahtarı grup ve takım oyunu ile ilgilidir. Ve 11 yaş sonrası çok ama çok değerlidir.

Bizim 11 yaşına kadar derdimiz temel ve özelleşmiş hareket becerilerinin top ile oryantasyonunu sağlamak üzerine inşa etmektir. Bunun da yolu top ile daha sık ve daha sık haşır neşir olmayı sağlamaktır.

Not: Yukarıda "adam geçme" lafı ifade edildi.
"Adam geçme" ile "adam eksiltme" pratik olarak aynı gibi görünse de taktik düşünce olarak aynı şey değildir. Adam eksiltme bir ihtiyaç, bir gereklilik ve rakipten bir fazla olmayı sağlayan teknik ve taktik bir davranış biçimidir ve 11 yaştan önce bu kavramdan ziyade çalım atma, aldatma ve geçme gelişim psikolojisi açısından daha doğrudur.

KENDİNİ ÜSTÜN GÖRME MESELESİ


ÜSTYAPILARA OYNAYAN BAZI OYUNCULARIN MEGOLAMAN VE AYRICALIKLI OLMA DAVRANIŞLARI VE ALTYAPI EĞİTİMİ ÜZERİNE...

Üst yapılara ulaşmış bazı oyuncuların "megaloman" ve kendini olağanüstü beğenen "narsist" tavırları, elbette paranın gücü ve piyasanın koşullarının bir gereği ortaya çıkabilecek davranış problemleridir.
Ama bu olumsuz tavrın geçmişten getirilen bazı sosyal yaşantılar ve sosyal öğrenmeler ile yakından ilgisi vardır.

Bu tür tutum ve davranışlar genelde altyapı eğitim süreçlerinde öne çıkmış, sivrilmiş, popüler olmaya başlamış oyuncuların kendilerini üstün görme duyguları ve davranışları yarışmacı ve rekabetçi sporun ve futbolun "en iyi olmanın" günlük yaşamda da üstün olma ile ilişkili olarak algılanmış olmasıyla ilgili bir sonuçtur.

Gelişmiş toplumsal kültürlerde bırakınız futbolcuyu, üst düzeyde bir yönetici, hatta bakan ve başbakan dahi bir sinema, alışveriş veya bir konsere giderken sıraya geçilmesi gerekiyorsa mutlaka sıraya geçer. Bu denli mütevazi olabilmenin ve kendini ayrıcalıklı görmüyor olmak esasında büyük bir kişilik gelişi ister. Oysa biz ve benzer toplumsal yapılarda herhangi bir özelliğimiz veya görevimiz dolayısıyla emen "ayrıcalıklı olmanın" peşinde koşar ve bundan zevk alırız.

Bu gelişmemiş toplumsal yapıların kültürel davranış biçimi olan ve "sosyal anomali" diye tanımlanan "sosyal bozukluk" göstergelerinden birisidir.

Biz eğitimcilerin bir görevi de altyapılarda gerçekten daha iyi, daha önde ve daha özellikli oyuncuları tüm bu ayrıcalıklarına rağmen "kendini beğenmiş" olmalarına engel olmaktır.

Bunun yolu bellidir.
Antrenörler iyi ve önde olan oyuncularına farklı davranmayacak, normal yaşamda ve normal süreçte eşitlik ilkesinden taviz vermeyecek ve iyi olmanın karşılığında başka şeyler bekleme alışkanlığına izin vermeyecektir.

İyi olmanın karşılığı zaten bellidir. Takımda yer almak ve gelecekte daha iyi yerlere gelmek. Hepsi bu kadardır ve bu kadar olmalıdır.

İyi olmak demek, senin kadar iyi olmayanları beğenmemek ve aşağılamak demek değildir.

İyi olmak demek daha fazla kazanmak demek olabilir.
Ama bu başka diğeri başka bir şeydir.
Bunları yaşatarak öğretmemiz gerek.

Örneğin bazı futbolcuları daha çok severiz. Niçin?
Muhtemelen bunun bir nedeni de çok iyi ve çok özel oyuncular olmalarına karşın "kendini beğenmiş" olmayışlarından olsa gerektir.

ALTYAPILARI İKİ ŞEKİLDE GÖRMEK


Altyapıların başarısını üstyapılara oyuncu yetiştirmek ve o düzeylere oyuncu taşıyabilmek olarak belirlemek doğrudur.

Doğrudur ama bu durumda ortaya tartışmalı bir durum çıkmaktadır.

O da şudur;
Endüstriyel futbol diye tanımlanan diğer adıyla "ticari futbol" olarak da ifade edilen futbola karşı bir eleştirimiz varsa, hatta eleştiriden öte bu acımasızlığa karşı duruşumuz varsa, altyapıları bu ticaret şirketlerine oyuncu yetiştiren yerler olarak da görmemek lazım değil midir?

O halde biz altyapıları savunurken, veya altyapılarda çalışırken ve altyapıların olması gereken ideal yapılar olması konusunda yazarak çizerek emek verirken, bir anlamda endüstriyel futbola ve onun yaratıcıları olan "ticari futbol şirketlerine" ve onları ağababaları "finans kapitalin futboluna" hizmet etmiş olmuyor muyuz?

İşte tam da burada bir çelişki ve bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.

Bunun çözümü şu olsa gerektir.

1. Madem altyapılar endüstriyel hale gelen bu üstyapıların beslenme yerleridir. O halde söz konusu ticari futbolun gereği olan işleri, görevleri yasınlar ve sorumluluklarını yerine getirerek futbol aracılığı ile kazandıkları büyük paraların bir kısmını buralara ve buralarda emek verenlere harcasınlar.

"Harcamıyorlarsa canları cehenneme" deyip altyapıdaki tüm emek yoğun işleri bu ticari kurumlara "yok pahasına" hizmet etme ve üretim yerleri olmaktan çıkarmak gerekir.
Nasıl peki?
Elbette örgütlenerek.... Kolay mı futbolda örgütlenmek?
Çok zor. İmkansız değil ama...
Esasında yapılması gereken futbolun kendi karakteri içinde çözüm üretmektir.

Nasıl?

2. Altyapılar ve buradan çıkan tek tük özellikli oyuncular işte bu ticari futbol şirketleri tarafından öyle ya da şöyle transfer edilirler. Para ve paraya dayalı güç, onların devamlılığını bir şekilde sağlayacaktır. Piyasayı belirleyen de, piyasanın niteliği de onları yaratanlar tarafından belirlenmektedir çünkü. Bu durumda tüm altyapı emek aktörleri asıl işleri olan "çocukların ve gençleri" onlara hazırlamak! ile mükellef omanın dışına çıkacaklar ve daha insancıl ve toplumcul olana yöneleceklerdir.
Yani;

3. Biz yani altyapıları endüstriyel futbolun bir anlamda paravan yetiştirme yurtları ve ücretsiz emek pazarları olmasına karşı olanlar, altyapıları bu karakterinden çıkararak tüm ülkenin çocuklarına açarak herkesin spor yapma ve futbol oynama haklarını karşılayacak, fırsat ve imkan alanları haline getirme mücadelesi verebiliriz.

Özetle ve genel olarak başa dönerek ve sonuca bağlayarak; Sporda altyapılar iki uzun model amaç üzerine inşa edilmelidirler.

1. Olabildiğince çok fazla çocuğun ve gencin sürekli futbol oynamasını sağlayacak bir işleve sahip kılma; KAMUSAL FUTBOL EĞİTİMİ

2. Özellikli çocuk ve gençlerin üstyapılar tarafından kendi ihtiyaçları ve gelecekleri konusunda kurumsallaştırılmış akademilerine yönlendirmek.

Son Söz;
BİR ÜLKENİN TÜM ALTYAPILARI ÜÇ, BEŞ, 0N TANE TİCARİ FUTBOL ŞİRKETLERİNE GÖRE PLANLANAMAZ VE İŞLEVSELLEŞTİRİLEMEZ. BU O ÜLKEYE VE O ÜLKENİN ÇOCUKLARINA İHANETTİR.

ÖNCE HERKES İSTEDİĞİ KADAR, İSTEDİĞİ ZAMAN FUTBOL OYNAMALI, OYNAYACAK FIRSATI VE İMKANI BULABİLMELİDİR.

15 Oca 2018

AÇIK VE KAPALI BECERİ


1
AÇIK BECERİ-KAPALI BECERİ KONUSU ve ÖNEMİ

Açık beceride çevresel şartlar değişkendir.
Yani futbol oyunu içinde bir pozisyonda yapılabilecek birden fazla seçenek söz konusudur.

Niçin?
Çünkü futbolda ve tüm takım oyunlarında, pozisyonun kendisinin sürekli farklılaşması veya başka bir pozisyona geçiverme söz konusudur.

Pozisyonlarda rakibin davranışı hep aynı ve beklenen şekilde olmayacağı gibi, topun hızı, açısı, hareketi de sürekli değişkendir.

Dolayısıyla işi yapan veya yapacak olan oyuncu önceden bir pozisyonun
bir anına odaklanıp, tasarlanmış ve belirlenmiş bir harekete yoğunlaşarak değişecek olan koşullara ve dolayısıyla farklılaşan pozisyona cevap veremez.

İçinde bulunulan pozisyonun (durumun) gereği bir hareketi yapmaya odaklanarak ve onu yapan oyuncu değişen durum karşısında gecikmiş olur ya da amaçsız bir hareket yapmış olur.

Oysa olması gereken duruma göre o an için yapılması gereken hareketi/beceriyi gerçekleştirebilmek ve dahası başkalarını da gerçekleştirebilecek durumda olabilmektir.

Özetle ve kısaca açık beceri, oyun içinde oyunun her pozisyonu ve pozisyonun her anı için ne gerekiyorsa onu yapabilme zenginliğine sahip olmak ve gerekeni uygulayabilme beceri yeterliliğidir.

Açık beceri konusu bu şekliye anlaşıldığında, açık beceri eğitimi uygulamalarını hazırlamak haliyle kolaylaşacaktır.

Çocuğa topu yuvarladığınızda onun topu kontrol edip ayak içi ile size göndereceğini bilmesi ve buna odaklanması, gerçekleştirmesi, giderek en iyi yapması ve hatta mükemmel düzeyde yapması bir kapalı beceri örneğidir.

Ama topun nereden, ne zaman, hangi hızla ve açıyla geleceğini bilmeden gelen topa göre gereken beceriyi sergilemesi ise açık beceridir.

Örneğin; Aniden geri dönüş, ve geriye döndüğünde kendisine yaklaşmış ve geçmekte kişiye karşı savunma davranışı (ne yapacağı tasarlanmadığı için) açık beceri uygulamasıdır.

Rakip savunma davranışlarını sürekli değiştirerek planladığın uygulamalar top ayağında olan hücum oyuncusu için açık beceri uygulamalarına girer.

Hücum oyuncuların sürekli ve her seferinde farklı hücum davranışları sergiliyor olmaları karşısında savunma davranışlarının sürekli farklılaşması açık beceri uygulamalarıdır.

ÖNEMLİ;
Bu durumda "Açık beceri" belli bir yaş düzeyinden sonra daha mı kolay uygulanabilir sorusunun cevabı evettir.
Ama
"Açık beceri" her yaş düzeyinde o yaşın gerçekleştirebileceği düzeyde olmak zorundadır.

Çünkü başka türlü "yaratıcılık" ve "program değiştirme dediğimiz gereken anda gereken şeyin gerçekleştirilmesi) özellikleri asla gelişmez.

Örneğin 8 yaşında bir çocuğun topu ayakla bir yerden bir yere taşımasını (top sürmeyi) önüne çıkan ani engeller ile değiştirmeye ve o engellere takılmadan devam ettirmesi açık beceri uygulamasıdır.

Açık beceriler için eğitsel oyunlar ve oyunlar en doğal uygulama yöntemleridir.

Kapalı beceriler hareketleri beceri düzeyinde gerçekleştirmede, açık beceriler ise beceri düzeyindeki hareketleri koşull



2

BİR KEZ DAHA DAHA AKADEMİK BİR YAKLAŞIMLA "AÇIK VE KAPALI BECERİ" EĞİTİMİ ÜZERİNE....

(FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE TEMEL TEKNİKLERİN VE TEMEL TAKTİKLERİN ÖĞRETİMİNDE AÇIK VE KAPALI BECERİ EĞİTİMİ NEDİR? BU KONUDAKİ ÖĞRETİM SORUNUMUZU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?)

Tek boyutlu sisteme göre beceri sınıflamaları dört ana başlıkta toplanır.

1.Kullanılan kas büyüklüğüne göre (küçük ve büyük kas becerileri),

2.Görev organizasyonuna göre ( kesik, seri ve devamlı beceriler),

3.Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyine göre (açık ve kapalı beceriler),

4.Motor ve Bilişsel ögelerin önemine göre (motor ve bilişsel beceriler).

Tek boyutlu sistem uyarınca düzenlenen beceri sınıflamaları iyi incelendiğinde hepsi ile ilgili eğitim sorunlarımız olduğu kesindir. Ama beceri öğretiminde asıl sorunu 3. maddede yer alan açık ve kapalı beceriler konusunda yaşamaktayız.

Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyi demek; futbol oyununun gerektirdiği davranışların ne olduğunun bilindiği ama hangisinin ne zaman, nasıl, niçin, neden ve nerede kullanılması gerektiği konusunun öğrenilmiş olmasının gerekliliği demektir.

Kapalı beceri; bir hareket kalıbının ince detaylarının çalışılması demektir. Yani hareketi sabitleme demektir.

Açık beceri ise; çevrenin değişken koşullarına göre harekette uyum ya da hareketi o koşula göre gerçekleştirme demektir. Diğer bir ifadesiyle söz konusu hareketi çeşitleme anlamındadır.

Futbol oyununun gerekleri bellidir.
Bu gereklerin yani davranışların ya da hareketlerin öncelikle gerçekleştirilmesi şarttır. Ama yetmeyecektir söz konusu hareketlerin üst düzeyde gerçekleştirilmesi yani mükemmelleştirilmesi de gerekir. İşte buna beceri diyoruz.

Ama bu da futbol oyunu için yetmeyecektir. Çünkü futbol oyununda bir teknik ve taktik davranışı tek başına beceri düzeyinde yapıyor olmak oyunun gerektirdiği an ve pozisyonlarda yapabiliyor olmayı sağlayamamaktadır.

Dolayısı ile pratikte karşımıza şu uygulama seçenekleri çıkmaktadır.

1. Temel teknikleri en ince detayına kadar çalıştırarak beceri haline getirilmesini sağlamak. Yani tekrar yöntemi ile bir hareketi defalarca yaptırarak beceri düzeyinin yakalanmasını sağlamak
(Yani kapalı beceri öğretimi ve öğrenimi).

2. Sürekli ya da genel olarak oyun oynanmasını sağlayarak oyun içinde çocukların ve gençlerin gerektirdiği davranışları yapmasına imkan vererek amaca uygun beceriler sergilemelerini sağlamak (Açık beceri öğretimi ve öğrenimi).

Eğitim uygulamalarında içine düştüğümüz temel sorun ve açmaz ise şudur;
Kapalı beceri öğretiminde çocukların bir tekniği beceri düzeyinde mükemmel yapabiliyor olmaları aynı tekniği oyun içinde kullanıyor olmalarını sağlayamadığı gibi, öte yandan açık beceri adına devamlı oyun uygulamalarında da oyun için tekniklerin çok sayıda tekrar etme imkanının olmaması nedeni ile, çocuklar bir kaç tekniğin dışında diğer teknikleri beceriye dönüştürememektedirler.
Taktik öğrenme ve öğretim içinde aynı şey söz konusudur. Oyun formundan uzak taktik antrenmanlar ile sadece oyun oynatılarak taktik beceri davranışların yerine getirilmesini beklemek çok sağlıklı sonuçlar vermemektedir.
Bunun genel olarak çözümü kapalı becerilerin açık becerilere dönüştürülmesinin sağlanması ya da kazanılmış becerilerin oyuna transferinin sağlanmasıdır.

Pratikte bunun çözümü ise önce kapalı beceri sonra açık beceri gibi düşünülse de asıl sağlıklı olan beceri öğretimi şudur;
TOP İLE İLİŞKİYİ OLABİLDİĞİNCE ÇOK SAĞLAYAN, TEKRARA İMKAN VEREN, HAREKETLİ, DEĞİŞKEN OYUN, BÖLÜMLENDİRİLMİŞ OYUN, KURALLI OYUN VE AMAÇLI OYUN UYGULAMALARIDIR.

Yani seviyeye uygun olmak koşulu ile kapalı ve açık becerilerin iç içe geçmiş olarak planlanan öğretim uygulamaları esas çözümdür.

Altyapılar Üstyapıların Nesidir?

ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN ARKA BAHÇELERİ DEĞİL, ÖN BAHÇELERİDİR.

EV ÖRNEĞİ BENZETMESİYLE (Teşbihte hata olmaz);

1. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN İÇİNDE OLDUĞU ARAZİLERDİR.

2. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN MUTFAKLARIDIR.

Araziyi dikkate almadan ve mutfağı düşünmeden kurduğunuz ev, ev değil, başka bir şeydir. Muhtemelen damdır, depodur veya dükkandır.

Türkiye'de durum işte böyledir.

Altyapıların başarısı, üstyapıların sürdürülebilir olmasının sağlanmasıdır" yaklaşımı, "Altyapıların başarı ölçütü üstyapılara taşıyabildiği nitelikli oyuncu ve yeterli oyuncu sayısıyla ölçülür" yaklaşımları hedef belirleme ve koyma açısından doğrudur.

Ama bu altyapıları üstyapılardan daha değersiz kılmaz ki...

Üstyapıların popülerliği, popüler kültür ile beslenen ticari işletmeler oluşu, onları elbette daha önemli kılar. Ama daha değerli kılmaz.

Lakin bütün mesele o önem ile bu değer arasındaki dengeyi kurabilmekten geçer.

Bu dengeyi kuracak olan tüm altyapı camiasının kurumsal ve toplumsal güç olmasıyla ilgili bir şeydir.

Bu alttan talep edilerek sağlanacak bir şey olabileceği gibi, üstten olması gerekenin yapıladırılması ile sağlanacak bir şeydir.

Lakin spor ve futbol alanı da bir ülkenin ekonomik, sağlık, sanat, tarım, sanayi gibi yaşam alanlarından farklı ve bağımsız bir gelişim içinde değildir çoğu zaman...

Özetle ve sonuç olarak altyapıların değerliliğini kanıtlamanın asıl ve radikal yolu;

Üstyapılar olmasa da altyapıların var olabileceği bir düzeni inşa etmektir.

Çünkü var olan ve halen devam eden düzen altyapılar olmasa da üstyapıların olduğu bir düzenin tercih edilmiş olmasıdır.

Olur mu? Olur tabi...Ama işte böyle, Türkiye'de olduğu gibi olur?

Ya da örneğin Premier ligde olduğu gibi "endüstriyel futbolun gereklerine" göre olur. Yani ticaretin gelir-gider esasını en iyi şekilde karşılayabilecek finans ve kaynak biçimlerine ulaşarak veya onu yaratarak olur..

KISA İKİ PEDAGOJİ NOTU


1.
Zorbalığa uğrayan çocuklar, zorbalık yapanları söylemezler. Çünkü bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünürler.

Çocukların böyle düşünmemesini sağlamanın tek yolu vardır, zorbalık yapanların mutlaka yaptıkları zorbalığın nitelik, nicelik ve boyutlarına göre bir bedel ödediğini görmeleri.

Ve çocuklara bir güvenebilecekleri kurumlar yaratmaz zorundayız. Çocuklar güvendikleri an her şeyi paylaşır ve istismara kapalı hale gelirler.

Altyapı kurumları bu bağlamda güvenilir olmak zorundadırlar.
Altyapılarda duygusal istismar başta olmak üzere her türlü istismarı önlemenin yolu altyapı kurumlarını, çalışanlarından oluşan "güvenilir kurum" yapmaktan geçer.

Bunun için çocuklar yönelik uygulanacak görüşmeler, anketler, psikometrik testler ve gözlemler önemli ter tutar. Bu konularda uzman desteği almak her zaman önemli ve gereklidir.

2.
Günlük ve normal hayatta her türlü aşağılanmaya, rencide edilmeye ve önemsenmemeye uğramış ve uğramakta olan çocuklar, bu süreci bir süre sonra olağan bulmaya başlarlar. Buna olumsuz adaptasyon denir.

Olumsuzluğa adaptasyon ileride o çocuğun büyüdüğünde diğer çocuklara karşı aynı olumsuzluğu yaşatacak olmasıdır. İşte bu olumsuz denklem kurulduğu zaman nesiller boyu devam eden bir yaşam biçimi ve kültürüne dönüşür.

Altyapı eğitim kurumları ve okullarımızın birçoğu bu konuda çok olması gereken ideal yaşam ortamları sunmaktan uzaktırlar. Bu kurumların mimari yapısıyla, başkaları ile paylaşılmasıyla, eğitim içerikleri ile, antrenör yeterlilikleri ile ve daha bir çok faktör ile ilgili olan şeylerdir.

Ama koşullar ve olanakları ne denli olumsuz olursa olsun antrenör davranışları konusunda yapılabilecek çok şey vardır.

Antrenörlerin çocukları sevmesi ve onlara saygı duyması, çocukları tepesine çıkarması değildir.

Onlara birer birey olduklarını hissettirecek, birey olarak önemli ve değerli olduklarını yaşatacak eşitlikçi ve adil kurallar ve ilkeler koyarak, ve daha önemlisi belli kurallar içinde herkese kendini ifade etme fırsatları tanıyarak olabilecektir.

"Çocuklar çok şımarık ne yapayım?" sorusu ve gerçeği karşısında haklılık payı vardır elbette... Bir süre sonra her çocuk yerini ve haddini bilecek bir ortam içinde olduğunu anlayacaktır.

Önemli olan o ortanı hazırlayabilmek ve bunu çocuk tarafından içselleştirilmesini sağlayabilmektir.

Çocuklar kötü değildir, olamazlar.
Öyle görmüşler ve öyle itibar kazanmışlar veya kendilerini öyle ifade etmiş olabilirler.

SEVMEK ÖNEMLİDİR AMA ASIL OLMASI GEREKEN DUYGU SAYGIDIR.


Altyapı eğitimciliği, antrenörlüğü veya meslek alanı için;

1. Çocukları sevmek zorunda mısınız?
2. Futbolu sevmek zorunda mısınız?
3. Öğretmeyi ve geliştirmeyi sevmek zorunda mısınız?

Bu üç sorunun cevabı genel olarak "evet" olarak verilir.
Ve her nedense bu tür sorular "sevmek" fiili kullanılarak sorulur...

Sevmek elbette önemlidir ve yapılan işten zevk almayı kolaylaştırır ama çocukların daha iyi öğrenmelerini ve gelişmelerini doğrudan etkilemeyebilir.
Sevmek sadece kişinin kendisini daha mutlu hissetmesine neden olur. Kendisin geliştirmesine değil.

Şekil olarak doğru olan bu soru ve yaklaşım, öz ve felsefe olarak doğru değildir.

(Hangi eğitimci ve antrenör bir ömür boyu sadece seviyor diye o işi ve mesleği çok iyi yapabilir ve yürütebilir?)

Doğru soru ve doğru yaklaşım şudur aslında;

Altyapı eğitimciliği, antrenörlüğü ve meslek alanı için;

1.Çocuklara saygı duymak zorunda mısınız?
2. Futbola saygı duymak zorunda mısınız?
3. Öğretmeye ve geliştirmeye saygı duymak zorunda mısınız?

Elbette evet....

Eğitimciler işini, işiyle ilgili tüm aktörleri sevmek yanında esas olarak onlara saygı duyarsa o saygı duyuyor olmanın gereğini daha fazla hisseder ve yerine getirir.

Saygı duyulan her neyse, ona ilişkin o saygının gereğini yapmak zorundasınız. Başka türlü saygı duymamış olursunuz.

Çünkü;
Sevmek daha çok insanın kendisi için yaşadığı bir duygu durumudur.
Saygı duymak ise kendisi dışındakiler için, görev ve sorumluluk duygu durumudur.

ÇOCUK FUTBOLU


Çocuk futbolu çocuğun oynayabildiği futboldur.

Çocuk futbolu çocuğun esas ve asıl olarak "oyun" oynadığı, oynarken eğlendiği, eğlenirken öğrendiği ve oynamaya doyamadığı futboldur...

(Bu paylaşımı "at topu oynasınlar" yaklaşımı şeklinde almayınız lütfen).

Çocuklardan oynamalarını istediğimiz futbol "çocuk futbolu"değildir.
O büyüklerin çocuk futbolu diye tanımladığı ama esasında kendilerinin oynamak istediği veya kendilerinin oynadığı futbolu görmek istedikleri futboldur.

Bu tam bir haksızlıktır.

Çocukların futbolu kurallı, taktikler ile bezenmiş ve zorlayıcı bir futbol değildir. Çünkü böylesi "oyun" değil, temrindir. Etkinliktir. Antrenmandır.
Çocuklar temrin, etkinlik ve antrenman üzerine kurgulanmış eğitimden hoşlanmadıkları gibi kendilerine geliştirecek fırsatları yakalayamazlar.

Oyunda her zaman doğaçlama vardır.
Oyunda her zaman değiştirilebilirlik vardır.
Oyunda her zaman herkese göre bir rol vardır.

Çocuk futbol dediğimiz şey, çocukların futbol oyunu dediğimiz şeydir.

Çocuklar futbol oyununda "becerebildikleri" şeyleri daha iyi becermeye başladıkları ve kendiliğinden görerek, hissederek, yaparak farklı şeyler becermenin peşinde olurlar. İşte bu yüzden de futbol oynamayı devam ettirirler.

Biz büyükler ise yakın, orta ve uzun vade gelişim hedefleri koyarak, çocukların bu hedeflere ulaşabilecekleri eğitim ortamlarını düzenlemek ve planlamak ile sorumlu olmak bunun için programlar geliştirmekten sorumluyuz.

"Saldım çayıra mevlam kayıra" yaklaşımı da elbette doğru değildir.
Ama çayıra çocuklar salınmaz zaten.

Bizim dediğimiz çocukların zaptu-rap altına alınmadan, kendilerini ifade edebilecekleri ortam ve fırsatlar yaratmak gerektiğidir.

BENLİK SAYGISI = ÖZBEN


Hatırlarsanız daha önceki bir paylaşımda "özgüven" kavramı ve gelişiminden söz etmiştik.

Kendine güven duymanın yani özgüvenin azı ve çoğu kişilik gelişim sorunu yaratabilirken, olması gerektiği düzeylerde olmasının hem gerekli, hem çok önemli bir kişilik gelişim özelliği olduğundan söz etmiştik.

Özgüven aslında bir kişilik gelişim özelliğidir.

Kişilik özelliği ise çocuğun, gencin ve büyüğün toplumsal yaşam içindeki bireysel ve toplumsal ilişkilere dayalı davranışlara neden olan ve belirleyen gelişim özelliğidir.

Örneğin dürüst, çalışkan, iyi, faydalı, yardımsever, mutlu, olumlu, neşeli gibi sıfatlar ve nitelendirmeler kişilik özelliğini yansıtan değerlendirme sıfatlarıdır.

Kişilik gelişiminin önceki aşaması ya da başlangıçtaki gelişim özelliği "benlik saygısı" diye tanımlanan bireyin kendisiyle ilgili duygusal ve düşünsel gelişim özelliğidir.
Yani çocuğun bebeklikten çocukluğun sonlarına kadar giderek kendini algılaması, kendine ilişkin farkındalıklar oluşturması ve kendinle ilgili memnuniyet ve memnuniyetsizlikler oluşturması ile ilgili bir süreçtir.

Özben diye de tanımlanan bu özellik "kendinin farkına varma" ile başlayan sonrasında da kendi özelliklerinin farkına varma ile devam eden ve sonuçta kendine saygı duyma ile sonuçlanan içsel bir gelişimdir.

Özben (benlik saygısı) gelişimi bebeğin ve çocuğun çevrenin kendisine ilişkin ilgi ve ilişkisi sonucunda kendi içinde kendisine ilişkin olarak geliştirdiği bir özelliktir.

Çevre dediğimiz şey yani anne, baba, öğretmen, arkadaşları ve diğerleri herkesin çocuğa yönelik her türlü olumlu yaklaşımları olumlu benlik geliştirmeye, çocuğa yönelik her türlü olumsuz yaklaşımlar ise çocuğun kendisini önemsiz, değersiz, sevimsiz, eksik, zararlı ve istenmeyen olduğunu hissetmesine neden olacağı için olumsuz benlik geliştirmesine neden olmaktadır.

Önemsenen, değer verilen, sevgi ve ilgi gören çocuklar kendilerine saygı duyarlar. Bu çocuğun kendini önemsemesi ve değerli görmesi demektir.

Benlik saygısı (özben) çocuklarda bebeklikten itibaren gelişen, okul öncesi ve ilkokul süreçlerinde ciddi olarak yapılandırılan, bundan sonraki süreçlerde ortaya çıkacak olan kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

Olumlu benlik geliştiren çocuklar genel olarak olumlu kişilik sahibi genç ve büyükler olurlar.
Olumsuz kişilik özelliklerinin en önemli nedeni ise bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde geliştirilen olumsuz benlik gelişimdir.

Bebeklik ve ön çocukluk döneminde sevilmemiş, ilgi görmemiş, rencide edilmiş, alay ve tacize uğramış ve dayak yemiş çocuklar kendilerine ilişkin olumsuz benlik geliştirirler. Kendini önemli ve değerli bulmayan çocukların bireysel ve toplumsal ilişkilerde yaşayacağı sıkıntı ve olumsuzluk onların kişiliklerini oluşturmaya başlar.

Tembellik, hırsızlık, öfke, kavga, hınç, intikam, kötülük yapmave daha birçok davranış kişilik gelişimi sürecinde oluşturulacak olan davranışlar haline gelmeye başlar.
Özetle olumlu benlik olumlu kişilik özelliğinin ön koşulu ve temelini oluşturur.

Spor dallarında spora başlama ve özellikle altyapıların başlangıç aşamaları ve süreçlerinde çocukların çoğu benlik geliştirme işi ile ilgilidirler. İşte bu nedenler ileride olumlu kişilik sahibi olmasını istediğimiz çocuklardan “kendilerinin farkına” varacakları, bu kendini fark ediş ve algılayışlarını olumlu kılacak davranışlar ile karşılaşmalıdırlar.

Aşağılama, rencide etme, başarısız bulma, kıyaslama, önemsiz görme ve dikkate almama gibi davranışlara maruz kalan çocuklar kendileri ile ilgili olarak olumsuz şeyle düşünmeye başlarlar. Buna izin verilmemelidir. Her çocuğun başarabileceği bir şeyler mutlaka vardır. Önemli olan bunu ona hissettirmek ve inandırmaktır.

Elbette her çocuk ileride iyi bir futbolcu olmayacaktır. Ama futbolcu olabilecek ve hatta futbol değil de başka bir spor dalına yönelebilecektir. İşte altyapıların bir önemi ve özelliği de bu olmalıdır.

Çocukları daha iyi olabilecekleri işe, alana yönlendirmek.
Çünkü asıl olan sağlıklı ve kendine saygı duyan bireyler ve o bireylerden oluşan toplum oluşturabilmektir

EBEVEYNLER (VELİLER) NE YAPMALI VEYA NE YAPMAMALI

(ALTYAPI DENİLEN KURUM MASAYA BENZER. MASANIN BİR AYAĞI DENK OLMAZSA MASA DURMADAN SALLANIR).

Altyapılar, altyapı müsabakaları ve altyapılardaki bazı eğitim uygulamaları bazı veliler açısından acı, keder ve dert konusu olurken,

Bazı veliler açısından da kendilerini ifade etmenin, olumsuz kişilik yapılarını ortaya koymanın ve her türlü ayrıcalıklı olma fırsatı yakaladığını sandıkları bir yer haline gelmiş durumda.

Velilerin yani ebeveynlerin çocuklarının yanın olmaları demek onlara her türlü desteği vermeleri demek altyapı işleyişlerine, oyunlara, çocuklara, antrenörlere müdahale etmek demek değildir.

Veli- Veli ilişkileri,
Veli- Antrenör ilişkileri,
Veli -Çocuk ilişkileri
Veli- Diğer çocuk ilişkilileri

Oturtulamamış, yapılandırılamamış ve bunların sonucu kurumsallaştırılamamış altyapıın en büyük dertlerinden birisidir.

Son yıllarda moda oldu.
Sözde demokrasi ve şeffaflık adına ilkokullar başta olmak üzere tüm veliler sınıfların içlerine kadar giriyorlar.

Öğretmenlere fırça atan veliler çoğaldı.

Benzeri durum altyapı eğitimleri için de geçerli.

Bu şekilde ne antrenörü ne de öğretmeni daha iyi ve daha verimli kılamazsınız. Sadece onun üzerinde baskı oluşturabilirsiniz.

Elbette öğretmenler ve antrenörler denetlenmeli, sorgulanmalı. Ama yol bu değil. Yolu sistemi iyi kurmak, aktreditasyonu sağlamak ve denetim mekanizmalarını çalıştırmaktır.

Veliler bir kısmı açısından görgüsüzlüğün tavan yaptığı bir dönem yaşıyoruz.

Veli katılımı demek bu demek değildir.
Velilerin işe katılımı demek kendilerine düşen görevleri okul ve kulüp ile işbirliği halinde yerine getirmesi demektir.

Veliler bu şekilde devam ettikleri takdirde "ilgili veli" değil, "zararlı veli" olmaya devam edeceklerdir.

Son bir örnek; İlgili veli demek altyapı yönetimi ile eğitimci kadrosuyla toplantı isteyen ve onlara sorularını soran ve onlar ile ne yapabilirizi tartışarak çözüme üreten ve katkı sağlayan velidir.

Çocuklar Nasıl Öğrenir?


Çocuklar dinleyerek, okuyarak, görerek öğrenmezler...

Dinlemek, okumak ve görmek öğrenmeyi zenginleştirir. Tek başlarına sağlamazlar.

Çocuklar önce yaparak ve yaşayarak, sonra amaca yönelik yaparak yaşayarak öğrenirler.

Yapmak ve yaşamak dediğimiz eğitim iki türlüdür.

Birincisi: Gerçek ortamları taklit ederek, yani örnek olay ve canlandırmalar / simülasyonlar yaparak ve yaşayarak.

İkincisi: Kurgulanmış gerçek ortamlarda veya gerçek ortamlarda yaparak ve yaşayarak.

Okullar ve eğitim kurumları öğrenmeleri gerçeğe en yakın şekilde öğrenmeleri sağlayan kurumlar olmalıdırlar.

Ama gerçek dediğimiz şey: Çocuğun gerçeğidir. Büyüklerin gerçeği değil...

ENDÜSTRİYEL FUTBOL, ALTYAPILAR VE NE YAPMALI?


Çocuklar ve gençler ile spor ilişkisi konusunda çok uzun süreden beri giderek artan bir şekilde sözü edilen kavram “sporda altyapı” konusu ve meselesidir.

Ağırlıklı olarak futbol özelinde daha çok konuşulan ve tartışılan altyapılar, esasen Türkiye’de son 20-30 yılın piyasalaştırılan sporun ve futbolun bir yansıması olarak gündeme gelmiş bir konudur.

Günümüzde sporda ve özellikle daha çok rağbet görmesi nedeniyle futbolda altyapılar, sporcu/futbolcu olma hayallerinin ve isteklerinin “simsarlaştırılmış bir hoyratlıkla” kulüplerin altyapı birimlerince ve özel spor okulları aracılığı ile yürütülmektedir.

Çoğu özel spor okulları paralı etkinlik alanları olup, sağlıksız halı sahalara sıkıştırılan 45-60 dakikalık ve haftada iki bilemedin üç günde yürütülen, kıyaslama ve yarıştırma nedeniyle “duygu istismarının” yaşandığı/yaşatıldığı yerlerdir. Kulüpler ise “sporcu/futbolcu olma hayalleri ile beslenen” seçilmiş çocuklardan oluşan, bir müddet sonra çoğu için “Bundan olmaz” dendiği, referansı olanların devam ettiği, daha kötüsü yaşlarının çok üzerinde performans beklentisi ile ağır çalışmalara tabi tutulan çocukların “yarış atları” haline getirildiği, “kazanmanın biricik başarı” olarak gösterildiği ve yaşatıldığı yerlerdir.

Sporda altyapıların başarılı olma ölçütü üstyapılara oyuncu yetiştirmek, yetiştirilen oyuncuları üstyapılara taşıyabilmek olarak belirlenmiş olsa da eksik veya “endüstriyel sporun altyapıya bakış açısı” bağlamında bir tanımlamadır. İşte tam da bu noktada tartışmalı bir durumdur. Çünkü bu bakış açısı ve mevcut uygulamalar altyapılara bakış açısının değişmesi gerektiğini ve buradan hareketle yeni bir “altyapı spor politikası” oluşturulması ihtiyacını gündeme getirmektedir.

Endüstriyel spor diye ifadelendirilen, daha çok futbol için “endüstriye futbol” bağlamı ile kullanılan “ticari futbola” karşı bir eleştirimiz, hatta eleştiriden öte “piyasa-spor” ilişkisine karşı bir duruşumuz varsa, altyapıları “spor ticaret şirketlerine” oyuncu yetiştiren yerler olarak görmemek gerektiği de açıktır.

Altyapıları sadece üstyapılara seçilmiş çocuklardan oluşan “oyuncu yetiştirme” yerleri olarak görmeyen spor eğitimcileri, antrenörler ve altyapıların olması gereken ideal kurumlar olması konusunda yazan, çizenler kişiler olarak şu anki mevcut yaklaşımların ve uygulamaların içinde yer alarak bir anlamda endüstriyel futbola ve dolayısıyla “ticari futbol şirketlerine” ve onların ağababaları olan “finans kapitalin futboluna” hizmet etmektedirler. Bu anlamda içinde yer alınan sistemin hem aktörleri hem de muhalifleri olarak bir çelişki ve bir tutarsızlık içinde olunduğunu kabul etmek gerekir.

Bu çelişki ve tutarsızlıktan kurtulmanın yolu, “altyapılar mademki endüstriyel hale gelen üstyapıların beslenme yerleridir. O halde söz konusu ticari futbolun gereği olan işleri, görevleri de kendileri yapsınlar ve sorumluluklarını yerine getirsinler. Futbol aracılığı ile kazandıkları büyük paraların bir kısmını buralara ve buralarda emek verenlere harcasınlar, harcamıyorlarsa canları cehenneme” deyip altyapıdaki tüm emek yoğun işleri bu ticari kurumlara “yok pahasına” hizmet etme ve üretim yerleri olmaktan çıkarmak gerekir.

Nasıl peki? Elbette örgütlenerek. Kolay mı futbolda örgütlenmek? Çok zor. Ama imkânsız değil. Daha somut olarak söylemek gerekirse, esasında yapılması gereken futbolun kendi karakteri içinde alternatif çözüm üretmektir. Bu durumda tüm altyapı emek aktörleri “çocukları ve gençleri” ticari futbol şirketlerine hazırlamakla mükellef olmanın dışına çıkmayı başarmak zorundadırlar. Bu anlayış spor altyapılarını daha insancıl ve daha toplumcul bir yapıya yönelmesi ve işlevselleştirilmesi demektir.

Altyapıların endüstriyel sporun/futbolun paravan yetiştirme yurtları veya ücretsiz emek pazarları olmasına karşı olanlar, altyapıları bu karakterinden çıkararak, tüm ülkenin çocuklarına açıp, herkesin spor yapma haklarını karşılayacak “fırsat ve imkan alanları” haline dönüştürülmesini sağlamakla mümkündür. Daha fazla çocuğa, daha fazla olanak tanıyarak, onlara birilerinin istediği şekilde değil, olması gerektiği şekilde yetişmelerine katkı sağlayacak bir model ancak bu modeli savunanlarca gerçekleşebilir.

Özetle başa dönüp, sonuca bağlamak gerekirse; sporda altyapılar iki model üzerine inşa edilmelidir:

Altyapıları istekli ve yönlendirilmiş olan tüm çocukların ve gençlerin spor yapmalarını sağlayacak bir işleve sahip kılma; “Kamusal Spor Eğitimi” modeli ve yapılanması.
Özellikli çocuk ve gençlerin üstyapılar tarafından kendi ihtiyaçları ve gelecekleri konusunda kurumsallaştırılmış akademilerine yönlendirmek; “Profesyonel Spor Eğitimi” modeli ve yapılanması.
Bu bağlamda son söz; bir ülkenin tüm altyapıları üç, beş, on tane ticari futbol şirketine göre planlanamaz ve işlevselleştirilemez. Bu o ülkeye, o ülkenin çocuklarına ve sporuna ihanettir. Öncelik ve esas olan herkesin, istediği kadar, istediği her yerde ve istediği zaman spor yapması, spor yapacak fırsatı ve olanağı bulabilmesidir.

http://sendika62.org/2018/01/spor-altyapilarini-nasil-gormeli-ne-yapmali-nasil-yapmali-ismail-topkaya-467914/

28 Ara 2017

FUTBOLDA ALTYAPIÜSTYAPI İLİŞKİSİ VE İŞLEYİŞİ; ALMANYA MODELİ


Almanya'da altyapılardanüstyapılara doğru oyuncu gelişimi ve seçimine ilişkin futbol işleyiş modeliniilgili kişiler biliyor olabilir. Bu yazı daha çok futbolcu gelişim modeli temelinden hareketle söz konusu modeli irdelemeye çalışmayı amaçlamaktadır.
Almanya modeline ilişkin ilk önce söylenmesi gereken asıl işleyiş şudur; İlgili ve istekli tüm çocukların “toplumcu yaklaşım modeli” temelinde istediği spor dalının temel eğitimini alması sağlanmıştır. Yani ülke spor modeli öncelikle “kulüp spor modeli” olarak belirlenmiş ve ulusal anlamda asıl iş neredeyse tüm çocukların spor ile buluşmaları hedeflenmiştir.
Okullar ise genel olarak sağlıklı gelişim amaçlı beden eğitimi faaliyetleri çerçevesinde ama daha çok da rekreasyonelolarak cimnastik, yüzme, atletizm ve oyunları kapsayan ve bunlar ile ilgili gün/zaman dilimleri ayrılmış şekilde yürütülmektedir.
Sportif gelişim, yarışma ve performans sporu bağlamında iş ve işlerin yürütülmesi ise ilgili federasyon ve kulüpler işbirliği ile yerelden/tabandan ulusala/tavana doğru bir süreç kurumsallaştırılacak şekilde organize edilmiştir.
Almanya modeli sadece futbolda değil, tüm spor dallarında yerel ve mahalli spor kulüplerini önemli veişlevsel kılmış, bu anlamdaki yasal düzenlemeler kulüplerin örgütlenmesi bu amaçla görev ve sorumluluklar ile düzenlemiştir.
Bu yazı Almanya Modeline övgüler düzmek ve bu anlamda Almanya’ya bir kutsiyet atfetmekten ziyade bir model oluşturarak o modeli doğru ve düzgün bir şekilde işletmenin sonuçlarına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.
Spor ve eğitim kurumlarının hem “toplumcu” bir anlayışın mutlak olduğu bir modelden hareket ederek, hem de sporun ve özellikle ticarileştirilmiş futbolun gereklerini yerine getirmede karar verilmiş bir eğitim ve işletim modelinin eksiksiz, olabildiğince eşitlikçi ve sistematik olarak hayata geçirmenin önemi büyüktür.

Sondan başlayarak modelin işleyişi;
Aşağıda Almanya'nın haritasını ve yanında da Almanya'nın bir eyaleti (bölgesi) olan Bavyera eyaletinin haritasını görmektesiniz.
Sadece Bavyera haritası üzerinden bakarak tüm Almanya'daki futbol organizasyonunun nasıl kurgulandığı ve çalıştırıldığı düşünüldüğünde ortaya ne kadar muhteşem bir işleyişin çıktığını anlamak hiç zor olmasa gerek.
Bavyera bölgesi haritasında yeşil, kırmızı ve mavi renk ile belirlenmiş futbol ile ilgili eğitim merkezleri görülmektedir.
Öncelikle söz konusu yeşil kırmızı ve mavi renkler ile işaretlenen merkezlerin özetle ne olduklarına bakalım.

1.Yeşil renk ile gösterilen merkezler:"Belirli ölçüde beceri sahibi olan ve gelişime açık olarak değerlendirilen çocukların davet edildiği ilk merkezler" olarak ifade edebileceğimiz eğitim merkezleridir.
Futbol Federasyonun görev ve sorumluluk alanına giren semt takımlarındaki çocukların yine federasyon ilgili kurum ve kişilerince seçilenlerin haftada bir kez federasyon himayesi ve gözetiminde eğitime tabi tutuldukları daha doğrusu izlendikleri ve takibe alındıkları merkezlerdir.
Bu merkezlerde U12 - U17 yaş arası tüm yas guruplarından ortalama 20 kişi seçilerek merkeze çağrılmaktadır.
Bir anlamda bu eğitim merkezleri yetenek taramaları sonucu belirlenenlerin diğer daha üst merkezlere yönlendirileceği yerlerdir.

2. Kırmızı renk ile gösterilen merkezler:"Performans yönelik eğitim merkezleri"
Futbol Federasyonun görev ve sorumluk alanına giren "Performans Eğitim Merkezleri" semt takımlarından ilk geçiş yapılmış olan yeşil renk ile gösterilen "becerikliler" arasından en iyilerinin davet edildiği ya da geçiş yaptığı eğitim merkezleridir.
Çocuklar bu merkezlerde daha fazla çalışmaya ve gelişmeye yönelik eğitime tabi tutulmaktadırlar. Çocuklar performans eğitim merkezlerinden tekrar geriye yani becerikliler merkezine dönebilirler. Bu iki merkez arasında gösterilen gelişmeye göre değerlendirmeler ışığında geçişler devam etmektedir. Bu merkezlerde haftalık çalışma sayısı fazladır.

3. Mavi renk ile gösterilen merkezler;"Akademiler"
AkademilerBundesliga kulüpleri tarafından yönetilmektedirler.Amatör takımların akademi açması veya eğitimi vermesi mümkün değildir.Tam gün mesai yapılan kurum olan akademiler, yatılı birimleri olan, okul eğitimi ve okul sonrası futbol çalışmalarının planlandığı ve organize edildiği niteliğe sahiptirler.Akademilere giren ya da seçilen çocukların profesyonel futbolcu olma ihtimalleri neredeyse yüzde yüz demektir.
Akademiye seçilen çocukların U12 - U19 a kadar tüm verileri, test sonuçları ve diğer istatistik bilgileri federasyon tarafından kayıt altına alınarak 16 eyalet arasında değerlendirilmektedir.
Sonunda milli takım havuzu oluşturulmuş oluyor.


Özetle Federasyon ve Bundesliga iki ayrı koldan, en alttan en üste kadar birbiri ile hem paralel hem de beraber aynı modeli uygulamaktadırlar.
Federasyon tüm Alman çocuklarını futbol ile buluştururken, Bundesliga takımları da öncelikle özel çocuklara yönelik yatırıma yani akademilere yatırım yapmaktadırlar.
Bundesliga takımları ise hem kendileri hem de doğal olarak mili takım için çalışmış olmaktadırlar.
Federasyon daha çok katılımı sağlarken, Kulüp daha çok eliti yakalama peşinde.
Bu arada alış verişler havuza oyuncu akışları sürekli kılınmış olmaktadır.
Almanya futbolunda altyapılardan üst yapılara organizasyon ve işleyiş modelinde asıl önemli iş, olabildiğince çok sayıda çocuğa ulaşan bir sistem kurulmuş olmasıdır.
Bu sistemin ilk ve en önemli halkası semt takımlarıdır.
Almanya'da semt takımları;
1. Hem yasa gereği sosyal devlet anlayışının bir ilkesi olarak "her çocuğun spora katılma ve spor yapma hakkını" sağlamak açısından düşünülmüş ve programlanmış bir yapılardır.
2. Hem de çocukları futbol ile buluşturmanın yanı sıra üst yapılara doğru planlanmış olan federasyon kontrolündeki eğitim merkezlerine ve kulüp akademilerine yönlendirildikleri yerlerdir.
Semt takımları her semtte mevcut olup, o semtte ikamet eden her ailenin çocuğunu kabul etmek zorunda olan takımlardır. Üyelik sistemi ile çalışan bu takımlara çok az oranda bir aidat ödenmekte olup, üye kabul edilmemesi gibi bir durum asla söz konusu değildir.
Burada ilerleyen süreçlerde tüm yaş gruplarında eğitime kesintisiz sonuna kadar devam edilmektedir. Gerektiğinde aynı yaş gruplarında seviye grupları yapılmaktadır. Hiç bir başka merkeze gidememek veya gitmemek sizin amatör bir futbol eğimi almanıza ve semt takımının en üst kategorisinde oynamanıza engel değildir.
Semt takımlarından birinci bölümde sözünü ettiğimiz federasyon kontrolündeki “yeteneklilerin davet edildiği ilk eğitim merkezlerine" veya oradan da “performans merkezlerine” ya da kulüp “akademilerine” geçişler gerçekleşmektedir.
Özetle semt takımları futbol pramidinin en altında yer alan çok geniş bir futbolcu adayı havuzudur.ilkokul çağındaki çocuklardan başlayarak her yaş kategorisinde futbol eğitimleri ve futbol ile buluşmalarını sağlayan bu sistem pramidin en altı ama ulusal modelde pramidin diğer aşamaları için tarama ve seçme merkezleri gibi de önemli bir işlevi de yerine getiriyor.
Semt takımları yine federasyon ile bağlantılı olarak futbolda altyapılardan üstyapılara doğru işleyişin en stratejik basamağını oluşturuyor..
Semt takımlarında, ilerleyen süreçlerde diğer eğitim merkezlerine yönlendirmede 12 yaş kritik derecede önemli bir yaş. Bu yaşlarda federasyon yetkileri eğitim süreci boyunca gerçekleştirdikleri taramalarında uygun gördükleri çocukları “ilk seçim merkezleri”ne yönlendiriyorlar.
Bu eğitim ve yönlendirme merkezlerinde uygun görülenlerin daha zor bir üst eğitim merkezlerine geçip geçemeyeceği bir süreç başlıyor. Haftada bir kez semt takımlarından bu merkeze gelen çocuklar, ayda bir kez federasyon tarafından denetlenerek her türlü testleri, gözlemleri yapılarak kayıt altına alınıyorlar.
Bu merkezlerde çalışan eğitimcilerin gelişmiş düzeyde federasyon çalıştırıcılık belgesi sahibi olmaları şart.
Uygun görülenler veya süreç içinde uygun düzeye ulaşanlar “perfomans merkezlerine” çıkarılıyor. Performans merkezleri zor bir aşama. Eğitim son derece önemli. Seviye yüksek. Bu merkezlerde eğitmenlerin UEFA A lisans belgesine sahip olmaları ön koşulu var.
12 yaş sonrasında çağrılan “ilk belirleme ve eğitim” merkezinden performans merkezine geçme başarısı gösterenler eğer gelişimini sürdüremezse tekrar geri gönderilme ve tekrar geri çağrılması mümkün olabiliyor. Çünkü performans merkezleri akademilerin eşiti olan federasyon eğitim merkezleri Bundan sonrası üst yapı aşaması.
Semt takımı, ilk seçim merkezleri, performans merkezlerinden bundesliga kulüp akademilerine geçişler de mümkün.
Ama akademiler 12 yaş sonrası eğitimlerini üstyapı aşamasına kadar kendileri veriyorlar.
Bu bakımdan semt takımları hem akademiler hem de federasyon eğitim merkezleri için özkaynak oluşturuyor ve sağlıyorlar.
12 yaş sonrasında tüm yaş kategorilerinde performans yaşına kadar eğitimlerine kendileri devam eden akademiler gençler ve yetişkinlerde düzeyi oldukça yüksek kalite düzeyine sahiptirler.
Burada eğitimci antrenörlerin UEFA prolisans sahibi olmaları gibi bir zorunluluk söz konusudur.
Aşağıdaki görselde bir semt takımının ne anlama geldiği ve nasıl bir öneme sahip olduğunun anlaşılması bakımından önemlidir.


Söz konusu tesis Bavyera bölgesinde yer alan bir şehrin bir semtinde yer almakta ve ilgili bakanlığın ve Federasyonun katkıları ile işleyişini ve varlığını sürdürmektedir.
Söz konusu tesis bir spor kompleksi olup içinde futbol ile doğrudan ilgili 2 çim saha,1 yapay çim saha, 1 tane küçük yaş grupları sahası ve 2 tane spor salonu bulunmaktadır.
Yukarıda Almanya futbol modelini ifade ederken “akademilerin” sadece Bundesliga kulüpleri tarafından açılabiliyor ve sorumlulukların da bu kulüpler tarafından üstleniliyor olduğuna değinmiştik.
İşte bu kulüplerden birisi ve en önemlisi de bilindiği üzere Bayern Münih'tir. İşte Bayern Münih akademilerine yenilerini eklemeye devam ederken, var olanlarını güncelleyerek geliştirmeye de devam ediyor.
Bayern bundan kısa bir süre önce 2017 yılı için altyapılara tam 70 milyon Euro tahsis ettiğini açıklamış. Bu rakam Bayern'in yıllık gelirinin neredeyse yüzde 15'ine tekabül etmektedir ve altyapı için oldukça önemli bir rakamdır. Dahası bu tür kaynak aktarımları bir defaya mahsus gerçekleştirilen kalemler değildir.
Akademilerin önemini ve ne anlama geldiğini yine Almanya eğitim sisteminden örnekle açıklayalım;Almanya’da üniversiteye gidecek olan çocuklar/gençler genel olarak Gymnasium denilen okullara yönlendirilir. Bu okullara gidenlerin tamamı yükseköğrenime geçecek demektir. Çünkü bu okulların amacı tamamen yükseköğrenimdir. Öyle planlanmış ve bu tür çocukların kabul edildiği ve yönlendirildiği okullardır. (Bizdeki fen liseleri ile ilişkilendirebiliriz. Ama bizdeki işleyişte yönlendirme işi yoktur. Sınav ile seçme vardır) .
İşte altyapılarda akademiler de böyle bir işleve sahiptir.
Akademilere alınan veya seçilen ya da yönlendirilen bir çocuğun profesyonel futbolcu olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılmaktadır.Çünkü tarama, seçim ve çalışma programları bu amaç doğrultusunda planlanmakta ve programlanmaktadır.
Son söz:Başlangıçlar önemlidir.Sonraki aşamalar, organizasyonlar ve işleyişler ise buna bağlı olarak doğru kurgulanır ve iyi işletilirse sonuçlar elbette mükemmel olmaktadır.

Bu yazı; https://indigodergisi.com/2017/10/futbolda-altyapi-ustyapi-almanya/ 2017 yılında yayınlanmıştır

27 Ara 2017

AÇIK VE KAPALI BECERİ ve ÖNEMİ


Açık beceride çevresel şartlar değişkendir. Yani futbolda pozisyon ve pozisyon ile ilgili yapılabilecek birden fazla seçenek söz konusudur.

Niçin? Çünkü futbolda ve oyunda pozisyonun her an değişme, şartların her an farklılaşması söz konusudur.
Rakibin davranışı hep aynı ve beklendiği gibi olmadığı gibi, topun hızı, açısı, hareketi de sürekli değişkendir.

Dolayısıyla işi yapan veya yapacak olan oyuncu önceden tasarlanmış ve belirlenmiş bir harekete yoğunlaşarak ve odaklanarak değişen koşullara ve farklılaşan pozisyona cevap veremez.
Bir hareketi yapmaya odaklanarak onu yapan ya gecikmiş olur ya da amaçsız kalır.

Oysa olması gereken duruma göre o an için yapılması gereken hareketi/beceriyi gerçekleştirebilmektir.

Özetle ve kısaca açık beceri oyun içinde oyunun her pozisyonu için ne gerekiyorsa onu yapabilme zenginliğine sahip olma ve uygulayabilme becerisidir.

Açık beceri konusu bu şekliye anlaşıldığında, açık beceri eğitimi uygulamalarını da hazırlamak haliyle kolaylaşacaktır.

Çocuğa topu yuvarladığınızda onun topu kontrol edip ayak içi ile size göndereceğini bilmesi ve buna odaklanması ve bunu yapması, bunu en iyi yapması ve hatta bunu mükemmel yapması bir kapalı beceri örneğidir.

Ama topun nereden, ne zaman, hangi hızla ve açıyla geleceğini bilmeden gelen topa göre beceri sergileyecek olması açık beceridir.

Örneğin; Aniden geri dönüş, ve geriye döndüğünde kendisine yaklaşmış ve geçmekte kişiye karşı savunma davranışı (ne yapacağı tasarlanmadığı için) açık beceri uygulamasıdır.

Rakip savunma davranışlarını sürekli değiştirerek planladığın uygulamalar top ayağında olan hücum oyuncusu için açık beceri uygulamalarına girer.

Hücum oyuncuların sürekli ve her seferinde farklı hücum davranışları sergiliyor olmaları karşısında savunma davranışlarının sürekli farklılaşması açık beceri uygulamalarıdır.

ÖNEMLİ;
Bu durumda "Açık beceri" belli bir yaş düzeyinden sonra daha mı kolay uygulanabilir sorusunun cevabı evettir.
Ama
"Açık beceri" her yaş düzeyinde o yaşın gerçekleştirebileceği düzeyde olmak zorundadır.

Çünkü başka türlü "yaratıcılık" ve "program değiştirme dediğimiz gereken anda gereken şeyin gerçekleştirilmesi) özellikleri asla gelişmez.

Örneğin 8 yaşında bir çocuğun topu ayakla bir yerden bir yere taşımasını (top sürmeyi) önüne çıkan ani engeller ile değiştirmeye ve o engellere takılmadan devam ettirmesi açık beceri uygulamasıdır.

Açık beceriler için eğitsel oyunlar ve oyunlar en doğal uygulama yöntemleridir.

Kapalı beceriler hareketleri beceri düzeyinde gerçekleştirmede, açık beceriler ise beceri düzeyindeki hareketleri koşullara göre gerçekleştirmede ve hareketleri farklılaştırmada önemlidir.

23 Ara 2017

DAVRANIŞ AYNADIR

BİZ ÇOCUKLARA NASIL DAVRANIRSAK ONLAR DA BÜYÜK OLDUKLARINDA ÇOCUKLARA BİZİM ONLARA DAVRANDIĞIMIZ GİBİ DAVRANIRLAR.

Biz ebeveynler, öğretmenler ve antrenörler çocuğa bağırır, onu aşağılar ve onun kendini değersiz hissetmesine neden olursak,
o'da bize bağırır, bizi aşağılar ve bizim kendimizi değersiz hissetmemize neden olur. Ama biz bunu duymaz, görmez ve hissetmeyiz... Çünkü bunun hemen bu şekilde vermez.

Ta ki bağırdığımız, aşağıladığımız ve kendisini değersiz hissetmesine neden olduğumuz o çocuk, büyüyüp de başka bir çocuğa bizim ona yaptıklarımızın aynısını yapmaya başladığı zamana kadar.

Bir çocuğun yetişkin olduğunda onun tüm davranışları çocukken bizlerin ona yaşattıklarının toplamından ibarettir.

Unutmayalım;
Biz çocuklara nasıl davranırsak, o çocuklar da büyüdüklerinde başka çocuklara öyle davranırlar.

Üst yapılarda oynayan futbolcuların çoğu zaman olumsuz, çirkin, düzeysiz ve kalitesiz davranışlarını gördüğümüz zaman aklımıza bu gelmeli...

Muhtemelen her türlü olumsuzluğu yaşayarak bir noktaya gelen insanlar yaşadıkları olumsuzlukları yaşatırlar.. Bu böyledir..

Tarla nasıl işlenirse, ürün işlenildiği kadar olur...

EĞİTİMDE ÖZGÜR OLMAK MI? BAĞIMSIZ OLMAK MI?

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ İLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİR BİLGİNİN YANLIŞ ANLAŞILMASI ÜZERİNE...

"Çocuklar olabildiğince özgür olmalı" ifadesi genel anlamda doğru bir ifadedir. Ancak bu ifade yanlış anlaşılmakta ve özellikle ebeveynlerin bir kısmı tarafından yanlış uygulamalara neden olmaktadır.

Çocuklar olabildiğince özgür olmalıdır ifadesi, çocuklar istedikleri her şeyi yapabilmelidirler anlamına gelen bir ifade değildir.

Esasında ifadede kast edilen şey de bu değildir.

Asıl doğru olan ve bizim bir türlü başaramadığımız doğru şudur;
Çocuklar yaş düzeylerine uygun olarak ve belli kurallar ve ilkeler doğrultusunda yapmaları gereken şeyler konusunda "bağımsız" olmalıdırlar.

Çocukları özgür kılmak demek, onları işleri konusunda bağımsız kılmak demektir.

Toplumsal olarak, gerek ailede ve gerekse okulda ve spor kulüplerinde kaçırdığımız nokta tam olarak budur.
Özgürlüğü doğru anlamamak ve daha önemlisi bağımsızlık konusunda yeterince özen ve dikkat göstermemek.

Oysa çocuklar özgür kalarak değil, bir işi bağımsız yaparak gelişirler.

Bağımsızlık yeterli olmayı, ilkesiz ve kuralsız özgürlük ise başı boşluğu ve sorumsuzluğu getirir.

Çocuklarımızın ilerde kendi başlarına kaldıklarında şaşırmaların istemiyorsak, sporcu adaylarımızın gelecekte kendine güven duyan, yaratıcı ve becerileri yüksek oyuncular olmalarını istiyorsak, onlara ne yaparsan yap biçiminde değil, şunları dilediğin gibi yap demeyi ve uygulamaları buna göre planlamayı öğrenmeliyiz.

Avrupa ile en büyük farkımız işte tam olarak buradadır.

Sporda da olsun, eğitimin diğer alanlarında olsun kendi başına çözümleyerek başarmayı öğretemeyen toplumlar çok başarılı olamıyorlar maalesef.

Futbol altyapı eğitimlerinde sınırsız özgürlük değil, bağımsız iş yapabilme özgürlüğü gelişim açısından daha önemli ve daha değerlidir.

Profesyonel yaşamda ve üst yapılarda pozisyon üretmede ve yetersiz kalmaların ve alışılmış beceriler dışında problem çözücü olamayan futbolcuların nedeni, altyapı süreçlerindeki kuralsız özgürlükler ve bağımsız iş yapma konusundaki yetersizlikler ile yakından ilgilidir.

Son söz;
Davranışlarda kuralsız ve sınırsız özgürlük mü geliştirir?
Bağımsız iş yapabilme davranışları mı geliştirir?

Özgürlük bağımsız olmayı sağlamaz..
Bağımsız iş yapabilme özgür olmayı sağlar.

FUTBOL SADECE FUTBOL ÖĞRETMEK DEĞİLDİR

SIMON KUPER'İN DEDİĞİ GİBİ EĞER "FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLSE",

BU DURUMDA FUTBOL ÖĞRETMEK DE SADECE FUTBOL ÖĞRETMEK OLMAMALIDIR.

Futbol öğretmek, kendine güvenmeyi öğretmektir.

Futbol öğretmek, karşısındakine saygı duymayı öğretmektir.

Futbol öğretmek, beraber olmayı, kolektif üretmeyi öğretmektir.

Futbol öğretmek, ilkelere, kurallara, teamüllere uygun davranmayı öğretmektir.

Futbol öğretmek, mutlu olmayı öğretmektir.

Futbol öğretmek, kendini futbol dışında bir uğraş ile ifade edebilmeyi öğretmektir.

Futbol öğretmek, sempatik olmanın önemini ve değerini algılamayı öğretmektir.

Futbol öğretmek, empati yapabilmeyi öğretmektir.

Futbol öğretmek, doğaya, hayvanlara sevgiyi ve saygıyı öğretmektir.

Futbol öğretmek daha birçok şey öğretmektir..

Özetle futbol öğreten antrenör, aynı zamanda iyi bir öğretmen, iyi bir insan, iyi bir baba, iyi bir vatandaş, iyi bir yetişkin olmak zorundadır.

Futbolu geliştiren şey insandır.
İnsan geliştikçe futbol da gelişir.

Bilgi, beceri, ahlak, değerler, düşünce, felsefe ve duygu geliştikçe futbol da gelişir.

Futbolu iyi olan, çok iyi olan ve mükemmel olan toplumlara bakınız.
Toplumsal gelişmişlikleri ile futbolları arasında mutlaka bir ilişki görürsünüz.

AİLELER, VELİLİLER VE ÇOCUKLAR

Bir ailenin fertlerine bakın, onlarda çocuklarının geleceğini görürsünüz.
Ya da çocuklara bakın, o çocuklarda ailelerinin fotoğrafını görebilirsiniz.

Özetle aileler neyse çocukları odur.
Çocuklar ne olacak ve nasıl olacaksa büyük ihtimalle ailesindeki fertler gibi olacaktır.

Bu durumda ailelerin kalitesi, düzeyi, eğitim yapıları, hayatı algılayışları geleceğimizi teslim edeceğimiz nesli belirlemektedir.

Biz bazen istediğimiz kadar çocuklara "iyi" eğitim verelim.
O eğitimin hayati olması öncelikle aileye ve çevreye bağlıdır.

Aileyi ve çevreyi yani yaşanılan dünyayı düzenlemediğimiz sürece o dünyanın içinde iyi şeyle üretilmesi çok mümkün olamaz.

Altyapı eğitim süreçlerinde özellikle başta futbol olmak üzere ailelerin çocukları ile, kulüp ile, antrenörler ile ilişkileri çoğu zaman sıkıntı yaratacak boyutlardadır.

Bu biraz da ailelerin içinde bulunduğu toplumsal yapı, toplumsal tabaka ve futbol kültürü ile ilgili bir yansımadır.

Aileler çoğu zaman antrenörden, kulüpten şikayetçidirler. Bunun nedenlerini bu sayfada çok işledik.

Ama kulüpler ve antrenörler de bazı ailelerden çok şikayetçidirler. Özellikle futbol açısından daha ilgili görünen babalar bu konuda bazı sıkıntılara neden olmaktadırlar.

Örneğin;
Çocuklarına ilişkin aşırı koruyuculuk bunların başında gelmektedir.

Yine tam tersi aşırı duyarsızlık ve ilgisizlik de yanlış bir ebeveyn davranışıdır.

Futboldan anlıyor olmalarının getirdiği güvenle müdahaleci tavırlar sağlıksız ilişkilere neden olmaktadır.

Eğitim uzmanı gibi davranmaları, çocuklarına zarar verecek boyutlara ulaşan veliler vardır.

Daha kötüsü çocuklarını aşırı motive edip, onlardan yeteneklerinin çok üstünde beklentiye girmeleri çocuklarda gereksiz agresifliğe veya kaygıya neden olmaktadır.

Belli sayıda da olsa müsabakalarda hakemlere, antrenörlere karşı kaba davranan veliler, çocukları üzerinde davranış bozukluklarına yol açacak duygulara neden olabilmektedir.

Özetle; Bir toplumda bir işin çok iyi ve çok başarılı olması için o iş ile ilgili tüm aktörlerin de iyi ve başarılı olması gerekiyor.

Futbol yönetimi, antrenörü, velisi ve eğitimi aktörleri ile ilgili bir bütündür. Ayaklardan birisi eksikse problem çıkmaktadır.

Futbolda iyi olmak aile, kulüp, eğitim ve antrenör açılarından da iyi olmayı gerektirir.

YAŞ VE ÖZELLİK İLİŞKİSİ

HER YAŞIN ÖZELLİĞİ, O YAŞTA SERGİLENMELİDİR..
YANİ
HER YAŞ, YAŞINA UYGUN YAŞANMALIDIR...

Çocuklardan bazen biz büyükler gibi davranmalarını isterken,
bazen de "siz çocuksunuz, çocukluğunuzu bilin, her şeye burnunuzu sokmayın" diyen anne babalarız...

Peki bu durumda çocuklar ne yapsın?
Büyük gibi mi davransınlar?
Çocuk olarak mı kalsınlar?

Anne ve babalar ne zaman, nasıl isterlerse öyle olması gereken bir çocuk tipinden, ne tam çocuk ne de tam büyük olur.

Ortaya karmakarışık bir ruh hali olan ve yarını olmayan bir insan tipi çıkar.

Herkes yaşını ve yaşının özelliğini yaşamalıdır.

Tartışmasız doğru olan tek şey;
Herkesin her yaşta, o yaşın uyabileceği kuralları olan ama mutlaka yaşının özelliklerini sergileyebileceği bir hayatı yaşamaktır.

Gelişmek ne kuralsızlıktır ne de içinde bulunulan yaşın üstünde veya altında iş yapmaya çalışmak veya zorlanmaktır.

ASIL MESELEMİZ "MUTSUZLUKTUR"...

Mutlu çocuklar ve mutlu gençler her alanda daha başarılı olurlar.

Eğitimde de başarılı olmanın birinci koşulu "mutlu" olmaktır.
Eğitim alanlar ve eğitim erenleri ne kadar mutlu olurlarsa eğitim düzeyi o kadar artar.

Eğitimin düzeyi sadece eğitimin niceliği ve niteliği ile ilgili değil, eğitim aktörlerinin "mutlu" olup olmamalarıyla çok ilgilidir.

Verimi, başarıyı ve gelişimi doğrudan etkileyen şey "mutlu olmaktır".

Mutlu insanlar, yaptığı işi sever.
Mutlu öğretmenler öğretmekten zevk alır.
Mutlu antrenörler geliştirmekten keyif duyar.
Mutlu çocuklar ve gençler ise, öğrenmek ve gelişmekten kaçınmazlar. Dolayısıyla daha çok öğrenir ve daha çok gelişirler.

Dolayısıyla bu ülkenin her alandaki insanlarını önce mutlu olmalı ki, çalıştıkları alandaki işler de daha verimli olsun.

Bu ülkenin futbol gelişimi ve kalitesi mutlu çocuklar, mutlu gençler, mutlu antrenörler ile mümkündür.

Öncelik budur.
Mutlu olmanın ön koşulları ise değer görmek, muhtaç olmamak ve iş doyumu sağlamaktır.

Böyle olmadığı sürece futbol başta olmak üzere yaptığımız bütün işler "dostlar alışverişte görsün" diye veya kişisel tatmin peşinde koşmak için yapılır.
İkisi de sonuçları kötü olan iş üretme biçimidir.

Mutlu insanlar işini daha iyi, daha güzel yapmak peşindedirler.

Futbolumuzu kurtuluşu sadece tesis meselesi ve eğitim içeriği meselesi değildir. Asıl mesele futbol ile ilgili temel aktörlerin mutsuz olması meselesidir.

İKİ EĞİTİMCİ MODELİ

1) Mutsuz insanların bir işi mutlu olmak için yapmaları anlaşılabilir bir şeydir ama kabul edilebilir bir şey değildir. Mutlu olmak için yapılacak iş bireysel bir iş olabilir ama asla toplumsal ya da kamusal bir iş olamaz. Sonuçta ne yapıyorsa öncelikle kendisi için yapıyordur.

2) Asıl olması gereken ise ne iş olursa olsun iş yapan insanların mutlu insanlar olmasıdır.
Mutlu insanlar işi kendisi için değil, olması gerektiği için ve olması gerektiği şekilde yaparlar.

Birinci ifadedeki durumda kişi, kendini tatmin peşinde koşarken yanlış yapma ihtimali çok olan insandır. Ve çoğu zaman iş olması gereke biçimde değil, mutlu olmanın peşinde koşanın istediği gibi sonuçlanır.
Bu tür eğitimci tipi, eğitim ve eğitilenler açısından yarardan çok zararlı olabilirler.

İkinci ifadedeki yani olması gereken durumda ise kişi, mutlu olduğu ve işi kendisi için bir amaç görmediğinden işin gereklerine odaklanacak ve o gerekleri en iyi şekilde yapmayı seçecek olan eğitimcidir.
Bu tür bir eğitimci tipi eğitim ve eğitilenler açısından zararlı olma olasılığı yok denecek kadar az olan, ama yararlı olma olasılığı çok yüksek eğitimci tipidir.

NE KADAR VE NASIL ÇALIŞMALI?

PİYANO ÖĞRENCİSİNİN SORUSU, FAZIL SAYIN CEVABI... VE ALMAMIZ GEREKEN DERS...

Piyano öğrencisi Fazıl Say'a;
- Hocam "İyi bir virtüöz olmak için günde kaç saat çalışmalıyım" diye sorar.

Fazıl Say şu cevabı verir:
- "Sevdiğin kadar çalış, nefrete yönelmeyecek kadar."

BİRAZ AÇMAK VE SOMUT SONUÇLAR ÇIKARMAK GEREKİRSE;

İyi bir piyano virtüözü olmak için çok çalışmak elbette bir şarttır ama dahası çok çalışmak da iyi bir piyona virtüözü yapmaz insanı...

Buradan hareketle çok çalışmak iyi bir futbolcu olmak için gereklidir.
Ama kendini tüketecek kadar çok çalışarak iyi bir futbolcu da olunmaz.

Buradaki temel doğru ve ders, bir işi en iyi şekilde yapmak için çok çalışmak gerektiğidir.
Ama bu çok çalışmanın ön koşulları da vardır. Birincisi yeterince çalışmak, ikincisi amaçlı çalışmak, üçüncüsü konulu çalışmak, dördüncüsü ardışık/ilişkili çalışmak.. Ve beynini, bedenini ve ruhunu tüketmeden çalışmak.

Biliyoruz ki; Çocuklar okula 5 gün gider ve günde 6 derse girer çıkarlar.
Peki hepsi de aldıkları eğitim sayesinde iyi ve çok iyi yetişirler mi? Hayır.

Peki okula gitmeseler olur mu?
Olmaz.

O halde en iyi olmak ve iyi yetişmek için verimli çalışmaktır asıl olan.

Özellikle motor öğrenme dediğimiz bedenin kullanımı ile ilgili veya bedenle bir işi beceri haline dönüştürerek yapma işi için birincil koşul o işi sık yapmak ve çok yapmaktır.
Ama bunun tek bir ön koşulu bedeni veya bedenin bir bölümü ile ruhu tüketmemek, duyguyu yok etmemektir.

Bu da nereden bakarsanız bakın, futbolda altyapılar için yaş düzeyine uygun, amaçlı, konulu ve ardışık olarak yapılacak olan eğitim çalışmalarının haftada en az 4 gün ve ortalama birer saat olacak şekilde ama ideal anlamda ise aslında haftada 6 gün planlanması ve fakat kesinlikle bedensel, duygusal ve düşünsel açılardan taşınamayacak yük altına sokulmaksızın gerçekleştirilmesi en doğru olandır.

Unutulmaması gereken şey iş ne olursa olsun bir iş bedenle, düşünceyle ve duyguyla birlikte yapılır. Her üçü de yorulmamalı, tükenmemelidir.
Bir tanesi tükendiği veya yorulduğu an iş beceriye dönüşmez.

Az yetmez,
Usandırmayacak ve tüketmeyecek kadar çoktur olması gereken...

YILIK PLANLARA DAİR

YILLIK PLANLAR MANZARANIN UZAKTAN BİR FOTOĞRAFI AMA NET BİR FOTOĞRAFI GİBİDİR.

Çocuklar ve gençlerden gerçekleştirmelerini istediğimiz her şey, onların gerçekleştirmeleri gereken şeyler olmalıdır. Gerçekleştiremeyecekleri şeyler değil...

Bunun da yolu bellidir. Bu müfredat ve müfredat sonunda her yaş grubuna özgü bir yıllık süreç sonunda ulaşılması düzeyin önceden hedeflenerek yazılmasıdır.

Yıllık plan denilen şey bir yıl boyunca çalışmaların hangi ay ve hafta yapılacağını yazmak ve belirlemekten ibaret değildir.
O yıllık planın takvimsel olarak programlanmasıdır.

Yıllık plan dediğimiz, bir yıl boyunca yapılacak çalışmaların mevsimlere ve aylara göre programlanmasında asıl önemli iş o yılın ilk üç ayında, 6 ayında, 9 ayında ve sonunda hangi özelliklerin, becerilerin ne ölçüde kazandırılacağının ana başlıklar ile belirlenmesidir.

Bu belirlemenin yaş grubuna göre yıl sonunda düzey hedeflemesi yıllık palanın esasıdır.

Ayrıca yıllık planlar özellikle altyapılarda teknik, taktik ve kondisyon diye kaba, basit ve sıradan bir şekilde yazılması değildir.

Yaş grubuna göre tekniğin nasıl ve hangi boyutta, birçok algısal aktörün önem kazandığı şekliye tema olarak yazılmasıdır.

Bu hedeflenen kazanımların ne zaman, ne düzeyde ve nasıl gerçekleştirileceği ise aylık, haftalık ve günlük planların her birinde daha da detaylandırılarak planlanması ise uygulama içeriklerinin oluşturulması demektir.

Özetle yıllık plan bizler için yıl sonunda en genel anlamıyla futbol adına hangi hedeflere ulaşmamız gerektiğini gösteren en genel planlamadır. Yıllık eğitim sürecinin fotoğrafı demektir.

Uygulamaya dönük fotoğraflar ise aylık, haftalık ve elbette günlük giderek detaylandırılmış çalışma planlarıdır.

Yıllık plan bir manzaranın genel görünümüdür ama o manzarada bakıldığında görülebilecek esas özellik "şak" diye görülebilecek nitelikte olmalıdır.

MUTLU ÇOCUKLAR

"MUTLU ÇOCUK TOMOGRAFİLERİ" VE ÇIKARMAMIZ GEREKEN SONUÇ

Araştırmaya göre mutlu çocukların beyni daha çok gelişiyormuş.

Beyin taramaları gerçekleştirilen çocuklardan elde edilen veriler sevgi gören çocukların beyninin daha fazla geliştiğini ortaya koymuş.

Söz konusu çalışma beyin tomografilerinin incelenmesi ve yaşamlarının karşılaştırılması ile elde edilmiş bilgilere dayalı olarak gerçekleştirilmiş.

Tomografiler, Texas Çocuk Hastanesi Pediyatri Bölüm Başkanı Profesör Bruce Perry tarafından paylaşılarak söz konusu ilişki bulgu olarak sunulmuş...

Bunu niçin paylaştığımıza gelince;
Eğitimin her alanında eğer çocukların başarılı olmalarını istiyorsak, öncelikle onların "mutlu olmalarını" sağlamak zorunda olduğumuzu bilmek zorunda olduğumuzu hatırlatmak içindir.

Daha önceki paylaşımlarda işledik.
Bizim ülke ve toplum olarak eğitenler ve eğitilenler olarak en büyük sorunumuz "mutsuzluktur".

Mutlu olmak
1. İlkesiz,
2. Kuralsız,
3, Şımarık,
4. Her istediği karşılanan,
5. Yüceltilmiş,
6. Ayrıcalıklı olmak veya kılınmak değildir.

Mutlu olmak küçük büyük, eğiten veya eğitilen ihtiyaçları karşılanmış olmak, eşit olmak, önem ve değer görmek, dikkate alınmak, yaşam için gereken rollere sahip olmak ve özetle insan ve çocuk hakları açısından sorun yaşamayan bir hayata sahip olmak demektir.

Onun içindir ki; Futbol altyapılarında öncelikli iş ve görev çocukların mutsuz olmalarını engellemektir.

Boy, pos, beceri, teknik peşinde koşmaktan önce bunların gelişimini sağlayacak olan mutsuzluğu gidermek veya en aza indirmek futbol altyapılarının esas müfredatını oluşturmalıdır.

Çünkü bu müfredat işlenmeden ve sağlanmadan bırakınız iyi futbolcu yetiştirmeyi sıradan özelliklere sahip insan yetiştirmek bile mümkün olamamaktadır.

YAPICI ELEŞTİRİ

YAPICI ELEŞTİRİ NEDİR? NASIL YAPILIR?

"Yapıcı eleştiri, başkaları tarafından üretilen herhangi bir işe/ürüne/fikre dair geçerli olan, iyi düşünülerek ve sağlam bir mantık süzgecinden geçirilerek üretilmiş, "Kendimiz eleştirdiğimiz kişinin yerinde olsak nasıl daha iyisini üretebilirdik?" sorusuna yanıt verebilecek şekilde kurgulanmış, hem olumlu hem de olumsuz görüşlerimizi aktaran, düşmanca bir yaklaşım yerine arkadaş canlısı bir tutum sergileyen, karşımızdaki kişinin bulunduğu pozisyonu daha iyi ve üstün bir seviyeye çekmek amacıyla sarf ettiğimiz, iş/ürün/fikir sahibine zamanlı, yerinde, açık bir şekilde, detaylı ve uygulanabilir olacak biçimde sunulan eleştirilerdir" (Kaynak: evrimağacı.com)

Bu durumda biz futbol severlerin, futbol eğitimcilerinin ve işi bir şekilde futbol ile ilgili olanların "yapıcı eleştiri" yapmadığımız veya yapamadığımız ortadadır.

Eleştirmek ve özellikle yapıcı eleştiri yapabilmek için öncelikle dürüst, içten, birikimli ve çalışkan olmak şarttır.

Özetle ve somut olarak;

1) Eleştiri, geçerli olmalıdır.
2) Eleştiri, mantık süzgecinden geçirilmiş olmalıdır.
3) Eleştiri, nasıl daha iyi yapılabileceğine dair düşünceler ve öneriler içermelidir.
4) Eleştiri, olumlu ve olumsuz taraflar içermelidir.
5) Eleştiri, düşmanlık değil, dostluk içermelidir.
6) Eleştiri, karşınızdakini daha iyi bir konuma çekmek amacıyla yapılmalıdır.
7) Eleştiri, zamanlı olmalıdır.
8) Eleştiri, yerinde olmalıdır.
9) Eleştiri, açık bir şekilde ifade edilmelidir.
10) Eleştiri, detaylı olmalıdır.
11) Eleştiri, uygulanabilir olmalıdır.

Şimdi eleştiri ve özellikle yapıcı eleştiri konusuna bu maddeler açısından bakıldığında, çoğumuzun bir başkasına yönelik ortaya koyduğumuz, ifade ettiğimiz veya yazdığımız şeylerin pek de eleştir ile ilgisi olmayan şeyler olduğu ortaya çıkmaktadır.

Olması gereken eleştiri ile çamur atmayı, hariçten gazel okumayı ve dedikodu yapmayı birbirine karıştırmamak gerek.

Ne zaman ki eleştiri konusundaki düzeyimiz ve kalitemiz artmıştır işte o zaman futbol konusunda da, insani gelişim konusunda da, bilimsellik konusunda da gelişmişiz demektir.

Ya da tam tersi, ne zaman ki futbol konusunda, insani gelişim konusunda ve bilimsellik konusunda düzeyimiz artmıştır eleştir düzeyi ve kalitemiz de artacaktır.

YATIRIM FELSEFESİ

YATIRIM İNSANA DEĞİL, İNSANLIĞA YAPILIR...

Bu felsefi yaklaşımı ve modeli futbola ilişkin felsefe ve model düzenlemesine dönüştürmek gerekirse,

YATIRIM FUTBOLCUYA DEĞİL, FUTBOLCU YETİŞTİRMEYE YAPILIR.

İnsanı önemsemek insana yönelmekle olur. İnsana yönelmek tek bir insana değil, topluma yönelmekle gerçekleşir.

Ekonomide, sağlıkta, eğitimde yatırın kişi ya da kişilere yapılmaz. Topluma yapılır. İnsan toplumda yetişir ve toplumda var olur çünkü.

Toplumsal düzen iyiyse, düzenliyse, güzelse, ilkeli ise, çalışkansa, dürüstse toplum da öyledir. Toplumu oluşturan insanlar da....

ÜRÜN MÜ? ÜRÜN YETİŞTİRME Mİ?

İYİ ÜRÜN ALMAK İÇİN ÜRÜNE DEĞİL, ÜRÜN YETİŞTİRMEYE YATIRIM YAPILIR.

İyi ürün yetiştirmek için ürüne yatırım yapılmaz.

Ürünün yetişmesini sağlayacak faktörlerin tümüne yatırım yapılır.

Örneğin iyi buğday, iyi sebze, iyi meyve yetiştirmek ve üretmek için önce uygun tarım arazisine sonra o arazinin kendine (tarlaya) yatırım yapılır.

Sonra o tarlanın uygun hale getirilmesine yatırım yapılır. Daha sonra ürünün yetişmesi için gereken diğer tüm faktörlere makine, işçilik, gübreleme, zirai mücadeleye vb. yatırım yapılır.

Dahası var.
Ürünün risklere karşı zarar görmemesi için korunup kollanmasına yatırım yapılır.

Ve sonunda ürünün değerlendirmesine, pazar ulaşımına ve sunumuna yatırım yapılır.

İşte bunların hepsinin toplamı ürüne yatırım yapmak demektir.

Ama... "Yoooo bunlara hiç gerek yok, hazır ürünümüzü alalım, keyfimize bakalım" demek de bir tür çözümdür.

Lakin bunun için korkunç gelir kaynaklarınızın veya bitmeyecek mirasınızın olması gerekir.
Aksi halde önce borçlanır sonra batarsınız.

Eğitimde çocuklara yatırım yapılmaz.
Eğitim ürünü üretmeye yatırım yapılır.
Eğitim ürünü "gelişim", eğitim ürünü üretmek ise geliştirmek demektir

Eğitimde gelişime ve geliştirmeye yatırım yapılır.

Gelişime ve geliştirmeye yatırım yapmak demek müfredata, okula, alanlara, araçlara, gereçlere, öğretmenlere, yatırım yapmak demektir.


Somutlarsak önce antrenörlere, alanlara, tesislere ve sisteme yatırım yapmadan ve bu yatırımı tüm topluma ulaşılabilir kılmadan futbolcu / ürün yetiştiremezsiniz.

Yetişse dahi devam ettiremezsiniz.
Uluslararası düzeyde rekabet edecek düzeylere taşıyamazsınız.

ÖZGÜVEN ve MEGALOMANİ

Bilindiği üzere kendine olan güven yani yeterlilik duygusu "özgüven" olarak tanımlanmaktadır.

Lakin özgüvenin gereğinden fazlası ve sınırlarının aşılması durumunda, artık bu bir özgüven değil, "özgüven sapması" diyebileceğimiz megalomani ve onun çeşitleri olan bazı duygusal sapkınlıklara dönüşebilmektedir.

Bunlar özetle ve genel hatlarıyla en basitinden en ağırına doğru;
1. Kendini beğenme,
2. Kendini farklı görme,
3. Kendini üstün görme ve
4. Kendine hayran olma
şeklinde bazı psikopatalojik olarak olarak ifade edilen "kişilik bozuklukları şeklinde gelişebilmektedir.

Özgüven duygusunun herkesi eşit olarak görme kuralı ve ilkesi içinde kendine güvenme açısında gerekli ve yararlı bir kişilik gelişimi özelliği olduğu gerçektir.

Kendini tanıma ve farkında olma özgüvenin yararlı sonuçlarından birisidir. Ama bu kendini tanıma ve farkında olma,başkalarından farklı olmaya dönüşmeye başladığında sağlıksız dönüşüm de başlamış demektir.

Veliler, öğretmenler ve antrenörler için çocuklarda özgüven oluşturmada kritik eşik, çocuğun kendine ayrıcalıklı muamele yapılmasını istemeye başlamasıdır.

Ayrıca arkadaşlarını küçümsemeye ve alay etmeye başlaması veya kendisinin sürekli baş aktör ve figür olmayı istemesi gibi davranışlar üzerinde durulması gereken konulardır.

Özgüvenli çocuklar, kişilikli olurlar.
Ama özgüven ile megalomani arasındaki sınırı belirleyecek olan öncelikle eğitimciler ve velilerin eşitlikçi tutum ve davranışlarıdır.

Kendi özelliklerinin farkında olmak demek kendini her açıdan üstün görmek demek değildir.
Çocuğa bu öğretilmelidir.

Hele takım sporlarında bu çok daha önemli bir konu olmaktadır....

GÖRSEL UYARAN VE FUTBOL EĞİTİMİ

FUTBOL GÖRSEL UYARANLARIN ALGILANMASI SONUCU OYNANAN BİR OYUNDUR...

GÖRSEL UYARANLARA DAYALI OYUNLAR İŞİTSEL VE DOKUNSAL UYARANLARA DAYALI EĞİTİM UYGULAMALARI İLE GELİŞTİRLEMEZ.

Futbol oyunu ve aslında işin içinde top olan tüm oyunlar görsel uyaran ve görsel uyaranların algılanması ve değerlendirilerek ne yapılmasına karar verilip, gereken hareketin/becerinin yapılmasına dayalı olarak gerçekleşirler.

Eğer bir spor veya bir oyun uyaran karakteri nasılsa, diğer tüm gerekli olan öğrenmeler ve becerileri o uyaran karakterinin gerektirdiği şekilde elde etmek yani kazanmak son derece önemlidir.

Eğer bir oyun işitsel karakterli ise duymaya dayalı olarak çalışılır ve geliştirilir.

Dokunmaya dayalı ise temasa dayalı çalışılır ve geliştirilir.

Görmeye ve gördüğü şeye göre davranmak gereğine dayalı tüm oyunlar, gördüğün şeyin ne olduğuna , nasıl olduğuna, nerede olduğuna ve ne zaman olduğuna dayalı olarak pozisyon almayı ve gereken beceriyi sergilemeyi gerektiren oyunlardır.

Özetle futbol rakibi ve özellikle de topu görerek ve gördüğü neznelerin konumu, hızı, zamanı, ve durumuna göre davranış ortaya koymayı gerektiren bir oyundur. O halde bu oyun ile ilgili olarak öncelikle hareket gelişimi ve eğitimlerinde, sonrasında temel teknik beceri ve eğitimlerinde, temel ve esas taltik beceri ve eğitimlerinde ve hatta biyomotor özelliklerin gelişimi ve eğitiminde sürekli durum, an, hız,değişikliği yaratmak ve yaratılan bu değişiklikleri görsel olarak algılanmasından sonra yapılmasını sağlayacak eğitim ortamları sağlamamız çok ama çok değerli olmaktadır.

Örneğin bir futbolcu düşünün. Çok iyi bir tekniğe sahip ama rakibin durumuna göre veya takım arkadaşının durumuna göre o an için gereken teknik beceriyi gerçekleştiremiyor.
Çünkü uyarana göre gerekenin yapılması boyutlu çalışmalardan mahrum kalmış.
Bu futbol eğitimi için tam anlamıyla bir felakettir.

İyi futbolcuları iyi analiz ediniz. Tümünün asıl özelliğinin topun ve rakibin o an için durumuna göre iyi davranış sergileyenler olduğunu görürsünüz.

Futbol temel eğitimine ilişkin tüm eğitim çalışmaları görsel uyaran vererek ve görsel uyaranlar ile kodlanarak yaptırılmalıdır. Bu özelliğin geliştirilmesi demek iyi futbolcu olmanın ön koşuludur.

FRANZ BECKENBAUER ve ALTYAPI

Franz Beckenbauer 1994-2009 yılları arasında Bayern München Kulüp Başkanıdır.

Ama daha önemlisi dünya futbol tarihinin ilkleri içinde yer alan futbolcularındandır.

Uzun yıllar aynı kulübün ve Alman milli takımının dünya ölçeğindeki yıldızıdur. Tam bir futbol fenomenidir.

Dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en özel ve en güzel liberosudur.
Futbolda "tek libero" mevkisindeki futbol sanatçısı ve satranç oyuncusudur.

Bakınız Franz Beckenbauer Bayern Münih kulüp başkanı olduğu 90'lı yıllarda altyapılara ilişkin bir konuçmasında neler söylemiş;

"Hedefimiz en az 3 oyuncuyu 1.lige hazır hale getirmektir. Bizim esas sorumluluğumuz orta vadede kendi oyuncularımızın büyük bölümünü A takımı için eğitmektir.Bu proje için zamana ihtiyacımız olduğunun bilincindeyiz. Bu yüzden altyapı takımlarımızı başarı baskısı altına almıyoruz" (TFF Futbol Eğitim Dergisi, 1998, Sayı 6).

Altının çizilmesi gerekenler belli aslında;
1. En az 3 oyuncuyu 1. lige hazır hale getirmek,
2. Orta vadede A takımının çoğunluğunu altyapıdan gelen oyuncular ile oluşturmak,
3. Altyapının bir süreç meselesi olduğunun bilincinde olmak,
4. Altyapılarda yaş grupları şampiyonluğu iyi ve özellikli oyuncu yetiştirmenin bir ölçütü olmadığının farkında olmak...

Bir cümlede bu kadar fazla ve çok doğru ilkeleri ve gerekleri söyleyebilmek muhteşem bir başkanlık örneği olsa gerektir.

Ne dersiniz?
Bizler için böyle bir açıklama bugün dahi bir hayal, öyle değil mi?

Bugün herkes eğer Bayern Münih diye bir takımı biliyor ve tanıyorsa bunun nedeni işte bu anlayıştır.
Yine tüm dünya "Almanya futbolu" diye bir şeyden söz ediyor ve etmek zorunda kalıyorsal nedeni işte bu felsefedir.

Üstelik bu anlayış 1990'lı yıllarda Almanya futbolda dünyanın yine en iyilerindendi... Yani bu anlayış bir başladı mı asla bitmemesi gereken bir anlayıştır.

Daha önceleri ne demiştik;
Üstyapılar hayattır. Hayatın kendisidir.
Altyapılar ise o hayata can verendir. Hayatın devemlılığıdır.

Üst yapılarınız neyse altyapılarınız o'dur.
Altyapılarınız nasılsa üst yapılarınız da öyle olur.

Peki, nereden başlamak gerekir derseniz;
Aynı anda her ikisinden de birlikte başlamak gerekir.
Çünkü nesil denilen şey devam eden bir şeydir.
Hayatı bir yerden kesip tekrar yeniden başlatamazsınız.

BENZETME ÜZERİNDEN MEVKİ SEÇİMİ

BİR ÖRNEK ÜZERİNDEN FUTBOLDA MEVKİ SEÇİMİ VE MEVKİLERE YÖNELME YAŞLARI

Kişiler bebek yaşlarda otomobile bindirilirler. Ama otomobile bindiklerinin farkında bilde değillerdir.

2-3 yaş farkındalık bindiği şeyin otomobil olduğunu anlamayacak düzeydedir.

4-6 yaşlarda otomobili kabaca fark ederler, ayrıntılara çok uzaktırlar.

8-9 yaşlarında ise otomobil iyice belirgin bir nesne olmaya başlar.

10- 12 yaşlarında otomobil kullanmayı düşünmeye başlarlar.. Hatta heves etme başlar. Hatta üzerine düşülürse öğrenebilirler dahi..

12-15 yaşlarotomobili çok rahat kullanma becerisine kavuşurlar.

Ancak sağduyu, olgunluk, öngörü ve güvenlikli otomobil kullanma 17-18 yaşlardan itibaren başlar.

Futbolda mevkiler ve mevki seçimi de aynen bun yakın ve buna benzer bir şekilde seyreder.

MEVKİ SEÇİMİNİN EĞİTİM İÇERİĞİNE UYGUNLUĞU NEDİR?

FUTBOLDA MEVKİ SEÇİMİ İLE FUTBOL EĞİTİMİNİN YAŞ VE İÇERİK PLANLAMASI BİRBİRİ İLE PARALEL ŞEKİLDE DEVAM EDEN BİR SÜREÇTİR.

Futbolda ve çoğu spor branşında (yüzme ve cimnastik sporlarını bir yana bırakırsak, esasen tartışmalı bir konudur) formal/sistematik eğitime başlama ve eğitimin zamanlama planlaması nedir? Ve ne olmalıdır? Sorusuna verilecek cevap, okullaşma zamanlaması ile aynı şeydir şeklinde olmalıdır.

Eğitim zamanı: Formal eğitime (sistematik ve programlı eğitime) başlama yaşını ifade eder. Ama öte yandan doğal ve informal eğitim dediğimiz kendiliğinden ve nesnel koşulların gereği olarak yaşama başlama ile başlayan ve ömür boyu devam eden bir süreç olduğu da bir gerçektir.

Eğitimcilik ve formal, örgün eğitim, okullaşma, programlı ve sistematik eğitim bağlamında yüzyıllardır gerek deneysel, gerek her türlü bilimsel ve deterministik çalışmaların öngördüğü ve tescil ettiği şekliye eğitim planlaması ve eğitim yaşı okullaşma yaşı ve okul eğitimi planlamasıyla örtüşür veya çakışır hale gelmiş bulunmaktadır.

Bu bağlamda okullaşma zamanı
Okulöncesi dönem çocukları için 3-6 yaş arasını kapsar.
Hazırlık sınıfı (geçiş sınıfı) 60-72 ay arasını kapsar.
İlkokul süreci ideal anlamda 8-9 ve 10-11 yaşlarını içine alan dönemdir veya olmalıdır.
Ortaokul süreci biliş ve sosyal gelişim açısından ideal anlamda 12-15 yaş, lise eğitimi ise 15-18 yaşları süreçlerini kapsar ya da kapsamalıdır.
Bu planlama çocukların düşünce/biliş, duygu, hareket ve bedensel gelişimleri göz önüne alınarak yapılmış planlamadır.
Şimdi geliniz bunu futbol açısından değerlendirerek eşleştirmeye çalışalım;

1. 3-6 yaş düşünce, duygu, beden ve hareket gelişim açısından futbolda hareket gelişimi açısından programlı, futbol açısından sadece yerdeki nesnelere tekme atma ve giderek amaçlı tekme atmaya doğru gelişen bir süreci ifade eder.
3-6 yaş daha çok nesne kontrolü, yer değiştirme ve dengeleme hareketlerinin temel anlamda yapılabilirliğinden giderek daha kolay ve iyi şekilde yapılabilirliği ile ilgili olmak zorundadır.

Bazı yaz okullarında bu yaşlarda futbol eğitim gibi ifadelerden söz edilmektedir. Bu yanlıştır ve bir aldatmacadır. Bu yaşlarda "hareket eğitimi ve gelişiminden" söz edilmelidir.

2. HAREKET EĞİTİMİ ve FUTBOL

Hareket dediğimiz şey en basit ama en kapsayıcı tanımla; İnsanoğlunun dünyaya geldikten 9 aya kadar devam eden bilinç dışı refleks şekilde gerçekleştirilebilen, buradan 2 yaşına değin ilkel hareketler dediğimiz şekilde amaçsız ama bilinç merkezli devam eden, daha sonra da amaçlı olarak "temel hareketlere" dönüşen ve sürekli evrilerek gelişen ve 7-8 yaşlarından itibaren farklı durum, koşul ve amaçlar için kullanılmaya başlamasını ifade eden ve son olarak da 15-16 yaşlarına değin hem yapılış şekli hem de yapılış amacına göre mükemmelleşen beden kullanımı yeterliliği ve becerileri demektir.

İnsanoğlu 0 yaşından 15/16 yaşlarına değin hareket dediğimiz "bedenini kullanmada" ulaşabileceği en üst beceri düzeyine ulaşır.
Sonrası süreç bir geliştirme değil ama belli düzeyde telafi etme süreci ve artan kuvvet, hız ve dayanıklılık bağlı olarak performans amaçlı kullanabilme farklılık yaratma süreci demektir.
Tüm dünyada ve tüm insanoğlunun önce yaşamı devam ettirmek için ve sportif alanda mükemmel olmak için gerçekleştirmek zorunda olduğu hareketler sadece ve sadece üç kategoriden oluşur.

Bunlar;
1. Dengeleme hareketleri
2. Yer değiştirme hareketleri
3. Nesne kontrolü (kullanımı) gerektiren hareketlerdir.
Hareket gelişimi dediğimiz şey işte bu hareket sınıflaması içinde yer alan çeşitli hareket uygulamalarının sayıca çok az 9. aya kadar refleks hareketlerden başlayıp giderek sayıca ve kalite olarak artan şekilde 15/16 yaşlara kadar mükemmelleşmesi süreci demektir.

Bu hareketlerin spor dallarına göre bazılarının daha öne çıkması ve daha mükemmelleşmesi yanında, tüm hareket çeşitlerinin ve uygulamalarının o spor branşına özgü dönüşümü ve oryantasyonu söz konusudur.
Yani denge hareketleri, yer değiştirme hareketleri ve nesne kullanımı gerektiren hareketler basketbolda da, cimnastikte de, volaybolda da ve futbolda da vardır ama yapılan işe göre farklılaşma ve kullanım biçimlerinde göre özgünleşerek vardır.
İşte hareket gelişimi ve futbolu bu açıdan ele almak ve altyapı eğitimlerini temel eğitimden başlatırken buna göre bir program geliştirmek zorunluluğu söz konusudur.

Peşinde olduğumuz ve eğitsel amacımız şudur;
Önce saptamalar:
1. Futbol oyunu "top ile hareket" ilişkisi ile ilgili bir oyundur.
2. Futbolun gelişimi ve ilerlemesi demek hareket gelişimi ve ilerlemesi demektir.
3. Futbol oyunu ile ve futbol oynayan oyuncu ilişkisi esasında "top ve hareket" ilişkisinden ibarettir. Dolayısıyla topun hareketini yaratan esasında hareketin top ile olan ilişkisidir.
4. Futbol oyunu başlangıç aşamasından, ulaşılabilecek en zirve aşamasına değin "hareket ve top" ilişkisindeki beceri gelişiminden başka bir şey değildir.
5. Futbol ve oyun performansını belirleyen ise; Bu becerilerdeki düzeye ilaveten çeşitlilik, hız, zamanlama, mekan-alan kullanımı ve sürekliliktir.

Bu durumda futbol eğitiminin 2-7 yaş arası informal, 8 ve üstü yaşlarda formal olarak "hareket eğitimi" temelli ve "hareket ve top ilişkili" amaçlı olması gereği gayet açık değil midir?
Bu durumda futbol eğitimlerinin çerçevesini ve içeriğini hareket gelişimi ve süreci ile "hareket ve top" ilişkileri üzerinden düzenleyerek tekrar ele almak gerekir.

Nasıl?
Hareket Türleri, Çeşitleri ve Uygulamalarını top ile ilişkili hale getirerek ve uygulamaları bu şekilde dönüştürerek.
TOP kullanılarak DENGELEME hareketleri
• Eğilme
• Esnetme
• Düşme-Kalkma
• Dönme
• Salınma
• Ağırlık aktarma
• Atlama konma
• Başlama durma
• Oturuşlar
• Duruşlar
• İtme
• Çekme hareketleri
TOP kullanılarak NESNE KULLANIMI GEREKTİREN HAREKETLER (Branşa futbol ise ayak ve bacak kullanımı ağırlıklı)
• Atma
• Tutma
• Fırlatma
• Çekme
• İtme
• Asılma
• Bastırma
• Çevirme
• Döndürme
• Yuvarlama
• Sallama
• Tekmeleme/ayakla vuruş
• Durdurma
• Vole
• Raket ya da bir nesne kullanarak vurma
TOP kullanılarak YER DEĞİŞTİRME HAREKETLERİ
• Emekleme-sürünme
• Yürüme
• Koşma
• Atlama
• Yuvarlanma
• Tırmanma
• Sıçrama
• Sıçramalı atlayış
• Galop
• Kayma

Futbol, bebeklik ve çocukluktan itibaren yapılan tüm davranışlar, en üst düzeydeki üstyapı oyuncusunun futbol oyununa kadar hareket analizi açısından aynıdır.

Değişen hareket çeşitliliği, sayısı, becerisi ve hızıdır.
O halde hareket gelişimini asıl olarak kabul eden "hareket ve top" ilişkisi gelişimi amaçlı bir eğitim anlayışı ve içeriği olması gereken FUTBOL EĞİTİMİ demektir.

NOT: KALECİLİĞE YÖNELME VE YÖNLENDİRME MESELESİNİ DE BU ANLATILANLAR IŞIĞINDA ELE ALMAK GEREKİR.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...