28 Nis 2017

Çocukları ve Gençleri Hayata Hazırlamak


ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ HAYATA HAZIRLAMAK, HAYATI ZORLAŞTIRARAK DEĞİL,
HAYATI ONLARIN TAŞIYABİLECEKLERİ HALE GETİREREK MÜMKÜN VE DOĞRUDUR.

Çocukları ve gençleri hayatın zorlukları ile bir an önce karşılaştırmak onları hayata hazırlamaz.
Onları yorar, yabancılaştırır, yetersizlik duygusuna neden olur, bunaltır, olumsuz ve kavgacı yapar.
Çocukları ve gençleri hayata hazırlamak demek, onları baş edebilecekleri ve üstesinden gelebilecekleri görev ve sorumluluk vermek demektir.
Fazlası hayata hazırlamaz. Hayattan koparır.

Futbol hayatı da böyledir.
Çocukları ve gençleri en başından başlayarak gelişim çağının sonuna kadar teknik, taktik ve kondisyonel açıdan yerine getiremeyecekleri iş ve görevler ile savaş haline sokulmuş müsabaka ortamlarına sokmak onları "iyi futbolcu" yapmaz.
Ya sıradan futbolcu yapar, ya egoist futbolcu yapar ya da futboldan uzaklaştırır.

Eğer hayatın zorlukları ile çocuk yaşta karşılaşanlar çok başarılı insanlar olsalardı, anasız, babasız büyüyen ya da terk edilmiş insanlar ilerleyen yaşamalarında çok başarılı ve çok mutlu insanlar olurlardı.
Ama ne yazık ki genel olarak öyle değildir..

Onun içindir ki;
ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ HAYATIN ACIMASIZLIĞI İLE KARŞILAŞTIRARAK EĞİTMEYİ DÜŞÜNMEK YERİNE, HAYATI ACIMASIZ OLMAKTAN ÇIKARMAK DAHA DOĞRU VE DAHA GERÇEKÇİ BİR DÜŞÜNCE VE TAVIRDIR.

Futbolu da buna göre uyarlarsak, çocukları ve gençleri futbolun acımasızlığı ile karşılaştırarak eğitmek yerine futbolu acımasız olmaktan çıkarmak gerekir.

GELİŞİM LİGLERİ, ALTYAPI MÜSABAKALARI

GELİŞİM LİGLERİ, ALTYAPI MÜSABAKALARI VE GENEL OLARAK FARKLI SKOR İLE BİTEN MÜSABAKALAR BİZE BİR ŞEYLER SÖYLER.

Çocuk veya gençlerin müsabakasında, maçın sonucu skor olarak "hezimet" diye tanımlanan şekillerde bitiyorsa, orada eğitim ve gelişim adına bir süreç ve bir müsabakadan söz etmek mümkün değildir.

Birincisi altyapı eğitimi ile ilgili gelişim liglerinde "hezimet" diye bir kavram, düşünce olmaz, olmamalıdır.
İkincisi eğer çok farklı skorlar ile biten müsabakalar varsa bu altyapılar adına bir fırsat eşitsizliğinin ve imkan yokluğunun göstergelerinden birisidir. Fırsat ve imkan eşitsizliği ilgili kurum ve kuruluşların ayıbıdır.

Üçüncüsü 5-0 veya benzeri skorlardan tutunuz 10-0 veya benzeri skorlar ile biten müsabakalar, skoru elde edenleri geliştirmeyeceği gibi, kaybedenlerin deneyim elde etmeleri ile sonuçlanmaz. Bu tür müsabakalar her iki takımda yer alanlar için bireysel farkındalıklar açısından gereksiz ve olumsuz duygu ve düşünceler oluşturulmasına neden olur.

Ve dördüncüsü, eğer bir maçın skoru çok farklı bitiyorsa orada müsabakadan söz edilemez. Farklı sonuç elde eden takım iyi oynadığı için değil, karşısında takım olmadığı için kazanmış demektir.

Rekabetçi Eğitim Anlayışı


SPOR EĞİTİMİNDE "REKABETÇİ ANLAYIŞ" SANILDIĞI VE SÖYLENDİĞİ GİBİ "GELİŞTİREN" ve "GELİŞİME NEDEN OLAN" BİR ANLAYIŞ DEĞİLDİR.

Eğer eğitim içeriğinizi ve anlayışınızı "diğerinden daha iyi olma"ya dayalı rekabet etmek gereği üzerine kurarsanız, elinizde kalanlar en iyi olanlar ve olacaklar değil, "en güçlüler ve en duyarsızlar" olur.

En güçlü ve en duyarsız olanların "en iyi" olduklarını ise asla bilemezsiniz.
Çünkü ilerleyen süreçte en iyi olma olasılığı olanlar çoktan elenmiş veya beğenilmemiş ve gönderilmiş olanlar olabilecektir.

Çünkü gelişim denilen süreç devam ediyorken, öğrenme denilen süreç ise hiç bitmiyor iken "rekabet" ettirilerek kaybedenler ile "kazananların" en iyi ya da en kötü oldukların değerlendirmesi aslında bir felakettir.
Oysa insanların en iyi olabilmeleri için deneyim yaşamaya ihtiyaçları vardır.

Rekabet ise iyi olmak için gerekli olan süreci ve deneyim yaşamayı engelleyen veya sona erdiren bir ortam yaratır.
Çocuklar ve gençler rekabete dayalı olarak gelişmezler, sadece birbirlerine üstünlük kurmayı öğrenirler.

Birbirlerine üstünlük kurma çabasının kişileri geliştirdiği sanılır. O bir anlık ya da bir süreçlik yanılsamadır. Çünkü üstünlük kuranın tek bir özelliği ile öne çıkmış olmasının bir sonucudur.
Bu gelişimin bir göstergesi değildir. Hele hele hedefe yönelik bir gelişim göstergesi hiç değildir.
Gelişmiş olmak giderek artan ve artarak sürdürülen özellikler ve özelliklerdeki değişim demektir.
İşte rekabet bunu engeller. Çünkü üstünlük kurmada kullanılan o tek özellik başatlaşır. Yani o özellik tek ve biricik önemli özellik olur.
Başatlaşan özellik ise giderek tek dayanak ve tek gösterge haline gelir. Bu ilerleyen eğitim ve performans sürecinde fakirleşme, sığlaşma, yetersiz kalmaya neden olur.
Kendisine karşı üstünlük kurulan ise zaten tükenmiş veya tüketilmiş demektir.
Dolayısıyla her ikisi için de gelişim sonlandırılmış demektir.

Rekabet ne yazık ki işte budur.
Futbol eğitimi sürecine hiç bu gözle baktınız mı?
Lütfen bakınız.

Gelişmeye açık ne çok çocuk ve genç yitirdiğimizi ve kazandığımızı sandığımız ne kadar gencin aslında özellikli oyuncular olmadıklarını gördüğümüzde rekabetin öyle sanıldığı gibi geliştiren bir şey olmadığı aklımıza gelsin.
Rekabet eşitlerin olduğu ortamlarda ve performans sürecinde anlamlı ve gerekli olabilir.

4 Mar 2017

YARATICILIK VE YARATICI OYUNCU ÜZERİNE

1
Aslında yaratıcılık ve yaratıcı oyuncu konusu "top" ile oynanan tüm oyunlar için geçerlidir...
Futbol eğitim uygulamalarında çocukları ve gençleri öncelikle ve ağırlıklı olarak koşmaya yönlendirmek ve özendirmek yaratıcılık konusunda üzerinde düşünülmesi gereken sorunlar yaratabilmektedir.

Çünkü çok koşmaya veya devamlı şartlandırılmış çocuk ve gençlerden "yaratıcı" oyuncu çıkma olasılığı azalmaktadır.
Neden?
Çünkü; Çok koşan bir kişinin, çok şeyi bir arada düşünebilmesi ve düşündüğü bir çok şeyi pratiğe dönüştürmesi zordur.
Koşan birisi için zaten buna gerek de kalmaz. O koşma anında koşmanın kendisi ile ilgilidir.
(Ama koşmalara topu ekler ve topu koşmaların bir parçası haline getirirseniz durum değişir).

Günlük hayatımızdan örnekle devam edelim.
Yürüyüş yaparken veya otururken hem daha çok ve hem de daha farklı şeyler düşünebiliriz. Ama koşmaya başlayınca, koşu uzunluğu ve hızı artmaya başlayınca düşünme verimi düşer.
Koşu hızlandıkça farklı şeyler düşünme becerisi azalır. Bunun yapılan işe odaklanma zorunluluğu ile ilgisi vardır.
Yaratıcılık denilen şey, yapılan iş ile ilgili olarak farklı seçenekleri düşünmek ve uygulayabilmek demektir.
Futbolda yaratıcılık top ile ilgilidir. Çünkü oyunu belirleyen ve yöneten şey toptur. O halde her şey topun yönetilmesi ve yönlendirilmesi ile ilgilidir.
Dolayısıyla futbolda top ile ilgili yaratıcılık farklı şeyleri, farklı biçimlerde ve farklı durumlarda uygulamak demektir.

Buna göre topsuz yapılan tüm çalışmaların yaratıcılık açısından amacı olmayan çalışmalar demektir.
Topun olmadığı koşmalar farklı şeyleri, farklı biçimlerde ve farklı koşullarda uygulama imkanını ve fırsatını ortadan kaldırmak anlamına gelir. Çünkü yaratıcılık deneyimi sunmaz.
Özetle topun işin içinde olmadığı koşular ve davranışlar yaratıcılığı geliştirmez.
Çok koşmaya dayalı eğitim uygulamaları, atletik özellikli çalışmalar, top ile ilgili farklı şeyleri uygulamayı fırsatı ve imkanını vermez.

Yaratıcılık denilen özellik;
Top ile ilgili becerilerin oyun akışı içinde, oyunun ortaya çıkardığı fırsatlardan yararlanarak sergilenmesine dayalı gelişir.

2
Birinci bölümde yaratıcılık için iki noktanın altını çizmiştik. Futbolda yaratıcılık ve yaratıcı oyunculuk gelişimi için en önemli ön koşul top ile ilişki becerilerin önemi ve gereği üzerinedir.
İkincisi aşırı oranda koşu dayanıklılığı ve devamlılığı yaratıcılık için belirleyici oladığı gibi engelleyici de olabilmektedir...

Oyuncuları bir çok ölçüte veya bakış açısına göre ya da özelliğe göre sınıflamak mümkündür.
Örneğin oyun akışı için oyuncu ihtiyaçlarına göre
1. Verimli oyuncu
2. Çalışkan oyuncu
3. Yaratıcı oyuncu
tiplerinden ve sınıflamasından söz edilebilir. Bu sınıflama uyarında belirlenen oyuncu tiplerinin hepsine ihtiyaç duyulduğunu söylemek mümkündür.

Üçünü bileşimi olan oyuncu tipi neredeyse mümkün değildir.
Mümkün olan ise genellikle şudur;
Çalışkan oyuncuyu daha verimli, kılabilmek.
Ya da verimli oyuncuyu biraz daha çalışkan kılmak.
Ama yaratıcı oyuncunun asgari düzeyde çalışkan ve verimli olması yeterlidir.
Çünkü yaratıcılığı için zinde kalmaya, düşünmeye, farklı şeyler yapmaya ve herkesin görmediğini veya tahmin etmediğini denemeye yönelik kişiliği ve becerisini uygulamaya koyabilmek için rahat olmaya, serbest veya daha bağımsız davranmaya ihtiyacı vardır.
Bu tür oyunculara yaratıcılığın gerektirdiği serbestlik verilmelidir.
Örneğin Mesut Özil adlı oyuncuya taktik açıdan görev kısıtlayıcı bir görev verirseniz ve bu taktiğin içinde savunmaya yönelik görevler ağırlıktaysa, hele hele onu adam adama savunma yapmaya zorlarsanız veya savunma öncelikli, kendi yarı alınında oyunu benimseyen bir oyun tercih ederseniz ondan asla verim alamayacağınız gibi çık sıradan bir oyuncu tipi ortaya çıkarmış olursunuz.

Yaratıcı oyun ve oyunculuk için çocuk ve gençlere oynadıkları bölge ya da mevkide durumun gereği olan hareket ve beceriler dışında farklı bir şeyler denemesine izin verilmesi kadar, oyun akışına ilişkin davranış sorumluluğu vermek ya da önermek çok daha önemlidir.
Yani, oyun anlayışı ve oyun içindeki taktik görevlendirmeler yaratıcı oyuna izin verecek bir yapıda olmak zorundadır. Yaratıcı oyun için yaratıcı taktiklere, yaratıcı taktikler için de yaratıcı oyunculara ihtiyaç duyulması birbiri ile ilgili şeylerdir.

Yaratıcı oyuna izin vermeyen oyun ve çalışmalarda yaratıcı oyuncu yetiştirme ihtimaliniz azalır.
Mevkilere gelince en az yaratıcı oyun ve oyuncu savunma oyuncuları ile ilgili olduğu düşünülür. Bu çok doğru değildir. Her mevkinin yaratıcılığı farklı özellikler gösterir.
Tek tip yaratıcı oyuncu türü yoktur. Biz genel olarak yaratıcı oyuncuları orta saha ve forvet açısından değerlendirme eğilimi içindeyiz. Bu durumda da yaratıcı çalışmalar diye her mevkideki oyuncuya aynı şeyler yaptırıyoruz.

Oysa yaratıcılık mevkilere göre yaratıcılık meselesidir ve o mevkinin yaratıcılığın özellikleri ve oyunları farklıdır.
Günümüzün en etkili ve önde sayılan savunma oyuncularını iyi analiz ederseniz onların sadece savunma özellikli iyi oyuncu olmaları ile değil, savunma oyununda da yaratıcı özelliklere sahip olduklarını görebilirsiniz.

FUTBOL AHLAKI MI? GENEL AHLAK MI?

BAĞIMSIZ ya da TEK BAŞINA "FUTBOL AHLAKI" DİYE BİR ŞEY OLMAZ.
AHLAK (=DEĞERLER) SAHİBİ OLMAK DİYE BİR ŞEY VARDIR.
AHLAK (DEĞERLER SİSTEMİ) ÖNCE TOPLUMSAL SONRA BİREY VE YAŞAM ALANLARI İLE İLGİLİDİR.

Değerler sistemi" olarak adlandırılan ahlak, en tartışmalı konulardan birisidir.
Çünkü coğrafyalardan coğrafyalara göre edinilmiş gelenek ve görenekler ile ilgili olduğu için bir topluma göre ahlak olan şey diğerine göre olmayabilmektedir.

Ama evrensel ve yerel anlamda standart bir ahlakı, yani değerler sistemini tanımladığımızda karşımıza şunlar çıkar;
1. Karşısındakine, onun yaşam hakkına ve sosyal haklarına önem ve değer verip, gereği gibi davranma,
2. Kendisine ait olmayanı ve hak etmediği hiç bir şeyi elde etmeme etmeye çalışmama,
3. İşini, görevini ve sorumluluklarını olması gerektiği gibi yerine getirme,
4. Herkesi eşit görme ve adil davranma,
5. Çalışanı, üreteni, fark yaratanı değerlendirme.

Bu açıdan bakıldığında toplumsal yaşamda sahip olunan değerler sistemine bir bakmak gerekir.
Toplumsal yaşama bakınca bu değerlere ne ölçüde sahip olunup olunmadığı ve bu değerlere ne ölçüde uyulup uyulmadığı bireysel ve toplumsal olarak ne durumda olduğunuzu ortaya koyar.

Yeryüzündeki ülkeler coğrafyasına bakıldığında ise, bu değerlere yüksek ölçüde sahip olan ve olmayan toplumları daha net anlayabilmek ve görebilmek mümkündür.
Bu değerlere uyanlar ile uymayanların içinde bulundukları yaşam biçimi, ekonomik ve kültürel yapıları da nasıl bir değerlere sahip olunması gereğini ortaya koyar.

Futbolu bundan ayrı bir yere koyamazsınız.
Toplumsal ahlakınız neyse genel olarak futbol ahlakınız da o'dur.
Futbol ahlakından kasıt; sadece müsabaka anında kavga etmemek, ise o zaten ahlak ile değil "ilkel" olup olmamak ile değerlendirilecek bir şeydir.
Özetle yukarıdaki beş madde ile belirtilen toplumsal ahlak değerlerini ve uygulamalarını bireysel ahlaka ve futbola uygulayınız, ortaya çıkan şey; ahlak sahibi insan, ahlaklı futbol çıksın.

Dışarıda ahlaklı oyunda ahlaksız olunamayacağına göre ahlak öncelikle belli bir değer sistemine sahip olma ve bunu takiben doğal olarak bunun futbol anlayışına ve davranışlarına yansıması ile ilgili bir durumdur.

YAPILMASI GEREKEN BULMAK DEĞİL, YETİŞTİRMEKTİR.

BULMAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR, YETİŞMİŞİN KEŞFEDİLMESİ VARDIR.
O DA ZOR BİR İŞ DEĞİLDİR.

Çoğu futbol adamı "iyi futbolcu" ya da "yıldız futbolcu" için yapılması gereken şeyin "seçmek" yani iyi olanı bulmak ve yakalamak olduğunu olduğunu söylüyorlar.
Bunun için de kullanılan ifadelerden birisi şu;
“Altını bulup çıkarmak lazım”....
Altın değerli... Ve yerin altında...
Bulup çıkaracaksın.Bu kadar. Buldun mu mesele yok.

Birincisi yeni başlayan çocuklar içinden seçmek sanıldığı gibi bir şey değildir. Çünkü genel olarak bütün çocuklar istisnalar hariç aynı gelişim özelliğini sergilerler.
Özetle seçtiğiniz 7 yaşındaki çocuk, seçmediğiniz 7 yaşındaki çocuktan daha iyi olacağının asla garantisi yoktur.
Seçimde sağlık ve hareket becerileri yeterliliği standartları seçim için yeterlidir. Gerisi gelişim özellikleri ile verilen eğitimin çakışmasına bağlı olarak ve bireysel farklılıklara bağlı olarak devam edecektir.
Bazı meslektaşlarımızın "altını bulup çıkarmak lazım" demelerini anlamak gerçekten zor.
Define arayıcılığı yapar gibi iyi futbolcuyu doğuştan bulmak mümkün değil...
Olması gereken ve olan iyi futbolcu yetiştirmektir.

Sen eğilimli ve sağlıklı olanı bul sadece.
Gerisi 10 yıllık doğru eğitime ve bu eğitimlerin çocuğun geliştirdiği yetilerini yeteneğe ve beceriye dönüştürebilmesindeki etkiye kalmıştır.

8-9 yaşında aldığın madeni 16 yaşlarının gerektirdiği teknik ve taktik beceri işçiliği ile işleyebiliyorsan çoğu kişinin yapamadığını yapıyorsun demektir.
Antrenörlerin görev ve sorumlulukları eğitimcilik sıfatına uygun düşen şekilde altyapılarda yer alan altın olsun, gümüş olsun, bronz olsun, pırlanta olsun tüm madenleri işleyebilmektir.…
Maden bulmak değil mesele… Çünkü çocukların tümü maden zaten… Onların ihtiyaç duydukları şey, doğru ve zarif bir biçimde işlenebilmeleridir.. Yani senin işin biraz zanaat, biraz bilim, biraz emektir… Antrenörün işi eğitimcilik işçiliğidir.

Altyapılarda yer alan sağlıklı her çocuk özenli ve doğru işlenmese de, antrenman yanlışlığı kazalarına kurban gitmediği takdirde ortalama bir futbolcu olur. Bu kaçınılmazdır..
Özellikli futbolcu ise tıpkı farklı madenlerin cinsine ve yapısına göre en şekilde doğru işlenmesi gerektiği gibi, yetileri farklı, gelişmiş ve önde olan bazı çocukları, yetenekli kılmaya yönelik bir işçilik ile işleyebilmek ile mümkündür …

Unutulmaması gereken gerçek şudur hiç bir çocuk kendi kendine ve tesadüfen "özellikli futbolcu" olamaz...
Antrenör de bir çocuğu özellikli oyuncu yapamaz.
Doğru eğitim ve çocuğun özellikleri çakışır ve her şey olması gerektiği gibi giderse özellikli oyuncu yetişir.

"ALTYAPI EĞİTİMİ STANDARDI" OLUŞTURMAK GEREĞİ VE ZORUNLULUĞU ÜZERİNE...

Futbolun nasıl bir oyun olduğu ve bu oyunu oynayabilmek için hangi davranışları gerçekleştirmek ve hangi özelliklere sahip olunması gerektiği bellidir.
Ama söz konusu bu davranışların nasıl ve ne zaman öğretileceği ile, yine söz konusu bu özelliklerin nasıl ve ne zaman geliştirileceği üzerinde doğru ve pedagojik bir eğitim standardı ne yazık ki, oluşturulamamıştır.

Futbolda "temel altyapı eğitimi" "gelişim altyapı eğitimi" ve "performans altyapı eğitimi" süreçleri çocukların, erinlerin ve ergenlerin gelişim özelliklerinin belirlediği süreçler olmak zorundadır.
Yani eğitimin içeriğini ve yöntemlerini ve yaklaşımlarını belirleyecek olan şey öğretenler değil çocuklar, gelişmiş çocuklar ve yetişkin çocukların özellikleri olmalıdır.

Bu anlamda 8-9 YAŞLARA DEĞİN DEVAM ETMESİ GEREKEN "FUTBOLDA TEMEL EĞİTİM SÜRECİNDE" EĞİTİMİN GENEL AMACI ASLA FUTBOLA ÖZGÜ TEKNİK VE TAKTİK DAVRANIŞLARIN ÖĞRETİLMESİ DEĞİLDİR.

Çocuklar 9 yaşlarına değil yer değiştirme, dengeleme ve nesne ile ilişkili temel hareketleri beceri düzeylerinde gerçekleştirirlerken, vücut yönetimi, oyun, cimnastik, ritm, zaman, mekan, yönsellik ve yansallık algılarına dayalı motor davranışları da büyük bir uyum içinde yapmaya başlamış olmaları gerekir.
Bu temel gelişim düzeyinin futbola ilişkin transferleri ise örneğin daha önce tekmeleme olan bir davranışın davranışı 9'lu yaşlardan sonra pas ve vuruşlara, daha sonraki yaşlarda ise sinir kas iletişimindeki gelişmeye paralel olarak değişen koşullarda pas ve vuruşlara evrilecektir.

Sonuç olarak büyüklerin oynadığı futbolun daha 7 yaşından itibaren oynatmaya çalışmak asla bir futbol eğitimi değildir.
Futbola ilişkin uyguleme eğitimlerinde 10 yaşındaki çocukların yapabildiklerini 8 yaşındakilere, 15 yaşındakilerin 12 yaşındakilere, 17 yaşındakilerin 14 yaşındakilere yönelik uygulatılması çalışılmaları hem futbol gelişimi ve hem de futbolcu gelişimi için yararlı sonuçlar vermemektedir.

Bu kadar çok altyapı eğitim furyasının olduğu ama ortaya çok fazla iyi ve parlak sonuçlar çıkmamasının önemli nedenlerinden birisi budur.

Ne yapmalı;
Türkiye Futbol Direktörlüğü diye bir ünvan veya paye, aynı zamanda ilgili konularda yetki demektir.
Bu yetki ve sorumluluk önce illa ki olacak ve devam edecekse bu Türkiye Futbol Altyapı Direktörlüğü şeklinde yeniden organize edilmeli, Ya da TFF Futbol Gelişim Merkezi bu konuda etkili ve yetkili konuma getirilerek işlevselleştirilmelidir.

Altyapıların tüm dönem ve evrelerine ilişkin bir eğitim standardını müfredat, yönetmelik ve yönergeler ile standartlaştırmalıdır.
Aksi halde emekler, çabalar ve umutlar istenilen amaca yönelik beklentileri sağlayamayacaktır.

ALTYAPI ANTRENÖRLERİ İÇİN "ALTYAPI EĞİTİM YAKLAŞIMI" ÖNERİLERİ

1. Çocuklar yapabilecekleri kadarını yapabilirler. Daha fazlasını değil. Altyapı antrenörlerine düşen çocukların yapabilecekleri kadarını yapabiliyor olmalarını sağlamaktır.

2. Çocuklar daha fazla zorlandığında daha iyi yapanlar çıkabilecektir. Ama unutulmasın ki; aşırı zorlama ile yapanların asla devamlılıkları olmayacaktır. Unutulmaması gereken eğitimciliğin "bu günden yarına hazırlayan" bir meslek olduğudur.. Yani eğitimcilik işi, sürdürülebilir özellikler kazandırmaktır...

2. Futbol bir oyundur. Her oyun her yaşta oynanır ama bu, o yaşın izin verdiği içerik ve niteliklerde olmalıdır.... Futbol oyunu her yaş düzeyine göre o yaşın elverdiği şekillerde oynanması gereken bir oyundur.

3. Küçük yaşlarda futbolda taktik sadece topu alıp gitmektir. Altyapı antrenörlerine düşen en önemli eğiticilik özelliklerinden birisi de, yaş düzeyi ile birlikte gelişen taktik beceriler konusunda hiç aceleci davranmamaları gereğidir.

4. Çocuklar kazanmak için yarışmazlar. Yarışmak için oynamazlar. Eğlenmek için oynar, oynarken işin doğası gereği ve ölçülerde yarışırlar. Yani onlar için amaç; Kazanmak, kazanmak için yarışmak ve yarışmak için oynamak değildir.

5. Çocuklar daha kuvvetli, daha hızlı, daha dayanıklı, daha teknik olmak için çalışmazlar. Çalışırlarken, eğlenirlerken işin doğası gereği giderek kuvvetli, giderek hızlı, giderek dayanıklı ve giderek teknik olurlar. Her şey işin doğasında gizlidir.

Çocuklar için işin doğası "kritik dönemler"i sağlıklı geçirebilmektir.
16'lı yaşlara değin bütün gelişimler işin doğasına uygun şekilde götürülmelidir. İşin doğası amaçsız olmak değil ama zorlamak ve zorlayarak akışı değiştirmek hiç değildir...

İşin doğasına uyum, doğaya uyumun eğitime yansıması demektir.
Aslında hepsi budur.

11 Şub 2017

SOSYAL ETİKETLEME NEDİR?

EĞİTİMCİLERİN VE ANTRENÖRLERİN ÇOCUKLARI "ETİKETLEME" YANLIŞLARI ÜZERİNE...

Anlaşılır ve basit bir tanımlamayla etiketleme çocukların herhangi bir özellik aracılığı ve amacıyla nitelendirme amaçlı sınıflandırılması veya kategorileştirilmesidir.

Çalışkan, tembel, yalancı, dürüst, akıllı, güzel, çirkin, kısa, şişman gibi daha bir çok sıfat ile günlük hayata ilişkin etiketlemeler bilindik olan yanlış etiketleme uygulamaları olsa da, bizim için "etiketleme" konusu çok daha hassas ve önemli bir konudur.

Çocuklar veya ergenler etiketleme konusunda hassas olurlar. Yanlış ve gereksiz etiketlemeler onları kimlik ve kişilik gelişimi açısından olumsuz etkileyebilir.
Nasıl?
Koyduğunuz etiket neyse kendini öyle görmeye ve algılamaya başlar. Bu kendi farkındalıklarını ve diğer özelliklerin görmeyi ve algılamayı engelleyebilir.

Koyulan veya uygun görülen etiket neyse ona göre yaşama eğilimi içine girebilir. Bu gelişimi engelleyen bir durumdur.
Spor alanında özellikle altyapı eğitimlerinin temel eğitim ve gelişim eğitimi dönemlerindeki çocuk ve ergenlerin antrenörler tarafından etiketlendikleri sıkça yaşadığımız bir durumdur.

Etiketleme bazen motivasyon unsuru olabilir ama çokça da kendini kısıtlama ve tek yönlü davranmaya ve geliştirmeye yönelten sonuçları olan bir eğitim davranışıdır.

Örneğin;
1. "Çok kuvvetlisin" etiketlemesi, geleceğe yönelik teknik futbolcu olmayı engelleyecek, bedenini kullanma eğilim yaratabilecek bir etiketlemedir.
2. "En çok koşan oyuncu" etiketlemesi sadece dayanıklılık temelli bir futbolcu olmaya itecek olan bir etiketlemedir.
3. "Savunma oyuncusu" veya "bundan iyi savunma oyuncusu olur" etiketlemeleri çocuğun ve ergenin kendini orta alan ve forvet olma özelliklerini sınamasını ve geliştirmesini engelleyecek bir etiketlemedir.
4. Çocuğu devamlı belli bir bölge veya mevkide oynatma davranışı da bir etiketlemedir.

Etiketleme, çocukların ve ergenlerin özelliklerini daha da arttırmayı ve geliştirmeyi sağlayan bir yaklaşım olmamaktadır.

Özel durumlarda ve bazı zamanlarda olumlu işlevleri olsa da, yanlış kullanımlarda olumsuz etkileri fazla olan, olumsuz bir eğitici davranışıdır.

Örneğin altyapı temel eğitim ve gelişim eğitimi dönemlerinde çocuklar mevki oyuncusu olma açısından netleşmemiş ve netleştirilmemiş olmalıdırlar. Dolayısıyla bir çocuğa "forvet oyuncusu" etiketlemesi yerine "forvet de oynayabilirsin" önermesi daha sağlıklı ve daha doğru bir yaklaşımdır.

"YETENEKSİZ" KAVRAMININ YANLIŞ ve OLUMSUZ KULLANIMI

Çocuklara ve erişkinlere yönelik "yeteneksiz" kavramının kullanımı doğru bir kullanım değildir.
Çocuklara ve gençlere yönelik "yeteneksiz" değerlendirmesi insani açıdan doğru olmadığı gibi, bilimsel açıdan da doğru değildir.

Neden?

Çünkü; Bir işi gereği ya da istendiği gibi yapamamak "yeteneksizlik" ile açıklanacak bir durum değildir. Bu ancak "beceriksizlik" ile açıklanabilir.

Bir işi gereği veya istendiği ölçüde yapamıyor olmak ya çalışmama ile ya da yeterince çalışmama ile ilgilidir.
Kimse yeteneksiz değildir.

Çalışan herkes her konuda belli bir beceriye ulaşır.

Ama çalışmayan herkes çalışmadığı konularda beceriksizdir.
Lakin çalıştığı halde bazılarına göre daha az becerikli olma durumu ise yeteneksizlik ile değil, o iş ile ilgili yeteneği/yeterlilikleri oluşturan yetilerin genetik olarak az gelişmişliği ile ilgilidir.

Yetenek bir işi yapabilme yeterliliğidir.
Her insanda, her işi belli ölçülerde yapabilecek yetenek mevcuttur.
Kullanıldığında her insan her konuda belli bir beceriye ulaşır.
Çünkü beceri yetenekleri kullanma eğilimi, çabası, mücadelesi ve isteğidir.
Eğer yetenekler ile ilgili beceriler eşleşirse ortaya çıkan sonuç mükemmel verimlilik olur.

Sonuç olarak bir kişinin yetenekli olup olmadığını ölçen alet ve test yoktur.
Ama becerilerini ölçen alet ve testler vardır.

Bazı çocuklar, gençler hatta büyükler eğer zamanında uygun imkan ve fırsatlar ile buluşmuş olsalardı, çoğu becerikli kişilerden daha becerikli hatta mükemmel derecede yetişmiş olmaları mümkündü.
Ne şansızlıkları yeteneklerini kullanma imkanı ve fırsatı olmamış olmalarıdır..

Özetle kimse yeteneksiz değildir.
Ama herkes yeteneklerini sınama, geliştirme ve kullanma imkanı ve fırsatına eşit olarak sahip değildir.

ÇOCUKLARDA "OLUMLU TUTUM" GELİŞTİRMEK

Bütün öğrenmelerin altında ve içinde olumlu tutum oluşturma diye tanımladığımız "istek" vardır. İstek olmadan hiç bir şey amaçlandığı gibi öğrenilemez.

Eğitimde özellikle çocuklar için geçerlidir ama gençler ve büyükler içinde aynı şey söz konusudur; Bir işi, bir hareketi veya bir beceriyi gerçekleştirme isteği, gerçekleştirme ile sonuçlanırsa o işe, o harekete veya o beceriye karşı "olumlu tutum geliştirilir".

Olumlu tutum geliştirmek demek, kişinin herhangi bir şeye karşı kendisini iyi, yakın, yeterli ve mutlu hissetmesi demektir.

Olumlu tutum geliştirilen şey, her neyse;
1.Onunla ilgili her şeye karşı olumlu duygu besleme devam eder,
2.Onunla ilgili daha fazla çalışma isteği gelişir,
3. Onunla ilgili daha fazla şeylere sahip olma isteği artar,
4. Ve en önemlisi o şey neyse o, yaşamın en önemli, değeri haline getirilir.

Sonuç olarak eğitimde çocuklar başta olmak üzere insanlara bir işte, bir harekette, bir beceride gerçekleştirmeyi sağlamak demek onun hayatını olumlu etkilemek demektir.

Altyapılar çocukların olumlu tutum geliştirmesi gereken yerlerdir. Ya da öyle olmalıdır.

31 Oca 2017

Altyapılarda Çocuklara Eşitsiz Davranışın Sonuçları

ALTYAPILARDA "ÖZELLİKLİ OYUNCUYA" ODAKLANMAK
DİĞER OYUNCULARA HAKSIZLIKTIR.
BU ANLAMDA EMPATİ GELİŞTİRMEK BİR ZORUNLULUKTUR.

Son yıllarda sürekli üzerinde durulan konulardan birisi de özellikli oyuncu yetiştirmektir.
Bilindiği üzere oyun ve etkinlikler içinde özellikle bireysel olarak arkadaşlarına oranla daha farklı ve yaratıcı özellikler sergileyen oyuncu adayları dikkat çeker ve "yetenekli oyuncu" diye olumlu etiketleme yapılır.
Bu o oyuncu adayı için güzel bir şey olabilir elbette. Güdüleyici de olabilir. Ama kendisini diğer arkadaşlarından farklı bir konuma da oturtabilir.

(Bu arada konu dışı ama yine de belirtelim; Özellikli futbolcu yetiştirilmez. Özellikli futbolcu doğru ve zamanında verilen eğitim ile "yetileri daha öndeki" çocuklar arasından arasından kendiliğinden yetişir).
Konumuza dönersek; Bazı futbolcu adaylarını özel, özellikli, yetenekli diye etiketleyerek onlara çok önemli roller vermek ve onları baş aktör haline getirmek takımdaki diğer futbolcu adaylarında, kendilerinin daha az önemli ya da değersiz görüldüğü gibi bir duyguya neden olur.

Bu duygu öyle hafife alınacak bir şey değildir. Okulda, sahada bir veya bir kaç çocuğun önde olması diğerlerine ket vuran bir ortam yaratır.

Sanılmasın ki diğer çocuklar daha hırslanır daha mücadeleci olurlar. Öyle bir şey mümkün değildir. Çocuk ve gençlerin dünyası kırılganlığa, küsmeye, vazgeçmeye ve kendini yetersiz hissetmeye açıktır.
Empati dediğimiz şey, işte bu çocukların duygularını anlayabilmek hatta yaşayabilmek anlamında kullanılmıştır. Antrenörün ve ilgili çevrenin bir futbolcu adayına odaklandığı ortamlarda diğer çocuklar "diğerleri" olarak tanımlanır ve görülür.

Oysa o diğerleri denilen şey takımın ta kendisidir.
Takım olma, biz duygusu,işbirliği gibi asıl önemli olan duygusal öğrenmeleri ihmal etmemek adına grup veya takımda yer alan herkes aynı öneme ve değere sahip olmalıdır.

Çocuk ve gençlerin yaşamları boyunca en hoşlandıkları şey ve onları en mutlu ve güvende hissettirecekleri şey, kendilerine eşit davranılıyor ve aynı ölçüde değer veriliyor olmasıdır.
Bu her türlü eğitimi verimlilik açısından arttıracak da bir şeydir.

Özellikli oyuncuya veya futbolcu adayına gelince, farklı özellikleri olduğunun farkına varılması kesinlikle sağlanmalıdır. Ama bu durumun onda kendini ayrıcalıklı görmesine neden olmasına izin verilmemelidir. Çünkü altyapılarda ayrıcalıklı olmayı yaşamaya ve öğrenmeye başladığı an, yüksek egolu ve bireyci davranan kişiliğe de sahip olmaya başlayacaktır.

O zaten ilerideki futbol yaşamında, piyasa futbolunun bir gereği olarak hak ettiği önemi ve değeri görecektir.

EMEK KAVRAMININ TANIMLARINDAN HAREKETLE

ALTYAPILARDA HARCANAN EMEĞİN ÖZET ÇERÇEVESİ

Birçok altyapı antrenörü ciddi emek harcıyor olmalarına rağmen, emeklerinin karşılığı bir sonuç ya da ürün ile karşılaşmıyor olabilirler.
Bunun birden fazla nedeni vardır.
1. Emeğin değer görmemesi; Altyapıların kurumsallaşmamış ve yeterinde önemsenmemiş olması nedeniyle antrenörlerin özlük ve hakları dolayısıyla da emeklerinin doğru ücretlendirilmemesi emeği değersizleştirecektir..
2. Değersiz emek: Yapılan işin yani altyapı eğitiminin bilimsel, planlı, programlı ve bir amaca yönelik olarak gerçekleştirilmemesi nedeniyle verilen emeği boşa harcanması demektir.
3. Üretken emek: Her türlü koşulların sağlandığı, kurumsal ilişkilerin düzenlendiği, öğreten ve öğrenen ortamlarının kişisel, mekansal ve amaçsal olarak planlandığı, herkesin ve her şeyin işleyen bir modelin işlevsel bir parçası olduğu durumlarda yapılan işin her açıdan karşılık bulmasıdır. Emeğin iş olarak verimlilik ve sonuç ortaya koymasıdır.

Özetle; Eğitimci antrenörlerin verdikleri emeklerin üretken emeğe dönüşmesi için yapılması gerekenler bellidir. Bunların yapılmıyor olması ise hata, yapılmamaya devam etmesi ise suçtur.

Not: Üst yapılarda çok para kazanan teknik adamların "değerli emek"leri üretken emeğe sahip olduklarını göstermez. yalnızca spor ve futbol endüstrisi ile popüler kültür endüstrisinin bir sonucu ile ilgili olduğunu gösterir. Pahalı emek yani; Pahalı emek emeğe hak ettiğinden çok ücret ödenmesidir... "Yanıltıcı emek" daha doğru bir tanımlamadır.

YETİ, YETENEK VE BECERİ

İnsanların genlerinde kodlanmış olan ve işlendiğinde ve uyarıldığında yeteneğe dönüşecek olan özelliklere yeti denir.
"Yeti" yeteneğin önceli olan ve ilerde müzik, spor, edebiyat veya herhangi bir alanda uyaranlara maruz kalındığında harekete geçen çalışma ve deneyim ile de yeteneğe ve beceriye dönüşen doğuştan herkeste biraz var olan ama bazı kişilerde daha fazla olan genetik özelliklerdir.

Bu durumda çocuklarda geliştirilmesi ve yeteneğe dönüşmesi gereken özelliklere yeti dememiz gerekmektedir. Yetenek değil.

Yeti bir davranışı yapabilme kapasitesi olan yeteneği oluşturan özelliklerdir.
Sonuç olarak insanlar YETİ sahibi olarak doğarlar. Herhangi bir iş ile ilgili olarak çalışarak ve deneyimler yaşayarak yetenekli olurlar.

YETİLER uyarılarak, işlenerek, çalıştırılarak yani İŞE koşularak gelişirler ve YETENEĞİ oluştururlar.
YETENEK İSE BİR İŞİ YAPABİLME KAPASİTESİ, YETİ İSE BU KAPASİTEYİ OLUŞTURMA ÖZELLİKLERİ DEMEKTİR.

Çocukların yetenekli doğmadıklarını, yeteneğin yetilere bağlı olarak geliştirilebilir olduğunu, ancak bunun için yeteneği belirleyen özellikler olan yetiler üzerinde durulması gerektiği açıktır.
Bu arada başlangıç seviyesinde "futbolda yetenek seçimi" lafı ve uygulamalarının yanlış olduğunu da bu vesile ile söylemek gerekir.

Çünkü yetenek seçilmez, geliştirilir. Yapılması gereken yeti seçimi ve daha da doğrusu sağlıklı çocukların yetilerini geliştirerek yeteneğe dönüştürmelerinin sağlanması ve nihai amaç olan hareketleri BECERİ düzeyinde yapmalarını sağlamaktır.

Bazı çocuklar bazı yetileri daha önde olarak doğarlar. Bu olağandır. Ancak genel olarak çocukların hepsinde söz konusu yetiler vardır. Önemli olan bu yetilerin işlenmesi ve bir işi yapabilecek kapasiteye yani yeteneğe ulaşmalarının sağlanmasıdır.
Bazı çocukların yetileri, yani yeteneği oluşturan özellikleri daha çabuk geliştirilebilir. Bu tamamen uygun dönemde uygun deneyimler yaşaması ile ilgilidir.
Temel Altyapı Eğitimleri öncelikli olarak yetileri yüksek çocukları seçmek ve daha da önemlisi söz konusu bu yetileri geliştirme süreci olmalıdır.

Bu anlamda özellikle temel altyapı eğitim süreçleri yetilerin geliştirilerek yeteneğe dönüşmesinin sağlanması süreçleridir.
10-12 yaşlarında iki çocuğun aynı hareketleri aynı beceri düzeyinde yapamıyor oluşları onların farklı yetenekler ile doğdukları anlamına gelmez. Birisinin daha yetenekli oluşu, ilgili yetilerinin çok gelişmiş olduğu ile açıklanabilir.
Dolayısı ile gelişmiş yetilerin meydana getireceği yetenek, söz konusu çocuğun beceri düzeyi daha yüksek hareketleri yapabilme sonucunu doğuracaktır.
Somutlarsak;
temel teknik hareketler: beceridir.
temel teknik hareketleri beceri düzeyinde yapabilme yeterliliği; yetenektir.
temel teknik hareketleri beceri düzeyinde yapabilme yeterliliği olan yeteneği oluşturan özellikler ise yetidir.
Örneğin; Mekan algısı bir yetidir. Mekan algısı sayesinde alanı kullanma yetenektir. Boş alan yaratma veya alanı geniş görme bir beceridir.

O halde çocukları birbiri ile ilintili gelişim özellikleri açısından geliştirmek gerekir.
Çocuklar bu doğrultuda yeti-yetenek ve beceri sarmalında ardışık bir gelişim izleme koşulu ile yaşayarak, yaparak, deneyerek öğrenecekleri eğitim ortamlarına sokmamız gerekmektedir.
İsterseniz yetilere sadece başlık olarak bir bakalım;
*Kinestetik ayrımlama (bedensel algı yolu ile ayırt etme)
*Mekan oryantasyonu
*Karmaşık tepki yetisi (Konuma, duruma göre hareketleri seçme, yenileme v.b)
*Ritm yetisi
*Denge yetisi

Son söz:
Günümüzde üst yapılarda profesyonel bir çok futbolcunun temel teknik becerileri müsabaka içinde hızlı, amaca uygun, çok yönlü ve çok akıcı biçimde uygulayamıyor oluşlarının altında yatan onların taktik becerilerdeki eksikleri kadar teknik becerileri edinme süreçlerinde yaşayamadıkları "yetilerinin yeteneğe dönüşmesi eksiklikler ile" ilgilidir.

17 Oca 2017

Altyapılardan futbolcu yetişip yetişmediği nasıl anlaşılır?

Altyapılardan futbolcu yetişmiyor mu?

“Altyapılardan futbolcu yetişmiyor” ifadesi doğru bir ifade değildir. Yetişmiyor olsa üstyapılarda yer alan onca futbolcu nereden geliyor sorusunun bir cevabı olmaz. Doğrusu ve gerçek olanı ise altyapılardan uluslararası standartlarda, kaliteli ve yaratıcı oyuncu yetişmiyor olduğu gerçeğidir.

Ama bu sorun sanıldığı tam olarak altyapıların meselesi ve suçu değildir. Üstyapıların bu konudaki suçu oldukça büyüktür. Aynı zamanda bu sorun altyapıların değil üstyapıların sorunudur.

Okullardan iyi yetişmiş öğrencilerin mezun olmuyor olması okulların meselesi değil, okulların eksikliği veya işlevsizliğidir. Asıl mesele iyi yetişmiş kişilere ihtiyaç duyan alan ve kurumlar ile ilgilidir. Dolayısıyla memleket ile ilgilidir. Paradigmayı doğru koymak çözüm açısından doğru yaklaşımların da anahtarıdır.

Konumuza dönersek, futbolda on yıllardır geldiğimiz aslında gelemediğimiz düzey bellidir. Eldeki olanaklar ve fırsatlar düşünüldüğünde birçok alanda olduğu gibi futbolda da olmamız gereken ideal noktadan çok uzaktayız. Bunun genel olarak insan öznesine bağlı nedenleri ve nedensellikleri vardır. Konuyu dağıtmadan sadece altyapıdan oyuncu yetişmeme sorununun nedeninin sadece altyapı olmadığı gerçeğini görmemiz bu konuda daha fazla mesafe almamızı kolaylaştıracaktır.

Altyapı – Üstyapı ilişkisi

Altyapılardan oyuncu yetişmiyor olmasının altyapıların organizasyon, işleyiş, önem ve değer görme ve eğitim içeriği ile ilgili olduğu gerçeği elbette yadsınamaz. Ama unutulmaması gereken altyapılar nereye bakacak, nereden esinlenecek, nereye göre kendine çeki düzen vermek zorunda olacaktır. Yani “arz” niteliği ve işlevi taşıyan altyapılar, talep niteliği ve işlevine sahip üstyapılara neden ve niçin kaliteli oyuncu yetiştirmek gibi bir mecburiyet içinde olsunlar?

Yani meselenin kaynaklarından birisi de üstyapı-altyapı ilişkisi ile ilgilidir.

Altyapı üstyapıyı belirlemez. Üstyapı altyapıyı belirler.

Üstyapı hayatın kendisi ise altyapı hayatın devamını sağlayandır.

İngiltere Premier Ligi ve genç oyuncular

Bir kıyaslama ile devam edersek:

14 ve 15 Ocak 2017 günlerinde İngiltere Premier liginde oynanan tüm müsabakalarda yer almış olan oyuncuların yaşları incelendiğinde 20 yaşın altında 20’ye yakın oyuncunun müsabakalarda görev almış olduğu görülür. Oynamaya hazır halde yedek oyuncuların içindeki genç oyuncular da hesaba katıldığında bu sayının çok daha fazla olduğu görülecektir.

Yine 15 Ocak 2017 günü oynanan Manchester City – Everton maçı ise genç oyunculara nasıl önem ve değer verildiği bağlamında örnek üstyapı müsabakalarından birisidir. Everton’da oynayan 20 yaşın altında iki oyuncu sahadayken yedekler ile birlikte bu sayı beştir. Everton takımının 4-0 gibi farklı bir sonuçla kazandığı müsabakada yer alan genç oyuncuların performansları ise dikkate değerdir. Haftalardır bu ve diğer genç oyuncular sadece Everton takımında değil, diğer tüm takımlarda yer alan, almaya başlayan oyunculardır.

Kısaca eğer Everton kulübü anlayışı ile Everton menajeri anlayışı gençlere rol ve görev verme konusunda birleşmemiş olsalardı bu gençlerin “iyi yetişmiş” olup olmadıklarını asla göremeyecektik. Genç bir oyuncunun iyi yetişmiş olup olmamasının değerlendirmesi ona rol vermeden nasıl yapılabilir. Kaldı ki; üstyapılar altyapılardan gelen genç oyuncuların bir müddet daha yetişmeye devam edecekleri yerlerdir.

Bu gözlem sadece bir müsabakaya ilişkin değildir. Örneğin aynı gün Liverpool için son derece önemli bir müsabaka olan Manchester United maçının sağ bek oyuncusunun yaşının 18 olduğunu belirtmek gerek.

Dünya ölçeğinde zorluk, düzey ve kalite açısından en üst lig olarak tanımlanan İngiltere Premier liginde, dahası paranın tek belirleyen olduğu ve kaliteli yabancı oyuncuların arzı-endam ettikleri bir futbol piyasasında genç oyuncuların ihmal edilmiyor olunması iyi okunmalı ve iyi anlaşılmalıdır.

Eğer bir ülkedeki üstyapı takımları altyapıdan gelen oyunculara yer vermezse “altyapıdan oyuncu yetişmiyor” sonucu ile karşılaşırsınız.

Türkiye’de sorun ne?

Türkiye üstyapı kulüp ve takımları ile teknik adamların böylesi bir futbol kültürü ve anlayışı söz konusu değildir. Genel olarak çoğunun genç oyuncu kazanmak gibi bir derdi ve amacı söz konusu değildir. İşin kolayı da doğal olarak “altyapılardan oyuncu yetişmiyor” düşüncesi ve savunması olmaktadır.

Yabancı kontenjanını ulusal ve uluslararası futbol sermayesinin istediği yönde yapılandıran zihniyetin, aynı zamanda genç oyunculara yeterince olanak ve fırsat tanımayanların ahlakı ile birleşince altyapılar elbette “vur abalıya” olmaktadır. Oyuncusu üst yapılarda oynayamayacak olan altyapı aktörleri de bu durumda işin gereğini evrensel standartlarda yapmaktan uzak olacaklardır. Üstelik altyapılara, altyapı çalışanlarına önem ve değer verilmeyen bir üstyapı hükümranlığından ibaret futbolun sadece yabancı oyuncu piyasası haline gelmesi değil, iyi oyuncu yetiştiremiyor olması da kaçınılmazdır.


bkz: https://indigodergisi.com/2017/01/altyapi-futbolcu-premier-ligi/

Takım Olma ve Bireysel Özellikler


TAKIM OLMA AMAÇLANIRKEN BİREYSEL ÖZELLİKLER VE BECERİLER ASLA İHMAL EDİLMEMELİDİR.
(Bir önceki paylaşıma devamla)

Özetle bir önceki paylaşımda neler ifade edilmişti?
Futbola yeni başlayan çocuklarda;
1. Topa daha fazla sahip olma isteği ve eğilimi,
2. Topa sahip olduğunda direk kaleye odaklanma isteği ve eğilimi,
doğal bir gelişim özelliğinin sonucudur.

Bunu isteği ve eğilimi engellemek yerine bu doğal eğilimden ve özelliklerden faydalanmak gerekir.
"Futbol bir takım oyunudur. Dolayısıyla çocuklar takım oyununa yönlendirilmelidir" düşüncesi yanlış değil ama zaman açısından tartışmalı ve doğru olmayan bir düşünce ve yaklaşımdır.

Çocuklar takım olma bilinci ve eğilimi ile doğmazlar.
Bebeklik ve ilk çocukluk yıllarında hep bireyci ve hep bireyseldirler. Giderek toplumsal olmaya ve giderek takım olma isteği duymaya başlarlar.
Neden?
Çünkü düşünce yapıları başka bir şeye izin vermez de ondan.

Ama zorlayarak, şiddetle, korkutmayla bunu belli ölçüde sağlayabilirsiniz.
Lakin yapay kalır. İçten olmaz.

Oysa öyle davranmaya başlamaları ile ilgili şartları anlamaya başladıkları andan itibaren öyle davranmaya başlarlar zaten.
Bu ortalama 12 sonrası süreçtir.
Çünkü düşünme yapısı bu yaştan sonra takım olmanın gereğini algılamaya başlar.
Bunu algılanması beyin gelişimi ile ilgili bir durumdur.
Beraber olunca, birlikte davranınca, paylaşınca daha kolay oluyor düşüncesi soyut bir düşüncedir. Soyut düşünce ne zaman ki somut uygulamaya yani pratiğe dönüşür işte o zaman çocuklarda "takım" olma gereği, bilincine ve hissine dönüşür.

Peki bu sürece kadar ne yapmalı?
İşte çocuk ve futbol eğitiminde en önemli konulardan birisi de budur.
Bu yaşlara kadar futbolu çocukların doğal gelişim özelliklerine uyarlamak gerekir. Böylece çocuklar bireysel futbol özelliklerini daha çok geliştirme imkanı bulurlar.
Kendilerini bireysel olarak en son sınırlarına kadar kendilerinin belirleyeceği şekilde zorlarlar ve bireysel olarak farklı arayışlara girmeye başlarlar. Buna yaratıcılık ihtiyacı diyoruz.
Peki somut olarak eğitimciler ne yapmalı?
* Çocukların top ile ilişkili hareket becerilerini sınırlandırmamalı.
* Oyunlarda tüm çocuklara bu fırsatları sunmalı.
* Takım oyunu adına çok değerli temel beceri olan "pası" çocukların keşfetmelerini ve ne kadar çözümleyici bir şey olduğunu sabırla beklemeli.
* Çocukların bol bol izlemelerine, görmelerine ve izlediklerini gördüklerini denemelerine ortam hazırlamalı.
* Bireysellikle bencilliği birbirinden ayırt etmeyi oyun içinde hissettirmeden algılatmaya çalışmalı.
* Hazırlayacağı eğitim planlamalarında çocukların topa sahip olma isteklerini ve topu alıp kaleye odaklanma eğilimlerimi giderecek etkinlikler düzenlemeli.
* Grup içinde bireysel beceriler, takım içinde bireysel becerilere ağırlıklı yer verilmeli ve desteklenmelidir.

Günümüz futbolunda topa sahip olma yüzdesinin düşüklüğü ve dikine oynayabilme sorunlarını sadece futbolun sürekli gelişen sistematik futbol anlayışına bağlama doğru değildir.
Bunun nedenlerini futbolculardaki futbol becerilerine ilişkin fundamental (temel becerilerin edinimi ve edinim biçimi) yetersizlikler ile ilgili olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
Hangi futbol taktiği veya "kompak oyun" anlayışı Messi'nin veya Hazard'ın veya Mascerano'nun, Eriksen'in ve onlarca diğer benzerlerinin top ile ilgili becerilerini ve direkt kaleye yöneliş davranışlarını tamamen yok edebilir? sorusu aslında yazmaya çalıştığımız konunun da görüntülü cevaplarını oluştururlar.

Çocuklarda Topa Sahip Olma ve Dikine Oynama İsteği



ÇOCUKLARIN TOPA SÜREKLİ SAHİP OLMAK İSTEMELERİ İLE
"TOPA SAHİP OLDUKLARINDA TEK BAŞLARINA KALEYE DOĞRU YÖNELMELERİ" ONLARIN "İLK FUTBOL DOĞAL TEKNİK DAVRANIŞLARI" VE "İLK FUTBOL DOĞAL TAKTİKLERİDİR".

Topa tekme atmaktan sonra başlayan ilk çocukluk dönemlerinde "top oynama" ile "maç yapma" dönemleri olarak nitelendirilmesi gerek yaşlar bilindiği üzere ilkokulun ilk aşamalardır. Çoğunlukla da 8 yaşlarında başlayan süreçtir.
Herkes çocuk olmuştur.
Ve herkes çocukları gözlemleme şansını yakalamıştır.

Top ile ilişkilerin psikomotor gelişime (sinir-kas koordinasyonuna) paralel olarak artmaya başladığı, topu yönetme yeterlilikleri artmaya başladığı andan itibaren çocuklarda iki eğilim ve davranış biçimi öne çıkar ve belirleyici olur.
1. Top ile fazla beraber olma isteği ve davranışı,
2. Topu alıp ek başına kaleye yönelme eğilimi ve davranışı.

İşte bu iki eğilim ve davranış top oynamayı becermeye çalışan çocukların ilk teknik eğilimleri (top ile sürekli ilişkide hainde olma) ve ilk taktik eğilimleri(dikine oyun) olarak doğal bir şekilde karşımıza çıkar.
İşte bu doğal gelişim eğilimleri ve davranışları ilerleyen süreçte teknik becerilerde artışın ve taktik becerilerde yaratıcılığın iki anahtar gelişim özelliğidir.
İyi eğitimci antrenörler bunlardan yararlanmalıdırlar.

8-9 ve 10-12 yaşlarındaki çocuklarda top ile ilişkili hareket becerilerinin geliştirilmesinde ve yaratıcı oyun becerileri için bu özgürlüğü çocuklara tanımamız son derece önemlidir.
Bu yaşlardaki çocuklara neyi nasıl yapmaları gerektiğini kesin çizgiler ile söylemek ve bunların dışındaki davranışları eleştirmek veya izin vermemek onları ilerideki süreçlerdeki gelişimlerini kısıtlamak anlamına gelecektir.
Çocuğun bencil olması farklı bir şeydir, top ile çok oynamayı istemesi farklı bir şeydir.

Her çocuğa aynı olanak ve özgürlük tanınırsa eşitlik ilkesine uyulmuş olacağından çocuklarda bencillik oluşmaz.
Burada özen gösterilmesi gereken en önemli şey çocuğa farlı çözümler ve seçeneklerin de olduğunu göstermekten ibarettir.

Çocuk bu farklı çözümleri ve seçenekleri dikkate almaya başladığı an takım oyuncusu olmaya da başlayacaktır.
Bu davranışlar da genel olarak 10-12 yaş arasından başlar ama esas olarak 13-15 yaş arasında oluşur.
Çocuklarda psikomotor gelişim dediğimiz kas-sinir koordinasyonuna dayanan teknik becerilerde mükemmellik 15-16 yaşlarda en üst düzeye ulaşır.

O halde bu yaşlara kadar bireysel davranışlara ne kadar çok yer verirsek ve ne kadar çok özgürlük ortamı sağlarsak ya da ne kadar az kısıtlamaya gidersek o kadar çok teknik yaratıcılığı yüksek oyuncu yetiştirme olasılığı oluşur demektir.

4 Oca 2017

Teknik Beceri Gelişimi ve Eğitiminin Yaş Düzeyleri Göstergesi

Çocuklar topa tekme atma aşamasından sonra topu yavaş yavaş kontrol etmeye ve yönetmeye başlarlar. İşte topu kontrol etme ve yönetme aynı zamanda topa hükmetmeye başlama anlamına gelmektedir ki; Temel tekniklerin beceriye ulaşması süreçlerinin de bir göstergesidir.

Çocuklar temel teknik çalışmalara ne zaman başlamalıdır? Sorusunun cevabı tartışmalıdır. Bu cevabın esasen yaş düzeyi ile verilecek doğru bir cevabı yoktur.

Zaten 4 yaşından tutun da 8 yaşına kadar, hatta 10 yaşına kadar FUTBOL EĞİTİMİNE ve teknik beceri eğitimine başlaması gerektiğine söyleyen pek ok kişi ve bunların değişik cevapları vardır.

Oysa doğru cevap çocuğun doğal gelişimindeki hareket yeterliliğinde yani nesne ile ilişki düzeyinde mevcuttur.
Bir çocuğun top ile ilişkileri ve bu ilişkilerdeki topu yönetme ve ona hükmetme davranışları onun top ile neler yapması gerektiğini ve daolayısıyla da nasıl bir eğitime tabi tutulması gerektiğini gösterir.

"Efendim, ne kadar erken başlanırsa topu yönetme ve topa hükmetme daha erken gelişir" düşüncesi doğru değildir.
Çocuklarda sinir miyelinizasyonu ne kadar sürede tamamlanırsa sinirler ilgili emirleri kaslara o kadar kaliteli ve artan düzeyde iletme yetisi kazanırlar. Ancak buna paralel olarak istenen hareketler istenen düzeyde yapılabilir.

Dolayısıyla önce olgunlaşma dediğimiz şey yani "yapabilirlik düzeyi ya da yeterlilik düzeyi" oluşmalıdır ki, sonra hazır bulunuşluk dediğimiz yani ön deneyimler "tanışmalar-karşılaşmış olmalar" sonucunda asıl amaçlı davranışlar yani yönetme, topa hükmetme becerileri başlayabilsin.

Unutulmamalıdır ki;
Çocuklar önce vücutlarını kontrol eder, yönetir ve amaçlı kullanırlar. Bu gerçekleşmeden bir nesneyi kullanma, kontrol etme ve yönetme mümkün değildir. Çünkü nesneyi kullanacak olan vücudun ilgili bölümü o nesneyi kullanacak düzeyde sinir kas gelişimine ulaşmış olmalıdır.
Sonuç olarak bilim elbette çocuklar için bir hareket becerisinin hangi yaşlarda ne düzeyde yapılabileceğini söylemektedir.

Ama bir eğitimci olarak bunu bilmek kadar, bunu çocuğun davranışlarından anlayabilecek ve gözlemleyebilecek düzeyde olmak gereği vardır.

4 yaşından 10 yaşına kadar çocukların top ile olan ilişkilerine bakınız ve onların topu yönetme, topu kullanma, topa hükmetme davranışları onların hangi düzeyde eğitim almaları gerektiğini zaten söyleyecektir.

Futbola kaç yaşında başlatalım?
Ya da futbol temel teknik eğitimlerine ne zaman başlanmalıdır?
Beceri ne zaman gelişir?
Benzeri sorularının cevabı çocukların söz konusu işleri ne ölçüde yapabildikleri ile ilgilidir.
Eğer bunu anlayacak düzeyde değilsek, iyi bir eğitimci düzeyinden yoksunuz demektir.

http://topkayaismail.blogspot.com.tr/2013/02/0-yasindan-15-yasina-altyapi-egitimi-1.html

ESKİ İLE YENİNİN BİR KIYASLAMASI


GÜNÜMÜZDE KULÜPLERİN VE DİĞER ÖZEL KURUMLARIN ALTYAPILARI YAYGINLAŞMIŞ OLMASINA RAĞMEN ALTYAPILARDA YER ALAN ÇOCUK SAYISI İLE
ALTYAPILARIN YAYGIN OLMADIĞI, HATTA OLMADIĞI GEÇMİŞTE FUTBOL OYNAYABİLME (TOP OYNAYABİLME) İMKANI OLAN ÇOCUK SAYISI KARŞILAŞTIRILDIĞINDA
GEÇMİŞTE FUTBOL OYNAMA (=TOP OYNAMA) ŞANSI OLAN ÇOCUK SAYISI DAHA FAZLAYDI.
Çünkü geçmişte her yer arsaydı, alandı, çayırdı, meraydı.
Çocuklar bir araya geldiklerinde yapmak istedikleri en önemli faaliyet alanlarının birincisi "naylon veya plastik toplar ile tek kale veya tam saha futbol maçıydı".

Bugün belki daha formal ve daha sistematik bir futbol eğitim düzeyine ulaşılmış olsa da tam tersine ulaşabilirlik çok düşmüştür. Katılımdaki nüfus oranı açısında sayısal düzey oldukça aşağılardadır.

Dolayısıyla altyapılarda yer alan çocuk sayısı artmış gibi görünse de toplam nüfusa oranla top oynayabilen çocuk sayısında oransal olarak geçmişe göre oldukça düşüş söz konusudur.

Kaliteli eğitim tartışmaları elbette önemlidir.
Ama en az bunun kadarda önemli olan çocukların futbola ulaşabilirliğindeki kolaylıktır.
Günümüzde toplam çocuk nüfusu ile altyapılarda olma şansına sahip çocuk nüfusu arasında inanılmaz bir dengesizlik vardır.

Yani altyapılarda yer alan çocuk nüfusu, artan çocuk nüfusuna göre çok azdır.
Dahası altyapı eğitimlerinin çocukların özgür iradelerini ve kendiliğinden bir araya gelerek top oynamalarındaki motivasyonu ve eğlenceyi karşılamaktan çok uzaktır.

Bu ülke eğer futbolda iyi bir düzeye gelmek istiyorsa çocuklara kentlerde, semtlerde, mahallelerde boş arsalar ve içine serbestçe girilebilir futbol oyun alanları sunmak zorundadır.
Tıpkı okullarda olduğu gibi sınıfta her şeyi nasıl öğretemiyor ve geliştiremiyor isek "iyi futbolcuyu" da sadece altyapılarda yetiştiremeyiz. Ya altyapıları tüm halka ve coğrafyaya yaymamız gerekir, ya da sokağı, çayırı, merayı altyapılara taşımamız gerekir. Kent içinde boş bir arsayı tel örgü ile çevirip sentetik ve sağlıksız plastik kokulu sınırlı ve kasvetli halı sahalarda futbolu ve futbolcuyu geliştirmek ne doğru bir şeydir ne de mümkün bir şeydir.

Çocuklarda yaratıcılık serbest oyunlar, kendiliğinden oyunlar ve özgür irade ile katılımın gerçekleştiği gruplar ile oyunlar sonucunda daha çok gelişir.

"ÇOCUKLARA OYUN ALANLARI AYRILIRSA ÇOCUKLAR OYNAR.
ÇÜNKÜ DOĞASI GEREĞİ ÇOCUK OYNAR".

Spor okulları ve yaz spor okulları çare değildir. Hatta bir aldatmacadır.
Çünkü haftada iki gün spor okuluna giden çocukta gelişen algı; Ben haftalık spor etkinliğimi yaptım şeklinde olurken, iyi bir eğitim aldığı ya da eğitimin böyle bir şey olduğu konusunda algıya sahip olmaktadır.

ANTRENÖRLER İYİ YETİŞMELİ AMA NASIL?


Daha önce bu konu burada işlenmişti.
Futbolda Altyapı Eğitimi adlı kitap çalışmasında da ayrıntılı olarak bu konuya yer verildi ve öneriler sunulmuştu.
Ama genç bir antrenör arkadaşımızın elektronik postası konuyu bir kez daha
gündeme taşımamıza neden oldu.
TFF ve Spor okulları antrenörlük eğitimi bölümleri ve nihai olarak yine TFF'nun tasarrufuyla belgelendirilen antrenörlerin sınıflandırılması yapılırken,
Özellikle altyapı antrenörlüğünün gerek kuramsal ve gerek uygulamalı olarak özellikle 7/8 yaş ile 18 yaş arasındaki yaş gruplarına yönelik "yeterlilik" oluşturması gereği vurgulandı.
O halde bu konu tekrar neden açıldı;
Bakınız spor yüksek okulu, antrenörlük bölümü futbol uzmanlık bölümü mezunu bir altyapı antrenör arkadaşımızın yazdıklarını hiç değiştirmeden okuyalım;
"Hocam bildiğiniz üzere spor akademilerinde antrenörlük bölümü derslerinde altyapı futbol dersleri uygulamalı ve teorik olarak yok.Bende şu an bunun sıkıntısını çekiyorum.Özellikle 9-10 ve 13 yaş grupları için antrenmanlarda nelerin üstünde daha fazla durmalıyım?"
Daha önce de belirttiğimiz gibi spor yüksek okulları ilgili bölümlerinin birçoğunda futbol antrenörlüğü ile ilgili olarak teknik, taktik, kondisyon, analiz, yanı sıra altyapı eğitimleri ile ilgili olarak futbolda gelişim ve eğitim konuları özellikle uygulamalı yeterlilik oluştumada yetersiz kalmaktadırlar.
TFF yeni bir düzenlemeye giderek UEFA A elit sertifika programlarıyla altyapı koordinatörlüğü eğitimi başlatmış olsa da verilen derslerin içeriği altyapı eğitimi yaş grupları uygulamaları açısından şimdilik çok yeterli değildir. Dahası asıl iş yaş grupları antrenörlüğü sertifikasyonlarının başlatılması ve kulüplere bunun zorunlu hale getirilmesidir.
Gerek TFF, gerekse Spor Yüksek Okulları ilgili bölümleri futbol antrenörlüğü birimlerinde "futbolda altyapı eğitimi" derslerini nitelik ve nicelik olarak yeniden ele almalı ve standart bir altyapı antrenörlüğü bilgi ve becerisi oluşturmayı sağlamalıdırlar.
Ve en önemlisi futbolda altyapı antrenörlüğünün kendi içinde tescil edilerek, kendi içinde sınıflandırılmış bir altyapı antrenörlüğü yapılanmasına gidilmeli ve bunun bir meslek olması sağlanması da altyapı antrenörlüğünün en az bir öğretmen maaşı ile denkleştirilerek tek işinin bu iş olması koşulları yaratılmalıdır.
Türkiye'de futbol devriminin başlaması ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir.

İlgili yazı:http://topkayaismail.blogspot.com.tr/…/futbolda-altyap-antr…

İlgili yazı: http://topkayaismail.blogspot.com.tr/…/futbolda-altyapi-ant…

FUTBOLA DOĞASI GEREĞİ BİR AÇIDAN BAKMAK


Futbol Yaşamını; Yenmekten veya yenilmemekten ibaret gören bir anlayış asla futbol altyapı eğitiminin felsefesi olamaz.
Bırakınız altyapıyı, üstyapılar için de sadece yenmek ve yenilmemekten ibaret bir futbol, futbolun ruhuna ve var olma nedenine aykırıdır.
Düşünsenize her maçını kazanan ve asla kaybetmeyen bir futbol takım için futbol nedir?
Egemenliğin ve karşıdakini yok saymanın bir aracıdır.
Özetle futbol sadece yenmekten ibaret ve yenmenin değişmez olarak amaçlandığı bir iş değildir.
Futbol, rakip denilen kişi ya da takımlar ile birlikte oynanabilen bir oyundur.
Oyun demek karşıtların birliği demektir.
Karşıt yoksa oyun da yok demektir.
Karşıtını "rakip" görmek ve rakibi de "mutlaka yenmek zorunda olunan görmek" giderek rakibi düşman görmeye doğru evrilen bir duygu ve düşünce haline neden olmaktadır.
Bu tür bir anlayış futbolu geliştirmez ve güzelleştirmez.
Yenmenin ve yenilmenin müsabaka süresi içinde kalması gereken bir sonuç olmasını sağlayamazsak, dahası müsabakanın yani oyunun var olması için karşıt bir takıma ihtiyacımız olduğu duygusunu oluşturamazsak futbolu fakirleştirir, zorlaştırır ve çirkinleştiririz.
Sporda ve futbolda rakip demek düşman demek değildir.
Rakip demek bizim ne olduğumuzu, kim olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu bize gösterecek olan gerekli oyun partneri demektir.
Partnersiz birey,
Partnersiz takım,
Partnersiz hayat mümkün değildir.

15 Ara 2016

İDEAL BİR EĞİTİM UYGULAMASININ BEŞ İLKESİ


1. Eğitim uygulamaları yaş düzeyine uygun olmalıdır.
(Yaş düzeyinin altındaki uygulamalar yararsız, üstindeki uygulamalar zararlıdır).

2. Eğitim uygulamalarının konusu/amacı olmalıdır.
(Konusu, amacı olmayan uygulamalar plansız ve hedefsiz günü kurtarmaya dönük uygulamalardır).

3. Eğitim uygulamalar çocukları yeni bir durumla karşılaştırmalıdır.
( Her gün aynı şeyler çocukları geliştirmez, yaratıcılığı arttırmaz ve çaba harcamayı öğretmez).

4. Eğitim uygulamaları çocuklarının hepsini aktif kılmalıdır.
(Çocukların bir kaçını daha aktif kılan, bir kısmını sadece izleyen ve katılımı sağlamayan uygulamalar o çocuklar için anlam taşımaz).

5. Eğitim uygulamaları eğlenceli olmalıdır.
(Çocuklar eğlenirse katılır, katılırsa gelişir. Ama bunun için sadece maç yaptırmak doğru ve yeterli değildir. Konusu amacı ve hedefi olan eğitim uygulamalarını eğlenceli hale getirmek esas çözümdür. Eğlenceli hale getirmenin yolu ise etkinlikleri oyunlaştırmaktır).

Bir Kez Daha Özetle Altyapı Eğitim Anlayışı Ne Olmalıdır?


EĞİTİMCİ ANTRENÖRLERİN DÜŞÜNMEKTEN, SÖYLEMEKTEN VE UYGULAMAKTAN BIKMAMASI GEREKEN "TEMEL ALTYAPI EĞİTİM ANLAYIŞI"

1. Çocuklar futbola göre değil,
Futbol çocuklara göre düzenlenmelidir.

2. Çocuklar futbolcu olmak için futbol oynamazlar.
Oyun oynamak için futbol oynarlar.

3. Çocuklar için futbol bir yarışma ve kazanma aracı değil,
Oynama ve eğlenme aracıdır.
Dolayısıyla futbol altyapıların ilk dönemleri için amaç değil bir araçtır.

4. Altyapı antrenörleri öncelikle eğitimcidirler.
Eğitimciler çocukların başarısı üzerinden kendilerini kanıtlamak ve tatmin etmek peşinde olan kişiler değildirler.
Eğitimci antrenörlerin işi çocukları ve gençlerin gelişimlerine katkı sunmaktır. Bu da her çocuğun kendisini bir adım daha ileriye taşıması ile olmalıdır. Başka arkadaşının önüne geçmeye çalışmasıyla değil..

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMLERİNDE "TOTAL EĞİTİM SÜRESİ" SORUNU VEYA MESELESİ


Altyapı eğitimi deyince genel olarak odaklanılan konular şunlardır;
1. Yaş grupları meselesi ve yaş gruplarına uygun eğitim
2. Eğitimin uygulama, kişilik gelişimi ve amaç içeriği
3. Antrenör yeterliliği
4. Saha, alan, malzeme yani imkanlar.
Bunlar haklı olarak akla gelecek konulardır. Ve doğrudur.

Ancak bunlar ile ilgili önemli bir konu veya sorun daha vardır.
Bu "yıllık toplam eğitim süresi"nin ne olması gerektiği ve gerçekte ne kadar olduğu meselesidir.

Bakınız;
İlkokul ya da ortaokullarda bir çocuk haftada beş gün en az 6 ders saati okula gider.
Merkezi dersler haftada ortalama 5 ders saatidir.
Haftada 10 ders saati olan ders de vardır.

Örneğin
İlkokullarda Türkçe dersi hafta 10 saattir.
Matematik dersi 5 saat,
Geliniz dersler özelinde yıllık basit bir "total eğitim süresi" hesabı yapalım;
Türkçe dersi;
36 hafta X 10 = 360 ders
Matematik total eğitim süresi:
36 hafta X 5= 180 ders
Bunlara ödevleri, görevleri, etkinlikleri ilave etmiyoruz.

Hal böyleyken yani bir çocuğun bir alan ile ilgili iyi yetişebilmesi için ortalama haftada 5 ders saati eğitim alması gerekirken,
Üstelik FUTBOL altyapı eğitimi ağırlıklı olarak psikomotor alan (yani bedenin kullanılmasına dayalı gelişim alanı) iken,
Yani sadece yapmaya, yaşamaya ve uygulamaya dayalı olarak öğrenilebilecek ve geliştirilebilecek bir alan iken futbolda altyapı eğitimi,yılın en az 8 ayı ve haftada 5 gün olmak üzere her gün birer saat şeklinde yürütülebiliyor mu?
Hayır....

Üstelik olması gereken ise ortalama bütün yıldır.
Yani; 52 hafta, haftada 5 saat = 260 saattir,
Durum bu iken Türkiye'de hangi kulüp ve kurum altyapı eğitimlerine soğukta, yağmurda, karda, doluda kesintiye uğramaksızın devam edebiliyor?
Özetle altyapı eğitimlerinde gerçekleşmesi gereken toplam yıllık eğitim sürelerine ne yazık ki, çoğunlukla ulaşılamıyor.
Çocuk bir sonraki yaş grubuna eksik eğitim süresi ile katılmak zorunda kalıyor veya yeterli bulunmayarak eleniyor.
Oysa yeteri süredeki eğitim gerçekleşse çocukların büyük bir çoğunluğu amaçlanan seviyeye ulaşabileceklerdir.

ÖZETLE: ALTYAPILARDAN İYİ OYUNCU ÇIKMIYOR OLMASININ NEDENLERİ
YA DA İYİ OYUNCU YETİŞTİRMENİN KOŞULLARI ŞUNLARDIR;
1. Yaş grubuna göre uygun ve doğru eğitim
2. Yeterli düzeyde imkanlar
3. Günlük, haftalık, aylık ve "yıllık" yeterince total eğitim süresi.

Not:
1. "Çocuklar sürantrene olur" mu?
Olmaz...
Eğer çocuklara uygun her gün bir saat doğru eğitim sürantrene yapmaz.
2. Bunun yerine haftada iki güz ikişer saat yapsak?
Asla olmaz.
2. Kapsam, sıklık, yoğunluk şiddet çocukların yaşına göre değişir.

ALT YAPI "TEMEL EĞİTİM" VE "GELİŞİM EĞİTİMİ" DÖNEM VE EVRELERİNDE GENEL TAKVİM BU OLMALIDIR.
TIPKI OKUL EĞİTİMİ GİBİ...

9 Kas 2016

ALTYAPILARDA YAŞ GRUPLARINA YÖNELİK EĞİTİMİNİN GENEL ÇERÇEVESİ NEDİR?



Futbolda ve Sporun tüm dallarında "altyapı eğitimi" ile ilgili iş; Hangi davranışları, ne ölçüde, nasıl ve ne zaman geliştirmek ve hangi özellikleri ne ölçüde ortaya çıkarmak gerektiği ile ilgili bir eğitim sürecidir.

Türkiye'de altyapıya yönelik en önemli ön koşullardan olan insan potansiyeli, uygun mevsim, coğrafya ve ekonomik imkânlar yeterince vardır. Eksik olan tek şey planlı, sistematik ve kurumsal boyutlarda eğitim süreci yapılanması ve bunun için gereken nesnel koşulların sağlanamamış olmasıdır.

Futbola ilişkin altyapı eğitiminde sorunlu olan alanlardan birisi de futbola ilişkin söz konusu davranışların (hareket, teknik beceri, taktik beceri ve biyomotor özellikler) nasıl ve ne zaman öğretileceği ile ilgili olup, yine söz konusu özelliklerin nasıl ve ne zaman geliştirileceği belli olduğu halde bunların göz ardı ediliyor veya farkında olunmuyor olmasıdır.

En azından uygulamalar boyutunda gözlemlendiğinde durum böyledir.
Dolayısı ile "futbolda altyapı eğitim sürecinin" sıkıntıları ve bilindik sorunlarının öncelikle ve özellikle "temel altyapı eğitim" sürecinde daha ağırlıklı olduğunu belirtmek gerekir.
Temel altyapı eğitim sürecinin doğru ve pedagojik bir eğitim standardına kavuşturulması gerektiği çok açıktır. Daha sonra giderek değişecek olan gelişim ve performans altyapı eğitim süreçleri gelir ki; Birbiri üzerine binmiş olan ardışık ve bütüncül bir eğitim yapılanmasının sağlanması açısından önemli ve gerekli bir altyapı modelini zorunlu kılar.

Bu modeldir ki ülke futbolunun ve aynı zamanda üst yapı futbolunun zenginlik ve verimliliği için tek seçenektir.
Futbolda "temel altyapı eğitimi" süreci daha çok çocukların gelişim özelliklerinin yön verdiği ve çocuğa göre eğitim ilkesinin önemsendiği bir süreç olmak zorundadır.

Özetle;
8-9 yaşlara değin devam etmesi gereken süreçte eğitim amacı asla futbola özgü teknik ve taktik davranışların öğretilmesini içermemelidir.
8-9 yaşlarda formal ve sistematik bir eğitimine geçişin ana hatları ve amacı temel hareket becerilerinin futbola transferi ve özelleşmiş hareket becerilerinin geliştirilmesi amaçlı bir "hareket gelişim amaçlı etkinlik/oyun futbolu" formasyonu içerecek şekilde olmalıdır.

10-12 yaşlar ise taktik öğretimin öncellenmediği, asla performans beklentisinin olmadığı bir biçimde futbol temel teknik becerilerinin zorlaştırılmamış koşullarda ve yaratıcılığa olanak sağlayan eğitim ortamlarında yürütülmesi gereken bir süreç olmalıdır.
Çocuklar 9 yaşlarına değin yer değiştirme, dengeleme ve nesne ile ilişkili tem hareketleri beceri seviyesinde yapıyor olmaları yanında, vücut yönetimi, oyun, cimnastik, ritm, zaman, mekan, yönsellik ve yansallık algılarına dayalı görsel temelli uyaranlar ile gerçekleştirilen motor davranışları sergileyebilecek yeterliliğe ulaştırılmalıdırlar.
Büyüklerin oynadığı futbolun küçüklere oynatılmaya çalışılması veya büyüklerin yaptığı çalışmaların çocuklara yaptırılmaya çalışılması temel altyapı eğitimi değildir.

Futbol Altyapı Eğitiminde sihirli yıllar olarak tanımlanan 10 -12 yaş dönemi ise gelişim altyapı eğitiminin birinci evresidir ve çocuklar artık burada birçok hareket becerisini futbola transfer edebilir ve koşullar çocuğa göre hazırlandığında performans beklentisi olmaksızın birçok temel teknik beceriyi gerçekleştirebilir. Bu dönemi hareket becerilerinin ve vücut kontrollerinin futbola transferi ve futbola ilişkin hareket dağarcığını genişletme dönemi olarak tanımlayabiliriz.

13,14 ve 15,16 yaşlar ise giderek futbolun, gerçek dünyanın futboluna özgü oynanmaya başlandığı ve temel taktik becerilerde sıçrama ve öğrenmelerin hızlandığı evreleri ve dönemi içerir. Biyomotor gelişimde farklılıkların ortaya çıktığı ve fakat buna karşın çocukların ağır yük altına sokulmamasının önemli olduğu yaş dönemleridir. Çünkü ağır yüklemeler futbola her açıdan tam adaptasyonu engelleyen olumsuz etkiler yaratmaktadır.

17-18 yaş performans altyapı eğitimi ise ağırlıklı olarak taktiğin ve sistemlere ilişkin uygulamaların tamamlandığı, kondisyonel açıdan artan bir gelişimin kaydedildiği ve A takımlara geçişlerin başlaması gereken bir eğitim süreci olarak değerlendirilir.

TECRÜBE VE ÇOCUKLAR


TECRÜBE DENEYİM DEMEK DEĞİLDİR.
TECRÜBE; YAŞADIKLARINLA KARŞILAŞTIĞIN YENİ BİR DURUM KARŞISINDA NE YAPTIĞINDIR.

Bu tanımdan hareketle yaşı daha küçük oyuncular daha tecrübeli olabilirler.
Çünkü tecrübeli oyuncu demek oyun içinde, antrenmanda ve pozisyonlarda yaşadıkları olumlu ve olumsuz deneyimlerden sonraki süreçte yararlanabilen oyuncu demektir.

Bu açıdan altyapı eğitimleri çocuk ve gençlere tecrübe kazandıran içerikte olmalıdır.
Çocuk ve gençlere aynı şeyler yaşatmak ve aynı şeyleri yapmalarını istemek onları tecrübeli kılmaz.
Onların tecrübeli kılınması demek yaşadıkları ile yaşayacaklarını daha amaçlı ve doğru yapmalarını sağlamaya çalışmaktır.
Böyle yap, şöyle yap demek onları tecrübeli kılmaz.

Yanlış yaptıklarını tekrar yapmamalarını sağlamak onları tecrübeli kılar.
Kısaca ve özetle tecrübe yaş ve çok yaşamış olmak yanında çok deneyim ile de elde edilecek bir şey değildir.
Tecrübe her defasında aynı yanlışı yapmamaktır.

Bunun için bir önceki başına gelenlerle, YAŞAMIŞ OLDUKLARINLA , KARŞILAŞMIŞ OLDUĞUN YENİ DURUM KARŞISINDA NE YAPABİLDİĞİNDİR.

Futbolu böyle öğretmek ve böyle öğrenilmesini sağlamak, futbol eğitiminin zaman ve emek açısından boşa gitmesini engelleyecektir.
Eğitimin boşa gitmemesi ve tecrübenin tesadüflere ve bireysel özelliklere bırakılmaması çok önemli bir eğitim anlayışıdır.

Futbol eğitiminde çocuklara yaşattıklarımızla, onların yeni yaşayacakları karşısında yaşamış olduklarını kullanmalarını sağlamak zorundayız. Aksi halde öğretme ve öğrenme çok fazla amacına ulaşmamış demektir.

"FUTBOL AKADEMİ" DİYE TANIMLANAN ALTYAPI KURUMLARI ve ALTYAPI EĞİTİM DÖNEMLERİ SİSTEMATİĞİ ÜZERİNE...


"Futbol akademileri" diye tanımlanarak kurumsal modellemesi hayata geçirilmeye çalışılan alt yapıların en büyük açmazları temel altyapı eğitim dönemleri ile ilgili gerçek ve formal bir eğitime geçememiş olmaları ile bu dönem eğitimlerini baştan savma "spor okulları" adı altında göstermelik şekilde sürdürüyor olmalarıdır.
Futbol akademilerinin eğitim dışındaki en büyük sıkıntıları yönetsel işleyişlerini farklı ve kendine özgü kılamamış olmalarıyla ilgilidir.

"Akademi kavramı zaten bağımsızlık vurgusu olan, kendi iç işleyişini kurabilme ve yürütebilme yeterliliği taşıyan, bir grup ya da kişiye bağımlı olmayan ve sürekli arayış ve denenceler peşinde koşan bilim ve uygulama örgütlenmesi demektir.

Şu an itibari ile altyapı kurumlarımızın yönetsel açıdan temel problemi bağımsız ya da özerk olmayışlarıdır. Akademi kavramını kullanıyor olmak bunu çözmeye yetmediği gibi akademi kavramının da içini boşaltan bir nitelik taşımaktadır.
Kendi bütçesi, yönetim kurulu, genel kurulu ve eğitim ve personel kadrosu olmayan bir yapının "akademi" olması mümkün değildir. Artı üretkenliği olmayan ve üretkenliğini somut olarak belirlemeyen bir yapı akademik olamaz.
Akademi kavramı herkesin kullanabileceği bir kavram olmaktan çıkarılması ve lisansiye yani "yeterlilik ölçütlerinin sağlanmış olması" haline getirilmesi şarttır.

Burada birincil önemli konu kendi yönetim ve işleyişini kurmuş olan, bağımsız ya da özerk/katma bütçeli, denetlenebilir ve kapalı/ açık eğitim alanları ile altyapı dönem ve evreleri uzmanlıkları olan eğitmen antrenör kadrolarının tahsis edildiği, sağlık ve sosyal yardım ilişkilerini kurmuş olan, sekreterya ve yardımcı personelin işlevsel hale getirildiği kurumsallığın sağlanmış olmasıdır.

Üst yapı nasıl bir örgütlenme ciddiyeti ve özeni içindeyse altyapılar da aynı özen ve ciddiyetle kurulmalıdır ki; Kurum haline gelebilsinler.

Bu yapılanmanın eğitsel açıdan önemi ve asıl işlevi temel altyapı eğitimlerinden başlayan bir eğitim sistematiğini gelişim altyapı ve performansa dönük altyapı dönemlerine kadar sürdürebiliyor olmasıdır.
Bu yapıların öncelikle okul olmaları yani eğitim verecekleri kompartımanlarının gelişmiş olması ve daha da önemlisi akademi denilen özgünlük ve eğitim uygulama modellerinin alanları olmak durumundadırlar. Aksi halde eğitsel açıdan da akademi olarak ifade edilmelerinin önemi ve gereği yoktur.

Akademilerin olmazsa olmaz eğitim dönemleri "temel altyapı eğitimi" dönem ve evreleridir.
Çünkü başlangıç budur.
Bu başlangıç aynı zamanda "akademinin de başlangıcı" demektir.
Bu anlamda özellikle 10-12 Yaş üzerinde ısrarla durmak gerekir.
Çünkü bu dönem sihirli bir yaş dönemidir.
Sihirli dönem dememizin nedeni ise bu yaş sürecindeki çocukların oyun için gereken birçok FARKLI davranış yeterliliği gösterebiliyor oluşlarıdır.
Çocuklar 3-7 yaş arasında gerçekleştirebildikleri "temel hareket becerileri" sayısı nicel olarak hızla artarken,
8-9 yaşlarında bu temel temel hareket becerilerinde kalitesinde/niteliğinde bir artış meydana gelir.
10-12 yaşlarında ise hızında, farklı durumlara transferinde ve özellikle futbola ilişkin hareket çeşitliliği sayısında bir sıçrama ile kendini gösterir.
Ve dahası birçok hareketi oyunlarda çok rahat ve amaca dönük olarak kullanabilirler. Yeter ki büyük sahalarda ve ağır ve büyük topların yanı sıra kendilerinden daha büyük çocuklar ile boğuşmak zorunda kalmasınlar.
12-15 yaşları ise bu hareketlerin becerisinde/kalitesinde artış gelişirken, bu becerilerin oyuna transferleri en üst düzeye çıkar.

Şimdi bu gerçekler ortadayken "futbol akademi" diye tanımlanan bir çok futbol altyapı eğitimlerinde özellikle "temel altyapı eğitimi" dediğimiz süreç ne kadar sağlıklı yürütülmektedir?
Üstelik 8,9 yaşlarında terbiye edilmemiş çocukları alıp, onlardan kurallı oyunlar bekliyor olmanın, 10-12 yaşındaki çocuklardan da büyüklerde olduğu gibi mevki belirleyerek, katı bir disiplin ve bölge oyunları beklemek ve üstelik bunu müsabaka koşulları yaratarak performansa dönük gerçekleştirmeye çalışmak ahlak, vicdan ve bilim ile hiç bir açıklaması yoktur.

8, 9 yaşlarındaki çocukların susma ve dinleme terbiyelerini çözümleyememiş bir ebeveyn ve okul yaklaşımı bir yanda dururken, onlardan büyükler gibi oyun oynamalarını bekleyen ve altyapı eğitimci yaklaşımını bir araya getirdiğinizde karşınıza ne olduğu belli olmayan zaman ve emek kayıpları çıkmaktadır.

"At topu oynasınlar" ve "benim çocuğum en iyisidir" koalisyonu ile varılabilecek nokta "futbol akademileri"ni okul olmayı beceremeden akademi olmayı tasarlamış bir taklitten öteye taşımaz.
Özetle eğitsel açıdan akademilerin özgünlüğü 8 yaşlarından itibaren formal bir eğitim programı ile gelişim psikolojisi ve hareket eğitim modelleri temelinde oyuncu adaylarını ilk evrede iki yıllık genel beceriler, koordinatif özellikler ve algısal motor gelişim açısından mükemmelleştirmeye çalışmasıdır.
18 yaşına değin sürecek bu yolculuk kendini akademi diye adlandıran bir kurumun neleri ne ölçüde başarıp başaramadığının tek ölçütü olacaktır.

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMLERİNE ERKEN YAŞLARDA BAŞLATMAK DEMEK, FUTBOLA ERKEN BAŞLATMAK DEMEK DEĞİLDİR...


Çocuklar 7 yaşına kadar ne yapmaları gerektiğini içgüdüsel, görerek, taklit ederek ve tek şey olarak yaparlar.

8-10 yaşına kadar neler yapmaları gereğini en fazla iki bilemedin üç seçenek üzerinden yapabilirler.

10-12 yaşlarında neleri, niçin yapmaları gereği üzerine düşünmeye ve öyle yapmaya çalışırlar ki; bu da onların teknik becerileri geliştirmelerinin nedenidir.

Özetle 10-12 yaşından önce yapılan hiç bir çalışma ve eğitim uygulaması ne kadar futbol ile ilgili olursa olsun asla futbol amaçlarına yönelik bir çalışma olmaz.
Gerçek anlamda futbol eğitim uygulamaları 10-12 yaş aralığında başlar.
Daha önce yapılan tüm çalışmalar zorlama, dayatma ve sıkıntılı çalışmalardır. Eğer zorlama ve dayatma yoksa bu çalışmalar temel hareket becerileri, özelleşmiş hareket becerileri ve bunların sonucu koordinatif özelliklerin geliştirilmesine katkı demektir.

Spesifik, special ya da branşa özgü eğitim uygulamaları demek o spor branşının karakteristik özelliklerine göre gerçekleştirilen uygulamalar demektir. Çocuklar 10-12 yaşlarından önce futbolu aslına uygun olarak yani tam olarak asla oynayamazlar...

Çocuklar ayak ve top ilişkisine elbette daha erken başlamalıdırlar.
Ama bu futbol oyunu demek değildir.
Ayak topu oyunu ve etkinliği olarak ele alınması demektir.

Not: 4-6/7 yaşındaki çocuklar kendilerine söylenen iki farklı davranışı ardı ardına asla yapamazlar. Bunu yapmaya biliş/düşünce gelişim özellikleri elvermez.
Hele hale üç farklı şey onlar için üç kural demektir. Üç kurallı, iki kurallı bir etkinliği yapmaları mümkün değildir.
Ardı ardına bağımsız ve içlerinden geldiği gibi davranabilirler. Ama bunu dahi bir kez daha tekrar gerçekleştiremezler.

4 Kas 2016

DENGE (İÇ ALGI) NEDİR? FUTBOLDAKİ DENGE NEDİR?



İçalgı ya da denge normal yaşamımızı sürdürmede ve özellikle sportif eğitimdeki verimliliğin arttırılmasında önemli bir hareket ve gelişim özelliği yeterliliğidir.

Denge vücudu kontrol etme ve yönetme yeterliliğidir.

Çok daha farklı bir tanımla denge, değişen mekan, zemin ve nesne ilişkilerinde vücudun konumunu amaç doğrultusunda tutabilme ve devam ettirebilme yeterliliğidir.

Futbolda altyapı eğitim uygulamalarında "denge çalışmalarını" gözlemlediğimizde bu çalışmaların sadece "ayakta kalabilmek" pozisyonunu sağlamayla ilgili olduğu görülmektedir. Bu yanlış olmasa da eksik ve amaca yönelik bir denge çalışması değildir.

Futbol oyunu esas olarak "top ile ilişkiye dayalı değişen pozisyonları devam ettirebilme esasına dayalı beceri oyunudur.
O halde buradaki denge nedir?
Top ile ilişkili olarak çok farklı koşullarda hareketi devam ettirebilme pozisyonlarında vücudu yönetebilmektir.
Yani futbolda nesne, durum ve beden oryantasyonunun sağlanmasıdır.
Kısaca koordinatif yetiler aynı zamanda DENGE'nin ta kendisidir.
Ama bu koordinatif yetiler top, değişen koşul ve bedenin bir arada olduğu hareket devamlılığı ile gerçekleştirelebilir.
Sadece beden dengesi, sadece top ile denge, sade veya durum dengesi futbola özgü verimliliği arttırmaz ve geliştirmez.
Eğer öyle olsaydı beden ve durum ile ilgili olarak dünyanın en gelişmiş denge özelliğine sahip cimnastikçiler veya sirk cambazları çok iyi futbolcular olurlardı.

Özetle futbolda içalgı yani denge topun, değişen durumların ve bedenin amaca yönelik sürdürülebilir beraberliği demektir.
Basit bir uygulama örneği: 12 yaş ve üstü için,
180 derce dön pas al, gösterilen yöne pas ver, gösterilen yöne koş 360 derece dön pas al.
Aynı işi üst üst üste üç kez tekrarla dinlen..
3-4 set aralar 1dk.
8 yaş için;
Yerde yuvarlan, kalk, koş, dön ve topu tut.

23 Eki 2016

FİZİKSEL GELİŞİM AÇISINDAN ALTYAPI EĞİTİMİNİN ÖNCELİĞİ VE AMACI NE OLMALIDIR?


Çocuklarda fiziksel gelişimin iki yönü vardır.
1. Bedensel gelişim
2. Psikomotor gelişim

BEDENSEL GELİŞİM;
Bedensel gelişim denilen şey en basit anlamda “büyüme” ile ilgili gelişim anlamına gelmektedir.
Büyüme boyuna ve enine gerçekleşir.
Çocuğun iç ve dış organları ile uzuvlarının boy ve hacim artışını ifade eder.
Pratik anlamda kollar, bacaklar, gövde ve başın ölçü olarak uzaması, genişlemesi ve ağırlığında artışlar büyüme olarak nitelendirilir.

Şimdi sormak gerekir; Bu kısa açıklamadan sonra çocuklar çabuk büyüsün diye bir eğitim söz konusu olabilir mi?
Hayır…
Böyle bir eğitim amacı olabilir mi?
Elbette hayır.

Çünkü büyüme insanın genetik kodlarında olan ve olması gerektiği gibi doğal seyrine bırakılan bir gelişimdir.
İşte bu nedenledir çocukların boyunu uzatalım, kaslarının hacmini arttıralım gibi düşünceden hareketle yapılan dış müdahale dediğimiz antrenman ve yüklenmeler yararsız ve erken olmaları nedeniyle zararlıdır.

Büyümü noktaları ve odakları dediğimiz iskelet sisteminde yer alan alanların erken kapanmasına yol açar.
Kuvvet adına yapılan müdahaleler yani kuvvet amaçlı ağırlık ve yüklenme çalışmaları ise kasları gereksiz ve erken uyararak büyümesine yol açarken aynı oranda sinir sistemine ilişkin gelişim sağlamadığından özelliksiz bir kas gelişimine neden olabilmektedir.

Özetle futbolda altyapı eğitiminin özellikle 15’li yaşlara kadar olan bölümlerinde büyüme’yi ilgilendiren uzama, genişleme yani boy, kilo artışını doğal olmayan yollardan sağlamayı amaçlayan antrenmanlardan kaçınılmalıdır.
Altyapı eğitiminin bedensel gelişimi öncelemesi ve bedensel gelişimi amaçlayan şekilde yürütülüyor olması en büyük hatadır.

Bir kulübün altyapı kurumunda futbol küçük yaşlarda bedensel gelişime dayalı olarak geliştirilmeye çalışılıyorsa, orada altyapı eğitimi iyi altyapı eğitimi olmadığı gibi, kötü ve zararlı bir altyapı eğitimidir.

PSİKOMOTOR GELİŞİM
Psikomotor gelişim en basit anlamıyla yaş düzeyine uygun hareket yeterliliği gelişimi demektir
Hareket yeterliliği dediğimiz şey ise;
- Hareketleri amacına uygun gerçekleştirme,
- Hareketleri giderek artan bir beceri düzeyinde yapabilme,
- Çok çeşitli sayıda hareketi gerçekleştirme,
- Hareketleri işin gereği gibi ve farklı koşullarda gerçekleştirme,
- Hareketleri ZAMANA, MEKANA, YÖNE, YANA VE DEĞİŞEN DURUMLARA GÖRE amaçlı ve doğru yapabilme..

Yukarıda sıralanan hareket yeterlilikleri (psikomotor gelişim),
7 yaşına kadar temel hareket becerileri, 10,12 yaşları arasında özelleşmiş hareket becerileri, 12- 15 yaşlarında değin branşa özgü hareket becerileri ve 16-18 yaşlarında ise verimsel hareket becerileri olarak devam eder gider ya da devam edip gitmelidir.

İşte altyapı eğitimlerinin başlama ve sonuçlanmasına değin eğitim müfredatı ve uygulamalarının esası psikomotor gelişimi amaçlayan bir içerik taşımalıdır.
Çünkü çocuklar için futbol asla bir kuvvet ve dayanıklılık oyunu değildir ve olmamalıdır.

Çocuklar için futbol hareket becerileri oyunudur.
Bu ideal gerçek altyapı eğitiminin "psikomotor gelişim" dediğimiz hareket yetkinliğinin arttırılması üzerine şekillenmesi anlamına gelir.

Top ile ilişkili hareket çeşitliliği ve bu hareket çeşitliliğinin de giderek farklı ortam ve koşullarda beceriye dönüştürülmesi altyapı eğitimimin tüm müfredatını oluşturmalıdır.

21 Eki 2016

EĞİTİCİ ANTRENÖRLERE VE EĞİTİLEN ÇOCUKLARA DAİR BİR PEDAGOJİ NOTU


Özellikle çocuklar antrenörleri ile ilgili olarak en çok neleri hatırlar ve hangi özelliklerini takdir ederler?
-Antrenörlerinin çok iyi futbol oynamış olmalarını mı?
-Hala kendilerinden daha iyi futbol oynuyor oluşlarını mı?
-Boy, pos ve yakışıklı oluşlarını mı?
-Bağırmalarını mı?
-Gülmelerini mi?
-Çok konuşuyor olmalarını mı?
-Sinirlilik hallerini mi?
-Çok şey öğretiyor olmalarını mı?

Kesinlikle hayır...

Elbette hepsini hatırlayabilirler ama asla önemsemezler ve takdir etmezler...
Çocuklar gelişim özellikleri gereği öğretmen ve antrenörlerini rol model alabilirler.
Ama asla yukarıda sayılan tutum ve davranışları hatırlamak için kendilerini zorlamazlar ve takdir etmezler.
Çünkü çocukların takdir etme özelliklerini oluşturacak olan "bilgi, yaşanmışlık ve kıyaslama yapabilme deneyimleri olmadığı için takdir etmeleri sınırlıdır ve çok kayda değer değildir.

Ama bütün çocuklar takdir etme ve hatırlama ve takdir etme ile ilgili olarak
-Sevmeyi,
-Güvenmeyi,
-Kendini ifade edebilmiş olmayı hatırlarlar ve takdir ederler...

Şöyle bir ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinizi hatırlamaya çalışınız, hatırladıklarınız ve takdir ettikleriniz sizi sevenler, size güven verenler ve kendinizi ifade etme imkanını bulduğunuz öğretmenlerdir.

İşte bir antrenörün çocukları için hatırlanma ve takdir görmesi bu üç temel yaşam biçimi üzerinde oluşur.
Dolayısıyla antrenörler;
- Çocukları sevmelidirler ve onlara saygı duymalıdırlar.
- Onları birbirlerinden ayırmamalı, eşitsizliğe neden olmamalı ve her zor durumda yanlarında olduğunu göstermelidirler.
- Çocuklara öncelikle bazı özelliklere sahip olduklarını fark ettirmeli ve bu özelliklerini sözel, duygusal ve elbette biyomotor / yani hareket becerileri şeklinde ifade etme ortamları sunmalıdırlar.

Futbol mu?
O zaten bunlar olduğu sürece olacaktır.
Hem de en iyi şekilde..

15 Eki 2016

Futbol Altyapı Eğitiminde Ölçme Değerlendirme Araçları 2: Gelişim Kontrol Listeleri




Kontrol listelerinde amaç çocuğun çeşitli gelişim alanlarında nasıl geliştiğini belirlemektir. Bunu yanında bu listeler, antrenörlere günlük plan içerisindeki etkinlikleri düzenleme konusunda da fikir verebilir.

Çocukların hangi alanlara/ kazanımlara yönelik desteklenmeleri gerektiğinin biliniyor olması, o alanlara yönelik çeşitli etkinliklere ağırlık verilmesine fırsat verebilir.

Kontrol listeleri hem bireysel gözlemlerde, hem de grup gözlemlerinde aynı anda kullanabilirler.
Kontrol listeleri gözlemlemek istenen gelişim alanına ait becerilerin (amaç ve kazanımların) listelenip, belirli zamanlarda yapılan gözlemlerle çeşitli formatlarda doldurulması şekli
nde kullanılabilirler. ‘Evet / hayır, “yapabiliyor / yapamıyor”, “az / çok” “gelişmiş / geliştirilmesi gerek” gibi.

Kullanım açısından kolay olmaları, antrenörlerin bu yöntemi tercih etmeleri için sebep oluşturabilir. Antrenörler gerektiği durumlarda kontrol listesi hazırlayabilir ve kullanabilirler.

Kontrol listelerini kullanırken dikkat edilmesi gereken nokta ölçütlerin tutarlı/mantıklı bir anlayışla düzenlenmiş olunmasıdır. Gelişim alanlarının doğru bir şekilde gruplandığından ve kendi içinde tutarlı olduğundan emin olmak gerekir. Örneğin; hareket becerileri ilgili bir kontrol listesinde, oyun becerileri ya da taktik beceriler gelişim alanına ait bilgilerin/ maddelerin olmamasına dikkat edilmelidir.

Gelişimsel kontrol listeleri her gelişim alanı ile ilgili olarak düzenlenebilir ve çocukların gelişimlerinin gözlenmesi kayıt altına alınabilir.

Altyapı Eğitim Dönem ve Evreleri dikkate alındığında her dönem ve evre için gözlem formların içeriklerinde yer alan ölçütler çocukların içinde bulundukları dönem ve evrenin futbol eğitim içerikleri doğrultusunda değişmelidir.
Örneğin paylaşılan gözlem formu “Temel Altyapı Eğitimi Dönemi” ile ilgili olarak tamamen alan ile ilgili olarak düzenlenmiş bir kontrol listesi örneğidir.

12 Eki 2016

EĞİTİMDE FARKLILIKLARI DİKKATE ALMAK...


(Çocukların Kişilik ve Bedensel Özellikleri ve Futbol Eğitimi)

İnsanlar farklı kişilik özelliklerine sahiptirler.
Sadece kişilik değil farklı olumlu özelliklere de sahiptirler.
Kimisi ağır ve serin kanlı, kimizi aceleci ve kıvrak, kimisi güçlü, kimisi tartışmacı, kimisi uzlaşmacı ve bunun gibi...
İşte çocuklarımız da böyledirler aslında.. Önemli olan farklı özellikleri törpülemek, yok etmek değil onları geliştirmektir. Yeter ki bu özellikler olumsuz, yanlış ve kötü özellikler olmasın.

Farklı olumlu karakter ve bedensel özellikleri dikkate alan eğitim, daha kavrayıcı daha yaratıcı ve daha verimli bir eğitimdir.
Ne demek bu?
Ve futbol altyapısında ne işe yarar?

Özetle şu demek;
Bütün çocuklardan her şeyi aynı şekilde yapmalarını istemeyin ve zorlamayın demek.
Doğruyu temel olarak aynı şekilde yapsınlar ama daha fazlasını aynı şekilde yapmaya zorlanmasınlar. Çünkü bu durumda kendi kişilik ve bedensel özelliklerini verimli kullanmaktan alıkoyarız onları.
Ve futbolda stil dediğimiz "kendine özgü" olabilmeyi engellemiş oluruz.

Çocuklar top ile ilişkili hareketleri yani temel teknik becerileri temel doğruları ile dinlesinler, görsünler ama kendi özelliklerini işin içine katarak yapsınlar.
Kimi daha ağır ama temkinli, kimi hızlı, kimi çabuk, kimi güçlü, kimi özgüvenli, kimi akıcı, kimi tek dokunuşlu, kimi çok dokunuşlu...ama sonuçta hepsi de kendisine en uygun olanı en iyi biçimde yapsın.
O zaman çocukları seçerken ve değerlendirirken de çay takım seçer gibi değil bir futbol takımında farklı karakterde oyuncuların olması gereğini de düşünerek her çocuğu kendi özelliklerini en iyi biçimde gerçekleştiriyor olmasına bakarak seçmeliyiz.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...