1
"Futbol zekası" diye bir şey yoktur.
Üstelik futbol ve diğer tüm takım sporlarını üstün bir beceri ile oynayabilmenin zeka (IQ) ile ilgisi sadece oyunun kurallarını bilmek, oyunu anlayabilmek ile sınırlıdır.
Aksi olsaydı bilim insanları, araştırmacılar, zeka düzeyi puanı çok yüksek olanlar çok iyi futbol oynarlardı.
Futbol zekası diye tanımlanan şey, psikomotor zeka şeklinde ifade edilir ve literatürde yer alır.
Ama bu da tamamen sinir kas ilişkisi ve eğitimi ile gelişen ve geliştirilen ve doğuştan getirilen bazı özellikler ile de birleşerek ortaya çıkan "beceri" konusunu ifade eder.
Özetle futbol zekası oyuncu yaratıcılığı, oyunu çok yönlü görme, oyunu okuma ile oyun içinde bireysel taktiği takım taktiği içinde kullanabilme becerisidir.
Bu da üst düzey zeka ile ilgili değil, koordinatif ve algısal motor gelişim özellikleri ile birlikte geliştirilen top ile ilişkili becerilerin gelişmiş ve geliştirilmiş olmasıyla ilgilidir.
O halde futbolda "iyi futbolcu" ve "özellikli futbolcu" yetiştirmek istiyorsak altyapı temel ve gelişim dönemlerinde algısal motor gelişim özellikleri, koordinatif özellikler ve top ile ilişkili hareketleri mükmemmelleştirmekten başka bir işimiz olmamalıdır.
2
SPORDA VE FUTBOLDA ZEKA MESELESİNE DAİR
Psikomotor Öğrenmeler ve Beyin
Bütün öğrenmeler beyin temelli öğrenmelerdir. Öğrenmelerin yani, yaşam için gerekli bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışların hepsinin kaynağı beyindir.
Doğumdan itibaren sergilenen bazı psikomotor davranışlar refleks davranışlardır. Alt beyin tarafından kontrol edilen bu tür davranışlar ilerleyen dönemlerden itibaren (4. aydan sonra) giderek azalır ve birkaç tanesi hariç tamamen yok olur.
Bunun dışında yaşamak için gerçekleştirilen tüm davranışlarda olduğu gibi motor davranışlar da öğrenilen davranışlardır.
Öğrenilen her şey girdi, merkezi işlem ve çıktı döngüsüne dayanır. İşlem merkezi ise beyindir. Sonuç olarak psikomotor öğrenmeler beyin merkezli kassal çıktılardır.
Bir çocuğun elindeki yiyeceği ağzına yaklaştırması, emeklemesi, oturması, yürümesi gibi motor davranışların refleks öncelleri (temeli) olsa da bunların amaçlı davranışa dönüşmeleri algı, değerlendirme ve harekete geçme ile ilgili beyinsel faaliyetler sonucu gerçekleşir.
Beyin ve hareket ilişkisi aynı zamanda beyin ve beden eğitimi spor ilişkisi anlamına da gelmektedir. Beyin ve beden eğitimi spor ilişkisi psikomotor öğrenmelerin öncellikle beyinsel bir faaliyet olduğu ile ilgili bir ilişkidir. Dolayısıyla beden eğitimi spor öğretimi ile ilgili yaklaşımların beyin temelli yaklaşımları da içeriyor olması gerektiği açıktır.
Bir çocuktan her hangi bir psikomotor davranışı gerçekleştirmesini beklemek demek, çocuğun söz konusu davranış ile ilgili merkezi işlem gerçekleştirmesini istemek demektir.
Psikomotor davranışlar beynin ilgili bölümlerinde ve ilgili sinir hücrelerin işlevselleştirmesi anlamına geldiği gibi, beynin ilgili bölüm ve hücrelerin işlevselleştirilmesi de, psikomotor davranışlarda amaçlılık, çeşitlilik ve kalite anlamına gelmektedir
Doğum öncesi ilk üç ayda gelişiminin önemli kısmını büyük ölçüde tamamlayan beyin, 4 yaşına değin hızlı bir büyüme sergiler. Büyüme hamlesinin ilk dönemi 18. aya değin glia hücrelerinin büyüdüğü dönem, ikinci dönem ise dördüncü yaşa değin myelinizasyonun (aksonların myelin adı verilen beyaz yağlı bir madde ile kaplanması) gerçekleştiği dönemdir (Malina ve Bouchard, 1991 akt. Özer, 1995: 70).
Beyin ve omuriliği kapsayan sinir sistemi nöronlar ve glia hücrelerinden oluşur. Nöronlar duyusal alıcılar, diğer nöronlar ve kaslar ile iletişim kurma işlemine sahiptirler. Glia hücreleri ise nöronların çalışması ile ilgili işlevleri yerine getirirler.
Nöronlar hücre gövdesi, bunun çevresinde yer alan uzantılar yani dendrit ve hücre gövdesinden çıkarak uzanan aksonlar olmak üzere üç kısımdan oluşur. Yeni doğan bir bebekte dendrit ağları seyrek ve az gelişmişken, özellikle doğumdan sonraki altı ay boyunca çevreden duyusal iletiler alındıkça dallanır ve aktif hale gelir.
Nöronlar dendritler aracılığı ile komşu nöronların aksonlarından gelen iletileri alır ve bu iletileri kimyasal ve elektrik işlemler yolu ile akson boyunca sinaps adı verilen boşluklara aktarırlar. Sinaps oluşturmayan nöronların çoğu ölür.
Kaynak: İsmail Topkaya, "Hareket, beden eğitim ve sporda öğrenme ve öğretimin temelleri", 4. Baskı, Paradigma Akademi Yay. 2016
3
Yaşamın ilk yılında beyin hücrelerinin sayısı azalırken beyinin ağırlığı iki kat artar. Bunun nedeni nöronların tüm uyaranlara (işitsel, görsel, dokunsal, koku, tat gibi) tepki verirken dendritler yoluyla fiziksel bağlantılar kurup geliştirmeleridir. Çocuğun aktif yaşantısı (hareket), zihinsel çabası ve zengin çevresel uyaranlar dendritlerin dallanmasını hızlandırır ve zeka gelişir.
Zekanın beynin büyük olması ya da nöron sayısının fazla olması ile değil beynin yeterince gelişmiş olması, özellikle nöronların işlevselliği ile ilgili bir durumdur.
Hareket etme ile ilgili uyaranların yoğunluğu, hareketle ilgili nöronların dendritlenmesi ve sinapslar oluşturması sonucu psikomotor davranışlar gerçekleşir. Duyu-motor dönemden başlayıp algı-motor dönemde artarak devam eden hareket gelişiminin temeli ilgili nöronların dendritlenmesi ve sinapslar oluşturmasıdır. Bu olgu, hareket öğreniminin nörolojik temelini ortaya koyar.
Bir sinir hücresinin (nöron) dendrit ve akson yeterliliği onun sinaps oluşturma yeterliliği demektir. Nöronlar arası bağlantı anlamına gelen ve bir nöronun aksonundan diğer nöronun dendritlerine sinirsel akımların iletimi olan sinapslar “öğrenme” ile oluşurlar. Kullanılmadıklarında (uyarılmadıklarında) işlevsizleşir ve yok olurlar.
Bir uyarı sağlandığında üç milyar nöronun faaliyete geçtiği söylenirken yeni doğan bir bebeğe resim gösterildiğinde üç milyar dendrit oluştuğu saptanmıştır (Sherarer ve Sherarer, 1999 akt. Özer, 2004: 71).
Öğrencilere beyinlerini kullanmaları için fırsat verilmediğinde ya da beyinlerini kullanmak durumlarıyla karşılaşmadıklarında dendritler uyarılmazlar. Öğretmenler uygun uyarıcılar vermediğinde nöral budanmaya neden olabilirler ya da bilgiyi algılamak için gerekli olan yetenekleri köreltebilirler. Bu tip olaylar okul çağındaki çocuklarda genellikle baskın oldukları zeka alanları aktif olarak uyarılmadığında gerçekleşmektedir. Örneğin, bir öğrencinin beyni genellikle hareket ederek işlem görüyorsa ve bu öğrenciye hareket etme serbestliği tanınmıyorsa beyin süreçlerinde nöral budanmaya neden olan bir azalma söz konusu olabilir (Selçuk ve ark., 2004: 14).
Öğrenilmiş bir psikomotor davranışın sürekli tekrar edilmesi, ilgili nöronların daha fazla dendritlenmesine ve sinapslar oluşturmasına yol açmadığı gibi diğer sinir hücrelerini de işlevselleştirmez. Bunun olabilmesi için, farklı psikomotor uyaranlar gereklidir.
Psikomotor gelişim bir bakıma bebeklik ve ilk çocukluk dönemindeki sinir-kas olgunlaşmasının bir ürünüdür ve beynin bu dönemdeki hızlı büyümesi ile ilgilidir. Sinir-kas bütünleşmesi beyinciğin eşsiz büyüme atılımını yansıtır. Bebeklik döneminde kazanılan hareket becerileri bu bütünleşmenin ürünüdür (Malina ve Bouchard, 1991 akt. Özer, 2004. 73).
Hareket beden eğitimi ve spora ilişkin istendik motor davranışları istenen sayıda ve kalitede gerçekleştirebilmek sadece kassal bir çıktıdan ibaret değildir. Kassal çıktı sadece bir ürün yani sonuçtur. Bunu beden eğitim spor eğitmenlerinin çok iyi bilmesi gerekmektedir. Çünkü hareket yeterliliği, çocukların o ana kadar geçirdikleri hareket deneyimleri ile yani, hareket gelişiminden sorumlu beynin ilgili bölümlerindeki nöronlarla ilgilidir.
Çocuğun boyu, kilosu psikomotor davranışlar için bir referans değil psikomotor çıktının sergilenmesi için gereken araçlardır. Psikomotor davranışlar için asıl referans olgunlaşmış olma ve hazır bulunuşluk yeterliliğidir. Bu ise beyin, sinir, kas iletişimi yeterliliği yani nörofizyolojik yeterliliktir.
Yaşamın ilk birkaç yılında beyin, beyin kabuğunun her santimetre karesinde saniyede otuz bin yeni sinaps yapar. Bu sinapsların yapımı kısmen doğru beslenmeye bağlıdır. Ancak, daha çok bebeğin etrafındaki dünya ile ilgilidir. Sevgi ve ilginin bol olduğu, ilginç oyuncak ve nesnelerin bulunduğu bir ortam bebeğin beyninde daha fazla sinaps yapılmasına yardımcı olur. Ne kadar çok sinaps yapılırsa beyin de bebek büyürken o kadar iyi çalışır (Rose ve Lichtenfens, 2005: 25).
Bir psikomotor davranışı ya da davranışları edinme, edinilen bu davranışları unutmama ve gerektiğinde farklı amaçlar için kullanma, beyindeki nöronların söz konusu motor davranışların her boyutu için bir çok sinaps oluşturmasıyla mümkündür. Bu da bir hareketi çok boyutlu öğrenmeyi gerektirir. Doğal olarak hareket öğretim yaklaşımları da çok boyutlu düşünmeyi gerektirecek yapıda olmalıdır. Örneğin, topu atma davranışı yerine topu farklı şekillerde atma davranışları gibi. Topu atma davranışlarının öğretiminde çocuk merkeze alınarak topu uzağa, yukarı veya bir hedefe nasıl atarsa daha doğru atabileceğini düşünmesine neden olacak bir öğrenme ortamı, çocuğun daha fazla nöronunu aktive ederek sinapslar oluşturmasını sağlayabilir.
Kaynak: İsmail Topkaya, "Hareket, beden eğitim ve sporda öğrenme ve öğretimin temelleri", 4. Baskı, Paradigma Akademi Yay. 2016
4
Zeka puanı yüksek olan 9 yaşındaki bir çocuk ile zeka puanı yüksek olmayan ama olması gereken sınırlar içinde olan BAŞKA bir çocuk arasında, çalışmalar sonunda öğrenme verimi farkını ortaya koyacak olan şey zeka derecesi değil, çocukların sahip oldukları "psikomotor yetiler ve o yetilerin uyarılmış olması belirler.
Futbola ilişkin anlama, söyleneni yapabilme veya kısa sürede motor alan ile ilgili olarak daha çabuk beceri elde etmenin nedeni zeka yüksekliği değildir. Beynin ilgili bölümü olan motor hareketlerden sorumlu bölümün daha çok işlevselleştirilmiş olması ile ilgilidir.
"Ama hocam işte beyinden söz ediyorsunuz, o halde zekadan söz ediyorsunuz" gibi bir soru akla gelebilir. Ama sözünü ettiğimiz zeka bilişsel alan zekası değildir. Çünkü bilişsel alan ile ilgili zekanın futbol ile ilgili olarak normal insandaki seviyede olması, anormal yani özürlü olunmayacak düzeyde olması yeterlidir.
Geri kalan asıl mesele beynin hareket etme ile ilgili bölgesinde yer alan "motor alandaki" sinir hücrelerinin çok fazla sayıda aktif edilmesi meselesidir.
Nasıl aktif edilir bu sinir hücreleri? Öncelikle uyarılarak. Peki nasıl uyarılır? Görsel, işitsel ve dokunsal uyaranlar ile... Ama daha önemlisi bu uyaranlar mutlaka hareket ile birleştirilmelidir.
Zaman, mekan, mesafe, yan ve yön uyaranlarının alglanması ve hareket ile birleştirilmesi ile arzulanan oyun becerileri geliştirilmeye başlanır.
"Eeeee hocam işte beyinle ilgili şeylerden söz ediyorsun" diye düşünülüyorsa, elbette her şey beyinle ilgilidir zaten. Çünkü yaşamda beyin ile ilgili olmayan hiç bir şey yoktur..
Ama zeka yani akıllı olma veya çok akıllı olma derecesi futbol becerisi arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Normal düzeyde bir insan zekasına sahip olmak mükemmel futbolcu olmaya yetecek zeka demektir.
Farkı belirleyen şey çok akıllı olmak değil, yani "bilişsel zeka" düzeyinin yüksekliği değil, beyindeki motor alanın başat olarak kullanılmasının sağlanması ile ilgilidir.
Motor alan ilgili sinir hücrelerinin çok sayıda uyarılması, hareketin sinirler aracılığı ile iletimi ve iletilen uyaranları harekete dönüştürecek kas işlevselliğidir. Hepsi bundan ibarettir.
Bazı çocuklar için doğuştan yetenekli denilmesinin asıl nedeni tam olarak budur. Beynin ilgili motor alanı daha gelişmiş ve uyaranlara daha açık olduğu için daha çabuk öğrenir vedaha çabuk beceri kazanırlar.
Futbolda/Sporda Altyapı Eğitimi demek, futbola ilişkin nelerin, nasıl ve asıl olarak "ne zaman" öğretileceği ve öğrenileceği ile ilgili süreç demektir. "Futbol/Spor altyapı eğitim pedagojisi" demek; Çocukların gelişim sürecindeki "kritik dönemleri" ve durumları dikkate alarak öğretimi sürdürebilmek demektir. Not: Burada yer alan yazılardan isim ve kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi hırsızlığa girer. Alıntılar hukuken de kaynakça gösterilerek yapılır. (İsmail Topkaya)
1 Mar 2018
ÇOCUKLARIN FUTBOLU
"ÇOCUK FUTBOLU" İFADESİ DOĞRUDUR.
AMA DAHA DA DOĞRUSU "ÇOCUKLARIN FUTBOLU" İFADESİDİR...
ÇÜNKÜ "ÇOCUKLARIN FUTBOLU" İFADESİ FUTBOLDA ALTYAPI MODELİNİ İFADE EDEN BİR CÜMLEDİR.
Bir yazı okuduk.
Yazının başlığı "Çocuk bahçesi değil, çocukların bahçesi"ydi.
Çok yerinde, çok anlamlı ve çok nitelikli bir ifadeydi...
Başlık o kadar doğru ki; Olması gereken her şeyi ifade ediyor.
Aynı şekilde ve yaklaşım ile düşünerek biz de ifade etmek isteriz ki;
"Çocuk futbolu değil, çocukların futbolu" daha doğru olandır.
Ne demek istiyoruz?
Şunu;
Bütün çocuklar için her yer, her zaman, her koşulda onların futbolu oyun ve eğlence aracı olarak oynayabileceği ortama, imkana ve fırsatlara dönüştürülmediği sürece "çocuk futbolu" ifadesinin içini dolduramaz ve pratiğini yaratamazsınız.
Tıpkı minnacık, uyduruk, yapmacık çocuk bahçeleri gibi.
Oysa bahçeleri çocukların bahçesi kılmadığınız sürece çocukları doğa ile buluşturamazsınız.
Çocuk futbolu, futbolu çocuklar ile buluşturamadığı gibi, çocukları da futbol ile buluşturmaya yetmez.
Çocukların futbolu, futbolun çocukları demektir.
Çözüm futbolu ulaşılabilir kılmaktır.
Çözüm arsalar, alanlar, açık semt sahaları, mahalle sahaları ve herkese açık ve herkesi kabul etmekle yükümlü yerel kulüplerdir.
AMA DAHA DA DOĞRUSU "ÇOCUKLARIN FUTBOLU" İFADESİDİR...
ÇÜNKÜ "ÇOCUKLARIN FUTBOLU" İFADESİ FUTBOLDA ALTYAPI MODELİNİ İFADE EDEN BİR CÜMLEDİR.
Bir yazı okuduk.
Yazının başlığı "Çocuk bahçesi değil, çocukların bahçesi"ydi.
Çok yerinde, çok anlamlı ve çok nitelikli bir ifadeydi...
Başlık o kadar doğru ki; Olması gereken her şeyi ifade ediyor.
Aynı şekilde ve yaklaşım ile düşünerek biz de ifade etmek isteriz ki;
"Çocuk futbolu değil, çocukların futbolu" daha doğru olandır.
Ne demek istiyoruz?
Şunu;
Bütün çocuklar için her yer, her zaman, her koşulda onların futbolu oyun ve eğlence aracı olarak oynayabileceği ortama, imkana ve fırsatlara dönüştürülmediği sürece "çocuk futbolu" ifadesinin içini dolduramaz ve pratiğini yaratamazsınız.
Tıpkı minnacık, uyduruk, yapmacık çocuk bahçeleri gibi.
Oysa bahçeleri çocukların bahçesi kılmadığınız sürece çocukları doğa ile buluşturamazsınız.
Çocuk futbolu, futbolu çocuklar ile buluşturamadığı gibi, çocukları da futbol ile buluşturmaya yetmez.
Çocukların futbolu, futbolun çocukları demektir.
Çözüm futbolu ulaşılabilir kılmaktır.
Çözüm arsalar, alanlar, açık semt sahaları, mahalle sahaları ve herkese açık ve herkesi kabul etmekle yükümlü yerel kulüplerdir.
TOP İLE İLİŞKİLİ HAREKETİN ÖNCELİ TOPU HİSSETMEKLE BAŞLAR
His sadece duygu demek değildir.
His aynı zamanda yüzeye yakın alıcılar tarafından (senso-motor) algılayıcılar tarafından dışarıda ne olup bittiğinin dokunma, temas yoluyla algılanması demektir.
"Dokunmak hissetmektir" sözü boşuna söylenmiş bir söz veya cümle değildir.
Top ile ilişkili hareketlerin giderek amaçlı hareketlere ve sonrasında ise beceriye ulaşmasının ön koşulu işte bu algılamanın öncelikli olarak hissedilmesiyle başlar.
Topun ayağın ilgili bölümleri ile hissedilmesi bu nedenle çok önemlidir.
Hissetme nesnenin tüm özellikleri ve nesnenin hareketlerinin alıcılar ve algılayıcılar tarafından beyine ulaştırılarak ve orada anlaşılması/anlamlandırılması yani "algılanması" demektir.
Hissedilen ve sonrasında algılanan nesneye yönelik verilen cevap ise beynin sinirler aracılığı ile ilettiği uyaranları kaslara iletmesi ile gerçekleşir.
Yani beynin cevap olarak topun hızı, yumuşaklığı, ağırlığı ile ilgili olarak, topu kontrol etme, itme, vurma, durdurma gibi hareketleri ile ilgili emirlerini yapmayı sağlayacak olan uyaranları sinirler aracılığı ile ince ve kalın kaslara göndererek, ayaktaki ve bacaktaki ilgili kasların ilgili derecede kasılmasını ve dolayısıyla da kasların amaca göre kullanılmasını sağlamasıyla gerçekleşir.
Kaslar kuvvet kademelendirmesiyle yani gereken kadar kuvvet üreterek (motor-ünite aracılığı ile) olması gerektiği kadar kasılarak topu ile ayak ilişkisini yaratır.
Başa dönersek, insan önce hisseder. Her şey hissetme ile başlar.
Çünkü hissetme algılamanın öncelidir.
Algılama ise verilecek cevabın öncelidir.
Doğru hissedemez isek doğru algılayamaz, doğru algılayamaz isek doğru cevabı, yani doğru hareketi yapamayız.
Doğru hareketler olmazsa doğru beceriler zaten oluşmayacaktır.
Bu durumda çocukların öncelikle topu hissetmeleri çok ama çok önemlidir.
Ağır hissedilen top sonrasında her şeyin ağır topa ilişkin oluşmasına neden olur. Nesneler ağırlaştıkça o nesneler yönelik davranışlar ağır olur.
Beceriden ve beceri düzeyi yüksek olmaktan çok kuvvetli olma eğilimli olmanın nedeni budur.
His aynı zamanda yüzeye yakın alıcılar tarafından (senso-motor) algılayıcılar tarafından dışarıda ne olup bittiğinin dokunma, temas yoluyla algılanması demektir.
"Dokunmak hissetmektir" sözü boşuna söylenmiş bir söz veya cümle değildir.
Top ile ilişkili hareketlerin giderek amaçlı hareketlere ve sonrasında ise beceriye ulaşmasının ön koşulu işte bu algılamanın öncelikli olarak hissedilmesiyle başlar.
Topun ayağın ilgili bölümleri ile hissedilmesi bu nedenle çok önemlidir.
Hissetme nesnenin tüm özellikleri ve nesnenin hareketlerinin alıcılar ve algılayıcılar tarafından beyine ulaştırılarak ve orada anlaşılması/anlamlandırılması yani "algılanması" demektir.
Hissedilen ve sonrasında algılanan nesneye yönelik verilen cevap ise beynin sinirler aracılığı ile ilettiği uyaranları kaslara iletmesi ile gerçekleşir.
Yani beynin cevap olarak topun hızı, yumuşaklığı, ağırlığı ile ilgili olarak, topu kontrol etme, itme, vurma, durdurma gibi hareketleri ile ilgili emirlerini yapmayı sağlayacak olan uyaranları sinirler aracılığı ile ince ve kalın kaslara göndererek, ayaktaki ve bacaktaki ilgili kasların ilgili derecede kasılmasını ve dolayısıyla da kasların amaca göre kullanılmasını sağlamasıyla gerçekleşir.
Kaslar kuvvet kademelendirmesiyle yani gereken kadar kuvvet üreterek (motor-ünite aracılığı ile) olması gerektiği kadar kasılarak topu ile ayak ilişkisini yaratır.
Başa dönersek, insan önce hisseder. Her şey hissetme ile başlar.
Çünkü hissetme algılamanın öncelidir.
Algılama ise verilecek cevabın öncelidir.
Doğru hissedemez isek doğru algılayamaz, doğru algılayamaz isek doğru cevabı, yani doğru hareketi yapamayız.
Doğru hareketler olmazsa doğru beceriler zaten oluşmayacaktır.
Bu durumda çocukların öncelikle topu hissetmeleri çok ama çok önemlidir.
Ağır hissedilen top sonrasında her şeyin ağır topa ilişkin oluşmasına neden olur. Nesneler ağırlaştıkça o nesneler yönelik davranışlar ağır olur.
Beceriden ve beceri düzeyi yüksek olmaktan çok kuvvetli olma eğilimli olmanın nedeni budur.
Bir Yazıdan Esinlenerek Davranış Öğrenimi Üzerine
Japonlar için davranışın ve birtakım tutumların çok önemli olduğunu biliyoruz. Bu davranış ve tutumlar bütününü genelde çocuk yaşta okulda ve aile içinde öğreniyorlar.
İşte bu bağlamda Japonya’da velilere gönderilen çocuklar için 18 maddelik ‘Davranış Listesi’;
1) Birisi konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.
2) İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.
3) Sandalyede uygun bir şekilde otur.
4) Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.
5) Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.
6) Giysilerinin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.
7) Masanı ve çevreni düzenli tut.
8) Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.
9) Kahvaltıyı önemse.
10) Dişlerini her zaman fırçala.
11) Asla yalan söyleme.
12) Kimseyi dışlama ve kimseye dışlanmış hissettirme.
13) Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.
14) Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.
15) İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.
16) Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.
17) Hem doğada zaman geçirip rahatlamak, hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.
18) Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.
Kaynak: https://ceotudent.com/japonyada-velilere-gonderilen-cocukla…
Peki biz bunu niçin paylaştık?
Şunun için;
Çocuklarımız birbirlerine ve büyüklerine karşı saygı konusunda iyi durumda değiller.
Ya korkudan ya da ödül nedeniyle gösterilen saygı, saygı değil iki yüzlülüktür.
Altyapılarda eğitim alan çocuklarımızı şöyle bir gözlemleyin, başlarında antrenörleri ve öğretmenleri yok iken birbirleri ile ilişkileri ve bireysel olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmede eksikler veya büyük sorun yaşıyorlar.
Özetle çocuklarımız için futbolda altyapı eğitimi demek sadece futbolu motor beceri açısından öğrenmek ve geliştirmek değil, kişisel ve toplumsal olarak doğru davranış becerileri kazanmak olmalıdır.
Bu zaten futbollarını da olumlu ve doğrudan etkileyecek bir şeydir.
Arda, Burak, Caner, Emre gibi onlarca futbolcunun Avrupa standartlarına ulaşamamış futbolcu olmalarının altında yatan motorik eksiklikleri değil, daha çok oyun içinde ve oyun dışında bireysel ve toplumsal davranış becerileri eksikliğidir.
İşte bu bağlamda Japonya’da velilere gönderilen çocuklar için 18 maddelik ‘Davranış Listesi’;
1) Birisi konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.
2) İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.
3) Sandalyede uygun bir şekilde otur.
4) Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.
5) Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.
6) Giysilerinin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.
7) Masanı ve çevreni düzenli tut.
8) Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.
9) Kahvaltıyı önemse.
10) Dişlerini her zaman fırçala.
11) Asla yalan söyleme.
12) Kimseyi dışlama ve kimseye dışlanmış hissettirme.
13) Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.
14) Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.
15) İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.
16) Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.
17) Hem doğada zaman geçirip rahatlamak, hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.
18) Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.
Kaynak: https://ceotudent.com/japonyada-velilere-gonderilen-cocukla…
Peki biz bunu niçin paylaştık?
Şunun için;
Çocuklarımız birbirlerine ve büyüklerine karşı saygı konusunda iyi durumda değiller.
Ya korkudan ya da ödül nedeniyle gösterilen saygı, saygı değil iki yüzlülüktür.
Altyapılarda eğitim alan çocuklarımızı şöyle bir gözlemleyin, başlarında antrenörleri ve öğretmenleri yok iken birbirleri ile ilişkileri ve bireysel olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmede eksikler veya büyük sorun yaşıyorlar.
Özetle çocuklarımız için futbolda altyapı eğitimi demek sadece futbolu motor beceri açısından öğrenmek ve geliştirmek değil, kişisel ve toplumsal olarak doğru davranış becerileri kazanmak olmalıdır.
Bu zaten futbollarını da olumlu ve doğrudan etkileyecek bir şeydir.
Arda, Burak, Caner, Emre gibi onlarca futbolcunun Avrupa standartlarına ulaşamamış futbolcu olmalarının altında yatan motorik eksiklikleri değil, daha çok oyun içinde ve oyun dışında bireysel ve toplumsal davranış becerileri eksikliğidir.
ŞUT ATMAK / ŞUT ALGISI
TEMEL EĞİTİM SÜRECİNDE "ŞUT" ALGISI NASIL SAĞLANIR? ÇOCUKLAR ŞUT HİSSİNİ NASIL ELDE EDERLER?
Futbolda şut'un ne olduğu ve nasıl gerçekleştiğini futbol ile ilgili herkes bilir. En basit ve en bilindik teknik beceri veya motor davranışlardan birisidir.
Onun için şut atma becerisinin teknik ayrıntısı ile laf kalabalığı yapmaya gerek olmadığı kanısındayız.
Ama şut atma becerisi üzerine özellikle altyapı temel eğitim ve gelişim eğitimi süreçlerinde olmaması gereken eğitim yanlışları ile olması gereken eğitim doğruları konusunda bir kaç konudan söz etmek yararlı olacaktır.
1. Şut atmanın anatomik ve biyomekanik yani iskelet hareketi, vuruş noktası, açısı ve mesafeleri elbette önemlidir. Bunları üç aşağı beş yukarı herkes bilir.
2. Şut atma topa ayakla vurmak demektir.
Vurma hareketlerinde vurma hareketini yapan nesneden (ayak,bacak, gövde) daha çok vurulan nesnenin (top) ne olduğu ve nasıl bir nesne olduğu çok daha önemlidir.
3. Vurulan yani şut atılan nesne vurma hareketinin anatomik ve biyomekanik olarak hareketini biçimler.
4. Biz genel olarak şut atmada vuran nesneye odaklanırız. Yani topa değil ayağa ve bacağa odaklanırız. Oysa bu eksik bir eğitim anlayışıdır.
5. Vuran nesneyi, vurulan nesnenin ne olduğu ve nasıl bir nesne olduğu belirler.
6. Şut atılan yani vurulan nesnenin büyüklüğü, ağırlığı vurma hareketini doğrudan etkiler.
Nesne büyüdükçe ve ağırlaştıkça vurma hareketi dürtmeye, itmeye, ittirmeye dönüşmek zorunda kalır.
7. Oysa şut atma şut atılan nesneye geniş açıda, savurmayla ve büyük güç transferini aktararak yapılan bir teknik beceridir.
8. Çocuklar 10 yaşına kadar, özellikle 8-9 yaşlarında ve şut atma davranışını hissederek yapamamaktadırlar. Oysa bir teknik beceri yapılarak hissedilir ve hissedilerek kalıcı öğrenmeye dönüşür.
9. Çocukların şutu yani topa vurmayı hissetmeleri için yapabilmeleri gerekir. Büyük ve ağır toplar şut hareketini tam anlamıyla yapmayı kısıtlar ve hatta engeller. Bizim çocuklarımızın şutları genel olarak itmeyi içinde barındıran şutlardır. Bunun nedeni nesnenin yani topun durumudur.
10. Doğru zamanda doğru top demek, şut becerisinin 8 yaşından itibaren biyomekanik olarak doğru yapılmasının anahtarı demektir.
Futbolda şut'un ne olduğu ve nasıl gerçekleştiğini futbol ile ilgili herkes bilir. En basit ve en bilindik teknik beceri veya motor davranışlardan birisidir.
Onun için şut atma becerisinin teknik ayrıntısı ile laf kalabalığı yapmaya gerek olmadığı kanısındayız.
Ama şut atma becerisi üzerine özellikle altyapı temel eğitim ve gelişim eğitimi süreçlerinde olmaması gereken eğitim yanlışları ile olması gereken eğitim doğruları konusunda bir kaç konudan söz etmek yararlı olacaktır.
1. Şut atmanın anatomik ve biyomekanik yani iskelet hareketi, vuruş noktası, açısı ve mesafeleri elbette önemlidir. Bunları üç aşağı beş yukarı herkes bilir.
2. Şut atma topa ayakla vurmak demektir.
Vurma hareketlerinde vurma hareketini yapan nesneden (ayak,bacak, gövde) daha çok vurulan nesnenin (top) ne olduğu ve nasıl bir nesne olduğu çok daha önemlidir.
3. Vurulan yani şut atılan nesne vurma hareketinin anatomik ve biyomekanik olarak hareketini biçimler.
4. Biz genel olarak şut atmada vuran nesneye odaklanırız. Yani topa değil ayağa ve bacağa odaklanırız. Oysa bu eksik bir eğitim anlayışıdır.
5. Vuran nesneyi, vurulan nesnenin ne olduğu ve nasıl bir nesne olduğu belirler.
6. Şut atılan yani vurulan nesnenin büyüklüğü, ağırlığı vurma hareketini doğrudan etkiler.
Nesne büyüdükçe ve ağırlaştıkça vurma hareketi dürtmeye, itmeye, ittirmeye dönüşmek zorunda kalır.
7. Oysa şut atma şut atılan nesneye geniş açıda, savurmayla ve büyük güç transferini aktararak yapılan bir teknik beceridir.
8. Çocuklar 10 yaşına kadar, özellikle 8-9 yaşlarında ve şut atma davranışını hissederek yapamamaktadırlar. Oysa bir teknik beceri yapılarak hissedilir ve hissedilerek kalıcı öğrenmeye dönüşür.
9. Çocukların şutu yani topa vurmayı hissetmeleri için yapabilmeleri gerekir. Büyük ve ağır toplar şut hareketini tam anlamıyla yapmayı kısıtlar ve hatta engeller. Bizim çocuklarımızın şutları genel olarak itmeyi içinde barındıran şutlardır. Bunun nedeni nesnenin yani topun durumudur.
10. Doğru zamanda doğru top demek, şut becerisinin 8 yaşından itibaren biyomekanik olarak doğru yapılmasının anahtarı demektir.
YETENEK AVCILIĞI
YETENEK AVCILIĞI YETENEKLİ OLANI BULMAK DEĞİL,
YETENEKLİ OLACAK OLANI KEŞFETMEKTİR...
İngilizce "scout" kavramının Türkçeye çevirisinde ve kullanılışında "avcı" kavramı uygun görülmüşse de esası tarayan, izleyen, tespit eden anlamında bir ifadedir.
Türkçe tam karşılığı "izci" anlamına gelen "scout" futbol âleminde ‘yetenek avcısı’ olarak kullanılmaktadır.
Lakin asıl mesele ve yanlış kullanım konusu daha başkadır.
"Yetenek avcısı" demek yetenekli olan ama gözden ırak olanı bulmak demek değildir. Gözden ırak olanı bulmak taramak, tespit etmek, kayıt altına almak demektir.
Yetenek avcılığı ifadesindeki "avcılık" esprisi ise ileride yetenekli olacak olanı keşfetmek ile ilgilidir. Buradaki avcılık ifadesi daha olmamış ama ileride olacağı anlamak anlamında sezmeyi, öngörmeyi içeren "keşfetme" maharetini içermektedir.
Yetileri görmek ve bu yetilere bakarak bir çocuğun yetenekli bir futbolcu olacağını keşfetmek "yetenek avcılığı" olarak değerlendirilebilir.
Yetenek avcılığı yetenekli olanı bulmak değil, yetenekli olacağı ön görmek, demektir.
Özetle yetenek avcılığı "yetileri" olan çocuğun söz konusu yetilerini görmek ve o yetileri değerlendirerek yetenekli olacağına ilişkin yargıda bulunmaktır.
Somut olarak söylersek;
10-12 ve daha üst yaş gruplarındaki çocukların futbol açısından keşfedilmesi yetenek avcılığı değil, yetenekli çocukların taranması, izlenmesi, bulunması ve saptanmasından ibarettir.
9 yaş ve altı yaş gruplarındaki çocukların ileride futbol yeteneği potansiyeli taşıyan çocuklar olduğunu anlamak, tespit etmek ise yetenek avcılığı olarak değerlendirilebilir.
Meyveleri veya çiçekleri ortaya çıkmış olan bir ağacın verimli bir ağaç olduğunu söylemek maharet değildir. Bu ağacın nerede olduğunu bulmak da büyük marifet değildir.
Marifet meyvesi olmayan ağacın ilerde çok meyve verecek verimli bir ağaç olacağını anlamak ve bunu bilimsel verilere dayalı olarak söyleyebilmektir.
YETENEKLİ OLACAK OLANI KEŞFETMEKTİR...
İngilizce "scout" kavramının Türkçeye çevirisinde ve kullanılışında "avcı" kavramı uygun görülmüşse de esası tarayan, izleyen, tespit eden anlamında bir ifadedir.
Türkçe tam karşılığı "izci" anlamına gelen "scout" futbol âleminde ‘yetenek avcısı’ olarak kullanılmaktadır.
Lakin asıl mesele ve yanlış kullanım konusu daha başkadır.
"Yetenek avcısı" demek yetenekli olan ama gözden ırak olanı bulmak demek değildir. Gözden ırak olanı bulmak taramak, tespit etmek, kayıt altına almak demektir.
Yetenek avcılığı ifadesindeki "avcılık" esprisi ise ileride yetenekli olacak olanı keşfetmek ile ilgilidir. Buradaki avcılık ifadesi daha olmamış ama ileride olacağı anlamak anlamında sezmeyi, öngörmeyi içeren "keşfetme" maharetini içermektedir.
Yetileri görmek ve bu yetilere bakarak bir çocuğun yetenekli bir futbolcu olacağını keşfetmek "yetenek avcılığı" olarak değerlendirilebilir.
Yetenek avcılığı yetenekli olanı bulmak değil, yetenekli olacağı ön görmek, demektir.
Özetle yetenek avcılığı "yetileri" olan çocuğun söz konusu yetilerini görmek ve o yetileri değerlendirerek yetenekli olacağına ilişkin yargıda bulunmaktır.
Somut olarak söylersek;
10-12 ve daha üst yaş gruplarındaki çocukların futbol açısından keşfedilmesi yetenek avcılığı değil, yetenekli çocukların taranması, izlenmesi, bulunması ve saptanmasından ibarettir.
9 yaş ve altı yaş gruplarındaki çocukların ileride futbol yeteneği potansiyeli taşıyan çocuklar olduğunu anlamak, tespit etmek ise yetenek avcılığı olarak değerlendirilebilir.
Meyveleri veya çiçekleri ortaya çıkmış olan bir ağacın verimli bir ağaç olduğunu söylemek maharet değildir. Bu ağacın nerede olduğunu bulmak da büyük marifet değildir.
Marifet meyvesi olmayan ağacın ilerde çok meyve verecek verimli bir ağaç olacağını anlamak ve bunu bilimsel verilere dayalı olarak söyleyebilmektir.
OYUN MÜCADELE VE SAVAŞ DEĞİLDİR
ÇOCUKLAR İÇİN FUTBOL TAM OLARAK BİR OYUNDUR...
OYUN İSE MÜCADELE DEMEK DEĞİLDİR..
HELE HELE SAVAŞMAK HİÇ DEĞİLDİR...
Çocuklara ve gençlere "mücadele etmeyi öğretiyoruz" anlamına gelen "savaşmayı öğretiyoruz" lafı, futbolu bir oyun ve bir eğitim aracı olarak görmüyor olmanın sonucu olsa gerektir.
Oysa futbol öncelikle bir oyundur.
Oyunlar ise "mücadele edilerek" öğrenilmez ve öğretilmez.
Hele hele savaşarak hiç öğretilmez ve öğrenilmez.
Mücadele oyun algısını ve oyun ihtiyacı farkındalığını yok eder.
Oyun olan her şey önce oynanarak öğretilir ve oynanarak öğrenilir.
Oyunlar önce oynanarak, oynandıkça zevk alınarak ve zevk alındıkça daha çok oynanarak öğretilir ve öğrenilir.
Çocuklar endüstriyel (ticari) futbola erken yaşlarda başlatmak demek onları mücadeleye (savaşmaya) erken yaşlarda başlatmak demek değildir. Çünkü çocuklar hayatı erken yaşta yaşamaya başladıklarında ileride çok başarılı olacaklar diye bir şey asla yoktur.
Adaptasyon başka şeydir... Erkenden hayatın içine atmak adaptasyon değil, vazgeçmek demektir.
Çocuklar her şeye gelişimlerinin elverdiği ölçülerde katılırlar. Aksi halde önce futbola ve kendilerine karşı ve sonra da futbol ile ilgili her şeye ve yaşama karşı yabancılaşırlar ve ruhsuzlaşırlar.
Mekanikleşen çocuklardan iyi futbolcu ve özellikli futbolcu çıkaramazsınız.
Bu işler duygu, düşünce, sevgi, değer verme ve kendine saygı duyma ile gerçekleşecek şeylerdir.
Futbolu oyun olarak algılamak, sevmek ve eğlenmek futbol eğitiminin önceli olmak zorundadır...
OYUN İSE MÜCADELE DEMEK DEĞİLDİR..
HELE HELE SAVAŞMAK HİÇ DEĞİLDİR...
Çocuklara ve gençlere "mücadele etmeyi öğretiyoruz" anlamına gelen "savaşmayı öğretiyoruz" lafı, futbolu bir oyun ve bir eğitim aracı olarak görmüyor olmanın sonucu olsa gerektir.
Oysa futbol öncelikle bir oyundur.
Oyunlar ise "mücadele edilerek" öğrenilmez ve öğretilmez.
Hele hele savaşarak hiç öğretilmez ve öğrenilmez.
Mücadele oyun algısını ve oyun ihtiyacı farkındalığını yok eder.
Oyun olan her şey önce oynanarak öğretilir ve oynanarak öğrenilir.
Oyunlar önce oynanarak, oynandıkça zevk alınarak ve zevk alındıkça daha çok oynanarak öğretilir ve öğrenilir.
Çocuklar endüstriyel (ticari) futbola erken yaşlarda başlatmak demek onları mücadeleye (savaşmaya) erken yaşlarda başlatmak demek değildir. Çünkü çocuklar hayatı erken yaşta yaşamaya başladıklarında ileride çok başarılı olacaklar diye bir şey asla yoktur.
Adaptasyon başka şeydir... Erkenden hayatın içine atmak adaptasyon değil, vazgeçmek demektir.
Çocuklar her şeye gelişimlerinin elverdiği ölçülerde katılırlar. Aksi halde önce futbola ve kendilerine karşı ve sonra da futbol ile ilgili her şeye ve yaşama karşı yabancılaşırlar ve ruhsuzlaşırlar.
Mekanikleşen çocuklardan iyi futbolcu ve özellikli futbolcu çıkaramazsınız.
Bu işler duygu, düşünce, sevgi, değer verme ve kendine saygı duyma ile gerçekleşecek şeylerdir.
Futbolu oyun olarak algılamak, sevmek ve eğlenmek futbol eğitiminin önceli olmak zorundadır...
ÇOCUKLAR 12 YAŞINA KADAR NELERİ YAŞAMALILAR?
HER ÇOCUĞUN 12 YAŞINA GELMEDEN YAPMASI GEREKEN 50 ŞEY.... VE KISSADAN HİSSE...
İngiltere’deki tarihi binaların, bahçelerin ve ormanların bakımıyla ilgilenen bir yardım kuruluşu olan National Trust, çocukların 12 yaşına kadar mutlaka yapmaları gereken 50 şey listelemiş.
İşte söz konusu 50 aktivite;
Dikkatinizi çekeriz, aktivitelerin hepsi doğal, hepsi geleneksel ve üstelik hepsi bedava....
Bir ağaca tırmanma
Yüksek bir tepeden yuvarlanma
Bozulmamış doğada kamp kurma
Bir sığınak inşa etme
Taş sektirme
Yağmurun altında koşturma
Uçurtma uçurma
Ağ ile bir balık yakalama
Ağaçtan bir elma yeme
At kestaneleriyle maç yapma
Kartopu atma
Sahilde hazine avına çıkma
Çamurdan kaydırak yapma
Bir dereye baraj kurma
Karda kızakla kayma
Birini kuma gömme
Salyangoz yarışı düzenleme
Devrilmiş bir ağacın üstünde dengede kalma
Halattan salıncakta sallanma
Çamurda kayma
Yabani böğürtlen yeme
Bir ağacın içine bakma
Bir adayı ziyaret etme
Rüzgarda uçuyormuş gibi hissetme
Otlardan düdük yapma
Fosil ve kemik avına çıkma
Güneşin doğuşunu izleme
Büyük bir tepeye tırmanma
Bir şelalenin arkasına girme
Ellerinden bir kuş besleme
Böcek avına çıkma
Kurbağa yumurtası bulma
Ağ ile kelebek yakalama
Vahşi hayvanların izini sürme
Bir gölcüğün içindekileri keşfetme
Bir baykuşa seslenme
Taş havuzundaki çılgın yaratıklara bakma
Bir kelebek besleme
Bir yengeç yakalame
Gece doğa yürüyüşüne çıkma
Bir şeyi ekme, büyütme ve yeme
Doğada yüzme
Rafting yapma
Kibritsiz ateş yakma
Yolunu harita ve pusulayla bulma
Kaya tırmanışını deneme
Kamp ateşinde yemek yapma
İple kaya inişini deneme
Define oyunu oynama
Nehir aşağı kanoya binme
.........................................................................
KISSADAN HİSSE; YANİ ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERS....
Yukarıdaki listede elbette bize özgü olmayan şeyler de var ama genellikle bize özgü ve bizim çoğumuzun geçmişte yaşadığı şeyler bunlar.
Ama ya şimdiki çocuklar...
İngiltere veya gelişmiş birçok batı toplumunda çocuklar hala bunların çoğunu 12 yaşına kadar yaşama imkanı ve fırsatına sahipler...
Ya Türkiye'de?
İngiltere kadar sanayileşmemiş olmamamıza rağmen geleneksel oyunlarımızın hepsini yitirdik...
Hangi çocuğumuz bir ağaca tırmanarak büyüyor artık?
Hangisi uzun eşek oynuyor veya elim sende oynayarak koşuyor?
Sonra Türkiye'de neden futbolcu yetişmiyor.
Biz ülke olarak 30, hatta 40 yıldır, 12 yaşına kadar çocukların doğal ve geleneksel ortamlarda ve koşullarda eğlenmesine ve kendilerini farklı geliştirebilecek geleneksel aktviteler ile buluşturabiliyor muyuz?
Hayır...
Ne yapıyoruz peki?
Onları kafeslerinden çıkarıp halı sahalara sokup futbolcu olmalarını bekliyoruz. Üstelik "bundan olur, bundan olmaz" diyerek ahkam kesiyoruz.
Çocuklar öncelikle hayata ilişkin tüm temel becerilerini, vücut yönetim becerilerini ve bedensel ve motor farkındalıklarını doğal ortamda, doğada ve geleneksel oyunlarda keşfeder ve geliştirirler.
Futbol becerileri ise işte bunların üzerine inşa edilir.
Bu yaşam tarzını ve düzenini sağlamadıktan sonra isterseniz, çocukları 4 yaşında alın, halı sahalarda futbol eğitimi yapın...Ne fark eder?
Kendimizi kandırdığımız gibi çocukları heba ettiğimizin farkında dahi değiliz...
İngiltere’deki tarihi binaların, bahçelerin ve ormanların bakımıyla ilgilenen bir yardım kuruluşu olan National Trust, çocukların 12 yaşına kadar mutlaka yapmaları gereken 50 şey listelemiş.
İşte söz konusu 50 aktivite;
Dikkatinizi çekeriz, aktivitelerin hepsi doğal, hepsi geleneksel ve üstelik hepsi bedava....
Bir ağaca tırmanma
Yüksek bir tepeden yuvarlanma
Bozulmamış doğada kamp kurma
Bir sığınak inşa etme
Taş sektirme
Yağmurun altında koşturma
Uçurtma uçurma
Ağ ile bir balık yakalama
Ağaçtan bir elma yeme
At kestaneleriyle maç yapma
Kartopu atma
Sahilde hazine avına çıkma
Çamurdan kaydırak yapma
Bir dereye baraj kurma
Karda kızakla kayma
Birini kuma gömme
Salyangoz yarışı düzenleme
Devrilmiş bir ağacın üstünde dengede kalma
Halattan salıncakta sallanma
Çamurda kayma
Yabani böğürtlen yeme
Bir ağacın içine bakma
Bir adayı ziyaret etme
Rüzgarda uçuyormuş gibi hissetme
Otlardan düdük yapma
Fosil ve kemik avına çıkma
Güneşin doğuşunu izleme
Büyük bir tepeye tırmanma
Bir şelalenin arkasına girme
Ellerinden bir kuş besleme
Böcek avına çıkma
Kurbağa yumurtası bulma
Ağ ile kelebek yakalama
Vahşi hayvanların izini sürme
Bir gölcüğün içindekileri keşfetme
Bir baykuşa seslenme
Taş havuzundaki çılgın yaratıklara bakma
Bir kelebek besleme
Bir yengeç yakalame
Gece doğa yürüyüşüne çıkma
Bir şeyi ekme, büyütme ve yeme
Doğada yüzme
Rafting yapma
Kibritsiz ateş yakma
Yolunu harita ve pusulayla bulma
Kaya tırmanışını deneme
Kamp ateşinde yemek yapma
İple kaya inişini deneme
Define oyunu oynama
Nehir aşağı kanoya binme
.........................................................................
KISSADAN HİSSE; YANİ ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERS....
Yukarıdaki listede elbette bize özgü olmayan şeyler de var ama genellikle bize özgü ve bizim çoğumuzun geçmişte yaşadığı şeyler bunlar.
Ama ya şimdiki çocuklar...
İngiltere veya gelişmiş birçok batı toplumunda çocuklar hala bunların çoğunu 12 yaşına kadar yaşama imkanı ve fırsatına sahipler...
Ya Türkiye'de?
İngiltere kadar sanayileşmemiş olmamamıza rağmen geleneksel oyunlarımızın hepsini yitirdik...
Hangi çocuğumuz bir ağaca tırmanarak büyüyor artık?
Hangisi uzun eşek oynuyor veya elim sende oynayarak koşuyor?
Sonra Türkiye'de neden futbolcu yetişmiyor.
Biz ülke olarak 30, hatta 40 yıldır, 12 yaşına kadar çocukların doğal ve geleneksel ortamlarda ve koşullarda eğlenmesine ve kendilerini farklı geliştirebilecek geleneksel aktviteler ile buluşturabiliyor muyuz?
Hayır...
Ne yapıyoruz peki?
Onları kafeslerinden çıkarıp halı sahalara sokup futbolcu olmalarını bekliyoruz. Üstelik "bundan olur, bundan olmaz" diyerek ahkam kesiyoruz.
Çocuklar öncelikle hayata ilişkin tüm temel becerilerini, vücut yönetim becerilerini ve bedensel ve motor farkındalıklarını doğal ortamda, doğada ve geleneksel oyunlarda keşfeder ve geliştirirler.
Futbol becerileri ise işte bunların üzerine inşa edilir.
Bu yaşam tarzını ve düzenini sağlamadıktan sonra isterseniz, çocukları 4 yaşında alın, halı sahalarda futbol eğitimi yapın...Ne fark eder?
Kendimizi kandırdığımız gibi çocukları heba ettiğimizin farkında dahi değiliz...
18 Şub 2018
FUTBOL SADECE BİR OYUNDUR
ÇOCUKLAR İÇİN FUTBOL TAM OLARAK BİR OYUNDUR...
OYUN İSE MÜCADELE DEMEK DEĞİLDİR..
HELE HELE SAVAŞMAK HİÇ DEĞİLDİR...
Çocuklara ve gençlere "mücadele etmeyi öğretiyoruz" anlamına gelen "savaşmayı öğretiyoruz" lafı, futbolu bir oyun ve bir eğitim aracı olarak görmüyor olmanın sonucu olsa gerektir.
Oysa futbol öncelikle bir oyundur.
Oyunlar ise "mücadele edilerek" öğrenilmez ve öğretilmez.
Hele hele savaşarak hiç öğretilmez ve öğrenilmez.
Mücadele oyun algısını ve oyun ihtiyacı farkındalığını yok eder.
Oyun olan her şey önce oynanarak öğretilir ve oynanarak öğrenilir.
Oyunlar önce oynanarak, oynandıkça zevk alınarak ve zevk alındıkça daha çok oynanarak öğretilir ve öğrenilir.
Çocuklar endüstriyel (ticari) futbola erken yaşlarda başlatmak demek onları mücadeleye (savaşmaya) erken yaşlarda başlatmak demek değildir. Çünkü çocuklar hayatı erken yaşta yaşamaya başladıklarında ileride çok başarılı olacaklar diye bir şey asla yoktur.
Adaptasyon başka şeydir... Erkenden hayatın içine atmak adaptasyon değil, vazgeçmek demektir.
Çocuklar her şeye gelişimlerinin elverdiği ölçülerde katılırlar. Aksi halde önce futbola ve kendilerine karşı ve sonra da futbol ile ilgili her şeye ve yaşama karşı yabancılaşırlar ve ruhsuzlaşırlar.
Mekanikleşen çocuklardan iyi futbolcu ve özellikli futbolcu çıkaramazsınız.
Bu işler duygu, düşünce, sevgi, değer verme ve kendine saygı duyma ile gerçekleşecek şeylerdir.
Futbolu oyun olarak algılamak, sevmek ve eğlenmek futbol eğitiminin önceli olmak zorundadır...
ÇOCUKLAR VE YAŞAM
HER ÇOCUĞUN 12 YAŞINA GELMEDEN YAPMASI GEREKEN 50 ŞEY.... VE KISSADAN HİSSE...
İngiltere’deki tarihi binaların, bahçelerin ve ormanların bakımıyla ilgilenen bir yardım kuruluşu olan National Trust, çocukların 12 yaşına kadar mutlaka yapmaları gereken 50 şey listelemiş.
İşte söz konusu 50 aktivite;
Dikkatinizi çekeriz, aktivitelerin hepsi doğal, hepsi geleneksel ve üstelik hepsi bedava....
Bir ağaca tırmanma
Yüksek bir tepeden yuvarlanma
Bozulmamış doğada kamp kurma
Bir sığınak inşa etme
Taş sektirme
Yağmurun altında koşturma
Uçurtma uçurma
Ağ ile bir balık yakalama
Ağaçtan bir elma yeme
At kestaneleriyle maç yapma
Kartopu atma
Sahilde hazine avına çıkma
Çamurdan kaydırak yapma
Bir dereye baraj kurma
Karda kızakla kayma
Birini kuma gömme
Salyangoz yarışı düzenleme
Devrilmiş bir ağacın üstünde dengede kalma
Halattan salıncakta sallanma
Çamurda kayma
Yabani böğürtlen yeme
Bir ağacın içine bakma
Bir adayı ziyaret etme
Rüzgarda uçuyormuş gibi hissetme
Otlardan düdük yapma
Fosil ve kemik avına çıkma
Güneşin doğuşunu izleme
Büyük bir tepeye tırmanma
Bir şelalenin arkasına girme
Ellerinden bir kuş besleme
Böcek avına çıkma
Kurbağa yumurtası bulma
Ağ ile kelebek yakalama
Vahşi hayvanların izini sürme
Bir gölcüğün içindekileri keşfetme
Bir baykuşa seslenme
Taş havuzundaki çılgın yaratıklara bakma
Bir kelebek besleme
Bir yengeç yakalame
Gece doğa yürüyüşüne çıkma
Bir şeyi ekme, büyütme ve yeme
Doğada yüzme
Rafting yapma
Kibritsiz ateş yakma
Yolunu harita ve pusulayla bulma
Kaya tırmanışını deneme
Kamp ateşinde yemek yapma
İple kaya inişini deneme
Define oyunu oynama
Nehir aşağı kanoya binme
KISSADAN HİSSE; YANİ ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERS....
Yukarıdaki listede elbette bize özgü olmayan şeyler de var ama genellikle bize özgü ve bizim çoğumuzun geçmişte yaşadığı şeyler bunlar.
Ama ya şimdiki çocuklar...
İngiltere veya gelişmiş birçok batı toplumunda çocuklar hala bunların çoğunu 12 yaşına kadar yaşama imkanı ve fırsatına sahipler...
Ya Türkiye'de?
İngiltere kadar sanayileşmemiş olmamamıza rağmen geleneksel oyunlarımızın hepsini yitirdik...
Hangi çocuğumuz bir ağaca tırmanarak büyüyor artık?
Hangisi uzun eşek oynuyor veya elim sende oynayarak koşuyor?
Sonra Türkiye'de neden futbolcu yetişmiyor.
Biz ülke olarak 30, hatta 40 yıldır, 12 yaşına kadar çocukların doğal ve geleneksel ortamlarda ve koşullarda eğlenmesine ve kendilerini farklı geliştirebilecek geleneksel aktviteler ile buluşturabiliyor muyuz?
Hayır...
Ne yapıyoruz peki?
Onları kafeslerinden çıkarıp halı sahalara sokup futbolcu olmalarını bekliyoruz. Üstelik "bundan olur, bundan olmaz" diyerek ahkam kesiyoruz.
Çocuklar öncelikle hayata ilişkin tüm temel becerilerini, vücut yönetim becerilerini ve bedensel ve motor farkındalıklarını doğal ortamda, doğada ve geleneksel oyunlarda keşfeder ve geliştirirler.
Futbol becerileri ise işte bunların üzerine inşa edilir.
Bu yaşam tarzını ve düzenini sağlamadıktan sonra isterseniz, çocukları 4 yaşında alın, halı sahalarda futbol eğitimi yapın...Ne fark eder?
Kendimizi kandırdığımız gibi çocukları heba ettiğimizin farkında dahi değiliz...
ŞİDDET EĞİLİMİ
ÇOCUKKEN RUHUNDA YARA AÇILMIŞ İNSANLAR, BÜYÜDÜKLERİNDE BAŞKA ÇOCUKLARIN RUHUNDA YARA AÇMAYA MEYİLLİ BÜYÜKLER OLURLAR.
İnsanlar ne kadar büyümüş olurlarsa olsunlar ilk çocukluk, son çocukluk ve ilk gençlik yıllarında aldığı yaralar asla geçmez.
İnsanlar ilerleyen dönemlerinde geçmiş yıllarındaki almış oldukları yaralar ile yollarına devam ederler.
İşte bu yaralar bazıları daima sızlar, ve daima için için kanar.
Eğer insanların geçmişlerinde yaşadıkları yaralar, büyüdükleri halde hala sızlıyor ve kanıyorsa o dönemlere takılı olarak yaşıyorlar demektir.
Bunu bertaraf edemeyenler, yani bunun üstesinden gelemeyenler (üst biliş geliştiremeyenler, unutamayanlar) neden-sonuç ilişkisi kuramayıp çözümleyemeyenler için hayat yeterince olması gerektiği kadar iyi olmaz.
Bazı kişiler için geriye bir yol kalır. Bu hastalıklı bir yoldur. Bu tür kişiler geçmişte yaşadıklarını başkalarına yaşatarak geçmişin intikamını almaya çalışırlar. Ve bu kısır döngü böylece devam eder gider.
Onun içindir ki; Çocuklarımıza ve özellikle altyapılardaki sporcu adaylarımıza çocukluk yıllarında, onların ruhlarında derin yaralar açıp izler bırakacak acılar yaşatmamalıyız.
Hiç bir çocuğu sosyal ve duygusal olarak istismar edecek boyutlarda azarlama, rencide etme, ötekileştirme, aşağılama ve şiddet gibi davranışlara maruz bırakmamalıyız.
Unutmayalım; Yaralı insanlar fırsat bulduklarında başkalarına yaralar açmaya meyilli insanlar olurlar. Ancak bu şekilde varolduklarını algılamaya ve hissetmeye çalışırlar.
Bunu engellemenin tek yolu çocuklara yönelik "çocuk haklarına uygun" davranmak, davranılmasını sağlamak ve bu konuda her yerde ve herkese karşı duyarlı olmaktan geçer.
İnsanlar ne kadar büyümüş olurlarsa olsunlar ilk çocukluk, son çocukluk ve ilk gençlik yıllarında aldığı yaralar asla geçmez.
İnsanlar ilerleyen dönemlerinde geçmiş yıllarındaki almış oldukları yaralar ile yollarına devam ederler.
İşte bu yaralar bazıları daima sızlar, ve daima için için kanar.
Eğer insanların geçmişlerinde yaşadıkları yaralar, büyüdükleri halde hala sızlıyor ve kanıyorsa o dönemlere takılı olarak yaşıyorlar demektir.
Bunu bertaraf edemeyenler, yani bunun üstesinden gelemeyenler (üst biliş geliştiremeyenler, unutamayanlar) neden-sonuç ilişkisi kuramayıp çözümleyemeyenler için hayat yeterince olması gerektiği kadar iyi olmaz.
Bazı kişiler için geriye bir yol kalır. Bu hastalıklı bir yoldur. Bu tür kişiler geçmişte yaşadıklarını başkalarına yaşatarak geçmişin intikamını almaya çalışırlar. Ve bu kısır döngü böylece devam eder gider.
Onun içindir ki; Çocuklarımıza ve özellikle altyapılardaki sporcu adaylarımıza çocukluk yıllarında, onların ruhlarında derin yaralar açıp izler bırakacak acılar yaşatmamalıyız.
Hiç bir çocuğu sosyal ve duygusal olarak istismar edecek boyutlarda azarlama, rencide etme, ötekileştirme, aşağılama ve şiddet gibi davranışlara maruz bırakmamalıyız.
Unutmayalım; Yaralı insanlar fırsat bulduklarında başkalarına yaralar açmaya meyilli insanlar olurlar. Ancak bu şekilde varolduklarını algılamaya ve hissetmeye çalışırlar.
Bunu engellemenin tek yolu çocuklara yönelik "çocuk haklarına uygun" davranmak, davranılmasını sağlamak ve bu konuda her yerde ve herkese karşı duyarlı olmaktan geçer.
FUTBOL ALTYAPI MODEL ÖNERİSİ
BASİT, ANLAŞILIR, UYGULANABİLİR, İNSANİ VE "ELİT AMACA" YÖNELİK ALTYAPI İŞLEYİŞ MODEL ÖNERİSİ
Futbol altyapı eğitim organizasyonlarını ulusal düzeyde bir modele ve sisteme oturtamadığımız sürece standartların üzerinde futbolcuyu yetiştirmek için harcanan emekler boşa gider.
Tüm spor dalları için genel olarak ama futbolda kesinlikle basit, insani ve amaca yönelik ulusal futbol altyapı işleyiş modeli şudur;
Yerelden ve yerel futbol kulüplerinden itibaren öncelik "katılım" amaçlı ve işlevli bir futbol altyapısını hayata geçirmek zorundayız.
Burada esas amaç çok fazla çocuğun futbol ile buluşmasının sağlanmasıdır.
Aksi durumda daha işin başında seçmeyi ve seçilimi yerelden itibaren başlattığımız sürece hem on binlerce çocuk futboldan mahrum bırakılmış olmakta, hem de yetenekli çocuk seçtim derken asıl yetenekliler dışarıda kalmış olmaktadır. Çünkü yetenek seçimi adına yapılan şey o an için diğerine göre daha iyisini almaktan ibarettir.
Modelin ikinci ayağı daha iyi koşullarda ve imkanlarda süreç içinde istekli, istikrarlı ve özellikli çocukları belirlenmiş kulplere ve eğitim kurumlarına yönlendirmektir.
Üçüncü aşama veya ayak ise geleceği olduğuna birilerinin değil, çocuğun ve gencin verimliliği ve geldiği düzeyin belirleyeceği ölçütlere uygunluğu sabit bulunanların son ve en üst eğitim ve performans kurumlarına ve kulüplerine yönlendirilmelerinin sağlanmasıdır.
Yerel ve amatör kulüpler bu işin katılımcı ve hümanist ayağını oluşturmalıdırlar. Karşılığında ilgili federasyon tarafından desteklenmelidirler.
Diğer aşamalı süreçler ise ilgili birim ve kulüplerin finanse edeceği şekilde, standartlara ulaşmış olanlar tarafından yürütülmelidir.
Bu sağlanmadığı sürece bir çok çocuk ve genç kendilerine yeterli imkan, fırsat ve gelecek vadetmeyen kulplerde harcanmaktadırlar.
Bu model hem daha fazla çocuğun futbol oynamasına hem de daha fazla çocuğun ve gencin doğal ve süreçlere ve göstergelere dayalı olarak yoluna devam etmesini sağlayacak ve hemde ulusal düzeyde milli takım ve standartları yüksek oyuncuların bir araya gelmiş olmasına sağlayacaktır.
Aksi durumda herkes her işi yapmaya kalkacak ve hiç kimse ve kulüp olması gerektiği bir alanda en iyiye ulaşamayacaktır.
Futbol altyapı eğitim organizasyonlarını ulusal düzeyde bir modele ve sisteme oturtamadığımız sürece standartların üzerinde futbolcuyu yetiştirmek için harcanan emekler boşa gider.
Tüm spor dalları için genel olarak ama futbolda kesinlikle basit, insani ve amaca yönelik ulusal futbol altyapı işleyiş modeli şudur;
Yerelden ve yerel futbol kulüplerinden itibaren öncelik "katılım" amaçlı ve işlevli bir futbol altyapısını hayata geçirmek zorundayız.
Burada esas amaç çok fazla çocuğun futbol ile buluşmasının sağlanmasıdır.
Aksi durumda daha işin başında seçmeyi ve seçilimi yerelden itibaren başlattığımız sürece hem on binlerce çocuk futboldan mahrum bırakılmış olmakta, hem de yetenekli çocuk seçtim derken asıl yetenekliler dışarıda kalmış olmaktadır. Çünkü yetenek seçimi adına yapılan şey o an için diğerine göre daha iyisini almaktan ibarettir.
Modelin ikinci ayağı daha iyi koşullarda ve imkanlarda süreç içinde istekli, istikrarlı ve özellikli çocukları belirlenmiş kulplere ve eğitim kurumlarına yönlendirmektir.
Üçüncü aşama veya ayak ise geleceği olduğuna birilerinin değil, çocuğun ve gencin verimliliği ve geldiği düzeyin belirleyeceği ölçütlere uygunluğu sabit bulunanların son ve en üst eğitim ve performans kurumlarına ve kulüplerine yönlendirilmelerinin sağlanmasıdır.
Yerel ve amatör kulüpler bu işin katılımcı ve hümanist ayağını oluşturmalıdırlar. Karşılığında ilgili federasyon tarafından desteklenmelidirler.
Diğer aşamalı süreçler ise ilgili birim ve kulüplerin finanse edeceği şekilde, standartlara ulaşmış olanlar tarafından yürütülmelidir.
Bu sağlanmadığı sürece bir çok çocuk ve genç kendilerine yeterli imkan, fırsat ve gelecek vadetmeyen kulplerde harcanmaktadırlar.
Bu model hem daha fazla çocuğun futbol oynamasına hem de daha fazla çocuğun ve gencin doğal ve süreçlere ve göstergelere dayalı olarak yoluna devam etmesini sağlayacak ve hemde ulusal düzeyde milli takım ve standartları yüksek oyuncuların bir araya gelmiş olmasına sağlayacaktır.
Aksi durumda herkes her işi yapmaya kalkacak ve hiç kimse ve kulüp olması gerektiği bir alanda en iyiye ulaşamayacaktır.
ANTRENÖR SAYISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
ARALIK 2017 İTİBARİ İLE "ONAYLI LİSANSLI" ANTRENÖR SAYISI, ÇALIŞAN ANTRENÖR SAYISI VE BİR ANALİZ
"TFF tarafından lisanslandırılarak özlük kaydı alınmış olan antrenör sayısı ise 03.11.2017 itibariyle 26.036 imiş.
2017-2018 Sezonu için, 03.11.2017 itibariyle 6.328 antrenör, amatör ve profesyonel kulüplerde görev yapıyormuş".
Kaynak: (http://yenisoluk.com/turkiyede-8-milyon-32-bin-817-lisansl…/)
Bu rakamlar üzerinden kısa bir değerlendirme;
1. Amatör, profesyonel liglerde ve kulüplerin altyapılarında günümüz itibariyle faaliyet gösteren (çalışan) çeşitli kademelerdeki futbol antrenör sayısı; 6.328 kişi ve çeşitli kademelerde lisansı olan ve özlük kaydı yapılmış olan toplam futbol antrenör sayısı ise 26.036 kişi olduğuna göre, şu an itibari ile ihtiyaçtan daha fazla antrenöre sahip olduğumuz gibi bir durum söz konusudur.
2. Antrenör sayısının artması demek rekabetin artması demek değildir. Rekabet adil koşullarda ve amaca göre doğru ölçme araçları ile yapılan "en iyinin veya en verimli olanın" seçilmesi ile gerçekleşir. Türkiye'de böyle bir çalışma ortamı yoktur.
3. Antrenör sayısının artması ile antrenör kalitesi veya yeterliliği arasında olumlu anlamda doğru orantı kurmak mümkün değildir. Nicelik artışının nitelik artışı üzerinde etkili olabilmesi için antrenör kalitesi ve yeterliliği standartlarının oluşturulması gerekmektedir.
4. Meslek alanları ile ilgili, meslek uzmanlarının veya elemanlarının önemi ve değerini belirleyen şey talep edilme derecesidir. Futbolda daha fazla antrenör lisansı vermek demek istihdam alanı açmadan o alanın kişilerini değersizleştirmek demektir.
5. Antrenör sayılarının artışına paralel olarak iş kolu ve iş alanı içinde özel ve öznel çalışma alanları oluşturmak, planlamak ve hayata geçirmek zorunluluğu hem eğitim kalitesini, hem iş üretim kalitesini ve hem de verimliliği olumlu etkiler. Futbol alanında ise bu "yaş grupları uzmanlığı" veya "yaş grupları antrenörlüğü" düzeylerine değin çeşitlendirilerek gerçekleştirilebilir.
6. Antrenör yetiştirmeyi "yeterlilik oluşturma standartları" ile gerçekleştirmeden, antrenör istihdam etme koşullarını ve alanlarını oluşturmadan ve antrenör özlük haklarını evrensel yaşam standartlarına ulaştırmadan 26.036 kişiden oluşan lisans futbol antrenör sayısını 126.000 kişiye çıkarsanız ne olur? Çıkarmasanız ne olur?
"TFF tarafından lisanslandırılarak özlük kaydı alınmış olan antrenör sayısı ise 03.11.2017 itibariyle 26.036 imiş.
2017-2018 Sezonu için, 03.11.2017 itibariyle 6.328 antrenör, amatör ve profesyonel kulüplerde görev yapıyormuş".
Kaynak: (http://yenisoluk.com/turkiyede-8-milyon-32-bin-817-lisansl…/)
Bu rakamlar üzerinden kısa bir değerlendirme;
1. Amatör, profesyonel liglerde ve kulüplerin altyapılarında günümüz itibariyle faaliyet gösteren (çalışan) çeşitli kademelerdeki futbol antrenör sayısı; 6.328 kişi ve çeşitli kademelerde lisansı olan ve özlük kaydı yapılmış olan toplam futbol antrenör sayısı ise 26.036 kişi olduğuna göre, şu an itibari ile ihtiyaçtan daha fazla antrenöre sahip olduğumuz gibi bir durum söz konusudur.
2. Antrenör sayısının artması demek rekabetin artması demek değildir. Rekabet adil koşullarda ve amaca göre doğru ölçme araçları ile yapılan "en iyinin veya en verimli olanın" seçilmesi ile gerçekleşir. Türkiye'de böyle bir çalışma ortamı yoktur.
3. Antrenör sayısının artması ile antrenör kalitesi veya yeterliliği arasında olumlu anlamda doğru orantı kurmak mümkün değildir. Nicelik artışının nitelik artışı üzerinde etkili olabilmesi için antrenör kalitesi ve yeterliliği standartlarının oluşturulması gerekmektedir.
4. Meslek alanları ile ilgili, meslek uzmanlarının veya elemanlarının önemi ve değerini belirleyen şey talep edilme derecesidir. Futbolda daha fazla antrenör lisansı vermek demek istihdam alanı açmadan o alanın kişilerini değersizleştirmek demektir.
5. Antrenör sayılarının artışına paralel olarak iş kolu ve iş alanı içinde özel ve öznel çalışma alanları oluşturmak, planlamak ve hayata geçirmek zorunluluğu hem eğitim kalitesini, hem iş üretim kalitesini ve hem de verimliliği olumlu etkiler. Futbol alanında ise bu "yaş grupları uzmanlığı" veya "yaş grupları antrenörlüğü" düzeylerine değin çeşitlendirilerek gerçekleştirilebilir.
6. Antrenör yetiştirmeyi "yeterlilik oluşturma standartları" ile gerçekleştirmeden, antrenör istihdam etme koşullarını ve alanlarını oluşturmadan ve antrenör özlük haklarını evrensel yaşam standartlarına ulaştırmadan 26.036 kişiden oluşan lisans futbol antrenör sayısını 126.000 kişiye çıkarsanız ne olur? Çıkarmasanız ne olur?
İDEAL EBEVEYN VE İDEAL ANTRENÖR OLMANIN 7 ÖLÇÜTÜ
1. Çocukların her türlü duygu ve düşüncelerini anne veya babasına açabilecek bir iletişim ve ilişki biçiminin sağlanmış olması.
2. Çocuklar üzüldüğünde ya da bir sorunla karşılaştığında anne veya babasına gelecek bir bağın sağlanmış olması.
3. Çocukların anne veya babanın tepkisinden çekinmeden duygu ve düşüncelerini açabilecek durumda olması.
4. Ebeveynlerin geri bildirimlerinin (cevaplarının düşünce ve görüşlerinin) suçlayıcı ve etiketleyici olmaması.
5. Çocukların merakının ve yeteneğinin peşinden gitmesi konusunda onlara destek olunması ve cesaretlendirilmelerinin sağlanması.
6. Kendi egolarını ve otoritelerini sağlamak için değil, çocukların güvenliği için onların davranışlarına açık, anlaşılır, kabul edilir, sağlıklı, doğru sınırlar koyabilmek.
7 Hatalar yapıldığında bunları öz eleştiri yaparak tamir edebilmek.
2. Çocuklar üzüldüğünde ya da bir sorunla karşılaştığında anne veya babasına gelecek bir bağın sağlanmış olması.
3. Çocukların anne veya babanın tepkisinden çekinmeden duygu ve düşüncelerini açabilecek durumda olması.
4. Ebeveynlerin geri bildirimlerinin (cevaplarının düşünce ve görüşlerinin) suçlayıcı ve etiketleyici olmaması.
5. Çocukların merakının ve yeteneğinin peşinden gitmesi konusunda onlara destek olunması ve cesaretlendirilmelerinin sağlanması.
6. Kendi egolarını ve otoritelerini sağlamak için değil, çocukların güvenliği için onların davranışlarına açık, anlaşılır, kabul edilir, sağlıklı, doğru sınırlar koyabilmek.
7 Hatalar yapıldığında bunları öz eleştiri yaparak tamir edebilmek.
Çift Ayaklı Oyuncu Olmak Üzerine
ÇİFT AYAĞINI VE ÇİFT ELİNİ AYNI DÜZEYDE KULLANABİLMEK SPORUN HER BRANŞI İÇİN MUHTEŞEM BİR AVANTAJDIR.
HATTA NEREDEYSE BİR ZORUNLULUKTUR...
Bilim on yıllardır genetik açıdan solaklığı anlaşılan çocukların sağ elini kullanması konusunda zorlanması halinde, öğrenme, davranış ve alışkanlıklarında bozukluk ortaya çıktığını söylüyor.
Genetik açıdan, yani doğuştan solak olanların sağlak olması için, sağlak olanların ise solak olmaları için zorlanmamaları gereği açıktır.
Burada sözü edilen şey genetik ve doğuştan olanın yasaklanarak diğerinin kullanılması ile ilgili bir zorlamadır.
Olması gereken ve sağlık problemi yaratmadan öğretilecek ve öğrenilecek olan ise; her ikisinin de aynı düzeyde kullanılmasının sağlanmasıdır.
Gelişim psikolojisi açısından durum böyle.
Sporda ise durum net olarak şudur; Solak olanların aynı düzeyde sağlak, sağlak olanların ise aynı düzeyde solak olmaları futbol, voleybol, hentbol ve diğer tüm spor branşları için çok yönlü ve daha verimli olmayı sağlamaktadır.
O halde yapılacak olan şey bunu gelişim psikolojisine ve spor gelişimine uygun hale getirecek eğitim uygulamalarıdır.
Sağlak (sağal) olan sporcuların sağ eli veya ayağı ile yapabildiklerini sol ayak ve elleri ile yapmaları için altyapı eğitimlerinde bütün uygulamaları çift yönlü, çift açılı ve çift taraflı gerçekleştirilmesi gereği altyapı eğitimlerinin çok uzun zamandan beri hayata geçirdikleri bir konudur.
Biz altyapı eğitimcileri her iki elini ve ayağını aynı düzeyde kullanan sporcu adayları konusunda titiz olmak zorundayız. Bunun bilincinde olmak demek, solak olan çocuğu sağlak olmaya, sağlak olan çocuğu da solak olmaya zorlayarak değil, çalışmaları her iki uzuvlarını kullanabilecekleri şekilde planlayarak olması gerektiğini hatırlatmak isteriz.
İyi sporcuların standart özelliklerinden birisi de her iki uzuvlarını da aynı düzeyde kullanabiliyor olmalarıdır.
HATTA NEREDEYSE BİR ZORUNLULUKTUR...
Bilim on yıllardır genetik açıdan solaklığı anlaşılan çocukların sağ elini kullanması konusunda zorlanması halinde, öğrenme, davranış ve alışkanlıklarında bozukluk ortaya çıktığını söylüyor.
Genetik açıdan, yani doğuştan solak olanların sağlak olması için, sağlak olanların ise solak olmaları için zorlanmamaları gereği açıktır.
Burada sözü edilen şey genetik ve doğuştan olanın yasaklanarak diğerinin kullanılması ile ilgili bir zorlamadır.
Olması gereken ve sağlık problemi yaratmadan öğretilecek ve öğrenilecek olan ise; her ikisinin de aynı düzeyde kullanılmasının sağlanmasıdır.
Gelişim psikolojisi açısından durum böyle.
Sporda ise durum net olarak şudur; Solak olanların aynı düzeyde sağlak, sağlak olanların ise aynı düzeyde solak olmaları futbol, voleybol, hentbol ve diğer tüm spor branşları için çok yönlü ve daha verimli olmayı sağlamaktadır.
O halde yapılacak olan şey bunu gelişim psikolojisine ve spor gelişimine uygun hale getirecek eğitim uygulamalarıdır.
Sağlak (sağal) olan sporcuların sağ eli veya ayağı ile yapabildiklerini sol ayak ve elleri ile yapmaları için altyapı eğitimlerinde bütün uygulamaları çift yönlü, çift açılı ve çift taraflı gerçekleştirilmesi gereği altyapı eğitimlerinin çok uzun zamandan beri hayata geçirdikleri bir konudur.
Biz altyapı eğitimcileri her iki elini ve ayağını aynı düzeyde kullanan sporcu adayları konusunda titiz olmak zorundayız. Bunun bilincinde olmak demek, solak olan çocuğu sağlak olmaya, sağlak olan çocuğu da solak olmaya zorlayarak değil, çalışmaları her iki uzuvlarını kullanabilecekleri şekilde planlayarak olması gerektiğini hatırlatmak isteriz.
İyi sporcuların standart özelliklerinden birisi de her iki uzuvlarını da aynı düzeyde kullanabiliyor olmalarıdır.
PERMİER LİG ANALİZİ; HIZLI VE TEMPOLU OYUN
İngiltere Premier liginde oynana futbol çok hızlı ve çok tempoludur.
Ama asıl bilinmesi ve hissedilmesi gereken şey oyunun bu kadar hızlı ve tempolu olmasını sağlayan şey nedir?
Bir oyun kendiliğinden hızlı ve tempolu olmaz.
Oyunu tempolu ve hızlı kılan oyunculardır.
Bir veya bir kaç oyuncu değildir.
Yani oyunda hızı ve tempoyu yaratan şey görev bölgelerinde oynayan oyuncuların görev bölgelerindeki görevlerini hızlı ve tempolu oynayabilmeleridir.
Hız ve tempoyu belirleyen yegane şey geçişlerdir.
Geçişlerdeki hızı yaratan şey ise "doğru zamanda, doğru yere, doğru şekilde kullanılan top becerisi"dir.
Oyundaki hızı ve tempoyu belirleyen oyun davranışları somutlarsak, top karşı takımdayken her oyuncunun mutlaka oynadığı bölgenin gereği olması gereken yerde olurken ve kendisine verilen görevi görevi yaparken, top kazanıldıktan sonra topsuz ve toplu oyun sürecini koşu, dripling, pas ve pozisyon alma hızıyla ilişkilendirmek gerekir.
Örneğin İngiltere Premier ligin hızını ve temposunu yaratan oyun anlayışı; Ağırlıklı olarak topsuz oyun hızı, top ile oyun hızı, top kullanma becerisi, geçişlerdeki kafa karışıklığının ve karmaşanın olmayışı ile ilgili teknik ve taktik şablon ile ilgilidir. Ve tüm bunları maç boyunca sürdürebilecek iradi (mental) ve kondisyonel dayanıklılık.
Altyapılarda oyunların hızlı ve tempolu oynanmasının sağlanması için çocukların 11 yaşına kadar bireysel özelliklerini top ile ilişkilerini 11 yaşından sonra ise takım oyunu gereklerini yerine getirebilecek özellikleri, 15 yaş ve sonrasında ise takım oyunun birer parçası ve taktik görevlerin birer sorumlusu olmalarının sağlanması, altyapı eğitimi içeriğinin genel özeti olmalıdır.
Ama asıl bilinmesi ve hissedilmesi gereken şey oyunun bu kadar hızlı ve tempolu olmasını sağlayan şey nedir?
Bir oyun kendiliğinden hızlı ve tempolu olmaz.
Oyunu tempolu ve hızlı kılan oyunculardır.
Bir veya bir kaç oyuncu değildir.
Yani oyunda hızı ve tempoyu yaratan şey görev bölgelerinde oynayan oyuncuların görev bölgelerindeki görevlerini hızlı ve tempolu oynayabilmeleridir.
Hız ve tempoyu belirleyen yegane şey geçişlerdir.
Geçişlerdeki hızı yaratan şey ise "doğru zamanda, doğru yere, doğru şekilde kullanılan top becerisi"dir.
Oyundaki hızı ve tempoyu belirleyen oyun davranışları somutlarsak, top karşı takımdayken her oyuncunun mutlaka oynadığı bölgenin gereği olması gereken yerde olurken ve kendisine verilen görevi görevi yaparken, top kazanıldıktan sonra topsuz ve toplu oyun sürecini koşu, dripling, pas ve pozisyon alma hızıyla ilişkilendirmek gerekir.
Örneğin İngiltere Premier ligin hızını ve temposunu yaratan oyun anlayışı; Ağırlıklı olarak topsuz oyun hızı, top ile oyun hızı, top kullanma becerisi, geçişlerdeki kafa karışıklığının ve karmaşanın olmayışı ile ilgili teknik ve taktik şablon ile ilgilidir. Ve tüm bunları maç boyunca sürdürebilecek iradi (mental) ve kondisyonel dayanıklılık.
Altyapılarda oyunların hızlı ve tempolu oynanmasının sağlanması için çocukların 11 yaşına kadar bireysel özelliklerini top ile ilişkilerini 11 yaşından sonra ise takım oyunu gereklerini yerine getirebilecek özellikleri, 15 yaş ve sonrasında ise takım oyunun birer parçası ve taktik görevlerin birer sorumlusu olmalarının sağlanması, altyapı eğitimi içeriğinin genel özeti olmalıdır.
TESİSLER VE İNSANLAR
1.
İnsanlar tesisler için değil, tesisler insanlar içindir.
2.
Tesisler yatırımdır. Ama yatırımlarınızı doğaya, insana ve amaca yönelik yapmadığınız ve kullanmadığınız sürece, hem doğayı, hem insanı hem de amacı yok edersiniz.
3.
İnsana yatırım yapılıp yapılmadığını anlamak için tesislerin niteliği, mimarisi ve işlevselliğine bakmanız yeterlidir.
4.
Tesisler ve yapılaşmalar o toplumun kültürel gelişiminin birer göstergesidirler.
5.
Tesisler amaç değil, araçtır.
Araçların niteliği amacınızın ne kadar önemli ve değerli olup olmadığını yansıtan biricik göstergelerdir.
6
Tesislere ulaşabilirlik, yani tesislerin amaca yönelik nitel ve nicel olarak kullanılabilirliği, o tesislerin ne ölçüde amaca hizmet edip etmediğini belirler.
7
Spor politikanız, spor modelinizi, spor modeliniz ise tesislerinizin niceliğini ve niteliğini belirler.
İnsanlar tesisler için değil, tesisler insanlar içindir.
2.
Tesisler yatırımdır. Ama yatırımlarınızı doğaya, insana ve amaca yönelik yapmadığınız ve kullanmadığınız sürece, hem doğayı, hem insanı hem de amacı yok edersiniz.
3.
İnsana yatırım yapılıp yapılmadığını anlamak için tesislerin niteliği, mimarisi ve işlevselliğine bakmanız yeterlidir.
4.
Tesisler ve yapılaşmalar o toplumun kültürel gelişiminin birer göstergesidirler.
5.
Tesisler amaç değil, araçtır.
Araçların niteliği amacınızın ne kadar önemli ve değerli olup olmadığını yansıtan biricik göstergelerdir.
6
Tesislere ulaşabilirlik, yani tesislerin amaca yönelik nitel ve nicel olarak kullanılabilirliği, o tesislerin ne ölçüde amaca hizmet edip etmediğini belirler.
7
Spor politikanız, spor modelinizi, spor modeliniz ise tesislerinizin niceliğini ve niteliğini belirler.
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (6)
15-16 Yaş Futbol Taktik Beceri Öğretimi
Temel teknik beceriler ile ilgili hiçbir sorunu kalmamış olması gereken bu dönem oyuncuları, taktik öğrenme açısından da oldukça ciddi mesafeler kazanmaları gereken bir döneme girmişlerdir.
Daha önce de belirtildiği üzere, temel teknik becerileri gerçekleştirebilme düzeyi açısından doruk noktayı yakalama yaşı 15’li yaşlar olurken, taktik beceriler açısından doruk noktayı yakalama yaşları daha geç dönemlerdir. Çünkü taktik beceri düşünce gücü ve yeterliliğini yani soyut olan şeyleri somuta dönüştürebilme ile ilgili gelişim özellikleridir.
Ayrıca taktik beceri, temel teknik becerilerde sorunsuz olma yanında kondisyonel açıdan da bazı özellikler gerektirir. Sonuç itibari ile taktik beceriler futbolun gereklilikleri açısından bir bileşendir.
Türk futbolundaki sorunsallardan birisi de, oyun sisteminin gereği olan taktik davranışları sahaya yansıtabilmede yaşanan sistematik davranış eksikliğine ilişkindir. Bunun çözümü altyapı sürecinde elde edilmiş olması gereken tüm temel teknik becerilerin temel taktik davranışlar ile bunların birleştirilebilmesini sağlayan savunma, orta alan ve hücum kombinasyonları yanında olasılık üzerine çeşitlendirilen oyun alıştırmalarıdır.
15-16 yaş dönemi performans sürecine girildiği dönemlerdir. Saha içinde mevki tercihleri netleşmiştir.
Bu yaş grubu öncelikli olarak bireysel ve grup taktiğine ilişkin temel taktik becerilerde mükemmel düzeye ulaşmış olmalıdır.
Bu beceriler genel çerçevesi ile şunlardır:
Bireysel savunma taktiği olarak;
• İlk toplara müdahale
• Hücum oyuncusunun yönünü kaleye çevirtmemek
• Hücum oyuncusunu tehlikeli bölgeye sokmamak (kaleyi geniş açıdan gören ceza alanı içi ve önü gol atma olasılığı yoğun olan bölge).
• Oyalama
• Derinlik
• Denge
• Kademe
• Savunmada yer tutma
Grup savunma taktiği olarak;
• Alan savunması (ağırlıklı olarak)
• Adam adama savunma
• Ofsayt becerileri
Bireysel hücum taktiği olarak;
• Süratli top sürme, aldatma, adam eksiltme
• Boş alan yaratma
• Orta yapma alanına (kanatlara)girme ve isabetli ortalar yapma
• Kanat oyunlarında kale çizgisine inme ve dışarıya pas verme
• Şut alanına girme ve isabetli şut atma
• Top saklama- Yardımlaşma
• Yaratıcılık
Grup hücum taktiği olarak;
• Oyunda yön değiştirme
• Hücumda genişlik
• Kanat oyunları
• Kombinasyonlar
• Top değiştirme
• Duvar pasları
• Bindirme
• Adam çoğaltma
• Duran topların kullanımında çeşitlilik
15-16 yaş döneminde temel taktik becerilerin sahaya yansıtılması, oyun bütünlüğü ve oyun akışının gerektirdiği koşullar içinde olmak zorundadır. Oyun dışında bireysel ve grup çalışmaları elbette gerekli ön eğitim çalışmaları olsa da, önemli olan bu davranışları oyun ve müsabaka koşullarında en doğru ve amaca uygun şekilde gerçekleştirebilmektir.
Oyun ya da müsabaka deyince söz konusu bu temel taktik becerilerin oyunun koşulları içinde belli bir sistematik içinde uygulanması gündeme gelmektedir. İşte bu sistematik denilen olgu,takım oyununun müsabaka düzeninin uygulanabilmesi anlamına gelmektedir. Bundan sonrası ise oyun sistemleri ve sistemlerin gereklerini yerine getirebilme becerileridir.
Bu yaş dönemitemel taktik becerileri, oyun sistematiği içinde takım oyununa yansıtabilme sürecidir. Bunlar:
Müsabakada savunma anlayışı ve savunma düzeni ile müsabakadaki hücum düzeni ve hücum anlayışıdır.
Savunma ile ilgili sistematiktaktik uygulama becerileri:
• Forechecking; presle yapılan savunma becerileri,
• Geriye sarkma, Savunmada yer alabilme.
• Ofsayt uygulamaları
Hücum ile ilgili sistematik taktik uygulama becerileri:
• Kontratak
• Merkezi Hücum
Tüm bu beceriler aslında oyun sistemlerine de bir şekilde girildiğinin göstergeleridir. Ancak oyun sistemleri ve sistemlerin gereği dizilişlerin taktik beceri davranışları giderek olgunlaşacak bir oyun anlayışının ürünleridir.
Bu yaş döneminde oyun sistemlerine ilişkin olarak spor kulübünün ve ulusal düzeyde futbol ekolünün gerektirdiği temel oyun sistemi ve dizilişine ilişkin formasyon kazanımına giriş yapılmalıdır.
Bu dönemde oyun mevkilerinin netleşmesi savunma, hücum ve orta alan bölgelerine yönelik bir netleşme şeklinde olmalıdır. Bu dönemde savunma, orta alan veya hücum tercihi netleşen oyuncuların mutlaka savunmanın, orta alanın ve hücumun her alanında ve yönünde oynamaları sağlanmalıdır. Böylesi bir eğitim bu yaş dönemi oyuncularının bireysel ve grup savunma ve hücum taktiklerinin yanı sıra, savunma ve hücum ile ilgili sistematik taktik uygulama becerilerini de arttıracak ve bir sonraki süreçte oyun sistemlerinin gereği saha dizilişlere ilişkin görev ve sorumlulukları daha iyi yerine getirebilmelerine kolaylık sağlayacaktır.
Kaynak: Futbolda Altyapı Eğitimi, Paradigma Akademi Yay. 2016.
Temel teknik beceriler ile ilgili hiçbir sorunu kalmamış olması gereken bu dönem oyuncuları, taktik öğrenme açısından da oldukça ciddi mesafeler kazanmaları gereken bir döneme girmişlerdir.
Daha önce de belirtildiği üzere, temel teknik becerileri gerçekleştirebilme düzeyi açısından doruk noktayı yakalama yaşı 15’li yaşlar olurken, taktik beceriler açısından doruk noktayı yakalama yaşları daha geç dönemlerdir. Çünkü taktik beceri düşünce gücü ve yeterliliğini yani soyut olan şeyleri somuta dönüştürebilme ile ilgili gelişim özellikleridir.
Ayrıca taktik beceri, temel teknik becerilerde sorunsuz olma yanında kondisyonel açıdan da bazı özellikler gerektirir. Sonuç itibari ile taktik beceriler futbolun gereklilikleri açısından bir bileşendir.
Türk futbolundaki sorunsallardan birisi de, oyun sisteminin gereği olan taktik davranışları sahaya yansıtabilmede yaşanan sistematik davranış eksikliğine ilişkindir. Bunun çözümü altyapı sürecinde elde edilmiş olması gereken tüm temel teknik becerilerin temel taktik davranışlar ile bunların birleştirilebilmesini sağlayan savunma, orta alan ve hücum kombinasyonları yanında olasılık üzerine çeşitlendirilen oyun alıştırmalarıdır.
15-16 yaş dönemi performans sürecine girildiği dönemlerdir. Saha içinde mevki tercihleri netleşmiştir.
Bu yaş grubu öncelikli olarak bireysel ve grup taktiğine ilişkin temel taktik becerilerde mükemmel düzeye ulaşmış olmalıdır.
Bu beceriler genel çerçevesi ile şunlardır:
Bireysel savunma taktiği olarak;
• İlk toplara müdahale
• Hücum oyuncusunun yönünü kaleye çevirtmemek
• Hücum oyuncusunu tehlikeli bölgeye sokmamak (kaleyi geniş açıdan gören ceza alanı içi ve önü gol atma olasılığı yoğun olan bölge).
• Oyalama
• Derinlik
• Denge
• Kademe
• Savunmada yer tutma
Grup savunma taktiği olarak;
• Alan savunması (ağırlıklı olarak)
• Adam adama savunma
• Ofsayt becerileri
Bireysel hücum taktiği olarak;
• Süratli top sürme, aldatma, adam eksiltme
• Boş alan yaratma
• Orta yapma alanına (kanatlara)girme ve isabetli ortalar yapma
• Kanat oyunlarında kale çizgisine inme ve dışarıya pas verme
• Şut alanına girme ve isabetli şut atma
• Top saklama- Yardımlaşma
• Yaratıcılık
Grup hücum taktiği olarak;
• Oyunda yön değiştirme
• Hücumda genişlik
• Kanat oyunları
• Kombinasyonlar
• Top değiştirme
• Duvar pasları
• Bindirme
• Adam çoğaltma
• Duran topların kullanımında çeşitlilik
15-16 yaş döneminde temel taktik becerilerin sahaya yansıtılması, oyun bütünlüğü ve oyun akışının gerektirdiği koşullar içinde olmak zorundadır. Oyun dışında bireysel ve grup çalışmaları elbette gerekli ön eğitim çalışmaları olsa da, önemli olan bu davranışları oyun ve müsabaka koşullarında en doğru ve amaca uygun şekilde gerçekleştirebilmektir.
Oyun ya da müsabaka deyince söz konusu bu temel taktik becerilerin oyunun koşulları içinde belli bir sistematik içinde uygulanması gündeme gelmektedir. İşte bu sistematik denilen olgu,takım oyununun müsabaka düzeninin uygulanabilmesi anlamına gelmektedir. Bundan sonrası ise oyun sistemleri ve sistemlerin gereklerini yerine getirebilme becerileridir.
Bu yaş dönemitemel taktik becerileri, oyun sistematiği içinde takım oyununa yansıtabilme sürecidir. Bunlar:
Müsabakada savunma anlayışı ve savunma düzeni ile müsabakadaki hücum düzeni ve hücum anlayışıdır.
Savunma ile ilgili sistematiktaktik uygulama becerileri:
• Forechecking; presle yapılan savunma becerileri,
• Geriye sarkma, Savunmada yer alabilme.
• Ofsayt uygulamaları
Hücum ile ilgili sistematik taktik uygulama becerileri:
• Kontratak
• Merkezi Hücum
Tüm bu beceriler aslında oyun sistemlerine de bir şekilde girildiğinin göstergeleridir. Ancak oyun sistemleri ve sistemlerin gereği dizilişlerin taktik beceri davranışları giderek olgunlaşacak bir oyun anlayışının ürünleridir.
Bu yaş döneminde oyun sistemlerine ilişkin olarak spor kulübünün ve ulusal düzeyde futbol ekolünün gerektirdiği temel oyun sistemi ve dizilişine ilişkin formasyon kazanımına giriş yapılmalıdır.
Bu dönemde oyun mevkilerinin netleşmesi savunma, hücum ve orta alan bölgelerine yönelik bir netleşme şeklinde olmalıdır. Bu dönemde savunma, orta alan veya hücum tercihi netleşen oyuncuların mutlaka savunmanın, orta alanın ve hücumun her alanında ve yönünde oynamaları sağlanmalıdır. Böylesi bir eğitim bu yaş dönemi oyuncularının bireysel ve grup savunma ve hücum taktiklerinin yanı sıra, savunma ve hücum ile ilgili sistematik taktik uygulama becerilerini de arttıracak ve bir sonraki süreçte oyun sistemlerinin gereği saha dizilişlere ilişkin görev ve sorumlulukları daha iyi yerine getirebilmelerine kolaylık sağlayacaktır.
Kaynak: Futbolda Altyapı Eğitimi, Paradigma Akademi Yay. 2016.
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (5)
(12) 13-14 YaşFutbol Taktik Beceri Öğretimi
Bu yaş grubu çocuklarının bilişsel (düşünme, anlama) gelişim düzeyleri ve oyuna ilişkin düşünce biçimleri daha soyut düşünebilmelerini sağlayacak durumdadır.
Bu şu anlama gelmektedir: Futbol bir takım oyunudur ve bu oyunu oynayabilmek için birlikte hareket etmek gerekir. Bu düşünce, oyun içinde bireysel davranışlar kadar grup ve takım davranışlarının da önemli olduğunun farkına varılmasının sonucudur.
Bu farkındalık ve değişim önemli bir gelişim göstergesidir. Bu nedenle bu dönem grup ve takım oyunu adına temel taktiklerin altın dönemi olarak değerlendirilecek bir dönemdir. Bunun yanı sıra bu dönemde takım taktiğine giriş, oyun sistemi ve gereği dizilişlerle tanışmanın başladığı bir taktik gelişim söz konusudur.
Bu dönem aynı zamanda futbol altyapılarında yarışmacı sürecin başladığı bir dönemdir. Söz konusu yarışmacı süreç altyapı lig müsabakalarında deneyim kazanma ve temel taktikleri uygulayabilme ortamı olarak değerlendirildiğinde bir eğitim fırsatıdır.
Ama bu müsabakalar kazanmaya odaklı ve kazanmanın başarı olarak algılandığı anlayış ile gerçekleştiriliyorsa çocukların bazı konularda gelişimlerini engelleyen bir faktör de olabilmektedir.
Çocuklar,temel taktik becerileri uygulamaya, takım taktiği olarak da sistemlere ve dizilişlere giriş yapacakları bu dönemde, müsabakalar nedeni ile üst düzey taktik eğitim uygulamalarına ve beklentilerine maruz kalabilmektedirler.
Bunlara ilaveten normal futbol topu ve oyun sahası büyüklüğü gibi dezavantajlarda buna eklendiğinde ortaya ciddi bir tıkanma ve boğulma hali çıkmaktadır. Doğal olarak da bunun sonucu,bu dönemin futbolu hiç olmaması gereken bir biçimdekuvvete dayalı, kuvvetli oyuncu odaklı bir hal alabilmektedir.
Top kontrolleri ve pasın altın dönemidir. Pasın sadece beceri düzeyi açısından değil oyun açısından da öneminin ve değerinin algılandığı bir dönemdir. Pasın grup ve takım oyunu açısından tüm taktik uygulamaların anahtarı olduğunun öğretilmesi gereken bir dönemdir ve uygulamalara da bunun mutlaka yansıtılmasının sağlanması gerekir.
Artık oyun alanının savunma ve hücuma dayalı iki bölgeden değil, orta alanın da olduğu üç bölgeden oluştuğunun algılandığı ve bunun oyuna yansıtıldığı bir dönemdir. Ama orta saha hala çabuk geçilir ve oyun hazırlığın gerçekleştiği bir alan olarak değerlendirilemez. İşte bu yaşların eğitim uygulamalarının taktik amaçlarından ve içeriğinden birisi de bu düşünceyi ortadan kaldırmak olmalıdır.
Bu dönemin en önemli taktik temelli öğretim içeriği, oyun anında doğru temel tekniği seçebilme ve uygulayabilmedir. Buna, seçilmiş temel teknik beceriyi olabildiğince çabuk uygulayabilmeyi de ilave ederseniz bu yaş grubu için amaca ulaşılmış demektir.
Mevki seçimleri ve mevki oyunculuğu için seçimlerin yapıldığı ama seçim ve tercihlerin kesinleştirilmemesi gereken bir dönemdir. Mevki çalışmalarına başlanması gerekenancak her çocuğun her mevkiye göre temel taktikleri uygulayabilir olmasının sağlanmasının önemli olduğu bir yaş dönemidir.
İleriki süreçlerde ve profesyonel düzeydeki çalışmalarda ise bunun tam tersi, çalışmaların herkesin oyun içindeki rolüne, mevkisine ve görev ve sorumluluklarına yönelik uygulamalardan oluşması gerekmektedir.
Ama bu yaş dönemindeki çok yönlülük gelecekteki oyunculuk kalitesi açısından gereklidir.
Bu dönemçocuklarının temel teknik beceriler açısından geldikleri düzey ile anlama, kavrama ve farkına varma ile ilgili geldikleri düşünebilme düzeyleri aşağıdaki temel ve grup taktiklerini oyun içinde hayata geçirebilmeye uygundur.
Bireysel savunma taktiği olarak;
• İlk toplara müdahale
• Derinlik
• Kademe
• Savunmada yer tutma
Grup savunma taktiği olarak;
• Alan savunması (ağırlıklı olarak)
• Adam adama savunma
Bireysel hücum taktiği olarak;
• Süratli top sürme ve aldatma
• Boş alan yaratma
• Şut alanına girme ve şut atma
• Top saklama- Yardımlaşma
• Yaratıcılık
• Kanat oyunlarında kale çizgisine inme ve dışarıya pas verme
Grup hücum taktiği olarak;
• Duvar pasları
• Kombinasyonlar (en az iki ve daha fazla beceriyi amaçlı olarak kullanabilmeye dayalı varyasyonları ekleyebilme)
• Top değiştirme
Takım taktiği adına oyun sistematiğine giriş yapılmalıdır. Bu oyun sistemlerine geçiş değildir. Kazanılmış olan temel taktik becerilerin bir kısmını oyun akışı içinde takım bütünlüğü adına sistematik bir biçimde kullanabilme becerisidir.
Hücum adına;
• Kontratağa giriş
• Merkezi hücum oyununa giriş
Savunma adına;
• Savunmada yer alma, geriye sarkma
• Presle savunmaya giriş
• Temel ofsayt uygulamaları
• Duran topların kullanımı
Kaynak: Futbolda Altyapı Eğitimi, Paradigma Akademi Yay. 2016.
Bu yaş grubu çocuklarının bilişsel (düşünme, anlama) gelişim düzeyleri ve oyuna ilişkin düşünce biçimleri daha soyut düşünebilmelerini sağlayacak durumdadır.
Bu şu anlama gelmektedir: Futbol bir takım oyunudur ve bu oyunu oynayabilmek için birlikte hareket etmek gerekir. Bu düşünce, oyun içinde bireysel davranışlar kadar grup ve takım davranışlarının da önemli olduğunun farkına varılmasının sonucudur.
Bu farkındalık ve değişim önemli bir gelişim göstergesidir. Bu nedenle bu dönem grup ve takım oyunu adına temel taktiklerin altın dönemi olarak değerlendirilecek bir dönemdir. Bunun yanı sıra bu dönemde takım taktiğine giriş, oyun sistemi ve gereği dizilişlerle tanışmanın başladığı bir taktik gelişim söz konusudur.
Bu dönem aynı zamanda futbol altyapılarında yarışmacı sürecin başladığı bir dönemdir. Söz konusu yarışmacı süreç altyapı lig müsabakalarında deneyim kazanma ve temel taktikleri uygulayabilme ortamı olarak değerlendirildiğinde bir eğitim fırsatıdır.
Ama bu müsabakalar kazanmaya odaklı ve kazanmanın başarı olarak algılandığı anlayış ile gerçekleştiriliyorsa çocukların bazı konularda gelişimlerini engelleyen bir faktör de olabilmektedir.
Çocuklar,temel taktik becerileri uygulamaya, takım taktiği olarak da sistemlere ve dizilişlere giriş yapacakları bu dönemde, müsabakalar nedeni ile üst düzey taktik eğitim uygulamalarına ve beklentilerine maruz kalabilmektedirler.
Bunlara ilaveten normal futbol topu ve oyun sahası büyüklüğü gibi dezavantajlarda buna eklendiğinde ortaya ciddi bir tıkanma ve boğulma hali çıkmaktadır. Doğal olarak da bunun sonucu,bu dönemin futbolu hiç olmaması gereken bir biçimdekuvvete dayalı, kuvvetli oyuncu odaklı bir hal alabilmektedir.
Top kontrolleri ve pasın altın dönemidir. Pasın sadece beceri düzeyi açısından değil oyun açısından da öneminin ve değerinin algılandığı bir dönemdir. Pasın grup ve takım oyunu açısından tüm taktik uygulamaların anahtarı olduğunun öğretilmesi gereken bir dönemdir ve uygulamalara da bunun mutlaka yansıtılmasının sağlanması gerekir.
Artık oyun alanının savunma ve hücuma dayalı iki bölgeden değil, orta alanın da olduğu üç bölgeden oluştuğunun algılandığı ve bunun oyuna yansıtıldığı bir dönemdir. Ama orta saha hala çabuk geçilir ve oyun hazırlığın gerçekleştiği bir alan olarak değerlendirilemez. İşte bu yaşların eğitim uygulamalarının taktik amaçlarından ve içeriğinden birisi de bu düşünceyi ortadan kaldırmak olmalıdır.
Bu dönemin en önemli taktik temelli öğretim içeriği, oyun anında doğru temel tekniği seçebilme ve uygulayabilmedir. Buna, seçilmiş temel teknik beceriyi olabildiğince çabuk uygulayabilmeyi de ilave ederseniz bu yaş grubu için amaca ulaşılmış demektir.
Mevki seçimleri ve mevki oyunculuğu için seçimlerin yapıldığı ama seçim ve tercihlerin kesinleştirilmemesi gereken bir dönemdir. Mevki çalışmalarına başlanması gerekenancak her çocuğun her mevkiye göre temel taktikleri uygulayabilir olmasının sağlanmasının önemli olduğu bir yaş dönemidir.
İleriki süreçlerde ve profesyonel düzeydeki çalışmalarda ise bunun tam tersi, çalışmaların herkesin oyun içindeki rolüne, mevkisine ve görev ve sorumluluklarına yönelik uygulamalardan oluşması gerekmektedir.
Ama bu yaş dönemindeki çok yönlülük gelecekteki oyunculuk kalitesi açısından gereklidir.
Bu dönemçocuklarının temel teknik beceriler açısından geldikleri düzey ile anlama, kavrama ve farkına varma ile ilgili geldikleri düşünebilme düzeyleri aşağıdaki temel ve grup taktiklerini oyun içinde hayata geçirebilmeye uygundur.
Bireysel savunma taktiği olarak;
• İlk toplara müdahale
• Derinlik
• Kademe
• Savunmada yer tutma
Grup savunma taktiği olarak;
• Alan savunması (ağırlıklı olarak)
• Adam adama savunma
Bireysel hücum taktiği olarak;
• Süratli top sürme ve aldatma
• Boş alan yaratma
• Şut alanına girme ve şut atma
• Top saklama- Yardımlaşma
• Yaratıcılık
• Kanat oyunlarında kale çizgisine inme ve dışarıya pas verme
Grup hücum taktiği olarak;
• Duvar pasları
• Kombinasyonlar (en az iki ve daha fazla beceriyi amaçlı olarak kullanabilmeye dayalı varyasyonları ekleyebilme)
• Top değiştirme
Takım taktiği adına oyun sistematiğine giriş yapılmalıdır. Bu oyun sistemlerine geçiş değildir. Kazanılmış olan temel taktik becerilerin bir kısmını oyun akışı içinde takım bütünlüğü adına sistematik bir biçimde kullanabilme becerisidir.
Hücum adına;
• Kontratağa giriş
• Merkezi hücum oyununa giriş
Savunma adına;
• Savunmada yer alma, geriye sarkma
• Presle savunmaya giriş
• Temel ofsayt uygulamaları
• Duran topların kullanımı
Kaynak: Futbolda Altyapı Eğitimi, Paradigma Akademi Yay. 2016.
28 Oca 2018
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR (3), (4)
Üçüncü ve dördüncü paylaşım da yine 12 yaş altı ile ilgili olacak.
Çünkü bu yaşlarda taktik çalışmalar olması gerektiğinin çok üzerinde ve çocuklar için bir anlam ifade etmeyecek şekilde eziyet halini alan zorlayıcı ve amaçsız eğitim faaliyetlerine dönüşebilmektedir.
Çocuklar 9 yaşına kadar futbol oynamazlar. Top oynarlar.
Bunun ne demek olduğunu anlatmaya gerek olmadığını sanıyoruz.
Top oyunu dediğimiz şey, topu iki taş arasından veya kale içinden geçirmekten ibarettir.
Bu yaşa kadar her çocuk için futbol işte sözünü ettiğimiz bu top oyunundan ibarettir. Onun içindir ki; Topu alan, o topu iki taşın arasından veya kalenin içinden geçirmeye odaklanır.
Ve işte bunun içindir ki; Top oyununda topla yapılanlar değil, topa yaptırılan şey kaleden içeriye sokmak olarak tasarlanır ve uygulanır.
Topu alıp gitmenin gelişim boyutu bunu gerektirir çünkü.
O halde taktik adı altında ne yapılacaksa bu düşünce gelişimine ve bu düşünce gelişiminin elverdiği ölçülerde ve şekillerde yapılmalıdır.
10-11 yaşlarda ise taktik gelişir.
Gelişir de ne olur?
Oyun oynanan alan kafada/düşüncede sadece kalalerden ibarettir.
Öyle savunma alanı, orta alan, hücum alanı diye bir şey doğal anlamda olmaz.
Çocuğun alan dediği veya düşündüğü şeyden birisi karşı kale, diğeri kendi kalesidir.
Karşı kale gol yapılacak olan, kendi kalesi gol yenmeyecek alandır.
Ama odaklandığı alan daha çok karşı kaledir.
Bu yaş taktiğini bunun üzerine sade, basit, anlaşılır ve uygulanabilir olarak planlamak çok önemlidir.
Bu yaşlar öyle saha dizilişi ile, sistemler ile, alan ve bölge oyunları ile heba edilmemeli, çocuklar rahat, özgür ve bağımsız olarak kendi kalelerini ve karşı kaleye odaklanarak ve daha ağırlıklı olarak top ile ilişkilerdeki sihirli dönem olan bu yaş sürecini verimli geçirmelidirler.
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (4)
Söz konusu başlık altında gerçekleştirdiğimiz ilk üç paylaşım 11 yaş altı çocukları ilgilendiren bir içeriğe sahipti.
Üzerinde durduğumuz şey ise 8-9 ve 10-12 yaş grubu çocuklarının gelişim özellikleri nedeniyle futbolu nasıl algıladıkları ve nasıl oynamak istedikleriyle ilgiliydi.
Zaten altyapı eğitim demek, "futbola göre çocuklar" değil, "çocuklara göre futbol" demek değil midir?
Her yaşın gelişim özellikleri farklıdır. Öğrenme ve ihtiyaçları farklıdır. İşte futbolu bu gelişim özelliklerine ve ihtiyaçlara göre planlayabilir ve uygulamaya dönüştürebilirsek "altyapı eğitimi"
dediğimiz şey ortaya çıkar.
11 yaşına kadar çocukların top ile çok fazla süre ve çok fazla sayıda haşır neşir olmalarını sağlayacak etkinlikler onların hareket gelişimlerinin futbola transferi açısından bir zorunluluktur. Dahası 10-12 yaş çocukların hareket transferi açısından olduğu kadar, kendine özgü farkındalık oluşturdukları ve farklılık peşinde koştukları sihirli bir dönemdir. Yaratıcılığın ve yaratıcılığın nasıl bir şey olduğuna dair iç bildirimlerin en fazla yaşandığı yıllardır.
Şimdi bu çocukları "futbolun en değerli oyun davranışı olan pas" yapmaya ve pas yapmaya dayalı oyuna zorlarsanız, bu kez de çok yönlü oynayabilme becerileri ve bireysel becerileri gerçekleştirebilme cesaret ve becerilerine ket vurmuş olursunuz.
Takip edenler bilirler. Pas futbolun yegane kolektif teknik becerisidir. Takım oyununun biricik ve vazgeçilemez oyun davranışıdır. Pas futbol için neredeyse kutsiyet taşıyan bir teknik beceridir.
Ama.....
Ama 11 yaşına değin çocukları sürekli pasa dayalı oyun oynamaya ve sürekli pas çalışmalarına tabi tutmak demek pas becerisini önemsemek demek değildir.
Pas grup, bölge ve takım oyunlarına geçişin anahtarıdır. Çocukların 11 yaşına kadar bireysel özelliklerinin, kendini ifade etmenin, kendi farkındalıklarını oluşturmanın peşindedirler.
Pası bunun içine yedirerek garnitür olarak sunmak çok daha elzem, gerekli ve doğru bir yaklaşımdır.
Bu durumda pas yapmaya ne kadar erken başlanırsa o kadar erken ve iyi bir Barcelona oluruz. demek gibi bir şey bu.
Bazı bebekler daha erken yürümeye başlarlar. Bu onların ilerde daha iyi koşacakları anlamına gelir mi peki?
Her şey zamanında güzel, doğru ve iyidir.
Pas en değerli futbol oyun davranışıdır. Ama 11 yaşından önce değil... Tüm dünyada "yıldız oyuncu" fakirliğinden veya özel oyuncu yetişmiyor oluşundan şikayet ediyor. Neden? Çünkü çok erken yaşlarda sisteme entegre futbolcu yetiştirme peşinde olunmasından.
Ekol olmak veya ekol oluşturmaya çalışmak demek, küçük yaş gruplarının özgürce ve bağımsızca top oynamalarına engel olmak ve "şöyle oynayacaksınız" diyerek sınırlandırmak ve yönlendirmek demek değildir. Onun da bir sistematiği ve bilimsel doğruları vardır.
20 Oca 2018
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (1), (2)
Çocuklar futbolu 11 yaşına değin beraber oynarlar ama birlikte oynamazlar.
Futbolu birlikte oynama yaşı, 12 yaş ve sonrasında şekil ve biçim değiştirir.
Beraber oynamak demek bir arada olmak ve o iş için sadece "olmazsa olmazlar" konusunda ortaklık yapmak demektir.
Birlikte oynamak demek ise bir işi giderek işbirliği içinde yapmaya çalışmak demektir.
Yaş ilerledikçe bütün işler ve oyunlar beraberlikten birlikteliğe dönüşür.
Yani yaş ilerledikçe bir arada olmak giderek işbirliğine dönüşür.
Çocukları 8-9 yaşlarından itibaren ve özellikle 10 ,12 yaşlarında gereğinden fazla "işbirliği" ne yönelik taktiklerden uzak tutmak gerekir.
Çünkü sinir kas kooordinasyonu olağanüstü sıçrama gösterirken, bunu beceriye çevirmek için top ile çok fazla oynamak ve ilişki halinde olmak gerekir.
Bencillik ile bunu ayırt etmek zorundayız.
Çocuklara takım oyunu adına bazı taktik zorlamalara ve dayatmalara tabi tutmak onları kısıtlamak demektir.
Ama bu her çocuk topu aldığında istediği kadar oynasın demek değildir. Lakin oyun içinde top ile ilgili birçok özellik başka türlü nasıl gelişir?
Top ile ilişkili hareket becerileri ile top ile ilgili yaratıcılık ileriki yaşlarda alan ve oyun ile ilgili beceri ve yaratıcılığa dönüşecektir.
Oyunu ve alanı geniş görme meselesi top ile hareket beceri ve top ile yaratıcılıktan sonra oluşur. Birincisi olmadan ikincisi olmaz.
12 yaş neden eşik veya kritiktir?
Çünkü 12 yaştan önce çocuklar somut düşünürler.
Soyut düşünme 11-12 yaş ve sonrasında gelişir.
Taktik ve oyun taktiği ise tamamen soyut öğretim ve öğrenmelerdir.
Bu konuda ısrar ederek, çok uğraşarak, çok dayatarak ve hatta bağırıp çağırarak bazı öğrenmeler sağlanmakta ise de bu çocukların futboldan ve oyundan soğutmaktan başka bir işe yaramaktadır.
İlerleyen süreçlerde bu tür uygulamalara maruz kalan ve yaş gruplarında şampiyon olan yüzlerce çocuğu üstyapılarda görme olasılığınız giderek azalmaktadır.
Özetle yaşından önce zorla dayatılarak gerçekleştirilen taktik öğretim uygulamaları anlamlı öğrenme sağlamaz. Tıpkı yaşından önce yükleme yapılan kondisyonel özelliklerin ileride iyi bir futbolcu modeli yaratmadığının anlaşılmış olması gibi..
TAKTİĞİN YAŞI VEYA YAŞIN TAKTİĞİ NE DEMEKTİR? (2)
1) 11 yaşlarına kadar en insani, en doğal, en vazgeçilmez ve güdüsel taktik "topu alıp gitmek" tir.
2) "Top alıp gitmek" gelişimle ve beceriye paralel olarak, top ile daha yakın temas halinde gitmeye dönüşür.
3) "Topu alıp gitmek" taktiği hiç bir zaman bitmez. 11-12 yaşlara kadar evrilmesi gereken aşama hızlı dripling yapmaya, hızlı dripling yaparken, top ile teması daha sık yapmaya ve son aşamada ise hız kesmeden ve ritmi bozmadan adam geçmeye (çalım/aldatma) dönüşür.
4) 11 yaşına kadar çocukları bu anlayış, bu eğilim ve bu isteklerinden vazgeçirmeye çalışmak onları, gelişim psikolojilerine uygun olmayan daha üst taktik beceriler istemek anlamına gelir.
Bu toplama ve çıkarma işlemi yapmadan problem çözme işlemine geçmek demektir. Ve çok doğru değildir.
5) Topu alıp gitme aynı zamanda topa sürekli sahip olmak demektir. İşte işin asıl önemli ve asıl püf noktası buradadır.
Topa sahip olmak, sahip olmak için bir çok şeyi düşünmek ve uygulamaya çalışmak demektir.
"Topu alıp gitme" davranışında er türlü biyo-motor özellik gelişimi yanında, bir çok teknik gelişim özelliği yer alır.
Burada eğitim açısından temel sorun topu alıp gidenin hep aynı kişi olmasıdır. Ama çözümü o çocuğa yasak getirmek değil, diğer çocukların da topu alıp gitmelerine fırsat ve imkan sağlayacak eğitim uygulamaları planlayabilmektir.
Bu arada "pas" meselesi ve pasın değeri ve önemi meselesini göz ardı etmiş gibi görünebiliriz.
Ama öyle değil.
Pas 11 yaşından önce çocukların bireysel özelliklerinin ve yaratıcılıklarının ve top ile ilişkili bedensel uyum sağlamanın tekniklerinden ve yöntemlerinden birisi değildir.
Pasın kutsiye derecesindeki önemi ve anahtarı grup ve takım oyunu ile ilgilidir. Ve 11 yaş sonrası çok ama çok değerlidir.
Bizim 11 yaşına kadar derdimiz temel ve özelleşmiş hareket becerilerinin top ile oryantasyonunu sağlamak üzerine inşa etmektir. Bunun da yolu top ile daha sık ve daha sık haşır neşir olmayı sağlamaktır.
Not: Yukarıda "adam geçme" lafı ifade edildi.
"Adam geçme" ile "adam eksiltme" pratik olarak aynı gibi görünse de taktik düşünce olarak aynı şey değildir. Adam eksiltme bir ihtiyaç, bir gereklilik ve rakipten bir fazla olmayı sağlayan teknik ve taktik bir davranış biçimidir ve 11 yaştan önce bu kavramdan ziyade çalım atma, aldatma ve geçme gelişim psikolojisi açısından daha doğrudur.
KENDİNİ ÜSTÜN GÖRME MESELESİ
ÜSTYAPILARA OYNAYAN BAZI OYUNCULARIN MEGOLAMAN VE AYRICALIKLI OLMA DAVRANIŞLARI VE ALTYAPI EĞİTİMİ ÜZERİNE...
Üst yapılara ulaşmış bazı oyuncuların "megaloman" ve kendini olağanüstü beğenen "narsist" tavırları, elbette paranın gücü ve piyasanın koşullarının bir gereği ortaya çıkabilecek davranış problemleridir.
Ama bu olumsuz tavrın geçmişten getirilen bazı sosyal yaşantılar ve sosyal öğrenmeler ile yakından ilgisi vardır.
Bu tür tutum ve davranışlar genelde altyapı eğitim süreçlerinde öne çıkmış, sivrilmiş, popüler olmaya başlamış oyuncuların kendilerini üstün görme duyguları ve davranışları yarışmacı ve rekabetçi sporun ve futbolun "en iyi olmanın" günlük yaşamda da üstün olma ile ilişkili olarak algılanmış olmasıyla ilgili bir sonuçtur.
Gelişmiş toplumsal kültürlerde bırakınız futbolcuyu, üst düzeyde bir yönetici, hatta bakan ve başbakan dahi bir sinema, alışveriş veya bir konsere giderken sıraya geçilmesi gerekiyorsa mutlaka sıraya geçer. Bu denli mütevazi olabilmenin ve kendini ayrıcalıklı görmüyor olmak esasında büyük bir kişilik gelişi ister. Oysa biz ve benzer toplumsal yapılarda herhangi bir özelliğimiz veya görevimiz dolayısıyla emen "ayrıcalıklı olmanın" peşinde koşar ve bundan zevk alırız.
Bu gelişmemiş toplumsal yapıların kültürel davranış biçimi olan ve "sosyal anomali" diye tanımlanan "sosyal bozukluk" göstergelerinden birisidir.
Biz eğitimcilerin bir görevi de altyapılarda gerçekten daha iyi, daha önde ve daha özellikli oyuncuları tüm bu ayrıcalıklarına rağmen "kendini beğenmiş" olmalarına engel olmaktır.
Bunun yolu bellidir.
Antrenörler iyi ve önde olan oyuncularına farklı davranmayacak, normal yaşamda ve normal süreçte eşitlik ilkesinden taviz vermeyecek ve iyi olmanın karşılığında başka şeyler bekleme alışkanlığına izin vermeyecektir.
İyi olmanın karşılığı zaten bellidir. Takımda yer almak ve gelecekte daha iyi yerlere gelmek. Hepsi bu kadardır ve bu kadar olmalıdır.
İyi olmak demek, senin kadar iyi olmayanları beğenmemek ve aşağılamak demek değildir.
İyi olmak demek daha fazla kazanmak demek olabilir.
Ama bu başka diğeri başka bir şeydir.
Bunları yaşatarak öğretmemiz gerek.
Örneğin bazı futbolcuları daha çok severiz. Niçin?
Muhtemelen bunun bir nedeni de çok iyi ve çok özel oyuncular olmalarına karşın "kendini beğenmiş" olmayışlarından olsa gerektir.
ALTYAPILARI İKİ ŞEKİLDE GÖRMEK
Altyapıların başarısını üstyapılara oyuncu yetiştirmek ve o düzeylere oyuncu taşıyabilmek olarak belirlemek doğrudur.
Doğrudur ama bu durumda ortaya tartışmalı bir durum çıkmaktadır.
O da şudur;
Endüstriyel futbol diye tanımlanan diğer adıyla "ticari futbol" olarak da ifade edilen futbola karşı bir eleştirimiz varsa, hatta eleştiriden öte bu acımasızlığa karşı duruşumuz varsa, altyapıları bu ticaret şirketlerine oyuncu yetiştiren yerler olarak da görmemek lazım değil midir?
O halde biz altyapıları savunurken, veya altyapılarda çalışırken ve altyapıların olması gereken ideal yapılar olması konusunda yazarak çizerek emek verirken, bir anlamda endüstriyel futbola ve onun yaratıcıları olan "ticari futbol şirketlerine" ve onları ağababaları "finans kapitalin futboluna" hizmet etmiş olmuyor muyuz?
İşte tam da burada bir çelişki ve bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.
Bunun çözümü şu olsa gerektir.
1. Madem altyapılar endüstriyel hale gelen bu üstyapıların beslenme yerleridir. O halde söz konusu ticari futbolun gereği olan işleri, görevleri yasınlar ve sorumluluklarını yerine getirerek futbol aracılığı ile kazandıkları büyük paraların bir kısmını buralara ve buralarda emek verenlere harcasınlar.
"Harcamıyorlarsa canları cehenneme" deyip altyapıdaki tüm emek yoğun işleri bu ticari kurumlara "yok pahasına" hizmet etme ve üretim yerleri olmaktan çıkarmak gerekir.
Nasıl peki?
Elbette örgütlenerek.... Kolay mı futbolda örgütlenmek?
Çok zor. İmkansız değil ama...
Esasında yapılması gereken futbolun kendi karakteri içinde çözüm üretmektir.
Nasıl?
2. Altyapılar ve buradan çıkan tek tük özellikli oyuncular işte bu ticari futbol şirketleri tarafından öyle ya da şöyle transfer edilirler. Para ve paraya dayalı güç, onların devamlılığını bir şekilde sağlayacaktır. Piyasayı belirleyen de, piyasanın niteliği de onları yaratanlar tarafından belirlenmektedir çünkü. Bu durumda tüm altyapı emek aktörleri asıl işleri olan "çocukların ve gençleri" onlara hazırlamak! ile mükellef omanın dışına çıkacaklar ve daha insancıl ve toplumcul olana yöneleceklerdir.
Yani;
3. Biz yani altyapıları endüstriyel futbolun bir anlamda paravan yetiştirme yurtları ve ücretsiz emek pazarları olmasına karşı olanlar, altyapıları bu karakterinden çıkararak tüm ülkenin çocuklarına açarak herkesin spor yapma ve futbol oynama haklarını karşılayacak, fırsat ve imkan alanları haline getirme mücadelesi verebiliriz.
Özetle ve genel olarak başa dönerek ve sonuca bağlayarak; Sporda altyapılar iki uzun model amaç üzerine inşa edilmelidirler.
1. Olabildiğince çok fazla çocuğun ve gencin sürekli futbol oynamasını sağlayacak bir işleve sahip kılma; KAMUSAL FUTBOL EĞİTİMİ
2. Özellikli çocuk ve gençlerin üstyapılar tarafından kendi ihtiyaçları ve gelecekleri konusunda kurumsallaştırılmış akademilerine yönlendirmek.
Son Söz;
BİR ÜLKENİN TÜM ALTYAPILARI ÜÇ, BEŞ, 0N TANE TİCARİ FUTBOL ŞİRKETLERİNE GÖRE PLANLANAMAZ VE İŞLEVSELLEŞTİRİLEMEZ. BU O ÜLKEYE VE O ÜLKENİN ÇOCUKLARINA İHANETTİR.
ÖNCE HERKES İSTEDİĞİ KADAR, İSTEDİĞİ ZAMAN FUTBOL OYNAMALI, OYNAYACAK FIRSATI VE İMKANI BULABİLMELİDİR.
15 Oca 2018
AÇIK VE KAPALI BECERİ
1
AÇIK BECERİ-KAPALI BECERİ KONUSU ve ÖNEMİ
Açık beceride çevresel şartlar değişkendir.
Yani futbol oyunu içinde bir pozisyonda yapılabilecek birden fazla seçenek söz konusudur.
Niçin?
Çünkü futbolda ve tüm takım oyunlarında, pozisyonun kendisinin sürekli farklılaşması veya başka bir pozisyona geçiverme söz konusudur.
Pozisyonlarda rakibin davranışı hep aynı ve beklenen şekilde olmayacağı gibi, topun hızı, açısı, hareketi de sürekli değişkendir.
Dolayısıyla işi yapan veya yapacak olan oyuncu önceden bir pozisyonun
bir anına odaklanıp, tasarlanmış ve belirlenmiş bir harekete yoğunlaşarak değişecek olan koşullara ve dolayısıyla farklılaşan pozisyona cevap veremez.
İçinde bulunulan pozisyonun (durumun) gereği bir hareketi yapmaya odaklanarak ve onu yapan oyuncu değişen durum karşısında gecikmiş olur ya da amaçsız bir hareket yapmış olur.
Oysa olması gereken duruma göre o an için yapılması gereken hareketi/beceriyi gerçekleştirebilmek ve dahası başkalarını da gerçekleştirebilecek durumda olabilmektir.
Özetle ve kısaca açık beceri, oyun içinde oyunun her pozisyonu ve pozisyonun her anı için ne gerekiyorsa onu yapabilme zenginliğine sahip olmak ve gerekeni uygulayabilme beceri yeterliliğidir.
Açık beceri konusu bu şekliye anlaşıldığında, açık beceri eğitimi uygulamalarını hazırlamak haliyle kolaylaşacaktır.
Çocuğa topu yuvarladığınızda onun topu kontrol edip ayak içi ile size göndereceğini bilmesi ve buna odaklanması, gerçekleştirmesi, giderek en iyi yapması ve hatta mükemmel düzeyde yapması bir kapalı beceri örneğidir.
Ama topun nereden, ne zaman, hangi hızla ve açıyla geleceğini bilmeden gelen topa göre gereken beceriyi sergilemesi ise açık beceridir.
Örneğin; Aniden geri dönüş, ve geriye döndüğünde kendisine yaklaşmış ve geçmekte kişiye karşı savunma davranışı (ne yapacağı tasarlanmadığı için) açık beceri uygulamasıdır.
Rakip savunma davranışlarını sürekli değiştirerek planladığın uygulamalar top ayağında olan hücum oyuncusu için açık beceri uygulamalarına girer.
Hücum oyuncuların sürekli ve her seferinde farklı hücum davranışları sergiliyor olmaları karşısında savunma davranışlarının sürekli farklılaşması açık beceri uygulamalarıdır.
ÖNEMLİ;
Bu durumda "Açık beceri" belli bir yaş düzeyinden sonra daha mı kolay uygulanabilir sorusunun cevabı evettir.
Ama
"Açık beceri" her yaş düzeyinde o yaşın gerçekleştirebileceği düzeyde olmak zorundadır.
Çünkü başka türlü "yaratıcılık" ve "program değiştirme dediğimiz gereken anda gereken şeyin gerçekleştirilmesi) özellikleri asla gelişmez.
Örneğin 8 yaşında bir çocuğun topu ayakla bir yerden bir yere taşımasını (top sürmeyi) önüne çıkan ani engeller ile değiştirmeye ve o engellere takılmadan devam ettirmesi açık beceri uygulamasıdır.
Açık beceriler için eğitsel oyunlar ve oyunlar en doğal uygulama yöntemleridir.
Kapalı beceriler hareketleri beceri düzeyinde gerçekleştirmede, açık beceriler ise beceri düzeyindeki hareketleri koşull
2
BİR KEZ DAHA DAHA AKADEMİK BİR YAKLAŞIMLA "AÇIK VE KAPALI BECERİ" EĞİTİMİ ÜZERİNE....
(FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİNDE TEMEL TEKNİKLERİN VE TEMEL TAKTİKLERİN ÖĞRETİMİNDE AÇIK VE KAPALI BECERİ EĞİTİMİ NEDİR? BU KONUDAKİ ÖĞRETİM SORUNUMUZU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?)
Tek boyutlu sisteme göre beceri sınıflamaları dört ana başlıkta toplanır.
1.Kullanılan kas büyüklüğüne göre (küçük ve büyük kas becerileri),
2.Görev organizasyonuna göre ( kesik, seri ve devamlı beceriler),
3.Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyine göre (açık ve kapalı beceriler),
4.Motor ve Bilişsel ögelerin önemine göre (motor ve bilişsel beceriler).
Tek boyutlu sistem uyarınca düzenlenen beceri sınıflamaları iyi incelendiğinde hepsi ile ilgili eğitim sorunlarımız olduğu kesindir. Ama beceri öğretiminde asıl sorunu 3. maddede yer alan açık ve kapalı beceriler konusunda yaşamaktayız.
Çevrenin tahmin edilebilirlik düzeyi demek; futbol oyununun gerektirdiği davranışların ne olduğunun bilindiği ama hangisinin ne zaman, nasıl, niçin, neden ve nerede kullanılması gerektiği konusunun öğrenilmiş olmasının gerekliliği demektir.
Kapalı beceri; bir hareket kalıbının ince detaylarının çalışılması demektir. Yani hareketi sabitleme demektir.
Açık beceri ise; çevrenin değişken koşullarına göre harekette uyum ya da hareketi o koşula göre gerçekleştirme demektir. Diğer bir ifadesiyle söz konusu hareketi çeşitleme anlamındadır.
Futbol oyununun gerekleri bellidir.
Bu gereklerin yani davranışların ya da hareketlerin öncelikle gerçekleştirilmesi şarttır. Ama yetmeyecektir söz konusu hareketlerin üst düzeyde gerçekleştirilmesi yani mükemmelleştirilmesi de gerekir. İşte buna beceri diyoruz.
Ama bu da futbol oyunu için yetmeyecektir. Çünkü futbol oyununda bir teknik ve taktik davranışı tek başına beceri düzeyinde yapıyor olmak oyunun gerektirdiği an ve pozisyonlarda yapabiliyor olmayı sağlayamamaktadır.
Dolayısı ile pratikte karşımıza şu uygulama seçenekleri çıkmaktadır.
1. Temel teknikleri en ince detayına kadar çalıştırarak beceri haline getirilmesini sağlamak. Yani tekrar yöntemi ile bir hareketi defalarca yaptırarak beceri düzeyinin yakalanmasını sağlamak
(Yani kapalı beceri öğretimi ve öğrenimi).
2. Sürekli ya da genel olarak oyun oynanmasını sağlayarak oyun içinde çocukların ve gençlerin gerektirdiği davranışları yapmasına imkan vererek amaca uygun beceriler sergilemelerini sağlamak (Açık beceri öğretimi ve öğrenimi).
Eğitim uygulamalarında içine düştüğümüz temel sorun ve açmaz ise şudur;
Kapalı beceri öğretiminde çocukların bir tekniği beceri düzeyinde mükemmel yapabiliyor olmaları aynı tekniği oyun içinde kullanıyor olmalarını sağlayamadığı gibi, öte yandan açık beceri adına devamlı oyun uygulamalarında da oyun için tekniklerin çok sayıda tekrar etme imkanının olmaması nedeni ile, çocuklar bir kaç tekniğin dışında diğer teknikleri beceriye dönüştürememektedirler.
Taktik öğrenme ve öğretim içinde aynı şey söz konusudur. Oyun formundan uzak taktik antrenmanlar ile sadece oyun oynatılarak taktik beceri davranışların yerine getirilmesini beklemek çok sağlıklı sonuçlar vermemektedir.
Bunun genel olarak çözümü kapalı becerilerin açık becerilere dönüştürülmesinin sağlanması ya da kazanılmış becerilerin oyuna transferinin sağlanmasıdır.
Pratikte bunun çözümü ise önce kapalı beceri sonra açık beceri gibi düşünülse de asıl sağlıklı olan beceri öğretimi şudur;
TOP İLE İLİŞKİYİ OLABİLDİĞİNCE ÇOK SAĞLAYAN, TEKRARA İMKAN VEREN, HAREKETLİ, DEĞİŞKEN OYUN, BÖLÜMLENDİRİLMİŞ OYUN, KURALLI OYUN VE AMAÇLI OYUN UYGULAMALARIDIR.
Yani seviyeye uygun olmak koşulu ile kapalı ve açık becerilerin iç içe geçmiş olarak planlanan öğretim uygulamaları esas çözümdür.
Altyapılar Üstyapıların Nesidir?
ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN ARKA BAHÇELERİ DEĞİL, ÖN BAHÇELERİDİR.
EV ÖRNEĞİ BENZETMESİYLE (Teşbihte hata olmaz);
1. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN İÇİNDE OLDUĞU ARAZİLERDİR.
2. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN MUTFAKLARIDIR.
Araziyi dikkate almadan ve mutfağı düşünmeden kurduğunuz ev, ev değil, başka bir şeydir. Muhtemelen damdır, depodur veya dükkandır.
Türkiye'de durum işte böyledir.
Altyapıların başarısı, üstyapıların sürdürülebilir olmasının sağlanmasıdır" yaklaşımı, "Altyapıların başarı ölçütü üstyapılara taşıyabildiği nitelikli oyuncu ve yeterli oyuncu sayısıyla ölçülür" yaklaşımları hedef belirleme ve koyma açısından doğrudur.
Ama bu altyapıları üstyapılardan daha değersiz kılmaz ki...
Üstyapıların popülerliği, popüler kültür ile beslenen ticari işletmeler oluşu, onları elbette daha önemli kılar. Ama daha değerli kılmaz.
Lakin bütün mesele o önem ile bu değer arasındaki dengeyi kurabilmekten geçer.
Bu dengeyi kuracak olan tüm altyapı camiasının kurumsal ve toplumsal güç olmasıyla ilgili bir şeydir.
Bu alttan talep edilerek sağlanacak bir şey olabileceği gibi, üstten olması gerekenin yapıladırılması ile sağlanacak bir şeydir.
Lakin spor ve futbol alanı da bir ülkenin ekonomik, sağlık, sanat, tarım, sanayi gibi yaşam alanlarından farklı ve bağımsız bir gelişim içinde değildir çoğu zaman...
Özetle ve sonuç olarak altyapıların değerliliğini kanıtlamanın asıl ve radikal yolu;
Üstyapılar olmasa da altyapıların var olabileceği bir düzeni inşa etmektir.
Çünkü var olan ve halen devam eden düzen altyapılar olmasa da üstyapıların olduğu bir düzenin tercih edilmiş olmasıdır.
Olur mu? Olur tabi...Ama işte böyle, Türkiye'de olduğu gibi olur?
Ya da örneğin Premier ligde olduğu gibi "endüstriyel futbolun gereklerine" göre olur. Yani ticaretin gelir-gider esasını en iyi şekilde karşılayabilecek finans ve kaynak biçimlerine ulaşarak veya onu yaratarak olur..
EV ÖRNEĞİ BENZETMESİYLE (Teşbihte hata olmaz);
1. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN İÇİNDE OLDUĞU ARAZİLERDİR.
2. ALTYAPILAR ÜSTYAPILARIN MUTFAKLARIDIR.
Araziyi dikkate almadan ve mutfağı düşünmeden kurduğunuz ev, ev değil, başka bir şeydir. Muhtemelen damdır, depodur veya dükkandır.
Türkiye'de durum işte böyledir.
Altyapıların başarısı, üstyapıların sürdürülebilir olmasının sağlanmasıdır" yaklaşımı, "Altyapıların başarı ölçütü üstyapılara taşıyabildiği nitelikli oyuncu ve yeterli oyuncu sayısıyla ölçülür" yaklaşımları hedef belirleme ve koyma açısından doğrudur.
Ama bu altyapıları üstyapılardan daha değersiz kılmaz ki...
Üstyapıların popülerliği, popüler kültür ile beslenen ticari işletmeler oluşu, onları elbette daha önemli kılar. Ama daha değerli kılmaz.
Lakin bütün mesele o önem ile bu değer arasındaki dengeyi kurabilmekten geçer.
Bu dengeyi kuracak olan tüm altyapı camiasının kurumsal ve toplumsal güç olmasıyla ilgili bir şeydir.
Bu alttan talep edilerek sağlanacak bir şey olabileceği gibi, üstten olması gerekenin yapıladırılması ile sağlanacak bir şeydir.
Lakin spor ve futbol alanı da bir ülkenin ekonomik, sağlık, sanat, tarım, sanayi gibi yaşam alanlarından farklı ve bağımsız bir gelişim içinde değildir çoğu zaman...
Özetle ve sonuç olarak altyapıların değerliliğini kanıtlamanın asıl ve radikal yolu;
Üstyapılar olmasa da altyapıların var olabileceği bir düzeni inşa etmektir.
Çünkü var olan ve halen devam eden düzen altyapılar olmasa da üstyapıların olduğu bir düzenin tercih edilmiş olmasıdır.
Olur mu? Olur tabi...Ama işte böyle, Türkiye'de olduğu gibi olur?
Ya da örneğin Premier ligde olduğu gibi "endüstriyel futbolun gereklerine" göre olur. Yani ticaretin gelir-gider esasını en iyi şekilde karşılayabilecek finans ve kaynak biçimlerine ulaşarak veya onu yaratarak olur..
KISA İKİ PEDAGOJİ NOTU
1.
Zorbalığa uğrayan çocuklar, zorbalık yapanları söylemezler. Çünkü bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünürler.
Çocukların böyle düşünmemesini sağlamanın tek yolu vardır, zorbalık yapanların mutlaka yaptıkları zorbalığın nitelik, nicelik ve boyutlarına göre bir bedel ödediğini görmeleri.
Ve çocuklara bir güvenebilecekleri kurumlar yaratmaz zorundayız. Çocuklar güvendikleri an her şeyi paylaşır ve istismara kapalı hale gelirler.
Altyapı kurumları bu bağlamda güvenilir olmak zorundadırlar.
Altyapılarda duygusal istismar başta olmak üzere her türlü istismarı önlemenin yolu altyapı kurumlarını, çalışanlarından oluşan "güvenilir kurum" yapmaktan geçer.
Bunun için çocuklar yönelik uygulanacak görüşmeler, anketler, psikometrik testler ve gözlemler önemli ter tutar. Bu konularda uzman desteği almak her zaman önemli ve gereklidir.
2.
Günlük ve normal hayatta her türlü aşağılanmaya, rencide edilmeye ve önemsenmemeye uğramış ve uğramakta olan çocuklar, bu süreci bir süre sonra olağan bulmaya başlarlar. Buna olumsuz adaptasyon denir.
Olumsuzluğa adaptasyon ileride o çocuğun büyüdüğünde diğer çocuklara karşı aynı olumsuzluğu yaşatacak olmasıdır. İşte bu olumsuz denklem kurulduğu zaman nesiller boyu devam eden bir yaşam biçimi ve kültürüne dönüşür.
Altyapı eğitim kurumları ve okullarımızın birçoğu bu konuda çok olması gereken ideal yaşam ortamları sunmaktan uzaktırlar. Bu kurumların mimari yapısıyla, başkaları ile paylaşılmasıyla, eğitim içerikleri ile, antrenör yeterlilikleri ile ve daha bir çok faktör ile ilgili olan şeylerdir.
Ama koşullar ve olanakları ne denli olumsuz olursa olsun antrenör davranışları konusunda yapılabilecek çok şey vardır.
Antrenörlerin çocukları sevmesi ve onlara saygı duyması, çocukları tepesine çıkarması değildir.
Onlara birer birey olduklarını hissettirecek, birey olarak önemli ve değerli olduklarını yaşatacak eşitlikçi ve adil kurallar ve ilkeler koyarak, ve daha önemlisi belli kurallar içinde herkese kendini ifade etme fırsatları tanıyarak olabilecektir.
"Çocuklar çok şımarık ne yapayım?" sorusu ve gerçeği karşısında haklılık payı vardır elbette... Bir süre sonra her çocuk yerini ve haddini bilecek bir ortam içinde olduğunu anlayacaktır.
Önemli olan o ortanı hazırlayabilmek ve bunu çocuk tarafından içselleştirilmesini sağlayabilmektir.
Çocuklar kötü değildir, olamazlar.
Öyle görmüşler ve öyle itibar kazanmışlar veya kendilerini öyle ifade etmiş olabilirler.
SEVMEK ÖNEMLİDİR AMA ASIL OLMASI GEREKEN DUYGU SAYGIDIR.
Altyapı eğitimciliği, antrenörlüğü veya meslek alanı için;
1. Çocukları sevmek zorunda mısınız?
2. Futbolu sevmek zorunda mısınız?
3. Öğretmeyi ve geliştirmeyi sevmek zorunda mısınız?
Bu üç sorunun cevabı genel olarak "evet" olarak verilir.
Ve her nedense bu tür sorular "sevmek" fiili kullanılarak sorulur...
Sevmek elbette önemlidir ve yapılan işten zevk almayı kolaylaştırır ama çocukların daha iyi öğrenmelerini ve gelişmelerini doğrudan etkilemeyebilir.
Sevmek sadece kişinin kendisini daha mutlu hissetmesine neden olur. Kendisin geliştirmesine değil.
Şekil olarak doğru olan bu soru ve yaklaşım, öz ve felsefe olarak doğru değildir.
(Hangi eğitimci ve antrenör bir ömür boyu sadece seviyor diye o işi ve mesleği çok iyi yapabilir ve yürütebilir?)
Doğru soru ve doğru yaklaşım şudur aslında;
Altyapı eğitimciliği, antrenörlüğü ve meslek alanı için;
1.Çocuklara saygı duymak zorunda mısınız?
2. Futbola saygı duymak zorunda mısınız?
3. Öğretmeye ve geliştirmeye saygı duymak zorunda mısınız?
Elbette evet....
Eğitimciler işini, işiyle ilgili tüm aktörleri sevmek yanında esas olarak onlara saygı duyarsa o saygı duyuyor olmanın gereğini daha fazla hisseder ve yerine getirir.
Saygı duyulan her neyse, ona ilişkin o saygının gereğini yapmak zorundasınız. Başka türlü saygı duymamış olursunuz.
Çünkü;
Sevmek daha çok insanın kendisi için yaşadığı bir duygu durumudur.
Saygı duymak ise kendisi dışındakiler için, görev ve sorumluluk duygu durumudur.
ÇOCUK FUTBOLU
Çocuk futbolu çocuğun oynayabildiği futboldur.
Çocuk futbolu çocuğun esas ve asıl olarak "oyun" oynadığı, oynarken eğlendiği, eğlenirken öğrendiği ve oynamaya doyamadığı futboldur...
(Bu paylaşımı "at topu oynasınlar" yaklaşımı şeklinde almayınız lütfen).
Çocuklardan oynamalarını istediğimiz futbol "çocuk futbolu"değildir.
O büyüklerin çocuk futbolu diye tanımladığı ama esasında kendilerinin oynamak istediği veya kendilerinin oynadığı futbolu görmek istedikleri futboldur.
Bu tam bir haksızlıktır.
Çocukların futbolu kurallı, taktikler ile bezenmiş ve zorlayıcı bir futbol değildir. Çünkü böylesi "oyun" değil, temrindir. Etkinliktir. Antrenmandır.
Çocuklar temrin, etkinlik ve antrenman üzerine kurgulanmış eğitimden hoşlanmadıkları gibi kendilerine geliştirecek fırsatları yakalayamazlar.
Oyunda her zaman doğaçlama vardır.
Oyunda her zaman değiştirilebilirlik vardır.
Oyunda her zaman herkese göre bir rol vardır.
Çocuk futbol dediğimiz şey, çocukların futbol oyunu dediğimiz şeydir.
Çocuklar futbol oyununda "becerebildikleri" şeyleri daha iyi becermeye başladıkları ve kendiliğinden görerek, hissederek, yaparak farklı şeyler becermenin peşinde olurlar. İşte bu yüzden de futbol oynamayı devam ettirirler.
Biz büyükler ise yakın, orta ve uzun vade gelişim hedefleri koyarak, çocukların bu hedeflere ulaşabilecekleri eğitim ortamlarını düzenlemek ve planlamak ile sorumlu olmak bunun için programlar geliştirmekten sorumluyuz.
"Saldım çayıra mevlam kayıra" yaklaşımı da elbette doğru değildir.
Ama çayıra çocuklar salınmaz zaten.
Bizim dediğimiz çocukların zaptu-rap altına alınmadan, kendilerini ifade edebilecekleri ortam ve fırsatlar yaratmak gerektiğidir.
BENLİK SAYGISI = ÖZBEN
Hatırlarsanız daha önceki bir paylaşımda "özgüven" kavramı ve gelişiminden söz etmiştik.
Kendine güven duymanın yani özgüvenin azı ve çoğu kişilik gelişim sorunu yaratabilirken, olması gerektiği düzeylerde olmasının hem gerekli, hem çok önemli bir kişilik gelişim özelliği olduğundan söz etmiştik.
Özgüven aslında bir kişilik gelişim özelliğidir.
Kişilik özelliği ise çocuğun, gencin ve büyüğün toplumsal yaşam içindeki bireysel ve toplumsal ilişkilere dayalı davranışlara neden olan ve belirleyen gelişim özelliğidir.
Örneğin dürüst, çalışkan, iyi, faydalı, yardımsever, mutlu, olumlu, neşeli gibi sıfatlar ve nitelendirmeler kişilik özelliğini yansıtan değerlendirme sıfatlarıdır.
Kişilik gelişiminin önceki aşaması ya da başlangıçtaki gelişim özelliği "benlik saygısı" diye tanımlanan bireyin kendisiyle ilgili duygusal ve düşünsel gelişim özelliğidir.
Yani çocuğun bebeklikten çocukluğun sonlarına kadar giderek kendini algılaması, kendine ilişkin farkındalıklar oluşturması ve kendinle ilgili memnuniyet ve memnuniyetsizlikler oluşturması ile ilgili bir süreçtir.
Özben diye de tanımlanan bu özellik "kendinin farkına varma" ile başlayan sonrasında da kendi özelliklerinin farkına varma ile devam eden ve sonuçta kendine saygı duyma ile sonuçlanan içsel bir gelişimdir.
Özben (benlik saygısı) gelişimi bebeğin ve çocuğun çevrenin kendisine ilişkin ilgi ve ilişkisi sonucunda kendi içinde kendisine ilişkin olarak geliştirdiği bir özelliktir.
Çevre dediğimiz şey yani anne, baba, öğretmen, arkadaşları ve diğerleri herkesin çocuğa yönelik her türlü olumlu yaklaşımları olumlu benlik geliştirmeye, çocuğa yönelik her türlü olumsuz yaklaşımlar ise çocuğun kendisini önemsiz, değersiz, sevimsiz, eksik, zararlı ve istenmeyen olduğunu hissetmesine neden olacağı için olumsuz benlik geliştirmesine neden olmaktadır.
Önemsenen, değer verilen, sevgi ve ilgi gören çocuklar kendilerine saygı duyarlar. Bu çocuğun kendini önemsemesi ve değerli görmesi demektir.
Benlik saygısı (özben) çocuklarda bebeklikten itibaren gelişen, okul öncesi ve ilkokul süreçlerinde ciddi olarak yapılandırılan, bundan sonraki süreçlerde ortaya çıkacak olan kişilik gelişiminin temelini oluşturur.
Olumlu benlik geliştiren çocuklar genel olarak olumlu kişilik sahibi genç ve büyükler olurlar.
Olumsuz kişilik özelliklerinin en önemli nedeni ise bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde geliştirilen olumsuz benlik gelişimdir.
Bebeklik ve ön çocukluk döneminde sevilmemiş, ilgi görmemiş, rencide edilmiş, alay ve tacize uğramış ve dayak yemiş çocuklar kendilerine ilişkin olumsuz benlik geliştirirler. Kendini önemli ve değerli bulmayan çocukların bireysel ve toplumsal ilişkilerde yaşayacağı sıkıntı ve olumsuzluk onların kişiliklerini oluşturmaya başlar.
Tembellik, hırsızlık, öfke, kavga, hınç, intikam, kötülük yapmave daha birçok davranış kişilik gelişimi sürecinde oluşturulacak olan davranışlar haline gelmeye başlar.
Özetle olumlu benlik olumlu kişilik özelliğinin ön koşulu ve temelini oluşturur.
Spor dallarında spora başlama ve özellikle altyapıların başlangıç aşamaları ve süreçlerinde çocukların çoğu benlik geliştirme işi ile ilgilidirler. İşte bu nedenler ileride olumlu kişilik sahibi olmasını istediğimiz çocuklardan “kendilerinin farkına” varacakları, bu kendini fark ediş ve algılayışlarını olumlu kılacak davranışlar ile karşılaşmalıdırlar.
Aşağılama, rencide etme, başarısız bulma, kıyaslama, önemsiz görme ve dikkate almama gibi davranışlara maruz kalan çocuklar kendileri ile ilgili olarak olumsuz şeyle düşünmeye başlarlar. Buna izin verilmemelidir. Her çocuğun başarabileceği bir şeyler mutlaka vardır. Önemli olan bunu ona hissettirmek ve inandırmaktır.
Elbette her çocuk ileride iyi bir futbolcu olmayacaktır. Ama futbolcu olabilecek ve hatta futbol değil de başka bir spor dalına yönelebilecektir. İşte altyapıların bir önemi ve özelliği de bu olmalıdır.
Çocukları daha iyi olabilecekleri işe, alana yönlendirmek.
Çünkü asıl olan sağlıklı ve kendine saygı duyan bireyler ve o bireylerden oluşan toplum oluşturabilmektir
EBEVEYNLER (VELİLER) NE YAPMALI VEYA NE YAPMAMALI
(ALTYAPI DENİLEN KURUM MASAYA BENZER. MASANIN BİR AYAĞI DENK OLMAZSA MASA DURMADAN SALLANIR).
Altyapılar, altyapı müsabakaları ve altyapılardaki bazı eğitim uygulamaları bazı veliler açısından acı, keder ve dert konusu olurken,
Bazı veliler açısından da kendilerini ifade etmenin, olumsuz kişilik yapılarını ortaya koymanın ve her türlü ayrıcalıklı olma fırsatı yakaladığını sandıkları bir yer haline gelmiş durumda.
Velilerin yani ebeveynlerin çocuklarının yanın olmaları demek onlara her türlü desteği vermeleri demek altyapı işleyişlerine, oyunlara, çocuklara, antrenörlere müdahale etmek demek değildir.
Veli- Veli ilişkileri,
Veli- Antrenör ilişkileri,
Veli -Çocuk ilişkileri
Veli- Diğer çocuk ilişkilileri
Oturtulamamış, yapılandırılamamış ve bunların sonucu kurumsallaştırılamamış altyapıın en büyük dertlerinden birisidir.
Son yıllarda moda oldu.
Sözde demokrasi ve şeffaflık adına ilkokullar başta olmak üzere tüm veliler sınıfların içlerine kadar giriyorlar.
Öğretmenlere fırça atan veliler çoğaldı.
Benzeri durum altyapı eğitimleri için de geçerli.
Bu şekilde ne antrenörü ne de öğretmeni daha iyi ve daha verimli kılamazsınız. Sadece onun üzerinde baskı oluşturabilirsiniz.
Elbette öğretmenler ve antrenörler denetlenmeli, sorgulanmalı. Ama yol bu değil. Yolu sistemi iyi kurmak, aktreditasyonu sağlamak ve denetim mekanizmalarını çalıştırmaktır.
Veliler bir kısmı açısından görgüsüzlüğün tavan yaptığı bir dönem yaşıyoruz.
Veli katılımı demek bu demek değildir.
Velilerin işe katılımı demek kendilerine düşen görevleri okul ve kulüp ile işbirliği halinde yerine getirmesi demektir.
Veliler bu şekilde devam ettikleri takdirde "ilgili veli" değil, "zararlı veli" olmaya devam edeceklerdir.
Son bir örnek; İlgili veli demek altyapı yönetimi ile eğitimci kadrosuyla toplantı isteyen ve onlara sorularını soran ve onlar ile ne yapabilirizi tartışarak çözüme üreten ve katkı sağlayan velidir.
Altyapılar, altyapı müsabakaları ve altyapılardaki bazı eğitim uygulamaları bazı veliler açısından acı, keder ve dert konusu olurken,
Bazı veliler açısından da kendilerini ifade etmenin, olumsuz kişilik yapılarını ortaya koymanın ve her türlü ayrıcalıklı olma fırsatı yakaladığını sandıkları bir yer haline gelmiş durumda.
Velilerin yani ebeveynlerin çocuklarının yanın olmaları demek onlara her türlü desteği vermeleri demek altyapı işleyişlerine, oyunlara, çocuklara, antrenörlere müdahale etmek demek değildir.
Veli- Veli ilişkileri,
Veli- Antrenör ilişkileri,
Veli -Çocuk ilişkileri
Veli- Diğer çocuk ilişkilileri
Oturtulamamış, yapılandırılamamış ve bunların sonucu kurumsallaştırılamamış altyapıın en büyük dertlerinden birisidir.
Son yıllarda moda oldu.
Sözde demokrasi ve şeffaflık adına ilkokullar başta olmak üzere tüm veliler sınıfların içlerine kadar giriyorlar.
Öğretmenlere fırça atan veliler çoğaldı.
Benzeri durum altyapı eğitimleri için de geçerli.
Bu şekilde ne antrenörü ne de öğretmeni daha iyi ve daha verimli kılamazsınız. Sadece onun üzerinde baskı oluşturabilirsiniz.
Elbette öğretmenler ve antrenörler denetlenmeli, sorgulanmalı. Ama yol bu değil. Yolu sistemi iyi kurmak, aktreditasyonu sağlamak ve denetim mekanizmalarını çalıştırmaktır.
Veliler bir kısmı açısından görgüsüzlüğün tavan yaptığı bir dönem yaşıyoruz.
Veli katılımı demek bu demek değildir.
Velilerin işe katılımı demek kendilerine düşen görevleri okul ve kulüp ile işbirliği halinde yerine getirmesi demektir.
Veliler bu şekilde devam ettikleri takdirde "ilgili veli" değil, "zararlı veli" olmaya devam edeceklerdir.
Son bir örnek; İlgili veli demek altyapı yönetimi ile eğitimci kadrosuyla toplantı isteyen ve onlara sorularını soran ve onlar ile ne yapabilirizi tartışarak çözüme üreten ve katkı sağlayan velidir.
Çocuklar Nasıl Öğrenir?
Çocuklar dinleyerek, okuyarak, görerek öğrenmezler...
Dinlemek, okumak ve görmek öğrenmeyi zenginleştirir. Tek başlarına sağlamazlar.
Çocuklar önce yaparak ve yaşayarak, sonra amaca yönelik yaparak yaşayarak öğrenirler.
Yapmak ve yaşamak dediğimiz eğitim iki türlüdür.
Birincisi: Gerçek ortamları taklit ederek, yani örnek olay ve canlandırmalar / simülasyonlar yaparak ve yaşayarak.
İkincisi: Kurgulanmış gerçek ortamlarda veya gerçek ortamlarda yaparak ve yaşayarak.
Okullar ve eğitim kurumları öğrenmeleri gerçeğe en yakın şekilde öğrenmeleri sağlayan kurumlar olmalıdırlar.
Ama gerçek dediğimiz şey: Çocuğun gerçeğidir. Büyüklerin gerçeği değil...
ENDÜSTRİYEL FUTBOL, ALTYAPILAR VE NE YAPMALI?
Çocuklar ve gençler ile spor ilişkisi konusunda çok uzun süreden beri giderek artan bir şekilde sözü edilen kavram “sporda altyapı” konusu ve meselesidir.
Ağırlıklı olarak futbol özelinde daha çok konuşulan ve tartışılan altyapılar, esasen Türkiye’de son 20-30 yılın piyasalaştırılan sporun ve futbolun bir yansıması olarak gündeme gelmiş bir konudur.
Günümüzde sporda ve özellikle daha çok rağbet görmesi nedeniyle futbolda altyapılar, sporcu/futbolcu olma hayallerinin ve isteklerinin “simsarlaştırılmış bir hoyratlıkla” kulüplerin altyapı birimlerince ve özel spor okulları aracılığı ile yürütülmektedir.
Çoğu özel spor okulları paralı etkinlik alanları olup, sağlıksız halı sahalara sıkıştırılan 45-60 dakikalık ve haftada iki bilemedin üç günde yürütülen, kıyaslama ve yarıştırma nedeniyle “duygu istismarının” yaşandığı/yaşatıldığı yerlerdir. Kulüpler ise “sporcu/futbolcu olma hayalleri ile beslenen” seçilmiş çocuklardan oluşan, bir müddet sonra çoğu için “Bundan olmaz” dendiği, referansı olanların devam ettiği, daha kötüsü yaşlarının çok üzerinde performans beklentisi ile ağır çalışmalara tabi tutulan çocukların “yarış atları” haline getirildiği, “kazanmanın biricik başarı” olarak gösterildiği ve yaşatıldığı yerlerdir.
Sporda altyapıların başarılı olma ölçütü üstyapılara oyuncu yetiştirmek, yetiştirilen oyuncuları üstyapılara taşıyabilmek olarak belirlenmiş olsa da eksik veya “endüstriyel sporun altyapıya bakış açısı” bağlamında bir tanımlamadır. İşte tam da bu noktada tartışmalı bir durumdur. Çünkü bu bakış açısı ve mevcut uygulamalar altyapılara bakış açısının değişmesi gerektiğini ve buradan hareketle yeni bir “altyapı spor politikası” oluşturulması ihtiyacını gündeme getirmektedir.
Endüstriyel spor diye ifadelendirilen, daha çok futbol için “endüstriye futbol” bağlamı ile kullanılan “ticari futbola” karşı bir eleştirimiz, hatta eleştiriden öte “piyasa-spor” ilişkisine karşı bir duruşumuz varsa, altyapıları “spor ticaret şirketlerine” oyuncu yetiştiren yerler olarak görmemek gerektiği de açıktır.
Altyapıları sadece üstyapılara seçilmiş çocuklardan oluşan “oyuncu yetiştirme” yerleri olarak görmeyen spor eğitimcileri, antrenörler ve altyapıların olması gereken ideal kurumlar olması konusunda yazan, çizenler kişiler olarak şu anki mevcut yaklaşımların ve uygulamaların içinde yer alarak bir anlamda endüstriyel futbola ve dolayısıyla “ticari futbol şirketlerine” ve onların ağababaları olan “finans kapitalin futboluna” hizmet etmektedirler. Bu anlamda içinde yer alınan sistemin hem aktörleri hem de muhalifleri olarak bir çelişki ve bir tutarsızlık içinde olunduğunu kabul etmek gerekir.
Bu çelişki ve tutarsızlıktan kurtulmanın yolu, “altyapılar mademki endüstriyel hale gelen üstyapıların beslenme yerleridir. O halde söz konusu ticari futbolun gereği olan işleri, görevleri de kendileri yapsınlar ve sorumluluklarını yerine getirsinler. Futbol aracılığı ile kazandıkları büyük paraların bir kısmını buralara ve buralarda emek verenlere harcasınlar, harcamıyorlarsa canları cehenneme” deyip altyapıdaki tüm emek yoğun işleri bu ticari kurumlara “yok pahasına” hizmet etme ve üretim yerleri olmaktan çıkarmak gerekir.
Nasıl peki? Elbette örgütlenerek. Kolay mı futbolda örgütlenmek? Çok zor. Ama imkânsız değil. Daha somut olarak söylemek gerekirse, esasında yapılması gereken futbolun kendi karakteri içinde alternatif çözüm üretmektir. Bu durumda tüm altyapı emek aktörleri “çocukları ve gençleri” ticari futbol şirketlerine hazırlamakla mükellef olmanın dışına çıkmayı başarmak zorundadırlar. Bu anlayış spor altyapılarını daha insancıl ve daha toplumcul bir yapıya yönelmesi ve işlevselleştirilmesi demektir.
Altyapıların endüstriyel sporun/futbolun paravan yetiştirme yurtları veya ücretsiz emek pazarları olmasına karşı olanlar, altyapıları bu karakterinden çıkararak, tüm ülkenin çocuklarına açıp, herkesin spor yapma haklarını karşılayacak “fırsat ve imkan alanları” haline dönüştürülmesini sağlamakla mümkündür. Daha fazla çocuğa, daha fazla olanak tanıyarak, onlara birilerinin istediği şekilde değil, olması gerektiği şekilde yetişmelerine katkı sağlayacak bir model ancak bu modeli savunanlarca gerçekleşebilir.
Özetle başa dönüp, sonuca bağlamak gerekirse; sporda altyapılar iki model üzerine inşa edilmelidir:
Altyapıları istekli ve yönlendirilmiş olan tüm çocukların ve gençlerin spor yapmalarını sağlayacak bir işleve sahip kılma; “Kamusal Spor Eğitimi” modeli ve yapılanması.
Özellikli çocuk ve gençlerin üstyapılar tarafından kendi ihtiyaçları ve gelecekleri konusunda kurumsallaştırılmış akademilerine yönlendirmek; “Profesyonel Spor Eğitimi” modeli ve yapılanması.
Bu bağlamda son söz; bir ülkenin tüm altyapıları üç, beş, on tane ticari futbol şirketine göre planlanamaz ve işlevselleştirilemez. Bu o ülkeye, o ülkenin çocuklarına ve sporuna ihanettir. Öncelik ve esas olan herkesin, istediği kadar, istediği her yerde ve istediği zaman spor yapması, spor yapacak fırsatı ve olanağı bulabilmesidir.
http://sendika62.org/2018/01/spor-altyapilarini-nasil-gormeli-ne-yapmali-nasil-yapmali-ismail-topkaya-467914/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ
Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...
-
""Adam geçme" ile "adam eksiltme" pratik olarak aynı gibi görünse de taktik düşünce olarak aynı şey değildir. Adam ...
-
1 AÇIK BECERİ-KAPALI BECERİ KONUSU ve ÖNEMİ Açık beceride çevresel şartlar değişkendir. Yani futbol oyunu içinde bir pozisyonda yapılab...
-
Kalecilik ve kaleci olma eğilimi çocuklarda daha geç yaş dilimlerinde oluşmaya başlayan bir tercih ve istektir. Bu çocuk gelişimi ...











