23 Ara 2017

12 YAŞA KADAR MOTOR GELİŞİM

12 YAŞA KADAR "MOTOR GELİŞİM" İLE İLGİLİ GEÇİRİLEN YAŞAM SÜRECİ, GELECEKTEKİ SPORTİF YAŞAMI BELİRLEYEN SÜREÇTİR...

Bir çocuğun doğumdan itibaren 12 yaşlarına kadar öz bakım becerileri ve temel ihtiyaçlarını karşılamak için hareket etme dışında başka hiç bedensel ve psikomotor etkinliğin içinde olmaması demek, onun sportif bir geleceğin olmaması demektir.

Bazen duyar veya okuruz, 15, 16, 17 yaşından sonra futbola başladı ya da futbolcu oldu diye...
Geçmişinde biyo-motor özelliklere hitap eden herhangi bir faaliyette bulunmamaış hiç bir kişinin 12 yaşından sonra herhangi bir spor salında performans sporcusu olması mümkün değildir.

Olanlar ise mutlaka ama mutlaka koşmayı, atlamayı, sıçramayı, inmeyi, çıkmayı, tutmayı, çekmeyi, itmeyi, fırlatmayı ve benzeri daha başka birçok hareket etmeyi içeren faaliyetler içinde olmuş kişilerdir.

Yani temel hareket becerileri yeterliliği oluşmuş ama futbol ile ilgili "özel çalışmalarda" bulunmamış kişilerin futbola başlamaları ve futbolcu olmaları az da olsa mümkündür.

Bu tür kişiler arasından, istisnai olarak 12 yaşından sonra futbolcu diye tanımlanacak düzeye ulaşmış kişiler çıkabilir. Dediğimiz gibi mutlaka oyun ve fiziksel diğer etkinlikler ile haşır neşir olunmuş olması koşulu ile...

Özetle 12 yaşına değin geçirilmiş fiziksel (bedensel ve psikomotor) yetkinlik çabaları, faaliyetleri ve ilgili hayat süreci bir çocuğun spora ilişkin ne olacağını ve nasıl olacağını belirleyen yaşam sürecini belirler.

Bundan sonra gerçekleştirlecek bir başlangıç çoğunlukla "sağlıklı yaşam için spor" düzeyinde olabilecek düzeylere ulaşabilir.

BU ANLAMDA TEMEL EĞİTİM VE PRATİK EĞİTİM AÇISINDAN İKİ SORUNUMUZ VARDIR;

Türkiyede 12 yaşına kadar en büyük problem ve hatta problemi de aşan boyuttaki mesele 12 yaşa kadar futbola ve genel olarak spora yönelik eğitim içeriğinin;

1. Fundemental (temel eğitim becerilerinin) çok yönlü algı-motor gelişim özellikleri ile donatılmış şekilde gerçekleştirilmiyor oluşudur.

2. Buna ilaveten erken yaşlarda "performans odaklı" düşünmenin çocuklar üzerinde oluşturduğu baskı ve yetersizlik duygusudur.

3 Yaşından 18 Yaşına Kadar Genel Çerçeve

GENİŞ AÇILI YAŞ DÖNEMLERİNDE FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMİ VE AMACININ GENEL ÇERÇEVESİ NE OLMALIDIR?

3 - 8 yaşına kadar futbol çocuğun kendi bedenini en iyi şekilde yönetebilmesi, bedeni ve bedeni ile neler yapabileceklerini fark etmesi, sınırlılık ve yapabilirlik farkındalığı elde edebilmeyi öğrenmesidir.
Çocuğun 8 yaşlarına değin bedeninin tamamını veya bir bölümünü amaçlı kullanabilmeyi öğrenmesi ile bunu becerebilmesi arasında yakın ve doğrudan bir ilişki vardır.

Bu yaşlara kadar olan top ile ilişki bir futbol ilişkisinden çok beden ve nesne ilişkisi olmalıdır.

8- 12 Yaşına kadar futbol tam olarak beden ve top ile ilişkine dayalı bir gelişimdir. Performanstan kasıt bedeni yönetmeye ilaveten topu yönetmeye geçiş ve top yönetme becerisi olmalıdır.

12-15 yaş arasında futbol bedeni, topu yönetmeye ilaveten rakibi ve sahayı yönetmek, fark etmek ve kontrol etmek üzerine kurgulanması gereken bir oyun gelişimdir.

15-18 yaşlar arasında futbol yukarıdakilerin tümüne ilaveten ve esas olarak taktik öğrenmelerin ve duruma göre program değiştirme becerilerinin uygulaya aktararak verimlilik peşinde koşma sürecidir.

Öncelikle koordinatif özellikler ve başlangıçta biyo-motor diye tanımlanması gereken,sonrasında ise giderek kondisyonel özellikler şeklini alacak olan kuvvet, sürat ve dayanıklılık gibi bedensel verimlilik gerekleri ve yeterlilikler ise işin karakteri neyse o şekilde serpiştirlerek ve yedirilerek verilmelidir.

Bu bağlamda özetle futbolda altyapı eğitiminin gelişim psikolojisi ve yeterlilik açısından inşa edilmesi gereken temel genel çerçevesiyle bu olmalıdır.

Buna uyulmayan anlayışla gerçekleştirilen çalışmalar ve eğitimler belki şampiyonluklar kazandırabilir. Ama geleceğin şampiyonlarını üretmeyeceği gibi, heba ve feda etmeyi de beraberinde getirir.

İŞ VERİMLİLİĞİ

İŞ VERİMLİLİĞİNDE ESAS OLAN ŞEY;İŞİNİ SEVMEK MİDİR?
YOKSA İŞİN GEREKLERİNİ YAPMA AHLAKI MI?

Bir işi seviyor olduğumuz için o işin gereklerini yapmak,
bir işin gereklerini yapılması gerektiği için yapmaktan daha değerli değildir.

İnsani yetişmişlik açısından en büyük sorun ve eksiklik, bir işin gereklerini yapmak için o işi sevmek zorunda olunması gerektiğine inanmaktır.

Böyle bir şey olabilir mi?
Bu durumda herkese, işini iyi derecede yapsın diye sevdiği bir iş bulmak gerekir ki, bu mümkün değil.

Bu büyük bir meseledir.
Çünkü çalışılan işlerdeki verimsizliğin nedenlerini açıklayacak gerekçe üretme açısından olsun, kendini haklı çıkarmaya yönelik gerekçe oluşturmaya yönelik olsun "tembelliğin" ve yetersizliğin" en büyük kılıflarından birisi işi sevmemek üzerine inşa edilmektedir.

İnsani gelişmişlik, uyum, üretkenlik ve verimlilik açısından olması gereken şey; İşiniz ne olursa olsun o işin gereklerini en iyi şekilde yapmak ahlakı/değerlerine sahip olmaktır.

Çalıştığın işi sevmek, o işte verimli olma ve yararlı olmak farkındalığını yaşamak ile de ilgilidir.

Hiç bir gerekçe işin gereklerini yapmıyor olmaya mazeret değildir ve olamaz.

İşin gerekleri yapmama ya yetersizlikten ya da ahlaksızlıktan kaynaklanır.

Emeğinin karşılığın alamama, iş doyumu problemleri gibi gerçekler tartışmasız doğrudur ama konumuzun dışında şeylerdir.

Burada temel mesele insani yetişmişlik düzeyindeki en büyük değer sorunu olan "iş disiplini" "iş ahlakı" "iş ilkesi" gibi değerlere sahip olmamak gibi bireysel ve toplumsal çürümeyle ilgilidir.

Türkiye'de "bireysel yetişmişlik" açısından temel sorunumuz budur.
Kimse işini tüm gerekleri ile "yapmıyor".. Dolayısıyla "iyi yapmıyor"..

İşin ne olursa olsun "işini iyi yapmak" bir zorunluluktur.
Yaptığın halde karşılığını alamamak ise başka bir mücadele alanıdır.
Karşılığını alamamak işini yapmaya engel değildir.

Türkiye sporu ve özellikle futbolunu bir de bu gözle okumak ve anlamak gereklidir.
Hele hele altyapı eğitimleri bu anlamda çok tartışmalı bir düzeydedir.

İNSANLAR HANGİ ALANLARDA GELİŞİRLER?

Gelişim alanları farklı olmakla birlikte birbirinden bağımsız değildir. Bir insan ana rahminde gelişmeye başlar.

Bu gelişim ölünceye kadar belli dönemlere değin artarak sonra önce durarak sonra gerileyerek devam eder.

Sadece biliş/düşünce gelişimi dediğimiz gelişim alanı diğerlerinden farklı olarak eğer zihinsel bir hastalık söz konusu olmaz ise çok uzun yıllar gelişmeye ve gerilemeden olduğu gibi kalmaya devam eder.

Gelişim Alanlar nelerdir?

1. Fiziksel Gelişim
a) Bedensel Gelişim (Büyüme, hacim artışı, organ ve uzuvların büyümesi)
b) Psikomotor Gelişim (Hareket gelişimi)

2. Bilişsel (Zihinsel işleyiş, düşünme, tasarlama, anlama v.b zihin işlevleri gelişimi)

3. Sosyal Gelişim

4. Duygusal Gelişim

Aslına bakarsanız sosyal gelişim ve duygusal gelişim tamamen bilişsel gelişime (zihin işlevleri gelişimine) bağımlı olarak gerçekleşen gelişim alanlarıdır. Zihinsel gelişimde bir sorun olduğunda bu gelişim alanları doğrudan etkilenirler.

Söz konusu bu gelişim alanları insanın varlığından itibaren önce saatlere sonra günlere, haftalara, aylara ve yıllara göre birbirlerinin önüne geçerek, zaman zaman birisi daha öne çıkarak ama birlikte devam eden gelişimlerdir.

Okullar olsun, başka eğitim alanları olsun, eğitimlerini işte bu gelişim alanlarını dikkate alarak oluştururlar ve uygularlar.

Daha da önemlisi hangi eğitim alanı olursa olsun bu gelişim alanlarının o anki gelişim düzeylerini dikkate alarak yani yaş düzeylerinide söz konusu bu gelişim alanlarının durumuna göre programlar üretmek ve uygulamak zorundadırlar.

Futbola gelince, özellikle altyapı eğitimlerinde eğitim programları ve uygulamalarının;

1. Bu gelişim alanlarının hepsini ilgilendirecek şekilde programlanması şarttır.

2. Daha da önemlisi altyapı eğitimlerinde hangi yaş grubunda hangi gelişim alanının ne düzeyde olduğunun bilinmesi ve buna göre programlar geliştirme ve uygulama ihtiyacı çok ama çok önemlidir.

Futbol sadece fiziksel gelişmeyi önemseyen, öne alan, amaçlayan ve geliştirmeyi hedefleyen bir eğitim alanı değildir.

Futbol zaten fiziksel geliştirmeyi amaçlayan bir eğitim değil, fiziksel düzeyin elverdiği ölçülerde futbol öğretmeyi düzenleyen bir eğitim alanıdır.

Sanıyorum en büyük yanılgılarımızdan birisi de bu olsa gerektir.

Biz futbol ile geliştirmeyi amaçlıyoruz.
Oysa gelişim düzeyi ile futbolu geliştirmeyi amaçlamalıyız.

Çünkü futbol geliştikçe çocuklar gelişmez.
Çocuklar geliştikçe futbolları da gelişir.

Tabi işin bir de bilişsel gelişim alanı ile sosyal duygusal gelişim alanı var. Bu alanların futbol eğitimi ile ilişkisi var.

Dertlerimizin ve eksiklerimizin en büyüğü de burada zaten...

Tarafsız olmak öğrenmeyi arttırır.

ALTYAPILARDA YER ALAN ÇOCUKLAR TELEVİZYONDA VEYA SAHADA BÜYÜKLERİN MÜSABAKALARINI İZLERKEN NASIL DAHA İYİ ÖĞRENİRLER?

Çocukların futbol müsabakalarını izlerken bir şeyler öğrenmelerini istiyorsak, onları bir takımın taraftarı olmaktan çıkarmamız gerekir.

Çünkü müsabakalar bazı şeyleri görmek, analiz etmek ve öğrenmek için izleniyorsa tarafsız ve objektif olmak zorunluluğu vardır.

Tarafsız olmak öğrenmeyi arttırır.
Taraflı olmak ise heyecanı ve duygulanmayı..

Bize gerekli olan gereksiz heyecan ve duygulanma değil, gerçekçi ve mantıklı olmaktır.

Ve çok önemli bir konu daha vardır ki; asla ihmal edilmemelidir. Çocuklar en çok duygusal ve heyecanlı olmadıkları anlarda ve süreçlerde daha çok öğrenirler.

Bu nedenle rakip olarak görülen takımlar ve sporculardan öğrenilecek çok şey vardır. Bunu heba etmemek gerekir.

16 Eki 2017

ÖZGÜVEN GELİŞİMİ AÇISINDAN NE YAPMALI? NASIL YAPMALI?

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ İLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİR BİLGİDEN HAREKETLE NE YAPMALI? NASIL YAPMALI?

Bebeklik dönemi (0-3 yaş), okulöncesi dönem (3-6 yaş) ve ilkokul dönemi 7-9 yaşına kadar özgüven dediğimiz kendine güvenme ve yeterlilik duygusunu ağırlıklı olarak motor gelişim ve motor becerilere bağlı olarak kazanırlar.

Motor gelişim dediğimiz şey, o yaşın gerektirdiği hareketleri amaca uygun beceri düzeyinde yapabilmeyi gerektirir.
9 yaşına kadar hareket becerileri ve oyun becerileri yeterli ve yüksek düzeylerde olan çocuklarda yeterlilik duygusu, tatmin olma duygusu, başarabilme duygusu ve çalıştığında her şeyi başarabilme duygu ve düşüncesi de gelişir.

Çevremizdeki ve spor okullarındaki çocukları iyi inceleyip gözlemlediğimizde hareket becerileri iyi olan çocukların daha mutlu, daha önde, daha yaratıcı ve daha üretkenlik peşinde olduklarını görürüz.

Bu durumda 9 yaşına kadar çocukların asla yapamayacakları ve beceremeyecekleri işleri onlara yaptırmamalıyız.
Çalışarak yapabilecekleri işleri ve beceriler peşinde olmalarını sağlamalıyız.
9 yaşına kadar bebeklerde ve çocuklarda "özgüven" ve "yeterlilik" duygusu ve düşüncesini oluşturmak demek onun geleceğini inşa etmesi konusunda kapıyı tamamen açmak demektir.

Özetle; Spor branşı ile ilgili altyapı eğitim çalışmalarından 9 yaşına kadar top ile veya topsuz olarak asıl amaç ve asıl iş, geleceğin sporcularına özgüven kazandırmayı sağlayacak "hareket becerisi" temelli uygulamaları olmalıdır.
Futbol karakterinin tam ortaya çıkmaya başladığı yaşlar 10-12 yaşlarıdır. Bu yaşlar zaten her zaman söylediğimiz üzere "sihirli yaşlardır"...

SENSO-MOTOR GELİŞİM - TOP HİSSİ VE TEKNİK BECERİ (2)


Özel ve özellikli futbolcuların diğer futbolcular ile aralarındaki farkı yaratan top ile olan temas hissi ve o hissin sağladığı ayrıcalıktır.

Senso-motor algılayıcılar dediğimiz sinir hücrelerinin topu hissetmesi ve o hisse göre nasıl yapılması gerektiğini iletmesinin sonucu ortaya çıkan teknik becerilere dayalı ayrıcalıktır.

Geliştirilir mi? Elbette....

Önce kısa bir not;
omanya ve dünya futbolunun önemli isimlerinden Hagi sol ayağına çorap giymezmiş.. Ya da giydiği çorap yarım olurmuş..
Bunun nedeni ayak sinirlerinin ayakkabıyı ve özellikle ayakkabının içindeki ayağın topu hissetmesini fazlalaştırması isteğinden başka bir şey değildir.

Örneğin soğuk havalarda, buzlu sahalarda teknik beceriler düşer.
Nedeni ayak sinir algılayıcılarının algı yetisini kaybetmesi ve top hissinin azalmasıdır.

Peki ne yapmalı?
Çocuklarda ve gençlerde bu hissi nasıl arttırmalı?

Yumuşak ayakkabı, ince derili veya yüzeyli ayakkabı önemlidir.
Çok daha önemlisi ağırlıkları değişen toplar.
Özellikle hafif topların küçük yaş gruplarında çok kullanılması sağlanmalıdır.
Ve
Çocukların topu hissetmesi için topla çok temas, ve ağırlığı ve büyüklüğü farklı toplarla çok temaslı oyunlar,
Farklı koşullar, durumlar ve pozisyonlarda topla temas uygulamaları,
Çok açılı, çok hedefli top isabet uygulamaları ilk akla gelen eğitim çalışmalarıdır.

FUTBOLDA TEKNİK BECERİNİN BİYOPSİKOLOJİK KÖKENİ... (1)

TEMAS - SİNİR HÜCRESİ - HİS - TEKNİK MÜKEMMELLİK

Bebekler ve çocuklar görerek, duyarak öğrenmezler.
Asıl olarak temas ederek ve dokunarak öğrenirler.
Sonra bu temas ve dokunma, temas edilen ve dokunulan şeyi kullanmaya ve son olarak da mükemmel kullanmaya/yönetmeye dönüşür.
Söz konusu öğrenme Futbol için de böyledir.
Futbol temas ve dokunmayla başlayan bir etkinliktir.
Temas edilen ve dokunan ayak, bacak, gövde ve baştır.
Dokunulan nesne ise toptur.
Ayakla temas ve ayakla dokunma ayakla kullanma ve ayakla yönetmeye evrilerek gelişir.
İnsanlar öğrendikleri çoğu şeyi önce temas ederek sonra da teması geliştirerek elde ederler.
Temasın olmadığı hiç bir şey "his" uyandırmaz ve oluşturmaz.
Futbolda da top ve ayak teması aslında bir his meselesidir.
Bu hissi sinirler sağlar.
Temasa dayalı her şey sinirleri ve hisleri geliştirir.
Teknik mükemmellik denilen şey tamamen top hissi ile ilgili bir şeydir. Top hissi demek top ayak ilişkisi/temasını algılamada mükemmellik demektir.
Beyindeki ilgili sinir hücreleri ilgili iş ile ne kadar çok uyarılırsa o iş için seferber olan sinir hücreleri ne kadar çok olursa o iş o kadar mükemmel olur.
Bu zeka ile ilgili bir şey değildir.
Beyinde her iş ve beceri için ilgili olan ve aktif hale getirilmeyi bekleyen milyonlarca sinir hücresi vardır.
Top ve temas ile başlayan sinir uyarımları, futbolda teknik beceri mükemmelliğine giden yoldur.
Eğitimde amaç ve derdimiz sinir hücrelerin uyarmak ve hissi arttırmak olmalıdır.
Top hissi sadece top ile temasla başlar ve sağlanır.

FUTBOL 9 YAŞINA KADAR NEDİR?

FUTBOL TEMEL EĞİTİMLERİNİN İÇERİĞİ ve ÖNCELİĞİ "HAREKET BECERİLERİ" EĞİTİMİDİR.

ÇÜNKÜ FUTBOL OYUNU HAREKET BECERİLERİ ÜZERİNE İNŞA EDİLİR.

Söylemekten ve yazmaktan asla vazgeçmeyeceğimiz ve vazgeçilmemesi gereken en önemli şeydir;
Futbol temel eğitiminde:
Çocuklar 9 yaşına kadar hareket gelişimi amaçlı futbol eğitimi almalıdırlar...
Bu şu demektir: Hareket becerilerinin (yer değiştirme, dengeleme ve nesne kullanımı hareketlerinin) el, gövde, ayakların mutlaka bütünsel olarak işin içinde olduğu, topun bir şekilde kullanılmasının sağlandığı mekan, alan, zaman ve görsel uyaranların sürekli çalışır halde tutulduğu eğitim gerçek ve amaçlı bir "temel futbol eğitimidir"..
Oyun elbette önemlidir ama sadece çocuklara maç yaptırarak veya durağan teknik çalışmalar ile çocukları çok yönlü geliştirmeniz mümkün değildir...
Bu çocuklar 10-12 yaşına özgü futbol becerilerini elde edeceği aşamaya ancak hareket gelişimlerini büyük ölçüde mükemmel düzeye çıkararak ulaşabilirler.
Not: Bu arada hemen belirtelim; Sokak aralarında, küçücük arsalarda naylon toplar ile oynanmış tüm oyunlar, tek kale maçlar esasında hareket gelişiminin ta kendisidir.

https://www.facebook.com/kenny.ulin.16/videos/pcb.1984682208440142/1984681795106850/?type=3&theater

https://www.facebook.com/kenny.ulin.16/videos/pcb.1984682208440142/1984682008440162/?type=3&theater

29 Eyl 2017

Genetik Testler

"GENETİK PASAPORT TESTİ" İLE YAPILAN ŞEY YETENEK KEŞFİ, YETENEK TESPİTİ veya YETENEK AVCILIĞI DEĞİLDİR.
GENETİK ARAŞTIRMALAR İLE YAPILAN İŞ; HANGİ ÖZELLİKLER AÇISINDAN ÇALIŞILIRSA YETENEKLİ OLUNABİLECEĞİ OLASILIĞININ DEĞERLENDİRMESİDİR..

Bilime ve bilimsel olan her şeye önem ve değer vermek gerekir.
Lakin bilim ve bilimsel olan şeyler eğer para ile ilişkilendirilmeye ve para için yapılmaya başlanırsa ortaya çıkan şey işin ticarileşmesi yani endüstrileşmesi olur.

Endüstrileşen bilim daha fazla kazanmak için bilimi ticaretin emrine verir ve yozlaştırır.
Bu yozlaşma iki şekilde olur.
1. Söz konusu işi amacı doğrultusunda değil, kazanç için yapmaya yönelme ve dolayısıyla da gerekmediği halde yapma.
2. Olması gerektiği gibi ve kadar değil, gerekmediği halde ve olabildiğince çok yapma.

İşte "genetik pasaport testi" denilen ve bu işi yapanların da "genetik trainer" olarak adlandırıldıkları meslek alanı da işte böyle bir şeydir. Eğer amacı ve önemi ve niçin gerekli olup olmadığını doğru anlatırsanız yararlı ve gerekli aksi halde para kazanmak için bir sömürü mekanizması haline gelirler.

Gelelim genetik araştırma ve yetenek meselesine ve ilişkisine.
Genetik özellikler dediğimiz insan DNA’sındaki kromozomlarda yer alan kodlamalar bir kişinin bebeklik, çocukluk ve hatta daha doğmadan önce ileride nasıl bir bedensel ve motor yapıya sahip olacağını ve bazı özellikler açısından nasıl bir kapasiteye sahip olduğunu söyler.

Ama bir çocuğun büyüdüğünde nasıl bir futbol oynayacağını veya bir işi ne kadar ustalıkla yapacağını asla söyleyemez.
Çünkü genetik araştırma ve çalışmalar bir çocuğun futbolculuk özelliklerini değil, futbola ilişkin bazı özellikleri taşıyıp taşımadığını söyleyebilir.

Fazla uzatmadan özetle;
Genetik araştırmalar birçok konuda sahip olunan birçok özelliği (yetiyi) belirler. Ama yeteneği belirleyemez.
Çünkü yetenek, kendisini ortaya çıkaracak olan yetilerin (özelliklerin) eğitim ve yaşantı yoluyla bir işi en iyi biçimde yapabilecek becerilere ve ustalığa ulaşmış olma halidir.

Yani "Ben çocuğumu götüreyim yetenekli bir futbolcu olacak mı?" Diye bir amaç peşinde olmak yanlıştır. Bu işi yapanlar bu konuyu açıkça ifade etmek zorundadırlar.
Buna karşın “benim çocuğum çalışırsa iyi bir futbolcu olabilecek bazı özellikler taşıyor mu?” sorusunun cevabı açısından genetik araştırmalar elbette önemlidir.

Sonsöz olarak baştaki cümleye yeniden dönersek;
"GENETİK PASAPORT TESTİ" İLE YAPILAN ŞEY YETENEK KEŞFİ VEYA YETENEK TESPİTİ DEĞİLDİR.
GENETİK ARAŞTIRMALAR İLE YAPILAN İŞ; HANGİ ÖZELLİKLER AÇISINDAN ÇALIŞILIRSA YETENEKLİ OLUNABİLECEĞİ OLASILIĞININ DEĞERLENDİRMESİDİR..

YETENEK VEYA YETENEKLİ ÇOCUK PEŞİNDE OLMAK !!!

O kadar çok yetenek veya yetenekli çocuk peşindeyiz ki; Ülkemiz neredeyse yeteneksiz çocuklar çöplüğüne döndü...

Bu yetenek veya yetenekli çocuk nasıl bir şeydir ki; Araya araya bulamıyor ve neredeyse ülkemizin tüm çocuklarını ıskartaya çıkarıyoruz.

Biz yeteneğin ve yetenekli çocuğun peşinde olmaktan, yetenek veya yetenekli çocuk yetiştirmeyi unutmuş veya hiç öğrenememiş bir futbol toplumuyuz.

Meselenin bu yönü de bir hayli önemlidir.

"Armut piş ağzıma düş misali", peşinde olduğumuz şey 8 yaşlarında 18 yaşında gibi oyun oynayan, her isteneni yapabilen "futbolcu çocuklar" bulmak.
Böyle şey yoktur...

Böyle bir şey işini iyi yapamayanların ve yapmayanların işidir.
Çocuk futbolcu algısı üzerinden işi ticarete ve sözüm ona yetenek avcılığına dönüştürenlerin kendilerine yeni iş istihdam etmelerinden başka bir şey değildir bu..

Özellikli çocuk diye bir şey elbette vardır.
İşte bütün mesele bu tür çocukları düzeylerine ve özelliklerine uygun eğitime tabi tutarak "yetenekli" hale getirebilmektir.

Altyapılarda Edinilen Yanlış Davranışlar

ALTYAPILARDA SÖZDE "PROFESYONELLEŞME" ADINA ÖĞRENİLEN DAVRANIŞLAR

Akademi gelişim ligleri müsabakalarında olsun, eğitim çalışmaları ile ilgili müsabakaları olsun 13,14, 15 yaşlarındaki çocukların (erinlerin) müsabaka anında bazı davranışlarına bakıldığında "profesyonellik" olarak nitelendirilen ama aslında profesyonellik ile hiç ilgisi olmayan olumsuz sporcu davranışları sergilediklerine tanık oluyoruz.

Bu gerçekten çok üzücü bir durum.

Örneğin rakip takım oyuncularına düşmanca bakışlar ve sataşmalar, sakatlanma numaraları, oyunu yavaşlatma eğilimleri, yere yatıp dakikalarca kalkmama davranışları, sevinç gösterilerindeki abartılı ve rakibi küçümseyen davranışlar, oyunu çirkinleştirecek denli top ile gereksiz ve amaçsız oynamalar ve diğerleri...

Altyapılar futbolun gerçeği veya gerçek futbol diye bu tür davranışların öğrenildiği yerler değildir.
Altyapılarda öncelikle öğretilmesi ve öğrenilmesi gereken şey;
Futbol oynamak için mutlaka iki takımın gerekli olduğu ve bu iki takımdan birisinin olmaması durumunda oyunun gerçekleşemeyeceğinin bilinmesi ve içselleştirilmesidir.

Çocuklar için unutulmaması gereken şudur; Senin için müsabaka yaptığın takım neyse, onun için de sen o'sun...
Sportif oyunlarda rakip demek karşıt olmak ve karşıtlık demek değil, oyunun oynanması için bir araya gelmek demektir.
Asıl profesyonellik dediğimiz şey bunu öğrenmekten ibarettir.

Çocuklar, Rol Modeller ve Hayaller

HER ÇOCUĞUN DÖNEM, DÖNEM ÖRNEK ALDIĞI ROL MODELLERİ ve FARKLI HAYALLERİ OLUR..

Biz antrenörlere, eğitimcilere, büyüklere düşen çocuklar için olumlu rol model olabilmek, sunabilmek ve hayallerine engel olmamaktır.

Merak etmeyin yaşı ve zamanı gelinde o rol modelini yavaş yavaş değiştirecek ve hayallerinin ulaşılamaz olup olmadığına karar vermeye başlayacaktır.

Bu konularda bizlere düşen önemli görev;
1. Çocukların hayallerini yıkmamaktır. Ulaşılmaz da olsa onların hayallerini hafife almamaktır. Dediğimiz gibi onlar yeri, zamanı ve ortamı gelince o hayallerin ne derece gerçekleşebilir olup olmadığını kendileri algılayacaktır.
2. Çocukların her yaşta örnek aldıkları, hatta taklit ettikleri rol modelleri olur. O rol modeller ne kadar iyi, güzel, olumlu ve örnek kişiler olursa çocukların gelişimleri de o derece iyi, güzel ve olumlu olur. Çocuklar için olumlu rol model olmaya ve onların olumlu rol model edinmelerine yardımcı olmak gerek.
3. Ergenliğe kadar bu işler böyledir.

Ergenlik ile beraber çocuklarda "kendileri olma" "özel olma" "öznel olma" ve "önemli olma" gibi duygular başlar. İşte bu isteği ve enerjiyi olumlu kullanmak biz büyükler için asıl konulardan birisidir.

Bunun biricik formülü çocukların yaptıkları işi en iyi şekilde yapmak için çalışmaları gereği bilincini onlara verebilmek ve mutlaka takdir etmek onları "kendileri olma", "özel olma" ve önemli olma" yolundaki ihtiyaçlarını karşılayacak ve problemsiz gençler olmalarını sağlayacaktır.

Küçüklerin Büyüklerin Özelliklerine Sahip Olması Meselesi

ALT YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN
ÜST YAŞ GRUBUNDAKİLERİN ÖZELLİKLERİNE SAHİP OLMASI KONUSUNA NASIL BAKMALIYIZ?

Altyapı yaş gruplarındaki çocukların bir üst veya iki üst yaş grubu çocuklarının çoğu özelliklerine sahip olmaları ilk etapta çok cazip ve çok etkileyici gelebilir.
Ama gelişim psikolojisi açısından bu bir problem de olabilir.
Çünkü 8 yaşında bir çocuğun 9 yaşında bir çocuğun özelliklerine sahip olması değil ama 10 veya 11 yaşındaki çocuğun özelliklerine sahip olması normal bir durum değildir.

Eğer böylesi bir durum doğal ve kendiliğinden bir durumsa bu elbette kayda değerdir ve olumludur.
Ama zorlama, ağır ve kapsamlı çalışmalar ile olması gerekenden çok önce bir üst yaşın gelişim özelliklerinin kazandırılması asla sağlıklı değildir. Sağlıklı olmadığı gibi uzun ve kalıcı bir özellik kazanımı da değildir. Üstelik "erken uzmanlaşma" diye tabir edilen bu tür erken gelişim özellikleri ve davranışları çoğu zaman erken tükenmeyi, erken bıkkınlığı ve biyolojik ve psikolojik olarak bazı arızaları da beraberinde getirmektedir.

8-9 yaşlarındaki çocukların kendi aralarında, 10,11 yaşların kendi aralarında, 13-14 yaşların kendi aralarında benzer üst ve alt özelliklere sahip olması anlaşılır bir şeydir. 12 yaşı 11 ile de 13 ile de ilişkilendirebiliriz.
Ama 2 ve 3 yaş büyüklerin özelliklerini bir çocuktan istemek veya istemek için onu çalışmalara tabi tutmak katliama denk düşen yanlış eğitim yaklaşımlarıdır.

1. Kuvvet açısından,
2. Dayanıklılık açısından bu tür beklenti ve zorlamalar vahşettir.
3. Sürat açısından ise görece daha az vahşettir.
4. Teknik açıdan doğal haliyle olabiliyor olmasında hiç bir sakınca yoktur ancak 2 ve 3 yaş büyüklere özgü teknik beceri isteği ve zorlaması sinir-kas koordinasyonunu bilmemek anlamına gelir.
5. Taktik açıdan ise zaten yaş farklılıkları arasında aynı taktiği becerebilmek neredeyse mümkün olamayacak bir durumdur.

Sonuç olarak bir antrenörümüzün şaşkınlıkla ifade ettiğine göre bir turnuvadaki gözlemlerini aktarırken "9-10 yaşında çocukların 15 yaşındakiler, hatta büyüklere benzer "büyümüş de küçülmüş" gibi hatasız futbol oynadıklarını görünce bunun doğru mu yanlış mı olduğunu bir hayli düşündüm" demesini ancak şöyle açıklayabiliriz.

1. Aynı şeyi yüzlerce kez tekrar ettirirseniz bir şekilde başarırsınız. Çünkü çocuğun başarmaktan başka çaresi yoktur.
2. Ama peki yaratıcı oyun, oyun zenginliği, bireysel farklılık peşinde koşma gibi özelliklerine ket vurur, engellersiniz.
3. Dahası küçücük yaşta büyükler gibi oynayan çocukların büyük olduklarında ne yaptıklarına iyi bakmak lazım. Muhtemelen büyük olduklarında ortalarda olmayacaklardır.
4. Son olarak çocuklar yapabileceklerinin sınırlarını kendileri belirlemelidirler. Ya da eğitimciler çocukların kendi sınırlarını zorlamalarına izin verir ama onları sınırları aşmak için asla zorlamazlar.
Doğallığa ve gelişimin doğal haline her türlü müdahale ilk etapta başarı ve farklılık yaratmak gibi görünse de orta ve özellikle uzun vadede ölüm veya yok oluş demektir.

ZAFER

Spor karşılaşmaları ve müsabakalarında "zafer" diye bir şey olmaz... Olmamalıdır.

Zafer, savaşlarda kazanan ordu ve ülkeyi ifade etmede kullanılan bir kavramdır.
(Tanım olarak sporda kullanımı olsa da, pedagojik açıdan çok yanlıştır ve zararlıdır).

Spor bir savaş olmadığına göre, spor müsabakalarında kazananlar zafer elde etmiş, kaybedenler ise teslim olmuş olmazlar...

Özellikle altyapı eğitimlerinde bu tür kavramların kullanılmaması, çocukları ve gençlerin sportif değerler açısından daha insani ve daha olumlu düşünmelerine ve davranmalarına neden olacaktır.

Bir futbol müsabakası asla bir "ölüm kalım savaşı" olmaz, olamaz ve olmamalıdır. Böyle olursa, böyle olması istenirse her şeyin mubah olduğu bir spor ahlaksızlığının da önü açılmış olur.

Çocuk ve gençlere "işlerini iyi ve gereği gibi yapmaları" sorumluluğu vermek ve bu duyguyu oluşturmak işin ciddiye alınması açısından yeterlidir.

MOTİVASYON

Motivasyon güdüleme olarak tanımlansa da bu tanım eksik veya yanlış yönlendirici olabilmektedir.
Biz motivasyonu içsel arzu, iş yapma coşkusu olarak tanımlamayı daha yerinde buluyoruz.

Yüksek verim elde etmenin ihmal edilemez psikolojik unsuru işte bu motivasyondur.
Olumlu ve doğal motivasyondan söz ediyoruz. Motivasyonun dış değil, dış etkenler ile içsel olarak üretilmesi gereğinden söz ediyoruz.

Örneğin "profesyonel" kulvarı ilgilendiren para ile ilgili motivasyon konumuzun dışındadır ve sözünü ettiğimiz motivasyon ile doğrudan ilgili değildir.
Ceza ve ödül de öyle...
Kast ettiğimiz şey bir işi yaparken o işi yapmanın gerekliliği, sevinci, coşkusu, isteği ve amaca yönelik olan psikolojik iç destek anlamındadır.

Kondisyonel özelliklerin motivasyon ile olağan üstü düzeylerde kullanılabilirliği artarken, teknik ve taktik becerilerin yine olumlu motivasyon ile gözlenebilir şekilde değiştiği ve beceri düzeyini olumlu etkilediği bilimsel araştırmaların da doğruladığı bir gerçektir.

Motivasyonu "ödüllendirme" ile aşırı motivasyona veya "cezalandırma" ile olumsuz motivasyona yönlendirildiğini bilsek da bu genel ve işlevsel bir anlayış değildir. Bu tür motivasyonlar vücutta meydana getirdiği bir takım hormonlar nedeniyle sinir ve kas ilişkisini bozabilmekte, kaslarda serleşme aşırı veya yetersiz uyarılma teknik becerileri olumsuz etkilemektedir. Bunun yanısıra motivasyonun niteliği ve cinsine göre çocuklar ve gençler üzerinde yine salgılanan hormonlar nedeniyle aşırı duygulanımlar, gereğinden fazla saldırgan tavırlara, yapay davranışlara, taklit etmelere, düşmanlıklara, çatışmalara neden olabileceği unutulmamalıdır.

Bizim eğitsel anlamda motivasyon dediğimiz birlikte olma, takım olma şevki, oyun isteği ve arzusu, kendini ifade etme fırsatları, önem ve değer görme gibi sosyal davranışları içeren ve bunlardan etkilenerek oluşturulan psikolojik iç desteğin üretimi anlamındadır.

Futbol Potansiyeli ve "Olmuyor İşte" Meselesi

"TÜRKİYE'DE POTANSİYEL VAR AMA... OLMUYOR İŞTE" İFADESİ YETERLİ VE DOĞRU BİR İFADE DEĞİLDİR

Futbolda potansiyel genel olarak yeterince "çocuk ve genç var" anlamında kullanılan bir ifadedir.
Bir de potansiyeli var ama... Yani çalışsa olur ama diye başlayan ama esasen çok doğru olmayan kullanımı olan bir kavramdır.

Potansiyel esas olarak durağan güç, kullanılmayan ve yararlanılmayan ve işlenmemiş ama var olan demektir.
Var olan şey, işlendiğinde veya uygun biçimde yönetildiğinde veya kullanıldığında ya da yönetildiğinde "güce" olabilecek şeyler demektir.

Bu su olabileceği gibi, maden, hayvan, toprak, hava, güneş ve insan da olabilir.
Buradaki anahtar kavram işlemek, ilgilenmek, yönetmek, kullanmak, yararlanmak, yönlendirmek v.b anlamlarına gelen "olması gerekeni olması gerektiği gibi" yapmaya tekabül eden bir anlamı karşılamaktadır.
Bu kadar açıklamayı neden yaptık.

Teşbihte hata olmaz.. Herkesin bildiği helva yapma örneğinden girelim;
Helva yapmak için potansiyelin olması helva yapmaya yetmediğine göre, öncelikle helva ihtiyacı ve isteğinin olması gerekir.
Ardından helva yapmayı bilmek asıl şarttır.
Yetmez tabi, helva yapmak için emek harcamak da gerekir.

Ama bir de şu vardır;
Helva istiyormuş gibi yapılır ama istenmez.
Helva yapmayı biliyormuş gibi olanalar bilmeyebilir.
Ve helva yapmaya emek harcanmaktan kaçınılır.
Dolayısıyla potansiyel, potansiyel diye bağırmanın anlamı yoktur.
Konu ve iş potansiyeli işlemektir.

TFF VE KULÜPLER pahalı tesisler, belli yerlere yaldızlı ve alımlı futbol alanları yaparak bu potansiyeli işleyemez.
İşleyemediği görülmektedir zaten.
Belli yerlerde, belli insanlara, belli sayıda ve belli şartlarda ulaşmak potansiyelden haberdar olmak ve potansiyele ulaşmak demek değildir.

Yapılması gerekenler;
1. Gerçekten futbolcu yetiştirmek isteyip istemediğinize karar vereceksiniz.
2. Oyuncu adaylarına ulaşacaksınız ya da onların size ulaşmasını sağlayacaksınız.
3. Onları yetiştirecekleri yetiştireceksiniz.
4. Çok emek verilmesini sağlayacaksınız.
Batıdan doğuya, kuzeyden güneye, bu ülkenin hiç bir çocuğunu futbolsuz bırakmayacaksınız.
İsteyene cevap verecek, önü açık olanın önünü açacaksınız.

Altyapı mı? Üstyapı mı?

YANLIŞ BİR DÜŞÜNCE VE YANLIŞ BİR SORU

"Altyapı mı daha önemlidir? Yoksa üstyapı mı? Sorusu ve düşüncesi yanlış bir soru ve yanlış bir düşüncedir.
Böyle bir soru ve düşünce "cehalet" ile açıklanabilecek bir şeydir.
Üstyapıya önemli demek altyapıları önemsiz kılmaz.
Altyapılara önemli demek üstyapıları önemsizleştirmez.
Altyapılar üstyapılar içindir.
Ama üstyapıların devamı ve sağlıklı yürüyebilmesi altyapılara bağlıdır.
Üstyapılar hayat altyapılar hayat kaynağıdır.

Burada doğru soru şudur;
Altyapılardan mı başlamalı, üst yapılardan mı?
Ama bu soru da eskimiş bir sorudur.
Bir ülkede her ikisine de aynı anda başlanır.
Doğru olan budur artık.

Üstyapılarını öyle ya da böyle kuracak bir altyapı oyun rol modeli oluşturacaksın.
Altyapılarını aynı anda hayata geçirecek o rol modele göre planlayacak ve yürüteceksin.
Özetle altyapılar olmadan üstyapılar çöker veya sallanır.
Örnek Türkiye..

Ama üstyapılarınız sağlam, ahenkli, kararlı ve model olacak kalite ve düzeyde ise altyapılarınız işler.
Örnek İngiltere.

Üstyapılar altyapıyı belirler.
Altyapılar üstyapıların işleyişini sağlar.
Ayrı uzmanlık ve eğitim alanlarıdır.

Tek hata ve tek yanlış altyapı çalışanlarını üstyapı çalışanları kadar önemli ve değerli görmemek ve kılmamaktır.
Altyapılarınız iyi işletmek için altyapı çalışanlarını mutlu, prestijli, önemli ve değerli kılmak zorundasıınız.
Altyapılar yol antrenörler için yol geçen hanı olmamalıdır.
Bir altyapı antrenörü "ALTYAPI UZMANI" olmalı ve bu şekilde önemli ve değerli olmalıdır.
İyi, kaliteli, donanımlı antrenör+ Özlük hakları tam sağlanmış bir antrenörlük mesleği+İyi ve yeterli tesisiler+İşletme ve organizasyonu iyi bir yönetim+İyi bir eğitim programlaması+ve Stratejik planlamalar+ İyi işleyen bir üstyapı örneği = Olması gereken Altyapıyı verir.
Örnek mi: Almanya...

TÜRKİYE'DE FUTBOLDA ALTYAPI YOK MU? DİYENLERE

Türkiye'de altyapı elbette var.
Ama bir şeyin var olması, o şeyin amaçlanan veya olması gereken şekilde var olması demek değildir.
Bir şeyin var olması o şeyin amacına uygun şekilde işlevsel olmasını sağlamaz.

Ne demek istiyoruz?
Daha somut örnekler ve benzetmeler ile ifade etmeye çalışalım;
Örneğin; Türkiye'de toprak ve su yok mu?
Toprak, su, hava koşullarının uygunluğu ne demektir?
Tarım ve tarıma elverişlilik demektir.
Peki o halde neden dışarıdan tarım ürünleri satın almaya ve tarımda dışa bağımlı hale gelmeye başladık?
Türkiye hayvancılık için gereken tüm ekolojik ve coğrafik koşulara sahip bir ülke değil mi? Sahip bir ülke..
Peki niçin canlı ve cansız hayvan ithalatı yapıyoruz?
Türkiye'de demir yolları yok mu? Var.
Neden ağırlıklı olarak karayolları taşımacılığı yapıyoruz?
Ya deniz yolları?
Üç tarafı denizler ile kaplı bir memleketin deniz yolları taşımacılığı denizlerde sınırı olmayan ülkelere oranla daha yüksek olmak durumunda değil midir?Ama öyle değil...
Dahası her tarafımız deniz olan bir ülkede deniz ürünleri tüketimi neden olması gerektiği düzeylerin çok altında? Neden çok fazla şeker, un ve tuz tüketiyoruz?

Özetle;
Bir şeyin var olması o şeyin kullanılması, işletilmesi, işlevsel hale getirilmesi ve ülke için yararlı üretim yapılmasını ve gelişimi sağlamıyor.
Futbol altyapılarının varlığı da altyapıların önemli görülmesi ve işlevsel kılınmasıyla değer görecektir.
Bunun için spor ve futbol politikasını çizenlerin öncelikli işi altyapıları önemli ve işlevsel kılmaktır...
Bu altyapıları amaca uygun stratejik planlamalar dahilinde devlet, ilgili bakanlık ve ilgili federasyonun ile birlikte "ülke sorunu" haline getirilmesi ile mümkündür.

Not: Örneğin Çin futbola üstyapıdan başlamış gibi görünse de bu işler aynı anda paralel bir şekilde başlar. Çinin yaptığı doğru şey geleceğe ilişkin altyapılarını işlevsel kılmaya başlamasıdır. En fazla 8 yıl sonra farlı bir Çin izleyeceğimiz kesindir.
Tesis önemlidir. Ama daha önemlisi o tesisleri kullanmak ve amaca yönelik işletmektir.

ALTYAPI ANTRENÖRÜ

ALTYAPI ANTRENÖRÜ OLMANIN BEDENİ, AKLI VE RUHU NELERDİR?
1. Futbolu sevmek; Altyapı Antrenörlüğünün bedenidir.
2. Öğretmeyi sevmek; Altyapı Antrenörlüğünün aklıdır.
3. Çocukları sevmek ve onlara önemsemek; Altyapı Antrenörlüğünün ruhudur.

İşte bu üçü bir arada "altyapı antrenörlüğü olan akıl, beden ve ruh sacayağı oluşur.
Bir altyapı antrenörünün "ruhu, bedeni ve aklı" tam olmalıdır. Dahası üçü mutlaka bir arada olmalıdır.

Türkiye'deki altyapı antrenörlüğünü bu anlamda mutlaka yeniden yapılandırılmalıdır.

Çocukları Futboldan Uzaklaştırmak

ALTYAPI EĞİTİM UYGULAMALARININ ÇOK ÇEŞİTLENDİRİLMESİ İSTEĞİNİN NEDEN OLDUĞU BİR EĞİTİM SORUNU; FUTBOLDAN UZAKLAŞTIRMAK

İzlediğimiz ve gözlemlediğimiz kadarı ile biliyoruz ki, altyapı eğitimlerinde farklı şeyler yapma adına bazı uygulamalar oldukça çeşitlilik kazanmış durumda...
Bunlar elbette iyi ve güzel gelişmeler.
Ama bir sorun var.
Topsuz veya topun esas veya yardımcı aktör olmadığı hiç bir etkinlik futbol ile doğrudan ilişkili değildir ve olamaz.
Okul öncesinden başlayarak 10 yaşlarına kadar çocuklar elbette topsuz çalışmalara ve hareket etkinliklerine tabi tutulmalıdırlar. Bu onların çok yönlü gelişimleri için bir zorunluluktur.

Ama özellikle 10 yaşından itibaren topun ana unsur olmadığı veya kullanılmadığı çalışmalar artık futbol eğitimi olarak değerlendirilemez.
Her türlü kognitive (biliş-düşünme), her türlü koordinatif, her türlü algı-motor gelişim amaçlı çalışmanın mutlaka topun işin içinde olduğu şekliyle planlanması futbol eğitiminin amacı açısından bir gerekliliktir.
Ritm, denge, zamanlama, alan farkındalığı, yan ve yön algısı ve daha pek çok gelişim özelliğini amaçlayan çalışmaların mutlaka top eşliğinde ve top kullanımına dayalı yapılması bir gereklilik ve büyük avantajdır.

İşte son yıllarda eğitim uygulamaları eğitim araç ve gereçlerinin de artması ve çeşitlenmesi ile çok çeşitlendi ama top kullanım azaldı.
Futbol eğitimi ve amacı açısından bir sorundur.
Her uygulama çocuğu geliştirir.
Bir şeyi yapmak yapmamaktan her zaman iyidir.
Ama eğer bir amacınız ve eğitim çıktısı hedeflemeniz varsa her eğitim olması gereken eğitim değildir.
Yaşı çok olanlar daha iyi bilir.
Arsada, sokakta naylon top, plastik top ve sonunda meşin top ile gerçekleşen çocukluk yıllarının futbola özgü özelliklerimizi çok geliştirmesinin nedeni "top" ile ilişkinin sürekli olmasıdır.
Eğitimin geliştirilmesi demek esas özü yitirmeden çeşitlendirilmesi demektir.
Sevgiyle kalın, çocuk ve topu birbirinden ayırmadan kalın...

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

SÜRDÜRÜLEBİLİR BAŞARI İÇİN İKİ ÖN KOŞULUN (İKİ ÖN ŞARTIN) AYNI ANDA GERÇEKLEŞMESİ ZORUNLULUKTUR.

Bir ülkede hangi alanda olursa olsun gelişme ve ilerleme kaydetmek için iki ön koşul vardır.
Bu iki önkoşulun birisi eksik veya yetersizse gelişme ve ilerleme söz konusu olmaz. Ya da söz konusu iş "ağır-aksak" veya "kör- topal" diye tabir edilen şekilde yürür...

Nedir bu iki ön koşul;
1. İyi kurgulanmış ve işleyen bir sistem.
2. İyi yetişmiş, işini iyi yapan kişiler.

Bir fabrika düşününüz.
O fabrikanın iş alanı ile ilgili çalışma planlamasının, organizasyonu şemasının ve işleyişinin mükemmel olarak tasarlandığını var sayınız.

Bunları hayata geçirecek olan tüm kademelerdeki, bölüm ve birimlerdeki insanların görevleri ile ilgili yeterli bilgi, beceri, çalışkanlık ve kapasiteye sahip olması durumunda o fabrika amaçlanan işi ve üretimi hedeflenen ölçülerde yapabilecektir.

Özetle iki unsur veya ön koşul dediğimiz sistem ve o sistemi işleten insan faktörlerinin aynı anda ve aynı süreçte çakışması veya paralel olması şarttır. Bu iki unsurun birisinin eksikliği veya yokluğu diğerini de eksik veya yok kılar.

Futbol alanı ile ilgili olarak düşündüğümüzde çok iyi planlanmış, kurgulanmış ve işleyen bir sisteminiz yoksa ne kadar iyi yetişmiş antrenörleriniz olursa olsun oyuncu geliştiremez ve yetiştiremezsiniz.
Ya da çok iyi planlanmış ve kurgulanmış bir sisteminiz olsa dahi onu işletecek yeterlilikte ve çalışkan elemanlarınız yoksa sisteminizin iyi olması sizi amaçlanan sonuçlara taşımaz.

Basit bir örnekte dahi bunu görmek mümkün;
Bir kulübü ele alınız,
Kulüp çok iyi, ama antrenörler yetersiz.
Ya da antrenörler çok iyi ama kulübün işleyişi berbat.
Sonuç her iki durumda da iyi olamayacaktır.
Olamıyor da zaten...
Bir de bunun ulusal model ölçülerinde işliyor ve işlemiyor olması konusu var ki;Asıl derdimiz de budur.

Özetin özeti;
Alt ve üst yapılarıyla yerel, bölgesel ve genel düzeydeki kulüpleri iyi işleyen, bu iyi işleyişi sağlama, yönetme ve işletme yeterliliğine sahip federasyonu ile iyi kurgulanmış bir futbol sistemi oluşturacaksınız, hemde oluşturulan bu sistemleri işletecek çalışkan, yeterli, dürüst insan faktörleriniz olacak.
Bu iki unsurdan birisi tamam diğeri eksik olursa işler öyle böyle yürür. İkisi de yarım yamalak düzeyde ise işler kendiliğinden yürür.
Ama her ikisi de olması gerektiği gibi olur ve işlerse her şey mükemmel olur.

ÖNCEKİ BÖLÜM NE SÖYLÜYORDU?
"GEREKLİ OLAN ŞEYLER GEREKTİĞİ ANDA BERABER OLMAK ZORUNDADIR"..

Okul binanız iyi.
Okul binanızdaki araç gereçler ve alanlar yeterli.
Müfredat iyi.
Ama öğretmenler iyi değil..

Okulun iyi olması, araç ve gerecin yeterli olması ve özenle hazırlanmış müfredatın iyi olması işe yarar mı?
Tam tersi iyi öğretmenlere sahipsiniz.
Ama bir iyi bir okulunuz ve gereken araç gereçlerinizin çoğu yok.
Müfredat ise yok ya da özensiz.
Buradan iyi bir eğitim ve eğitim çıktısı elde edilir mi?

Bir amaç için birden fazla faktörün bir araya gelmesi gerkiyorsa, o amaç için tüm faktörlerinizin iyi olması gerekir.
Aksi halde debelenmek, yuvarlanmak veya "iki adım ileri bir adım geri" şeklinde bir yaşam kaçınılmazdır.

ÖZETLE; Bir toplumu yeniden yaratacak veya gelişimde sıçrama yaptıracak 5 temel ilke bellidir.
Bu ilkeler;
1. Bilimsellik,
2. Planlama, organizasyon, kurgu/işleyiş sistemi
3. Liyakat,
4. Çalışkanlık,
5. Emeğe değer.

Şimdi dilerseniz bu ilkeler ışığında,
"Türkiye'de Futbol niçin olması gerektiği yerlerde değil" meselesini bir kez daha nesnel olarak tartışalım.
Ama kendimizi de işin içinde olumlu, olumsuz veya etkisiz (sorumsuz değil) bir figür olarak monte etmeyi unutmayarak....

FUTBOLDAN ANLAMAK MESELESİ VE "EKOL" ÜZERİNE

Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz. Bu yüzden futbol insanlarının entellektüel bir yapıya ve birikime sahip olmaları son derece önemlidir.

Üstelik futboldan anlayanların, anladıkları futbola baktığımızda, anladıkları şeyin sadece yaşamış oldukları şeyler olduğunu öğreniyoruz ki; Bu asla yeterli değildir.

Gelişim denilen şey dün ile bugünü yaşamak değildir. Dünden getirilenler ile bugünü idare ederseniz geride kalırsınız. Aynı şekilde sadece bugündekiler ile yarını kuramazsınız. İlaveler yapmak şarttır.

Asıl olan dünden bugüne ve bugünden yarına ilişki kurabilmek ve sürekli devinim (gelişim hali) içinde olabilmektir.
Onun içindir ki; Futbol insanları yaşadıklarına yaşamadıklarını da ilave etmek zorundadırlar.
Ve dahası yaşamadıklarını tolere edecek kadar çok okumak yeniden deneyimlemek, araştırmak, öğrenmek ve mutlaka bir senteze ulaşacak akli güce ulaşmak zorundadırlar...

Başka türlü bırakınız herhangi bir alanda"ekol" olmayı, ekol peşinde dahi olunamayacaktır.
Ekol kendine has ve dünya ölçeğinde kabul edilebilirliği olan iş üretme geleneği demektir.

Şimdi bir bakalım bu anlamda Türkiye hangi alanda dünya ölçeğinde bir ekoldür?
Ekol olmak için; Bilim, gelenek, çalışmak, üretkenlik, disiplin, ilkeli olma, yaratıcılık ve uygar davranabilme koşullarının bir arada olması gerekir.
Ekol; Sentez demektir.

Yani anlamlı, doğru ve hem evrensel, hem de kendine özgü birleştirmeler yaparak "yeni bir şey ortaya koymak" demektir.
"Futbol ekol" olmak da böyledir.
1. Ekol olmuş ülkelere bakınız.
2. Ekol olmuş ülkelere kol oldukları alanda bakınız.
Göreceğimiz şey; Bu toplumlarda bilim, gelenek, çalışmak, üretkenlik, disiplin, ilkelilik, yaratıcılık ve uygar davranabilme koşullarının bir arada olduğudur.ayın

İKİ FARKLI FUTBOLCU/OYUNCU TİPİ

10-12 yaşlarında ortaya çıkmaya başlayan veya beliren ama ağırlıklı olarak 10-15 yaşları arasında tam anlamıyla kendini gösteren futbol oyun karakteri sonraki süreçteki futbolcu tipini ortaya çıkarır...

Bu karakterden ve tipten kastımız tamamen top ile ilişkilere bağlı olarak ortaya çıkan, gelişen ve tamamlanan oyun tipi ve karakteri anlamındadır.

Bedeniniz ve motor özellikleriniz ne olursa olsun, onu nasıl kullanacağınızı belirleyen şey, futbol oyununda top ile olan ilişkilerinizdeki şekil ve becerilerin düzeyi ve karakteridir.

Zaten bu temel anlamda ikiye ayrılır.
1. Topa kısa adımlarla, sık ve çok fazla temas ederek oynayan oyuncu karakteri,
2. Topa daha az temas ederek, uzağı ve hızı düşünen oyuncu karakteri.

Günümüzde birinci oyuncu tipine örnek veriebilecek oyuncu tipi Messi'dir.
İkinciye ise elbette Ronaldo'dur.

Birincisi topçu, ikincisi atlet topçu tipolojisinin en tipik oyucu örnekleridir.
Tabi bu oyuncu tipi veya karakteri tercihini sadece eğitimci sağlayamaz.
Ama çok etkili olabileceği kesindir.

Bu konuda oyuncuların bedensel yapıları elbette rol oynayacaktır ama asıl rolü oynayacak olan şey çocukların top ile ilişkili hareket becerilerindeki şekil ve biçimdir.

İşte tam bu konuda eğitimcilere düşen asıl ve çok önemli görev; Çocukların top ile birlikte olabildiğince fazla mesafe katetmelerini ve bu mesafeyi kat ederlerken top ile olabildiğince çok ve sık teması etmelerini sağlamaktır.

"İyi futbolcu" ve "gerçek topçu" yetiştirmenin altın kurallarından birisi ve belki birincisi budur..
Maradonalar, Peleler, Zidanlar, Garrincialar, Cruyfflar ve daha niceleri top ile oynarken topa çok sık temas eden oyunculardır.

Her iki oyuncu tipinin de kendi içinde dereceleri vardır...
Zaten futbolculuk kalitesi denilen şey sözünü ettiğimiz iki karakterdeki üst düzeylere ulaşma derecelerine göre belirlenir...

ALTYAPILAR BAŞARILI OLMA YERLERİ DEĞİLDİR

Altyapılar başarılı olma yerleri değildir.

Altyapılar;
"İyi",
"Daha iyi"
ve
"Çok daha iyi" olmak için eğitim alınan ve verilen yerler ve süreçlerdir.

Çünkü altyapılar kelimenin tam anlamıyla okul demektir.
Okullarda başarılı olmak demek "gelişmek" demektir.

Bu anlamda altyapılar iyi, çok iyi ve çok daha iyi olmayı başka birisiyle kıyaslayarak ölçütlendiren yerler değil,
Bireyin kendisini var olandan daha ileriye taşımaya odaklanmış ve evrensel ölçülerde standardize edilmiş ölçütlere göre "gelişim" ve "geliştirme" işinin gerçekleştirildiği yerlerdir.
"Başarı" kavramı ve yaklaşımı aldatıcıdır.

Çünkü içinde o anı tayin eden bir bakış açısı taşır. Anı ve o andaki ortaya koyulanları ölçen ve buna göre değer yargısı oluşturan bir sonuçtur başarı kavramı ve bakışı...

Oysa gelişim ve geliştirmede süreçleri ve süreç sonlarındaki çıktıların başlangıç ile arasındaki fark ve elde edilen değerdir asıl hedeflenmesi gereken..

GELİŞİM DEMEK; BİR NOKTADAN DAHA İLERİ BİR NOKTAYA KENDİNİ TAŞIYABİLMEYİ İFADE EDER.

EĞER BAŞARI DİYE TANIMLANACAK BİR ŞEY VARSA ALTYAPILARDAKİ OYUNCULARIN AMAÇTA BELİRLENEN DÜZEYLERE ULAŞMIŞ OLMALARI ve ULAŞMIŞ OLMALARINI SAĞLAMAK OLMALIDIR.

ÇOK ÖNEMLİ VE GEREKLİ BİR "ÖZDEĞERLENDİRME" SORUSU


--------------------------------------------------------------------------------------
"Bir önceki yıla göre daha gelmiş durumda mıyım?"
--------------------------------------------------------------------------------------
Evet... Bu soruyu her yeni yılda, başlangıçlarda mutlaka kendimize sormalıyız.
Sormazsa eksiğiz.
Sorup da cevabını doğru vermezsek yine eksiğiz.

Altyapılar olsun, üstyapılar olsun hangi yaş grubunun, hangi yarışmacı takımının antrenörü olursak olalım, ne kadar süredir ve hangi düzeylerde çalışıyor olursak olalım;
Her eğitimcinin ve her antrenörün önümüzdeki sezonda veya eğitim yılı başında bir öncekinden sezona ve eğitim yılına oranla daha iyi ve daha iyi gelişmiş durumda değilsek biz bu işi yeterince sevmiyor ve yeterince önemsemiyoruz demektir.
Hele hele bu soruyu sürekli kendimize sormuyor, sorma ihtiyacı duymuyorsak var olanla idare etmeyi seçiyor ve yeterli buluyorsak, "kişisel gelişim" konusunu atlıyoruz demektir.

Bu tür tutum ve davranış içinde olup olmama o eğitimcinin;
a) Entellektüel kişiliği ile ilgilidir.
b) Piyasacı olup olmamasıyla ilgilidir.
c) Bilinçli çaresizlik sendromu ile ilgilidir.
d) Koşulların ve içinde bulunduğu ortamın bunu gerektirip gerektirmiyor oluşu ile ilgilidir.
f) Hayatı, insanı ve üretme olgusunu nasıl algıladığı ile ilgilidir.

Yirmi yıl önceki bilgi ve beceri ile durumu idare edebilir, hatta 1 numara dahi olabilirsiniz.
Ama gerçek 1 numara olmak "gelişmek ve geliştirmektir".
Diğeri popüler olmaktır..
Karıştırmamak gerekir.

Popüler olmayı tercih edenler bir ordudur zaten.
Ama gerçek 1 numaralar popüler olmanın ötesine geçmiş, onu aşmış "ermiş eğitimciler"dir...

ULUSLARARASI BAŞARI İÇİN ÖN KOŞULLARDAN BİRİSİ

HERHANGİ BİR SPOR BRANŞINDA ULUSLARARASI DÜZEYDE BAŞARILI OLMANIN VE ELİT SPORCU YETİŞTİRMENİN
BİR CÜMLELİK ÖZETİ VARDIR;
-------------------------------------------------------------------
"Çocuk ve genç nüfusun tamamına ulaşmak"...
--------------------------------------------------------------------

Diğer ifade ile ilgili ve istekli tüm çocukların spor ile buluşmalarını sağlayacak imkan ve ortamları sağlamak ve hazırlamak...
Evet hepsi budur...

Çünkü ne kadar fazla oranda çocuk ve genç spor yapıyorsa, orana paralel yüksek bir oranda da çocuk ve genç elit sporcu olma imkanı ve fırsatı yakalamaktadır.
Bugün haritada Trinidad veya Jameika diye bir ülkenin yerini bulmakta zorlanırken bu ülkeler uluslararası düzeyde sprinter atletler yetiştirmektedirler.

Bunun öncelikli nedeni o ülkelerde bütün çocuk ve gençlerin atletizm ile ve özellikle sürat koşusu ile ilgileniyor olmasındandır.

Elbette özel ve özellikli sporcu eğitimi diye bir şey vardır ve olmalıdır.
Ama sadece özel ve özellikli sporcu beklentisi ile bu işler olmaz ve olmamaktadır.
Özel ve özellikli sporcular işte o yüz binlerin, milyonların spor ile buluşturulmasından çıkmaktadır.
Bugün çok beğendiğimiz ve özendiğimiz Almanya örneğinde iyi araştırınız neredeyse istekli ve ilgili tüm çocukların futbol ile mahalli kulüpler ve takımlar aracılığı ile buluşturulduğunu görürsünüz.
Çünkü yerel her kulüp bulunduğu semtin veya mahallenin istekli çocuğunu kulübe kabul etmek zorundadır.
Sonrası süreç çocuğun çalışmasına, kendini geliştirmesine ve eşit koşullarda seçiciler tarafından seçilmesine kalmıştır.

Özetle;
1. Mahalle ve semt takımlarına dönüş önemlidir.
İstekli tüm tüm çocuklara açık kulüp, takım ve yerel lig uygulaması bu anlamda önemli bir gerekliliktir.
2. Mahalli ve semt takımlarının devamı olacak olan seviyelere göre seçilmiş çocukların yönlendirileceği ilçe ve il kulüpleri ve takımları bu uygulamayı anlamlı kılacak ve elit sporcu amaçlı zincirin ikinci önemli halkası olmalıdır.
3. Kent ve Bölge akademileri ise tamamen elit ve performans sporcusu amaçlı, özel çocukların seçilerek yönlendirildiği ulusal takımların ve profesyonel takımların kaynağını oluşturacak son aşama eğitim ve gelişim merkezleridir.
Özetle; Doğrudan elit sporcu bulma ve yetiştirme anlayışı ve görüşü sağlıklı ve sürdürülebilir bir anlayış değildir.
Devletler ve kurumlar aynı zamanda "sosyal devlet" ve "kurumların sosyal sorumluluğu" ilkesinden hareket ederek spor yapan nüfusu olabildiğince yukarı çekmek zorundadır.

İyiler ve özeller buradan çıkar ve çıkacaktır.
Çıkan iyileri ve özelleri işleyebilmek ve yaralamadan, bozmadan, yıpratmadan ve ezmeden taşıyabilmek de başka bir dert veya meseledir.

Ama dünyada tüm iyi ve önde ülkelerin işi bu şekilde götürdükleri kesindir.

1 Ağu 2017

OKULÖNCESİ DÖNEM ÇOCUKLARI VE FUTBOL EĞİTİMİ ÜZERİNE...


Konu çok ama çok önemli...
Çünkü okulöncesi dönem diye tanımladığımız dönem 36-72 aylık çocuklardır. Yani 3 yaşı doldurmuş çocuklar ile 60 ayı doldurmuş çocuklar anlamına gelir.
Son yıllarda küçük yaşlarda "futbol eğitimi" adı altında verilen ilanlar ve eğitim uygulamaları moda oldu.
Oysa 7/8 yaşlarına değin "okulöncesi dönem" diye tanımlanan çocuklarda futbol eğitimi değil, "hareket eğitimi" verilir. Çünkü hareket eğitimi onların doğal gelişimlerine uygun bir hareketi kendi ihtiyacı için yapabilmeleri sonra da iyi yapabilmeleri anlamına gelen eğitimler demektir.
Dahası hareket eğitimi çok yönlü, çok farklı ve çok çeşitli davranışların yapılabilirliğin öne çıkararak asıl olarak onların sinir gelişimi ve sinir kas iletimi üzerinde etkilidir.
Yuvarlanmak, tırmanmak, koşmak, emeklemek, çıkmak, inmek, tutmak,atmak ve tekmelemek gibi daha onlarca davranışı içermesi gereken hareket eğitiminin içinde doğal olarak futbola ilişkin yatırım zaten vardır.
Ama sen futbol eğitimi diye sadece ayak ve top ile ilgili hareketlerden oluşan bir kısıtlamaya gider veya neden olursa bu çocuğun çoklu gelişim eğitimi anlamına gelmeyecektir.
"Efendim biz o söylediklerinizin hepsini içeren hareketleri yaş düzeyine uygun etkinlikler ve çocuk oyunları ile yapıyoruz" derseniz o zaman sizin yaptığınız doğrudur ama adı futbol eğitimi değil, "hareket eğitimi"dir..
4 yaş ile 5 yaş, 5 yaş ile 6 yaş arasından çok ciddi gelişim farkları vardır. Her yaş grubu önce kuralsız ama sonrasında ise bir ve en fazla iki kurallı etkinlikleri yapabilirler. Dolayısıyla bu yaşlardaki çocukların bir çok oyunu kurallı oynayamıyor oluşları biliş/düşünme gelişimi yetersizliği ile ilgilidir. O hareketi yapamıyor oluşu ile değil.
Futbol sadece motor gelişim değil, düşünce gelişimi ve ile de ilgili kurallı bir oyundur.
Okul öncesi dönem "işlem öncesi dönemdedir"
Ne demek bu; İşlem yapamaz, kurallı oyun oynayamaz demek.
Hatta iki kurallı bir işi dahi yapamaz demek.
O halde konu gerçekten önemli.
Özetle;
Hareket gelişimini bir nesne ile birleştirerek, ayak ve bacak ile ilişkilendirirseniz bunun adı futbol eğitim değil, futbola yönelik yetilerin yeteneğe dönüştürülmesi eğitim olur.
Yani futbolda hareket gelişim eğitim olur.
Bu kadar basit ve bu kadar net aslında.
Ama yetmez.
Çünkü futbol tek bir hareket yetisinin hareket yeteneğine dönüşmesi eğitimi değildir.
Dengeyi, yer değiştirmeleri de etkinlikler ile vermek durumundayız.
Yine yetmez.
Alan farkındalığı, beden farkındalığı, yön farkındalığı, zaman farkındalığı gibi algı-motor kazanımlara yönelik yetileri işlemek ve geliştirmek mecburiyeti vardır.
Ve bunlar hep okulöncesi ve ilkokul dönemlerinde olması gereken eğitim uygulamalarıdır.
Mesele sinir, kas ve biliş süreçlerini birbiri ile ilintili olgunlaştırmak meselesidir.

Bu konuda bakınız; "hareket eğitimi ve futbol"

Çocuklar Futbolu Neden Sever?

ÇOCUKLARIN FUTBOLU ÇOK SEVİYOR OLMA NEDENLERİNDEN BİRİSİ DE, FUTBOLUN DİĞER OYUNLARA ORANLA ÇOK DAHA FAZLA "BİZ DUYGUSU" YARATAN BİR OYUN OLMASINDANDIR.

Futbol sadece bir oyun değil, çocukların ve gençlerin o an için kendilerini en mutlu hissettikleri "beraber" olabilme duygusu yaşayabilme araçlarından birisidir.
Başka hiç bir oyun bu kadar çok "beraber olma ve "takım olma" ve sonuçta "biz olma" etkisi ve duygusunu bünyesinde taşımamaktadır.
Onun içindir ki, futbol çocuklar için çok eğlenceli olmasının bir nedeni de kendilerini bütünün işleyen bir parçası gibi hissediyor olmalarındandır.
Gelin futbolun çocuklar üzerindeki bu özelliğini yitirmesine asla izin vermeyelim.
Futbol onlar için birlikte olmanın, paylaşmanın, kolektif davranabilmenin oyunu olmaya devam etsin.
Her bir çocuk futbol oynarken kendisini önemli ve değerli hissetsin.
Çünkü futbol buna çok uygun bir oyun.
Ama biz büyükler uygun değiliz.
Eğer biz de uygun olursak zaten güzel olan futbol daha da güzelleşecek, zaten mutlu olmaya hazır olan çocuklar daha da mutlu olacaklar.

FUTBOL İÇİN SADECE FUTBOL YETMEZ.

Çünkü futbol demek çocuk demek, genç demek, oyun demek, iletişim demek, eğlence demek, gelişim demek, konuşmak demek, yazmak demek, anlatmak demek, duygu demek, düşünce demek, öğreten demek, öğrenen demek, sağlık demek, ekonomi demek, matematik demek, edebiyat, sanat demek, tarih demek....
Sadece bu kadar değil, daha bir çok şey demek.
Yani "futbol için sadece futbol yetmez"...
Bakınız; Futbol oynamış olmak beceriyi, futbol okumuş ve yazmış olmak bize bilgiyi edindirir.
Oynamış olanlar bilgiye, okumuş olanlar beceriye odaklandıklarında daha da gelişirler ve yetkinleşirler.
Ama yetmez.
Başka insani ve beşeri özellikler ve zenginlikler de gerekir..
Entellektüel olmak böyle bir şeydir.
Evrensel olmak ve ulaşabileceğin en tüksek birikime ulaşabilmek.
Çünkü futbol hayattır.
Hayat ise sadece bir şeyi bilmek ve yapmaktan ibaret değildir.
Hayat birikimdir. Evrensel olmaktır. Entellektüel olabilmektir.
Özetle genel olarak;
1- Eksiğiz... Bu nedenle futbolumuz da eksik.
2- Özelliksiziz... Bu nedenle futbolumuz da özelliksiz,
3- Düzeysiziz... Bu nedenle futbolumuz da düzeysiz.
4- Vasatız. Bu nedenle futbolumuz da vasat.
Çünkü,
Biz neysek hayatımız o'dur. Hayatımız neyse biz de o'yuz..
Futbol için de aynı şey geçerlidir.

BİLEŞİK HAREKET ve BİRLEŞTİRİLMİŞ HAREKET

Futbolda yaygın kullanım "bileşik hareketler" olarak geçen kavram birden fazla becerinin ardı ardına yapılmasını veya yapılacak biçimde düzenlenmesini ifade eder.
Ama burada dikkat edilirse bir birleştirme değil ardı ardına yapma yani ekleme vardır.
Oyun ve psikomotor gelişim literatürlerinde ise "birleştirilmiş hareketler" kavramını geçer. O da şu demektir;
İki farklı sınıftaki (kategorideki) hareketin veya becerinin aynı anda (iç içe geçmiş şekilde) yapılabilmesi demektir.
Zaten üç sınıfta toplanan hareketlerin (Yer değiştirme, nesne kullanımı ve denge) en az iki uygulamasının aynı anda amaçlı olarak yapılması anlamına gelmektedir.
Örneğin yürürken dönme, veya dönerek yürüme gibi.
Temel altyapı ve gelişim altyapı bölümlerinde "birleştirilmiş hareketler ve birleştirilmiş beceriler aşaması çok iyi bir düzeye geliştirilmiş olmalıdır. Çünkü futbol oyunu birleştirilmiş hareketler oyunudur.
Bu nedenle çocuğun tüm futbol eğitiminde hareket ve teknik beceriler yaş grubuna uygun olarak en kolaydan en zora birleştirilmiş hareketlerden veya becerilerden oluşmalıdır.

BU EN KISA İFADEYLE ŞU DEMEKTİR;
ÇOCUKLARDAN AYNI ANDA EN AZ İKİ FARKLI KARAKTERDEKİ HAREKETİ İÇ İÇE GEÇMİŞ ŞEKLİYLE YAPMALARI SAĞLANMALIDIR.
Futbolda en basit beceri dahi zaten birleştirilmiş hareket demektir.
Çünkü işin içinde top olduğu için bir nesne kullanımı hareket vardır. En azından olduğun yerde durulsa dahi bir denge içinde olma durumu var demektir. Bunlar "birleştirilmiş hareket" demektir.
Futbol eğitiminde tüm eğitim uygulamaları denge, yer değiştirme ve nesne kullanımının (yani topun) bir arada (aynı anda, iç içe) kullanıldığı uygulamalardan oluşmalıdır.
Bu çocuğu oyuna ve oyunun gereklerine en iyi şekilde hazırlamak demektir.
Örneğin durarak pas değil, yürüyerek pas veya koşarak pas gibi...
Kullanıldığı şekliyle futbolda "bileşik hareketler veya bileşik oyun uygulamalarından kasıt top sürme, pas al ver ve şut becerilerinin ardı ardına yapılması anlamında olsa gerektir. Bu çeşitleme veya birleştirme olarak Türkçeleştirdiğimiz varyasyon ve kombinasyon demektir.
Altyapı eğitimlerinin temel eğitim bölümlerinde birleştirilmiş hareket ve birleştirilmiş beceri eğitimi daha ön planda, gerekli ve fonksiyoneldir.
Bu bakımdan "Bileşik" ve "Birleştirilmiş" kavramlar aynı şey değildir. Ama birleştirilmiş hareket becerileri formasyonu alınmadan bileşik hareketlerdeki devamlılık ve performans istenilen düzeye asla gelmez, gelemez.

https://www.facebook.com/samsunaltay/videos/1633942973290598/

30 Haz 2017

HAREKET EĞİTİMİ ve FUTBOL

1

"Futbol bir top oyunudur" ve buradan hareketle futbol oyunu ile ilgili her şeyin "top" ile ilişkili olduğunu ve olması gereği açıktır.

Hareket dediğimiz şey en basit ama en kapsayıcı tanımla; İnsanoğlunun dünyaya geldikten 9 aya kadar devam eden bilinç dışı refleks şekilde gerçekleştirilebilen, buradan 2 yaşına değin ilkel hareketler dediğimiz şekilde amaçsız ama bilinç merkezli devam eden, daha sonra da amaçlı olarak "temel hareketlere" dönüşen ve sürekli evrilerek gelişen ve 7-8 yaşlarından itibaren farklı durum, koşul ve amaçlar için kullanılmaya başlamasını ifade eden ve son olarak da 15-16 yaşlarına değin hem yapılış şekli hem de yapılış amacına göre mükemmelleşen beden kullanımı yeterliliği ve becerileri demektir.

İnsanoğlu 0 yaşından 15/16 yaşlarına değin hareket dediğimiz "bedenini kullanmada" ulaşabileceği en üst beceri düzeyine ulaşır.
Sonrası süreç bir geliştirme değil ama belli düzeyde telafi etme süreci ve artan kuvvet, hız ve dayanıklılık bağlı olarak performans amaçlı kullanabilme farklılık yaratma süreci demektir.
Tüm dünyada ve tüm insanoğlunun önce yaşamı devam ettirmek için ve sportif alanda mükemmel olmak için gerçekleştirmek zorunda olduğu hareketler sadece ve sadece üç kategoriden oluşur.

Bunlar;
1. Dengeleme hareketleri
2. Yer değiştirme hareketleri
3. Nesne kontrolü (kullanımı) gerektiren hareketlerdir.
Hareket gelişimi dediğimiz şey işte bu hareket sınıflaması içinde yer alan çeşitli hareket uygulamalarının sayıca çok az 9. aya kadar refleks hareketlerden başlayıp giderek sayıca ve kalite olarak artan şekilde 15/16 yaşlara kadar mükemmelleşmesi süreci demektir.

Bu hareketlerin spor dallarına göre bazılarının daha öne çıkması ve daha mükemmelleşmesi yanında, tüm hareket çeşitlerinin ve uygulamalarının o spor branşına özgü dönüşümü ve oryantasyonu söz konusudur.
Yani denge hareketleri, yer değiştirme hareketleri ve nesne kullanımı gerektiren hareketler basketbolda da, cimnastikte de, volaybolda da ve futbolda da vardır ama yapılan işe göre farklılaşma ve kullanım biçimlerinde göre özgünleşerek vardır.
İşte hareket gelişimi ve futbolu bu açıdan ele almak ve altyapı eğitimlerini temel eğitimden başlatırken buna göre bir program geliştirmek zorunluluğu söz konusudur.

2
Üstte "futbol bir top oyunudur" demiş ve buradan hareketle futbol oyunu ile ilgili belirleyici olan her şeyin "top" ile ilişkili hareketler olduğunu ve olması gereğini ifade etmeye çalışmıştık.
Bir önceki paylaşımda da hareketi ve hareket gelişim sürecini anlatmaya çalışmıştık.
Peşinde olduğumuz ve eğitsel amacımız şudur;
Önce saptamalar:
1. Futbol oyunu "top ile hareket" ilişkisi ile ilgili bir oyundur.
2. Futbolun gelişimi ve ilerlemesi demek hareket gelişimi ve ilerlemesi demektir.
3. Futbol oyunu ile ve futbol oynayan oyuncu ilişkisi esasında "top ve hareket" ilişkisinden ibarettir. Dolayısıyla topun hareketini yaratan esasında hareketin top ile olan ilişkisidir.
4. Futbol oyunu başlangıç aşamasından, ulaşılabilecek en zirve aşamasına değin "hareket ve top" ilişkisindeki beceri gelişiminden başka bir şey değildir.
5. Futbol ve oyun performansını belirleyen ise; Bu becerilerdeki düzeye ilaveten çeşitlilik, hız, zamanlama, mekan-alan kullanımı ve sürekliliktir.
Bu durumda futbol eğitiminin 2-7 yaş arası informal, 8 ve üstü yaşlarda formal olarak "hareket eğitimi" temelli ve "hareket ve top ilişkili" amaçlı olması gereği gayet açık değil midir?
Bu durumda futbol eğitimlerinin çerçevesini ve içeriğini hareket gelişimi ve süreci ile "hareket ve top" ilişkileri üzerinden düzenleyerek tekrar ele almak gerekir.
Nasıl?
Hareket Türleri, Çeşitleri ve Uygulamalarını top ile ilişkili hale getirerek ve uygulamaları bu şekilde dönüştürerek.
TOP kullanılarak DENGELEME hareketleri
• Eğilme
• Esnetme
• Düşme-Kalkma
• Dönme
• Salınma
• Ağırlık aktarma
• Atlama konma
• Başlama durma
• Oturuşlar
• Duruşlar
• İtme
• Çekme hareketleri
TOP kullanılarak NESNE KULLANIMI GEREKTİREN HAREKETLER (Branşa futbol ise ayak ve bacak kullanımı ağırlıklı)
• Atma
• Tutma
• Fırlatma
• Çekme
• İtme
• Asılma
• Bastırma
• Çevirme
• Döndürme
• Yuvarlama
• Sallama
• Tekmeleme/ayakla vuruş
• Durdurma
• Vole
• Raket ya da bir nesne kullanarak vurma
TOP kullanılarak YER DEĞİŞTİRME HAREKETLERİ
• Emekleme-sürünme
• Yürüme
• Koşma
• Atlama
• Yuvarlanma
• Tırmanma
• Sıçrama
• Sıçramalı atlayış
• Galop
• Kayma
Futbol, bebeklik ve çocukluktan itibaren yapılan tüm davranışlar, en üst düzeydeki üstyapı oyuncusunun futbol oyununa kadar hareket analizi açısından aynıdır.
Değişen hareket çeşitliliği, sayısı, becerisi ve hızıdır.
O halde hareket gelişimini asıl olarak kabul eden "hareket ve top" ilişkisi gelişimi amaçlı bir eğitim anlayışı ve içeriği olması gereken FUTBOL EĞİTİMİ demektir.

3
Özetle demiştik ki; Futbol bir top oyunudur.
Dolayısıyla topu kullanma becerileri ne kadar iyi, ve ne kadar mükemmel olursa topu o kadar iyi ve mükemmel kullanır ve yönetirsin.
Peki top neyle kullanılır ve yönetilir?
Hareket ile...
Ama unutmayalım;
Hareket ne kadar gelişir, çeşitlenir, hızlanır ve mükemmelleşirse topu kullanma ve yönetme becerisi de o kadar gelişir ve mükemmelleşir diyemeyiz...
Çünkü hareketlerin top ile ilişkilendirmeden geliştirmek ve mükemmelleştirmek aynı ölçüde top kullanmaya yönelik gelişme ve mükemmelleşme sağlamaz.
Bunun için hareketlerin gelişim düzeyine uygun şekilde top ile ilgili hareketlere dönüştürülmesi gerekir. Yani hareketleri top ile yaparak top ile ilgili hareketlere dönüştürülmesi gerekir. Bu durumda giderek topu kullanma ve yönetme gelişir ve mükemmelleşir. Yani top oyunu için gereken beceriler gelişir.
Hareket dediğimiz denge, yer değiştirme ve nesne kullanımı davranışlarını gelişim dönemlerine paralel olarak top ile ilişkilendirmek ve bu ilişkilendirilmiş hareketleri de giderek beceriye dönüştürmek ve yine gelişime paralel olarak bu ilişkilendirilmiş hareketleri oyunun karakteri gereği kuvvet, hız, çeviklik, çabukluk, dayanıklılık gibi motor özellikler ile performansa yönlendirmek futbol oyununun bebeklikten üstyapı düzeylerine kadar olan gelişimi demektir.
O halde bebek, çocuğa, çocuk gence, genç büyüğe doğru geliştikçe top ile ilgili hareketler de gelişecek ve futbol oyunu da gelişmiş olacaktır.
Futbol oyununda asıl iş ve amacın hareket ve top ilişkisi olduğunu artık biliyoruz.
Peki bu ilişkiyi nasıl geliştireceğiz?
Nelerden faydalanarak topu kullanma ve mükemmelleştirme becerilerine ulaşabileceğiz?
ALGISAL MOTOR GELİŞİM ve KOORDİNATİF YETİLERİ TOP İLE HAREKET ETMEDE KULLANARAK...
1. Mekân Farkındalığına Göre: Uzunlamasına, yanlamasına, altında, üstünde, köşesinde algısına göre hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
2. Hız Farkındalığına Göre: Hızlı, çok hızlı, yavaş, çok yavaş hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
3. Yön Farkındalığına Göre: …e, a doğru, düz, değişik yönlere hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
4. Zamana Farkındalığına Göre: Kısa sürede, çok kısa sürede, hareket eden diğer bir nesne veya duruma göre hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
5. Yan Farkındalığına Göre: …nin, nın yanına, yakınına, yanında, Sağında, Solunda hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
6. Mesafeye Göre: Uzağa, yakına, kısa, uzun, hareket etmeyi/ettirmeyi gerektiren top ve hareket/oyun etkinlikleri.
7. Beden Farkındalığına Göre: Baş, Gövde, El, Ayak, Bacaklar, KollarI uzuvları kullanmaya bağlı farkına varma, hissetme, ayırt etme özelliklerini top ile hareket ederek/hareket ettirerek geliştirmeyi gerektiren etkinlik/oyunlar.
8.İşitsel Uyaranlar ile Hareket Etkinlikleri
Yer değiştirme, dengeleme ve nesne kontrolü gerektiren hareketlerin işitsel uyaranlar ile gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır. İşitsel uyaran denilen algı bir sesin duyu organı olan kulak yolu ile alınıp işlenmesine yani algılanmasına dayalı olarak başlatılan eylemliliği ifade eder. İşitsel (akustik) uyaranlar herhangi bir sesi algılamanın geliştirilmesi yanında, bir hareketi söz konusu ses algılaması sonucunda en kısa sürede gerçekleştirmeyi (reaksiyonu)amaçlar.
Düdük sesi, davul sesi, el çırpma sesi, zil sesi gibi herhangi bir ses ve bu sesin algılanmasının sağlanması ve bu sese bağlı olarak istenilen hareketi en kısa sürede gerçekleştirmeyi amaçlayan oyun ve hareket etkinlikleri bu kapsamda düşünülmelidir.
Örneğin “el çırpma sesi” koşmak, “düdük sesi” ile durmak gibi.
9. Görsel Uyaranlar ile Hareket Etkinlikleri
Harekete geçmenin, hareketi geçmeyi gerektirecek bir uyarıyı göz ile (optik olarak) algılamaya dayalı uyaranları ifade eder. Birçok oyun ve hareketi içeren etkinliklerin ne zaman ve nasıl yapılacağın tamamen görme organına bağlı olarak gerçekleşmesidir. Burada duyu göz ile sağlanır. Algılama ve değerlendirme işleminin başlangıcı görme yetisidir.
Renk, ışık, nesnenin hareketi, kendi dışındaki bir kişinin hareketi yani harekete geçmenin herhangi bir görme uyaranına bağlı olduğu tüm oyun ve hareket etkinlikleri görsel uyaranların kullanılmasını ve geliştirilmesini içerir.
Örneğin “kol havada” işareti ile koşmak, “kol aşağıda işareti” durmak gibi.
10. Dokunsal Uyaranlar ile Hareket Etkinlikleri
Uyaranın (duyunun) ten yolu ile alınarak algılanması ve bu algılama sonucu gereken davranışı gerçekleştirmesidir. Kullanım alanı çocukların birbirine dokunarak harekete başlamayı veya durmayı ve/veya hareketi değiştirmeyi içeren etkinlikleri kapsar. Buradaki esas nokta gereken hareketin gerçekleşmesi için dokunma hissinin alınıp, algılanması ve gereken hareketin gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır.
Bir nesnenin (hareket eden bir nesneye temas, uzun bir ipe temas ederek doğrultusunu belirleme, arkadaşına temas ederek yönünü tayin etme kendisine dokunularak dokunmanın yönergesine göre ilerleme, dönme veya durma gibi vücuda temasına dayalı hareketleri içeren oyun ve etkinlikler dokunsal uyaranların kullanıldığı faaliyetlerdir.
Sıcaklık, soğukluk, su ile temas, eşli hareketler genel olarak dokunsal uyaranların etkin olarak kullanıldığı oyun ve hareket etkinliklerdir.
Özellikle görsel uyaranlar başta olmak üzere, işitsel uyaranları kısıtlayarak gerçekleştirilen etkinliklerde dokunsal uyaranlar daha etkin şekilde kullanılmaktadır. Örneğin “körebe” oyunu ya da “göz kapalı dokunarak hedef bulma” oyunları bu bağlamda düşünülebilir.
Bir kişinin, başka bir kişiye veya bir nesneye dokunarak ve/veya kişi ve nesnelerin söz konusu kişiye dokunulmasının sağlanarak planlanacak oyun ve hareket etkinliklerinin hepsinde dokunsal uyaranlar kullanılıyor demektir. Örneğin beline veya koltuk altından geçirilerek göğsüne lastik ip bağlanmış bir çocuğun arkadaki arkadaşının lastik ipi sağa veya sola çektiğinde çekilen tarafa dönmesi gibi.
SONUÇ:
FUTBOL yani AYAKLA TOP OYUNU;
Topun değişen koşullarda, durumlarda, hızlarda, sürelerde, alanlarda, yönlerde, açılarda, amaca uygun olarak kullanılması ve yönetilmesine dayalı bir oyundur.
Bu oyunu iyi oynamak için gereken şey, oynayanların topu bireysel ve grup olarak en iyi kullanma ve yönetme becerilerini geliştirmektir.
Sonrasında ve beraberinde bu becerileri bireysel ve grup olarak değişen sistematikler içinde oynayabilmeyi başarabilmektir.

28 Nis 2017

ÇOCUKLAR VE FUTBOLA DAİR SORULAR


ÜLKEMİZDE "ÇOCUKLAR VE FUTBOL İLİŞKİSİNE" DAİR CEVABI SİZE KALMIŞ BAZI SORULAR

1. Ülkemizde kaç çocuk bir spor kulübü bünyesinde spor yapabilme ya da spora başlayabilme olanağına sahiptir?
2. Ülkemizde çok popüler olması ve çok talep ediliyor olması açısından kaç çocuk çok istediği halde bir kulübün futbol altyapısında yer alabilme olanağına sahiptir.
3. Ülkemizdeki çocuklar istedikleri zaman, evlerine yakın bir arsada, bir semt sahasında birlikte top oynayabilme imkanına ve şansına sahipler midir?
4. Ülkemizde bir referansı, torpili veya adamı olmadan kaç çocuk önemli kulüplerin altyapılarından içeriye girebilmektedir?
5. Ülkemizde her geçen gün spor yapmayan çocuk sayısında artma mıdır? Yoksa azalmakta mıdır?
6. Ülkemizde bugün ya da dün kaç tane çocuğumuz, antrenörü ya da öğretmeni tarafından "beceriksiz" olarak rencide edilmiş olabilir?
7. Ülkemizde kaç çocuk altyapılarda "ne yaparsam yapayım hocam beni oynatmayacak" diye düşünüp "bilinçli çaresizlik sendromu" yaşamaktadır?
8. Ülkemizde altyapı dönemi çocuklarından kaçı oyun oynamak, eğlenmek ve öğrenmek çağında iken, tıpkı büyükler gibi yoğun kondisyon antrenmanlarına tabi tutulup, hafta sonu maçına mutlaka zafer parolası zorlaması ile duygusal istismara maruz bırakılmıştır.
9. Ülkemizde bugün kaç çocuk okullarındaki beden eğitimi derslerinde çok istedikleri halde bir etkinliğin parçası olmamış ya da olamamıştır.
10. Ülkemizde bugün kaç çocuk herhangi bir bedensel faaliyet içinde olmadan veya hiç eğlenmeden günü bitirmiştir?

SONUÇ;
İŞTE BU SORULAR AYNI ZAMANDA "ULUSAL BİR BİR SPOR VE FUTBOL MODELİ" NASIL OLMALIDIR SORULARI ANLAMINA DA GELMEKTEDİR.
AYNI SORUYU BELÇİKA, ALMANYA VEYA İNGİLTERE İÇİN SORARSANIZ CEVAPLAR BİZDEKİ GİBİ OLMAZ.

NEDEN PEKİ? ÇÜNKÜ ORALARDA ÇOCUKLAR SPOR, OYUN, BEDENSEL ETKİNLİK, FUTBOL VE İSTEDİKLERİ VE İHTİYAÇ DUYDUKLARI ETKİNLİK ALANLARIYLA BULUŞABİLME İMKANI VE FIRSATINA SAHİPTİRLER.

KABUL EDELİM Kİ;
EVRENSEL BOYUTLARDA KABUL EDİLEBİLİR BİR ULUSAL SPOR VE FUTBOL POLİTİKAMIZ YOKTUR.
OLMADIĞI İÇİN DE SPOR VE FUTBOL MODELİMİZ YOKTUR.
VE BU DURUMDA ELBETTE BİR SPOR VE FUTBOL EKOLÜMÜZ DE YOKTUR VE BÖYLE DEVAM EDERSE OLAMAYACAKTIR..

ALTYAPI-ÜSTYAPI / ÜSTYAPI-ALTYAPI


ALTYAPI ÜSTYAPIYI BELİRLEMEZ, ÜSTYAPI ALTYAPIYI BELİRLER...

ÜSTYAPI YAŞAM, ALTYAPI YAŞAMSAL YANİ YAŞAM İLE İLGİLİ OLANDIR.
YAŞAM YAŞAMSAL OLANA GÖRE ŞEKİLLENİRKEN, YAŞAMSAL OLANI İSE YAŞAM BELİRLER...

GELİŞİM ALTTAN ÜSTE DOĞRUDUR EVET...
AMA NASIL GELİŞİLECEĞİNİ BELİRLEYEN ÜSTYAPIDIR.

İKİSİ BİRLEŞİK HAYATIN TA KENDİSİDİR. İŞLEYİŞ OLARAK FARKLI GİBİ GÖRÜNSELER DE YAŞAMSAL OLARAK BİR BÜTÜNDÜRLER.
ÜSTYAPISINA KARAR VEREMEMİŞ BİR ÜLKENİN ALTYAPISI HANGİ AMACA, HANGİ ÜSTYAPIYA GÖRE GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR?

TÜRKİYENİN TEMEL SORUNU KALİTELİ BİR ALTYAPIDAN ZİYADE KALİTELİ BİR ÜSTYAPI MESELESİDİR.
KALİTELİ ÜSTYAPIDAN KASIT FUTBOL STİLİ, KARAKTERİ YANİ EKOLÜ OLAN BİR FUTBOL FORMASYONU DEMEKTİR.

GERİSİ SAHASI, MALZEMESİ, TESİSLERİ VE EĞİTİMCİLERİ İLE ALTYAPI ÖRGÜTLENMESİ MESELESİNE KALIR Kİ; NE YAPACAĞINI BİLENLER İÇİN YAPILACAK İŞLER DAHA KOLAYDIR.

ASIL ZOR OLAN NE YAPACAĞINI BİLMEDEN BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞMAKTIR. TÜRKİYE UZAK HEDEFLER AÇISINDAN YÖNTEMSİZ, STRATEJİSİZ VE PLANSIZDIR. FUTBOLDA BU DAHA BELİRGİN OLARAK GÖZLENEBİLMEKTEDİR.

ALEX FERGUSON NE DİYOR?


ALEX FERGUSON'UN CÜMLELERİ NEDEN VE NİÇİN ÖNEMLİ?

Para ile Futbolun en çok ve en fazla ilişkili olduğu ve futbolun para ile yönetildiği ülkelerden belki de birincisi İngiltere'dir.

On yıllarca en üst liglerde çok başarılı olmuş, para ve futbol ilişkisinin içinde var olmuş bir adam, hala altyapıdan ve oyuncu yetiştirmenin öneminden söz ediyorsa, durup bir düşünmek gerekir.
Ve değişik biçimlerde bunu değerlendirmek gerek.

Birincisi;
O milyon poundlar ile alınan, satılan oyuncuların hepsi yetiştirilmiş oyunculardır. Öyle kendiliğinden var olmuş oyuncular değildir.

İkincisi;
Hayatınızı sadece alarak ve satarak sürdüremezsiniz. Mutlaka yetiştirmek zorundasınız.

Üçüncüsü;
Alarak ve satarak başarılı olmanız, bir işletmeyi bir yere kadar idare etmektir.
Ama yetiştirerek de var olmanız yaptığınız işin sadece ticari işletmecilik olmadığını gösterir.

Ve dördüncüsü;
Zenginler kulübüne çok paranız olmadan asla giremezsiniz.
Ama yetiştirerek ve yetiştirdiğiniz ile girersiniz.

Kazanmayı Öğretmek Yerine...


KÜÇÜK YAŞ GRUPLARINDA ÖĞRENİLECEK VE YAŞANACAK ÇOK DAHA BAŞKA GÜZEL DUYGULAR VARDIR.

Altyapılarda özellikle ilkokul yaş düzeylerinde çocukların bireysel ve grup oyunlarında ve etkinliklerinde "yarışmalar" daha ön plana çıkmaya başlar.
Bu aslında çocuğun ihtiyacından doğan bir şey değildir.
Hiç bir çocuk arkadaşı ile yarışmak ihtiyacı içinde değildir.
Yarışmak doğal değil yapaydır ve sosyal öğrenme sonucu gerçekleşir.

Yani çocuk görmezse, öğretmen veya eğitmen öğretmez ve yönlendirmezse çocuklar asla birbiri ile yarışmak için istekli davranmazlar.
Çünkü yarışmak çoğu öğrenilmesi gereken güzel duyguları ve davranışları engeller. Çünkü sanıldığı gibi hedef ve motivasyon kazanmak üzerine değil, kaybetmemek üzerine şekillenir. Kaybetmemeye yönelik olan çocuklarda öğrenme asla olması gerektiği düzeyde ve kalitede olmaz.

Küçük yaş gruplarında, özellikle 12 yaşlarına değin işbirliğine dayalı oyunlar ve etkinlikler çocukları daha zenginleştirir.
Daha besler ve yaratıcı kılar.
Kazanmayı isteme, kaybetmekten korkma stres demektir. Stres "anksiyete" demektir. Anksiyete duygusal bozukluk anlamına gelir ki; Gelişim için kaçınılması gereken en önemli olumsuz etkenlerin başında gelir.
Stressiz ortam ve etkinliklerde sinir kas koordinasyonları olumsuz etkilenmediğinden beceri kazanımı daha kolay, daha kaliteli ve yaratıcılık daha yüksek olur.

12 yaşına kadar "çocukları gerçek hayata hazırlayalım" düşüncesi onları kıyasıya rekabete ve yarışmaya sokmak onları gerçek hayata hazırlamaz. Gerçek hayattan uzaklaştırır.
Çocukların sürekli maç yapalım demeleri ise yarışmak isteği ile ilgili değil, eğlence isteği ilgili bir şeydir.
Ve maç demek illa ki yarışmak demek değildir.

UBUNTU = BİZ BİLİNCİ


(Ben, biz olduğumuz için ben'im)

"Afrika'da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına, birlikte oynayacakları bir oyun önerir:
"Karşıdaki ağacın altına bir sepet meyve koyacağım, siz de şuradaki çizgide sıralanacaksınız ve yarışın başlaması için benim işaretimi bekleyeceksiniz. Ağacın altına ilk hanginiz ulaşırsa, sepetteki ödülü o kazanacak ve tüm meyveleri yiyecek" der.
Az sonra da "Başla" işaretini verir.
O an tüm çocuklar el ele tutuşurlar ve koşarlar, ağacın altına birlikte ulaşırlar ve sepetteki meyveleri birlikte yemeye başlarlar.
Antropolog,neden böyle yaptıklarını sorar;
Onlar da "Ubuntu yaptık" derler.
Antropolog bunun ne anlama geldiğini sorar.
Çocuklar; "Birbirimizle yarışa girseydik, yarışı sadece birimiz kazanmış, beşimiz kaybetmiş olacaktık. Beş arkadaşı üzülün kişi nasıl o meyveleri yiyebilirdi?" derler.

Ubuntu, "Ben, biz olduğumuz için Ben'im" demekti çünkü.Ben olmak biz olmak ile ilgili bir şeydi çünkü. Onlar böyle öğrenmişler ve böyle yaşıyorlardı. Dolayısıyla kimse kaybetmek ve kazanmakla ilgili değil, birlikte yaşamakla ilgiliydiler.

Ubuntu'ya inanan bir insan diğerlerine açıktır, diğerlerine olumludur, diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez, onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde o da kendini de aşağılanmış hisseder.

KISSADAN HİSSE;
NE DERSİNİZ FUTBOL ALTYAPI EĞİTİM ANLAYIŞINI "UBUNTU" ANLAYIŞI ÜZERİNE İNŞA EDEMEZ MİYİZ?...
ÖRNEĞİN BARCELONA ALTYAPI ANLAYIŞIYLA İLE UBUNTU ARASINDA BİR BAĞLANTI YOK MUDUR?

ÖZETLE;
ALTYAPILARDA REKABET ORTAMLARI YARATMAK SANILDIĞI KADAR GELİŞTİRİCİ BİR ETKİ YARATMAMAKTADIR. OYSA İŞBİRLİĞİ VE EŞİTLİK ALGISI GELİŞTİREN BİR ETKİYE NEDEN OLMAKTADIR.DAHA İYİLER DAHA AZ İYİLERE YARDIN EDERKEN DAHA DA GELİŞMEKTEDİRLER.

EĞİTİM VE GELİŞİM İLİŞKİSİ


ÇİÇEKLER ZAMANINDA AÇAR..
ZAMANINDAN ÖNCE AÇMAYA ZORLANAN HER ŞEY YANAR, KAVRULUR.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER DE ZAMANI GELİNCE, O ZAMANIN GEREĞİ OLAN FUTBOLU OYNAMALI.
NE ÇOK ÖNCE, NE DE SONRA...

Çocuklar büyüdükçe futbolları da büyür. Acele etmememiz gerekir.
Eğer çocuklardan "iyi futbolcu" olmalarını istiyor ve bekliyorsak, çocukluk dönemlerinin futbolunu oynayarak yaşamalarını, yaşayarak gelişmelerini sağlamak ve sabırlı olmak zorundayız.

Her yaş döneminin bir futbolu vardır.
Önemli olan işte o futbolu yaşamalarını ve yaşayarak bir üst dönemin futboluna kendilerinin ulaşmasını sağlamalıyız.

Okulöncesi dönemde yuvarlanan bir topun ardından koşmadan, yakaladığı topa amaçsız tekmeler atmadan, kuralsız oyunlar oynamadan, 8-9 yaş futbolunun gereklerini, belli bir disiplin ve amaçlı hareketlerden oluşan başlangıç futboluna geçildiğinde artık o çocuk için gerçekten 8-9 yaşına geldiğinde futbol tüm sürprizini, heyecanını ve eğlencesini yitirmiş bir etkinlik olur.
Oysa futbol "oyun" olmaya ve "oyun" kalmaya devam etmelidir.
Bunun için her yaşın futbolu o yaşın ideal futboludur.

10-12 yaşın "top ve çocuk" arasındaki ilişkilerde yaratıcılığa açık, farklılık peşinde koşulan ve yeni keşifler yapılan, özgür ve bağımsız futbolunu 8-9 yaşlarda yüklemeye ve dayatmaya çalışırsanız 10-12 yaşın tüm güzelliklerini ve sürprizlerini bitirmiş oluruz.

13-15 yaşta artık "futbolcu" olunacağının kesinleşmeye ve gözlenmeye başladığı, sahaya adapte olunduğu daha bir sistematik futbolunu 10-12 yaşta verir ve dayatmaya çalışırsak 13-15 yaş futbolunu önlemiş ve engellemiş oluruz.

16-18 yaş futbolun taktiği ya da "taktik futbolu" 13-15 yaşa yedirmeye ve biçimlemeye çalışırsak, 13-15 yaşın sahaya adaptasyonunu, bölge oyununu, bölgesel oyun yeterliliği motivasyonunu, bölgesel oyun oynama isteğini ve arkadaşları arasındaki bağlantı kurmanın gereğini keşfetmeyi engellemiş oluruz.

Bu işler böyledir.
Gelişim ve eğitim psikolojisi birbirine paraleldir.
Gelişmeden eğitmek demek, gereğinden önce eğitmek ve sonuç beklemek demektir.
Zamanı gelmeden olmaz. Olsa da verimli olmaz.
Çocuklar badem ağaçları gibidirler.
Erken çiçek açmaya eğilimlidirler. Bu bizi aldatmasın.
Badem ağaçlarını çoğu kez ayaz vurur, kavurur.
Çocukları öne çıkan bazı bedensel ve motor özellikleri nedeniyle bir sonraki dönemim futboluna yönlendirmek, onları badem ağacı gibi erken açmasına neden olmak gibidir.
Bu işlerin şakası ve deneyi olmaz.
Çocuklar zarar görür.
En büyük zarar da genellikle futbollarının daha da gelişecek olmasının engellenmiş olmasıdır. Çünkü zamanı gelmeden daha zorlu işlere zorlamak gelişimi yavaşlatır ve bazı durumlarda tamamen durdurur.

EĞİTİM ve HATA İLİŞKİSİ ÜZERİNE


EĞİTİM HİÇ HATA YAPMAYAN KİŞİ YETİŞTİRME PEŞİNDE VE AMACINDA OLAN BİR İŞ DEĞİLDİR

Hatasızlık diye bir şey olmaz.
Dolayısıyla eğitim hatasızlık peşinde olamaz.
Hayatta ve hayata dair yapılan işlerde önemli olan aynı hataları tekrar yapmamaktır.
İşte eğitim denen şey aynı hataları yapmamayı sağlama işidir.
Eğitim kişilerde hatasızlık yaratmayı ve sağlamayı amaçlamaz.

Futbol eğitimi de çocuklarda ve gençlerde oyunda hata yapmamalarını sağlayacak bir amaç üzerine inşa edilmez.
Ama eğitim aynı koşullarda, aynı durumlarda ve aynı ortamlarda, aynı hatayı tekrar etmemeyi sağlamayı amaçlar.
Bunu sağlayamayan süreçlerde eğitimden söz edilemez.

Ama;
Hataların yeni, yani orijinal olması bir sorun değildir.
Hatta iyi bir şeydir.
Çünkü yeni ve orijinal hata demek, yeni ve orijinal bir şeyin peşinde olmak demektir.

Arayış varsa, hata olacaktır.
Çünkü arayış demek farklılık peşinde olmak demektir.
Farklılık peşinde olmak yeni deneyimler ve yeni durumlar ile karşılaşma demektir.
Eğitim ve hata ilişkisine bu gözle bakmakta büyük fayda vardır.
Dolayısıyla çocuklarımızın ve gençlerimizin yaptıkları hatalara iyi bakmakta fayda var.

Eğer çocuklarımızın ve gençlerimizin yaptıkları hatalar, daha önce de yaptıkları hataların aynısı ise orada bir sorun var demektir.
Bu durumda önce eğitim, sonra eğitici ve sonra da çocuk sorgulanmalıdır.
Ama hata yeni ve orijinal bir hata ise, merak edilecek bir şey yok demektir.
Hatta iyi bir şey var demektir.
Çünkü çocuk ve genç farklı bir şeyin peşinde demektir.

ALTYAPI EĞİTİM SÜRECİ VE MÜSABAKALAR


1.
Müsabakalar (maçlar) en çok tartışma konusu olan faaliyetlerdendir.

Çünkü müsabaka deyince ilk akla gelen şey yarışma, kazanma, kaybetme ve acımasızlık gibi şeyler olmaktadır.
Müsabakaları amaç ve içerik açısından çeşitlendirmek gerekirse,

Müsabakalar;
1. Eğlence amaçlı,
2. Gelişim amaçlı,
3. Değerlendirme amaçlı,
4. Kıyaslama amaçlı,
5. Seçme amaçlı
olmak üzere çeşitlendirilebilirler.

Müsabaka dediğimiz şey her yaş döneminde o yaşın gelişim düzeyine göre ve gelişim düzeylerinin elverdiği ölçüde gerçekleşiyor ve isteniyorsa mesele yok demektir.

Altyapılarda temel altyapı, gelişim altyapı ve performans altyapı dönem ve evrelerinde eğlence ve gelişim amaçlı müsabakalardan başlamak üzere başlayan süreç kıyaslama ve seçme (performans) amaçlı müsabakalara kadar devam etmesi gereken bir süreçtir.

Ancak çok erken yaşlarda ağırlıklı olarak kıyaslama ve performans amaçlı müsabakaları önemsemek ve ağırlıklı olarak bu tür müsabakalardan oluşan bir süreci tercih etmek çocukların kendilerini fark etmelerini, yaratıcılıklarını ve geliştirme arayışlarını ve deneyimlerini yok eder. Yetersizlik duygusu oluşturur.
Müsabaka her yerde vardır.

Ama önemli olan müsabakaların gelişmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan bir içerik ve amaç taşımasıdır.
Altyapıların var olma nedeni gelişmek ve geliştirmektir. O halde şampiyon olma ve sonuç odaklı müsabakalar yerine süreç odaklı gelişimi amaçlayan müsabakaları önemsemeli ve tercih etmeliyiz.

Her müsabakayı bir eğitim uygulamasına dönüştürmek ve her seferinde biraz daha iyi olmanın yollarını aramak ve müsabakaları da bu gözle görmek altyapı sürecinin gereklerindendir.

2.
ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİNDE "MÜSABAKAYI OYUN", "OYUNU MÜSABAKA" HALİNE GETİRMEK, GELİŞTİRMEK İÇİN ŞARTTIR.

Müsabakaları "oyun" olmaktan çıkarıp sonuç odaklı maçlar haline getirdiğimizde orada "eğitim" biter.
Eğitimin yerini kazanmak için güçlü olmak ihtiyacı alır.
Bu da bizi altyapılarda teknik ve taktik beceri gelişiminden, bedensel gelişim ihtiyacına götürür ki; en büyük derdimiz ve sorunumuz budur.

Müsabakalar öncelikle oyundur.
Oyunlar kendi içinde ve kendine has müsabakalardır zaten.
Oyunun kendine has müsabaka özelliği altyapılar için yeterlidir.
Altyapılarda oyun müsabaka, müsabaka da oyundur.
Öyle olmalıdır.
Kasmadan, germeden, baskılamadan gerçekleşen "oyunsal müsabakalar" ya da "müsabaka oyunları" geliştirir ve daha iyi hale getirir.

Altyapılarda müsabakalar amaç değil, müsabakalar sonunda şampiyon olmak hedef değildir.
Altyapılarda müsabakalar eğitim faaliyeti, sezon veya dönem sonunda ortaya çıkacak gelişim düzeyi hedeftir.

Çocukları ve Gençleri Hayata Hazırlamak


ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ HAYATA HAZIRLAMAK, HAYATI ZORLAŞTIRARAK DEĞİL,
HAYATI ONLARIN TAŞIYABİLECEKLERİ HALE GETİREREK MÜMKÜN VE DOĞRUDUR.

Çocukları ve gençleri hayatın zorlukları ile bir an önce karşılaştırmak onları hayata hazırlamaz.
Onları yorar, yabancılaştırır, yetersizlik duygusuna neden olur, bunaltır, olumsuz ve kavgacı yapar.
Çocukları ve gençleri hayata hazırlamak demek, onları baş edebilecekleri ve üstesinden gelebilecekleri görev ve sorumluluk vermek demektir.
Fazlası hayata hazırlamaz. Hayattan koparır.

Futbol hayatı da böyledir.
Çocukları ve gençleri en başından başlayarak gelişim çağının sonuna kadar teknik, taktik ve kondisyonel açıdan yerine getiremeyecekleri iş ve görevler ile savaş haline sokulmuş müsabaka ortamlarına sokmak onları "iyi futbolcu" yapmaz.
Ya sıradan futbolcu yapar, ya egoist futbolcu yapar ya da futboldan uzaklaştırır.

Eğer hayatın zorlukları ile çocuk yaşta karşılaşanlar çok başarılı insanlar olsalardı, anasız, babasız büyüyen ya da terk edilmiş insanlar ilerleyen yaşamalarında çok başarılı ve çok mutlu insanlar olurlardı.
Ama ne yazık ki genel olarak öyle değildir..

Onun içindir ki;
ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ HAYATIN ACIMASIZLIĞI İLE KARŞILAŞTIRARAK EĞİTMEYİ DÜŞÜNMEK YERİNE, HAYATI ACIMASIZ OLMAKTAN ÇIKARMAK DAHA DOĞRU VE DAHA GERÇEKÇİ BİR DÜŞÜNCE VE TAVIRDIR.

Futbolu da buna göre uyarlarsak, çocukları ve gençleri futbolun acımasızlığı ile karşılaştırarak eğitmek yerine futbolu acımasız olmaktan çıkarmak gerekir.

GELİŞİM LİGLERİ, ALTYAPI MÜSABAKALARI

GELİŞİM LİGLERİ, ALTYAPI MÜSABAKALARI VE GENEL OLARAK FARKLI SKOR İLE BİTEN MÜSABAKALAR BİZE BİR ŞEYLER SÖYLER.

Çocuk veya gençlerin müsabakasında, maçın sonucu skor olarak "hezimet" diye tanımlanan şekillerde bitiyorsa, orada eğitim ve gelişim adına bir süreç ve bir müsabakadan söz etmek mümkün değildir.

Birincisi altyapı eğitimi ile ilgili gelişim liglerinde "hezimet" diye bir kavram, düşünce olmaz, olmamalıdır.
İkincisi eğer çok farklı skorlar ile biten müsabakalar varsa bu altyapılar adına bir fırsat eşitsizliğinin ve imkan yokluğunun göstergelerinden birisidir. Fırsat ve imkan eşitsizliği ilgili kurum ve kuruluşların ayıbıdır.

Üçüncüsü 5-0 veya benzeri skorlardan tutunuz 10-0 veya benzeri skorlar ile biten müsabakalar, skoru elde edenleri geliştirmeyeceği gibi, kaybedenlerin deneyim elde etmeleri ile sonuçlanmaz. Bu tür müsabakalar her iki takımda yer alanlar için bireysel farkındalıklar açısından gereksiz ve olumsuz duygu ve düşünceler oluşturulmasına neden olur.

Ve dördüncüsü, eğer bir maçın skoru çok farklı bitiyorsa orada müsabakadan söz edilemez. Farklı sonuç elde eden takım iyi oynadığı için değil, karşısında takım olmadığı için kazanmış demektir.

Rekabetçi Eğitim Anlayışı


SPOR EĞİTİMİNDE "REKABETÇİ ANLAYIŞ" SANILDIĞI VE SÖYLENDİĞİ GİBİ "GELİŞTİREN" ve "GELİŞİME NEDEN OLAN" BİR ANLAYIŞ DEĞİLDİR.

Eğer eğitim içeriğinizi ve anlayışınızı "diğerinden daha iyi olma"ya dayalı rekabet etmek gereği üzerine kurarsanız, elinizde kalanlar en iyi olanlar ve olacaklar değil, "en güçlüler ve en duyarsızlar" olur.

En güçlü ve en duyarsız olanların "en iyi" olduklarını ise asla bilemezsiniz.
Çünkü ilerleyen süreçte en iyi olma olasılığı olanlar çoktan elenmiş veya beğenilmemiş ve gönderilmiş olanlar olabilecektir.

Çünkü gelişim denilen süreç devam ediyorken, öğrenme denilen süreç ise hiç bitmiyor iken "rekabet" ettirilerek kaybedenler ile "kazananların" en iyi ya da en kötü oldukların değerlendirmesi aslında bir felakettir.
Oysa insanların en iyi olabilmeleri için deneyim yaşamaya ihtiyaçları vardır.

Rekabet ise iyi olmak için gerekli olan süreci ve deneyim yaşamayı engelleyen veya sona erdiren bir ortam yaratır.
Çocuklar ve gençler rekabete dayalı olarak gelişmezler, sadece birbirlerine üstünlük kurmayı öğrenirler.

Birbirlerine üstünlük kurma çabasının kişileri geliştirdiği sanılır. O bir anlık ya da bir süreçlik yanılsamadır. Çünkü üstünlük kuranın tek bir özelliği ile öne çıkmış olmasının bir sonucudur.
Bu gelişimin bir göstergesi değildir. Hele hele hedefe yönelik bir gelişim göstergesi hiç değildir.
Gelişmiş olmak giderek artan ve artarak sürdürülen özellikler ve özelliklerdeki değişim demektir.
İşte rekabet bunu engeller. Çünkü üstünlük kurmada kullanılan o tek özellik başatlaşır. Yani o özellik tek ve biricik önemli özellik olur.
Başatlaşan özellik ise giderek tek dayanak ve tek gösterge haline gelir. Bu ilerleyen eğitim ve performans sürecinde fakirleşme, sığlaşma, yetersiz kalmaya neden olur.
Kendisine karşı üstünlük kurulan ise zaten tükenmiş veya tüketilmiş demektir.
Dolayısıyla her ikisi için de gelişim sonlandırılmış demektir.

Rekabet ne yazık ki işte budur.
Futbol eğitimi sürecine hiç bu gözle baktınız mı?
Lütfen bakınız.

Gelişmeye açık ne çok çocuk ve genç yitirdiğimizi ve kazandığımızı sandığımız ne kadar gencin aslında özellikli oyuncular olmadıklarını gördüğümüzde rekabetin öyle sanıldığı gibi geliştiren bir şey olmadığı aklımıza gelsin.
Rekabet eşitlerin olduğu ortamlarda ve performans sürecinde anlamlı ve gerekli olabilir.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...