5 Oca 2020

KULÜPLER TEKNİK ADAM TERCİHLERİ

KULÜPLER TEKNİK ADAM TERCİHLERİNİ YAPARLARKEN ÖLÇÜTLERİNDEN BİRİSİ DE MUTLAKA "OYUN VE OYUNCU GELİŞTİRİCİ ÖZELLİĞİ" ÖLÇÜTÜ OLMALI...

Epey zamandır genç, özellikli ve geleceği olan bir oyuncudan söz ediliyor bazı yayın organlarında...

Kayserispor’un genç oyuncusu Emre Demir’den söz ediyoruz.

Emre'nin bu yaşına kadar nerede, nasıl geliştiği ve yetiştiği elbette önemli...
Ama bunun kadar önemli bir şey daha var.

Emre A takım kadrosuna yeni dahil edilmiş, çok genç bir oyuncu.. 2004 doğumlu.

Böylesine genç bir oyuncunun, gelişim açısından daha alması gereken epey bir yol olduğu açık... Peki Emre bu genç yaşında kulübünün yönetim anlayışı gereği tanışmak ve karşılaşmak zorunda kaldığı, bu kadar fazla sayıda teknik adamdan nasıl faydalanabilir?

Soruyu bir de şöyle soralım;
Genç yaştaki oyuncular fazla sayıda teknik adamdan, kısa süreçlerde öğreneceği ve öğrenerek gelişeceği neler olabilir?

Bakınız Kayserispor'un bir kaç sezonda tam 10 farklı teknik adam ile çalışmış. Bunlar sırasıyla,
Tolunay Kafkas
Hakan Kutlu
Sergen Yalçın
Mesut Bakkal
Marius Sumudica
Ertuğrul Sağlam
Hikmet Karaman
Samet Aybaba
Bülent Uygun
ve Robert Prosinecki...

Gerçekten de çok fazla değil mi?

Eğer çok fazla teknik adamla, kısa süreçlerde birlikte olmak genç oyuncuları geliştirmiş olsaydı, Türkiye özellikli ve mükemmel futbolcular ülkesi olurdu...

Muhtemelen Emre bu teknik adamların çoğu ile iletişim dahi kuramamıştır.

Özetle; Türkiye'de gereğinden fazla ve kısa süreçli teknik adam değişimlerinin olumsuz yönlerinden birisi de takımlardaki genç oyuncuların gelişimleri üzerinde olabileceği mutlaka değerlendirilmelidir.

Daha önemlisi kulüplerin teknik adam tercihlerini yaparlarken "geliştirici teknik adam" özelliği olan kişilerin tercih edilmesi ve bu tip teknik adamlar ile uzun süreçli mukavele yapılması düşünülmelidir.

Klopp 4 yıldır Liverpool'da. Ve daha devam edecek.
Henderson, Firminho, Fabinho ve daha bir çok oyuncu üzerindeki etkisi inanılmaz. Oyun konusundaki etkisi ise ortada... Avrupa'da bu anlamda başka epey örnek var.

Not: Yazı, Emre Demir üzerinden yazılmış olsa da asıl amacı Kulüplerin teknik adam tercihleri ve oyuncu gelişimi ilişkisi üzerinedir.

4 Ara 2019

İşgücü, Verimlilik ve Futbol İlişkisi

Bir iş için harcanacak işgücü, o iş ile ilgili becerilerin gelişmişliği ve o iş ile ilgili stratejilerin doğru seçimi oranında azalır veya artar.

Enerjinin diğer bağlamda kondisyonun verimli kullanılması beceri düzeyi ve amaca yönelik davranışlar doğrudan ilgilidir.

Onun içindir ki;
Çocuklarda ve gençlerde kuvvet, sürat, ve dayanıklılık gelişimi ile ilgili harcanacak zamanın daha büyük kısmı teknik ve taktik gelişim düzeyi ile harcanmalıdır.

İş ile ilgili beceriler ve iş için gerekenleri amacına göre yapma uğraşı işgücünü zaten büyük ölçüde geliştirir. Ama öncelikle işgücünü geliştirme çalışmaları iş becerilerini ve işi yapma yollarını gelişimini sağlamaz.

Kıssadan hisse;
Futbol bir oyundur.
Oyunlar için belirleyici olan oyunu oynayabilme becerileri ve oyunu oynama biçimindeki farklılıklardır (stratejiler-taktiklerdir)...

Yaşa uygun beceri ve strateji geliştirme eğitim çalışmaları, ilerideki spor verimliliği için asıl belirleyici olan eğitim yatırımı demektir.

Mutsuzluk ve Çocuklar

Mutsuz çocukların gelişimleri genelde sorunlu olur.

Mutsuz çocuklar normal koşullarda olmaları gereken gelişim düzeylerinde olmadıkları gibi, uygun koşullarda ulaşacakları gelişim potansiyellerine asla ulaşamazlar.

Çünkü mutsuzluk engelleyici bir faktördür. Mutsuzluk vücutta hormonal ve dolayısıyla biyolojik değişimlere neden olur ve kişinin gelişim alanlarını durağanlaştırır veya yavaşlatır. Bu çocukların bedensel, motor, düşünsel, sosyal, duygusal tüm gelişim alanlarına değişik düzeylerde yansır.

Özetle mutsuzlukta her türlü gelişimsel verim düşer.

Çok az çocuk mutsuzken gelişir. Çok az çocuk mutsuzken çok başarılı olur.
O da muhtemelen mutsuz olmaktan kurtulmak içindir. Ama pek az çocuk bunu gerçekleştirebilecek özelliğe sahiptir.

Bunun içindir ki, çocukların okulda, sporda başarılı, gelişime açık ve verimli olmalarını sağlamanın ön koşulu onların öncelikle mutlu olmalarını sağlamaktır.

Mutluluk elbette çocuğun her istediğinin yerine getirilmesi, onun şımartılması, ayrıcalıklı olmasının sağlanması demek değildir. Mutluluk çocuğun bedensel, duygusal, düşünsel ve sosyal olarak ihmal edilmemiş, yaş düzeylerine uygun etkinlik ve yaşam düzeni içinde bulunması ve akranları ile aynı imkan ve fırsatlara sahip olması demektir.

Mutluluk olmadan gelişim, gelişim olmadan verimlilik olmaz.

Lakin çocukların mutluluğu konusunda evde, okulda ve spor alanlarında oldukça eksik kaldığımızı da belirtmemiz gerek. İyi sporcular ve başarılı öğrenciler ile mutluluk arasında anlamlı bir ilişki vardır. Ve mutluluk sadece para ile sağlanacak bir yaşam niteliği değildir.

SPOR ALTYAPILARI ULUSAL BAĞLAMDA 3 TEMEL ÜZERİNE İNŞA EDİLİR

1. Herkesin spor yapma imkanı bulduğu, futbol oynadığı ve esas olarak niceliğin amaç olarak belirlendiği, tüm ülke çocuklarını kapsayan bir spor/futbol modellemesi,

2. Yukarıdaki niceliğin giderek nitel bir yapıya dönüştüğü, spor eğitiminin sporcu olmaya doğru evrilmeye başladığı, çok sayıda özellikli çocukların daha uzun, daha kapsamlı ve formal bir eğitime tabi tutulacakları spor modellemesi,

3. Olimpik özelikleri, üst düzey becerilere ulaşma hızı, düzeyi ve kalitesi ve yarışmacı kimliğini ile yola devam edenlerin sayıca daha az ama üst düzey sporculuk özellikleri ile kalıcı olanların toplandığı spor modellemeleri.

Nicelik elbette niteliği belirlemez.
Ama niteliğin en önemli başlangıç noktası veya çıkış noktası niceliktir.

İyileri seçerek vereceğiniz bir eğitim modellemesi yerine,
Herkesi eğiterek, iyilerin giderek ortaya çıkacağı bir eğitim modellemesi daha insancıl, daha sağlıklı, amaca daha uygun ve süreci daha verimli kullanmak demektir.

Seçtiklerimizle değil, kendi kendilerine seçilerek yola devam edenler kalıcı olurlar.

Dahası bir ülkenin spor modeli birlileri sporcu olsun diye değil, herkes spor yapsın diye başlar, o herkesin içinden ayıklanarak devam edenler sporcu olurlar...

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ VE FUTBOL ÜZERİNE BAZI NOTLARI

1

Futbol Oyunu İki Doğal ilke ve anlayış üzerine tasarlanmış ve kurgulanmış bir oyundur.

1. Gol atmak ve
2. Gol yememek.

Oyunun özü budur.

Basit düşünüp, basit yaşamak aslında sanıldığı gibi kolay, ucuz, sıradan ve vasat olmak değildir.
Tam tersidir.
Basit düşünmek ve basit yaşamak demek bir anlamda rafine olmak becerisi ve düzeyi demektir.

Rafine olmak demek ise fazlalıklardan, süslerden, karmaşadan, gösterişten, sükse yapmaktan arınmak, yüklerinden kurtulmak ve daha doğal olana, doğru olana, iyi olana ve güzel olana ulaşmaktır.

İşi daha da somutlayarak devam edelim;

Futbol oyunu gol atma ve gol yememe ilkesine göre tasarlanmış bir oyundur dedik. Yani iki ilke üzerine inşa edilen bu oyunun esasında bir amacı vardır. Gol atmak...

Evet.... Futbolun ve benzer oyunların tümünün "oyun" olmasını sağlayan biricik amaç gol atmak amacı üzerine kurgulanmıştır.

Gol atmayı çıkarın ortada oyun kalmaz.

Peki ne demeye çalışıyoruz? Şun;

Futbol Oyununu karmaşıklaştırmak, bilinmeyen şeyleri çoğaltmak oyunu zenginleştirmez. Tam tersine oynanamaz hale getirir.
Futbolu oyun kılan eğlence ve amaç eğer gol atmaya dayalıysa, gol atmanın olabilecek en basit, en sade, en anlaşılabilir ve en uygulanabilir pratiklerini çalışmak ve becermek zorundasınız.

Futbol gelişimi demek anlamadığımız, bilmediğimiz ve beceremediğimiz bir çok şeyi uygulamaya çabalamak değildir.

Futbol yapabildiklerin ve becerebildiklerinle oynanır. Oynadıkça gelişir. Sonra geliştikçe farklı oynanmaya başlanır.

Ama bunun için sade olanı, gösterişten uzak olanı, uygulayabildiğini seçmek koşuluyla...

Gelişim karmaşık hale getirmek ve zora sokmak değildir.
Gelişim kat ederek ilerlemek demektir.

2
GELİŞİM PSİKOLOJİSİ VE FUTBOL NOTLARI 2

Çocukların futbol oyununa yönelik gelişimlerinin bazı kritik dönemleri vardır.

Bunlardan birincisi 3-6 yaş arası tekmeleme davranışıdır.
Tekmeleme topa ayakla kontrolsüz ve kademelendirme olmaksızın ilkel vurma davranışıdır. Sonraki süreçlerde bu davranış gücün kademelendirilerek kontrollü dokunuşlara, stoplara, paslara ve şutlara dönüşecektir.

Ama futbol oyununa ilişkin esas olarak "oyunsal karakteri özümseme ve fark etme" anlamında ilk kritik davranış; 7, 8, 9, ve 10 yaşlarındaki tüm çocukların topa sahip olma, topa sahip olduklarında, karşıdaki kaleye yönelme ve gol atmayı amaçlama davranışlarıdır.

Futbol bu değildir belki ama "futbol oyunu" tamamen budur.

Çünkü bütün çocuklar önce işin özünü, basit anlamını ve basit amacını algılamak isterler. Algılamaya başladıklarında anlamaya da başlarlar.

Çocuklara gereğinden önce bir şey öğretmek ve gereğinden çok şey öğretmek onların öğrenmesini pek sağlamaz.

Çünkü çocuklar algılamadan anlamazlar.
Algılamak anlamanın ön koşuludur.
Anlamak için algılamak, algılamak için o şey her neyse onu gerçekleştirebilme olgunluğuna ulaşmış olmak gerekir.

8-9, ve 10-11 yaşlarındaki çocuklardan 13 ve sonrası yaş çocukların algıladıkları ve anladıkları şeyleri gerçekleştirmelerin beklemek ve istemek çocuklara eziyettir.

Çünkü eğlenmeden, işin özünü algılamadan ve anlamadan yapılan tüm uygulama çalışmaları çocukları mutsuz eder.
Ve geliştirmez.

Anlamadan bilinmez.
Bilinmeden gerçekleştirilmez.

3

Çocukların 8 yaşlarına kadar yaptıkları her türlü hareket etkinlikleri ve oyunlar onların gelecekteki futbol oyunculuklarını doğrudan ve olumlu olarak yüzde yüz oranında etkileyecektir.

Çocukların 8-9 yaşlarındaki her türlü hareket ve oyun etkinlikleri ve her türlü bedensel aktiviteleri onların futbol oyunculuğu becerilerine büyük ölçüde etki edecektir.

Lakin çocukların 10-12 yaşlarından itibaren her türlü hareket ve oyun etkinlikleri onların futbol oyunculuğuna doğrudan değil, dolaylı olarak etki etmeye başlar. Bu yaşlar ve sonraki süreçte çocukların futbol oyunculuğu becerilerini doğrudan etkileyecek biricik şey futbol oyunu ve futbol oyunun karakterize olduğu faaliyetlerdir.

ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ ÜZERİNE BİR KAÇ PARAGRAF

Çocukları başıboş bırakmak nasıl bir eğitim değilse, çocukları zapturapt altına alarak, her şeyi dikte ettirerek gerçekleştirilen eğitim de iyi bir eğitim değildir.

Çocukları kendilerine ve çevrelerine zarar vermeyecek ve zarar görmeyecekleri koşulları ve ortamları hazırlayarak, gerektiğinde onlara ip uçları sunarak kılavuzluk edilen, özgür ve bağımsız davranmalarına imkan tanıyan eğitim yaklaşımları ve programları ideal eğitimdir.

Çocuklarda yaratıcı özellikler geliştirmenin başka bir yolu, yaklaşımı ve programı yoktur.
Söz konusu ideal eğitim yaklaşım ve programlarının özü; Onların kendi kendilerini test edecekleri ve kendi kendilerine geribildirim vererek tekrar deneyecekleri ve bu şekilde kendilerini geliştirecekleri eğitim süreçleri oluşturmaktır.

12 YAŞINA KADAR


Biliyorsunuz genelde bütün çocuklar forvet oynamak ister.
Neden?
Forvet olmanın cazibesinden mi?
Yoksa futbol oyununun karakterine ilişkin ilk algının "topa sahip olma" ve "gol atma" şeklinde olmasından mı?

Çocuklar futbol ile "oyun olarak" ilk tanışmaya başladıklarında, futbolu oyun olarak oynamaya başladıkları yaşlarda, tek bir şey düşünürler; "Topu kapmak, kaptığı top gidebildiği kadar gitmek ve topu üç direğin arasından geçirmek".

Topa sahip olmak ve gol atmak çocukların ilk futbol oyun algısı ve o algının davranışa dönüşme sürecidir.

Bu durum genel olarak 11-12 yaşlarına kadar hep böyledir.

Söz konusu bu yaş süreçleri çocukları top ile ilişkili tüm hareket çeşitliliği ve becerilerinde de en yoğun artışın yaşandığı yıllardır.

Daha iyi eğitim adına veya sistemli eğitim adı adına, bu yaşlara değin çocukları pasa ve saha içinde konum almalara zorlayarak, çocukları bu muhteşem sürecin olabilecek en iyi ve en verimli şekilde geçirmelerine engel olmamak gerekir.

Sorun eğer bencillik ise o başka.
Bencilliği engelleyeceğim diye bireyselliği engellersek, top ile ilişkili davranış çeşitliliği ve becerileri açısından eksik çocuklar yetiştiririz.

Bencillik anlamsız, amaçsız, keyfi, çıkarcı bireycilik demektir.
Bireysellik ise güvenli, yaratıcı, müteşebbis, sorumluluk alan ve fayda sağlamak için öne çıkan demektir.

Aradaki dengeyi sağlamak ise eğitimcilik ve eğitimci antrenörlüktür.

Not: 12 yaşından önce oyun sahası içinde alan ve yer konumlandırmalar, sözde dizilişler ve sözde taktik uygulamaların çoğunlukla çocukların anlamadıkları, anlamadıkları için beceremedikleri ve zevk almadıkları, zevk almadıkları için de gelişmedikleri uygulamalardır.

Taktik soyut bir şeydir.
Çocuklar 12 yaşına kadar soyut düşünmezler.

Hele hele 10 yaşına kadar futbol toptan ibaret bir oyundur.

10-12 yaşlarında ise futbol o topu kullanma, yönetme ve üç direk arasından geçirmekten ibaret bir oyundur.

Onlar için her şey somut olmalıdır.
Onlar için her şey görülebilir, dokunulabilir ve gerçekleştirilebilir olmalıdır.

Yoksa göstermeleri gereken gelişimi gösteremezler.

Bireysellik ve Kolektiflik

"Ben kazanırsam takımım da kazanır" ile "takımım kazanırsa ben de kazanırım" duygusu, düşüncesi ve pratiğini öyle bir dengelemeliyiz ki;

Ne bireysel gelişimin önünü kapatmalıyız.
Ne de takım olma bilincinin ve ahlakının yok olmasına izin vermeliyiz.

O halde yapılacak şey bellidir;

12 yaşına kadar çocuklar belli ilkeler doğrultusunda bireysel ihtiyaçlarının, bireysel ilgi ve isteklerinin peşinde koşmalı ve peşinde olurken gelişmeleri sağlanmalıdırlidir.
.
12 yaş ile beraber toplumun, takımın veya grubun bir parçası olarak bireysel becerilerini sergilemeyi öğrenmelidirler.

15'li yaşlardan itibaren ise bireyselliğin ve bireysel becerilerin çoğunlukla toplum için, takım için, grup için kullanılması gereğinin, yani kolektiflik ihtiyacının duygu ve bilince dönüştüğü bir yaşam biçimine başlamalıdırlar.

Bunu hareket, beden eğitimi, spor ve futbol açısından yorumlamaya çalıştığımızda ortaya çıkacak olan sonuç, bazı şeyleri yanlış yapmaya çalıştığımız gerçeğidir.

Oyun gelişimi mi? Oyuncu gelişimi mi?

Futbol Oyununun gelişimi "oyuncu gelişimini" de belirler.

Oyunun oyuncu gelişimini belirlemesine ilişkin günümüze özetle bir bakalım;

1. Her mevkinin oyununu asgari düzeyde oynayan mevki oyuncuları şeklinde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

2. Savunma bölgesi, artık savunma bölgesi değil, oyunun organize edildiği bir bölge haline gelmiştir. Dolayısıyla o bölge yer alan oyuncular da oyunu organize edecek beceri düzeylerine sahip olmak zorundadırlar.

3. Artık klasik olmaya başlamış 1., 2., ve 3. bölge oyunu ve oyuncuları yerine, oyunu tüm bölgeleri kapsayacak kadar geniş oynayabilen ama aynı zamanda oyunu bir bölgenin kendi içinde 2, 3 veya 4 ve daha fazla alt bölgeye kadar bölümlendirilerek dar alanda oynandığı (baz half-space), sürekli değişen ve dönüşen oyun ve buna ilişkin oyunculuk becerileri esas hale gelmiştir.

Bu anlamda bir futbol takımındaki tüm oyuncularının "oyun becerilerinin" ve haliyle top ile ilişkili her türlü davranış becerilerinin üst düzeyde olması artık bir zorunluluktur.

Kıssadan hisse altyapı eğitimlerinde "defans oyuncusu" yetiştirme adına topu def eden, yani sadece uzaklaştırmaya dayalı davranış becerileri tam anlamıyla tarih olmuş durumdadır.

Keza orta saha oyuncularının zaten karakterleri gereği savunma ve hücum oynayabilen oyun becerilerine sahip olmaları, hücum oyuncusu olarak nitelendirilen oyuncuların da orta alan ve hatta savunma mevkilerinde görev ve sorumluluk almalar, futbol oyunun giderek basketbol oyununa dönüşmeye başlaması şeklinde açıklanabilir.

Özetle klasik mevki oyunculuğu yerini her mevkide top ile oyun oynayabilen oyunculuk almıştır. Çünkü oyun evrimleşmiştir.

Artık oyunculara göre oyundan ziyade oyuna göre oyuncular zamanı ve çağındayız.

14 Kas 2019

Anlamak Önemlidir

Anlamak çok önemlidir.
Anlamak demek dinlemek demek değildir. Anlatılanı bilmek demektir.

Eğer anlatılanı bilmiyorsanız, anlatan için bir şey ifade etmemeye başlarsınız.

İyi anne ve baba olmak istiyorsak anlamalıyız.
İyi öğretmen ve iyi antrenör olmak istiyorsak anlamalıyız...

Anlamak için anlatılanı hissetmek gerekmez. Çünkü hissetmek için yaşamış olmak gerekir.

Eğer bize anlatılanların hepsini anlamak için hissetme zorunluluğumuz olsaydı, bize anlatılanların hepsini yaşamış olmamız gerekirdi. Bu mümkün değil. Gerekli de değil.

Hissetmek de elbette çok önemlidir. Anlamayı kolaylaştırır.
Lakin anlamak için anlatılan her şeyi yaşamış olmak ne gereklidir ne de mümkündür.
Hırsızlığı anlamak için hırsız olmak gerekmez ama hırsızlığın ne olduğunu bilmek gerekir.

İşte bunun içindir ki, anlatılanları anlamak için bilmek gerekir.
Anlamak için bilmek, bilmek için bilgi ve bilince dönüşmüş bilgi iyi ebeveyn ve iyi eğitimci olmanın yegane ön koşuludur.

Gelişen ve Evrilen Futbol Üzerine İki Kısa Not

1
Futbol Oyununun gelişimi "oyuncu gelişimini" de belirler.

Oyunun oyuncu gelişimini belirlemesine ilişkin günümüze özetle bir bakalım;

1. Her mevkinin oyununu asgari düzeyde oynayan mevki oyuncuları şeklinde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

2. Savunma bölgesi, artık savunma bölgesi değil, oyunun organize edildiği bir bölge haline gelmiştir. Dolayısıyla o bölge yer alan oyuncular da oyunu organize edecek beceri düzeylerine sahip olmak zorundadırlar.

3. Artık klasik olmaya başlamış 1., 2., ve 3. bölge oyunu ve oyuncuları yerine, oyunu tüm bölgeleri kapsayacak kadar geniş oynayabilen ama aynı zamanda oyunu bir bölgenin kendi içinde 2, 3 veya 4 ve daha fazla alt bölgeye kadar bölümlendirilerek dar alanda oynandığı (baz half-space), sürekli değişen ve dönüşen oyun ve buna ilişkin oyunculuk becerileri esas hale gelmiştir.

Bu anlamda bir futbol takımındaki tüm oyuncularının "oyun becerilerinin" ve haliyle top ile ilişkili her türlü davranış becerilerinin üst düzeyde olması artık bir zorunluluktur.

Kıssadan hisse altyapı eğitimlerinde "defans oyuncusu" yetiştirme adına topu def eden, yani sadece uzaklaştırmaya dayalı davranış becerileri tam anlamıyla tarih olmuş durumdadır.

Keza orta saha oyuncularının zaten karakterleri gereği savunma ve hücum oynayabilen oyun becerilerine sahip olmaları, hücum oyuncusu olarak nitelendirilen oyuncuların da orta alan ve hatta savunma mevkilerinde görev ve sorumluluk almalar, futbol oyunun giderek basketbol oyununa dönüşmeye başlaması şeklinde açıklanabilir.

Özetle klasik mevki oyunculuğu yerini her mevkide top ile oyun oynayabilen oyunculuk almıştır. Çünkü oyun evrimleşmiştir.

Artık oyunculara göre oyundan ziyade oyuna göre oyuncular zamanı ve çağındayız.

2
Günümüz futbolunda artık uzun top veya orta yapma diye bir şey yok...
Mesafe, yön, açı ne olursa olsun pas var.

Takım arkadaşıyla buluşma oranı %50 olan orta yapma ve uzun top tarihe karıştı.
Çünkü her ikisinde de topun takım arkadaşınla buluşma oranı ortalama %50 olan orta yapma ve uzun top, günümüz futbolunda topu rakibe vermekle eş anlamlıdır.

Artık set oyununda olsun, hızlı oyunda olsun %100 oranına isabetli ortalar ve uzun toplar ile oynanan bir futbol çağındayız.

Dolayısıyla, "Günümüz futbolunda orta yapma ve uzun top oyunu bitmiştir" görüşünü değiştirip "isabet oranı %100 olmayan orta ve uzun top oyunu bitmiştir" şeklinde düzeltmek gerekir.

Çünkü %100'e yakın isabet kaydeden ortalar ve uzun toplar her zaman işlevsel ve sonuca yönelik taktik oyun davranışlarıdır.

30 Eki 2019

Futbolda eğitiminde asimetrik ve simetrik kavramları ve pratiği üzerine

Simetrik düz/doğrusal olanı, asimetrik düz/doğrusal olmayanı ifade eden kavramlardır.
Sporda ve özellikle futbolda çok kullanılır.

Futbol genelde asimetrik bir oyun olarak tanımlanır. Oyunlar genelde düz/doğrusal olmayan bir şekilde oynanır.

Çünkü futbol oyununda pozisyonlar gereği top ile veya topsuz bir çok zik zak hareket etmeyi ve yer değiştirmeyi gerektirir...

Ama işte bu doğru ve bu gerçek, yani futbolun asimetrik harekete dayalı bir oyun olduğu düşüncesi, futbol oyun gelişimi adına önemli problemlerden birisini de oluşturur.

Bugün futbolcuların bireysel oyunculuk özelliklerine bakıldığında, sayısı hiç de az olmayan futbolcunu top ile kesintisiz, top ile akıcı, top ile hızlı, top ile süratli, yani top ile simetrik hareketlilik özelliğinin yeterli düzeyde gelişmemiş olduğunu gözlemleyebiliyoruz.

Oysa futbol sadece bir bölgede oynanan, pasa dayalı, set oyunu ile gerçekleşen bir oyun değil. Kaldı ki set oyununda dahi top ile simetrik içeriye veya çizgiye kat eden oyuncuların gereği ve önemi belli.

Dahası geçiş oyunlarında olsun, sahayı geniş kullanmaya yönelik olsun, karşı atak oyunlarının birçok pozisyonunda dikine oyunda ihtiyaç duyulan oyuncu özelliklerinden birisi de top ile simetrik hareket eden, yani top ile akıcı, kesintisiz ve süratli oynayabilme becerisidir.

Hareketleri sonlandırmada, örneğin dripling sonrası orta yapmada kesintisiz ve akıcılık özelliği de yine simetrik oyun gelişimi de doğrudan ilgilidir. Dripling hızında bir kesinti olmadan ve orta yapma veya top kesme akıcılığı önemli oyunculuk özellikleri ve meselelerinden birisidir.

Özetle futbol oyunu sadece asimetrik bir oyun değil, aynı zamanda simetrik bir oyundur...
İyi oyuncular top ile hem asimetik ve hem de simetrik oyunu oynayabilme özelliğine sahip oyunculardır.
Futbol eğitimlerinde son yılların modası ve elbette gereği kısa pas ve dar alan oyunları üzerine şekillenmiş olsa da bir futbol takımının oyun şekli sadece bu anlayış olamaz. Dolayısıyla oyuncu özellikleri de sadece bu özelliklere dayanmaz.

Özetin özeti; Çocuklar zaten 10 yaşlarına kadar karakterleri ve gelişim özellikleri gereği düz oynarlar. Bırakın oynasınlar.
10-12 yaş top ile ilişkili becerilerde öneli bir yaş grubudur. Top ile ilişkili akıcı ve kesintisiz oyunculuk özelliğini de bu süreçte kazandırmaya çalışmalıyız.
Dahası çocuklarda sürat özelliğinin sıçrama yaptığı yaşlar sözünü ettiğimiz yaşlardır. Top ile sürat ve simetrik oyun özelliğini bu süreçlere denk getirmeliyiz. İlerleyen yaşlarda ise akıcılık ve kesintisiz hareket akıcılığını süratle birleştirmeye çok özen göstermeliyiz.

Top ile birlikte hareket ederken süratli olma, topu alırken veya verirken sürati ve hareket hızını kesmeme konusu en önemli altyapı eğitim çıktılarından birisi olmalıdır.

Üstyapılarda yer alan bazı oyuncuların en büyük eksikliklerinden birisi de budur. Topu verirken veya alırken akıcılığın kaybolması ve hareket hızının kesintiye uğramasıdır.

Futbol oyununda yön değiştirme, dönme başka bir şey, topu alırken veya aktarırken yavaşlama zorunluluğu hissetme başka bir şeydir.

Pozisyon oyunlarında hareket hızı ve akıcılık son derece önemlidir.

Gelişim sürecinde hareket eğitimi ve oyun eğitimi

Çocuklarda 12 yaşlarına kadar futbol eğitimini "genel hareket becerileri" ve "futbol ile ilişkili hareket becerilerini "çocuk-top ilişkisi" üzerine inşa etmek daha doğrudur.

Çünkü 12 yaşına kadar eğitimin asıl amacı çocukta "top ile ilişkiyi" geliştirmektir. (Ama bu ifade çocukların aynı şeyi yüzlece kez tekrar etmeleri ve durağan (statik) teknik çalışma yapmaları anlamına gelmelidir).

Çocukların 12 yaşlarından itibaren futbol eğitimlerinin genel içeriğini ve niteliğini "oyun gelişimi ve oyun becerileri" oluşturmalıdır.

Bunun için oyunun bütün unsurlarına odaklanmak gerekir. Oyun sahası, oyun sahasındaki tüm oyuncular ve hareketlenmeler.

Çünkü 12 yaşlarından itibaren düşünsel gelişime paralel olarak oyunun ne olduğu, nasıl oynanması gerektiği algısı ve anlayışı değişmeye başlar.

Çocuklarda bu yaşlardan itibaren oyun ile ilgili formasyon, oyunun kesintisi ve amaca yönelik gerçekleşmesi için, top ile oynayan oyuncu kadar, topun aktarılacağı diğer oyuncuların saha içinde konumlanmaları üzerine inşa edilmeye başlar.

Dolayısıyla,
1. Top ile ilgili becerilerini geliştirmek için verilecek eğitim içerikleri ve uygulamaları başka,
2. Oyun ile ilgili becerileri geliştirmek için verilecek eğitim içerikleri ve uygulamaları başkadır.

Ama bunlar birbirinden bağımsız, ayrı ve farklı şeylermiş gibi anlaşılmamalı ve bu şekilde planlanmamalıdır.

Yapılması gereken tek şey 12 yaşlarına değin topa odaklı ve top ile ilişkili hareket beceri temeli etkinlikler üzerinden, daha sonraki süreçte ise "oyun formasyonu" ve becerileri temel üzerinden "gelişim için eğitim planlamasıdır".

PAS EĞİTİMİNDE ASIL VE TEMEL OLAN ŞEY NEDİR?

Çocuklara pas vermeyi ve pas verme becerilerini geliştirmeden daha çok, pas almayı ve pas almak için yapması gereken davranışları öğretiniz..

Çünkü oyun devamlılığı pas vererek değil, asıl olarak pas alarak devam ettirilebilir.

Oyunun akıcı ve amaca uygun devam etmesi için topun başkasına aktarılması gerekir. Topun aktarılması için topun aktarılacağı kişi seçeneklerinin çok olması önemlidir. Ama çok daha önemlisi topun aktarılacağı en iyi bir seçeneğin mutlaka var olmasının sağlanmasıdır.

Biz daha çok pas verene odaklanan bir eğitimi tercih ederiz. Bunun nedeni oyuncuya değil daha çok topa odaklandığımız ve top kimdeyse ona odaklandığımız içindir.

Oysa oyun, topa sahip olmayanların konumları, hareketlenmeleri ve sürekli seçenek oluşturmaları ile devam eder ve asıl farkı bu yaratır.

Not: Yazıdan pas'ın ve pas öğretiminin önemsiz olduğu sonucu çıkarılmamalıdır.

Yazının teması, ne kadar muhteşem pas verme becerisine sahip olunursa olunsun, pası alacak birisi olmayınca o muhteşemliğin işe yaramayacağı ve oyun kurgusunun sağlanamayacağı üzerinedir..

Not:

"Pas verme becerisi teknik çalışmadır. Pas alma becerisi alan farkındalığını içinde barındıran hareket eğitimidir.
Futbolda alan farkındalığı ile uygulama eğitimleri ne yazık ki dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Oysa alan farkındalığı çalışmaları dolaylı değil doğrudan amaçlanan eğitim çalışmaları olmalıdır.

ÇOCUK GELİŞİMİNE DAİR KISA BİR NOT

Çocuğu önemserseniz o da sizi önemser.
Bütün olumlu ve güzel şeyler önemseyerek başlar.
Çünkü önemsemek, ardından değer vermeyi ve değer görmeyi getirir.

Önemsenmenin ve önemsemenin yaşı olmaz.
Her insanın her yaş döneminde önemsenmeye ve değer görmeye ihtiyacı vardır.

Önemsenmeyen ve değer görmeyen çocuklar önce "olumsuz benlik algısı" duygusu ile karşılaşırlar. Bu devam ederse ve sistematik hal alırsa "olumsuz kişilik" inşası başlar.

Olumsuz kişilik inşası ve yapısı demek, yaşamda her şeyin kendisine karşı olduğuna inanmaya başlamak demektir. Bu tür kişilik yapılanması beraberinde her yolu mubah gören bir yaşam biçimi oluşturmaya başlamak demektir.

Aile, okul ve spor hayatında çocukları şımartmadan ve kendilerini başkalarından üstün görmelerine neden olmadan önemsemek ve değer vermek gerekir. Çocuklara vereceğimiz en büyük ve en değerli eğitim budur.

Bu yaklaşıma özellikle spor alanlarında ve altyapı eğitim süreçlerinde çok ihtiyacımız var. Çünkü sporda becerikli çocukların bir müddet sonra şımarmaya başladıklarını ve kendilerini arkadaşlarından üstün görmeye başladıklarını görüyoruz.

Bu yaklaşım aynı zamanda onların daha iyi birer sporcu olmalarını da kolaylaştıracaktır.

Unutmayınız, kendini farklı görmek, ayrıksı görmek başka, kendini üstün ve ayrıcalıklı görmek başka bir şeydir.

Farklılık demek, üstünlük kurmak, egemen olmak ve ayrıcalıklı yaşamak demek değildir.

Farklılık özellikli olmak, özellikli olmak farklı olmaktır. Ama bunların hiçbirisi insan olmaya ve yaşamın eşit insanları olmaya engel değildir.

EKOLLERİN OLUŞUM SÜRECİNE DAİR BİR KAÇ NOT

Toplumsal kültürde yalan varsa, şiddet varsa, taciz varsa, adam kayırma ve ayrımcılık varsa, toplumsal kültürün yansımalarından birisi olan futbolda da bunlar bir şekilde vardır.

Çünkü futbol diğer yaşam alanlarından ve davranışlarından bağımsız değildir. Dahası futbol tüm sosyal sınıflara hitap eden bir etkinlik olması sebebiyle, toplumsal kültürü en iyi yansıtan spor dalıdır.

Bir ülkenin yaşam biçimi, yönetim biçimi ile o ülkenin sporu ve özellikle de futbolu arasından anlamlı bir ilişki vardır.

Burada "ekol" meselesine gelirsek;

Her şeyden önce ekol denilen şey toplumsal kültürden bağımsız bir şey değildir.
Dolayısıyla futbolda ekol de toplumsal kültür ile atbaşı giden bir nitelik taşır.

Ekol bir işi yapma biçimindeki ulusal, coğrafi, sosyal ilişkiler ve üretim-tüketim ilişkilerinden doğan bir karakter ile oluşur.

Eğer ulusal, coğrafi, sosyal, sınıfsal, ve üretim-tüketim ilişkilerinin ortak bir çıktısı olan karakteristik yapı eğer bir birikim oluşturmuşsa ekol ortamı ve koşulları da oluşmuş demektir. Aksi halde "ekol" de oluşturamazsınız.

Spor ve özellikle futbola bakarak genellikle toplumsal kültürünüzü, toplumsal kültürünüze bakarak da futbolunuzu tahlil edebilirsiniz.

Ekol işte tüm bu birikimlerin ortaya çıkardığı "toplumsal stil" dediğimiz kendine özgülüğü bir alana yedirmek, transferini sağlamak veya şekillendirmek demektir. Ekol süreç içinde birikimlerin karakteristiğe, o karakteristiğin oyuna yansıtılmasıyla ortaya çıkar.

"Hadi futbolda ekol olalım" diye bir şey yoktur.
Önce futbolda birikiminiz ve o birikimlerin ortaya çıkacak bir karakteristik yapınız ve karakteristiğin oyununuza yansıtılmış olmasını sağlamanız gerekir.

Ekol "toplumsal stil" olarak tanımlanabilir.
Stil bilindiği üzere bir işin, davranışların veya hareketlerin kişiye özgü gerçekleştirilmesi iken, ekol bir işin topluma özgü, halka özgü, coğrafyaya özgü gerçekleştirilebilme ve kabul görmesidir.

Bu işin başlangıcı nedir derseniz, herhangi bir alanda o alan ile ilgili ilgili bir kişiliğinizin olmasın ile başlayan bu süreç, o kişiliğin kimliğe dönüşmesi ile devam eder.

Ardından stiller oluşturabilme gelişim düzeyi ile o alanda yaygınlaşma ve örgünleşme ile tamamlanır ve sürdürülebilir olursa sonuç ekol olma ile tamamlanır.

6 Eki 2019

Futbol Eğitimi, Futbol Oyun Eğitimidir


"Futbol Eğitimi" demek, aslında "Futbol Oyun Eğitimi" demektir.
Dolayısıyla "insan ve oyun" ilişkisine dair ne varsa ve ne olması gerekiyorsa, futbol eğitimi de o olmalıdır.

Ama bu eğitim felsefesi ve yaklaşımına ilişkin eğitim uygulamasını, "at topu oynasınlar" şeklinde basit görmemek, ve bir eğitim pratiği haline dönüştürmemek önemlidir.

Peki ne yapmak ve nasıl yapmak gerekir;

1. Bölümlendirilmiş oyun eğitimi,
2. Kısmi oyun eğitimi,
3. Modüler oyun eğitimi,
5. Pozisyon oyun eğitimi,
6. Kurallı oyun eğitimi,
7. Amaçlı oyun eğitimi,
8. İhtiyaca göre oyun eğitimi,
9. Probleme göre oyun eğitimi,
10. Ve bütünsel oyun eğitimi gibi oyun öğretim biçimleri, yöntemleri ve uygulamaları ile yapmak gerekir.

Tekniğin, temel ve genel taktiğin, biyo-motor ve kondisyon eğitiminin yaşa ve gelişim düzeyine göre söz konusu oyun eğitimlerine transfer edildiği veya yedirildiği bir "futbol oyun eğitimi" en ideal "futbol eğitimi" olsa gerektir...

24 Eyl 2019

MONTESSORİ'YE GÖRE EĞİTİM NASIL OLMALI ve FUTBOL?

“Hayatın en önemli dönemi üniversite çalışmaları değil, doğumdan altı yaşa kadar olan süredir. Çünkü bu dönemde çocuk gelecekte olacağı yetişkini inşa eder. Sadece zeka değil, insanın bütün mümkün becerileri bu dönemde oluşur. Hiçbir yaşta çocuk zekice bir yardıma bu dönemde olduğu kadar ihtiyaç duymaz.” diyen Montesorri, bugün kendi adıyla tanımlanan okulöncesi eğitim modelinin adıyla da anılır.

Kendisi bir kadın ve bir doktordur.
Kadınlar, çocuklar, zihinsel engelliler ve elbette eğitim ile ilgili müthiş bir hayatın ve verimliliğin insanıdır.

İnsanlık bu çalışkan kadına çok şey borçludur.

Eğitim anlayışına dair bir kaç paragraf daha paylaşmak gerekirse;

Montessori’nin sisteminde çocukların sorumluluk duygusunun ve başarabileceği konularda iradeyi ele almasının önemi vurgulandığından öğretmen sınıfta otorite değildir.
(burada öğretmeni antrenör olarak düşünebiliriz)

Montessori ilkelerine göre, sınıflarda öğretmen müdahalesi neredeyse yoktur. Öğretmen sadece çocuğun önündeki engelleri kaldırmaya yardımcı olur.
Düşünen, soru sorabilen çocuklar yetiştirmeyi amaçlayan sistem ilk önce çocukların öğrenmeyi öğrenmesini hedefler.
(sahada antrenör müdahalesi neredeyse yoktur, antrenör sporcu adayına fırsatlar sunar, yol açar ve öğrenme ortamı hazırlar).

1.
Montessori Eğitimi’nde öğretmen çocuğa kendi başına yapabilmeyi öğretir. Bu şekilde çocuk bir iç disiplin geliştirir.

2.
Soyut kavramların somut bir şekilde sunulması Montessori Araçları’yla sağlanırken tüm duyulara hitap edecek şekilde tasarlanmıştır.

3.
Montessori yaklaşımı akademik gelişim dışında doğal çevre becerilerini destekler. Çocuklar özgün bireyler olarak ele alındıklarından kendi kapasitelerine ve ne istediğini bilmeye- bulmaya odaklandırılır.

4.
Montessori eğitiminin uygulandığı sınıflar, yaş gruplarına özel olarak tasarlanmış ve deneysel öğrenmeyle matematik, fen, müzik, sosyal etkileşimlere odaklanmıştır.

5.
Çocuklar sınıflarda kendi deneyimleriyle ve kendi hızlarında öğrenebilirler. Çocukların doğal meraklarını her an giderme özgürlüğüne sahip olması önemsenir. Eğitimler, doğumdan ortaokula kadar desteklenebilir.

6.
6-12 yaş bandındaki çocukların ilgi alanlarının desteklendiği ve yönlendirildiği entelektüel keşifler yaratın. Özgüven, hayal gücü, entelektüel bağımsızlık ve kendine yetme gibi becerilerin gelişmesine yardımcı olun. Çocuğu, yaşadığı toplumdaki, kültürdeki ve doğal hayattaki rolünü anlaması için teşvik edin.

7.
12-15 yaş arası bireyleri ekonomik dayanışmanın gerçekleşebileceği bir çiftlikte çalışması ve aynı zamanda kentteki tarım dışı ortamlara da dahil olmasını sağlayın
Genç yetişkine, kendi ile ilgili daha derin bir anlayışa sahip olması için yardım edin.
Akademik bilgilerini uygulaması için ortamlar sunun.
Kendini ifade etmenin, gerçek benliğine güvenmenin ve insanlar arası ilişkilerde kıvraklığın geliştirilmesine vurgu yapın.

ÇIKTI OLARAK ÖZETLE ŞUNLAR SÖYLENEBİLİR;

Yukarıdaki Montessori eğitim yaklaşımlarının altını futbola uyarlamak ve futbol eğitim çıktıları elde etmek, her antrenörün futbol alan bilgisi ve futbol öğretim becerisini birleştirerek yapabileceği çalışmalardır.

Bu spor okulunda Montessori futbol eğitim yaklaşımı uygulanmaktadır diyebilmek için bu eğitim anlayışının futbol ile birleştirilmesi yani sentezlenmesi gerekir.

Eğer sporda ve futbolda "okul" ama aslında "ekol" dediğimiz şeylerin temellerini atmak istiyorsak çıkış veya başlangıç noktası bu tür sentezler ve ilişkilendirmeler olmalıdır. Kopya çekerek, alıp aynısını uygulayarak "ekol" olmak mümkün değildir.

Çünkü ekol'de kendine has olma durumu vardır. Bu da ancak çalışarak ve yeni bir şeyler ekleyerek olabilir.

Oyun bildiğimiz futbol oyunudur.
Ama o oyuna ilişkin sana ait bir şeyler varsa ve senin kültürünü yansıtan bir şeyler ilave etmişsen ekol olmuşsun demektir.

Koordinatif Yetenek

Koordinatif yetenek denilen şey, aslında gelişmiş veya geliştirilmiş beceri düzeyidir ve şu şekilde çözümlenerek tanımlanabilir; Koordinasyon ilgili alana ilişkin "Bedenin ve ilgili hareketlerin mekana, nesneye, zamana, yönselliğe / yansallığa bağlı olarak dengeli olma ve dengeliliği sürdürme becerisidir".

Dolayısıyla koordinasyon "amaçlı davranış mükemmelliği sürekliliğidir." Koordinatif beceri ise "amaçlı davranışların mükemmelliği ve mükemmellik sürekliliği" olarak tanımlanabilir.

O halde koordinatif becerileri geliştirme amaçlı saha uygulamaları yukarıdaki dizgesel özelliklere içinde barındıracak biçimde planlanmalıdır.

Örneğin sadece bağımsız bir denge çalışması futbolda koordinasyon becerisi gelişimine neden olmamaktadır.

Zamana ve mekana bağımlı olmayan ve dikkate alınmayan top ile ilişkili çalışmalar da keza futbol koordinasyonu için istenen düzeyde koordinatif bir beceri düzeyine ulaşmayı sağlamaz.

Teknik Adam ve Taktik

ANTRENÖRLER, KENDİ TAKTİK BECERİLERİNİ VE ALTYAPILARIN İKİNCİ VE SON DÖNEMLERİNDE YER ALAN OYUNCULARININ TAKTİK BECERİLERİNİ GELİŞTİRMEK İSTİYORLAR İSE,

Topu ve pozisyonu izlemekten, top ayağında olan oyuncuyu gözlemekten ve sadece pozisyon analizi ve değerlendirmesi yapmaktan vazgeçmek zorundadırlar...

Bir antrenör daha ziyade oyunu izlemeli, oyuna odaklanmalıdır... Bunun için de tüm sahayı görmeli, görebileceği şekilde olmalı ve topsuz oyunculara, topsuz yer değiştirmelere ve sahadaki konumlanışa çok dikkat etmelidir.

Çünkü saha dizilişleri belirleyici değildir. O dizilişlerin topa sahipken ve topa sahip değilken konumlanışları ve nasıl davrandıkları önemlidir. Sistem denilen şey de esasen budur.

Antrenörler taktik beceri konusunda yeterli düzeye gelmek istiyorlarsa pozisyon taktiği ile değil oyun ve saha taktiği ile ilgili olmak durumundadırlar... Bu onların taktik üretkenlikleri yanısıra, taktik varyasyonlar konusunda çok daha fazla seçenek yaratacaktır.

Aslında taktik denilen şey top ayağında olan oyuncu ve ona yakın oyuncular kadar sahanın en ilgisiz görünen bölgesinde ve o bölgedeki oyuncunun bir sonraki süreçteki pozisyon için hazır olmasını veya gerekli konumda olmasının sağlanmasıdır.

İşin bir de altyapı ve öğrenen konumunda olan futbolcu tarafı da vardır.
Futbol oyuncularının taktik becerilerinin yüksek veya yeterli düzeyde gelişmesini istiyorsak, onlara da aynı şekilde oyun analizlerini tam saha ve oyunun tamamını içeren şekilde hem sözel ve hemde uygulamalı çalışmalar yaptırmak zorundayız. Bir altyapı oyuncusu şunu iyi anlamalıdır. Top nerede ve kimde olursa olsun , kendisinin mutlaka hareketlenmesi gereken bir yer, olması gereken bir nokta vardır.

Bir oyunda oyunun akışını ve sonucunu belirleyen şey aslında pozisyonun içindekiler gibi görünse de o an için pozisyonun dışında kalanlardır...

Bunun için video oyun çözümlemelerinde önceki karelere veya sonraki karelere bakmak yeterlidir..

Bir antrenör taktik çalışmaların çoğunu sahanın tamamına hakim bir noktadan izlemek ve yönetmek durumunda olmalıdır. Bu konum ve görüş açısı o antrenöre veya teknik adama müthiş şeyler söyleyecektir.

TAKTİK ÖĞRENME VE ÖĞRETİMDE ROLLER

TAKTİK BECERİ ÖĞRETİMİ VE UYGULATMA BECERİSİ YETERLİLİĞİ TEKNİK ADAMIN ASIL İŞİ VE ASIL SORUMLULUĞUDUR.

(Futbolda ve tüm takım sporlarında teknik adamların asıl işi, asıl yeterliliği ve asıl belirleyici özellikleri budur)...

TAKTİK BECERİ ÖĞRENME VE UYGULAMA YETERLİLİĞİ İSE OYUNCULARIN ASIL İŞİ VE ASIL SORUMLULUĞUDUR.

Bir futbolcunun takım oyunu oynayabilmesinin ve oyun kalitesine etki edebilmesinin en belirleyici özelliği taktik beceri uygulama yeterliliğidir.

Artık kulüp ve takımların teknik kadroları o kadar geniş ve uzmanlık içeren aktörler ile dolu ki... Teknik adamlara düşen biricik ve esas görev oyun stratejileri belirlemek ve mümkünse geliştirmek ve bu stratejilere uygun oyun şablonlarını bütünsel ve tam sahaya yansıyacak şekilde uygulatabilmeyi sağlamak..

Bunun için;

1. Teknik adamın kendisinin taktik oyun bilgi ve öğretim becerilerinin mükemmel olması,
2. Oyuncuların oyun taktiklerine uyum sağlayabilecek ve oyun değişiklerine ilişkin değişen görevleri hemen algılayabilecek zihinsel esnekliğe sahip olmaları gerekiyor.

Teknik adamlar, bu yeterliliklerini elbette çok okuyarak, çizerek, yazarak, demonstrasyon, dramatizasyon yaparak, örnek olay inceleyerek, müsabaka analizleri yaparak ve saha uygulamaları yaparak kazanırlar.

Oyuncular ise altyapı eğitim süreçleri taktik öğrenme süreçlerinde;

1. 9 yaşına kadar top ile ilgili bireysel taktik davranışlar ile ilgili,
2. 12 yaşına kadar top ve çevresi ile pozisyon oyunu ve takik becerileri ile ilgili,
3. 13 ve sonrası dönemlerde sırasıyla konum, alan, bölge, ve saha oyun becerileri (taktik oyun) eğitim süreçleri ile ilgili gelişirler veya gelişmelidirler...

Ancak takik denilen şey esas itibariyle bütün ve bütüncüldür.
Tüme varım değil, tümden gelim esasına göre işlenmeli ve sürdürülmelidir.

Lakin 9 yaşındaki çocuğun taktik ile ilgili algısı ve aklı için "tüm" olan nedir iyi bilinmelidir.

9 yaşındaki çocuk için futbol oyunu asla tüm sahada oynanan ve herkesin işin içinde olduğu bir oyun değildir. O halde bu çocuk için tüm olanın ne olduğu tümden gelim yönteminin nasıl uygulanması gerektiğini de söyleyecek veya belirleyecektir.

GELİŞİM VE TAKTİĞİN EVRİLMESİ ÜZERİNE KISA BİR NOT

9 yaşına kadar bütün çocuklar "forvet" oynar...
12 yaşına kadar bütün çocuklar forvet oynamak isterler.

Bu tamamen oyunun amacına odaklanmış olma ile ilgili bir durumdur.

Eğer gol yemeyen kazansaydı bütün çocuklar savunma oynamak isterlerdi...

Somut işlemler döneminden, soyut işlemler dönemine geçiş ile beraber, oyunu algılama şekli de değişmeye başlar.

Oyunun aslında sadece gol atmaktan ibare olmadığı, gol atmak için başka işlerin de yapılması gerektiği anlaşılmaya başlar.

İşte bu zihinsel gelişim değişimi futbolda taktiğin de öğretimi ve öğrenim sürecinin başlangıcıdır.

Yani diziliş ve savunma ve orta alan oyunları için çık acele etmemek gerekir.

Bir şeyi inşa etmek için inşa edilecek zeminin hazır olması gerekir. Yoksa ne kadar uğraşırsanız uğraşın inşa edemezsiniz.

12-14 yaş arası oyun alanının ve oyuncuların savunma, orta alan ve hücum algısı ile sınıflandırıldığı şekilde oynanmaya başlar.

15-16 yaş arası büyük sahalarda konumlanma ve bölgesel oyun görevlerinin gerçekleştirildiği, oyunun her yerde oynama davranışlarının oluştuğu ama bunun handikaplarının sezildiği ama çözümünün henüz oturtulamadığı süreçlerdir.

17-18 yaşlar futbolun "taktik bir oyun" olduğu ve "oyun taktiği" diye farklı oyun oynama biçimlerinin olması gerektiği ve tam saha oyunlarının işleyen sistematik bir mekanizma gibi olmasının pekişmeye başladığı süreçlerdir.

TOPA BAKARAK OYNAMAK


İyi futbolcular ayağındaki topa az bakar.
Çok iyi futbolcular (oyuncular) ayağındaki topa arada sırada bakar.

Mükemmel oyuncular ise topa sahip olduktan sonra ona bakma ihtiyacı duymazlar...

Altyapı eğitim süreçlerinde çocuklara "topa bakmayın" veya "topa bakmak yasak" demek, onların topa bakmalarını engellemeye yetmez.

Bunun için çocukların topa bakmamalarını sağlamak gerek.

Bu amaçla yapılması gereken ise, topa sahip olan çocukların çevresini sürekli sürekli takip etmek zorunda kaldıkları uyaranlara maruz bırakmaktır.

Çevresinde hareket edene bir şeye karşı tepki vermelerini sağlayacak veya bakmadan cevap vermeyecekleri sık uyaranlar olmasını sağlamak gerekir.

Eğitim uygulamalarında topa bakarken topu kaybetmelerine neden olunan çocuklar veya topa bakarken farklı yönlerden kendilerine gösterilen uyaranları izlemediği için yapması gereken davranışı yapma anını yitirmesine neden olunan çocuklar, bir süre sonra topa değil, çevrelerine bakmaları gerektiğini öğreneceklerdir. Ama bu iş için zaman ve bol oranda konu ile ilgili uygulama yapılması gerekir.

Bu özelliğin gelişimi için 8-9 yaşlara kadar olan yaş ve eğitim süreçleri ideal süreçlerdir.

Üstyapılarda "Geliştirici Teknik Adamlık" Ne Demektir?


Altyapı eğitim süreçlerinde antrenörlük mesleği geliştirici antrenörlük üzerine inşa edilen bir meslek alanıdır. Bu nedenler de "eğitimci antrenörlük" sıfatı çok doğru ve yerinde bir mesleki tanımlamadır.

Bugünkü paylaşımı çok kısa tutmaya çalışarak üstyapı takımlarında ve özellikle profesyonel liglerdeki takımlarda geliştirici teknik adamlık üzerine bir kaç not düşmek isteriz.

Süper lig, Premier lig, Bundesliga, Lig A, La Liga gibi en üst düzeylerde oynayan oyuncuların "gelişmeye" olan ihtiyaçları elbette bitmez. Çünkü öğrenme denilen şey bitmez.

Ama bu düzeylerdeki takımlarda oynayan oyuncuların teknik beceri açısından ve temel taktik ve genel taktik açıdan geliştirilme ihtiyacı içinde olmamaları gerekir. Keza biyolojik ve kondisyonel açıdan da hazırlanma, hazır olma ve hazır olmayı koruma konusunda geliştirilmeye değil, yönlendirilmeye ve kılavuzluğa ihtiyaçları vardır.

Asıl konumuz ise "gelişme" ve "geliştirme" üzerine olduğuna göre geriye ne kalıyor.

Üst düzey takımlarda "gelişme" ve "geliştirme"nin devam edeceği tek konu "oyun" ile ilgilidir.

Oyun ile ilgili gelişme ve geliştirme ise daha çok,
1. Oyun oynama biçimi ve anlayışı ile,
2. Oyun oynama yeri, alanı, mekanı, hızı, yönü ile,
3. Oyun akıcılığı ile,
4. Oyunda alınan rol ile,
5. Ve tüm bunların sağlanması adına zaman, mekan ve top ilişkisinin nasıl olması gerektiği üzerine şekillenmektedir.

Çok uzamasın diye örnekleyelim;

Premier ligi izleyenler bilirler. Leverpool da oynayan Firmino adlı oyuncuyu Klopp Liverpool'a gelmeden önce izleyin... Bir de şimdilerde izleyin.
İki tane Firmino görürsünüz.
Oysa Firmino tüm futbolcu özellikleri açısından aynı Firmino'dur..
Ne değişti de Firmino daha özel, daha güzel, daha klas ve daha faydalı bir oyuncu haline geldi?

Değişen tek şey Firmino'nun oyun ile ilgili yeri, mekanı, top ile temas zamanı, temas sayısı ve oyunda kendisine yüklenen sorumluluk ile ilgilidir.

Firmino'nun oyundaki rolü oyun oynama biçimini, oyun oynama biçimi de oyun anlayışını geliştirdi. Çünkü Firmino'ya en uygun rol, Firmino'yu en iyi oyuncu haline getirdi.

İşte üstyapı takımlarında teknik adamların asıl işi ve asıl belirleyici özellikleri budur ve bu olmalıdır. Bunu becerebilen teknik adamlar iyi teknik adamlardır.

Geriye oyunu okuma, analiz edilen rakibe göre oyun kurgusu ve daha çok da maç anındaki oyuna müdahaleleri kalır.

Aynı şeyler M.City takımında yer alan Sterling için de söylenebilir. Sterling 2 yıl önce Liverpool yetenekli ama sıradan bir oyuncuyken, M.City'deki Sterling yararlı ve üretken bir Strerling haline geldi.

Özetle üstyapılarda teknik adamlar oyuncuların temel eğitim becerileri ile ilgilenmez ve bu konuda geliştirici rolüne soyunmazlar.

Üstyapılar ve üstyapıların iyi teknik adamları oyuncuların oyunlarına yönelik geliştirici etki yaratırlar. Bunun da yolu teknik adamın üst düzey taktik ve oyuncu ilişkisi konusundaki yeterliliğidir.

BU ÜLKEDE SPOR VE ÖZELLİKLE FUTBOL ADINA ÇARESİZ OLANLARIN BAŞINDA AİLELER GELİYOR

Neden? Çünkü her aile çocuğunun iyi eğitim almasını ister.

Bunun için her aile veya ilgili her veli;
Çocukları için güvenecekleri kişiler, doğru eğitim verildiğinden emin oldukları okullar, kulüpler ve eğitim merkezleri ararlar.

Çünkü herkes çocuğunun sağlığından ve geleceği için iyi eğitim aldığından emin olmak ister.

Ve elbette herkes çocuğunu adil davranılan, önem ve değer verilen bir okula veya kulübe göndermek ister.

Bundan daha doğal bir şey olamaz. Doğal olmayan ve yanlış olan ise, aileleri bu açıdan çaresiz bırakmış olmaktır.

Elbette bazı veliler haddini aşan ve üstüne vazife olmayan işlere kalkışıyorlar ve bazı olumsuz davranışlar sergiliyorlar. Ama bunun da nedeni her konuda ölçüyü ve sınırı bilmeyen bir toplumsal kültüre sahip oluşumuz değil midir?

Şunu da unutmayalım. İlgili ve bilinçli bir çok aile artık eğitim adına yapılanları izliyor ve haklı olarak bazı uygulamalar konusunda kafalarında soru işaretleri oluşuyor. Çünkü birçok aile okuyor. Birçok aile günümüzde bilgiye ulaşmanın da verdiği kolaylıkla belli düzeyde bir eğitim farkındalığına ulaştı. Dolayısıyla bazı yanlışların ve olumsuzlukların farkına varabiliyor.

Biliyorsunuz, futbol ve özellikle altyapı süreçleri konusunda eksik veya yanlışlar sadece antrenöre, veliye, kulübe, federasyona yüklenerek çözümlenecek bir mesele değildir.

Bu başlı başına bir sistem ve sistemin işleyişi ile ilgili bir meseledir. Çözümü ise ulusal bir spor ve futbol modelinin hayata geçirmesi ile gerçekleşebilir. Bunun dışındaki çözümler görecedir ve daha ziyade kulüp düzeyinde ama bir yere kadar götürülebilecek bir iştir..

Bakınız bir aile ikisi de sporcu kişilikleri olan çocukları için nasıl bir yardım ve danışmanlık istiyorlar;

"....
.....
14 yaş ve 8 yaşlarında 2 oğlum var. Büyük oğlum 5 yaşından beri basket oynuyor. 4 yıl Efes'ten sonra şimdi Galatasaray'da.

Yani basketbol altyapı oyuncusu velisinin göreceği her türlü zorluğu iyi - kötü biliyoruz , hala da yaşıyoruz.

Küçük olan ise tam bir spor hastası. Atletizm, yüzme , basketbol gören tüm koçlar çağırıyor ama önce futbol sonra diğer sporlar diye kafasında ayırmış durumda. Futbola olan yeteneği bir veli olarak gördüğüm kadarı ile ayrı bir seviyede zaten.

Geçen yıl vücut gelişimine olumsuz etkisi olmasın diyerek İstanbul / Bakırköyde yakın bir spor okulunda sadece hafta sonları oynattırdım. Bu yıl ise bir takım + kişisel eğitim için özel çalıştırıcı bulsam mı diye düşünüyorum.

Büyük oğlumda , Türkiyenin en iyi altyapı takımında bile sadece takım antrenmanı yapılarak bir şey öğrenilemeyeceğini, 20-22 yaşındaki genç koçlara takımı verip asıl öğretimin dışarıda ayrı ücret ile yapıldığını geçte olsa öğrendik.

Ufaklığı 3-4 ay önce GS seçmelerine götürdüm ben izleyemedim, çıktığında sordum , forvet oynamış ama ofsayt kuralı uygulanıp uygulanmadığını söylemedikleri için şaşırmış, pas da gelmeyince sadece 2 gol atmış.

Çıkışta yaşlı bir koç koşmasının yetersiz olduğunu ve kendisini kabul etmeyeceklerini söyledi.
Oysa Alpin 4 yaşından beri atletizm pistinde koştuğunu 60, 100 ve 200'de 2 üst grup ile yarıştığını söyleyecektim ama bu şekilde seçme yapan birisine bunları anlatmanın gereksiz olduğunu düşünerek vazgeçtim, çok haklısınız koşmayı hiç bilmez dedim.

Üniversiteye gitmek için Ankaraya gidince futbolu bırakmak zorunda kalmış şimdi haftada birkaç halı saha maçı yapan , orta halli 48 yaşındaki bir baba olarak karar vermem gerekiyor.

Bir şekilde , her halükarda futbol oynayacak bu çocuk için doğru altyapı eğitimi için ne yapmamı tavsiye edersiniz?"
....
.....

Evet... Durum işte bu....
Şimdi bu aileye kızabilir, haddini aşıyor diyebilir misiniz?
Şimdi bu veliye yanlış yapıyor diyebilir misiniz?
Hayır...

Peki, öncelikle bir eğitimci, bir hareket gelişimcisi ve bir futbol insanı olarak ne cevap vereceğiz bu velimize?

Yoksa cevabı vermesi gerekenler, bu ülkede sporu ve futbolu yönetenler midir?

Olması gerekeni yani, mahalli ve yerel spor kulüpleri o mahallenin ve o semtin çocuklarına açmayanlar, alan, tesis, malzeme ve donanımlı eğitimci antrenör istihdamını yapmayanlar ve yetenekli çocukları düzeyi ve niteliği giderek artan futbol eğitim merkezlerine ve belirlenmiş kulüplere kanalize olmalarını sağlayacak bir sistemi inşa etmeyenler ve etmeyi başaramayanlar mıdır?

Sonuç olarak;
Aileler çocuklarının spor yapma ve spor geleceği konusunda asla çaresiz kalmamalıdırlar. İşte bunu ulusal ölçekte başardığımız an Türkiye sporu ve futbolunun kurtulduğu ve geliştiği süreç başlamış olacaktır.

BAKINIZ BİR BABA, OĞLU İÇİN NE YAPMIŞ?


Haberin içeriği şöyle;

Diyarbakırlı Süleyman Bayrak, futbol tutkunu oğlu 10 yaşındaki Muhammed'in rahat antrenman yapabilmesi için evinin bahçesinin bir bölümünü halı sahaya dönüştürmüş.

Yenişehir ilçesi İplik-Fabrika Mahallesinde oturan Süleyman Bayrak, futbol tutkunu oğlu Muhammed'in futbolcu olmak istediğini öğrenen baba, halı sahaları gezerek eskiyen halıları alıp evinin bahçesine getirmiş.

Evinin bahçesinin bir bölümünü mini halı sahaya çeviren baba mini sahaya tahtadan kale de yaparak oğlunun hayalini gerçekleştirmesi için gerekli imkanları sağlamaya çalışmış.

İlkokul 5. sınıf öğrencisi 10 yaşındaki küçük Muhammed, derslerinden arta kalan zamanını bu alanda arkadaşları ile antrenman yaparak geçiriyormuş.

PEKİ, ŞİMDİ BU HABERE
SEVİNELİM Mİ?
ÜZÜLELİM Mİ?
YOKSA BİRAZ DÜŞÜNELİM Mİ?

1. Baba elbette takdir edilesi bir iş yapmış, oğluna imkan sağlamak için çaba sarfetmiş, emek vermiş ve ilgisine ceap vermeye çabalamıştır. Takdir edilesi bir davranıştır.

2. Baba, örnek bir veli davranışı sergilemiş, çocuğunun ilgi ve ihtiyaçlarına kendi imkanları dahilinde çözüm üretmiştir.

Ama

3. Muhammet ve babası neden ve niçin böyle bir şeye ihtiyaç duymuşlardır?

4. Ülkenin spor ve futbol ile ilgili kişi ve kurumları milyonlarca lirayı har vurup harman savururken, bu ülkenin çocukları ve aileleri neden ve niçin bu tür çözümler üretmek zorunda kalsınlar?

5. Bir ülke bu tür kişisel örnekler ve çabalar ile sporda ve futbolda ne düzeyde gelişebilir ve ilerleyebilir?

6. Ülkeler şampiyon olmak için kulüp ve takımlar kurmazlar. Şampiyonları geliştirmek ve yetiştirmek için kulüpler ve takımlar kurarlar.

7. Bir ülkede pahalı ve lüks tesisler yapmak, pahalı takımlar kurmak öncelikli iş ve çözüm değildir.

Çözüm ve öncelikli iş herkesin, her yerde ve her an ulaşabileceği spor imkanları ve fırsatları yaratmaktır.

İşte buralardan sivrilecek, seçkinleşecek özellikli çocuklar, özel eğitimler ile şampiyonlar olarak ortaya çıkacaklardır.

TÜRKİYE FUTBOLU NEDEN GELİŞMİYOR?

BUNUN NEDENLERDEN BİRİSİ DE KİŞİ VE KİŞİSELLİĞİN KURUM VE KURUMSALLIĞIN ÖNÜNE GEÇMİŞ OLMASIDIR.

(AŞAĞIDA BU ANLAMDA BİR ÖRNEK OKUYACAKSINIZ)

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyelerinin görev dağılımına bakarsanız, başkan ile birlikte 15 kişilik asil yönetim kurulu üyelerinin her birisinin belirlenmiş çalışma, sorumluluk ve yetki alanları, yani "görev dağılımı" söz konusudur.

Bunlardan birisi de bir yönetim kurulu üyesinin "yeni projeler sorumluluğu" ile görevlendirilmiş olmasıdır.

Buna ilaveten bir kurum olan federasyonun "gelişim" ile ilgili bir de birime veya alt kuruma sahip olduğunu görüyoruz.
Bu alt kurumun veya birimin adı bildiğiniz üzere Futbol Gelişim Direktörlüğü'dür (FGD).

Futbol Gelişim Direktörlüğü birimi kendi ifadeleri ile "ülke futbolunun geleceğini şekillendiren Antrenör Eğitimi, Elit Futbol Gelişimi ve Grassroots faaliyetlerini yürüten, Gelişim Milli Takımları (Bayan, Plaj ve Futsal Milli Takımları) bünyesinde bulunduran organizasyondur".

Kurumlarda devamlılık esastır. Yani kişiler gelirler, giderler ama işler devam eder. Kurumlar kişilere ve kişisel tavırlara ve kişisel inisiyatiflere bağlı olarak çalışmaz. Kurumsal tavır ve kurumsal ilkelere göre çalışırlar. Kişiler ise eğer çok verimli, çalışkan, donanımlı ise kurum çalışmasının da verimliliği artar.

Daha fazla uzatmadan, konuyla ilgili bulduğumuz ve bize ulaşan bir haberi paylaşarak "kurumsallık ve kurumsal ilkeler" konusunda ne durumda olduğumuzu gösteren bir olayı paylaşalım.

Bir futbol araştırmacısı ve alanın içinden bir arkadaşımız, bir önceki federasyon ve FGD döneminde eğitim ve geliştirme ile ilgili bir proje ile ilgili federasyona başvuruda bulunuyor. Başvuru ile ilgili sunum da yapılıyor.

Söz konusu proje şöyle özetlenebilir;
Türkiye'deki alt ligleri profesyonel Full HD kameralarla çekim yapıp, bu görüntüleri işleyerek (yaklaşık olarak 45 farklı kriteri, her sporcu için değerlendirerek her hafta arşivlemek) ilgili yerlere haftalık, aylık, sezonluk olarak raporlayarak en doğru gelişim gösteren oyuncuları milli takımlara kazandırmak.

Bu veriler (video ve istatistik raporları) sadece Milli takımlarda arşivlenecek ve TFF dilerse ilgili kulüplere paylaşabilecek.

Söz konusu proje beğeniliyor. Yani kabul görüyor ve ön çalışmalar başlıyor. Bu bağlamda İstanbul 1 bölge pilot bölge seçilerek 3 ay boyunca yaklaşık 25 kişilik gönüllü üniversite öğrencisi ile çekimler yapılıyor. Başka bir çalışma grubu da elde edilen verileri işleyerek haftalık ve aylık raporlar veriyor.
3 aylık veriler ve arşivler olumlu sonuçlar vermeye başlıyor. Ama daha önemlisi bu tür bir çalışmanın uzun vadede faydalı olacağı görülüyor.

TFF yönetim kurulunun bir toplantısında bu pilot çalışmanın tüm Türkiye'de uygulanmasına karar veriliyor ve bütçe ile ilgili onay da çıkıyor.

Ardından ulusal nitelikte bu çalışma için mevcut illerde gönüllü üniversite öğrencileri bulunarak kamera çekim eğitimleri veriliyor. Yeni sezonun başlamasına az bir zaman kala federasyon yönetimi ve Futbol Gelişim Direktörlüğü değişiyor.

Hemen FGD'nden randevu alınıyor. Proje en baştan anlatılıyor ve bütçeden de onaylandığı bildiriliyor. Projeyi yeni direktör tarafından da beğeniliyor ara verilmeden devam edilmesi isteniyor.

Sonuç olarak bir sezonda 7000'in üzerinde alt lig maçları kayıt altına alınarak hepsi işlenmeyi ve raporlanmayı beklerken bir süre sonra söz konusu bu çalışmanın bir önceki yönetim ve direktörlük sürecinde başlatılan bir çalışma olduğu anlaşılıyor. Ve projenin durdurulmasına karar veriliyor.

Ve bambaşka "yeni" bir projeye başlama kararı alınıyor. Şu an uygulanmakta olan "yeni projenin" içeriği ise şöyle;
Tüm illerdeki yüzlerce antrenör lisanslı hocalar, kendi illerindeki alt yapı maçlara giderek telefonlarıyla beğendikleri ve Milli takıma kazandırılmaya uygun gördükleri oyuncuların kısa kısa videolarını kaydederek, TFF'nun oluşturacağı WhatsApp hattına paylaşmaları isteniyor.

İki çalışma arsındaki nitelik farkını tartışmaya dahi açmaya gerek yok. Ama iki çalışmada aslında birbirini tamamlayan veya sağlamasını yapacak şekilde bir çalışma olarak düşünebilecek çalışmalardır.

Sonuç olarak Türkiye futbolu niye gelişmiyor sorusunun cevaplarından birisi de işte budur.

Kurumsallığın yerleşmediği, kurumsal ilkelerin uygulanmadığı ve dikkate alınmadığı, kişilerin tasarruflarının her ilkenin ve kuralın önüne geçtiği toplumlarda ve alanlarda gelişme söz konusu olamaz.

2 Eyl 2019

ÖNCE KAZANMAK MI? GELİŞMEK Mİ?

ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİ İKİ "FELSEFİ UYGULAMA MODELİ" TEMELİ ÜZERİNE İNŞA EDİLİR...

Altyapı eğitim süreçleri "felsefi uygulama modellerinden" birisi de;

1. Kazanarak gelişmek / Kazandırarak geliştirmek.

2. Gelişerek kazanmak / Geliştirerek kazandırmak
anlayışı ve yaklaşımı üzerine inşa edilirler.

İkisi de önemlidir. İkisi de işe yarar.

İkisinden birisini tercih etmek zorunda kalırsak elbette 2. modeli tercih etmek gerekir. Ama ideal modelde her ikisi de farklı şekillerde kurgulanır ve yapılandırılır.

Birinci yaklaşım, yani kazanarak gelişmek veya kazandırark geliştirmek, süreçten ziyade sonuç ve durum ile ilgilidir. Dolayısıyla o an için kazanan durumunda olanlar kalır, süreç içinde gelişecekler ise ne yazık ki elenirler.

İkinci yaklaşımda ise yani gelişerek kazanmak veya geliştirerek kazandırmak yaklaşımında ise sonuçtan ziyade süreç önemlidir.
Ancak burada da "kazanan" durumunda olan özellikli oyuncu adayları süreç önceliği ve gereği nedeniyle "beklemeye" takılabilirler.
Bertaraf edilmesi kolay bir dezavantajdır.

Birinci yaklaşımı tercih edenlerin avantajı belki seçilim nedeniyle en iyilerin devam edeceği gibi bir sonuç ortaya çıkarsa da altyapılarda "en iyi" olmayı belirleyen şey, özellikle küçük yaş gruplarında daha çok bedensel özellikler olduğu için sürece bağlı olarak giderek gelişim gösterecek çocukların şansı olmayacak bir sonuç doğurmaktadır.

Bu işin ve sorunun çözümü "ulusal altyapı modeli"dir.

Ulusal altyapı futbol eğitim modelleri genelde 2. yaklaşım temeli üzerine inşa edilir.
Ama 1. yaklaşıma uygun olarak da özellikli çocuklar için oluşturulmuş "özel altyapı eğitim akademileri" ne geçişleri ile sağlanır.

Bu anlamda daha önce belirttiğimiz gibi yerel kulüplerin altyapı birimleri 2. yaklaşımı, kulüpler ve federasyon bünyelerinde yapılandırılan bölgesel ve il merkezlerinde oluşturulacak özel altyapı akademileri de 1. yaklaşımı bir arada sağlamayı amaçlayan ve örnekleri çok olan bir uygulama olmalıdır.

NEDEN OLMUYOR?

Bir iş amacına ulaşmıyorsa, o iş ile ilgili temel yanlış o işi yapanlar değildir.

En büyük yanılgılarımızdan biri de budur. İşin aktörlerine bakarak, aktörler üzerinden değerlendirme yapmak.

Oysa temel işin esasına da bakmak gerekir.
Temel yanlış belki de iş'in kendisindedir.

Örneğin okullardaki başarısızlıkların nedenleri sadece öğretmen ve öğrenci olarak görülürse, başarısızlığın nedenselliği gözden kaçmış olur.

Oysa asıl mesele eğitim sistemi olabileceği akla ilk gelen ve ilk sorgulanması gereken konu olmalıdır.

"Futbolda neden iyi ve özellikli oyuncular yetiştiremiyoruz"? Gibi bir meseleye sadece antrenör ve çocuk açısından bakarsak en büyük sorunun ve temel yanlışın "Türkiye'deki çocukların spor ile buluşmuyor olması" ve spor altyapı düzenin ile üstyapı düzeninin işbirliğinin sağlanamamış olması problematiğini gözden kaçırmış oluruz.

Bakınız temel problematik nereden başlıyor;

P&G-TMOK Spor Kültürü 2014-2018 araştırmasına göre, Türkiye’de çocukların spora ve oyuna katılım tablosu şöyle:

1. Sadece 10 çocuktan 2’si bilinçli ve düzenli (haftada 2-3 kez) spor yapıyor.

2. 10 çocuktan 6’sı günde 1 saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor.

3. Her 7 çocuktan 1’i gün boyunca hiç dışarıda oyun oynamıyor, 4 çocuktan 3’ü (yüzde 74.2) hiç spor yapmıyor, kırsal bölgelerde bu oran yüzde 92’ye çıkıyor.

Ne dersiniz?
Bu durumda Türkiye'de iyi ve özellikli sporcu ve futbolcu yetişmiyor oluşunun nedenlerini hala altyapılar ile sınırlandırmak mümkün müdür? Asıl sorun ülkedeki ulusal bir spor modelinin kapsayıcı olmaması ile yakından ilgili değil midir?

Evet çocuklar gelişmiyor, çünkü gelişecek olanak ve fırsat bulamıyor.
Haliyle gelişme olmadan "yetişmiş" olmak da gerçekleşmiyor.

ALTYAPILAR ÖZELEŞTİRİ YAPMALIDIR (2)


ALTYAPILARDAN BU ŞEKİLDE VE BU GEREKÇELER İLE FUTBOL OYUNCUSU GÖNDERİLMEMELİ veya ELENMEMELİDİR.

ÇÜNKÜ;

1. ALTYAPILARDA 15 YAŞINA KADAR GELEN ÇOCUKLAR ZATEN DEVAM ETMESİ UYGUN GÖRÜLMÜŞ VE GELİŞİM GÖSTERDİĞİ KABUL EDİLMİŞ ÇOCUKLAR DEMEKTİR.

2. 15 YAŞ ARTIK ELEME YAŞI DEĞİL, PERFORMANSA YÖNELİK TAKTİK AĞIRLIKLI YÖNLENDİRME VE GELİŞTİRME YAŞLARIDIR.

3. BU ÜLKEDE FUTBOLCU GELİŞİMİ İLE İLGİLİ EN ÖNEMLİ SORUNLARDAN BİRİSİ DE "ÖLÇME DEĞERLENDİRME" MESELESİDİR.

Çocuklar altyapılara başladığı süreçten itibaren kişisel ve subjektif değil, standartları olan ölçme değerlendirme araçları ve ölçekleri ile ölçülmeli ve değerlendirilmelidirler.

Dolayısıyla adam kayırmanın önüne geçildiği gibi bazı antrenörlerin de hata yapmalarının önü kesilmiş olur.

Örneğin aşağıdaki görselde isimler polemik konusu ve hukuki sorun teşkil etmesin diye özellikle silinmiştir... Ama el insaf bu gerekçeler 15 yaşındaki çocukların bir kulüpten gönderilme nedeni olabilir mi?
Bir tanesinin ise disiplinsiz davranışları gerekçe gösterilmiş peki, bu çocuk bu yaşa gelinceye kadar ilgili kişiler nerelerdeydiler?

Diğer gerekçelere gelince,
Örneğin "Yeterli performansta görünmüyor" ne demektir?
Buradaki performanstan kasıt nedir?
15 yaşındaki bir gençten beklenilen performans eğer kondisyonel ise, 15 yaşın gerektirdiği performans düzeyine ulaşılması ilgili kişilerin planlama ve çalışmaları ile sağlanması gerekmiyor mu?

Bir diğer gerekçe "Fiziki gelişim için süre alması gerek" gerekçesi ise anlaşılması gerçekten en zor olan gerekçe. Fiziki derken "bedensel" demek isteniyor muhtemelen... Bunun "oynama süresi" ile ilişkisi nedir?

Eğer fiziki derken psikomotor/teknik düzey kast ediliyor ise, bu durumda o süreyi gerekçe gösteren kişi veya kişiler bunun için bir çalışma ve planlama yapmaları gerekmiyor mu?

Eğer bu çocukları dışarıdan kulübünüze almışsanız, alırken ne gibi testler uyguladınız veya ölçütler ışınında bir ölçüm yaparak bir değerlendirme yaparak bir yargıya vardınız. Yok eğer kendi altyapı birimizin çocukları ise bunca zaman bu çocukları nasıl gözlemlediniz ve gereken eğitim uygulamalarını ve geri besleme eğitim uygulamalarını yapmadınız?

15 yaşındaki çocukların kulüpten gönderilmeleri gerekçesi daha somut ve daha çok da idari tasarruf anlamında olabilir. Anlaşılabilir olmasa da en azından gerekçedir.

15 yaş grubu oyuncu sayısı fazlalığı bir gerekçe olabilir. Ama niteliği belli olmayan üstü kapalı sıradan gerekçelendirmeler ile kulüpten gönderme veya eleme anlayışı sağlıklı ve doğru değildir.

Bunun asıl yolu çocukların yerel ve mahalli kulüp altyapılarından futbol eğitimi almaları ve özellikli olanların üs lig altyapılarına kabulü ve kabul edilenlerin de mutlaka eğitimlerine devam etmeleri, olması arzulanan gelişi göstermeyenlerin ise geldikleri kulübe geri gönderilmeleri şeklinde olmalıdır.

"Senden olmaz" demenin kişisel değil, komisyon ile ve belli ölçütler ile gerekçelendirilerek yapılması ve bunun da rapor ile ilgili kişilere sunulması gerekir.

Altyapılar ciddiyet ve önem ister... Ki değerli olabilsinler...

ALTYAPI BİRİMLERİ VE AKTÖRLERİ DE "ÖZELEŞTİRİ" YAPMAK ZORUNDADIRLAR

Türkiye'de iyi, özellikli ve uluslararası düzeyde kalitede oyuncu yetişmiyor olmasının bir çok nedeni var.

İşte bunlardan birisi de altyapılardaki kayırmacı anlayış ve yaklaşımdır.

Gerçekten de altyapılarda eğer kulüp yöneticisi bir referansınız, kuvvetli bir eşiniz ve dostunuz yoksa veya sizi koruyup kollayan bir çalışan ve ilgili yoksa, başarılı olmanız ve devam etmeniz için "ağzınızla kuş tutacak" kadar becerikli olmanız gerekmektedir.

Evet.... Türkiye'de altyapılar yetersizdir.
Veya altyapılara gereken önem ve değer verilmemektedir. Altyapı çalışanları mağdurdur.
Ve altyapı eğitim uygulamaları sorunludur.

Ama ya altyapıların kendisi ile ilgili sorunlar?
Adam kayırma, torpil, eşitsiz olmayan yaklaşımlar ve bazılarını koruyup kollama ile ilgili gerçekler...

Türkiye'de birçok yetenekli ama daha çok da ileride yeteneğe dönüşecek yeti sahibi, gelişime açık oyuncu adayı çocuklar?

Bunların çoğu altyapı süreçlerinde "yetersiz" bulunarak heba olup gitmektedirler. Bazı genç oyuncu adayları kendisinden daha geride olmasına rağmen tercih edilen "torpilli arkadaşlarının" kurbanı olarak kaybolup gitmektedirler.

Bazen çuvaldızı başkalarına batırırken, iğneyi de kendimize batırmakta yarar vardır.

Türkiye futbol altyapılarında her çocuğa ve her gence aynı düzeyde eşit, adil davranılan kurumlar olmadığını kabul etmemiz gerek.
Ve işe başlarken buradan başlamak gerek...

Bu işler büyük kulüplerin altyapılarında çok büyük boyutlara ulaşmış durumdadır. Futbol ile ilgili becerileri ortalama oyuncuların cirit attığı ama buna rağmen daha iyi durumda olanların bin bir türlü gerekçeyle elendiği ve gönderildiği bir altyapı düzeni elbette üstyapılara oyuncu taşıyamaz...

Ortalama 10 yıllık altyapı sürecini tamamlayamadan ayrılan veya ayrılmak zorunda kalan çocuk ve gençlerimiz eğer altyapı süreçlerini tamamlayabilselerdi, muhtemelen çok daha iyi durumda oyuncular yetiştirmiş ve üst yapılara daha fazla oyuncu taşımış olabilirdik...

Özetle altyapılar (istisnai durumlar hariç) kendi kendilerini sorgulamak, geliştirmek ve olumlu açıdan değiştirmek durumunda olan kurumlar gibi görünmektedirler.

Her problemin ve olumsuzluğun nedenini kendisi dışında görme alışkanlığı ve anlayışı kendimizi sorgulamamızı ve geliştirmemizi engellediği gibi eksik ve yanlışlarımızı görmeyi de engeller.

18 Ağu 2019

Gelişimsel psikolojiden hareketle futbolu neden daha çok seviyoruz?

Futbol oyunu ile insan gelişiminin biyolojisi arasında ciddi bir ilişki ve bağ vardır. İnsanlar sonradan bir şeyi çok seviyor ve izliyorlarsa, o şey her neyse onu yapabiliyor oluşlarından veya yapabileceklerine ilişkin hislerinden dolayıdır

Gelişimsel psikolojiden hareketle futbolu neden daha çok seviyoruz?

Çok uzun yıllar önce ortaya attığımız bir sav/tezdir. İnsanlar neden futbola çok eğilimlidirler? Neden futbol daha çok seyredilen oyunlardan birisi, hatta birincisidir? Çünkü futbol oyununun ayak-top ilişkisi en ilkel haliyle bir nesneyi bedeninin en uygun bölümü ile ve en doğal şekilde “tekmeleme”, itme, dürtme davranışıdır… Çocukların ilk güdüsel davranışlarından birisi de budur. Hatta öyle ki, 9 ay-1 yaş civarına kadar bebeklerin refleks hareketleri içinde ayak refleksleri önemli yer tutar.

Dememiz o ki; futbol oyunu ile insan gelişiminin biyolojisi arasında ciddi bir ilişki ve bağ vardır. İnsanlar sonradan bir şeyi çok seviyor ve izliyorlarsa, o şey her neyse onu yapabiliyor oluşlarından veya yapabileceklerine ilişkin hislerinden dolayıdır. Futbolu öncelikle bir oyun olarak çok seviyoruz. Çünkü oyunlar eğlencelidir. Oyunlar keyif verir. Eğlenceli olmayan ve keyif vermeyen hiç bir etkinlik zaten “oyun” değildir. En az bunlar kadar önemli olan başka bir şey, bir etkinliğin “oyun” olmasını sağlayan gösterge, sürecin ve sonucun önceden kestirilemez ve tahmin edilemez olmasıyla ilgili oluşudur. Özetle futbol bir oyun olarak da fevkalade güzel bir oyundur. Çünkü eğlenceli, keyifli ve tahmin edilemez hareketler süreci ve sonucu önceden bilinmiyor oluşu onu “fevkalade” yapar.

Futbolu sevmek için bu kadarı bile yeter aslında. Ama futbolu öznel kılan ve çok daha fazla seviliyor olmasına kılan başka bir boyutu daha var. Çünkü yukarıda anlatılan unsurların hepsi diğer spor dallarında/oyunlarında da var. Futbol öznel kılan ve oyun olarak oynanabilirliğini hem kolay hem de farklı kılan özellik yukarıda değinerek geçtiğimiz ayak ile oynanıyor olmasıyla ilgilidir. Diğer tüm takım-spor oyunlarında el kullanılırken, futbol oyununda asıl ve esas olarak ayağın kullanılıyor olması önemli bir farklılık ve öznel bir çekicilik nedenselliğidir.

Unutmayınız el ile oynanan pek çok spor dalı oyununda, teknik beceri düzeyi çok önemlidir. O teknik beceri gerekliliği olmadan o oyun olması gerektiği düzeyde oynanamaz. Örneğin basketbol, voleybol, hentbol böyledir. Bu şu demektir; Nesne-el koordinasyonu gerektiren tüm etkinlik ve oyunlar “ince kasların” gelişmiş ve kullanılabilir olmasını gerektirir. Dolayısıyla küçük yaşlarda bu tür spor oyun dalları pek popüler ve eğlenceli olamamaktadır. Çare fileyi veya potayı küçülterek çözümlemek olarak düşünülse de, yine de küçük kaslar (ince kaslar) yani hareketi beceriye dönüştürecek kaslar henüz gelişimini tamamlamadığı ve sinirsel ağlar olması gerektiği düzeyde oluşmadığı için söz konusu oyun olması gerektiği ölçüde oynanamamaktadır.

Futbol oyunu ise bu anlamda çocuklar için daha kullanışlı ve daha kolay uygulanabilir bir hareket ve davranışlar kolaylığı sağlar. Çünkü öncelikle bacak ve ayak ile bir nesneye dokunma, itme, tekmeleme ve vurmak için bacak, ayak ve ayak parmak kaslarının ince kas dokusunun olması gerektiği düzeyde gelişmiş ve sinir ağları ile örülmesinin tamamlanmış olmasına ihtiyaç yoktur. İşte bu kolaylık, futbol oyununa yönelimi arttıran biyolojik bir neden olarak futbolu daha kullanışlı ve popüler kılan gerekçe olsa gerekir.

İşin bir sosyolojik, ekonomik ve kültürel boyutları ise elbette en az gelişim psikoloji kadar etkilidir. Ama işin başlangıcı ve futbola eğilimin biyolojisi sonraki süreçte, işin toplumsal, kültürel boyutları ile örtüşmesi ve etkileşimi ile yön ve hız kanmaktadır. Hele hele işin pazarlama boyutu ise daha başka serüvenler ve yönelimler doğurmaktadır.

Düşününüz, futbol oyunu için gereken alanın ilk başlangıçta naylon veya plastik bir toptan, bir duvardan ve boş bir alandan ibaret olması, çocuklar için müthiş bir avantajdır. Bununla birlikte kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme açısından çocukların ihtiyaç duydukları motor davranışlar, küçük yaşlarda tamamen kaba kas veya büyük kas dediğimiz kas gruplarının aktive edilmesi ile gerçekleşir. Futbol oyunu tekmeleme, koşma, yuvarlanma, kalkma, vurma gibi büyük kasların daha çok aktive etme ihtiyacının diğer oyun sporlarına göre daha kolay karşılandığı bir oyundur. Yüzmeden sonra yapılabilirlik ve vücudun tamamını kullanabilir olma ihtiyacına en iyi yanıt veren bir oyun olma özelliğini ve kolaylığını içinde barındırır.

Dahası da var elbette. Ama bu kadarı dahi “insanlar neden futbola daha fazla ilgi duyar” sorusunun gelişimsel nedenselliklerini açıklamaya yetmektedir. Unutmayalım, insanlar sadece seyirlik düzeyi yüksek olduğu için değil, yapabilirlik düzeyi yüksek ve yapmış olabilirlik deneyimleri yüksek oyunları daha çok severler ve seyrederler. Çünkü aynı zamanda bir “hissediş” meselesidir de…

Futbol içgüdüsel anlamda insana en çok hitap eden ilk spor dallarından birisidir. Tıpkı yüzme gibi. Kapitalizmin endüstriyel futbolu neden ve nasıl yarattığının cevaplarından birisi de insanların bu spora ve oyuna talepkâr oluşlarının paraya tahvil edilmiş olmasıyla ilgilidir. Aynı kapitalizm tüm dünyada futbol kadar başka hangi sporu ve oyunu be denli endüstrileştirebilmiştir ki?

Tüm dünya insanları ve insanlık adına böylesine uygun, kullanışlı ve güzel olan bir oyunu ticarileştirmenin ve bir sömürü aracı yapmanın önüne geçmek için ne yapılabilir. İlk etapta futbolu piyasalaştırmaktan kurtarmak gerekir. Bunun için bu oyunun herkesin, her yerde oynayabileceği “toplumcu bir spor” haline getirmek gerekir. Okullar, semtler, sokaklar futbol oyununun kültürel ve geleneksel uygulama alanlarına dönüştürülmelidir. Kulüpçülüğü ve taraftarlığın yerini, yani müşteri olmanın yerini futbol oyun severliği ve futbol oyunu oynayabilen etkin bireyleri almalıdır. İnsanları “futbolcu olmak” değil, futbol oyunu oynamak gerçekliği ile buluşturduğumuzda, onları müşteri olmaktan kurtarmak da kolaylaşır. Dahası fanatik taraftarlığın ve kişiliksiz bir aidiyet ihtiyacının, hayata ilişkin doyumsuzluğun ve kendini ifade edememişliğin “toplumsal anomali” şeklinde dışavurumu olduğundan hareketle, insanların “futbol” ile olan sağlıksız ilgisini, zamanında “futbol oyunu” ile ilgiye ve ilişkiye dönüştürmeyi başardığımızda daha sağlıklı hale getirmek mümkün olabilecektir.

Kaynak: https://www.blogger.com/blogger.g?rinli=1&pli=1&blogID=4649299131961244532#editor/target=post;postID=4985734663634322387

OYUN HIZI

2019 yılı süper kupa finalinde Liverpool-Chalse maçını izliyoruz.
Ya da Barcelona'nın, Ajax'ın herhangi bir maçını izliyoruz...

Özetle: Top ile hız + Top ile oynama hızı= Oyun hızı...

Artık futbol oyunu tamamen oyun hızı veya hızlı oyun haline dönüşmüş durumda...

Bütün iyi ligler ve iyi takımların futbolu böyle...

Dolayısıyla altyapı eğitimlerinde çocuk ve gençlerin eğitiminde

1. Top ile hareket hızı eğitimlerine ve
2. Top ile oynama hızı eğitimine
öncelik, önem ve ağırlık vermek gerekecek...

Bir beceriyi doğru yapmak artık tek başına bir anlam taşımıyor...

Doğruyu hızlı yapmak da gerekiyor...

Oyun hızı artık sonucu etkileyen temel belirleyici bir faktör olmuş durumda...

Tekrar etmek... Ama nasıl bir tekrar?

"Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır" der Aynştayn...

Çalışkanlık aynı şeyleri gereğinden fazla ve sürekli tekrar etmek demek değildir.

Aynı şeyleri defalarca tekrar etmek sadece tekrar edilen şey her ne ise o şey ile ilgili beceri sağlar. Ama o beceri sadece o şey ile ilgili bir beceridir ve başka durumlara ve koşullara transfer edilmesi ve çok daha önemlisi "entegre" edilmesi mümkün olamaz.

Onun içindir ki,

1. Bazı davranışlar beceriye ulaştığında, onun tekrar edilme ihtiyacı birmiş demektir.

2. Bazı davranışları oyun ile ilgili diğer davranışlardan bağımsız tekrar etmek veya ettirmek çoğu zaman oyun ile ilgili istenen beceriler toplamı başarısını sağlamaz.

3. Bu bakımdan eğer derdimiz ve amacımız "oyun eğitimi" bütünlüğü ise oyun eğitimi bütüncül olarak ama düzeyi ve içeriği kolaylaştırılmış olarak başlamalı, ilerleyen süreçte özel ve öznel parçalar üzerinde özel tekrar çalışmaları ihtiyaca binaen düşünülmelidir.

TECRÜBE NEDİR?

(1)

Tecrübe sadece deneyim demek değildir.
Deneyim veya yaşamış olmak tecrübeli olmak anlamına gelmez.

Tecrübe, "yaşayacak olduğun bir durum karşısında, yaşamış oldukların ile ne yaptığındır".

Dolayısı ile daha fazla yaşamış bir kişi, daha az yaşamış bir kişi kadar tecrübeli olmayabilir. Veya daha az deneyim ile daha fazla tecrübe kazanılmış olunabilir...

Peki, bu konuya neden değindik?

Çok sık duyduğumuz cümlelerden birisidir;
"Bilmem kim, gençlere tecrübelerini aktardı" şeklinde...
Veya "takımın yaşlı oyuncusu, diğer oyunculara tecrübesi ile yol gösteriyor" gibi..

Tabi mümkün değil...

Aktarılan şey bilgi olabilir.
Anı olabilir..
Ama tecrübe değil... Tecrübe aktarılmaz, edinilir. Ve tecrübe edinmek demek de sadece deneyim demek değildir.
Tecrübe deneyimi dahi aşan bir şeydir.

Deneyimlerin yeni bir durum karşısında işe yaramasıdır tecrübe...
Bu aktarılabilir mi? Elbette hayır...
Kazanılabilir mi? Elbette...

Bir genç oyuncu, daha yaşlı bir oyuncudan daha tecrübeli olabilir.
Çünkü oyun içinde yaşadıkları ile oyununu geliştiren kişi her kim olursa olsun bir önceki yaşamış olduğunu kullanıyor demektir ve bunun adı tecrübedir.

Onun için eğitmenlerin, antrenörlerin ve teknik adamların tecrübeli olup olmamasından ziyade, işini iyi yapıp yapmaması ve daha önemlisi işi ve mesleği konusunda donanımlı ve yeterli olup olmaması daha önemli ve değerlidir.

(2)
TECRÜBE ÖYLE SANILDIĞI GİBİ YAŞ DÜZEYİ İLE ELDE EDİLEN BİR ÖZELLİK DEĞİLDİR...

Tecrübe deneyimle elde edilen ama tek başına deneyim olmayan, deneyimin sonucunun bir sonraki deneyim için yararlı ve doğru kullanılabilmesidir.

Çocuklar da tecrübe sahibi olur.

Örneğin topa vuruş deneyimlerinden yola çıkarak topa daha doğru ve olması gerektiği gibi vurabilme sonucuna ulaşma tecrübedir.

Eğitim psikolojisinde "edimsel koşullanma" bir öğrenme kuramı vardır.

Hayvanlar ve insanlar herhangi bir davranışın sonuçlarına bakarak o sonucun kendisine yarar sağlayıp sağlamadığından yola çıkarak o davranışı ya terk ederler veya tekrar yapmaya devam ederler.

Elimizi yanan sobaya değdirmeme davranışı çoğunlukla bununla ilgilidir.

Edimsel koşullanma bir anlamda insana ve hayvanlara "tecrübe" sahibi yapar...

O halde tecrübe deneyim sonuçlarından yola çıkarak sonraki deneyimlerimizi daha doğru ve amaca uygun yaşamamızı sağlama özelliği veya becerisidir..

Sürekli deneyim yaşadığı halde aynı yanlışı yapmaya devam etmek tecrübe edinemeyenlerin olumsuz özelliklerinden birisidir..

8 Ağu 2019

"SOSYAL KAYTARMA" NEDİR?

Kişilerin grup içerisinde yaptıklarından, kendilerini daha az sorumlu hissetmesini sağlayan düşünce veya hissiyat, psikolojide "sosyal kaytarma” olarak tanımlanmaktadır.

Bu bağlamda sporda ve özellikle futbolda fanatik davranışların veya vandalizm düzeyindeki davranışların aktörleri olan kişilerin, ertesi gün kendilerini suçlu hissetmeme düşüncesinin altında "sosyal kaytarma" olgusu olsa gerek..

Sosyal kaytarmaya futbol dünyası açısından verilebilecek en iyi örneklerden birisi de "şiddet ve aidiyet" olgusu üzeriden sözde kendini bir kulübe ve takıma ait hissedenlerin birlikte yol açtıkları şiddet davranışlarından dolayı bir suçluluk duymamaları bir yana bundan gurur duyma eğilimine girmeleridir.

Son olarak sosyal kaytarmaya futbol dünyası ile ilgili vereceğimiz son örnek, futboldan milyon dolarlar kazanan teknik adamların, on yıllardır en iyi yerlerde, en iyi konumlarda ve görevlerde bulunmuş kişilerin Türkiye futboluna evrensel düzeyde katkı sunacak taktik bir model, bir oyun anlayışı veya kurgusu geliştirememiş ve getirememiş olmalarını ve bu duruma ilişkin kendilerini sorumlu hissetmiyor oluşları "sosyal kaytarma" nın tipik örnek davranışlarından birisidir.

Kaytarma kavramı ve davranışı uygarlaşmamış ve demokrasi kültürünün egemen olmadığı toplumsal yapılarda çok görülür. Kaytarma iş ve sorumluktan kaçma, gizlenme, gözden uzak olma demektir.. Sosyal kaytarma ise kaytarmaya istinaden aktif olma gibi görünse de öyle değildir. Yine gizlenme, bedel ödememe, yine sorumluluk almamanın davranış biçimlerinden birisidir.

ÇOCUKLAR İÇİN "OYNAMAK" ÖNCELİKLİ VE TEK TERCİHTİR

Akademi gelişim ligi olsun, diğer bölgesel ve yerel altyapı ligleri olsun ya da altyapı turnuvalarındaki müsabakalar olsun, çocuklara ve gençlere şöyle bir soru sorsak ne yanıt alırız?

Çocuklar maçı oynamadan 3-0 almayı mı istersiniz? Yoksa oynayalım mı?

İnanın hepsi de oynamayı seçeceklerdir..

Çünkü futbolu oyun kılan şey sonucu değil, onun oyun oluşudur..
Oynamak oyundur, Oyun ise oynamaktır...

Bunu anlamadığımız ve sonuca veya kazanmaya odaklandığımız sürece çocukları anlamamız mümkün olmadığı gibi, futbolu da anlamamız mümkün değildir...

Çünkü futbol her şeyden önce bir oyundur.
Ve oyunlar ise oynanmak içindir...

ALTYAPI KURUMLARINDA DERT SADECE ALTYAPIYA İLİŞKİN BİR DERT DEĞİLDİR

ALTYAPILAR VE ALTYAPI EĞİTİMLERİ İÇİN;

1. Bir grup görüş, "Önce Veliler eğitilmeli" derken,
2.Bir diğer grup görüş ise " Önce Antrenörler eğitilmeli" diyor.
3. Esas itibariyle de asıl amaç ve iş alanı bilindiği üzere "Çocukların Eğitimi"...

Lakin öncelikler, eksikler, önermeler bitmiyor;

4.Tesis önemli ve öncelikli diyenler var,
5. Eğitim içeriği ve niteliği diyenler var,
6. Mali sorunlar diyenler var,
7. Yönetim ve Organizasyon sorunlu diyenler var,
8. Önem ve değer verilmediğini söyleyenler var.....

Özetle demek ki, Türkiye Spor ve Futbol Altyapıları sorunları, eksikleri ve yanlışları olan bir alan.

Ama çözümsüz mü?
Değil...

Lakin çözüm tüm yukarıda sıralananların tek tek düzenlenmesi ve yanlışlarının veya eksiklerinin giderilmesi şeklinde gerçekleşmeyecektir.

Çünkü sayılanların hepsi bir bütündür ve çözümü de bütünsel olarak gerçekleşir.

O bütünselliği sağlayacak olan şey ise altyapı-üstyapı ilişkisinin organik olarak spor ve futbol politikasının ana ekseni ve temeli üzerine inşa edilerek gerçekleştirilmesidir....

Üstyapılar dönüşmeden veya dönüştürülmeden ya da zihniyet olarak ele geçirilmeden, altyapıların çözümsüzlüğü asla son bulmayacaktır. Altyapıların üstyapıya hakimiyeti demek altyapı ideolojisinin yani zihniyetinin üstyapılarda egemen olması demektir...

Çok karışmasın, bağlayalım;

Üstyapılar ve üstyapı kurumları kendiliğinden değişmez, dönüşmez ve yerini asla terk edip gitmez..
Altyapılar böyle olmaya zorlar... Ama bu toplumsal yapı ve sosyoekonomik düzen ile ilgili bir şeydir...

Görüldüğü üzere mesele giderek toplumbilim meselesi olmaya başladı ki, zaten mesele de tam olarak bir toplumbilim meselesidir. Sporda ve futboldaki durum da tam olarak böyledir.

Üstyapılar dönüşmedikçe veya dönüşmek zorunda kalmadıkça altyapılar işlevsel değildir....

Dahası üstyapılar düzenlenmedikçe altyapılar eksik, yanlış veya işlevsizdirler.

Tıpkı içinde yaşadığımız çıkmaz durum gibi....

BEBEKLER, ÇOCUKLAR VE GELİŞİM ÜZERİNE BİR KAÇ NOT

“Beyin gelişiminin hızlı olduğu ilk 3 yaş bu konuda en önemli zaman dilimidir. Bu yaşlarda mümkün olan en yoğun şekliyle eğitim almalıdırlar. ” Kaynak: Eğitimpedia

Yukarıdaki cümle elbette doğrudur.
Ama gelişimi iyi anlamakta çok yarar var.

"Beyin gelişim" beynin biyolojik olarak gelişimi dışında yani morfolojik yapısının gelişimi dışında, onun işlevsel kılacak olan biliş/düşünüş gelişimi de söz konusudur.

Bebekler genel olarak 9. aydan itibaren refleks olan bir çok hareketi artık istemli yapmaya başlarlar.

3 yaşına kadar bebekler ne kadar fazla (ama düzeyli ve rahatsız edici olmayan) dokunsal, işitsel ve görsel uyaranlara maruz kalırlarsa beyin fonksiyonları yani beynin kaydetme, çözümlemek üzere depolama, algılama ve anlamlandırmaya çabalama çabaları ve fonsiyonları da o kadar uyarılmış olur.

Uyaranlar reaksiyon vermenin ön koşuludur.
Ne kadar çok uyaran olursa o kadar çok tepkiler vermeye çabalayacak olan bebeğin beynini ilgili bölümlerindeki sinir hücreleri hareketlenmeye başlar.

3 yaşına kadar sadece beslenen ve altı temizlenen bir bebek ile, 3 yaşına kadar bunlara ilaveten sevgi, şevkat, yanında annenin ve yakınların dokunmalarına, seslerine, görüntülerine maruz olan çocuğun bilişsel açıdan beyin gelişimi arasında farklar oluşmaya başlar.

Örneğin 3 yaşına kadar oyuncak, özellikle banyo süresince küvette su ile oynama, evde hareket serbestliği, farklı oyuncak ve ebeveynleri ile yoğun iletişim uyaranlarına maruz kalan çocukların 4, 5, ve 6 yaşlarındaki motor gelişimleri başta olmak üzere, bilişsel ve duygusal gelişimleri hep daha önce olacaktır.

Umuyoruz ne demeye çalıştığımız anlaşılmıştır.

Evet futbol ve diğer spor dallarına yönelik eğitimler belki çok sonraları başlar....

Ama çocukların 0-3 yaşlarına kadar olan sağlıklı ve ideal yaşam biçimleri onların ileride futbolcu, mühendis, iyi insan olup olmayacakları ile ilgili ciddi yatırımların yapılmasının ilk dönemleridir.

Özetle 3 yaşlarına kadar bebeklerinizle çok fazla zaman geçirin. Onlara dokunun, dokunmalarını sağlayın. Bu algılamanın ilk aşaması olan hissederek algılama ve anlamayı sağlayacaktır. Bu konuda zararsız her türlü araç gereç ve özellikle su yanında çevresindeki her ses, ışık, nesne onun tepki geliştireceği "uyaran" demektir.

3-6 (7) yaş arası ise, bir insanın geleceğine yatırım için 2. önemli yaş dönemidir.

Bu süreçte ise biricik ve anahtar iş, görev, uyaran ve eğitim "hareket" etmeyle ilgili her şeydir.
3-7 yaşlarında çok fazla, çok çeşitli ve hareket etme uyaranları ve davranışlarına maruz kalan, bu fırsatı olan çocuklar 8 yaşından itibaren inanılmaz düzeyde "hazır olma" gelişimini elde etmektedirler.

3-7 yaş çocuklarının dünyası asla ev içi, sınıf içi, dar alan, kısıtlı alan olmamalıdır.
Yer değiştirmek hareketleri, dengeleme hareketleri, nesne kullanımı gerektiren hareketlerden oluşan binlerce davranış çocukları bedenen de , aklen de, ruhen de hayata her türlü eğitim hayatına inanılmaz düzeyde hazırlayacaktır.

Sonrası mı?
Sonrasını biliyoruz ve yaşıyoruz zaten...

Ama sonrası için sihirli yaşları şöyle yazalım ama ayrıntılara girmeyelim.... Daha öne çok kez işledik çünkü..

* 8-9 yaş,
* 10-12 yaş,
* 13-15 yaş,
* 16-18 yaş....

U 19 Yaş Avrupa Şampiyonası ve bir kaç not

19 YAŞ ALTI AVRUPA FUTBOL ŞAMPİYONASI YARI FİNAL TAKIMLARI VE GÖRMEMİZ GEREKENLER

2019 Yılı 19 Yaş altı Avrupa Futbol şampiyonası sonuçlandı.

Fransa, İspanya, Portekiz ve İrlanda'nın yarı finale değin yükseldiği şampiyonada İspanya 19 yaş altı takımı şampiyon oldu...

Şampiyonun kim veya hangi ülke olduğundan çok daha önemlisi ve üzerinde durulması gereken fotoğraf yarı finale kalan takımların kimler olduğudur.

İspanya malum...Altyapı konusuna çok ciddi bakan bir ülke ve bir ekol.
Portekiz ise neredeyse futbol insanı üretim ve geliştirme merkezi gibi bir ülke.
Fransa keza futbolda altyapı eğitim modeli oluşturacak denli gelişmiş bir futbol ülkesi.
İrlanda'ya gelince tüm olumsuz koşullara rağmen, ülke olarak da futbol olarak da kendi kimliği olan bir ülke...

Ama çok daha önemli bir şey daha var.
Fransa, İspanya, Portekiz ve İrlanda'nın futbol kulüplerini inceleyiniz. Bu ülkelerde de yabancı sınırlaması veya kotası yok... Ama kulüplerinde oynayan yabancı oyuncu sayıları, aynı anda sahada oynayan yabancı oyuncu sayıları Türkiye ile tam tersi bir durumu yansıtmaktadır. Bir kaç kulübü dışarıda bırakırsanız neredeyse bütün kulüplerde takımın en az yarısı altyapılardan gelen oyunculardan oluşmaktadır.

Yarı finale kalmış olan söz konusu dört ülkenin altyapılarına verdikleri önemi biraz araştırınca öğreniyoruz ki;

1. Çocuklar her an ve her yerde altyapılara ulaşabiliyorlar. Yeteneksiz diye kabul edilmeme sorunu yok... Yetenekliler zamanla başka kategorilere ayrılıyor ve yönlendiriliyorlar.

2. Tesis sorunları yok.

3. Kulüp bütçesi, yerel yönetimler ve federasyondan bütçesinden altyapılara çeşitli kalemlerde ödenekler var.

4. Altyapı antrenörlerinin asıl işi ve mesleği "altyapı antrenörlüğü"..

5. Üstyapı takımlar mutlaka altyapı oyuncuları için yer ve kadro açmakla mükellefler.

Diyeceğimiz o dur ki; Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir.
Ve diyeceğimiz o dur ki; taşıma su ile değirmen dönmez.

Döndürülür diyenler elbette olacaktır. Ama eğer başka finansman kaynaklarınız yoksa, başka gelir alanlarınız ve araçlarınız yoksa mümkün değildir.

16 Tem 2019

HASTALIKLI BİR SEKTÖR HALİNE GELEN FUTBOLDA ALTYAPI SEÇMELERİ

Bir ülkede ve toplumsal yapıda bazı şeyler kontrolün dışına çıktığı zaman orada kural, ilke, yasa ve etik değerler kaybolur.

Bir ülkede futbol gelişimi, organizasyonu ve denetimi tüm ayrıntıları ile o ülkenin “futbol yönetimi” ile ilgili kurum ve birimlerinin tasarrufunda olmalıdır. Kurallar ve ilkeler herkese eşitçe uygulanmalı ve denetlenmelidir. Dahası bir ülkenin genç futbol kuşaklarının geleceği ve yönetimi asla ülke futbol yönetiminin ilgisi dışında, kontrolsüz bir alan haline gelmemelidir.

Örneğin İzlanda, Almanya, İngiltere, Portekiz, Hollanda, Belçika veya herhangi bir spor ve futbol ülkesinde, o ülkenin çocuklarının futbol ile ilgili geleceklerinin, o ülkenin federasyonlarının bilgisi ve ilgisi dışında yürüdüğünü düşünebilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey?

Çocukların spor ve futbol gelecekleri asla birilerinin keyfine ve tercihine bırakılmaz. Serbest piyasa ve güya “hür girişimcilik” herkesin kontrol dışında, istediği gibi at koşturduğu ve gelir sağlamak için sporu ve futbolu bir gelir sağlama aracı olarak kullandığı bir yapı olmasa gerek. Ya da serbest piyasa denilen şey buysa, yerin dibine batsın böyle spor girişimciliği…

Bir ülke eğer spora/futbola yatırım yapacaksa işi, tesadüflere ve başıboş ilişki ve süreçlere bırakamaz. Kontrol, yönetim, organizasyon ilgili birim ve kurumun yerel örgütlenmeler eliyle sürekli yönettiği bir planlama ve süreç olmalıdır.

Bu ülke aşağıdaki birkaç örneğini sunduğumuz gidişat devam ettiği ve edilmesine izin verildiği sürece asla bir spor ve futbol ülkesi olamaz. Futbolun ülkesi olur. O da futbolun pazar ülkesi olmak demektir. Mevcut durum da öyledir zaten.

Bir ebeveyn isyanı
Bakınız adının yazılmasını istemeyen bir veli, futbol ile ilgili bir eğitim sayfasına feryadını nasıl ifade etmiş;

Benim oğlum amatör spor kulübünde 4 yıl futbol oynadı ve birtakım seçmelere gittik. X kulüp, seçmelerine gittiğimizde “Tamam bu çocuk bizde oynayabilir” dedi. Fakat benden yüklü miktarda para talebinde bulundular. Ben asgari ücretle çalışan bir insanım. Demek istediğim bizim evlatlarımızın futbolcu olabilmesi için illaki varlıklı ailemi olmamız gerekiyor? Bunun dışında oğlumun oynadığı amatör kulüp “İstediğiniz seçmelere gidebilirsiniz, bu çocuk bizim evladımızdır” dedi ve PTT. 1. Lig ekiplerinden birisi beğendi ve lisansını getirmemi istedi. Lisansı istediğimde ise amatör kulüp benden 3000 TL istedi. Çaresiz kredi çektim ve lisansı aldım.

Spor camiası çok acımasız ve başıboş bir durumda hocam. Mevcut kulübü, bana “Senin oğlun burada harcanmasın, daha iyi yerlerde denemelisin” dedi. Fakat seçmelere gitmek istiyoruz, hepsi para istiyor. Şimdi ben yoksul bir aile isem evladım yok olup gitsin mi? Hocam bana bir yol gösterin, Allah rızası için. Pazar günü X kulüp seçmeleri var ve onlar da 150 TL istiyorlar. Bu gidişata dur demek lazım.

Bir başka ebeveyn çığlığı
Yine adının verilmesini istemeyen başka bir baba, çocuğu ile ilgili sözde “yetenek seçimi” adı altında yapılan uygulamaları ve yaşadıklarını yazmış:

En büyük istismarlardan birisi de büyük takımların futbol okullarıyla ilgili gerçekleşiyor. 5 yıldızlı otellerde yapılan 1., 2. ve beğenilirse takımla antrenmana çıkarılacağı söylenen 3. seçmelerde gerçekleşmektedir. Örneğin 1. ve 2. seçmeyi kazanan oğlumu, takımla antrenmana çıkacağı 3. seçmeye çağrılıp, arkasından yine 2. seçmeye soktular. Ama daha da ilginci, kendi yaş grubunun takımı tesislerde antrenman yaparken, sözde bu seçmeye çağrılan çocukların 4 dakika boyunca kaleye geçirilmeleri oldu. Asıl sömürü buralarda oluyor.

Taşralarda futbol okullarını ayakta tutmak için Süper Lig takımlarının adıyla kurulmuş bazı futbol okulları “Sizi davet ediyoruz” deyip, insanları boş yere umutlandırıyorlar. Samimiyetsiz seçmeler gerçekleştiriyorlar. Çoğunda yetenek seçimi falan yapılmıyor. Gerçek bir araştırma yapılsa, söz konusu bu futbol okullarından, bu yolla altyapılara kazandırılmış hiçbir çocuk olmadığı görülür.

Evet, bu bir modadır. Ama sadece moda değildir. Üstelik bizim modaya değil, modellere ihtiyacımız vardır. Kulüpler ve federasyon, yani sporun üstyapı kurumları iyi bir şeyler yapmak istiyorlarsa buradan çağrımız ve önerimizdir; “Yerel Altyapı Kulüpleri Modelini” ve “Yerel Altyapı Kulüpleri İşbirliği Modelini” hayata geçirmelidirler. Bu ve benzeri spor örgütlenmeleri iki amaç için önemli ve değerlidir.

Birincisi ve asıl olanı, her çocuğun ve gencin spor yapma hakkını ve ihtiyacını karşılamak. Öncelikle tüm coğrafyadaki çocukların spora ulaşmalarını sağlamak. İkincisi, üstyapıların hayatiyeti ve dar boğadan çıkılmasının yolu olan özellikli, gelişime açık ve yetenekli çocukları üstyapılara doğru örgütlenmiş daha özel uzmanlık eğitimleri alabilecekleri birimlere yönlendirilmelerinin sağlamak.

Bu, Türkiye sporunun her spor dalı için ihtiyaç duyduğu spor eğitimi modellerinden birisidir. İkincisi daha öznel bir durum olup, merkezi üstyapı kurumu olan federasyonların ve profesyonel kulüplerin, kendi altyapı birimlerine gelirlerinin en az %5’i ila 10’u arasındaki bir meblağın altyapı eğitim, gelişim ve tesis yatırımlar için kullanılmasının sağlanmasıdır.

Kaynak:
http://sendika63.org/2019/07/hastalikli-bir-sektor-haline-gelen-futbolda-altyapi-secmeleri-uzerine-554824/?fbclid=IwAR3FZkmmXnHubnJhRoYbiUNe3LIat0GYpJXvKra_dQlFmw6eHDhdn3PjQ14

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...