19 Eki 2018

ÇOCUKLAR VE FUTBOL

(1)

3-7 YAŞ ARASINDAKİ HAREKET EĞİTİM SÜRECİ "ARAÇTA HAREKET" EĞİTİMİ İÇERİKLİ VE KAPSAMLI BİR EĞİTİM SÜRECİDİR...

BUNUN DA BİRİCİK YÖNTEMİ OYUN PARKLARI VE ARAÇLARDAN YARARLANILMASININ SAĞLANDIĞI ETKİNLİK SALONLARI VE DOĞADIR...

ARAÇ İLE HAREKET EĞİTİMİ İSE, ARAÇLARIN KULLANILMASININ GEREKTİRDİĞİ EĞİTİMLERDİR... 3 YAŞ İLE BAŞLASA DA ESAS OLARAK 7 YAŞ SONRASINDA ETKİN OLARAK BİR ARACIN VEYA NESNENİN AMAÇLI KULLANILMASI SÜRECİYLE BAŞLAYAN BİR EĞİTİMDİR.

TOP DA BİR ARAÇTIR... YANİ NESNEDİR.
BU NESNENİN AMAÇLI KULLANILMAYA BAŞLANMASI DEMEK, ÇOCUĞUN ÖNCELİKLE NESNEYİ KONTROL ETME GELİŞİM SÜRECİYLE PARALEL GELİŞİR. BUNUN İÇİN DE İDEAL YAŞ GENELDE 8 YAŞ CİVARIDIR..

FUTBOL "ARAÇTA EĞİTİM DEĞİL", "ARAÇ İLE EĞİTİM" DEMEKTİR...
BİR ARACIN=NESNENİN KONTROL EDİLMESİNE VE KULLANIMINA DAYALI BİR EĞİTİMDİR.

ÇOCUKLARDA BİR NESNENİN İDEAL OLARAK KULLANILMASININ VE ONA HÜKMEDİLMESİNİN "OLGUNLAŞMA YAŞI" 8'Lİ YAŞLARDIR.
ÖNCESİ İSTİSNAİ DURUMLARDIR.

ÖZETLE FORMAL VE SAĞLIKLI BİR FUTBOL EĞİTİMİ 8 YAŞLARDA BAŞLAR..
ÖNCESİ TEMEK HAREKETLER, TEMEL HAREKET BECERİLERİ VE ÖZELLEŞMİŞ HAREKET BECERİLERİ EĞİTİMİDİR.

(2)

MOTOR GELİŞİM DÖNEMLERİ VE FUTBOL EĞİTİMİ

1. 4-5 yaş çocukları TEMEL HAREKETLER DÖNEMİ "ilk evresi"ndedirler.

2. 6-7 yaş çocukları TEMEL HAREKETLER DÖNEMİ "olgunluk evresi"ndedirler.

Yani bu yaş çocukları temel hareketler olan dengeleme hareketleri, yer değiştirme hareketleri ve nesne kontrolü gerektiren hareketleri önce amacına uygun ve ihtiyaçlarını giderecek ölçülerde yapma, sonra da olması gereken düzeyde, çoklukta ve netlikte yapabilecekleri dönemdedirler.

3. 8-9 yaş dönemi çocukları ise SPOR İLE İLGİLİ HAREKETLER DÖNEMİ "genel evre"sindedirler.

Ne demek bu?

Bu temel hareketler beceri düzeyinde yapabilme ile "birleştirilmiş" şekilde ve iyi düzeyde yapabilme ve daha önemlisi farklı hızlarda, mesafelerde, açılarda ve mesafelerde gerçekleştirebilme demektir.

Bu evreye "özelleşmiş hareket becerileri" evresi ve aşaması da demek mümkündür.

Ne demek "özelleşmiş hareket becerileri"...
Spor ile ilgili hareketler döneminin "genel evresi" demektir.

Yani Temel hareket becerilerini farklı amaçta yapabilmek demektir.

Peki, bu ne demektir?
Bu da temel hareket becerilerini oyun içinde oyunun gerektirdiği gibi kullanmaya başlamak demektir.

Bakınız hala futbola gelmedik...
Ama futbola yönelmeye geldik..
8-9 yaş futbola yönelme yaşıdır.
Gerçek futbol yaşı değildir.

4. 10-12 yaş çocukları ise SPOR İLE İLGİLİ HAREKETELER DÖNEMİNİN "özel evre"sindedirler .

Bu evrede temel hareket becerilerinin özelleşmiş hareketlere dönüşmesinden sonraki aşama ve gelişim düzeyidir.

Yani bu evre tüm hareket becerilerinin spor branşına transfer edildiği, yeni hareket becerilerinin tasarlandığı ve uygulandığı, hareket becerilerinin spor branşının gerektirdiği ve branş ile ilgili oyunun gerektirdiği şekilde yapılmaya başlanması demektir.

Özetle 10-12 yaş dönemi gerçek futbola başlanılan, gerçek futbola en yakın ve oyunun gereklerinin düşünce ve biyo-motor açıdan neredeyse tam olarak gerçekleştirilmeye başlanması süreci demektir.

Bundan sonrası ise tekniğin temel taktik ile ve giderek taktik ile ve 15 li yaşlardan itibaren kondisyonel özellikler ile birleştirilmesi yaşlarını kapsar...


(3)


BİR KEZ DAHA KÜÇÜK YAŞ GRUPLARINA BAKIŞ

4,5,6 ve hatta 7 yaşlarında "FUTBOL EĞİTİMİ" olmaz...
Yaptığınızı sanırsınız ama olmaz... Yapılan şey esasen tüm zorlamalara rağmen "verimsiz bir hareket eğitimi" olacaktır.

Bilindiği üzere çocuklarda asıl olan ve olması gereken "Hareket Gelişimi"dir...

Hareket Gelişimi ise Hareket Eğitimi ile olur.

Hareket eğitimi etkinlikler ve motor faaliyetlerin amaçlı olarak planlanmasını ve uygulanmasını içerir. Nedir bunlar?
Bunlar temel hareket becerileri denilen tüm yer değiştirme, tüm nesne kullanımı ve tüm dengeleme hareketlerinin bir arada eğlenceli ve güdüleyici şekilde uygulanması demektir.

Bu eğitimlere çocuğun doğal gelişimine uygun onun anlayabileceği ve gerçekleştirebileceği düzeylerde yedirilerek verilen görsel, işitsel uyaranlar yanında zamanlama, yön ve yan algıları ile desteklenen etkinlikler biyo-motor gelişime doğru yönelir ve karşımıza "özelleşmiş hareket becerileri" düzeyine ulaşılır...

İşte özelleşmiş hareket becerileri dediğimiz gelişim düzeyi bir çok hareketi daha farklı boyutlarda yapabilmek, farklı hızlarda ve ritmlerde yapabilmek ve farklı yön, açı ve amaçlarda gerçekleştirebilmek demektir..

Çünkü özelleşmiş hareket becerileri bedenin tamamını ve bölümlerini yönetmek, kontrol etmek ile doğrudan ilgilidir ve sportif hareketlere geçişi ifade eden süreci kapsar...

Özelleşmiş hareket becerileri sürecinde futbol eğitimi değil, futbola yönelik hareket eğitimi olur...

Genel olarak da 6 ve 7 yaş süreçlerini içerir..

Spora yönelik eğitime başlama ve esas olarak spor branşına yönelik ilk iki yıl 8- 9 yaş futbolun daha çok özelleşmiş hareket becerileri konseptinde planlanmasını içermelidir.

10-12 yaş futbol eğitimi ise tüm tüm özelleşmiş hareket becerilerinin top ile ilişkili becerilere ve amaca yönelik top kullanma, topa hükmetme, top kullanma ve top ile yaratıcılık ve düşündüğünü hayata aktarma konseptinde planlamalarını içermelidir.


(4)

Hayat, en iyi olmak için çalışmak demek değildir.

Hayat, kendini geliştirmek için çalışmak ve çalışırken mutlaka mutlu olmayı başarabilmek demektir...

Böylesi hem daha güzel, hem daha sağlıklıdır.

İşte başarmamız gereken en önemli işlerden birisi de budur. Yani hayatı kendini geliştirmek ve mutlu olmak için yaşamayı ve yaşatmayı öğrenmek ve öğretmek.

Aksi halde mutsuzluk çoğu kişi için hayatın bir parçası haline gelir.

Çünkü herkesin "en iyi" olması mümkün değildir. Ama herkesin kendini geliştirmesi ve ve mutlu olması mümkündür.

Futbol eğitimini ve özellikle altyapı eğitimlerini öncelikle bu felsefeyle kavramak gerekir.

Altyapılarda yer alan çocukların kendilerini sürekli geliştirmelerinin sağlanması ve bunu yaparlarken mutlu olmalarını sağlamak doğru ve başarılı bir eğitim demektir.

Özellikli çocuklar ve özellikle "ayrıksı" diye tanımlanan çocuklar ise böylesi bir eğitim sürecinde kendiliğinden "en iyi" olurlar...

Ama en iyi olmak için diğer çocukların gözden ırak olmaması gerekirken, bazı çocukların da en iyi olması için özel çalışmalara değil, onları engellemeyen ve sıradanlaştırmayan yaklaşımlara ihtiyaçları vardır..


ÖZELLEŞMİŞ HAREKET BECERİLERİ SINIFLAMASI

ÖZELLEŞMİŞ HAREKET BECERİLERİ SINIFLAMASI
ve
TÜRKİYE FUTBOLUNDA EĞİTİM FORMASYONU PROBLEMİ...

Son günlerdeki paylaşımlarda birçok kez kullandığımız bir kavram olan "özelleşmiş hareket becerileri" asılında temel hareket becerileri ile sportif hareket becerileri arsındaki geçiş ve aşama düzeyidir. Temel hareket becerilerinin farklı hız, mesafe, amaç ve koşullarda yapılabilmesi olarak da değerlendirilebilir.

Çok daha önemlisi temel hareket becerilerinin oyun içinde o oyunun gerektirdiği biçimde kullanılmaya başlanmasıdır.

Özelleşmiş hareket becerileri yaş düzeyi açısından (+-) genel anlamda 8 ve 9 yaşlara tekabül eder.

Özelleşmiş Hareket becerileri sınıflaması

1. Vücut Yönetimi

Çabukluk, koordinasyon, denge ve esnekliğin bütünleşmesi olarak tanımlanır.

Örneğin;
Geri dönme etkinlikleri
Araç-gereçlerin güvenli kullanımı
Cimnastik denge aletinde etkinlikler
Çeşitli yükseklikteki nesnelerin üzerinden atlama hareketleri
Merdiven etkinlikleri
Bireysel minderdeki hareketler (her öğrencinin ayrı ayrı minder, küçük halı, hasır vb. üzerinde yaptığı hareketler)
Lastik ip kullanılarak yapılan etkinlikler
Tekerlekli paten vb. araçlarla yapılan hareketler

2. Ritmik Hareketler

Temel ritimler, Yaratıcı ritimler,

Halk oyunları ve dansların temelini teşkil ederler. Ancak futbola yönelme evresi açısından koşularda ritm yakalama, ritmik koşmaya başlama, farklı ritmlerde koşabilme eğilimi yani farklı ritmlerde koşabilme bağlamında da gözlenebilir.

Top ile ritmik temas yani belli aralıklarda periyodik temas edebilme olarak da değerlendirilebilir.

3. Cimnastik

Cimnastik’teki temel becerilerin geliştirilmesi ve bu yolla esneklik, çabukluk, denge, kuvvet ve vücut kontrolünün geliştirilmesi amaçlanır.

Yuvarlanma, denge becerileri, el ve elbaş dengeleri ve düşüş becerileri gibi özelleşmiş motor beceriler bu etkinlikler ile geliştirilir.

Örneğin;
-Temel cimnastik duruşları: Çömelik duruş, düz bank, düz cephe, engel oturuşu, yan cephe, ters cephe, ritmik duruş, öne hamle duruşu, yana hamle duruşu, kartal duruşu, planör, dizüstü planör, mum duruşu, çakı, yarım çakı, ters bank, uzun oturuş, açık bacak oturuş, uçak duruşu vb.
-Serbest cimnastik
Yuvarlanmalar: öne düz yuvarlanma, öne adımlı yuvarlan-ma, öne açık bacak yuvarlanma, geri düz yuvarlanma, geri adımlı yuvarlanma, geri açık bacak yuvarlanma vb.
Dengeler: el dengesi, el-baş dengesi, el-baş dengesi açık bacak, çember vb.


4. Bireysel ve Eşli Mücadeleler

İşbirliği içinde davranmayı amaçlar. Bireysel mücadele becerileri öğrencilere kendi kuvvetini, çabukluğunu ve dengesini sınama fırsatı verir. Grup mücadele becerileri ise işbirliği, yarışma ve sportmenlik gibi sosyal becerilerin öğretilmesinde öğrenciye fırsatlar verir.

5. Oyun

Sosyal becerileri geliştirmek, anlamlı bir bütünün anlamlı bir parçası olmayı hissetmek, motor açıdan temel hareket becerilerini oyunun içeriği ve amacı çerçevesinde kullanabilmeyi keşfetmek ve geliştirmeye istek oluşturmak, farklılıkları fark etmek, kurallara uygun davranabilmek, yaratıcılık ve benzeri duygusal, sosyal, motor ve düşünsel gelişim alanlarını bir arada kullanmayı öğrenme etkinlikleridir oyunlar. Ve bu oyunlar bu yaş düzeyinde çok çeşitli olmalı ve vücudun tüm bölümlerini ve özelliklerini tetiklemeye yönelik olmalıdır.

Peki Futbol?

Yukarıda yazılanların hepsinde futbol vardı... Ama Özelleşmiş Hareket Becerileri kapsamında ve anlamında vardı...

Bizim maalesef anlayamadığımız veya çözemediğimiz ve dolayısıyla ilişkilendiremediğimiz birisi de budur.

"Spor İli İlgili Hareketler Döneminin" GENEL EVRESİ 8- 9 yaşlara tekabül eder ve "Özelleşmiş Hareket Becerileri" nin geliştirilmesi gereken süreçtir.

Bu aşamada sadece futbola yönelme vardır.
Hala başka bir spora da yönelme ilgisi, isteği ve olanağı devam eden evredir.
Yukarıda sınıflanan özelleşmiş hareket becerileri ile futbolun ilişkilendirilmesi ama daha çok tüm spor branşlarının temellendirilmesi sürecidir.

Gerçek Futbol ise "sportif hareketler döneminin" ÖZEL EVRE diye tanımlanan evrede başlar. İnsan hayatının spor branşı ile ilgili öğrenmede ve gelişmede sihirli yaşlarıdır. Bu yaşlar tam olarak 10-12 yaşları arasındaki zaman dilimidir. Bu yaşlarda biyo-motor açıdan oyun olarak artık gerçek futbolu neredeyse tam olarak görmeye başlarsınız.

Geriye kalan 12 yaş sonrasında ise kademeli olarak önce temel taktik eğitimler, sonrasında 15 li yaşlar ile başlayan taktik eğitimler 16,17 ve 18 li yaşlarda sistemler ve dizilişler ve onlara bağlı taktikler ile yine 12 yaşdan itibaren biyomotor özelliklerin geliştirilmesinin performansa dönük kondisyonel gelişme yönelmeye başladığı aşamalı olarak geliştirilmesi ve gelişmesi gereken özellikler başlar.

SONUÇ
Türkiye futbolunun ve hatta Türkiye sporunun bir çok branşta eğitim sorunu, esasında bir eğitim formasyonu sorunudur.

Türkiye futbolunun ve sporunun eğitim formasyonu "GELİŞTİRME" formasyonu üzerine inşa edilmemiştir.

Tam tersine "Yetiştirme" formasyonu üzerine inşa edilmiştir.

Oysa insan yetiştirilmez, geliştirilir.

İşin adını yetiştirme koyarsanız çocuklara ve gençlere hayatı zehir edersiniz. Üstelik ortaya çıkan şey büyük olasılıkla "kaos" olur. Çünkü yetiştirmenin aktörü ebeveyn ve antrenördür. Çocuk veya genç değildir.

Türkiye bir tercih yapmalı ve sporda "geliştirme" formasyonuna geçmelidir. Bu tercihini spor eğitiminde reform veya devrim demektir..

Önce hayatı doğru kılmalıyız ki; O hayat doğru yaşansın.
Çünkü yanlış hayat doğru yaşanmıyor.

22 Tem 2018

YARATICI ÇOCUK YETİŞTİRME

Wharton Üniversitesi Profesörü Adam Grant yeni kitabında ebeveynlere çocukları için tavsiyelerde bulunuyor.

Adam Grant, ebeveynlere helikopter ebeveyn (koruyucu, müdahaleci,kontrolü elden bırakmayan veli tipi) olmamaları gerektiğinin altını özenle çiziyor. Ve diyor ki;

“Bir çocuğu yaratıcı olması yönünde programlayamazsınız. Bir süre mühendislik çalışması yapsanız dahi, elde edeceğiniz şey olsa olsa hırslı bir robot olur.”

Çocuğunuza zorunlu bazı dersleri almasını şart koşup, ders notlarını da dikkatli bir şekilde takip etmek, çocuğun yaratıcı olmasını sağlar mı? Hayır.

Peki, çocuklarda yaratıcılığı nasıl artırırsınız?
Bunu ilerideki başarısı için mi yaparsanız, yoksa sadece çocuklar bundan zevk aldığı için mi yaparsınız? diye de soruyor.

Adam Grant yaratıcı çocuk yetiştirmede üç önemli yaklaşımdan söz ediyor;

1. Kuralları En Aza İndirin

“Bir çalışma okullarında yaratıcılık konusunda ilk yüzde 5 içerisinde olan çocukların, aileleri ile çok da yaratıcılık gösteremeyen çocukların ailelerini karşılaştırdı. Sıradan çocukların ebeveynleri; çocuklara ortalama olarak 6 temel kural (Ev işi, yatma saati gibi) koyduğu görüldü. Çok yaratıcı çocukların ebeveynleri ise ortalama 1 ya da 2 kural uyguladığı ortaya kondu.”

“Eğer çocuklarınızın kuralları takip etmesini istiyorsanız, karşılaşacağınız muhtemel sonuç şu olacaktır: Çocuk bir problemle karşılaştığında, bu problemin daha önce nasıl çözüldüğüne bakacaktır. Yani bu problemi çözmenin bilinen yöntemlerini araştıracaktır. Çocuk şunu demeyecektir: Ben bu probleme nasıl yaklaşabilirim? Daha önce bu konuda ele alınmamış çözümler nelerdir?”

2. Eylemi Değil, Çocuğu Övün

Siz şöyle duymuş olabilirsiniz: Çocukları cesaretlendirmek için çabayı değil, çocuğu övmelisiniz. Ancak çoğu ebeveyn bu tavsiyeyi yanlış anlar. Yaratıcılığı cesaretlendirmek istiyorsanız, çocuğunuzun çabalarını nasıl takdir ettiğiniz konusunda da aynı şekilde özenli olmanız gereklidir. Sen yaratıcı birisin demek, bu yaratıcı bir çizim demekten daha üstündür. Yapmamız gereken şey, çocuğun bu hareketinin ya da bu çalışmasının benliklerinin asli bir unsuru olduğunu anlamalarını sağlamaktır. Böylece büyüdüklerinde yaratıcılıklarını kaybetmezler.

3. Çocuğunuzla Akıl Yürütün

Kuralı beyan etmek, kuralın nedenini açıklamaktan daha kolay olabilir. Ama derdiniz gelecekteki yaratıcılıksa, çocuğunuzla birlikte akıl yürütmeye zaman ayırmalısınız. Mesela insanlığa katkı sağlayan kişilerin çocukluk yaşam öyküleri veya yaratıcı mimarların ya da insanların hayat hikayelerinden örnekler sunabilirsiniz. Bunları çocuklarınıza anlatarak, çocuklarınızın kendi hareketlerinin başkaları için doğurduğu sonuçları düşünmesini sağlarsınız. Böylece çocuğa kuralı değil, yaptıklarının sonuçlarını öğretmiş olursunuz.
İnsanlığa katkı sağlamak ahlaki bir konudur ancak ahlak ile yaratıcılık iç içedir. “Yetişkin bireylere dönüşen çocukların çok güçlü bir ahlaki algıları olur. Kendi hareketlerinin başkaları için doğuracağı sonuçları düşünmek, çocuklara otonom düşünme geliştirir.”

Kaynak: https://cicicee.com/yaratici-cocuklar-yetistirmenin-3-yolu/

https://www.inc.com/…/if-you-want-to-raise-creative-kids-do…

Bu yazı velilere yönelik olabilir belki ama altyapı küçük yaş gruplarında da son derece faydalı olabilecek bir yazıdır.

Bu yaş gruplarında çalışan bazı antrenörlerin yaratıcı oyuncu yetiştirme konusunda verdikleri eğitim uygulamalarını bu söylenenler ışığında yeniden gözden geçirmelerinde fayda vardır.

OYUN, FUTBOL, HÜMANİZM VE YABANCILAŞMA ÜZERİNE

(Kısa felsefi bir deneme)

Bütün oyunlar insancıldır.
Oyunların insancıllıktan uzaklaşma düzeyini yarışmanın niteliği ve niceliği belirler.

Futbol bir oyundur. dolayısıyla bir oyun olarak insancıldır. Çünkü diğer tüm oyunlarda olduğu gibi insan ile ilgili ve insana dair bir etkinliktir.

Oyunları da, bir oyun olarak futbolu da insancıl olmaktan çıkaran şey, onun insan ile ve insana dair olmaktan çıkarmaktır.

Çünkü kazanmanın biricik amaç, kaybetmemenin biricik korku ve tedirginlik haline gelmesi demek, insana dair ve insanla ilgili değil, insanın içinde olduğu ama insanı yok sayan ve değersizleştiren bir durumu yansımasıdır.

Oyunu bozan, oyunu insana dair ve insanla ilgili olmaktan çıkaran şey doğal yarışma veya yarışmanın doğallığı değil, yarışmanın tamamen kazanma odaklı ve kazanma amaçlı olarak tasarlanmış olmasıdır. Kazanma tasarımı önce kazanma tutkusuna sonra da kazanma saplantısına dönüşür. Burada insanın kendisini metalaştırması ve tüketmesi yani araç yerine koyması vardır.

İnsanın araç, oyunun amaç haline geldiği durum "oyunun doğasının" ters yüz edilmiş haldir. Oysa oyun bir araç, insan ise amaçtır. Üstelik amaç haline gelen faaliyet de bir oyun değil, kazanmayı sağlayacak olan “araçsallaştıran bir araç” olan bir faaliyettir.

Bu tasarımın yani oyunda kazanmanın amacı ne kadar şiddetli olursa, oyun da o kadar doğal ve insancıl olmaktan çıkar.
oyun insanı araç haline getirirken kendisi de araç haline gelir.

Lakin tüm bunlara neden olan şey de yine insandır.
Dolayısıyla insan kendisi için kendisini araçsallaştıracak olan oyunu araç haline getirmektedir.

Son aşamada oyunun yabancılaştırılması oyuna yabancılaşmaya neden olmakta bu da insanın kendine yabancılaşmasıyla nihayete ulaşmaktadır.

ULUSAL "FUTBOL ALTYAPI KULÜPLERİ" MODELİ


1
Hata aramak kolaydır, çare olmak zordur.
Hata'yı yazmak, göstermek elbette gerekir ama çareyi de yazmak, söylemek ve en önemlisi göstermek gerekir.

2
Sorun değil, çözüm üretmek gerekir.
Sorunu ve sorunun nedenlerini yazmak, söylemek önemlidir. Çünkü teşhis olmadan tedaviye başlanmaz.
Ama çözümün de (tedavinin de) ne olacağını ve nasıl gerçekleşeceğini de yazmak, söylemek ve mümkünse göstermek gerekir.

3
Asıl mesele ve asıl dert ise, yanlışların, hataların ve sorunların ne olduğunun biliniyor, esas itibariyle çarelerin ve çözümlerin de ne olduğunun biliniyor olduğu halde bir şey yapılamıyor olmasıdır.

İşte her şey tam olarak burada düğümlenmektedir.

Demek ki, mesele başka...
Demek ki,mesele düzen ve sistem ile ilgili.

4
O halde sorun veya hastalık spor ve futbol düzeni, işleyişi ve yönetimi ile ilgili ise, çözüm de spor ve futbol düzeni, işleyişi, yönetimi ile ilgili bir meseledir.

5
Özetle spor ve özellikle futbol düzeni ve sistemi olumlu anlamda dönüşmeden ve toplumsal modelleme açısından değişmeden varılacak nokta şu an içinde bulunduğumuz noktadır.

Bu yeterli ise zaten mesele yoktur.

6
ULUSAL ÖLÇEKTE FUTBOL ALTYAPI MODELLEME ÖNERİSİ

Eğer değilse işe başlanacak yerlerden birisi de "futbol altyapı kulüpleri" ağı kurmak ve bunları yerelleştirerek geliştirmek ve çoğaltmaktır.
Dahası ilaveten ve eş zamanlı olarak "bölgesel üst yapı" kulüpleri ile organik işbirliği ve ilişkisini yasal zemine oturtarak sağlamaktır.

Süper lig takımlarının özkaynak ve özkaynak gelişimi ve eğitimini oluşturacak olan kent ve bölgelerindeki futbol altyapı kulüpleri olmalıdır. Keza bu 1. Lig ve diğer profesyonel lig kulüpleri için de geçerlidir. Bu konuda kulüplerin gelirlerinin yasal olarak da belirlenmiş bulunan payları bu altyapı kulüplerine denetlenebilecek şekilde aktarılması sağlanmalı, federasyon bütçesinin ilgili kaleminden de "futbol altyapı kulüplerinin tesisleşmei antrenör eğitimleri ve ücretlendirmeleri ile desteklenmeleri sağlanmalıdır.

Bu modellemede özel futbol okullarının da durumu bu kapsamda yeniden düzenlenerek futbol altyapı kulüpleri bünyesinde ulusal bir futbol altyapı modelinin ve mevcut kulüp altyapılarının da yeniden gözden geçirilerek ele alınması ve her kulübün verimli olmayan altyapı birimleri futbol altyapı kulüpleri bünyesine alınması sağlanmalıdır.

(Ayrıntıdır ama olası bir yaklaşımla "futbol altyapı kulüpleri" kendi içinde performans düzeyleri veya yaş gruplandırmaları açısından sınıflandırılabilir. Altyapı temel eğitim futbol kulübü, Altyapı gelişim eğitimi futbol kulübü ve performans altyapı eğitimi futbol kulübü gibi)..

Kulüplerin ihtisas alanları ve antrenör kadroları ihtisasa dayalı olarak bu modellemenin bir detayı olabilir.

Yereldeki tüm "Futbol altyapı kulüpleri" her çocuğa açık olmak zorundadır. O mahallede, semtte oturan her çocuk o kulüpte yetisi, yeteneği ve becerileri ne olursa olsun istediği sürece eğitimlere ve çalışmalara katılma hakkına sahip olmalıdır. Bu daha çok çocuğa ulaşmanın biricik yöntemidir. Özel ve özellikli çocuklar ise kulübün seviye gruplarında veya ilgili diğer en yakın futbol altyapı kulübüne geçişi sağlanmalıdır.

Bu kulüplerin idaresi, yönetimi ve verimliliği için ilgili yasal düzenlemelere uygun yönetmelik ve yönergeler ile iş, iş verimliliği ve amaca ilişkin düzenlemeler detaylandırılmalıdır.

Türkiye'nin futbolda kurtuluşu veya düzey atlamasının var olan şekliyle mümkün olmadığı görülmüştür.

Avrupa'nın en iyi 6.ligi olmak demek sadece para dolaşımı ve piyasa ile ilgili bir şey demektir. Bu sizi Avrupa ve dünya kupaları ölçeğinde bir yere taşımaya yetmemektedir.

ÇOCUKLAR, İYİ FUTBOLCU OLMAK VE "OYUN PARKLARI".....


OYUN PARKLARI NE ZAMAN VE NİÇİN ÖNEMLİDİR?

Çocukların ilerleyen süreçlerde iyi birer futbol oyuncusu olmalarını istiyorsak, üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi de çocukların 4, 5, 6, 7 yaşlarında futbol eğitimlerine başlamaktan daha çok, her türlü hareket becerisini içeren etkinliklere ve bu etkinlikleri sağlayacak olan oyun parklarında zaman geçirmelerini sağlamak olmalıdır.

2 yaşına kadar süren “ilkel hareketler döneminden” sonraki süreç 3 yaşından itibaren içine girilen “temel hareketler dönemi”dir (Gallahue). 3 ila 7/8 yaşları 8 yaş ve sonraki süreçte başlaması gereken futbol eğitimi için birçok biyomotor özelliğin kazanıldığı ve spor hareketlerine ilişkin asıl temellerin atıldığı süreçtir.

Çocuklar 3 yaşından 7/8 yaşlarına kadar yaşam süreçlerinde pek koşmamış, saklambaç oynamamış, basit elim sende oyunları oynamamış, ipte veya bir ağaç dalında tutunarak sallanmamış, taş atmamış, top yuvarlamamış, naylon toplara tekme atmamış, topaç çevirmemiş, uçurtma uçurmamış, yüzmemiş, bisiklete binmemiş, ip atlamamış, sek sek oynamamış, tırmanmamış, yuvarlanmamış, düşüp kalkmamış bir hayat sürdürmüşlerse onları alıp, futbol eğitimlerine tabi tutmak, iyi birer futbol oyuncusu olmalarına yetmeyebilecektir.
Dahası bu yaş süreçlerinde yine onlara futbol eğitimi vermek onları 8 yaşlarından itibaren futbola hazır hale getirmeye yetmeyecektir.

Çünkü çocuklar 3 yaş ile 8 yaş arasındaki süreçte 8 yaş ve sonrasındaki futbol branşına ilişkin olarak “hazır olma” (hazır bulunuşluk) durumlarını sadece top oynayarak olması gerektiği düzeyde elde edemezler.

Kendi bedenini ve bedeninin bölümlerini kontrol etmeyi ve yönetmeyi, değişik durumlarda bedenini kullanmayı öğrenmemiş,
Alan, mesafe, yön, zaman, yan duyularını hareket halinde iken kullanarak geliştirememiş çocukları alıp futbolcu yapmaya kalkarsanız elinde "yetersiz" veya "yeteneksiz" diye yargıda bulunacağınız çocuklar bulursunuz.
Elbette futbol sadece futbol oynayarak öğrenilir.

Ama futboldan önce öğrenilmesi ve farkındalık oluşturulması gereken şey hareket yeterliliği ve hareket becerilerinin çok yönlü oluşmuş olmasıyla ilgilidir.

Futbol karmaşık hareket becerileri gelişimi ve yetkinliği üzerine inşa edilen “özelleşmiş hareket becerileri” çıktılarının futbola transfer süreci ile gerçekleştirilen bir oyundur.

Peki, bu yaşlar arasında çocuklar top oynamasınlar mı? Top ile buluşmasınlar mı?
Oynasınlar ve buluşsunlar elbette... Ama sadece top oynasınlar, futbol değil. Top ile buluşsunlar futbol ile değil...
Futbol, 7/8 yaşlarına kadar çocuklar için sadece ve sadece "nesne ile ilişkili hareket becerileri kapsamında" yer değiştirme hareketleri ve dengeleme hareketleri ile birlikte işin doğallığı ve bileşiminden oluşan "nesne ayak" temasını içerecek şekildeki faaliyetler bütünüdür.

Çocuklar iyi birer futbolcu olacaklarsa eğer, özellikle 4-8 yaş arasında çok yönlü hareket becerilerini ve kendilerini yönetebilmeyi sağlayan "OYUN PARKLARINDA" mutlaka zaman geçirmelidirler.

Oyun parkları dediğimiz şey ise, sadece kaydıraktan ve salıncaktan oluşan bir yer değil, karmaşık ve çok sayıda hareket becerisi gelişimi düşünülerek tasarlanmış, doğa ile bütünleşik araç ve gereçlerin konuşlandırıldığı oyun parklarıdır. İdeal oyun parkları her türlü ve her çeşit hareket uygulamasını içerecek şekilde tasarlanmış olalıdır.

Türkiye oyun alanları ve oyun parkları açısından olması gereken niteliğe ve niceliğe pek sahip bir ülke değildir. Eskinin oyun parkları, şimdinin oyun parklarından daha işlevseldir. Çünkü eskiden görece de olsa bazı oyun parklarında daha fazla araç ve gereç konuşlandırılmış durumdaydı. Dolayısıyla çocuklar araçların oluşturduğu nensek koşullar gereğince, kaymanın ve salıncakta sallanmanın dışında birçok hareketi yapabilecek durumlar ile karşılaşıyorlardı. Örneğin eskinden birçok oyun parkında tırmanma merdivenleri veya barları, denge sırası veya aletleri, dönme araçları, altından-üstünden, yanından değişik şekillerde geçebilme imkanı veren düzenekler ve tutunarak ve el değiştirerek mesafe kat edilen farklı barfiks türevi araçlar vardı. Muhtemelen güvenlik ve alan düzenlemeleri ama daha çok da kolaycılık ve para kazandıran bir sektör olması nedeniyle bu oyun parkı düzenlemeleri birden yok oldu ve bunların yerini plastik çocuk araçları ile sözde fitnes aletleri aldı.

Unutulmaması gereken şey, futbol oyunun “top ile ayak” ilişkisine dayalı becerilere dayalı bir oyun olduğu olsa da diğer tüm hareket becerilerini gerektiren ve bunlara dayalı bir oyun olduğudur. İşte diğer tüm hareket becerilerinin sihirli aleti ve aracı “oyun parkları”dır.

Çünkü oyun parklarında çocuklar öncelikle futbol için de gerekli olan “vücut yönetimlerini” öğrenirler. Vücut yönetimi, vücudu kontrol edebilmeyi gerektirir. Vücut kontrolünü en iyi sağlayan şey aletler ve vücut ilişkisidir. Bunun da en kolay ve en ideal eğitim alanları “oyun parklarıdır….

Futbol altyapı tesislerinde olması gereken eğitim alanlarından birisi de çok gelişmiş ve farklı aletler, araçlar ve materyaller ile zenginleştirilmiş oyun parkları olmalıdır.

15 Tem 2018

NASIL DÜZELİR?


Büyüklerimiz, yani bizler evde, sokakta, mahallede, iş yerlerinde neysek, ne yapıyor ve nasıl yaşıyorsak,

Çocuklarımız da evde, okulda, sokakta veya her nerede iseler aynı şekilde yapmaya ve yaşamaya çalışırlar... Biz yalan söylüyorsak onlar da yalan söylerler...

Büyükler nasıl futbol oynuyor, futbolu nasıl seviyor, futbol ile ilgili olarak nasıl konuşuyor, nasıl küfrediyor, nasıl bağırıyor veya ne yapıyorsa, çocuklar da futbol ile ilgili olarak aynı tutum ve davranış içine girerler.

Ne yapalım peki?
Nesilleri birbirinden soyutlayalım mı? Mümkün mü bu?
Elbette hayır.

Zaten bir toplumda ve ülkede yeni, doğru, dürüst ve ideal yeni bir nesil yetiştirmek diye bir şey yoktur.

Ne vardır?

Kurallar, ilkeler, yasalar, değerler ve olması gerekenlere topyekün karar vermek ve uymak vardır...

Buna toplumsal mutabakat da denilebilir.

Sporda ve futbolda topyekün karar verilen, topyekün karar verilmese de topyekün uyulması kararlaştırılan yasaları, ilkeleri, kuralları ve değerleri ayrıcalıksız hayata geçirmek demek yeni bir başlangıç demektir.

Biz yeni bir jenerasyon yetiştireceğiz ifadesi ve anlayışı yerine, biz yeni bir model ve anlayışla işe yeniden başlayacağız demek daha doğru ve olması gerekendir.

FUTBOL ALTYAPI EĞİTİMLERİNDE "EĞİTİM ANLAYIŞI SORUNU" ÜZERİNE



Futbol oyununun nasıl bir oyun olduğu, bu oyunun gerçekleştirilebilmesi için hangi davranışlara ve becerilere ihtiyaç duyulduğu ve oyun için diğer tüm özelliklerin neler olduğu bilinmektedir.

Bilinmeyen ya da bilindiği halde eksik ve yanlış uygulanan şey, futbol oyununa ilişkin teknik, taktik ve özellikle de bedensel gereklerin ve özelliklerin, altyapı denen küçük yaş gruplarına yönelik eğitim sürecinde nasıl verilmesi ve geliştirilmesi gereğidir.

Altyapı eğitimi demek, futbola ilişkin gereklerin ve özelliklerin bir an önce kazandırılmaya çalışılması değildir. Altyapı eğitimi futbol oyununa ilişkin gereklerin ve özelliklerin yaş gruplarına özgü yeniden düzenlenerek kazandırılmasıdır.

Altyapı sürecindeki futbol gerçek hayatın gerçek futbolu değildir ve olmamalıdır. Çünkü küçük yaşlardaki futbol görünümü, algısı ve uygulamaları, çocukların gerçekleştirebileceği, anlayabileceği ve tasarlayabileceği düzeyde bir futbol görünümü, algısı ve uygulamasıdır.

Büyüklerin gerçekleştirdikleri işleri çocuklara gerçekleştirmeye çalışmak eğitim değildir. Yalnızca eziyettir. Çocuklar büyüklerin yaptığı işi kendilerine göre dönüştürerek dramatize ederler. Ve burada beklenilmesi gereken şey ne beceri, ne de olması gereken bütünlüktür. Altyapı futbolu bütünsel bir anlamlılık çerçevesinde, sadece yaş düzeyine özgü bir rolü oynayabilme “işini” yapabiliyor olmadaki eylemlilik halidir.

Çocuklar büyüklerin küçültülmüş kopyaları olmadığına göre, çocukların gerçekleştirebildikleri işler de büyüklerin gerçekleştirdikleri işlerin küçültülmüş kopyaları olmamalıdır.

Futbol oyunu da küçültülmüş bir futbol oyunu olarak düşünmek ve tasarlamak ve ondan sonra da çocuklara eğitim uygulamaları olarak sunmaya çalışmak her açıdan sağlıksız bir eğitim uygulamasıdır.

Böylesi bir yaklaşımın yanlış bir eğitim anlayışı olması yanında, biyolojik ve psikolojik gelişim özellikleri açısından da zararlı bir yaklaşım olduğunu belirtmek gerek. Büyüklerin ve büyüklerin işlerinin kopya edildiği, bu yetmezmiş gibi bir de benzer ölçülerde beceri performanslarının beklendiği eğitim yaklaşımlarını “bütüncül”, “yapılandırmacı” yaklaşım olarak savunmak ve eğitimin “hayatilik” ilkesine uygunluğu olarak sunmak yanıltıcı ve zararlı bir yaklaşımdır.

Çocuklar kendi düzeyleri, gelişim özelliklerine göre düzenlenmiş ve dönüştürülmüş bir bütünselliği gerçekleştirebilirler ve dolayısı ile gerçekleştirebildikleri ölçüde yapılanabilirler. Hayatilik denilen eğitim ilkesi de, çocuğun gelecekteki hayatına ilişkin değil, gerçekleştirebildiklerinin bulunduğu yaş özelliği ile ilgili olarak hayata uygun olmasının sağlanması ile ilgilidir.

Futbolu çocuklara özgü yeniden düzenleyerek, çocukların da yeniden düzenlenmiş bu futbolu oynamalarını sağlamak (oynamaya çabalamaları değil!) gerçek bir futbol alt yapı eğitimi anlayışı demektir.

Çocuklar altyapı eğitiminde bir şeyi yapmaya çabalamalıdırlar. Ancak çabaladıkları şey asla başaramayacakları bir şey olmamalıdır. Çünkü o şey her ne ise onların yapmaya çalıştıklarında yapabilecekleri bir şey olmalıdır. Sonuç olarak gerçekleştirilemeyen hiçbir şey öğrenilemez. Bunun yanı sıra öğrenilmiş bir şeyi sürekli gerçekleştirmek de yaratıcı ve gelişimci bir eğitim anlayışı değildir.

O halde futbol altyapı eğitiminde büyüklere ilişkin hiçbir şeyi kopyalayıp çocuklara öğretmeye çalışmamak gerekir. Büyüklere ilişkin birçok şeyi ya da çocukların büyüdüklerinde onlara gerekli olan birçok şeyi onlara göre tekrar üretmek/kurgulamak ve gerçekleştirmelerini sağlamak gerekir.

Futbol oyununun sadece sahasını küçülmek futbol oyununu çocuklara özgü kılmak demek değildir. Ya da pas veya dribling tekniğini sadece küçük numara toplar ile yaptırmaya çalışma da çocuklara özgü bir teknik öğretim için yeterli değildir.
Çocukların oynayabildikleri basitlikte ve ilkel bir futbol oyunu ile onların söz konusu oyun için gereken basit ve teknik beceriden yoksun pas ve dripling davranışları oluşturmaya dönük yaklaşımlar altyapı eğitiminin olumlu örneklerindendir.

Ne öğreteceğinin veya nelerin öğrenileceğinin belli olduğu bir altyapı eğitiminde geriye kalan şey bunların ne zaman ve nasıl öğretileceği ve öğrenileceğidir. Yani altyapı eğitimi denilen eğitim süreci aslında tam olarak budur.

Altyapı eğitimine ilişkin “eğitim sorunlarının” yanı sıra altyapı eğitim sürecini çocuğun bir an önce “futbolcu” olabilmesi adına değerlendirilmesi gereken çalışmalar/antrenmanlar süreci olarak görmek ve eğitim uygulamalarını da buna göre şekillendirmeye çalışmak fevkalede ciddi bir sorundur.

Türkiye’deki altyapı eğitimi sorunlarımızın temel kaynağı budur.

Birçok futbolcu adayının geleceğe ilişkin gelişiminin önünü kapatan yüksek düzeyde teknik, taktik ve özellikle de kondisyonel çalışmalar, üzerine gidilmesi ve değiştirilmesi gereken eğitim uygulamaları sorunudur.

ALTYAPILAR VE YILDIZ OYUNCU YETİŞTİRMEK



ALTYAPILAR ÖZEL VE YILDIZ OYUNCU YETİŞTİRMEYİ DEĞİL, İYİ DÜZEYDE OYUNCU YETİŞTİRMEYİ AMAÇLAYAN SÜREÇLERDİR...

Altyapılar için durmaksızın vurguladığımız şey "özellikli oyuncu" yetiştirmek üzerinedir...

Yani, özel ve yıldız oyuncu yetiştirmek...

Peki, bu ne kadar doğru?

Altyapılar sadece yaş düzeylerinin gereğini yapan ve bir üst yaş grubuna geçiş yaparken hazır olmayı sağlayan iyi düzeyde oyuncular yetirmeyi amaçlayan eğitim süreçleridir.

Özel ve yıldız oyuncular yetiştirilmez kendileri bu iyi eğitim ortamında yetişirler.
Çünkü özel olmak ve yıldız olmak genetik ve bireysel çaba, farklılık ve üretkenlik ile ilgili bir durumdur.

Sonuç olarak tıpkı okullarda olduğu gibi... İlk ve ortaokullarda aynı eğitimi aldığını varsaydığımız çocukların bazıları Fen liselerine giderken, bazıları Anadolu liselerine bazıları da Meslek liselerine giderler.

Önemli olan belli bir düzeyde eğitim ve gelişim sağlayacak eğitim standardını yakalamaktır.

Altyapı eğitimleri ve kurumları "belli düzeyde eğitim standardını ve amacını" yakalamış kurumlar olmak zorundadırlar.

"BEN" Mİ? YOKSA "BİZ" Mİ?



Farkında mısınız?
Hepimiz "ben" diye konuşuyor, "ben" diye hareket ediyor ve "ben" diye yaşıyoruz...

Her birimiz hayatı "ben" diye görmeye, algılamaya ve yaşamaya başladık... Varsa yoksa "ben"...

Oysa yer yüzünde milyarlarca insan var her biri "ben" olan.

Herkes ya kendisinden veya bir başkasının yine kendisinden söz etmesini istiyor.
Herkes asıl özne ve asıl kişi olmak istiyor.

Böyle bir hayat mı olur?
Böyle bir iş mi olur?
Böyle bir mutluluk mu olur?

Onun içindir ki "ben" diyenlerin daha çok, "biz" diyenlerin daha az olduğu yapılar, toplumlar ve kültürler üretme ve gelişme konusunda pek başarılı olmazlar ve gerilerde kalırlar.

Çünkü "ben" tamamen kazanmaya, tek olmaya ve güçlü olmaya odaklı bir beyin yapılanması demektir.

Oysa kazanma, tek olma, güçlü olma odaklı bir yaşam hem verimsizlik hem de mutsuzluk nedenidir. Herkesin tek olması ve kazanması diye bir şey olur mu?

Konuyu elbette futbola ve altyapı eğitim süreçlerine getirmek ve bağlamak gerekecektir.

Altyapılar her çocuğun kendisini önemli ve değerli göreceği yerler olmalıdır... Ama altyapılar aynı zamanda her çocuğun diğerini kendisiyle bir bütünün farkı ve işlevsel bir parçası olarak görmeyi ve bu anlamda eşit olduklarını anladıkları yerler olmalıdır.

Altyapılar "ben" yerine "biz" demenin öğretildiği ve öğrenildiği yerlerdir. Çünkü "biz" demek bir bütünü oluşturan farklı ama aynı amaca yönelik oluşu fark etmek demektir. Futbol takımları ve futbol oyunu da zaten tam olarak bu değil midir?

Bir takımı "ben" diyen yıldızlar şampiyon yapmazlar. Takımları şampiyon yapan ve yapacak olan şey, bütünü yani takımı oluşturan parçaların yani oyuncuların gerektiği gibi işliyor olmaları yani oynamaları şampiyon yapar.

Ronaldo'nun Portekizi, Messinin Arjantini şampiyon yapması diye bir şey yoktur.
Portekizli ve Arjantinli tüm oyuncuların Ronaldo ve Messi ile birlikte şampiyon olmaları diye bir şey vardır.

"Ben"lerin "biz"e dönüşmesi demek kolektif bilinç ve kültür demektir.

Mutlu olmak ve gelişmek için "ben" değil "biz" olmaya ihtiyaç vardır.
"Ben" bir kişiyi geliştirir ve mutlu eder.
"Biz" herkesi geliştirir ve mutlu eder.

Altyapılar bireysel özelliklerin biz için kullanıldığı ve kullanılması koşullarının yaratıldığı ve bunun yaşatılarak öğretildiği eğitim süreçleri olmak zorundadır.

Rekabet öyle pis bir şeydir ki, bir bütünün parçaları arasında dahi farklılık ve ayrıcalık yaratma gibi sonuçlar doğurur.

Oysa geliştiren ve mutlu eden şey bir bütünün farklı şekillerde ve farklı özelliklerde birlikte işleyen aynı amaca yönelik parçaları olmaktır.

Futbol, işte bu felsefenin ve anlayışın en güzel oyun halidir...

Son günlerde tartışmaya açılan konulardan birisi de özel oyuncu mu uyumlu oyuncu mu? tartışmasıdır.

Bize göre ise özel oyuncuların da takım oyuncusu olabilmesinin sağlandığı bir futbol kültürüdür.

KAZANARAK GELİŞMEK Mİ? GELİŞEREK KAZANMAK MI?


Sporun her alanında ve futbolda geçerli ve tercih edilen iki yaklaşımdan birisi olan kazanarak gelişmek herkes için geçerli ve verimli bir eğitim süreci değildir.

Çünkü kazanarak gelişmek işin başında güçlü ve ayrıcalıklı olmayı gerektirir. Dolayısıyla kazanarak gelişmek "yetenekleri" ve "özellikleri" süreç içinde gelişecek ve ortaya çıkacak olanları olanları dışlayan acımasız bir eğitim yaklaşımıdır.

İşin daha kötüsü kazanarak gelişmeyi tercih eden anlayışlar ister istemez kazanmaya odaklandığı için kazanma adına gerekenleri ön plana alır ve çocuk ve gençlerde "güçlü" olmayı önemseyen bir yol izler.

Çünkü bilir ve görür ki çocuk ve gençlerde güçlüler kazanır.

Ama bu ilerleyen süreçte erken yaşlanmaya, erken uzmanlaşma yorgunluğuna, yaratıcılık fakirliğine, kaba ve hoyrat olmaya ve taktik zayıflığa yol açar. Bu yüzdendir ki, çocuk yaşlarda sürekli şampiyon sporcular ve takımlar çıkarmak ve yetiştirmek, ilerideki performans süreçlerine aynı oranda yansımamaktadır.

Gelişerek kazanmak yaklaşımı ise hem daha insani ve hem de daha verimlidir.

Gelişerek kazanmak yaklaşımı her şeyden önce çocuğa zaman tanımak ve çocuğun kendisini geliştirmenin yollarını araması ve keşfetmesi fırsatı tanımak demektir. Çocuk başkaları ile kendisini değil, kendisi ile kendisini kıyaslayarak kendini gelişiminin farkına varır. Bu çocuk için içsel bir devrim demektir.

Kendini çalışarak geliştireceğini düşünen ve bunu yaşayarak algılayan çocuk için her şey daha kolay ve daha iyi olacaktır.

Kazanmak her şey değildir.
Gelişmek her şeydir.

Kazanırken gelişememe olasılığı çok fazladır. Ama gelişerek kazanabilme olasılığı mutlaktır.

Doğal ve insana uygun olan şey gelişerek kazanmaktır. Çünkü burada kazanmak gelişmiş olmanın bir sonucu olacaktır.

Kazanmak ise gelişmiş olmanın bir sonucu olmayabilir...

TEMEL VE GELİŞİM ALTYAPI EĞİTİM SÜREÇLERİ FELSEFESİ VE ANLAYIŞI NE OLMALIDIR?


Altyapıların temel eğitim ve gelişim eğitimleri süreçlerinde
(8-9/10-12 ve 12-15 yaş) şampiyon takım, şampiyon futbolcu, kazanan takım, kazanan oyuncu yaratmak ve oluşturmak peşinde olunmaz....

Altyapıların belirtilen söz konusu eğitim süreçlerinde ve yaş dönemlerinde uğraştığı iş her neyse o işin gereklerini doğru çalışarak, kendini geliştirmeyi öğrenmeyi sağlamak peşinde olunur.

Çocuklar doğru ve amaca göre çalışarak iyi ve güzel şeyleri öğrenebileceklerini bu yaş ve eğitim süreçlerinde öğrenirler.

Kazanmayı biricik ve tek amaç olarak öğrenen çocuklar sadece kazanmak için gerekenleri öğrenmenin peşine düşerler.

Ama kazanmayı sağlayan o şeyler bir süre sonra onların hala kazanıyor olmaları için yetmeyecektir. Bu durumda yeni ve farklı şeylerin peşinde olmaları için çok geç kalınmış olma ihtimali yüksektir.

Onun içindir ki; Çocuklara 8 yaşından 15 yaşlarına kadar asıl öğretilmesi gereken ve onların asıl öğrenmeleri gereken şey futbola dair sürekli yeni farklı şeyleri öğrenmenin peşinde olmaları gerektiği ve bu şeyler her neyse bunları beceriye dönüştürmeleri gerektiği ve bunun bir yaşam biçimi olması gerektiğine dair olmalıdır.

Kazanmak için öğrenmeler değil, gelişmek için sürekli öğrenmeler üzerine inşa edilen altyapı eğitimleri, ideal altyapı eğitimi felsefesi ve anlayışı olmalıdır.

FUTBOL, TAKIM OYUNU VE MUTLULUK


Tek başına mutluluk olmaz...
Mutluluklar çok kişiliktir.

Tek başına alındığı sanılan galibiyetler ve zaferler mutlu kılmaz, sadece ayrı ve ayrıcalıklı kılar.

Ayrıcalıklı olmayı mutluluk sanmak yanlıştır.
O güç'tür.
Güç ise her zaman mutlu etmez...

Futbol yukarıda ifade edilenler ile paralellik (=koşutluk) kurulacak en iyi oyunlardan birisidir.

Özel, ve özellikli futbolcuların takımların galibiyete taşıdığı müsabakalar olabilir.

Ama zafere ve başarıya taşıdığı sezonlar olmaz. O sezonların tümünde herkesin bütünün bir parçası olarak emeği, katkısı ve stratejik önemi vardır.

Mutluluk çok kişiliktir. Tek kişilik olanı bencillik ve megalomanlıktır. Mutlu ettiği sanılır, oysa o ayrıcalıklı olma ve güçlü olmaya dayalı sadist bir duygulanım halidir.

Futbolda mutluluk takımlıktır.
Futbolun mutluluğu çok kişilik bir mutluluktur.

Bir futbolcunun öne çıkarılarak daha özel, daha güçlü ve daha ayrıcalıklı kılınmasının ardında yatan şey, bencillik ve piyasadır. Tüketim malzemesi olarak metalaştırılan futbol ve o futbolun metalaştırdığı futbolcu bu şekliyle servis edilerek "popüler kültür" ürünü futbol ve futbolcu üzerinden tüketici futbol seyircileri oluşturulur.

Çark böyle işler.

Oyunları bir kişi oynamaz.
Bir kişinin oynadığı oyunlar takım oyunları değildir.

Takım oyunlarında bir kişi her şeyi her zaman belirleyemez.
Takım oyunları takım olarak oynanır ve kazanılır.

Mutluluk da esasen ve doğal olarak çok kişiliktir.

Altyapı eğitim süreçlerinde özel ve özellikli oyuncu yetiştirmeyi amaçlarken ve savunurken unutmamamız gereken şey mutluluğun bir kişiyle ilgili olmadığını öğretmektir.

Bunu öğretmenin yolu ise asla nasihat değildir.
Bu duyguyu yaşaratak düşünceye dönüştürmektir.

Bunu yaşatmak ise;
"Ben varsan takım var" ortamları değil, "takım varsa ben varım" ortamları oluşturmaktır.

Oyunlar nasıl çok kişi ile oynanıyorsa, maçlar da çok kişi ile oynanıyor demektir.

Golü bir kişi atar, çünkü başka türlü olmaz. Ama o golün oluşması için herkes çalışır.

Çocuklara bir oyun eğitimi uygulamasında "hadi bakalım al bu topu ve savunma bölgesinden başlayarak golünü at ve bu oyunu bize kazandır" deyiniz?

O ne demek istediğinizi anlayacaktır...

ETKİLİ ANTRENÖRLÜK NEDİR?


Etkiden ve etkili olmaktan kasıt, hedef kitle olan çocuklar, gençler ve büyükler üzerinde yaratılan tetikleyici, oluşturucu, yansıtıcı değişimler yaratabilmektir.

Etkilemek kendine hayran bırakmak, kendini sevdirmek, kendine saygı duyulmasını sağlamak falan değildir. Bunları amaçlamak ise hiç değildir. Bunlar sonuçlara dair olası bazı yan etkilerdir.

Asıl etki ve etkilemek bir çocukta, gençte ve büyük üzerinde duygu, düşünce, davranış ve becerilerde olumlu değişim yani "gelişim" yaratmayı sağlamaktır.

Etkili olmak şampiyon sporcular ve takımlar çıkarmak değildir. Bunlar olsa olsa "başarılı" olmaktır.

Etkili olmak insan ve insanların hayatlarına renk katabilmek, farklılıklar yaratabilmek ve olumlu değişimlere neden olabilmektir.

Her yaşın etkili bir antrenörü ve etki biçimleri elbette değişir.

10 yaş çocuğu üzerinde etkili antrenör olabilmek ile, profesyonel bir takım oyuncusu üzerinde etkili antrenör olabilmenin gerekleri ve yeterlilikleri başkadır.

İşte bu yüzden diyoruz ki altyapı antrenörlüğü ile üst yapı antrenörlüğü mutlaka kesin çizgiler ile ayrılmalı ve altyapı antrenörlüğünün yeterlilikleri, statüleri ve yaşam koşulları belli bir düzeye çekilmeli ve daha cezbedici hale getirilmelidir.

Sonuç olarak
Etkili bir antrenörün , daha iyi bir antrenöre evrilmesi için kendi antrenörlüğü üzerinde düşünür. Nelerin iyi gittiğini ve bir dahaki sefere neleri farklı yapacağı üzerinde sürekli kafa yorar.

Hepimizin zaman zaman başarısız veya verimsiz eğitim uygulamaları olabilir. Bu bir başarısızlık değildir. Ancak üzerine kafa yormamak ve emek vermemek ile ilgili bir verimsizlik söz konusu ise durum değişir.

Etkili bir antrenörlük için her eğitim faaliyeti, uygulaması yeni bir fırsattır. Antrenörler olarak öğrenmeler ve kişisel gelişimler süreklidir, asla bitmez.

Etkili olmak, bir hayata gerçekten dokunmak demektir. Bunun için iyi olmak yetmez. İyi olmayı sürekli kılmak ve sürekli geliştirmek de gerekir.

29 Haz 2018

Teknik ve Taktik Becerilerin Altyapı Sürecindeki İfadesi

FUTBOLDA SAHA DİZİLİŞLERİ VE TAKTİK...


(ALTYAPI EĞİTİMLERİNİN ÜÇÜNCÜ EVRESİNDE TAKTİK ÖĞRETİM UYGULAMALARINDA ÇÖZÜMLENMESİ GEREKEN KONU)

Diyelim ki, 3:5:2, 4:2:3:1 veya 4:3:3
dizilişi ile oynuyorsunuz.

1. Oyunu kendi alanınızda kabul ediyorsanız,
veya
2. Oyunu rakip alanda oynuyorsanız,

yukarıdaki dizilişler ile oynuyor olmanızın hiç bir önemi yoktur...

Dolayısıyla takım taktiği denilen şey, öncelikle oyun taktiği demektir..

Oyun taktiği ve dolayısıyla takım taktiği,
İki esas, iki de yardımcı taktik üzerine inşa edilir....

Bunlar;

1. Savunma takım taktiği,
1.1 Savunmadan hücuma çıkışta takım taktiği,

2. Hücum takım taktiği,
2.1 Hücumdan savunmaya dönüşte takım taktiğidir.

Özetle genel savunma ve genel hücum ilkelerini bilmiyor ve temel taktik beceriler olarak uygulayamıyorsanız, saha dizilişleri amaçlanan oyun taktiği açısından çok anlamlı sonuçlar vermez.

OYUN KARAKTERİ VE TAKIM OLMA

OYUN KARAKTERİ İLE TAKIM OLMA DÜZEYİNİ BELİRLEYEN İKİ FAKTÖR

Müsabaka süresince;

1.Topa nasıl ve nerede sahip olunduğu ile
2. Topun nasıl ve nerede kaybedildiği bir takımın nasıl bir oyun oynadığını ve ve hangi düzeyde bir takım olduğunu gösteren iki önemli göstergedir.

Bu iki faktörü, ölçüt olarak koyup bir maçı gözlemlediğinizde, gözlemlemiş olduğunuz takımların takım olma düzeyleri ve oynadıkları oyun karakterleri ile ilgili ciddi bir bilgiye ve düşünceye sahip olmak mümkündür.

Altyapılarda "oyun karakteri ve takım olma" düzeyleri açısından verilen eğitimlerde gelişim altyapı sürecinin son aşamaları ile özellikle performans altyapı süreçlerinde üzerinde durulması gereken konulardır.

Ayrıca izlediğimiz müsabakaları bu iki ölçüt açısından gözlemlediğimizde kıta futbolları ile ülke futbollarını özellikle "ekol" bağlamında daha iyi değerlendirmek mümkündür.

KİŞİLİK, KİMLİK VE EKOL



FUTBOLDA ve OYUNDA "KİŞİLİKTEN KİMLİĞE, KİMLİKTEN EKOLE" TEZİ.....

İlk önce;
"Kişilikli Oyun" önce "Oyun Kişiliği"ne, Oyun Kişiliği de "Oyun Kimliği"ne evrilir..

Bu evriliş devam ederse veya edilmesi sağlanırsa,

"Oyun Kimlği", "Kişilikli Futbol"a,
"Kişilikli Futbol"da " "Futbol Kimliği"ne evrilerek her zaman her yerde değil ama son aşamada "ekol" aşaması ile sonlanır.

Şimdi bu evrilişi alt alta bir daha sıralayalım ki daha açık görülebilsin;

Kişilikli Oyun
Oyun Kişiliği
Oyun kimliği
Kişilikli Futbol
Futbol Kimliği
Ekol

"Futbol Oyunu" ve "Oyunun Futboluna" tüm coğrafyalarda bu şekliye evrilerek tezahür eder.. Edemiyorsa zaten bir yerlerde takılıp kalıyor demektir.

Kıtaları, ülkeleri ve coğrafyaları, futbolda geldikleri düzey açısından analiz ettiğimizde, kimlerin hangi aşamada takılı kaldığını açıkça görmek mümkündür...

Futbolda gelişmemişliğin nedeni yukarıdaki gelişim evrelerine başlamamış olmak veya bir evreye takılı kalmış olmakla açıklanabilir..

"PERFORMANS ALTYAPI DÖNEMİ (16-18 YAŞ) GENEL EĞİTİM İÇERİĞİ


Futbolun iki doğal taktiğidir;

1. Koşmak,
2. Topu koşturmak...

Topu koşturamıyorsanız daha çok koşmak zorundasınızdır.
Ama daha çok koşarken top ile oynamak hiç de kolay değildir.

Veye koşmuyor da topu koşturuyorsanız topun bir eysel ve sık şekilde yönetiminden vazgeçiyorsunuz demektir.

O halde ideal olanı;
Hem topu çok koşturmak, hem de çok koşmaktır.

Daha ideali ve mükemmel olanı ise;
Gereği kadar koşarken gereği kadar topu da koşturmaktır...

Artık tüm takımların müsabaka anında katettiği toplam süre neredeyse eşitlendi.
Ama tüm takımların pas sayısı, topa temas sayısı, topa sahip olmak sayısı eşitlenmedi...

Topa çok sahip olmak elbette hala çok önemli ama müsabakayı kazanmak için garanti bir yeterlilik değil...

Artık sahip olunan topun;

1. 3. bölgede ne kadar kaldığı,
2. 3. bölgeye kaç kez girip çıktığı,
3. 3. bölgede topun ne kadar mesafe katettiği müsabaka sonucunu belirleyen üç gösterge ve yeterliliktir.

İstisnalar dışında neredeyse sonucu garantileyen bu göstergeler bir takımın oyun yeterliliğidir.

ÇOCUKLAR VE ÖĞRENME= ÖĞRENMELER BÜYÜDÜKÇE DETAYLANIR


ÇOCUKLAR BÜYÜDÜKÇE ÖĞRENMELER DE DETAYLANARAK MÜKEMMELLEŞİR.

Çocuklar için öncelikle oyun vardır, pozisyon yoktur...
Yani bütün vardır.. Parça ve bölüm yoktur.
O bütün de ancak algılanabildiği kadarıyla bir bütündür.

Çocuklar büyümeye devam ettikçe oyun önce oyunun bölümlerine, sonra da bölümün içindeki pozisyonlara doğru detaylandırılmaya başlar.

Başka bir benzetmeyle;
Çocuklar önce otomobili görürler.
Otomobil önceleri sadece göründüğü kadarıyla tek bir bütünden ibarettir.
Direksiyon, tekerler sonradan algılanır ve anlaşılır.

Vites, fren, debriyaj ise gibi şeyler ise çok daha sonra.

Hele hele akü ise en son öğrenilen parçalardandır.

Şarj dinamosu ise hiç bir zaman algılanmaz ve öğrenilmez. Çünkü algılanması öğrenilmesi için bir gerekçe oluşmaz..

Çocuklar her şeyi bütünden parçaya doğru algılar, parçadan bütüne doğru da çözümlerler ve geliştirirler.

Futbol da böyledir.
Önce oyun vardır.
O oyun basit, sade ve topun peşinden koşulan bir uğraştır.

Sonra oyun için gerekenler detaylanır. O detaylar ise oyun için gerekenlerin ne olduğunun fark edilmesiyle başlar.

Fark etmek ise gerekeni yapmak veya yapamamak ile ilgilidir.

Bırakın çocuklar gerekeni kendileri önce yapamayarak fark etsinler, sonra da yaparak başarsınlar.

Gelişim doğası ve gelişimin doğası budur çünkü...

21 Haz 2018

FAZLA İLGİ HASTA YAPAR... FAZLA İLGİSİZLİKTE ÖYLE...

"Fazla ilgi çocuğu daha sağlıklı yapmaz; tam tersine onun gelişimini ters yönde etkiler.

Şöyle bir benzetme yapabiliriz: çocuğun yaşaması için besine ihtiyacı vardır, ama çocuğu fazla beslemek onu daha sağlıklı yapmaz, aksine sağlığında kalıcı zararlara yol açar.

Çocuğu ihtiyacı olan besinleri yeteri kadar vermek gerekir, aşırı beslemek çocuğu yiyeceğe bağımlı hale getirebilir" (Mühendis Beyinler, Haz 21, 2018).

Yukarıdaki ifadenin itiraz edilecek bir tarafı yok, öyle değil mi?

Eğitim de de durum benzerdir... Bir çocuktan sürekli daha fazlasın istemek için ona sürekli öğrenebileceğinden daha fazla bilgi, duygu ve hareket anlatmak, göstermek onu daha bilgili, daha duygulu ve daha hareketli ve becerikli yapmaz.

Çocuklara yeterince, anlayabilecekleri ve gerçekleştirebilecekleri düzeyde öğretim yapmak onların öğrenmeleri açısında en doğru olandır...

Elbette tam tersi de yanlıştır.
Çocuklar zamanla her şeyi öğrenir, bilir ve yapar diye düşünürsek, ortaya çıkacak olan sonuç, elbette öğrenir, bilir ve yapar.... Ama oldukça vasat düzeyde...

Yemeğin fazlası hasta yapar. Olmaması veya yeterince olmaması aç ve yetersiz yapar.

Eğitimin nicel olarak ve nitel olarak fazlası bunaltır, başarısız kılar.
Azı veya yokluğu, çaresiz kılar, vasat kılar..

Futbolda altyapı eğitimin en büyük iki sorunu;
1. Fazla eğitim, çok eğitim, yanlış eğitim, yaşa uygun olmayan eğitim ve
2. Eğitimsizlik, eğitime ulaşamama, eğitimde fırsat eşitsizliği ve farkına varamama gibi ilgisizlik, modelsizlik, sistemsizlik ve organizasyonsuzluktur.

12 Haz 2018

ANLAŞIL(A)MAMAK



İNSANLARIN EN BÜYÜK DUYGUSAL VE SOSYAL İHTİYACI "ANLAŞILMAKTIR"... ANLAŞILMAMAK İSE EN BÜYÜK DUYGUSAL VE SOSYAL SORUNDUR.

İnsanlar bebeklik dönemlerinde sadece güvende olmak hissi içindedirler. Anne kucağı ve kokusu bu hissin ve ihtiyacın giderilmesi açısından çok önemlidir.

Sonra gelişim bebeklikten çocukluğa doğru devam ettikçe buna ilaveten sevilmek ihtiyacı başlar. Çünkü sevilmek önemsenme duygusunun ihtiyacı demektir, sevilenler bu ihtiyacı gidermiş olurlar.

Biraz daha büyüyünce akıl ermeye, gönül dinlemeye başlayınca başka bir ihtiyaç ortaya çıkar. Değer görme ihtiyacı. Değer görmek insanın kendini anlamlı ve gerekli görmesi hissinin tatmin edilmesi demektir. Diğerleri gibi giderilmesi çok önemli duygusal ve sosyal ihtiyaçlardan birisidir. Çünkü sadece bedensel bir varlık olarak değil, tinsel olarak da farkındalık anlamına gelen bu his ve ihtiyaç aynı zamanda benlik ve kişilik temeli inşası demektir.

Ama dikkat ettiyseniz insanlar hayatlarının her döneminde ihtiyaç içinde oldukları şeyler ile ilgili hep bir "anlaşılmak" peşindedirler...

Çünkü yukarıdakilerin hepsi "anlaşılmış" olmanın farklı yaşlarda farklı şekillerde ortaya çıkış şekilleridir.

Anlaşılmış olmak demek anlaşılmak peşinde zaman ve emek harcayarak kendini heba etmek ve berbat hissetmemek demektir.

Anlaşılan insan, büyük ihtimal ile "anlayan" insan demektir.

Anlayan ve anlaşılan insanlardan çıkacak şey toplumsal üretim ve toplumsal uyumdur.

Bu ülkenin en büyük sorunu niçin "insan" sorunudur?
Çünkü anlaşılmayan insan aynı zamanda anlamayan insan demektir.

Anlaşılmayan ve anlamayan insanların bir arada yaşamak zorunda kaldığı toplumsal bir yaşam "toplumsal" değil zorunlu olarak bir araya getirilmiş güruh demektir.

Onun için evde, okulda, altyapılarda çocukları anlamak, onların anlaşılma ihtiyaçlarına cevap vermek zorundayız...

Yoksa onlar da biz büyükleri anlamazlar. Yalnızca mecburiyetten anlarmış gibi yaparlar.

Sporcularımızın çoğunun kişilik sorununun altında yatan şey geçmişlerinde yeterince anlaşılmamış olmalarıdır. Büyüdüklerinde ve şöhret olduklarında ise anlamamak onlar için geçmişten öç almak gibi bir şeydir.

FUTBOLDA ULUSLARARASI DÜZEYDE GELİŞMİŞLİĞİN ÖLÇÜTLERİ, GÖSTERGELERİ VE ALTYAPI


Bir ülkenin futboldaki gelişmişliğine ilişkin pek çok gösterge vardır..

En popüler ve en bilinen göstergeler o ülkenin milli takımlar düzeyinde büyük ve önemli organizasyonlardaki başarı düzeyidir.
Dört yılda bir yapılan Avrupa (ve diğer kıtalar) şampiyonası ve Dünya Kupası başarıları bu anlamda esas alınan göstergelerdir.

İkincisi ülkelerin kulüp takımları düzeyinde başta şampiyonlar ligi olmak üzere ağırlıklı kıtalar düzeyindeki büyük organizasyonlardaki başarı düzeyi ile bu organizasyonlara ülke olarak kaç takımla katılıyor olma oranıdır. Bu da gerçekten önemli göstergedir.

Bu ölçütler ve göstergeler elbette geçerliliği olan ve genel anlamda o ülkelerdeki futbol düzeyini işaret eden ölçütler göstergelerdir.

Hele hele bu tür önemli ve büyük organizasyonlarda ülkeler hem milli takımlar düzeyinde, hem de kulüpler düzeyinde başarı elde ediyorlar ve bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebiliyorlarsa, bu durum o ülkelerin futbolunun gelişmişlik düzeyi açısından fevkalede önemlidir.

Ama bu göstergeler ve ölçütler en son aşama için değerlendirilen gösterge ve ölçütlerdir.

Peki, bunu yaratan, bunu sağlayan, bunu sürdürülebilir kılan asıl iş ve asıl göstergeler ve ölçütler nelerdir?

İşte bu tamamen "Altyapı üstyapı / Üstyapı altyapı ilişkisi" ile ilgili gösterge ve ölçütlerdir.

Yani;

1. O ülkede futbol oynayan insanların genel nüfusa oranı esas ölçütlerden ve göstergelerden birisidir.

2. O ülkede futbola başlayan çocukların genel çocuk nüfusuna oranı ölçütü ve göstergesi.

3. O ülkede futbola ulaşabilme, futbol ile ilgili okul, kulüp ve federasyon ölçeğindeki organizasyonlarda yer alabilme imkanı ve fırsatının herkese sağlanmış olma yüksekliği ölçütü ve göstergesi.

4. O ülke kulüplerinin altyapılarındaki işleyiş ve amaç ilişkisinin sağlanmış olması ölçütü ve göstergesi.

5. O ülke kulüplerinin profesyonel takımlarında ve A takımında oynayan oyuncuların kaçının kendi altyapısından ve kendi ülkesinin altyapılarından yetişmiş ve oraya ulaşmış olduğu oran ölçütü ve göstergesi.

6. O ülkenin tüm kulüplerinin A takımlarında yer alan yabancı oyuncu sayısı ile yine o ülkenin başka ülkelerin kulüplerinin A takımlarında yer alan oyuncu sayısı oranı ilişkisi ölçütü ve göstergesi.

En başta belirtilen futbol gelişmişlik düzeyini gösteren göstergeyi yaratan ölçütler işte bu 6 ölçüt ve göstergedir.

Rusyada gerçekleşecek olan 2018 dünya kupası sonunda şampiyon olan takımdan itibaren aşağıya doğru sıralanacak olan tüm ülkeleri 6 madde ile verdiğimiz "altyapı-üstyapı/ üstyapı-altyapı" ilişkisine dair ölçütleri göstergeleri açısından incelediğimizde göreceğimiz şey;

Sıralamayı belirleyenin futbolda asıl gelişmişlik gösterge ve ölçütlerine ne derece uygun davranılıp davranılmadığı olacaktır.

5 Haz 2018

BAŞARISIZLIK GERÇEKTEN DE BİR FIRSAT MIDIR?


“Başarısızlık yeniden başlamak için bir fırsattır, en akıllıcası bu.” der Henry Ford....

Ama....

Eğitimde durum biraz farklıdır. Ya da hayat her zaman böyle cereyan etmez...

Pedagojik ve doğru eğitim için çocukların "başarısız" olmalarına neden olmak, yani onları başarısız olacakları sınavlara, uygulamalara, yarışmalara ve eforlara sokup, ondan sonra da onların daha başarılı olmaları için çalışacaklarını düşünmek büyük bir yanılgı ve büyük bir eğitim yanlışlığıdır.

Çocuklar elbette "başarısız" olabilecek durumlar ile karşılaşabilirler. Bu başka bir şey... Ama çocukları özellikle ve çoğu zaman başarısız durumlar ile karşılaştırmak başka bir şeydir..

Çocukları hayata hazırlamak için onları başarısız durumlar ile karşılaştırmak değil, emek harcayarak başarılı olabilecekleri durumlar ile karşılaştırmak gerekir.

Unutulmaması gereken ilke şudur;
Başarısızlık öğrenilmiş bir çaresizlik olduğu an çocuğun geleceği onun ellerinden alıp başkalarına çocuğu teslim ettiğimiz andır.

Buna karşın çocuklar çabaladıklarında ve doğru işler yaptıklarında başarabileceklerini anladıkları an asla "öğrenilmiş çaresizlik" yaşamazlar. Sadece daha fazla veya daha doğru ya da amaca yönelik çalışmaları gerektiğini çözerler...

Futbol altyapı eğitimleri çocuklara bu duyguyu ve bilinci öğreten ve davranışa dönüştüren "okullar" olmalıdır.

Sonuç olarak "Başarısızlığı yeni bir fırsat olarak değerlendirebilmek için, başarısızlığın yıkım olmaması gerekir.

Başarısızlığın yıkım olmaması, tam aksine yeni bir motivasyon olması için çok sık başarısızlık yaşamamak şarttır. Başarısızlık sık olarak yaşandığında ise önce olağanlaşmaya ve doğal karşılanmaya sonra da kişiliğin bir parçası olmaya başlar.

Arabesk kültürün eğitime ve spora yansıması da işte tam olarak budur... Çaresizliğe ve kadere ağıt, kin, öfke ve sürekli bir yansıtma hali ve yetersizlik sendromu ile saldırganlaşma veya tam tersi boyun eğme hali...

Başarısızlığın az yaşanması için yapılması gereken. çocukların gelişim düzeylerine ve özelliklerine uygun çalışmalar, dersler, eforlar, testler ve sınavlardır... Çocuk çabaladığında durumun değişebileceğini hissetmesini sağlayan tüm okul ve spor eğitimi uygulamaları doğru eğitim uygulamalardır.

Yeniden başlamak için aklı kullanmaktan vazgeçmemek gerektiğini öğretmek biz büyüklerin işi, görevi ve sorumluluğudur.

2 Haz 2018

TERLİYKEN SU İÇİLİR Mİ? İÇİLMELİ Mİ?



Cevabı hemen verelim; Terliyken su içilir. Terliyken su içilmelidir. Dahası mutlaka içilmesi sağlanmalıdır.

Küçük yaşlarda hepimize öğretilen ve ne yazık ki hala küçük yaşlardan itibaren öğretmeye ve öğrenmeye devam ettiğimiz yanlış bilgilerin başında "terliyken su içilmez" bilgisi gelir.

Oysa asıl terliyken su alınmalıdır. Çünkü terli olmak demek su kaybetmek demektir.

Bu nedenle terliyken kaybedilen suyun geri alınması, yani su içilmesi sağlık nedenlerine dayalı bir zorunluluktur.

Terliyken su içilmez bilgisi naif gibi görülen ana esasında sağlık sorunlarına neden olabilecek yanlış bir bilgidir. Terlemek demek su kaybetmek demek olduğundan ve kaybedilen suyun hemen yerine konulması gereğinden hareketle terliyken su içilmelidir. Terli halin geçmesini beklemek demek kaybedilen suyu hemen yerine koymamak demektir.

Suyu hemen yerine koyulmaması belli düzeylerde akut dehidratasyona (aşırı su kaybı) neden olmak anlamına gelmektedir. İlk anda vücuttaki metabolik faaliyetlerin zorlanması, ağırlaşma, ısınma ile kendini gösterir. Bunun nedeni ve sonraki aşamaları sıcaklığın artması, mineral yoğunlaşması, basınç yüksekliği ve ilerleyen ve tekrarlanan süreçlerde böbreklerde üre / kreatin yükselmesi şeklinde kendini gösteren sağaltım sorunları demektir.

O halde bir kez daha söylemek gerekirse; "Terliyken su içilir ve içilmesi sağlanır" demek durumundayız.
Terliyken içilmemesi gereken şey soğuk sudur. Soğuk su içilmemesi gereği ise vücut ısısı artmışken alınan suyun derecesi arasındaki farkın yaratacağı reaksiyon ve şok etkisidir. Bu daha çok ilk savunma düzeneği olan bademciklerin uyarılması ve haliyle boğazın şişmesi ile kendini gösterir.

Bademciklerin iltihaplanması ve uzun süreli enfeksiyonel durumun devam etmesi ise başka hastalıkları tetikleyebileceğinden istenmeyen bir sağaltım sorunu demektir. Özetle terliyken su içilmeli ve içilmesi sağlanmalı ama vücut ısı farkı ile suyun soğukluk farkı çok fazla olmayacak şekilde olmasına özen gösterilmelidir. Bu arada görece ve sağlık sorunu oluşturmayacak düzeyde soğuk suyun emilimi daha kolay ve daha rahat olduğunu da eklemekte fayda vardır.

Ayrıca su içme biçimi konusu su içmek kadar önemlidir. Bir defada içilen su miktarı 100cc'yi geçmemelidir. Bir batında alınan fazla su mide basıncı ve mide basınç düzeneğini bozar. Egzersiz, efor ve oyun sırasında ise suyun yudum, yudum azar azar alınması daha sağlıklıdır.

İçilecek sıvı konusu da çok önemli bir meseledir. Su kaybında yerine konması gereken öncelikle ve acil olarak saf sudur. Uzun süreli eforlarda ise enerji veren ve yorgunluktan dolayı istemsiz kas kasılmalarını (krampları) önleyen bazı mineraller ile takviye edilmiş sular, tercihen ve duruma göre önerilebilir.

Kimileri terlendiğinde fazlaca mineral kaybedildiğin düşünür. Oysa öncelikle ve sadece kaybedilen şey sudur. Bunun yol açacağı şey ise daha çok vücutta mineral yığılması/yoğunlaşması demektir. Bunu önlemenin yolu ise kaybedilen suyun yerine koyulmasıdır.

Mineral kaybı ise çok uzun eforlarda meydana gelir. Vücuttaki su ve elektrolit dengesi meselesinde öncelik suyundur. Acil yerine koyulması gereken sudur. Mineral kaybı veya dengesi iyi beslenildiği durumlarda ve normal eforlu sporlarda kolay kolay bozulmaz.

TOP VE ÇOCUK


BEBEKLİK ve ÇOCUKLUKTA "NESNELERE" OLAN İLGİNİN SEYRİ... FUTBOL AÇISINDAN "TEKNİK VE TAKTİK EĞİTİM ADINA" BURADAN ÇIKARILMASI GEREKEN SONUÇ...

Çocuklar 12 yaşlarına kadar daha çok NESNE ile ilgilidirler. Sadece nesneleri görürler..
Buradan çocuklar nesnelerden başka bir şey görmezler anlamı çıkarılmamalıdır.

Buradan çıkarılacak anlam, çocukların nesnelerin hareketinden, amacından ve işlevinden çok nesnenin kendisine yönelik ilginin daha önem taşıdığıdır.
Bu bağlamda bir nesne olan top, topun farklı kullanım şekillerinden çok daha öncelikli önemlidir.

O yüzdendir ki, çocuklar için varsa yoksa toptur.
Top varsa oyun vardır. Top yoksa oyun yoktur.

Burada "görme" meselesinden kasıt dikkat, ilgi ve ihtiyaç bağlamında bir görmedir.

Çocuklar eğer bir oyunda top varsa veya bir top oyunu içindeyseler tüm ilgileri, dikkatleri ve ihtiyaçları doğrudan toptur. Ona dokunmak, sahip olmak ve bir şekilde ona yakın olmaktır.

Topu görme (topa odaklanma) yani nesnelere karşı görme ve odaklanma 1 yaşlarından itibaren başlar.

Ama hareket etme süreciyle birlikte bu odaklanma ve ilgi anlamlı bir hal almaya başlar.

Ve bu süreç 2-3 yaşlarından, 12 yaşlarına kadar hep bu şekilde devam eden bir süreçtir.

3 yaşlarından ise hareket eden top ve topun hareket etmesi daha ilgi çekici bir hal almaya başlar. Çünkü topu izleyebilme yeterliliği devreye girrmeye başlamıştır.

Bunun anlamı topu yakalama, yakalamak için hareket etme demektir.

Top ile beraber, topu takip etmeden dolayı devreye alanı görme özelliği girer. Alanı görme 3 yaşlarından itibaren başlasa da pek bir anlam ifade etmez. Çünkü alan toptan daha önemli, daha değerli ve daha gerekli değildir çocuk için...

Alan farkındalığı söz konusu değildir. Alan sadece topun hareket ettiği yerden ibarettir.
12 yaşlarına kadar alanı görme, alanın farkına varma yani mekan algısı topu görmeye, top algısına eklenerek ama azar azar gelişerek devam eder.

Özetle çocuk 12 yaşlarına kadar alan, bölge saha için oyun oynamaz. Top için oynar, topa göre oynar ve top ile oynar...

Bu çocuk olmanın ve gelişim düzeyinin bir özelliği olduğu kadar gereğidir de...

Dememiz o ki;

Çocuklar çocukluk süreçlerinin neredeyse tamamında sadece ve çoğunlukla topu görüyor ve topa odaklanıyorlarken bu fırsatı iyi değerlendirmek en doğru, en doğal ve en bilimsel eğitim yaklaşımıdır.

Çocuklar alanı görmeye başlamadan, alan farkındalığı oluşmadan verilecek taktik eğitimlerin çoğu boşa harcanmış emek ve top ile ilişkili hareket becerileri gelişimi açısından kaçırılmış zaman fırsatları demektir.

Özetin özeti benzetmeler ile şu şekilde ifade edilebilir.
Çocuklar kuşa bakarlar kuşun uçuşuna değil.
Uçuşa bakmaya başladıklarından itibaren başka şeyleri de düşünmeye başlamışlar demektir.

Çocuklar arıya bakarlar arının bal yapışına değil, Bal yapmaya bakmak için bal yapmanın ne demek olduğunu anlamaya başladıkları andır.

Ve çocuklar topa bakarlar, topun hareketlerine değil,
Topun hareketleri ile kendi hareketleri arasında bağ kurma başladığında başka işler yapma imkanı ve ihtiyacı da başlar.

Taktik dediğimiz şey "oyun stratejisi" yani oyunu planlanan şekilde ve belirlenen şekilde oynamak demektir. Bunun için topsuz oyun ve top ile oyunun belirlenen hareket formasyonlarına göre oynanması gerekir.
Dolayısıyla çocuğun sadece topa değil, artık kendisine, alana, bölgeye, rakibe ve takım arkadaşına da bakması, görmesi ve daklanabilmesi gerekir..

9 yaşına kadar taktik adı altında çocukları toptan uzaklaştırmamak gerekir..
10-12 yaşlarında ise taktik adı altında çocukların top ile ilgili hareket becerileri ve yaratıcılık özelliklerine ket vurmamak gerekir..

Taktik dediğimiz şeyi çocuğa uydurmalıyız... Çocuğu taktiğe değil..

Kulüp ve takım oyun formatı ve taktik formasyonu 12 yaşından sonra başlayan bir eğitimdir.. Daha önce değil....

EĞİTİMDE "ÖĞRETEN-ÖĞRENEN" İLİŞKİSİ ÜZERİNE....

ÖĞRETEN İÇİN TEMEL İLKE NE OLMALIDIR?

Çocuklara ve gençlere sürekli "şöyle yap", "böyle yap" diyerek, çocuk ve gençlerden o an için yaptıkları her neyse onu söylendiği gibi "doğru" şekilde yapmalarını istiyoruz...

Özellikle sahada ve çoğunlukla da uygulama anında, çocuk ve gençlerden sürekli nasıl hareket etmeleri gerektiğini söyleyerek, onlardan söylediğimiz şekilde hareketleri gerçekleştirmelerini istiyoruz.

Bu sadece futbola has bir durum değil..
Okullarda da durum böyle.

Eğitimimizin öğreten-öğrenen ilişkisinde "öğreten faktörü"nün rolü bu.
Bu rol yanlış veya eksik bir rol...

Gelişmiş eğitim sistemlerinde, öğretimin olduğu her alanda öğretenin rolü bu değildir. Öğreten yapılacak şeyi ve nasıl yapılacağını gösteren ve söyleyen demek değildir. Bu işin sadece küçük bir parçasıdır. Asıl iş ve rol başkadır.

Öğreten eğer sürekli ve sadece ne yapılması ve nasıl yapılmasını dikte ediyor ve öğretim işini böyle gerçekleştiriyorsa ÖĞRENEN DE İSTENİLEN HER NEYSE ONU İSTENİLDİĞİ ŞEKİLDE YAPMAYA ÇALIŞMAKTADIR... Bu durumda öğrenen öğretenin bir aracı durumunda veya konumunda olmaktadır.

Çünkü öğretim "sadece kendinde olanı ve kendisi gibi olanı" ortaya çıkarma işi olmaktadır.

Oysa eğitim öğrenenin özelliklerini ortaya çıkarma işidir. İşte bu öğretenin öğretim becerileri ile ilgili donanım ve yeterliliği ile ilgili mesleki bir özelliktir.

Bu öğretenin (öğretmen veya antrenör) öğrenene göre davranması, onun duygu, düşünce ve yaratıcılık özelliklerini tetiklemesi, bu anlamda eğitim ortamlarını ve koşullarını sürekli değiştirerek, onun kendisini en iyi şekilde ifade etmesini sağlayacak fırsatlar yaratması eğitimin doğru ve amaçlı bir iş olduğunu gösterir.

Buraya kadar söylenenlerde şu sonuç çıkarılmalıdır;
Öğreten önemlidir.

Öğreten, öğretilecek olan ne varsa, bunlara çocuğun ve gencin ulaşmasını sağlamalıdır. Al bunu yap, böyle yap demek öğreticilik değildir.

Öğretici (öğretmen ve antrenör), Öğrenmeyi (öğrenci ve sporcuda);

1. Problemler yaratarak ve o problemleri çözmelerini isteyerek sağlamalıdır.

2. İp uçları vererek, sonuca ulaşmalarını isteyerek sağlanmalıdır.

3. Alanı değişikliği yaratarak öğrenmeyi sağlamalıdır.

4. Araç değişikliği sağlayarak öğrenmeyi sağlamalıdır.

5. Koşu ve kural değişikliği sağlayarak öğrenmeyi sağlamalıdır.

6. Takım, grup sayısı veya niteliğini / sayısını değiştirerek öğrenmeyi sağlamalıdır.

7. V.b.

Özetle çocuğa balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretemediğimiz veya öğrenmesini sağlayamadığımız sürece, yeni durumlara ve koşullara uyum sağlayamayan ve kendini sürekli geliştirme isteği, gerekliliği hissi, düşüncesi ve değerleri olmayan kişiler yetiştiriyoruz demektir.

Yani öğretim var ama öğrenme yok demektir.

REDDEDİLMESİ GEREKEN İKİ TÜR EĞİTİM FELSEFESİ

Eğitim elbette iyidir.

Ama bu aldığınız eğitimin niteliği ve amacı doğrultusundaki içeriği ile ilgili bir şeydir.

Okulsuz eğitim olsun, okullu eğitim olsun hiç fark etmez, eğer alınan ve verilen eğitim aşağıdaki iki maddeyi içermiyorsa yararsız ve hatta zararlı bir eğitimdir.

1. Eğitim üretim içindir. Dolayısıyla buna uymayan eğitim reddedilmelidir.

Eğer alınan ve verilen eğitim üretimi arttırmıyor veya üretim kalitesini olumlu yönde değiştirmiyorsa yararsız demektir.

2. Eğitim tüm doğa ve tüm canlılar içindir. Doğaya, insana ve diğer canlılara iyilik ve güzellik sağlamıyorsa reddedilmelidir.

Eğer alınan ve verilen eğitim tüm canlılara ve doğaya egemen olmak ve hükmetmek amacı taşıyorsa, bu anlayış üzerine inşa edilmişse o eğitim almamak, almaktan daha iyidir. Çünkü bu tür bir eğitim zararlıdır.

Özetle her eğitim iyidir diyemeyiz.
Eğitim kötüsü de vardır.

Kötü eğitim başka bir şey, eğitimin kötüsü başka bir şeydir.
Kötü eğitimi düzeltebiliriz. Kötülük üzerine inşa edilmiş eğitimi düzeltemeyiz.

Kötülük eğitimi reddedilmelidir. Bu futbolda da böyledir.
Çünkü genel felsefi bir yaklaşımdır ve pek ala futbola göre de düşünülerek, uyarlanarak gereken tavır alınmalıdır.

ALTYAPI VE INİESTA


Böyle futbolculara ülke ve toplum olarak sahip olmak ne onur verici bir şey...

Düzgün, duygusal, romantik, sevecen, narin, işini iyi yapan, kompleksiz ve hayatı iyi kavrayan.. Her haliyle ticari futbol çölünde açan güzel bir çiçek gibi... Her haliye ideal bir "insan"...

Ineasta 20 mayıs akşamı oynadığı son lig maçı ile, tam 16 yıl önce A takım ile ilk kez müsabakaya çıkmış olduğu Nou Camp stadına veda etti..

Ama aslına bakarsanız bir türlü edemedi...

Herkes gitti... O kaldı.... Nou Capm'ta tek başına... Yürüdü, oturdu, ağladı, ayakkabıllarını çıkardı.... Yalınayak yürüdü.... Ve hesaplaştı... Muhtemelen bu hesaplaşmada alacak ve verecek çıkmadı ama bir ömrün neredeyse üçte birinin muhasebesi çıktı..

Velhasıl Iniesta iki saati bulan "yalnızlığın vedasında" stattan ayrılmadı... Daha doğrusu ayrılamadı...

Bu bir bütünden kendini koparma halidir. Daha ufak bir bütün olabilmek sancısı gibi bir şey bu.... Bir nevi bölünmenin yok olurken başka bir var oluşa tekamül edişidir bu...

Ama bu bölünme bir aşk bölünmesi.... Aşklar kolay bitmez. Biterken can yakar, iç kavurur..Ama yeni aşklar doğurur...

Çünkü en güzel aşklar tutsak almayan ve tutsak etmeyen aşklardır.

Iniesta için haftalardır boşuna söylenmedi bu kadar söz ve boşuna yazılmadı bu kadar cümle..

Çünkü İniesta, futbolun efendi ve sanatçı ruhlu virtiözü olduğu kadar duygusal bağlılığın en tipik örneklerinden birisi olan bir futbolcuydu...

Üstelik en iyi olup, en iyi ikinci olmayı seçen futbolcuydu... Çoğu kişinin pek yapamadığı...

Bir kulübe ve bir takıma bağlılık ancak kültürel anlamda bazı birliktelikler ile beraber gelişir. Bu acıda, tasada, sevinçte, zaferde paylaşmak ile ilgili bir kültürdür...

Mesele galiba biraz da bu... Iniesta sadece bir futbolcudan öte, o kültürün de iyi, güzel ve özel bir insanı...

ÇOCUKLAR NEDEN "MAÇ YAPALIM" DER?

ÇOCUKLAR, OYUN, YARIŞMA ÜZERİNE VE ÇOCUKLARDA "MAÇ YAPMA" İSTEĞİNİN ANLAMI...


Çocuklar yarışmak için oyun oynamazlar.
(Çocuklar yarışmak ve kazanmak için "maç" yapmazlar)...

Çocuklar oyun oynarken yarışırlar ve oyunun sonunda da ya kazanmış, ya kaybetmiş ya da berabere bitirirler.
İşte sözünü ettiğimiz şey buradaki kazanmış veya kaybetmiş olma asla oyun oynamış olmanın zevk ve tatmin olmuş olma duygunun önüne geçmez..

Bu söylediklerimiz çocukların doğal ve kendi kendilerine oynamış oldukları oyunlar/maçlar ile ilgili yaşanan düşünce ve duygulardır.

Ama ne yazık ki, şimdi böyle değil...
Şimdi oyunun ve maçın ön şartları ve ön amaçları var.
Dikte ettirilen şeyler var.
Kazanmak.. Kazanmak için oynamak ve dolayısıyla "müsabaka" denilen şey var...

Çocukların "hadi maç yapalım" demesini özledik.
Oysa çocuklar "hadi maç yapalım" derlerken bir ihtiyacı ifade ederler.
Bu ihtiyaç eğlenme ihtiyacıdır.
Oyun oynayarak eğlenme isteğidir.
İşte o "hadi maç yapalım" ifadesindeki maçta yarışma ve kazanma amacı değil, oyun oynama amacı ve isteği asla ihmal edilmemeli ve unutulmamalıdır.

Bakınız çocuk gelişimi açısından 10 yaşına kadar %100 oranında, 10-12 yaşlarında ise yine oldukça büyük ölçüde çocuklar yarışmak ve kazanmak için oyun oynamak peşinde değillerdir.
Onlar oyun ve kendilerini ifade etmek peşindedirler.

Kısaca tekrar ifade etmek gerekirse;
Çocuklar yarışmak için oynamazlar. Oynarken yarışırlar.. Bu yarış oyunun önüne geçmez... Sadece oyunu daha eğlenceli ve daha ciddi kılar...

ALTYAPIYI ÜSTYAPI BELİRLER

NİTELİK ÖNEMLİDİR... NİTELİĞİ SAĞLAMAK ULUSAL ve TOPLUMSAL BİR MESELEDİR

1. Üstyapılarınız nasılsa ve neyse altyapılarınız da öyledir...

2. Üstyapılarınız oyun olarak, teknik adamlar olarak ve oyuncular olarak altyapılarınızın rol modelleridirler..
Bunu değiştiremezsiniz…

3. Futbolda elbette futbolun içinden gelenler olacaktır… Bu Avrupa’da da böyledir... Başka yerlerde de böyledir...

Ama futbolun içinden gelenler de kendilerini evrensel ihtiyaçlara ve koşullara göre, çağın gereklerine göre hem kişilik olarak, hem davranış olarak, hem alan bilgisi olarak, hem entellektüel birikim olarak geliştirmek, değiştirmek ve gerekirse dönüştürmek zorundadırlar...

Aksi halde futbolun yüzü, çehresi ve niteliğini değiştirmek asla mümkün olamayacaktır...

Bunun çözümü aslında bellidir.
Oyunculuk ve sonraki süreçte kimlik, kişilik ve tutum ve davranışlar konusunda uluslararası boyutta ve yapıda duruşu ve yaşantısı olan kişilere fırsat ve imkan tanıyarak....

Siyaseti, adam kayırmayı, ikili ilişkileri ve "hamili kartvizit" uygulamalarına son vererek, araştırmacı, öğrenmeye ve gelişmeye açık, konuşmasını, yazmasını bilen futbol insanlarının önlerinin açılmasıyla mümkündür...

Dolayısıyla bunun çözümü bir memleket meselesidir.

Ulusal bir spor ve furbol politikası belirlemeden, belirlenen bu politikayı siyasete bulaştırmadan, her şeyi olması gerektiği gibi yürütmeyi sağlamadan Türkiye sporu ve futbolu olması gerektiği yerde olamayacaktır...

18 May 2018

ANTRENÖRLÜK MESLEĞİ YAPILANMASI VE ANTRENÖR YETERLİLİKLERİ MESELESİ


(1)

Yeterlilik bir iş alanında, o iş alanına yönelik mesleki yapılanmalara ilişkin o mesleğin gereklerini gerçekleştirebilmek için sahip olunması gereken tüm özelliklere sahip olmaktır.

Peki, Antrenörlük nedir?
Spor alanına ilişkin, eğitim ve spor iş alanı ile ilgili bir meslektir.

Bu durumda "yeterlilik" kavramı "mesleki bir yeterlilik" halini almakta ve o mesleğin gereklerine yerine getirebilecek tüm özelliklere sahip olmayı ifade etmektedir.

Antrenörlük mesleğinin de amaçları ve işlevleri bakımından ayrıldığı veya ayrılması gerektiği durumlar vardır.

Antrenörlük bir spor dalına özgü mesleki bir alan olmaktan çoktan çıkmıştır.

Artık cimnastik, atletizm veya futbol antrenörü gibi mesleki sıfatları yetersiz ve tam isabetli sıfatlar değildir.

Dolayısıyla antrenörlük mesleğinin amaçları ve işlevleri bakımından sadece a, b, c veya 1. 2. 3. seviye diye kategorize edilmesi en büyük sorunlardan birisidir.

Antrenörlük mesleği amaç ve işlevsellik açısından tüm spor branşlarına yönelik "yetiştiricilik", "geliştiricilik" ve yarıştırıcılık" bakış açılarıyla inşa edilmesi ve sıfatlandırılarak alt meslek dalları haline getirilmesi zorunluluğu fevkalade önemlidir.

Ancak bundan sonra yeterlilik denilen bir mesleği yapabilecek gereklere ve özelliklere sahip olma meselesi netleşebilir, ölçütlendirilebilir ve değerlendirilebilir hale gelecektir.

Genel yeterlilik bambaşka bir şeydir. O olmazsa olmazdır.

Ama mesleki yeterlilik anlamında asıl iş ve olması gereken özel yeterliliktir.

Ama bunun için "antrenörlük" mesleğini amaca ve işlevselliğe göre ayırmak, kategorize etmek ve gerçek birer mesleki uzmanlık halinde tescil etmek zorunluluğu şarttır.

Aksi halde çocuklar üzerinde kendini kanıtlamaya çalışarak başka amaçlar peşinde koşan antrenörler için değil belki ama çocuklar için mesele büyüktür...

(2)
Yukarıda "yeterlilik ve iş alanı, meslek alanı ve meslek alanı olan antrenörlük" ilişkisine giriş yaparak "antrenörlüğün de tüm meslek alanları gibi bir "yeterlilik" meslek alanı olması gereğini ve vurgusunu yapmıştık.

Spor alanı (yani iş alanı), buna bağlı olarak gelişen meslek alanları yani antrenörlük mesleği önce spor çeşitlerini sonra da o spor çeşitlerine ilişkin antrenörlük meslek alanlarını ortaya çıkarmaktadır.

Spor alanları sürekli büyür gelişir ve detaylanırken ona bağlı iş alanları sürekli gelişir, büyür ve detaylanır.

Dolayısıyla artık "spor eğitimcisi" diye bir iş ve meslek alanı çok geniş çerçeveli bir alan olmuş, yeterliliği açısından içinden çıkılamaz bir alan ve meslek halini almış bulunmaktadır.

Beden eğitimi alanı ve mesleği bu anlamda en temel iş ve meslek alanı olarak durmaktadır.

Ülkemizde yerleşmemiş ve yok ama beden eğitim içinde konumlandırılmış olan "hareket eğitimi iş alanı ile hareket ve oyun eğitimcisi" beden eğitim alanının önceli olarak var olması gereken bir alan ve bir meslek grubu olmalıdır.

Diğerleri malum,
Sağlık alanı ve fitnes ile ilgili alanlar ve meslek grupları,
Bunun içinde görülen ama kendine özgü iş alan ve meslek alanı olan Dans ve türevleri alanı...
Bunlar daha çoğaltılabilir.

Biz esas konumuza dönelim.
Spor iş alanı oradan futbol iş alanı ve meslek alanına geçelim.
Futbol bir iş alanı olarak doğrudur ama tek bir meslek alanı olarak artık çok geniş bir alandır.

"Futbol antrenörü" diye bir meslek yeterlilikleri açısından bakıldığında altından kalkılamayacak kadar çok ve geniş bir hal almıştır.

Dolayısıyla zaten kondisyon antrenörü, kaleci antrenörü, teknik direktörü, istatistikçisi, analizcisi, araştırmacısı, yetenek tarayıcısı, psikoloğu, sosyoloğu, diyetisyeni, yöneticisi, koordinatörü gibi alt iş ve meslek alanları oluşturulmuş durumdadır.

Artık gelmek istediğimiz yere gelebiliriz.
Bunlardan her biri birer meslek ise ki öyledir, bu mesleklerin uzmanı olabilmek için o mesleğin gerekleri olan
-kişilik ile ilgili,
-beden ile ilgili,
-bedensel özellikleri ile ilgili,
-alan bilgisi ile ilgili,
-alan becerisi ile ilgili,
-alan öğretimi ile ilgili,
-alan değerlendirmesi ile ilgili,
-alan planlama, programlama ile ilgili
"YETERLİLİKLERE" sahip olunması gerekir.
Peki, nasıl anlayacağız bu yeterliliklere sahip olunup olunmadığını?

İşte bunun tek göstergesi de söz konusu yeterliliklere ilişkin "yeterlilik çıktıları"dır.

Yeterlilik çıktıları standartlaştırılmış, normlaştırılmış pratik ölçme ve değerlendirmelerdir.

Bir kişi antrenör olduğu meslek alanındaki bütün yeterlilik çıktılarını ortaya koymak, somutlamak ve göstermek zorundadır.

İşte bu nedenle "futbol antrenörlüğünü" mutlaka ama mutlaka önce altyapı antrenörlüğü ve üstyapı antrenörlüğü diye sınıflandırmak (payelendirmek değil) adını koymak ve ona göre yeterlilik göstergeleri hazırlamak için gereklidir.

Ama yetmez...

Altyapı antrenörlük mesleğini de yine kendi içinde mutlaka sınıflandırmak gerekir.

Çünkü mesleki yeterliliğin kimlere yönelik olarak, neye ilişkin olarak düzenlenmesi gerekir.

Bu anlamda bir altyapı antrenörünün 8 yaşından 18 yaşına kadar 10 yıllık gelişim ve eğitim psikolojisi yeterliliklerine vakıf olması şekil olarak kolay ama pratik olarak zor ve verimsizdir.

Bu bağlamda altyapıları;
1. Futbol Altyapı Temel Eğitim Antrenörlüğü ve Yeterlilikleri,
2. Futbol Altyapı Gelişim Eğitim Antrenörlüğü ve Yeterlilikleri,
3. Futbol Altyapı Performans Antrenörlüğü ve Yeterlilikleri
Olarak belirlemek ve hazırlamak ve bu yeterliliklere her anlamda vakıf olmak ve ilgili yeterlilik çıkıtlarını sergilemek bir altyapı futbol antrenörü için "gerçek bir altyapı antrenörü" meslek kimliği edinimi ve işlevsel mesleki kimlik anlamına gelecektir.

Böylesi bir modelde "mesleki yeterlilik" meselesi daha kolay halledilir durumdadır.
Futbol Altyapı Temel Eğitim Dönemi Mesleki yeterlilikleri sadece 8-12 yaş çocuklarını ilgilendiren bir uzmanlık olacaktır.

Bir antrenörün 8-12 yaş çocukları ile ilgili "Gelişim psikolojisi-Futbol Eğitimi" açısından sahip olacağı tüm yeterliliklere sahip olma hem kolay, hem sağlıklı ve hemse verimlilik açısından muhteşem olacaktır.

OYUN ALANLARININ YAPISI VE UYARAN İLİŞKİSİ

Oyun alanlarındaki, kazaya sebep olma olasılığı olan nesnelerin kaldırılmasına yönelik eğilim, diğer bir açıdan bakıldığında çocukların sab...